![]() |
ÖNCE KİM TERKETTİ BENİ Ellerimden aldılar yüzünün haritasını İçimden siliyorlar... Dur diyemiyorum... Yılların getirdiği her şeyi Bir yalana sildiriyorlar şimdi Sessiz telefonların Gözyaşlarında akla gelen telefon numarasını İsimsiz bir kimliğe yakıştırıyorlar şimdi.. Gidişinden bir ömür geçti sanki Söylenmeyen sözlerin mahkumiyetn de Yaşanıyor yalancaı karlar Zaman sensizliğe sürüklüyor Etrafta tanıdık yüzlerin hala acınası bakışları, Değişen ben değilim değişen ne şimdi... Kim gitti önce benden... Kim terk etti beni.. Zamana yayılan ayrılık kokusu.. Sevda değil şimdi.. Kabuk tutmayan yaraların alışıldık sancıları var yine bu gece. Bu sabah kalktığımda yoktun..dün sabahta..Yarında yok... Önce kim terk etti beni... Aylin Ünal |
Kaderinin bir parçasıydım sadece… Belki de kıyısında köşesinde… Herhangi bir yolunun varış noktasıydım sadece… Belki de bir tesadüften ibarettim sende… Her ne olursa olsun… Var oldum sende… Unutmuştum… Belki de unutmak istemiştim, Her yolun bir dönüşünün de olduğunu… Yanımdaydın… Yanındaydım… Yüreğimde,içimde,hayallerimde,hatta her anımdaydın… Ve ben bir yolunun varış noktasıydım sadece… Gittin… Seni hep en yanıma ait sanırken ben, Sen ait olduğun uzak şehrine gittin… Geldiğini fark etmediğim gibi,gidişini de fark ettirmeden… Sessizce… Gittin… Bilirim… Bir daha asla yolunun düşmeyeceği bir şehirdeyim… Oysa… Bu şehir sevmişti seni… Bu şehir… Çok sevmişti seni... sevnur şaylan |
Yurtta Sulh Cihanda Sulh Eh ne yapak hemşerim? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Bulgar mı? Allah kerim. Yurtda sulh, Cihanda sulh! Aman ha aman aman, Hiç boşuna ağlaman, Bize umut bağlaman, Yurtda sulh, Cihanda sulh! Evet Bulgar domuzu, Asıp kesiyor sizi. Siz de anlayın bizi! Yurtda sulh, Cihanda sulh! 'Öyle deme be gardaş, Baş kesiyor Bulgar baş...' Ne yapalın arkadaş? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Yunan da uzattı dil, Tutturdu oniki mil. Fakat önemli değil, Yurtda sulh, Cihanda sulh! 'Yahu yirminci asır, Yamyamlar hür, Türk esir' Yani bizde mi kusur? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Şimdi desek Türk heder... Elâlem Turancı der. Neme lâzım birader. Yurtda sulh, Cihanda sulh! Özbeöz gardaşız be... Bulgar vururken darbe, Hala mı tövbe... tövde... Yurtda sulh, Cihanda sulh! Düşmüşsünüz denize, Ârif ne yapsın size? Atamız dedi bize, Yurtda sulh, Cihanda sulh! Ozan Arif |
Taşımasını bilmeyene ağır gelir sevda, Gerçeği reddedip, yalana bakarsa yürek, Huzuru terkedip, tufana dalarsa direk, Zorluklarla başetmeye, gücü yetmeyen yürek, Ölmeden ölmeyi anlamazsa eğer, Akıbet hüsrandır demek gerek.. Eylül GÖKDEMİR |
Başımın Tacı Uykulu gözlerle,ben banyoya girdim Ayağım kaydı,kendimi yerde buldum, Sabahtan beri, kendimi dinliyorum, Perişan etme Rabbim, yalvarıyorum. Zaman ve sağlık en büyük servet, Sağlığın çoğu zaman bilinmez değeri, Kaybettikten sonra, anlaşılır heyhat, İş işten geçer, gidenler gelmez geri Baldırlarım morardı, belimde sancı Herkes kendi aleminde, yalnızlık acı, Yine de en katı bilinen, evlat vefalı, Onlar evlerin süsü, başımızın tacı (11 Mart 2002) Veysel Yersel |
Ayrılmaya ve unutmaya ilk defa karar verdiğim zamandı son ağladığım, senin için… bir film şeridi gibi geçerken yaşadığımız her şey ve canım parça parça koparken gözlerimden. aslâ gözlerine bakmayacak ve tutmayacaktım ellerinden. Gidecek ve dönmeyecektim geriye bir daha - oysa sendin tek sebep ölümüme de yaşamama da! Her yerim titremeye başlamıştı buluştuğumuz zaman… - korku ve heyecandan! Ne yapacağımı bilemez hâldeydim. Elim, ayağım dolaşmıştı bir şeyler söylemek istediğimde, söyleyemedim, cesâretim kalmamıştı! Vedâ sözü söylemek… birdenbire… ne kadar zormuş meğer. Âdetâ duyularım sağırlaşmış, duygularım göçmüştü… Senin de bir şeyler söylemene, ya da sormana izin vermeyecektim. Sorgulayan ve yargılayan bakışların karşısında inan bir hayal gibiydim ve bütün dinamiklerim çökmüştü. Bir zamansız ayrılık çığının yüreğimden kopuşunun son görüntüleri gibiydi suskunluğun! Öylesine etkilenmiştim ki -yaşadığım sürece gözlerimden hiç gitmedi mahzunluğun! O ân öldürseydin, ya da ölseydim, gam değildi inan! Çıldıracak gibi olurum ne zaman aklıma gelse sebep olduğum yoksunluğun. Senin için ağlamayalı taşlaştı, kıraçlaştı kâlbim hissiz, ıssız biri oldum! Ve artık hiçbir gözde filizlenmiyor… hiçbir bakışta boy vermiyor sevgim! Âdetâ kendi kıraçlığımda kayboldum! Senin için ağlamayalı canım darmadağın yüreğim bin bir pişmanlık ve bin bir hasret yamalı! abdulkadir karaman |
Kadere Bak Tunç burçlara sancağı çekmeli asker Hıncını almadan zaman burgusu Kılınçlar çıkmış kından, cenge meydan gerek, Vur gürzü kaçmaz bu seferde kutlu ölüm, Keten tohumlu tarlalara yatır yüzü Tarihinle dolsun satır satır öksüz semalar, Nereye yorgun savaşçı, nereye talihsiz adam? Çelik nidalara yer yokmuş, kadere bak. Gün sökerken tepeden verilir sâlâlar, Gözümün önünde kundakta bebekler, Haydi kalk deyip yollar uzaktan el sallar! Ve yolları kollayan boynu bükük selviler, Kurumuş dallar, kırılmış kollar, Gözlerim tek noktada, bölünür kırk kere satıhlar, Heybemi sırtlayıp kaçıyorum başımı eğip, Dönüşüm var ki geri yıldızları bileyip, Boynumu uzatsam yeridir urganlara Gövdeler üstünde ser yokmuş, kadere bak. Derlerdi ki söz var dağları deler, Yiğit var ki afakı tuş edip beler, Kıvılcım açarmış nalında atların, Açtım her dürülü sırrı kavuştum sandım, Meğer söz uçmuş kağıtlar düşünce mahpusa, Susa susa ağıtlarda lal olmuş yiğitler, Kalkanı düşmüş savaşta yaralı adam, Sancağı dikilmiş tahta saltanatların, Güneşler de sönermiş; er yokmuş, kadere bak... Fatih Özkonyalı |
Sen anladın mı ki, neyin acısı bu İçime ateş gibi düşen, sevdanın acısı mı Yoksa sana olan hasretin sancısı mı Biliyor musun nefeste alamıyorum Dayanılmaz bir sancı saplanıyor, sol yanıma Bu yüzden kesiliyor nefesim Şöyle derinden bir nefes alabilsem Belki dinecek sancılarım… Ahhh… Ne kadar zormuş alması, bir yudum nefesi Ne kadar zormuş uzaktan sevmesi Seni uzaktan sevmek, acıya gark olmakmış Sevgili… Gece gündüz erimekmiş, mum gibi Yanmakmış Leyla gibi Biliyor musun? Tutuşmuş yanıyor sevdamın saçları Küle döneceğim Leyla gibi Yoksa sende mecnun olmuş, arıyor musun beni Yüreğinin götürdüğü yerde misin? Çöllerde misin sevgili Sende mi yanıyorsun ben gibi… Ahhh… Canımın canı, can sevgili, tek sevgili Eğer öyleysen, Dayanamam bilesin Sana kıyamam, Bu sancı dayanılmaz bir sancı Bu yangın başka bir yangın Sen sakın bilme, bu sancının acısını Sen yanma bu cehennem ateşinde Ben çekerim tüm acıları, Ben yanarım ikimizin yerine Bırak paylaşma benimle Sen hep mutlu ol sevgili… nermin erol |
eker Giderdin Bizi seyreden, Denizler birden yanardı. Güneş üstümüzde, Bize bakarak ağlardı, Oysa sen, Hiçbirşey olmamış gibi, Kendini bende unutur, Çeker giderdin. HASAN ÖZTÜRK |
Sana hasret yüreğim... Sensizliğin doruklarında hiç yılmadan bekler seni... şu gelen sen misin... bu ayak sesi senin mi... çalan telefonu açmaya korkuyorum, ya sen değilsen... ne hezeyanlar doğuyor yüreğimde, ne kalp ağrıları yaşıyorum bir bilsen... sev desem sever misin... Ne garip bir tecellidir bu, kendiliğinden gelişen... hiç beklemediğim bir anda geldin ve yerleştin gönül sarayıma... ne çok beklemişim seni yıllardır... suya hasret toprak gibi, bekledim yağmur olup yağmanı... gecelerden çıkıp aydınlıkları özledim, güneşim olup açman için... çiçeklerim boyun büktü sensiz... ne çok bekleyip, ne çok özledim seni... sevdim seni bir dağ çiçeği gibi, sevdim... ufacık bir söz... ufacık bir söz... bir melodi... hüzünlendirir ve beni ağlatır... sorarım kendime, gönül nedir isyanın, neden ağlarsın... bir sevdiğin mi var... el cevap hayır yok... utanmaz rezil derim... peki neden duygulanırsın durup dururken... bir çiçeği seyrederim ve gözlerim dolar... bazen kainatı kucaklayacakmışım gibi olurum... şu anda da gözlerim doldu ve... boğazıma bir şeyler düğümlendi... birazdan boşalır yaşlar biliyorum... inan bana... o kadar dolu dolu yaşıyorum ki yalnızlığı... dolu dolu yaşıyorum yalnızlığı, dolu dolu geçiyorum sevdandan, gülleri görmüyorum, ellerim boş kalıyor, dolu dolu yaşıyorum sensizliği... gözyaşlarım eşlik ediyor yalnızlığıma... uzatıyorum ellerimi boşluğa, bir hayali yakalamak istercesine... damladıkları yerde yeni güller açıyor gözyaşlarımdan... duvarlarda sarmaşıklar büyüyor, içimde sevgin... sonra bomboş iki yana düşüyor kollarım... ben yorgun, yüreğim yorgun, gözlerim yaşlı... akşam üstü seferlerine çıkıyorum ardından, sokak sokak arıyorum ayak izlerini... göz yaşlarım, yanaklarımdan aşağı bir şelale misali iniyorlar, yüreğimden yüreğine yol ararcasına... papatyaları kokluyorum sen diye, ufku seyrediyorum gözlerin gibi... gözlerimin okyanusunda dalgalar çırpınıyor... kardelenleri şimdi daha iyi anlıyorum, hem anlıyorum ağlıyorum, hem yürüyorum, hem arıyorum, vazgeçiyorum hırslarımdan sana geliyorum... adımlarım adımlarını takip ediyor, kokunu alıyorum, esen yelde... sen diyorum gördüğüm her nilüfer'e, seni taa içimde hissediyorum... kumsala vuran dalgalar çağırıyor beni... ben çağırırım o gelmez o çağırır ben gidemem... uzanır ellerime almak isterim, kayar gider parmaklarımın ucundan... geriye bir avuç kum kalır, Hüznün Gözyaşları gibi... Eylül GÖKDEMİR... |
| Saat: 21:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık