![]() |
O artık benim için bir ölüdür demişsin Seni bunca sevene acı bir sitem mi bu Ayrılıklar içinde taş mı kesildi kalbin Hiç unutmam dediğin günleri unuttun mu Bir ev hatırlıyorum sonra küçük bir oda Ve hazdan yeryüzünde kaybolmuş iki kişi Ellerini sürdüğün her şey güzel olmada İnan her gün yeniden yaşıyorum geçmişi Değil sevistiğimiz o eşsiz birkaç ayı Bir elmas parçasını ustaca işler gibi Bir bir düşünüyorum geçen her dakikayı Dilerim yeniden doğ gel de güneşler gibi Mahzun dudaklarımda aşkın ateşini yak Sevenler için değil yaşarken ölü olmak Ümit Yaşar Oğuzcan |
Waterloo' da Bir Dişi Kedi O silik aynalarda şaşirdigim pis yüzüm daha çok insanlara benzeyen ve onlara hirçin çalgilar yansitan yüzüm. Uykularim upuzun bir geçmişi yaktikça ve o külle yikandikça ben durmadan utançla oguşturdugum yüzüm. Zengin dul dişi bir kedi seviyor ya kucaginda belki bu insanlara güvenimi doguruyor durmadan ellerim bagli da ondan bu belki yaşli adamlar artiyor haykirişimdan kanatlarini bembeyaz çirpiyor kuşlar bir kadin vuruyor kuşlara kendini vuruyor vuruyor kanatiyor belki sonra da güneşin gövdesine yorgunluktan. o silik, eski, yalniz aynalarda kisaca insanlarda yani kuşlari eskiten kan kurusun. Gürültülü bir intihar başlasin akşamla dinsin sen soyundukça geceye karişan hüzün dinsin dinsin benim çagdaş olmayan igrenç yüzüm. Ayin parçalanişini bir dişi kedi gördü Waterloo'yu gördü bir asker, bir kahraman ama bizim için ne Waterloo, ne yagmur öncesi hüznü bir aptalca büyü ugraştiriyor bizi durmadan çünkü umulmadik bir şey oluyor artik insan bir şey, bir kahkaha sabahin karşisinda ve yüzüm, o deşilmiş, o igrenç yara artik kendine yürüyor kalkip onlardan |
Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu, Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp, Hayaller alev alev beynimi yakar oldu. Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu. Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı, Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı. Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile, Gözümde canlanırdı eşkiya masalları. Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri Kafada çelik gibi fikirler dursa bile Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri: Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum, Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum. Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar Ben yanına varınca dudağını kıvırdı. Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu. Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar En alçak tekmelerle beni yere devirdi. Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı. Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı. Öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı Tabancanın namlusu ısındı yanağımda, Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı. Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur, Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam: Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider, Gözyaşları içinde seneler yürür gider. Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü. Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı. Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi. Sen aklıma gelince her şey gülümserdi. Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi. Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi: Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum. Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı: İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum. Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı: Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum. Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de, Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.Sabahattin Ali |
Mona Roza Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım uymaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller |
Ey sizi kırılgan, narin çiçekler Siz deli rüzgarı hiç görmediniz O "Rüzgar"; cesaret ardında bekler Siz ruhtan, siz candan, can vermediniz Siz leylak, laleler, gül olmadınız Rüzgarın koynunda kül olmadınız Siz başka bir kula, kul olmadınız Siz aşkın sırrına hiç ermediniz Kiminiz sümbüldü, beniz soldurdu Kiminiz papatya, yaprak yoldurdu Kiminiz bir günde ömür doldurdu O ulvi ateşe yüz sürmediniz Orkide olanlar, vazo süsledi Yaylada açanlar, davar besledi Naylondan yapılan, ruhu pisledi Dört duvar dışına hiç varmadınız Menekşe, mendile köşe saydırdı Gelincik, yağmura gönül kaydırdı O “Gül” ki; bülbülü Can’dan caydırdı O gündür Rüzgara hiç sormadınız Ey Rüzgar; bağrında açan güle bak Ona dön, ona es, ona ışık yak Gün gelip olsan da bembeyaz kundak O "Gül`ü" ateşten, çıkarmadınız... Şahika [Rüzgargülü] |
Ziller Çalacak Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir. Zil çalacak, ziller çalacak benimçin, Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden; Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese... Ama ben, ben artık gidemeyeceğim. Zil çalacak... Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir. Zil çalacak, ziller çalacak benimçin, Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün; Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan... Ama ben, ben artık gelemeyeceğim. Sonra bir gün zil çalacak yine, Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak... Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz... Tâ içimden birisi kalacak oralarda... Ben gideceğim. |
anımsıyor musun? bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar ısmarlama serserilikler yaşardık kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak yabancıları mahalleye sokmamak gibi Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar herkes gece istasyonlarında kendi Amerika'sını aradı kısık ışıklı arkadaş odaları plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar ve dünyanın bütün limanları önümüzdeki sessizce uzardı |
Keder ortağımı aradım yıllarca bilmem, Sessiz kalmak mı çözüm, Sensiz geçen yıllarıma bi yenisi daha eklendi, Konuşmak sadece prosedür, Bir ah çeksem yıllar gerimi gelir, Karalama defterimden silinen gözlerindir, Bu gönül ayrılınca mı değerini bilir, Zor sensiz yaşamak, dinle yalnızlık Biz ne dağlar, Ne tepeler aştık seninle Ama sadece hayallerimizmiş, Yalan gözlere âşık oldu deli gönül, Allahım sevmek ne zor şeymiş, Sadece bir gülümseyiş istedim seninle Hatıralarımızı hiçe saydın, Hani bir gün beni öpmüştün ya Kaybolan aşkımın son hatırasıydı. Gözler yalan söylemez derdi büyüklerim, Ben ölünce de severim, Kararan kalbin elbet bir gün güneşle aydınlanır sevgilim Bak sana hala sevgilim dedim, Hep ilk günkü seni kalbimde yetiştirdim bir gün sende seveceksin beni o zaman anlarsın güzelim... |
Merhametsiz karanlık içindeyim Ne zaman güneş doğacak bilmiyorum Mavi denizlere mor dağlara karşı Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum Bütün şarkılar gibi kederli Sokaklar, caddeler, evler bomboş Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi Akıtır taşa, toprağa kanımı Dünya seninle aydınlık ve güzeldi Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı Yanmaz elinin değmediği ışıklar Gel, o şarkıyı beraber söyleyelim Tut ellerimden beni aydınlığı çıkar Tut ellerimden beni aydınlığa çıkar Yumdum gözlerimi seni düşünüyorum Mavi denizlere, mor dağlara karşı Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum Ümit Yaşar Oğuzcan |
İki gün var ayrılığa Daha şimdiden hasretin günleri bir bir sayılmakta Yüreğim git diyor gönülden yolcu ederken seni Bir yanım tutuk kalsan ne değişir sanki İki gün var ayrılığa Umuda yolculuk gibi düşlerim suskun gözlerim Dilim çözülmüş şarabın kıvamında Bir masada son akşam sohbetleri Alıp başını gitmiş hatıralar gibi özledim seni İki gün var ayrılığa Gitmeden yangınına düştü yürek Gitmeden dönüş hesaplarına İki gün var ayrılığa Bir suçlu gibi yüreğim, başım eğik sanki karşında Önce dikenler döküldüler güllerden önce yollarıma Karanlık bir vadinin sonuna ertelendi renklerim Gitmeden dönülmez bilirim Saymadan geçilmez günlerden Yaşanmadan öğrenilmez hasretin Yalan.... En sevdiğim şarkıların sözleri gibi bu da yalan Daha gitmeden hasretini başladım yaşamaya İki gün var ayrılığa Geçer mi? Geçer elbet İki gün varken ayrılığa Yüreğini bırakıpta git uzaklara... |
| Saat: 21:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık