![]() |
CANIMIDA AL GİT Daha dün neler diyordun hatırlasana, Neler vadetmiştin sevgilim bana.. Şimdi nedensiz gidiyorsun..! Giderken benliğimide götürüyorsun. Durma hadi sevdiğim;canımıda al git..! Gençliğimi,herşeyimi sana verdim, Seni deliler gibi sevdim. Çok şeymi istedim be zalim! Ne olurdu sende sevseydin, Beni yarıyolda bırakıp gitmeseydin. Ama sen...Elveda demeyi seçtin..! Hiç beklemezdim bunu senden. Sende diğerleri gibi sırtımdan vurdun, Dünyamı yıktın,umut ağacımı kuruttun, Belliki sevmedin;bir anda unuttun, Durma hadi aşkım;canımıda al git..! Ne olur acıma,üzülme bana. Durma git mutlu olacaksan onunla. Beni bir daha arama,sorma... Bilirsin;yapamam sensiz bu diyarlarda Bende giderim artık,durmam buralarda..! Bu büyük sevdam böyle son bulsun, Umarım bende bulamadığını onda bulursun, Dileğim;her zaman mutlu olursun... Hadi git artık sevdiğim! Ne olur dönüp arkana bakmadan git... DURMA HADİ SEVDİĞİM;CANIMI ALDA ÖYLE GİT..! |
Benim hikayem Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu... Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.." "Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken.. "Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar... Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.." Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba? Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!... |
SEVİYORUM DİYE Mİ BU GİDİŞİN Seviyorum diye mi bu gidişin Ve ardın sıra bir ömrü yıkışın Gidişine bu hazan Ey sevgili Yoktun ve gittin Ben benim olmayanı kaybettim Sense hiç bir şeyi Söyle Seviyorum diye mi bu gidişin Hani hiç sevmeyecekmişsin gibi tavrın Düşsün o kor da göreyim seni Ve sende unut güneşi gündüzü Bir tut da o alevi göreyim Söyle İstersen sevmem seni Söyle Seviyorum diye mi bu gidişin sevmeyeni sevmek ne demek ben bilirim ve koskoca hayatı yalana boyamayı ölümüne sevmeyi de bilirim ne kazandım ki ne kaybedeyim bir sevdaya öl de göreyim seni Sen gitmeyi bilirsin sadece Körse gözlerin görmeyecek kadar bu sevdayı Git Git o zaman Sende hiçbir şey olda göreyim seni |
seni bana bırak sadece hayalini bırak bana yıldızlar kadar uzak,şarkılar kadar yakın olsun...... melekler kadar saf ve senin kadar güzel olsun... aşkı gözlerinden satın aldım ben.. iadesi yasak,garantisi yok... bildiğin her acıyı öğret bana gelen senden acı olsa da yaşat beni... sensiz hiç bir şeyin tadı yok... ben sana hüküm giymişim... firar yasak,idam yok.. sonsuza kadar sana mahkum... toprağım sen ol.... seni atsınlar naaşımın üstüne avuç avuç, sen sar beni mahşere kadar... "sen de vefasız çıktın sen de hayırsız çıktın.sen de vicdansız çıktın adın batsın..." hani nerde ellerin!!! sıcaklığın nerde... Artık gözyaşım ıslatıyor yanaklarımı, kapatamıyor karanlık gözlerimi, hissetmiyor yüreğim acıyı... gülmüyor bu çehre... "dağda dört mevsim erimeyen kar var ya yokluğun da öyle erimesin" |
Bir Sevmelik Canım Kaldı merhaba, sıcak bir merhaba önce geciktim uzak yollardan geldim bavulumda kanayan aşk yaraları yol yorgunuyum da üstelik kendime gelmeye çalışıyordum bilmeden sana geldim seni biryerlerden ısırıyor gözlerim bu aşinalığı ruhlarımızın miras kalmış olabilirmi ruhlar alemindeki sevişmelerden ellerini yadırgamadı ellerim gözlerim kalbine değmiş sanki biryerlerde ellerimle koymuş gibi buldum sıcaklığını teninin yakınlık dediysem çözme hemen bağcıklarını yüreğinin oturup içelim önce birbirimizi bir kahve fincanında önce bir yere yerleşmeliyim dedim ya yol yorgunuyum yaralarımda bavul kanamaları şimdi açılalım birbirimize yüzme biliyorsan boğulmasın biri diğerinde kaç kulaç attığımızı hesaplamadan bırakalım kendimizi aşk denizine ne terazi, ne metre yaramaz burda işine bana kaç adım geldiğini saymadan gözlerini kapatıp yürüyeceksin yüreğine yatırım yapacaksan beni değil, kalbine kuleler dikeceksin çünkü aşka hesap işlemez bir bedene iki can sığdırma çabası bu ben karlar aldındayken sen üşüyeceksin bir dikene bastığında benden ah işiteceksin köklerim sende filizlenecek ben yanacağım, sen tüteceksin ne diyordun kuyumcu terazisi, metre, üç adım diyorum ki, iki okyanus gibi yürüsek birbirimize karışsak sonra hesapsız, kitapsız matematige dökmeden işi bir savaşma değil bu nihayetinde bir sevişme belkide bir nebze ruhları değişme kazananı kaybedeni yok yeneni yenileni bir bir berabere kalacağız sonuçta yorma kendini çıkacak çivisi aşkın daha çakılmadan kuyumcu terazisi, metre, beş adım, diyorsun diyorum ki, mantığınla sevme beni ölçülmez aşkın boyu eni, hele kantara hiç vurma kasap gibi hiçbir çengele gelemem ben kelepçelerini çöz sevmelerinin bir eskiciye sat terazini kuyumcu terazisi, metre, on adım diyorsun sen trende seyahatten yanasın güzergah ve durakları belli oysa bir deli tay koşar içimde dörnala tutuşmuşsam ellerine sevgilinin her yanım yangın yeri cehennemine ateş olurum cennetine mavi bir deniz uğraşma, anlayamazsın hislerimi bir sevmelik canım kalmış zaten bırak, harcama beni |
bir avuç duru sudur gülüşün gülüşün bir pınar başında yüzüme serpe serpe serinlediğim seher yelidir okşar kanatlarını yüreğimin maviye değer başım zaman kavramının dışında yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği doğanın bütün kanunlarını ihlal edip kavrulup savrulan bir kumsalda susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün ve biz ondan öncesini unutmuş olarak aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza sen orada, ben burada alıp avuçlarımın arasına iki yanağını süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin nariçi dudaklarında otuziki diş öpüşümdür gülüşün nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına sesinin her telini sarıp belleğime yorgan misali gecelerce örtündüğüm gökyüzüdür gülüşün duruşun halkım mabedimdir gülüşün ötesi uçurum olsun varsın düşüp ölmek sende güzelleşir sende ben aşkın evrensel gizemini sevdim kırlangıçların göç göç gidip gelişini güvercinlerin bahar coşkusunu yasakları ve yasakların yasak tutkusunu sende ben unutmamayı bir de unutulmamanın onurunu sevdim ülkem bakışlım hadi tut ellerimden sıkıca bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda olanca sıcaklığını bırak içime iki dudak arası bir öpüş yansın sende ben türkü türkü ülkemi sevdim... |
yoruldum artik.... aglamak isitiyorum aglayamiyorum gulmek istiyorum gulemiyorum herseyin bir kabus olmasini istiyorum ama uyanamiyorum.... yoruldum artik herseyden biktim sadece uyumak isitiyorum uyandigimda herseyi unutmak istiyorum iyiyim diyebilmek istiyorum herkes gibi eglenmek istiyorum... yoruldum artik herseyden biktim |
Anlam; akılda kalan... Hani bakarsın, görmezsin... Hani bakarsın, sürdürmezsin... Hani bakarsın, unutursun... Yoktur orada "anlam"... Hani bakarsın, bakasın gelir... Hani bakarsın, içine sokasın gelir... Hani bakarsın, ölesin gelir Vardır orada "anlam"... Hani dokunursun, taşa benzer soğukluğu... Hani dokunursun, yüreğini kabartmaz solukluğu... Hani dokunursun, sonra hissedip pişman olduğunu... Yoktur orada "anlam".... Hani dokunursun, yakar hücreni... Hani dokunursun, büyü'tür evreni Hani dokunursun, utandırır güneşi... Vardır orada "anlam"... Hani yazarsın bir mahkum gibi... Hani düşünürsün "us" zincirli... Hani söylersin, anlamaz sözcük bile kendini... Yoktur orada "anlam"... Hani yazarsın, bıraktığı iz beyaz... Hani çarpmaz kalp "titremeden" biraz... Hani "uçmakta" kimse senle yarışamaz Vardır orada "anlam"... Hani gün gelir "eğilir" ya insan... bedenini toprağa "düşürür" ya insan... kaleme, kağıda her şeyini dimdik bırakır-san okunur özlenir ağlanır O zaman Sensindir... Sensindir anlam... Nedret Türer |
Kaybettim kendimi, hükümsüzdür Bir ırgalanıştı delice çarpan Kuytu kaygılardı öbek öbek Bu yağmurlar ki camlarda pürüzdür Kaybettim kendimi, hükümsüzdür Ekim sende çıktın yaramaz Vur yağmuru bedenime yaram az Sensiz sonbahar bana yaramaz Gittiğim yol yanlışlarıyla da düzdür Kaybettim kendimi, hükümsüzdür Umutları veren alır, gizlice Umutlar yerde kalır gizlice Umutlarım bir gün olur gizlice Beni benden çalan, sönük bir sözdür Kaybettim kendimi hükümsüzdür Ekim neden güllerimi koparttın Neden yapraklarla üstlerini kapattın Neden beni bu yalnızlığa attın Yüreğimi kavuran, dilindeki pürmüzdür Kaybettim kendimi, hükümsüzdür Hüzün kapıları ardına dek açık Sevdiğim beni attın içine, koyuydu balçık Benim bu dünyada, en büyük kaçık Beni böyle söyleten, yalancı yüzdür. Kaybettim kendimi, hükümsüzdür |
En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni. Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini. |
| Saat: 09:10 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık