![]() |
http://img76.imageshack.us/img76/1129/aimageindex5yn.gifSENİ DÜŞÜNDÜM... Hani bir yağmur yağar da bazen Hani gök gürler ya arkasından Hani şimşekler çakar peşinden İşte öyle birşey... Seni düşündüm dün akşam yine Sonsuz bir umut doldu içime Bir de kendimi düşündüm sonra Bir garip duygu çöktü omzuma Hani ıssız bir yoldan geçerken Hani bir korku duyar da insan Hani bir şarkı söyler içinden İşte öyle birşey Hani eski bir resme bakarken Hani yılları sayar da insan Hani gözleri dolar ya birden İşte öyle birşey Seni düşündüm dün akşam yine Sonsuz bir huzur doldu kalbime Bir de kendimi düşündüm sonra Bir garip duygu çöktü omzuma Hani yıldızlar yanıp sönerken Hani bir yıldız kayar da insan Hani bir telaş duyar ya birden İşte öyle birşey Hani bir yağmur yağar da bazen Hani gök gürler ya arkasından Hani şimşekler çakar peşinden İşte öyle birşey... http://img76.imageshack.us/img76/609/aimagepetiteindex1hr.gif |
Otuz Yaş Şerefine Birazdan vakit gece yarısını geçecek. Ve tarih 27 Temmuz olacak Mutlu yıllar bana, nice mutlu yaşlara Yaş... Yaşım... Yaşlandım! Ne çabuk geçti yirmi dokuz yıl da, yerini bıraktı otuza Bir tuhaf buruğum bu kez Her yıldan daha bir buruk Niye? Çünkü yaşlanıyorum hem de yalnız Her yıl, bu yıl, belki seneye de... Umut bitmez mi hiç? Tükenmek bilmeyen tek şey umut galiba Ne olursa olsun Gitsem ya ben bir yerlere Bir sabaha daha yalnız uyanmak, Yanında biri olmadan, elinde bir el olmadan, Birinin kalbinde olduğunu bilmeden Biri kalbindekine yanıt vermeden Bir yaşı daha bitirmek Ah bu hüzün, bu duygusallık, ah bu yalnızlık! Gitsem ya ben buralardan Bu yalnızlıktan kaçsam ya Uzak olsam, çok uzak olsam yalnızlığımdan Gitsem de götürmesem buralardan hiçbir şeyi Yıllar geçse, uzun sürse, kısa sürse Ama bitse, Hüznüm de yalnızlığım da Geceler yalnız, geceler uzun Gündüzler de öyle Gitsem ya ben bu gece Gece ve gündüzün ayırt edilmediği bir yere Hadi bir şarap iç, kadeh kaldır kendin için Vakit gece olmadan eski yaşın kaçıp gitmeden Gençliğini uğurla Yalnız olgunluğa merhaba Şerefe olgun kadın Nice yaşlara Doğum günün kutlu olsun Doğduğun gün kutlu olsun Tek başına bir doğum günü daha Kaldır kadehini İşte nice yalnız yıllara Belki bu son olur diye Şerefe... |
KALDIRIMLAR Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık. Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi.. |
ADİLE TEYZE Yaş yetmişe merdiven dayadı biliyorsun. sen giyinmeyide çok seviyorsun giyin kuşan neysede, şu yüzündeki yoğurt gibi boyalarla, mahalleyi güldürüyorsun... aynalar insanlara, "insanlardan daha" samimidir biliyorsun yaş yetmiş olmuş , gerdan sarkmış ,yüz solmuş.... sil yüzündeki yoğurtları uyurken kediler yalamasın... dokuz koca eskittiğini, kimseler anlamasın.... al eline sedef tesbihi , önünde kebayi gösteren seccaden olsun... hatırla ölümü, tövbe et ,gözlerin yaşla dolsun... kusura bakma " adile teyze" sen hiç bir şey bulamasan büyük babamı yine bulursun.... |
DUYDUNUZMU GÜZEL YÜZLÜ FISTIK ŞİMDİ ÇOK UZAKLARDA BELKİ GECENİN BU VAKTİNDE UYUYOR TÜM DERTLERDEN UZAK BELKİDE O GÜNLERİ DÜŞÜNÜYOR KİMBİLİR..KİMBİLİR KAÇKEZ ULAŞMAK İSTEDİM TATLI SESİNE DUYDUĞUM ÖZLEMLE KAÇKEZ TELEFONUNU ÇALDIRDIM HAY ALLAH..YALNIZLIK NE ZORMUŞ NE ZORMUŞ ONU ÖZLEYİP ONA ULAŞAMAMAK ELİNİ TUTUMAMAK,YANAĞINDAN GİZLİ SAKLI BİR ÖPÜCÜK ÇALAMAMAK NE ZORMUŞ BİLEMEZDİM YAŞANASI DUYGULARIN GÜN GELİR TÜKENECEĞİNİ BİLEMİZDİM BUGÜNLE BERABER ETTİ 3 AY 10 GÜN DİLE KOLAY BİR SAAT DAHİ AYRI KALAMADIĞIM GÜZEL YÜZLÜ FISTIĞIMDAN 3 AYDIR HABER YOK VE BEN 3 AYDIR HERGÜN ÖZLEM DOLUYUM HİÇ BİTMEYEN BİR ÖZLEM.. DÜŞÜNÜYORUM SENİ VE YAŞADIKLARIMIZI BİLİYORMUSUN SENİ UNUTMAK İSTEMİYORUM GÜZEL YÜZLÜ FISTIĞIM SENİ UNUTURSAM O GÜNLERE, O YAŞANANLARA İHANET OLUR KİNMİ.. YOO HAYIR YOKSUN AMA SANA KİN DOLU DEĞİLİM SENİ ÖZLEMEK,SENİ HATIRLAMAK İÇİMDE KALANLARLA CANLI TUTMAK BENİ DAHA DA MUTLU EDİYOR SEN BENİM OLMASAN BİLE SENİ DÜŞÜNÜYORUM SANIRIM PEK ÇOK KEZ SENİ DÜŞÜNÜCEM AMA SEN YİNE OLMAYACAKSIN.. |
Masum Asker ben çocukken babamın aldığı oyuncak tabancayla kapsüller patlatırdım büyüyüp asker olunca komşu ülkelerin insanlarına karşı kullanmam için komutanım elime sahici mermiler ile bir tüfek tutuşturdu |
Pişmanlık Zorluklarla dolu hayat, İşkence artık yaşamak, Bıktım bu dünyadan, Maskeyle dolaşan insanlardan... Sürekli böyle feryad eder insan, Geçen zamana aldırmadan. Herşeyden şikayetçi Oysa bilmiyor mu ki Bu dünya geçici... Bir zaman sonra, Ak düşünce saçlara, Hatırlar feryadını, Ve boşa geçen yılları... İçinde tarifsiz bir pişmanlık başlar... Artık çok geç olsa da, Geçen yıllara yanar, Çünkü yarım kalmıştır yaşanacaklar... |
Günün güneşi sevdiği kadar sevdim seni Gecenin mehtabı sevdiği kadar... Güneşin batmayı sevdiği kadar sevdin beni Yıldızın ölmeyi sevdiği kadar... Toprağın yağmuru sevdiği kadar sevdim seni Yaprağın ışığı sevdiği kadar... Yağmurun dinmeyi sevdiği kadar sevdin beni Ateşin sönmeyi sevdiği kadar... Yüreğin acıyı sevdiği kadar sevdim seni Acının yakmayı sevdiği kadar... Ve acının beni sevdiği kadar sevdim seni Ve acıyı sevdiğim kadar... |
ŞAFAK TÜRKÜSÜ beni burada arama anne kapıda adımı sorma saçlarına yıldız düşmüş koparma anne ağlama kaç zamandır yüzüm tıraşlı gözlerim şafak bekledim uzarken ellerim kulağım kirişte ölümü özledim anne yaşamak isterken delice bugün görüş günü günlerden salı islak sarı bir yağmur ülkemin neresine bakarsa ay orada yitik bir anne ağlıyor sen aralıyorsun yağmuru acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini sonra bir umut koşuyorsun yüreğin avcunda ısırırken çırpıntı gözlerini (ah verebilseydim keşke yüreği avcunda koşan herbir anneye tepeden tırnağa oğula ve kıza kesmiş bir ülkeyi armağan koşma anne birdenbire batacak olan düş denizinde yarattığın umut sandalıdır oysa benim için gece ışık hızıyla koşan kısa ve soğuk bir zamandır bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak uykusuz yorgun ve korkak sanırım baytardı yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor boşver hipokrat amca üzülme ne olur sen de anne sen de üzülme hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim korkak kahraman gecelerimi düşlerimle sınırsız diretmişliğimle genç şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine usulca açılıverdi yanağımda tomurcuk pir sultan'ı düşün anne şeyh bedrettin'i börklüce'yi torlak kemal'i düşün anne hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın deniz'i düşün anne her mayıs şafağında uzun uzun döverken darağaçlarını ve o şafaktan doğma onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları insanları düşün anne düşün ki yüreğin sallansın düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan mutlu bir yusufçuk havalansın sıcak omuzlar değerken omzuma buz üstünde yürüdüm yıllar boyu bayraklar ve türkülerle kopunca memelerinden o mükemmel yaşama kurşunlar sıktılar alnıma açık alanlarda ağır kartalların konup kalktığı yalçın kayalardan biriydim ölüp dirildim yeniden güneşli güneşsiz akşamlarda mutlu yarınlar adına özgürlük adına ekmek adına üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin dirilip dönmesin diye hiroşimalar tahtadan atların boynuna çıplak ölümlerle yatmasın diye çocuklar aç gözlerle bakmasın diye çocuklar kardeşlik adına havadaki kuş denizdeki balık adına yürüdüm yıllar boyu dönüp bakmadım arkama ıraktı gözlerim cok ırak izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda kalsa da silinir gider yalnızca bir ağıt gibi çakılır ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer tören adımlarıyla ölmek ne garip şey anne kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum bütün gözler üstümde sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun masa üstünde üşüyen bir sigara yanında küçücük bir cam bardak içinde rengi bu gecenin cılız titrek bir kibrit kağıt kalem sandalye geride flu yağlı büküm büküm bir ip ve çingene kuralına uygun değişmez dekoru mudur idam mahkumunun kırılacak cammışım gibi davranıyorlar yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün oysa birazdan boynumu kıracaklar pul pul dökülecek yaz sivası eylül'ün ben ölümü asıl az ötede titreyen çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm anladım ki küllenen sigaradır soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm yani benim güzel annem alacaşafağında ülkemin yıldız uçurmak varken oturup yıldızlar içinde kendi buruk kanımı içtim ne garip duygu şu ölmek öptüğüm kızlar geliyor aklıma bir açıklaması vardır elbet giderken darağacına geride masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem bağışla beni güzel annem oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana elleri değsin istemedim gözleri değsin istemedim ağlayıp koklayacaktın belki bir ömür taşıyacaktın koynunda usul adımlarla yürüdüm ömrümü karşımda kurum kurum-laşan darağacı (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan ökse de olsa dört bir yanı) birdenbire acıdı boynum gelecekler var birbiri ardınca genç yakışıklı ne olur işçi kadınım az yumuşak dik şu kefenin yakasını yaşamak ağrısı asıldı boynuma oysa türkü tadında yaşamak isterdim çiçekleri kokmak ırmakları akmak yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak su başlarında aylak sektirmek kavalımı sonra bir çocuğun afacan bacaklarında anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim o güzel günleri görenler arasında bir soluk ben de yaşamak isterdim bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden öperken siya-u jakond'u tebessümünden işte o an saçlarından yakalamak dolunayı bir de yirmibeş kilometreden görebilmek nazım'in gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı ölmek ne garip şey anne bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı sedef kakmalı bir kutu içinde vermek isterdim çocukların ellerine sonra sonra benim güzel annem damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza künyemi okudular suçumuz malum gecenin kıyısında durmuşum kefenin cebi yok koynuma yıldız doldurmuşum koşun çocuklar çocuklar koşun sabah üstüme üstüme geliyor yanlış mı duydum yoksa erkenci bir horoz mu ötüyor keskin bir acı bilenmiş gitgide yaklaşıyor sonum iri sözlerim yoktu söyleyecek usulca baktım yüzlerine bin yıllık iskeletleri çatırdayarak göçtü ayaklarının dibine korkutamadılar beni anne avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran darağacı bir zaman rüzgarda saçını tarayan telli kavak değil mi boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi söyle anne o çingene bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan bağıra çağıra geçen bohçacı kadını sevmedi mi çılgınca kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda işkenceler zindanlar hücreler savunmak yok mutlu tok bir yaşamı açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren mideme karşı kısacası bir çiçeği düşünürken ürpermek yok gülmek umut etmek özlemek ya da mektup beklemek gözleri yatırıp ıraklara ölmek ne garip şey anne artık duvarları kanatırcasına tırnağımla şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım baba olamayacağım örneğin toprak olmak ne garip şey anne ceplerimde el yerine balyoz taşırken korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini ve yüreğimin ırmakları taştı taşacakken ölmek ne garip şey anne uçurumlar ki sende büyür dağdır ki sende göçer ben yaprak derim çiçek derim cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim gül yanaklı çocuğa benzer yine de oğlunu yitirmek kimbilir ne garip şey anne beni burada arama anne kapıda adımı sorma saçlarına yıldız düşmüş koparma anne ağlama kırıldıysa düş evinin kapısı bütün kırık kapıların çağrılısıyım kızların yanaklarında çukurlaşan biten başlayan aşkların ortasındayım her kavgada ölen benim bayrak tutan çarpışan her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni özlem benim kavga benim aşk benim bekle beni anne bir sabah çıkagelirim bir sabah anna bir sabah acını süpürmek için açtığında kapını umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak öylece kalkar uykudan salterler dişleyip tükürmeden sigaralarını türkü tadında giyinirken işçiler bir sabah anna bir sabah acını süpürmek için açtığında kapını adı başka sesi başka nice yaşıtım koynunda çicekler çicekler içinde bir ülke getirirler başlarını koymak için yoğun dizine sen hazır tut dizini anne o mükemmel güne |
Soru İşareti Hayat bir soru işareti. Yok bunun ötesi. Takıldı mı aklına bir soru işareti, Bilemezsin yapacağın şeyi. Her şey karanlıklaşır, Hayatın daha da zorlaşır, Sevdiğin hırçınlaşır, Belirdiğinde soru işareti. Bırak karamsarlığı, Sev tanıdıklarını, Her şey güzelleşti, Silinince soru işareti. |
| Saat: 20:50 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık