![]() |
Gizli Şehir Ressamın tualinde, bir eski evin Ahşap penceresinde Siyah bir gecenin Etrafına ıssızlık çöktüğünde İstanbul’un tarihi bir yerleşim bölgesinde Tütsüsü yayılır ruhuma Haliç’e esen bad-ı seherin Eminönü Yeni Cami uzakta Koşamaz balıkçı motorları Boğuşur dalgasız denizde Kulaç atar karşıki sahile, Bir başka mor gece yaşanır Piyer Loti de. Bir şehr-i İstanbul gizlidir Bu mezarlıkta. Ay süzülür, Halic'e selam verip Çeker gider Ulvi sessizlik her gece böyle Devam eder Bu beldenin Sultan'ına hayran olur etraf İnsanlar ibadet ederler beş vakit Çevresinde saf tutarak İstekler sunulur, dilekler arz olunur, Dost-u yarin dibinde dualar okunur. Bu çarkın içine giren çıkamaz bir daha Hacetler iletilir buradan Allah’a Sebepler aleminde yaşıyorsak dünyada, Sebep yahu duamıza, bizi bağışla. Mehmet Akif Tiryaki |
Şehr-i Aşk bir şehir/ güzelliği fotoğraflarda kalmış/siyah beyaz ... Gün aşıran kadınlar sokağında hüzünbaz evler, Cumbalarından mendil düşürüyor avare aşıkların ayak ucuna _____lale kokusunu yenilerde tanıdı kent biraz sarhoş taklidi biraz yalan dolan bir gün daha nasılsa geçer başın ölüme dönük ______ne çok istemiştim büyümeyi, büyümek ölmekmiş anlatmadı hilebaz hayat... sallantısı ağaçların zevk-i sefadan devir aşk devri.. Aşka rastgelsin diye karşılaşmalar zaman kollanıyor şimdilerde.. Bahisler akreple yelkovanın bitmeyen yarışına.. ______kentin en yüksek yerine dikilmiş saat kulesi, ki evine saat alacak kadar zamanı yok kimsenin... Adımlarım ağır aksak aşktan döndü, yalnızlık çarpıldı yüz kere yüzüme ah yüzüm ne kadar sahte yüzüm neden yüzsüz _____ay ışığından aydınlık çalan sokak lambaları yirmi bir mumluk bir hayatı üflediler nefesime,büyüyorum... köşe başlarını tutan meçhul dokunuşların eşliğinde eksiliyorum toplanmak isterken kaça bölünür bir insan bu kadar yokken.. ah ellerim neden titrek ellerim neden (el)sizsiniz tutun beni düşüyorum aşk gibi gelen,aşka çarpmadan dönenlere... İlknur YILDIRIM... |
................. düş düşkünü çocukluğum ömrümün izdüşümünde asılı kaldı tınısını yitirdi yakarışlar sen gelirsin diye gülüşlerimi astım penceremin demir parmaklıklarına olmadı avunmadı yüreğim hoyratlığım acımdandır bilmezsin bahar sendedir gelmezsin sana yansımış suretim aynalarda gördüğüm sırtımda kambur gibi taşıdığım kirli geçmişim var varlığımı düşünmedim yoksulluğum kadar ki kimliğimi kana bulanmış bir aşkın yanı başına düşürdüm zanlıyım göz altında ölüyorum faili meçhul aşk ölümleri koynumda yaralıyım dünden yana günceme sesin düştü kanadım,ağladım,yandım düşündüm sonra seni sevmek istanbul kadar bir çocuğun elma şekerini sevdiği kadar anne kokusu kadar sevmek seni bu dünyayı hiçe saymak ölümlere kucak açmak seni sevmek seviyorum seni geleceğin kadar yalandı sevmelerin savruk bir kentin yaralı meydanlarında beklerim seni üşürüm ama yine de severim seni... İlknur YILDIRIM... |
ÜÇÜNCÜ KARANLIK Boşluğa vurulan Bir prangaydı Çelişkisinde kinin... Renklendirilen Rakamlar Önyargıya dayandı Geginleşen sözcükler Takıldıkça tuzağa Bölündü Temmuz ışıkarı Orta yerinden... İncelmişti dostluk Sabahın Selamsız başlangıcında. Maskesi düştü Bencilliğin Varsayımlara Değer biçme zamanı Hırsın hasılatı Kaldırıldı Çıkar tahtasında. Döndürüldü çark Soğukluğunda Yürek atışlarının... Tek yönlü Esti rüzgarlar Sabahında Üçüncü karanlığın Üzeyir Lokman Çaycı |
*ŞEHİRSEL AŞK* yana yakıla kuşanmışken sensizliği köhnemiş bilmişliklerimle geceleri dumana bürünen bu şehirde büyüttüm ben aşkı... kömür koktu yüreğim islere bulandı yatağım zehir akıttı bedenim çiçekler zehir koktu... bir yanı eksik kalmış çocukluğumun ağıdını sen mi yakacaktın ucu bucağı yok inançlarımın ucuda bucağıda bende yitti bu şehri sakladım ellerimde biraz mağrur gururu ve öfkeyi saçlarında taşıyan bu şehri ben ağladım şehir sustu ben sustum şehir kan kustu neden sonra anladım bu şehir biraz seni ama en çokta beni büyütmüş aşk diye... İlknur YILDIRIM... |
Henüz okula yeni gidiyordum Annem ablan olur dese de Ben abla demiyordum Çünkü onu seviyordum Çatal kapıya vuruyordu bir gün çoban Açtığımda kapıyı kalbim duruyordu Kucağında bir kuzu Küpeli koyun doğurmuştu O da yanında, kuzuyu seviyordu O akşam babamı çağırmaya gelmiş Çiçekler içinde bindallıyı giymiş, Dünürcüleri gelecekmiş meğerse Görmüş çocuğu beğenmiş Kaçtım yanlarından küçük bir odamız vardı Annem yoğurdu,peyniri orda yapardı Ağlıyordum geldi anam yanıma ‘Ağlama oğlum’ diyordu şaşkınlığıyla ‘Ben sana onun kızını alırım’ Düşlerimde o anne ben baba oldum Şehre gidip şeker tuz aldım Dut ağacının en tepesine Düşersin desin diye çıktığım Naylon gözlük takıp baktığım Ağladığım ilk aşkımdı o benim Şimdi aşk değil benim aradığım Yüreğimde o çocuk saflığım Gıptayla baktım gördüğümde Hep o sevgiydi aradığım sami çimen |
Bir Sigara İçimlik Mutluluklar Biliyorum, bunun adı artık tırmalamak. Yeter, ben de biliyorum, bırakmalı artık… Ne çıkar zaten sonundan bu bataklıkların, Dibinden derinliklerin? Ne çıkar bu yolların sonundan? Ne çıkar bu ırmakların suyundan? Güneşin batışından, Aydınlıktan, Karanlıktan… Ne çıkar artık bu gözyaşlarından? Kâğıttan, kalemden… Ne çıkar artık? Aşklardan, eski kadınlardan, Sevgilerden, özlemlerden. Eski sevişmelerden ne çıkar artık? Yeni hüzünler mi, yeni gözyaşları mı? Yeni aşklar, yeni kadınlar, Yeni sevgiler, yeni özlemler mi çıkar? Yeni dipsiz derinlikler, yenİ bataklıklar, yeni sonsuz yollar mı? Ne çıkar, ne çıkar artık? Ne kaldı ki geriye ? Yeni yıkıntılar, Yeni mahvoluşlar, Yeni hüzünler, Yeni gözyaşları gelecek biliyorum. Ama biliyorum, canım yanacak yine… Yine kalemler bitecek, Yine şişeler devrilecek… Yine dolacak gözler, süzülecek o yaşlar kirpiklerden… Yine yakılacak son sigaralar, Koyulacak son kadeh şaraplar. Yine de yeni kadınlar, yeni aşklar, yeni sevgililer, yeni besteler de gelecek, Bir sigara içimlik mutluluklar da… Tolga GÖRKEM.. |
Özlemler azdıkça yüreğim yandı Aşkımdan mecnuna döndüm bir zaman Belki de bu benim bittiğim andı Ardıma bakmadan gittim bir zaman Kabuslu günlerim uzadı durdu Beynimi kemirdi sevdanın kurdu Terk ettim sılayı vatanı yurdu Deryada denizde yittim bir zaman Gahi yücelerde bulutlar ile Gahi benliğimde umutlar ile Gahi bataklıkta pis otlar ile Gözyaşı içinde bittim bir zaman Bazen kurda kuşa gittim yem oldum Bazen Ali iken bazen Sem oldum Bazen dizginlendim bazen gem oldum Zalime zulüme yettim bir zaman Yüreğim kanadı gözlerim yaşlı Alem bir dert çekti ben iki başlı Gittiğim yollar hep çakıllı taşlı Özüme çok zulüm ettim bir zaman Semahi yara çok derman kalmadı Çok selam gönderdim yarim almadı Dert azat etmedi beni salmadı Ben beni özümden ittim bir zaman erol duran |
Yalnızlık HatıЯası Yazılan sayfalar, anlamlı ama boş sözler... Kelimeler, cümleler; Sevgililer ve ayrılıklar... Duvarda asılı zaman katilleri; Saatler... !!! Zamanın öldüğünü hatırlatır hep! Ve zaman öldüğü kadar da ölümsüzdür senin için... Kırıcı, ölümcül, kanlı bir maratondur o. Hatra gelir hep eski sevgililer, Güzel günler, ayrılıklar... İlk bakışlar, ilk öpüşmeler... İlk sevişmeler, ilk sigaralar beraber yakılan... İlk aşklar... Belirsizlikler ve anlamsızlıklar gelir hatra hep... Özlenen dostlar yalnızlığı hatırlatır hep; Saatler boyu yalnızlık... Şişesinin dibinde kalmış birkaç damla mey, Ve birkaç sarmalık tütündür o anın dostları... Ve belki de biraz selüloz, biraz kursun... Yirmi beş mumluk ampulün gölgemsi aydınlığında, Çizik plakların cızırtısını dünlerken yakılan sigara Ve o unutamadığın şarkı... Yıkılan hayaller, başarısız planlar... Hepsi yüzüne vurur yalnızlığını içten içe gülerek... Hepsi kaybolur devr-i âlemde... Sen de... Tolga Görkem... |
SENCE Seni kırmak bana bir suç Seni görmemek cehennemin diğer bir adı Sen bendeki sevgiyi göremedin Göremezsin de; Çünki bendeki bendeki sevgiyi görmek zaman ister Düşün seni görmemek bana bir cehennem Seni kırmak bana bir suç Seni kaybetmek bana sence nedir? Bence ben olmamak Peki beni görmemek,,kırmak ve kaybetmek Sence nedir? Canan Boran |
| Saat: 21:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık