![]() |
Küçük Bir Şikâyet / Ayrılık yüzünden... Acının yüzsüzlüğünden.../ Ellerinin dokusunu alan Gözlerine alev sıçratan Bir ayrılık olsun yaşadığın... Diyebildiklerin Asla hissettiklerin kadar olamasın... Yağmur toprağı Toprak ağacı Tanımazdan gelsin... Göz göre göre Denizi yaksın bir adam Senden başkası görmesin Kimse yakalamasın... Bir de üstüne En iyi bildiğin yollar Adımlarına çatsın... Sen sakın kaybolma! -Umut var ya! Ağıt-ertesi sabahlara uyan Gece ettiğin tüm dualar Gitmemiş ve başucunda Seni bekliyor olsun... Dostların görsün / Haline üzülsün: “Akıl” desin... Kilitle bakışlarını uzaklara Sakın incinme... Boncuklarını hapset Düşürme yanaklarına Zor da olsa gülümse Başını salla... -Haklılar ya! /Onlar haklı, aşk haksız... Gözlerinden belli... Tersi olsaydı Kırmızı, seni terk ederdi.../ Dağlara git... Yanında ne çaren Ne tahammülün olsun... Birden farkına var ki Sığındığın ağaç Senden de yalnız olsun... -Ağaç kadar olamaz mı insan? Düşün... Düşün... Düşün... Avunacak şeyler de bul tabii Ne olursa olsun ‘insan’ kalmak gibi... Umut gelsin aklına / Toprağı avuçla... -Yarına çıkacaksın ya! Günlük telâşlarına dön sonra... Hiçbir şey 'beklemeden' Kaç uykuya... Biliyorsun zaten: Acın senden evvel varır sabaha... ................ / 'Küçük' bir şikâyetti Tanrım Biliyorum, 'insan dayanmalı...' Ama hastalık sancılı olunca İlâç bari tatlı olmalı.../ |
İncinen Gurur Pencereden baktığımda görüyorum Senin yüzün incir yaprağında Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kıvraklığında Aynada dururken görüyorum Kırmızı öpüşün sol yanağımda Dişimi fırçalarken senin ağzın Serin suların berraklığında Rakı devrilmiş masalarda yokluğun Veya benden önce kalkıp gitmişliğin Gece boyu dolandığım barlarda Sarhoşlara tekrarladığım adın Balıkçı kahvesinde,çorbacıda,kenarlarda Dökülmek istemiyorum hayır!.. Çingene çiçekçiler habire yaltaklandığında Bilmediğim soruların açtığı çukuru Yalanlarla doldurmak istemiyorum Seni kaybettim galiba İki taşın arasında kaldım Bu, benim hatam değildi Seni ben çook geç tanıdım Derin acılar bahçıvanı Yüreğime ne ektin böyle... Aşk korkağını bağışlar mı? Söyle... Aramak ne kötü herkeste seni Her gözde bulup yanılmak seni Ah turuncu rüyalar güzeli Hem kendini yok ettin Hem beni Başka ne acıtabilir içimi Yaşım kırkı devirmişken Seni böyle patavatsızca sevmişken Ve, tam aynayı güneşe çevirmişken Başka ne... Seni vefasız aşklara bırakıyorum Yüzümü kırılan bardaklarda ara Düşünme ben ne olurum Sanırım bi daha onarılmaz İncinen gururum.... Yusuf Hayaloğlu |
Beşikten Mezara Kadar Bir meçhule gider yollar Beşikten mezara kadar Gaflet ile geçer yıllar Beşikten mezara kadar Ne bu celal, ne bu hiddet Bitmez mi sandın bu müddet Taht, saltanat, makam, şöhret Beşikten mezara kadar Var mı şu dünyada kalan Mal da yalan, mülk de yalan Var biraz da sen oyalan Beşikten mezara kadar Yarıda kalır dilekler Boşa çıkar tüm emekler Azrail pusuda bekler Beşikten mezara kadar Ha bugün olmuş ha yarın Üç metre bez yoğun varın Sonu gelmez arzuların Beşikten mezara kadar Uğur Işılak |
Bir Ömür Seninle Bir ömür seninle başbaşa kalsak Hayatı beraber koşsak ne olur Bütün yıldızları bir bir dolaşsak Zamanı beraber aşsak ne olur Şarkılar söylesek aşkın dilinden Nağmeler dinlesek seher yelinden Bahar yağmuruyla duygu selinden Gönül ırmağına taşsak ne olur Dudaktan dudağa bir şiir gibi Gönülden gönüle bir nehir gibi Yıldızlara hasret bir şehir gibi Derin uykulara dalsak ne olur Kuşlar gibi geçip tüm hudutlardan Selamlar iletsek ak bulutlardan Kovup elemleri şen duygulardan Sonsuz mutlulukla coşsak ne olur |
Gönül Yüreğinde sevgi bittiği yerde Sevgiyi terk etse sen etme gönül Tek derman sevgidir her türlü derde O nefret gütse de sen gütme gönül Sevgiyle yeşerir gönül bağları Gülşene dönüşür sevda çağları Çevreni hep sarsa nefret ağları O nefret etse de sen etme gönül Sevgi bir nimettir özün ver ona Yüreğini doldur gelmeden sona Sevgiyi terk etmek kıymaktır cana O cana kastetse sen etme gönül Kin nefret insanı yiyip bitirir Düz yolda insanlar yolun yitirir Asık surat nefret cana yetirir O yanlış etse de sen etme gönül Sevgi damarında kanın gibidir Sevda bir ummansa sevgi dibidir Yürekler sevgiyle aşka tabidir O aşktan vazgeçse sen geçme gönül Şu hayat dediğin yaşanan andır Özünü sevgiyle aşkla inandır Çok kusur işledin bunca zamandır Kendini kusura terk etme gönül |
yaprak misali... sevdamla ölmektir hayalim... umuda yolcudur benliğim... beni sorarsan,ben kimmiyim.. sadece ve sadece yaprak misaliyim..... alıntı |
Kokusuna Karanfilin... şaşkınım. çapraz ayaklı sevgiyi, iklimleri ağaca saklanan, ve ormanları takıştırdım gökyüzüne kollarım, sırmalara sarılmış kanverengi ten/ iken ben daha küçük karardım. ahdım olsun diye zebanilere yandım/ can eriğinin sarısına kokusuna karanfilin. biliyorum ötede erik leşi yiyen kargalar var gözlerim açık şaşkınım |
sana uzanmaya çalışmak neden? sen uzağın adı olmuşsun kendi kendine sen kendini uzağa koymuşsun sana el uzatmak niye? ben yüzümü alıp geldim yurduna bir sürü hüzün bilmediğin bir sürü duyguyla seninle çıktım bu yola senin hissettirdiğin o coşku uğruna yakmak istiyordum bildiğim herşeyi unuttuklarım büyüktü ama önemsiz sen vardın karşımda kusursuz sen bir deniz dalgası sadeliğinde ve yağmur damlası zerafetinde senin ruhun yanımdaydı ama çekingen senin dilin aynasıydı ruhunun ama tutuklu ben senin ruhunum düşüncenim kavgan ama seni en çok seven o da benim.... EREN AKYURT |
Kırlangıç yuvası Gitme ömrünü tükettiğin beyaz badanalı evlerin çirkin suratlı adamlarına inat cezalandır sensizliğin en koyusuyla bir başına kalsın Halikarnasda mehtabın yüreğini denize düşürmüş küçük bir çocuk ve bütün şairler ona ağlasın güleç yüzlü çenebaz erken hayat hokkabazı gözlerini en çok onları seviyorum çocukluğumun omzuna binemediği bana onları al baba diyecekken tam kaybolmuş camdan rengarenk bilyelerine benziyorlar dedim ya bırak hesabını kader görsün ne kadar yüksekte olsa da iskambil kağıtlarından yapılan kırlangıç yuvası evinin camlarına yasladığın başını çevir gök yüzüne bak teker teker dönüyorlar gidenler huzursuz aldanma yollara tetik aşka düşer gibi düşmez gitme sen kırlangıç değilsin dönemezsin bakarsın bir haber getirir ak güvercin kanatlarında gülücükler ölmemiştir aşk mal mülk gider bilmiyorsun sevgilim küçüksün büyüyen korkudan yalnızca gözlerin unutma her sene bu mevsim kırlangıçların sevişme mevsimidir gitme sen kırlangıç değilsin dönemeyebilirsin |
Gitme Gitme figan düşer denizlere sular çekilir yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür gitme bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk şaşırır yönünü rüzgarlar bütün pınarların suyu çekilir solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm gitme öksüz kalır içimdeki imge dağları saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm Gitme acılara mahkum olur yüreğim ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm gitme içimdeki bütün vagonlar devrilir bir kar yağar istasyonlara, üşürüm gel gitme sevgilim terketme beni umutsuz çaresiz bekletme beni gitme bütün ormanlar ateşe verilir kuşlarda gider bu kent de, ölürüm gitme kal menevşeler açsın dağlarda sevince dönüşsün gökyüzü iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm yokluğuna alışamam yokluğun ölüm. Nuri Can |
| Saat: 23:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık