![]() |
Aşk ve Korku Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde, Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu sever de... Necip Fazıl Kısakürek |
Dokuz ay karnımda taşıdığım Doğduğunda göz yaşlarımı tutamadığım Sanki cennet kokusu doldu kucağım Söz vermiştim sana hep yanında olacağım Beş yaşından sonra sevip okşayamadığım Ayrılığın acısını içime sığdıramadığım Anneliğin has duygusunu tattıramadığım Çaresizlik içinde hazmedemiyorum İçime düşen kor ateş misali kül olup uçuyorum Sensizliği derinlere gömüp sessizce ağlıyorum Kimseler duymasın diye bağıramıyorum Çaresizlik içinde yanıyorum Ben sensiz yaşar gibiyim ama yaşamıyorum Sen olmadan nefes dahi alamıyorum Anılarda kalmanı istemiyorum Çaresizlik içinde tıkanıyorum Çaresizlik oldu çarem, ben sensiz neylerim Atmaz olur yüreğim, buz tutar ellerim Hep seni arar yaşlı gözlerim Çaresizlik içinde kaldı düşlerim |
Ne Diye Aratırsın NE DİYE ARATIRSIN Hazan bahçelerine, tövbe ettim girmeye, Hep ağlatırsın beni, hasret kaldım gülmeye, Değiştin anladım de, anlamıyorum niye, Hicranları yaşatıp, günümü karartırsın, Geçen acı günleri, ne diye aratırsın. Hava karardı yine, güneşi görmüyorum, İstemiyorsan tövbe, bağina girmiyorum, Zından ettin dünyâmı, nerdeyim bilmiyorum, Bir gün yine gönlüne eğlence yaratırsın, Geçen acı günleri, ne diye aratırsın. Artık gücüm kalmadı, gönül macerasına, Bir merhem bulamadım, bu sevda yarasına, Ne gün, ne mehtap doğar, bahtımın karasına, Hayatımı al derim, sev diye diretirsin, Geçen acı günleri, ne diye aratırsın. Viran oldu bağlarım, çiçeklerim soluyor, Ağlamaktan yaş bitti, gözlerim kan doluyor, Öyle bir hale düştüm, kuşlar bile gülüyor, Sanmıştı, gülüşünle buzları eritirsin, Geçen acı günleri, ne diye aratırsın. |
Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları 1 Senin adını kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım. Malum ya, bulunduğum yerde ne sapı sedefli bir çakı var, (bizlere âlâtı-katıa verilmez), ne de başı bulutlarda bir çınar. Belki avluda bir ağaç bulunur ama gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak... Burası benden başka kaç insanın evidir? Bilmiyorum. Ben bir başıma onlardan uzağım, hep birlikte onlar benden uzak. Bana kendimden başkasıyla konuşmak yasak. Ben de kendi kendimle konuşuyorum. Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi şarkı söylüyorum karıcığım. Hem, ne dersin, o berbat, ayarsız sesim öyle bir dokunuyor ki içime yüreğim parçalanıyor. Ve tıpkı o eski acıklı hikâyelerdeki yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek, mavi gözleri ıslak kırmızı, küçücük burnunu çekerek senin bağrına sokulmak istiyor. Yüzümü kızartmıyor benim onun bu an böyle zayıf böyle hodbin böyle sadece insan oluşu. Belki bu hâlin fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır. Belki de sebep buna bana aylardır kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan bu demirli pencere bu toprak testi bu dört duvardır... Saat beş, karıcığım. Dışarda susuzluğu acayip fısıltısı toprak damı ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran bir sakat ve sıska atıyla, yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı. Bugün de apansız gece olacaktır. Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın. Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan bu ümitsiz tabiatın ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır. Yine o malum sonuna erdik demektir işin, yani bugün de mükellef bir daüssıla için yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam. Ben, ben içerdeki adam yine mutad hünerimi göstereceğim ve çocukluk günlerimin ince sazıyla suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı seni böyle uzak, seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi kafamın içinde duymak... 2 Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar. Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire... Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar, dışarda bozkırın üstünde pırıltılar... Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet, suyu donmayan testi ve sabahları çimentonun üstünde güneş... Güneş, artık o her gün öğle vaktine kadar, bana yakın, benden uzak, sönerek, ışıldayarak yürür... Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara, başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı : dışarda akşam olur, bulutsuz bir bahar akşamı... İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl. Velhasıl o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı hürriyet denen ifrit... Bu bittecrübe sabit, karıcığım, bittecrübe sabit... 3 Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldanmadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara. Bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben... Bahtiyarım... 1938 Nazım Hikmet Ran |
Şiir Gözlüm Ne kadar da Şiire benziyorsun sen Şiir gibi gülüyor Şiir gibi konuşuyor Şiir gibi yürüyor Şiir gibi bakıyorsun... Usta bir şairin Eseri olduğun belli Teman harika Kurgulama müthiş Gözlerin ne kadar da Şiire benziyor senin Saçların başak tarlalarını anımsatıyor Şiir gibi Dalgalanıyorsun gönlümde... Adın şiir olmalı senin Hürriyet şiiri mesela Ya da aşk şiiri Tasavvufi aşk ama... Aranmalısın sen Şiir gibi olmalısın Ulaşılmaz yerleri anlatmalısın İyice şiire benziyorsun Gün geçtikçe Şiire benzedikçe Ulaşılmaz oluyorsun Şiir gibi bakma Kıskanıyorum seni Seni mısra mısra Seni dize dize Ezberlemek istiyorum Sen şiire benzedikçe Ben daha çok şair olmak istiyorum Şiir gözlüm Seni seviyorum... Ahmet Köse |
içiçe ve deforme aynalar diyarında, her yerde sen, çok fazla sen! her yerde diğerleri, çok fazla diğerleri! üst üste binmiş, karışmış bulanık nice görüntü. hangisi sensin? hangisi o, veya onlar? kendine koştuğunda bile cam duvarlar acıtıyor canını. birer birer kırsan da tükenmiyor aynalar. ola ki varsan son ve tek aynaya, hala yansıyansın hala yansımana bakansın sen neredesin, ne olansın? öyleyse kabul et direnme hayallere. benimse bu oyunu farkındalığının izinde öğrenecek çok şey var |
Güzelcin Koşu koşuver nar gözlüm Yuvarlak biçimli ayakların Küheylan kolanı gibi kuşağın Gürbüz kalçalarının üzerinde Koştur azaplardan kaçalım Koruklar üzümlenmiş mi bakalım Bir söze iki gülüş bir öpücük İki bedeni birbirine katalım Ruhsatlım sevdamsın beri gel Kanın höpürtülü başın dik O seven yuyan bakışınla İçimi yu mermer döşegel Dorukta yeni ay ince işaret Geceye bir şey olmaz gayri Ne kem gözler gizlenir karanlığa Ne evin sevincinden korkan bulunur Asmalarda güneş ve çocuklarımız Çardakta ıslak ve ekşi uyur Bacın bazlama yağlasın sahan Mutluyuz tüm dünyaya duyur |
ARTIK VEDA VAKTİ Havada nemli ve tuzlu bir serinlik Karanfil yağları damacanayla Gül yağları, bergamut, lavanta Akşam güneşine bulandı Limanda boydan boya Ne dedilerse yaptım bavullar hazır Geçmişi sığdırdım içine Ağır değilmiş o kadar Geçiştirmişiz zamanı Ateş ve su ve güzelim deniz Buluşmuşlar arasıra Her yerden akıyor gün Suyun üstünde esintiler Bir yolculuk vaktidir şimdi Köklerinden koparak yolculuk Yerinde sayarak yolculuk Rüzgarlara karışıyor kalbim Yamaçların, yarların en ucunda Kızıl kuşlar gibi titreyerek Ey benim güzel aşkım Sen hiç kış görmedin ki Poyraz nedir, kar, tipi bilmezsin Yalnızlık bile Ağzının kenarında Açıveren çiçekti Bütün gece limanlarda Beni alacak tekneyi aradım Yabancı yıldızların altında Bir göktaşı gibiydim Işığım gitgide eksildi Unutmazsın beni bilirim Pencerene yine Beyaz bir gül bıraktım |
Sen Gittin ya Sen gittin ya Ben hatıralara sarıldım, Hayalini koydum her gece başucuma, Gözleri mi hiç kapatmadım. Sen gittin ya Ben bu gidişi bize yakıştıramadım. Kapılara hiç çıkmadım, Yollara hiç bakmadım, Elleri mi ellerinden alamadım, Yüreği mi ruhuna salmıştım ya, Ruhunu ruhuma kattım. Sen gittin ya Ben gülüşlerini bana sakladım, Acıları toplayıp rafa kaldırdım, Kötüye dair ne varsa silidim de iyiyi aşıma kattık yaptım. Sen gittin ya Gülüşleri yüzüme yakıştıramadım, Tebessüm ettim de anlamasınlar diye, Gözyaşlarımı kirpiklerime çiğ yaptım. Sen gittin ya Ben saçlarıma karlar yağdırdım |
23 Sentlik Askere Dair Mister Dallas, sizden saklamak olmaz, hayat pahalı biraz bizim memlekette. Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz, koyun eti, Ankara'da 23 sente, yahut bir kilodan biraz fazla mercimek, elli santim kefen bezi yahut, yahut da bir aylığına yirmi yaşlarında bir tane insan erkek, ağzı burnu, eli ayağı yerinde, üniforması, otomatiği üzerinde, yani öldürmeye, öldürülmeye hazır; belki tavşan gibi korkak, belki toprak gibi akıllı, belki gençlik gibi cesur, belki su gibi kurnaz, (her kaba uymak meselesi) belki ömründe ilk defa denizi görecek, belki ava meraklı, belki sevdalıdır. Yahut da aynı hesapla Mister Dallas, (tanesi 23 sentten yani) satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden İstanbul'da bir tek odanın aylık kirasına, seksen beş onda altısını yahut, bir çift ıskarpin parasına. Yalnız bir mesele var Mister dallas, herhalde bunu sizden gizlediler. Size yirmi üç sente sattıkları asker, mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, mevcuttu otomatiksiz filan, mevcuttu sadece insan olarak, mevcuttu, tuhafınıza gidicik, mevcuttu hem de çoktan mı çoktan daha sizin devletin adı bile konmadan. Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, mesela Mister Dallas, yeller eserken yerinde sizin New York'un, kurşun kubbeler kurdu o, gökkubbe gibi yüksek, haşmetli, derin. Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek. Halı dokur gibi yonttu mermeri ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına ebem kuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri. Dahası var Dallas, sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz zulüm gibi, hürriyet gibi, kardeşlik gibi sözlerin, dövüştü zulme karşı o, ve istiklal ve hürriyet uğruna ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek ve yarin yanağından gayri her yerde, her şeyde, hep beraber diyebilmek için, yürüdü peşince Bedrettin'in; O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali'dir, Kaya gibi yumruğunun son ustalığı, 922 yılı 9 Eylül'üdür. Dedim ya, Mister Dallas, Herhalde bütün bunları sizden gizlediler. Ucuzdur vardır illeti. Hani şaşmayın, yarın çok pahalıya mal olursa size bu 23 sentlik asker, yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim, her millet gibi büyük Türk milleti. 16.07.1953 Nazım Hikmet Ran |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık