![]() |
GÜNEŞ Ah! aydinliklardan uzaktayim, Kafamda o dagilmiyan sukun. Olmedim lakin, yasamaktayim. Dinle bak: vurmada nabzi ruhun. Yarasalar duyurmada bana Kanatlarinin ihtizazini. Simdi hep korkular benden yana; Bekliyor sular, acmis agzini. Ah! aydinliklardan uzaktayim, Kafamda o dagilmiyan sukun. Olmedim lakin, yasamakktayim. Dinle bak: vurmada nabzi ruhun. Siyah ufuklarin arkasinda Seslerle ciceklenmede bahar Ve muhayyilemin havasinda En guzel zamanin renkleri var. Olmedim hala.. yasamaktayim. Dinle bak: vurmada nabzi ruhun! Ah! aydinliklardan uzaktayim, Kafamda o dagilmiyan sukun. Ruhum olum ruzgarlarina es; Isik yok gecemde, gunduzumde. Gozlerim gormuyor.. lakin gunes.. O her zaman, her zaman yuzumde. Orhan Veli KANIK |
SENİ ARIYORUM Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım Sensizliğin köşe başındayım Avuçlarımda kırık dökük pişmanlıklar Avuntusuz çıkmazlara doğru yürüyorum Bütün umutsuzluğuma inat Yine seni arıyorum... Dudaklarımda bildiğin o ıslık Sokak lambalarına sığınıyorum Hafiften bir yağmur ağlıyor benimle Bir deli rüzgar saçlarımda Yalnızlıktan üşüyorum Bulamayacağımı bile bile Yine seni arıyorum... Anlatacak nelerim var bir bilsen İçimde ihtilaller kopmuş Kendime sürgüne verdim Mutluluğum çoktan iflas etmiş İtiraza hakkım yok biliyorum Beni savunmak sana düştü Seni arıyorum... Yarım kalmış şiirlerim gibisin Yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda Öylesine eksiğim sensiz Öylesine sahipsiz İşte bütün umutlara havlu attım gidiyorum İçinde geç kalmışlığın çaresizliği Çocuklar gibi ağlıyorum Ve gel gör ki her damla gözyaşımda Yine seni arıyorum... |
Yalnızlığın ne demek olduğunu ilk defa öğrendim İlk defa sensiz çarptı yüreğim Gitarın tellerini İlk defa sensiz okşadım Yıldızlara,mavi gözlerini unutarak daldım... Baharda yeşeren bir fidan gibi Yeniden doğdum ayrılık mısralarına Mavi semaların yalnız izlendiği bu alemde Yangın dolu saatleri sensiz yaşadım Hasretine aç kalan bu gönlüm, Yaşlı bir çınar misali uğurluyor yapraklarını Ağlayan gözlerin fayda etmediği bu alemde Yalnızlık çok farklı yaşanıyor Şimdi resmini tozlanmış sokak lambasında Ağlayan hatıraların sana haykırışında Beni terkettiğin mevsimin mahzun aylarında Güneşin acımasız kızıllığında arıyorum Bir damla göz yaşınla eriyen bu yüreğimi Bir damla göz yaşımla tutuşturuyorum Aşk çileklerini ektiğim penbe tarlama Bu bahar son nadası bırakıyorum Gönlümün bulutları yağmur oldu, Lütfen dokunma gelsinler senin şehrine Gelsinler ki anla, her düşen yağmurun benim göz yaşım Her çakan şimşeğin,gönlümün derinliklerinde ki cehennem olduğunu Sen gittin ben yine gidemedim Sen unuttun ben yine unutamadım Üzülme gülüm zor değil ölüm ... |
Bir Aksam Üstü Gözlerim kayip gidiyor, aksamin safagina Dudaklarim seni söylüyor, ilerlerken sonsuz ufka Mutlulugum esir olmus, kalmisim birbasima Bir aksam üstü cikagel, neden diye sus sorma Bahar gelip, cicekler actigi zaman düslerde Hatirla gecmisi, düs yollara cikmaz sokaklara girme Seni seven biri var, unuttugun geri gelmez mazide Bir aksam üstü caliver kapimi, habersizce Elinde sigaran, gözünde yaslarla anarsan beni Tutusurda yüregin, sönmek bilmez misali Eserse aklina geri dönmek istegi Bir aksam üstü cikagel, al eline gülleri Gökyüzü sarkimizi, sarkimizi söylüyor! Bak dinle Ayriligin adi yok seven yüreklerde Bir tek sen kaldin, umutsuz bekleyiste Bir aksam üstü cikagel, yarinin gölgesinde Ufkun günesi umut olsun dogan güne Sarkilar yazilsin, sevgilerin en güzeline Hasretin daha fazla büyümeden yüregimde Sormadan dönüver bir aksam üstü, yeter bekletme Sevdigimi söyleyemeden, kapanmasin gözlerim Sonsuz seferlerden geri dön, gel yetis sevgilim Dogmasin yalnizlik,edemeden sana veda Bir Aksam Üstü cikagel, dilindeki sonsuz dualarla..... |
Su gibi buharlaşmak Mutluluklarda bulutlaşmak Bir hüzne kapılıp Sicim gibi yağmak Ağlamak Su olmak istiyorum Hırçınlığımda sel olmak Sevdiklerimi de kapıp sürükleyerek Coşmak bütün ihtişamımla Hükmedercesine doğaya Su olmak istiyorum Bazen buz kesmek Lapa lapa yağarak Yeni tomurcuklanmış ağaçlara Bütün soğukluğumla masum Su olmak istiyorum Kuru bir çölde vahi Ölüm susuzluğunda hayat vermek Yaylada bir soğuk pınar Kayalar arasından akan Su olmak istiyorum Sevinçten buharlaşan Yaşamak istiyorum Ateşten korkmadan Asi bir çağlayan...... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifCahid AYLAR |
*** Aşk *** Aşk; Gece yarısı gördüğüm rüyadan Çığlıklarla uyanmaktı. Kalbimin ceryanda kalmış pencereler Gibi vurmasıydı. Aşk; Umut diye topladığım(ız) meyvalardı. Aşk; Bir öğrencinin ders aralarında Defterine sevdiğinin ismini Yazmasıydı. Bir annenin akşama ne pişirsem Diye duyduğu telaştı. Aşk; Çocukların gözlerinde yeşeren Heyecandı. Dost sohbetlerinde Söylediğimiz türkülerdi. Aşk; Otogarlarda yolcu ederken Ağladığımız beyaz mendillerdi. Hayatla savaşırken Döktüğümüz incilerdi. Aşk; Ben ve Senden oluşan Masum bir bebekti. |
Hadi! Yalan Söyle bana! Hadi!.. Bana yalan söyle son bir kez daha… Hadi utanma! Bir yalan söyle bana… Seni seviyorum de mesela. Mesela beni sevdiğini haykır dünyaya… Son bir kez evet son kez yalan söyle bana! Hadi sevgili! Hadi susma… Susma da konuş! İhtiyacım var yalanlarına. Susma konuş Allah aşkına. Son bir kez… Son kez, bir yalan söyle bana! Yeniden, tıpkı eskisi gibi yalan. Sadece yalan söylesin dilin umarsızca… Hadi! Susma… Bak konuş diyor yüreğim ilk kez sana. Bir tane… Tek bir tane daha yalan söyle bana! Tüm yalanlarının üzerine yüreğin; tek bir yalan daha eklesin anlamsızlığıma… Anlamsızlığımıza… Bize… Bana ve sana… Sebepsiz… Nedensiz… Tek bir yalan daha… Son bir kez yalan söyle bana! Gözlerimin içine bak yine eskisi gibi… Ve… Ve bir yalan daha savur dünyama. Tek fark son olsun bu seferki, Senin bildiğin… Benim ise hala gerçekliğine inanmak istediğim… Hadi! Utanma… Son bir kez daha yalan söyle bana… Dünyanın neresinde olursan ol özleyeceğim de mesela. Mesela… Mesela hep bekleyeceğini söyle bana. Bekleyeceğim de sevgili… Son kez söyle… Bekle de bana! Beklemeyeceğini bilsem bile, Çekinme yalan söyle bana… O yalanınla mutlu et beni. Evet…Evet son kez… Son bir kez yalan söyle sevgili. Ve o yalanınla ağlat yüreğimi… Sebepsiz… Nedensiz… Gözyaşlarımı akıt yanağıma… Son yalanlarını da söyleyip git sonra. Hep yaptığın gibi… Hep yaşattığın gibi,yaşat acımı bana… Biliyorum ki giderken sen sevgili, sebepsiz hıçkırıklar düğümlenecek boğazıma. Cümlelerim iflasın eşiğinde debelenecek yine çaresiz. Çaresiz gecenin soğuk teni işleyecek bedenime. Bir zamanlar ellerinle ısıttığın titrek kalbimin atışları zayıflayacak belki de… Belki de martılara eşlik edecek delici çığlıklarım gecenin karanlığında hüzünle… Ama olsun… Sen yine de son bir kez yalan söyle bana! Söyle ve git sonra… Ölüp ölüp dirilecek olsa da ruhum sen giderken uzaklara… Aldırma! Aldırma asla bana. Çünkü.. Çünkü, her ölümde ilk sen geçeceksin gözlerimin önündeki film şeridinden. Ve her dirilişte, sana sarılacağım sebepsiz,yeni doğmuş bir bebeğin hıçkırıklarında… Her dirilişte ilk seni görecek gözlerim.. Sonra sen kaybolacaksın bir yalan gibi yavaş yavaş, ölüm anında çıkana kadar karşıma… Son kez sevgili… Son kez sussun da dilim sen konuş… Sen konuş Allah aşkına… Son bir kez.. Son kez,bir yalan söyle bana… Seni seviyorum de mesela… 07/10/2006 Meral Bilgiç alıntı |
Kuvâyi Milliye - Yedinci Bap 922 Ağustos Ayı Ve Kadınlarımız Ve 6 Ağustos Emri Ve Bir Âletle Bir İnsanın Hikâyesi Ayın altında kağnılar gidiyordu. Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. Toprak öyle bitip tükenmez, dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişmiyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle. Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık, kısacıktılar, ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizliyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar, bizim kadınlarımız : korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. «6 Ağustos emri» verilmiştir. Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla yer değiştiriyordu, yer değiştirecek. 98956 tüfek, 325 top, 5 tayyare, 2800 küsur mitralyöz, 2500 küsur kılıç ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz kımıldanıyordu gecenin içinde. Gecenin içinde toprak. Gecenin içinde rüzgâr. Hatıralara bağlı, hatıraların dışında, gecenin içinde : insanlar, âletler ve hayvanlar, demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup, korkunç ve sessiz emniyetlerini birbirlerine sokulmakta bulup, kocaman, yorgun ayakları, topraklı elleriyle yürüyorlardı. Ve onların arasında Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan İstanbullu şoför Ahmet ve onun kamyoneti vardı. Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet : İhtiyar, cesur, inatçı ve şirret. Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine şasinin altına, dingilin üzerine budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen ve kalb ağrılarıyla ve on kilometrede bir karanlığa yaslanıp durduğu halde ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu : «6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından «... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan 100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu. İhzar ve teşkil olunanlar, bu meyanda Ahmet'in kamyoneti, insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı. Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı. Bu şarkı nihaventtir ve beyaz tenteli sandalları, siyah mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla bir deniz kıyısındadır şehir. Vantilâtörde adedi devir düşüyor gibi. Arkadaşlar ileri geçtiler. Ay battı. Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret. Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü, kalk, sıra servilerin önünden yürü, çeşmeyi geç, mektep bahçesi, medreseler, orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında siyah çarşaflı bir kadın çömelip yere darı serper güvercinlere ve papelciler şemsiye üstünde papaz açarlar. Motor mızıkçılık ediyor, bizi dağ başlarında bırakacak meret. Ne diyorduk oğlum Ahmet? Dökmeciler sağda kalır, derken, Uzunçarşı'ya saparken, köşede, sol kolda seyyar kitapçı : «Hikâyei Billûr Köşk», altı cilt «Tarihi Cevdet» ve «Fenni Tabâhat». Tabâhat, mutfaktan gelirmiş, yani yemek pişirmek. Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek. Yaldızlı kuyruğundan tutup bir salkım üzüm gibi yersin. İlerde bir süvari kolu gidiyor, saptılar sola. Uzunçarşı'yı dikine inersin. Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler. Ve sen İstanbullu, sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan şaşarsın İstanbullulara : ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin. Rüstem Paşa Camii. Urgancılar. Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır. Zindankapı, Babacafer. Uzakta Balıkpazarı. Kuruyemişçiler. Yemiş iskelesindeyiz : sandalları, mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla yüzüne hasret kaldığım deniz. Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne? İnip baksam... Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti. Elleri yumuk yumuk, bacakları biraz çarpıktı ama, yeşil zeytin tanesi gibi gözler. Kaşları da hilâl gibi çekikti. Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü... Lastik hava kaçırıyor. Derdine deva bulmazsak eğer... Dur bakalım Babacafer... Üç numrolu kamyonet durdu. Karanlık. Kriko. Pompa. Eller. Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken Ahmet hatırladı : bir gece nüzüllü babaannesini sedirden sedire taşırken kadıncağız... İç lastik boydan boya patladı. Yedek? Yok. Dağlarda avaz avaz imdat istemek? Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet. Hem, hani bir koyun varmış, kendi bacağından asılan bir koyun. Süleymaniyeli şoför Ahmet soyun... Soyundu. Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak ve kırmızı kuşak, Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak bırakarak dış lastiğin içine girdiler, şişirdiler. Bu şarkı nihaventtir. Deniz kıyısında bir şehir... Beyaz başörtüsü... Saatta elli yapıyoruz... Dayan ömrümün törpüsü, dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i, dayan arslan... Hiçbir zaman böyle merhametli bir ümitle sevmedi hiçbir insan hiçbir âleti... |
IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden Bebekler hayta hayta yürümeden Geleceğim diyorum, geleceğim sana Ne olur kesin bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Beklesen de olur, beklemesen de Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde Hangi ses yürekten çağırır beni sana Geleceğim diyorum, takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi? Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden Gemileri yaksalar da geleceğim sana On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız Ey benim alfabemdeki kadîm Elif Ne güzellik, ne de tat var baharsız Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ihlamurlar çiçek açtığı zaman Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan Kimseye uğramam ben sana uğramadan Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana Takvim sorup hudut çizdirme bana Ben sana çiçeklerle geleceğim -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Bilirsin ki burda değilim artık Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Gelir benim yüreğimde toplanır, Dağların üstünden sıyrılan duman. Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz, Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz. Can evime bakışların saplanır; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …Ihlamurlar çiçek açtığı zaman; Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı. Senden gayrısına bakmam mümkün mü; Gözlerimi esir alan dağlardan. Kapımı üç defa çalan postacı Adresinde yok! Diye notlar düşer, Eski adresimde bir hüzün eser; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Eski adresimse kurumuş bir gül, Gizemli bir ıtır, domur domur kan, Yaba yaba yelde savrulur gönül, Firkatli turnalar geçer uzaktan. Dalgınlığım debimetre tanımaz, Başım çarpar bir gemi bordasına Düşerim bir girdabın ortasına -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Birden bezeklenir sevda haritam, Ihlamurlar çiçek açtığı zaman… Lâleler toplarım ben tutam tutam, Bizim için çalar kıvrak bir keman. Gök papatya, yer ise lâle bahçesi, Aşka ışık dokur kuşların sesi. Seninle hep aynı yerde oluruz; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer, İlkyazla uyanır derin uyuyan. Tan sesine cıvıldaşır serçeler, Sevdadır anlıma namlu dayayan. Havuzuma ay ışığı dökülür. Bilirsin ki burda değilim artık, Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Gülde çiy damlası… Buzum sırçayım; Güneşe çarpınca param parçayım. Bir gün Emirgândayım, bir Kanlıcada, Üsküdarda, Beykozda, Çamlıcada. Şehir bir hançerken kan burgacında. Mekâna sığar mı bu deli yürek? Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek. Baylanır, beklerken baygın düşerim; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Saçlarına pütür pütür yapışmış, Gözlerinin rengi ile sıvanmış Bir avuç kuru çiçek topladım. Kırılıp dökülmesinler diye Sevgiyle, özenle tek tek topladım. Yürek fideledim zamana ve mekâna, Hasat vakti geldi yürek topladım. Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek Aşıdır, serumdur, besindir her umut, Ey sevgili umudunu diri tut! … Bedenim hür değil, mühlet ver bana, Er veya geç çıkıp geleceğim sana; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın, Hep böyle dönüyor zaman tekeri. Biri gider, biri gelir mevsimlerin, Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın. Acılardan damıtırsın şekeri, Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların. En ışıltılı çağında yıldızların Kaç bıldır öteden göz kırpar bana, Her umut bir yoldaş, her dert âşina. Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? … Beni güneşin ortasına atsalar da Yanarım, pişerim, gelirim sana; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … |
Karlı dağlar yollar aşıp Hırçın denizlerden taşıp Sular seller gibi coşup Yine sana geliyorum. Hayalini sora sora Şu bağrıma vura vura Zincirleri kıra kıra Yine sana geliyorum. Başkasına aldırmadan Sevgimizi soldurmadan Sana bir toz kondurmadan Yine sana geliyorum. Kıymetimi bilmesende Gözyaşımı silmesende Çağırınca gelmesende Yine sana geliyorum. |
| Saat: 02:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık