MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 9 Ocak 2007 15:01

Ölmüş İçimde Hasret

İçimde bir sıkıntı
Bir kasvet... bir duman...
Dünya dar gelir inan
Seni düşündüğüm an

Titreyen ellerimde
Sevgimiz arap saçı
Umrumda değil zaman
Çalsa da bilmem kaçı

Zincirlere vurulur
Umutlar liman liman
Dünya dar gelir inan
Seni düşündüğüm an

Koparsam zincirimi
İlk koşacağım sensin
Sen çaresizliğimin
Çaresiz ümidisin

Bir hayıra yenilmiş
Yüreğimde bin evet
Kavuşmayı unutmuş
Ölmüş içimde hasret
Bir de çökerse kasvet...
Karanlık...duman duman...

Dünya dar gelir inan
İşte bana o zaman
Dünya dar gelir inan
Seni düşündüğüm an......

Sevgilim biz ikimiz
Ay ve Güneş gibiyiz
Alev alev yansak da
Artık birleşemeyiz

Hasretin tohumunu
Çıkar at yüreğinden
Bahar da yaz da geçti
Artık yeşeremeyiz......

İlhan İrem


KaRaYeL61 9 Ocak 2007 15:53



İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
KAR YAĞIYOR ERİK AĞACINA
KAR YAĞIYOR KUMRULARIN ÜSTÜNE
DAĞ ZORBASI GİBİ HAİN VE UMARSIZCA
ERİK AĞACI ÖKSÜZ KUMRULAR EVSİZ KALIYOR
BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN
BİRBEN ACIYORUM KUMRULARIN HALİNE

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
ANSIZIN BİR KEDİ GEÇİYOR PENCEREMİN ÖNÜNDEN
SÖYLENE SÖYLENE SİNİRLİ VE ISLAK BİR KEDİ
BELLİKİ ANSIZIN YAKALANDI BİR ÇATININ TEPESİNDE
VE MUHTEMELEN UYKUNUN EN TATLI YERİNDE
BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN
BİRBEN ACIYORUM HALİNE

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
SEN MUHTEMELEN ENDERİN UYKULARDA
BEN PENCEREMİN ÖNÜNDE
İSTANBULA KAR YAĞIYOR KAR YAĞIYOR PENCEREME
O SEBEPSİZ GİDİŞİN GELİYOR GÖZLERİMİN ÖNÜNE
KAR CAMDAN GEÇİYOR TEN'DEN GEÇİYOR
USULCA DOLUYOR YÜREĞİME

VE BİR ÇİÇEK YEŞERİYOR KENDİLİĞİNDEN
DONMUŞ KALBİMİN ORTA YERİNDE
UZUN KIŞ GECELERİNDE YİTİRDİM SENİ
ÖLDÜNMÜ KALDINMI HABERİN GELMEZ
BİLMEMKİ BİR TANEM NERDESİN ŞİMDİ
HER YAĞAN KAR'DA KAYBEDENLER OLUR HEP
KİMİLERİ YUVALARINI KİMİLERİ RÜYALARINI
KİMİLERİDE SEVDALARINI
İSTANBULA KARYAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE

Naki Kızıldağ


arwen 9 Ocak 2007 23:00

Acı veren gecelere son verebilmek
Sensiz geçen her anı unutabilmek
Ve huzur içinde ölebilmek için
Her şeyim olan sana ihtiyacım var

Karabulutların ardındaki aydınlığa
Bir daha kavuşmamak için acıya
Mahkum olmamak için zalim kadere
Gülebilmek için sana ihtiyacım

Sıcak tenin sevgi kokan ellerine
Saçının bir teli o masum sevgine
Sana gözlerine ve doyasıya bakışına
Yaşamak için ihtiyacım var


erkan yazıcı


Misafir 9 Ocak 2007 23:20

Yağmur Hırsızı







acıktım
sırtıma şehrin yangınlarını asıp
yağmur düşkünü kumsala
acılarını çarmıha geren iskele kuşlarına sığındım

hangi zamandı bilmiyorum
hangi güneş battı
çıplak mıydım
ve hangi fırtınaya kurmuştum saatimi
kim biliyordu, neden anlatamıyordum


ah

yoluma kaç deniz serildi
kaç limanda öldürdüm sevgilimi

dudaklarımda aç güvercinler
avucumda toprak tadı sağanak
kaç kez yandım
durmayan, akamayan zamana

hangi zamandı
kimdim
bilmiyorum



Hakan Kartal


arwen 9 Ocak 2007 23:29

zorluyorum kendimi
inan bulamıyorum
öyle bir dönemdeyim ki
kendimi bulamıyorum
zaman su misali akıp
geçiyor
aslında kayıp bir gün bitiyor...
nerede olduğumu bilmiyorum...
yaşananları hatırlamak dahi
istemiyorum.
bir gün gelecek
karşılaşacağım gerçek
benle
kaçış yok bundan
ben beni bulacağım
bıraktığım halimle..
neden mücadele var
hayatımın baharında
kendimle geçmişimle
nasıl oldu da izin verdim
birinin bu denli beni üzmesine...
sen de kaybet kendini
bulama benim gibi...
yaşa yaşadıklarımı
sor kendine
yüzleş kendinle ben nerdeyim
ben kimim diye...


hatice eser


Misafir 9 Ocak 2007 23:54

Doğuş...

Ölmekten başlarım aşka. Dağılıp savrulur havaya tenim.
Sonsuzun başında ezerim gökyüzünü. Koparıp çiğnerim
yıldızları yerden. Uçurumun dibinden atlarım bir
başkasına. Susturulmuş bir güzelliğe dalar gider
gözlerim. Beyaz bakışlar yağar üzerime. Yağmur kurur
düşemeden.


Bozkırlar yalnız değil ben kadar. Kırık bir kaval
nağmesi okşar yüreğimi.


Bir kış rüyasıdır yaşanan. Uykuya doyarım tapınağımda.
(Ah! Zamanı kimse söylemez. Zaman, söylemez nerede
olduğunu. Şahla piyon, bekleşir aynı kutuda.)


Sözü uyandırırım. Meme uçlarımdan akan kandır şiirin
mürekkebi. (Dili tutuk hasret türküm! Sevmeyi alıcı
kuştan mı öğrendin?)


Geceyi uyuturum kollarımda. Çamura bulanmış köklerimi
yıkar ateş denizi. Uzun bir yol ufka hançer gibi.


Zaman da düşündü mü böyle çekip giderken?


Ölmekten başlarım


Kaldır kesik başını! Kıpırdasın, kıvransın engerek
dilin. Isırır kanatırım aşkın dudaklarını. Ruhumun
gözesine sızan alkolsün...


hadi uç


Tüm burçları çökmüş kaleyim, bozgun kapısında ateş
içen. Demir parmaklıklar ardındadır yangınım. Beni
prangaladım


hadi uç!


Öyle dedin... öyle oldu olanlar...
Bir bayram geçerken başımda tak enkazları (Sildiğin
gözyaşlarım ellerini yakmasın!) .


Ölmekten başlarım


Ah benim haylaz hayallerim, koşturur yerle gök arası.
Yeraltından çıkar bir bulutla söz terk edince
yuvasını (O üşümüş dize koynuma sokulsun!) .


Göğü çekerim denize


Sere serpe Ay sırtüstü. Zıpkınla avlarım yıldızları.
Bir mercan öper sımsıkı sarılarak. Dökülmüş şarap gibi
sızarım maviye. Bir balık hıçkırır gözlerinde sessiz
acı çığlığı.


Köpürür sabrın denizi. Dalgaların sırtında yol alırım
kayalara. Okyanus elini eteğini çeker (Kaç dalga boyu
ki uzaklığın?) .


Demek sevmeye erken!
Ölmekten başlarım...

Ayrıntı Dergisi


arwen 10 Ocak 2007 00:24

Her gece gidişin gelir aklıma,
Gözümden yaşları döker anılar,
Sarmalayıp sarar beni ağına,
Kara bulut gibi çöker anılar…

Her şeyi yeniden yaşarcasına,
Sanki mezarımı kazarcasına,
Bir darağacına asarcasına,
Boynumda ilmiği sıkar anılar…

Hayatı dar eder kalan günlerde,
Kastı varmış gibi her gün içimde,
Bir insan kaç defa ölür ömründe,
Her gece canımı söker anılar…


ersin kayışlı


DEsssT16 10 Ocak 2007 00:33

En Zayıf Anımda

Daha düne kadar sensiz olamam,
Ben senin gölgende varım diyordun.
Sensiz okuyamam ,sensiz yazamam,
Sensiz aklım bile yarım diyordun.
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Şarapla tütünle açtım arayı,
Bir de sen terk ettin bahtı karayı,
Bir seni düşündüm bir sigarayı,
Demek ki şeytanca bir tuzak kurdun.
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Bir yandan gönlümün işret çağrısı,
Bir yandan midemin ince sancısı,
Tetiği vaktinde çektin doğrusu,
Demek ki aylarca pusuda durdun,
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Övgüye değerdi oyun takatin,
Alkışlık bir roldü her hareketin,
Giderken vicdanın ve sadakatin,
Lügatçe manası ne diye sordun,
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Hayrını umsan da hain kararın,
Eyvah’la telafi olmaz zararın,
Yarama tuz bastı ani firarın,
Düşerken tuttuğum son dalı kırdın.
Sen beni en zayıf anımda vurdun
Cemal Safi


arwen 10 Ocak 2007 01:03

Niye öyle şaşırdın vazgeçtim diye senden,
Kendine sor sen olsan unutmaz mıydın seni?
Senden sonra da koştum mutluluğun peşinden,
Kendine sor sen olsan unutmaz mıydın seni?

Ne bıraktın ardında avutayım kendimi,
Aldın yerlere çaldın bütün verdiklerimi,
Sen dilinle söyledin bekleme diye beni,
Kendine sor sen olsan unutmaz mıydın seni?

Çabaladım da inan vazgeçmeden sevdandan,
Haftalarca gözümü ayırmadım yollardan,
Ne medetler umdum ben doğacak sabahlardan,
Kendine sor sen olsan unutmaz mıydın seni?


ersin kayışlı




DEsssT16 10 Ocak 2007 02:04

Ceviz Ağacı

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Balçik - 01.07.1957
Nazım Hikmet Ran


arwen 10 Ocak 2007 03:03

Aslında aşk var birtanem
Yağmur damlası, tuttum derken avuçlardan
Kayan yıldızlar gibi...
Dallar üzerinde sararan yapraklar gibi...
Tek tek işlenecek altına pırlantalar
Gökyüzünden yıldızlar yağacak suya
Aslında aşk var güzelim..

Güneş ilk defa bu kadar yakacak tenini
İlk defa ayazlı geçecek kış geceleri
Çiçekler eskisi gibi kokmayacak
Biliyorum: Herşeye rağmen
Aslında aşk var sevdiğim...

Aşk hep var sevgili
Gözlerden kara bulutları eksiltmeyen
Bakarken pembelikleri göstermeyen
Buz kesen sevgili yokluğunda
Terketmesin diye avuç açtıran güneşe
Aşk hep var sevgili...

Beni görünce kalbin carpmıyor mu
Gözlerinde gölge menekseleri
Akla ziyan özlemeler
Geceler boyunca aşkı tercüme etmeler
Vakti yoktur seviyorum demenın
Aslında aşk var sevgili

Aşk hep var sevgili
İç cekmeler, sözün bittiğine kim
Karar veriyor akıl mı sevgili
İhtıras mı..erteleme mı,kendimizi
Aldatığımız en büyük yalan mı
Ya yürek sevgili

Dokunduğun zaman sevgiye
Tarifsiz heyecanlar sarar
Yalnızlığı seçenlerin kaybetikleri
O kadar çok ki yaşamdan
Bir sebep olmadan da öpmelisin sevgilini
Aşk hep var sevgili..



rıza baldede


Misafir 10 Ocak 2007 03:55

Yalnızlık HatıЯası

Yazılan sayfalar, anlamlı ama boş sözler...
Kelimeler, cümleler;
Sevgililer ve ayrılıklar...

Duvarda asılı zaman katilleri;
Saatler... !!!
Zamanın öldüğünü hatırlatır hep!
Ve zaman öldüğü kadar da ölümsüzdür senin için...
Kırıcı, ölümcül, kanlı bir maratondur o.

Hatra gelir hep eski sevgililer,
Güzel günler, ayrılıklar...
İlk bakışlar, ilk öpüşmeler...
İlk sevişmeler, ilk sigaralar beraber yakılan...
İlk aşklar...

Belirsizlikler ve anlamsızlıklar gelir hatra hep...
Özlenen dostlar yalnızlığı hatırlatır hep;
Saatler boyu yalnızlık...

Şişesinin dibinde kalmış birkaç damla mey,
Ve birkaç sarmalık tütündür o anın dostları...
Ve belki de biraz selüloz, biraz kursun...

Yirmi beş mumluk ampulün gölgemsi aydınlığında,
Çizik plakların cızırtısını dünlerken yakılan sigara
Ve o unutamadığın şarkı...

Yıkılan hayaller, başarısız planlar...
Hepsi yüzüne vurur yalnızlığını içten içe gülerek...
Hepsi kaybolur devr-i âlemde...
Sen de...

Ağustos 2000


Tolga Görkem


arwen 10 Ocak 2007 04:01

Papatyalar kalmış yatağımda
Birde yastığına sinmiş kokun
Hayalin yüzüme bakmakta aynadan
Yüzüm kaybolmuş sırlarında
Ben sen olmuşum bilmeden
Yüzünü parcaladım
Paramparca herbiride sen
Çoğalıyor çoğalıyorsun
Yok ettim hepsini
Kokun
O hala yanıbaşımda
Silinmiyor
Kazıdım bedeni
Kaldırıp atamadım kendimi
Yastığımda papatyalar
Dokunamadım kokuna..

hamiyet göz




DEsssT16 10 Ocak 2007 04:45

Bir Ayrılış Hikayesi

Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

Nazım Hikmet Ran


zalom80 10 Ocak 2007 11:44

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

Attilâ İlhan


Misafir 10 Ocak 2007 16:58

Biri GİTTİ…


Kar mevsimiydi kavaklarda
kedinin gözünde çizgiydi saat
biri gitti yüreğnii atarak
O ki; en çok şimdi’lerin katili
bir taş daha dikip umut kabristanına
dedi ki;
-Bu mehtap bir daha asla
sevişmez seninle bu okyanusta!

(Sen ey göz kamaştıran sevap
uzak dur!
Cehennem yolcusudur ruhum
yıkanır âteş pınarlarında !)

Kavaklarda kar mevsimi
gittiğini sanarak gitti diğeri
ayak izi orda bitti sevdanın
ıssız ve zifiri bir yorgun kadın
sudan perdeler astı penceresine
sımsıkı ayyaş kapılarını
alayla araladı güneş her sabah
kalbi yanmış buzul parçası
hamam böceğiydi sevda
sırtüstü terkedilmiş kalabalık ortası

(Sen ey güzel düşünceler celladı!
Önünde kıvranan gölgeye basma!
Avucuna toplar bütün yıldızları
düşürür gökyüzünü bir gün başına!)

Biri gitti
kavaklarda kar mevsimi
töreleri bastı kanayan yarasına
dipçikle yürütüp küskün yelkovanı
boğdu düşlerini kan ırmağında…

N’eyler kör kalpler aşk ışıklarını?
Toplanan yıldızların çığlığını n’eyler?
Ucu yırtık heybedir “yaşamak” zannedilen
Yarınların sırtında anılar döker gider…


Eşik Dergisi/Aralık-2006


DEsssT16 10 Ocak 2007 18:12

Bir Ana

Kadın çamaşırdan dönüyor olmalıydı
Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini
O yaşta bütün yahudi kadınları gibi
Sırtında eski bir siyah kadife hırka
Bir şikayet yorgunluk ifadesi bakışlarında

Küçük, çilli, dik kızıl saçlı
Satılmamış gazeteleri koltuğunda
Üşüyen bütün küçük çocuklar gibi
Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlıya hohlıya
Sürterek eskimiş kunduralarını
Ayak uyduruyordu anasının adımlarına

Onlar önde, ben arkada
Bir mart gecesi on birden sonra
Taksim’den Tünel’e kadar yürüdük
Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında
Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor
Hayat ağır ağır akıyordu
Bulanık, kirli nehirler gibi
Büyük, karanlık binalar arasında

Necati Cumalı


kambis 10 Ocak 2007 19:51

GEL ARTIK



Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı.

Kolay değil,sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak,

kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.

Ancak bu ayrılığın bir süreliğine oluşu,teselli dolduruyor yüreğime.

Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı.

Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı ?

Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana.

Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki

rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende bulurum seni.

Düşündükçe şair olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir...

Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan

korkarak.

Haziran güneşinin çocuğu...

Hadi gel artık.

Dayanamıyorum hasretine.




AYSUN PAKSOY


Mystic@L 10 Ocak 2007 20:03

Telepati Bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum,
Bakıyorsun, bakıyorsun.
Görmüyorsun,
Ama biliyorsun.

Söylüyorum, söylüyorum,söylüyorum,
Dinliyorsun,dinliyorsun.
Duymuyorsun,
Ama anlıyorsun.

Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum,
Okuyorsun, okuyorsun.
Hep susuyorsun,
Ama hissediyorsun.

Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum,
Gelmiyorsun, gelmiyorsun.
İstiyorsun,
Ama korkuyorsun.

Özlüyorum, özlüyorum, özlüyorum,
Özlüyorsun,özlüyorsun.
Söz veriyorsun,
Ama gelmiyorsun.

Seviyorum, seviyorum, seviyorum,
Seviyorsun, seviyorsun.
Bunu bir tek ben,
Bir de sen biliyorsun.
İrfan Ünübol


kambis 10 Ocak 2007 20:36



SEVİNCE İNSAN

Toprak gibidir sevince insan,
Bağrında, sırtında, yüreğinde
Taşır sevdiklerini.
Yükünden SIKILMAZ,
Taşımaktan bıkmaz.


Toprak misali;
Gün güne güzelleşir,
Renk cünbüşüne döner alemi,
Doyamaz sevdiklerine...

Toprağa benzer insan,
Kuruyuverir sulanmayınca,
Sonbaharın sarılığına
Bürünüverir için için...
Umutlarla kışı geçirip,
Baharı bekler sabırla...

Sevince insan;
Sevilip, okşanıp
Okşayıp sevmek ister.
Boy salıp, renklere, meyvelere
Bürünmek ister,
TOPRAK gibi...

Toprak kokar sevince,
Sevilince İNSAN.
Soğuk pınarları,
Engin denizleri,
Yemyeşil ormanları,
Binbir çesit çiçekleri,
KISACA;
Doğayı yaşatır varlığı.

Susuzluğa boyun eğip,
Yeşillere bürünemeyince,
Sert kayalara meydan okur
DUYGULARIYLA,
Kaybolan TOPRAK gibi...

Çaresizliğin duvarlarına
Çarpa Çarpa,
Yok olur sonunda İNSAN,
Tıpkı TOPRAK gibi...

Sev seni seveni,
Dememişler boşuna inan ki!

Şükran Günay


arwen 10 Ocak 2007 23:41

Haydi gel; nehirler, dağlar aşalım!
Aşk ülkesini kent kent dolaşalım!
Gidersem, bir daha dönemem geri
Gel, doyana kadar vedalaşalım! ..



onur bilge


arwen 11 Ocak 2007 00:26

Harabeye dönmüş virane gönlüm
Sevinemem artık, yalancısın sen
Enkaza dönüştü divane gönlüm
Övünemem artık, yalancısın sen

Kül olduktan öte yanarım sanma
Adını unuttum anarım sanma
Yaralıyım deyip kanarım sanma
Güvenemem artık, yalancısın sen

Kalbimi geri ver benden kaptığın
Farkında değilsin nasıl koptuğun
Sevdanın şanına uymaz yaptığın
Dövünemem artık yalancısın sen

Zevke döndü artık verdiğin acı
İstemem ne doktor ne de ilacı
Hani yalnız bendim başının tacı
Avunamam artık yalancısın sen



mikdat bal


Misafir 11 Ocak 2007 00:50

Dağlar Ters Kuyudur

Nuh Peygamber bitirmeden gemisini,
Yağmur yağmamıştı henüz!
“ Haydi binin ” diye yükseltti sesini
“ Kalmadı vaktiniz, doldu gününüz! ”

Gökten boşalan yağmur değildi!
Dökülüyordu sanki şelaleden.
Vadiler doldu ağaçlar eğildi,
Nehirler denize gidemeden.

İnanmazdı Nuh’un oğlu babasına.
Hâşâ, derdi O’na ihtiyar bunak!
Büründü günahıyla abasına.
Umursuz dedi, en yüce dağ bana konak.

Dağa çıkarım diye yüksekliğine güvendi.
Güvendiği dağlara yağdı kar!
İnkarın gölgesi benliğine düşendi.
Nebî de olsa baban, Allah’ın sillesi yıkar!

İnkarın neticesi olmaktır helak.
Sonu nedametle yanış!
Süz geçmişi anlarsın, edersen merak.
Biter mi bilmem bu sinsi aldanış!

Güneşten kaçmak yarasanın huyudur.
Dağlar yutar, boğar adamı!
Bazen onlar ters kuyudur.
O’nun sevgisi okyanusta ulaşılmaz ada mı?



Necmi Ünsal



arwen 11 Ocak 2007 01:14

Sensiz bir hayattan korkuyorum
Azotun oksijeni yok edip
Nefes alamamaktan
Dünyamın yok olmasından korkuyorum
Bir gün
Yaşamının sonu denmesinden
Yalnız kalmaktan korkuyorum
Hiç önemsemediğim
Sokak kedilerin yok olmasından
Dost bildiklerimin ölmeden terk etmesinden
İçimdeki benin sevgisizliğinden korkuyorum
Kabullenemediğim ayrılığın
Nefretinden
Vicdanımın her gün sızlamasından
Gönül ateşimin
Ruhumu yakmasından korkuyorum
Uyku girmeyen gözlerimin
Bir gün görememesinden
Duymak istemediğim ihaneti
İşitmekten korkuyorum
Bir gün, bir yanını kaybettin deseler
Seni kaybetmekten korkuyorum
Hayatın önüme serdiği gidişattan
Kaybettiklerimin bedelinden
Ağlayarak ölmekten korkuyorum
Yazdığım her mısrada
Canımı acıtan sözcüklerin
Sana ulaşmamasından korkuyorum
Yüksek yerleri severdim
Uludağ benim aşkım
Dağ yoluna gitmekten de korkuyorum


ethem turan


blood_lovee 11 Ocak 2007 01:58

Firari Duygular Kazdım

Ey sevgili.
Son tren de uzaklaştı
Sensizliğin istasyonundan
Buğulu camda donuk yüzün
Aklımda sen yine bendeki sen
Gidenleri bir bir hesaplasam.
Bak. Yine avuçlarımda kaldı nefesim.
Simdi tenime esmer kederim
Sesime sığınaksız bakışlarda gülüsün düşer
Gözlerimi ardından doğrulup
Islak raylara yaslasam
Kendini emzirmeyen geceye..
Bir yosma ay düşer
Nerdesin.

Uzatsam ellerimi
Parmaklarımda hasretin vagonları paslanacak
Düşsem uçurumlarımda yalnızlığım
Sussam kadrolu karanlıklar
Gitsem yollar bileklerimden
Bileklerimden akacak
Yansam külüm buzlara savrulup
Kalsam ölüme kim ağlayacak.
Artik ellerim çok soğuk
Anlıyor musun?

Birazdan..
Bu sabahçı kahvesi gözlerimden
Belki bir damar daha yırtılacak
Yüzümde nice şafaklar kırılacak
Aldırma mutlu ol gittiğin yerde
Zaten her giden kendi töreninde
Yırt dönüş biletini umudun bittiğinde.
Kırılası ellerinle
Adini koyamadığın henüz tanışamadığın
Özlemini tüketme.

Boşver..
El ayak çekilince burda
Kendi kurşunuyla vurulur herkes
Uğultun olsun sessizliğimin çığlığı
Hüznüm de isyanım da
Kulağının küpesi..
Bana kalsın topal sevdamın rengi
Bakma!dönüp de ardına.
Belki azdım belki birazdım
Belki yazdım belki ayazdım
Belki de mavisíni saklayan bulutlara
Firari duygular kazdım..
Kıyısızlığımın kentlerinden
Hükümsüz bir şiirdi bendeki
Sana yazdım.

Hilmi Yazgı


arwen 11 Ocak 2007 01:58

Kıyamam koklamaya korkarım solarsın diye
Dayanamam gözyaşına kadeh olur buselerim
Acımı serdim geceme hain beklemede hüznüm
Günahların aksın bana çiçeğim diye takarım
Nefesim solur hasreti silinemez kaderimsin
Vuslat süzülür düşüme düş nehrim aksın ruhuna
Haykırırsa yüreğimde ayrılığın hazin sesi
Dayanamam gidişine doğmaz perdelenir güneş
Dayanamam elvedana mum olur erir yüreğim


nurten tarım


arwen 11 Ocak 2007 02:23

aç avuçlarını
günah kokulu
rüzgarlarım gelecek

/kime sevdirsem kendimi, kalabalık olur düşleri/

soluk renkli gökkuşağı
üryan gel bu ikindi
tüm kalelerimi fethet

yangınları sular geçerim
ateşimle
toprağa soyunurum

şimdi koy gülüşünü
yüzünü düşürdüğün yere

/gülleri hiç sevemedim/


belgin ertürk


MaKaLeLe 11 Ocak 2007 02:34

Çağın Tanığı Olmak

Fırlat at uzağa
Döner gelir bumerang.

Yukardan aşağı, boş küpler,
Soldan sağa
Hangi harfleri koymalı
Ki çözülsün bilmece?

Diş diş
Kalıntı çağ mazgalları
Sonra yeni katmanlar
Bir intihar gibi içerde.

Aldatışı yakınların
Bilinseydi
Kime inanacaksın
Ki hangi yolları yürümeli?

Çocukluk, gene ancak çocukluk
Gerçi o da acı
Ama iyi ki var
Yerine hangi mutlu yaşantı?

O nineler, o kızlar, o evler
De yoksa
Kimin bu toprak
Çok düşünmüşümdür.

Onu benden, beni ondan ayıran
Düzenler
Bırakmaz bizi bize, bölücü
Olmuş nice değerler, ben de ölmüşümdür.

İçindeyim, diretiyorum çağa
Size ne miyim ben, siz bana nesiniz?
Bir hayal, bir masal mı eski
Ama ben görmüşümdür.

Fırlat at uzağa
Döner gelir bumerang.

Behçet Necatigil |


DEsssT16 11 Ocak 2007 06:34

Ararım Seni

Akşam erken çöker yalnızlığıma
Sokak sokak gezer ararım seni
Hasretin gönlümün yangınlarında
Alev alev yanar ararım seni

Gözyaşlarım kurur yanaklarımda
Hüzünlü bir ıslık dudaklarımda
Sigaram sabahlar parmaklarımda
Nefes nefes çeker ararım seni

Gölgen düşer sanki hep yollarıma
Adım adım yürür izlerim seni
Bir çılgın özleyiş girer kanıma
Yudum yudum içer ararım seni...

Ahmet Selçuk İlkan


Misafir 11 Ocak 2007 11:23

Kabrine Selam Getirdim

sen gittin, dünyada huzur görmedim,
sevdanın üstüne, bir gül dermedim,
şu yorgun yüreği, ele vermedim,
kalbimden, kabrine selam getirdim.

çok kaldım birtanem, çok kaldım darda,
el bile açmadım, kalsam da zorda,
sevdanı sakladım, ıssız dağlarda,
dağlardan, kabrine selam getirdim.

sen gittin, anam da gitti peşinden,
çiçekler saksıda, koptu eşinden,
uzak diyarlardan, kan kardeşinden,
gurbetten, kabrine selam getirdim.

sen gittiğin zaman, ben de ölmüştüm,
ben garip sevgimi, senle gömmüştüm,
yetişirim diye, peşine düştüm,
kabrimden, kabrine selam getirdim..


Timüçin Çelebi


Mystic@L 11 Ocak 2007 14:18

Zor Yıllar


Acılardan bir türkü düşünce yüreğime
Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme
Sığınaklar aramak kederli şarkılarda
Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar

Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar
Kuşkuyla gözlediğin o ölüm dolu sokaklar
Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar
Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar

Zülfü Livaneli


Misafir 11 Ocak 2007 14:48

Bir Ada Hikayesi




Bir Ada Hikayesi

Herhangi bir gündü, gitmek defterin son yaprağında asılı bir ağaç, dışıma vuran yangındı.....



ve yolculuk...

kaldırımda vuruşan ışıkları saydım tramvayın penceresinden
köşesine çekilmiş kırık şarap kokusunu
akşamın kavgalarının izini sürüp
vurdum yüzünden geri dönüşümü

azığımda tuhaf cinayet
zincirleyip, boynuma ilikledim
paslı kelepçe, sırtımda lodos bekledi
omzumda yaşamın romatizması

simitçi yetişti imdadıma
martıların hakkı var
dört susamı dökük simit, bir kaç dilim kaşar kırıntısı
yetiştim yirmibeş aç gaganın çırpınışına


Sirkeci...

boğazın gönüllü hizmetçisi
el bağlamış ceviz ağaçlarının intihar meydanı

sonra, sarı bir jetonun dibi bulan tok isyanı

ada vapuruuuuuuuu..

kıvrılarak gidiyor, dalgaların umrunda değil
sireni ayyaş, kasıntı
gidişimi götürüyor habersiz
dönemeyişimi

sanki iki parça, bölük pörçük


Heybeli...

ağaçların sakındığı patikala, haki koylar
faytonlardan damlayan çıngırak sesleri, gömülmüş kırbaçların toprağı delen uykusu
iskelenin gıcırtısı...

ciğerimdeki yosun tadı tanıdık
Marmarayı kışkırtıyor kayalıklar
güneşe mahkum asker
sağ yanım tuz sağdığım izbe kayık

Değirmen, Sineklikaya, Almankoyu
yasak girilmez levhası
namlusu dudağıma dönük dikenler
çadır kurduğum dört çam dibi


ben uçurumun dengesiz yeline tutundum
açtım kollarımı, bağırdım
sesimi duysalar ölürdüm
duyuramadım


saat dört buçuk
sahne kapalı
balık sürüleri döktüğüm şaraba tutunmuş
bir kaç kırlangıç asılı bulutlarda

gözlerimi çevirdim...şiir bitti





Hakan Kartal


DEsssT16 11 Ocak 2007 20:21

Ağustos Böceği İle Karınca

Karıncayı tanırsınız
Minimini bir hayvandır
Fakat gayet çalışkandır
Gayet tutumludur, yalnız
Pek hodgamdır, bu bir kusur:
Hodgm olan zalim olur.

Bir gün ağustos böceği
Tembel tembel ötüp durmak
Neticesi aç kalarak
Karıncadan göreceği
Bürudete bakmaz, gider
Bir lokma şey rica eder
Der ki: - Acıyınız bize
Coluk çocuk evde açız
Ianenize muhtacız.
Karınca bir yüreksize
Layık huşunetle sorar:
- Aç mısınız? Ya o kadar
Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptınız?
Böcek inler: - Açız, açız
Bakın benzim nasıl soldu
O günlerde gülen, öten
Sazla, sözle eğlenen ben
Bugün bakın ne haldeyim!
Vallah açız, billah açız,
Halimize acıyınız!
Karınca eğlenir: - Beyim,
şimdi de raksedin, ne var?
"Yazın çalan kışın oynar."

1914
Tevfik Fikret


blood_lovee 11 Ocak 2007 21:20

Acımasız Sevgi

Denizin üstünde hafif bir sis
Sokağın içinde hafif bir is vardı
Limanda gemi denizde tekne yoktu
Caddeler bomboş akşamcılarda yoktu
Önce ucuz bira aldım
Sonra bir samsun yaktım
Ardından bir karaltı belirdi
Bir insan siluetiydi
Hatta bir kadın
Yavaş yavaş yürüyordu
ve bana yaklaşıyordu
Önce gelmesini bekledim
Sonra dayanamadım yaklaştım
Olamaz inanamıyorum tanrım
Bu sensin evet evet
Bu kesinlikle sensin
Bana bakıp gülüyorsun
ve yanıma kadar geliyorsun
Tutuyorsun ellerimden
Çekiyorsun beni denize
Beraber yürüyorduk suyun üstünde
Sonra o sisin içinde
Çaldı bir geminin sireni
Bu da korkuttu seni
Bıraktın aniden elimi
Ve boğdu beni
Bu acımasız sevgi.

Deniz Kıyıcı


arwen 11 Ocak 2007 22:59

Yoksun,
Her gecenin feryadında,
Acımasızca beni bırakmaktasın.
Yüreğimin sirenlerinde,
Yangınlara saklanansın.

Aşka yelken açtım her seni düşündüğümde,
Gecelerin koynunda seni düşledim.
Saçların her aklıma geldiğinde,
Sevipte ayrılamadığımdın.

Yoksun!
Haykırıyorum duymak bilmeyen yüreğine.
Aşk senin ellerinde bir köle.
Seven pişman sen ise sevene düşman.
Aşkım ve ben çaresiz kalmışız,
Olmuşuz perişan.

Yoksun!
Karanlık sokakların gizli düşlerinde saklanıyorsun,
Acımasızlığın değil derdim,
Sen kendini ne sanıyorsun.
Sevdik diye ecel günümü mü sayıyorsun,
Aşkın tokadı ağır olur,
Sen sevgiyi küçümsüyorsun.

Yoksun!
Hangi taşın altına baksan yürekleri ezmişsin.
Ağlayan kimin yüreği bilmem,
Sen gerçek bir zalimsin.
Sevmeyi öğrenmemiş kalbin olmuş serseri,
Yoksun demek bile sana hediye inan ki.

Bıktım seni her gece düşünüp sevmekten,
Günlere bölmüştüm ömrümü.
Toparlıyorum her bir zerremi,
Senin istediğin bu değil mi?

Yoksun demiyorum çünkü ben var oldum bilgine,
Seni sevmek mi istemem ben bir daha boş yere.
Her aşkın sillesi bu kadar ağır mı olur seninle,
Yoksun dmeekten vazgeçip ben gidiyorum.

Gözyaşlarım emekli oldu,feryadım düş.
Artık yüreğim el uzatmaz aklımdan düş.
Sevmeyen kalbin kör olmuş, sen ölmüş,
Bende yeşeren umut var geçmişi hatırlatmak istemen beyhude.


yasemin kurt


Misafir 11 Ocak 2007 23:16

Kayıp alyans…




hadi ! istanbulun yaşlı kızına gidelim
iki yakasına, iğneli sözü batsın hayatın
asla yanyana gelmeyecek
iki armağanız

şimdi çok mu gri çok mu ıssız
yeniden baksam boğulur mu gürültüye
ağlayarak gittiğim gülerek geldiğim
kent desenli deniz

biraz anneme benzedi yorgunluk
oturdu nef(e)simin üzerine
az ötede
yazısı silinmiş bank’a dayandı vakit

gökyüzünde parlayan
safir mavisi çalıntı bir yıldız
gümüş zincirin ucu, ufaçık bir t(el)aş
taşıyor ayrılığı gerdanım.




Senem Zeynep Uysal


arwen 11 Ocak 2007 23:45

Kalp attığı sürece
Sevmenin vakti geçmez.
İnsan böyle sevince
Güzel çirkin hiç seçmez.

Beni bir ömür boyu
Sevsin bu güzel diye.
Gönlümün tapusunu
Ona verdim elimle.

Taşıdım yüreğimde
Yıllarca sevgisini.
Sanki ben oldu bende
Sevmişim kendisini.

Saat gecenin biri
Derin uykuda herkes.
Benim aklımda biri
Sevdiğim sıcak nefes.

Ayın on dördü gibi
Sen her zaman güzelsin.
Benim için sevgili
Yalnız bana özelsin.



mehmet ali çıbıklı


arwen 12 Ocak 2007 01:11

alnında satır gibi indirmiş kaşlarını
ağzı yüzü kan revan içindedir
içinde birşeye baktığı belli
kimbilir nedir
belki tortulu kalın bir nehir
belki bir şehir / bir nehir gibi uğultulu
elektrik bilemiş kaldırım taşlarını
belki hiç olmayan sevgilisidir
o filmden çaldığı genç kız hayali
saçları yalnızlığına dağılmış
belli belirsiz tutukluluk hali
tenhalara kaçırır bakışlarını

iki gecedir yerinden kıpırdamadı
çenesi kilitki dudakları şiş
karanlıkta gizlice sakal büyütüyor
içindeki başka bir kata inmiş
belki arka bahçeye uzak çocukluğundan
morsalkım kokuları böğürtlen tadı
yukarda haşarı uçurtmalar
annesi içerde çamaşır ütülüyor
akşama yatılı misafirleri var
erzurum'dan
koşma oğlum bu nasıl çember çeviriş
az önce düştü de burnu kanadı
belki bıyıklarında yaladığı kan

birini çağırıyorlar onu olabilir mi
adını hatırlasa bilmece çözülecek
adını hatırlamıyor kaç yaşında olduğunu
hatırladığı içindeki bir gemi
yıllardan ilkokul belki 23 nisan
heybeli'ye geziye gidilecek
yol boyunca aralıksız kuş yağmuru
gemiyle yarışan yunuslar
maviliğin gözlerine sığmayan sonsuzluğu
o ilk hürriyet sarhoşluğu

korkudan ihtiyarlayabilir mi
yirmi yaşında insan


atilla ilhan


DEsssT16 12 Ocak 2007 04:52

Ya Evde Yoksan

Aşkınla ne garip hallere düştüm!
Her şeyim tamam da bir sendin noksan!
Yağmur yaş demeden yollara düştüm,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Elbisem gündelik, pabucum delik,
Haberin olsa da sobayı yaksan.
Yağmur iliğime geçti üstelik!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Sarhoşsan kapını çaldığım anda,
******ler gibi açık saçıksan!
Bir de ufak rakı varsa masanda!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Bakkala gitmeme lüzum kalmasa,
Durumu anlardın takvime baksan!
Allah vere misafirin olmasa,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Kıvırcık marulun vardır inşallah;
Bir salata yapsan, bol limon sıksan.
Senin de iştahın iyi maşallah!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Sabahlara kadar içsek, sevişsek
Ne ben işe gitsem, ne sen ayılsan,
Derin bir uykunun dibine düşsek!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım!
İlk önce sıcacık banyoya soksan,
Sanırsın şu anda denizden çıktım,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Yanlış mı aklımda kalmış acaba!
Muhabbet sokağı numara doksan.
Boşa mı gidecek bu kadar çaba!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum!
Ne olur bir yerden karşıma çıksan!
Tepeden tırnağa sırsıklam oldum!
İçim ürperiyor, ya evde yoksan!..

Cemal Safi


DEsssT16 12 Ocak 2007 07:03

Sende Kalmış

Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.

Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış.

Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
Saçlarına hasreti tanımayan ellerim,
Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.

Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış.

Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
Aynalarda kendimi göresim sende kalmış.

Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,
Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,
Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,
Can diyorum sana, can kafesim sende kalmış.

Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.

Gel Tanrı'ya borcunu teslim etsin bu yürek,
Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
Kelime-i Şehadet getirmem için gerek,
Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.

Cemal Safi


MARLON 12 Ocak 2007 11:09

Küçük bir dünyanin içine gizlenmissin
Sadece hissedebiliyorum seni
Tipki senin beni hissedebildigin gibi
Bazen bütün umutlarimi ,bütün sikintilarimi
Oradan sana söylüyorum
Tipki senin bana söyledigin gibi
Içimizin karanligini bosaltiyoruz bazen
Bazen de iki kelime saklayabiliyoruz
Seni böyle hissetmek, seni böyle sevmek güzel
Bir bakiyorum bir adim geliyor,
Bir bakiyorum kilometrelerce uzaksin
Geceleri seni düslüyorum yine
Küçük bir makinenin içinden
Biliyorum ayni yerdeyiz ayni seyi dinliyoruz
Hissedebiliyoruz ayni seyi
Elimde sana dair hiçbir sey yok
Sadece yani basim da çalan minik bir radyo
Bilmiyorum su an ne haldesin
Ve de evin neresindesin
Belki salon da koltuga oturmus,
Belki odanda yatagina uzanmis
Ayni seyleri düslüyoruz
Gecenin bizim için hazirladigi güzelligi dinliyoruz
Ben bu gece çok hüzünlendim
Göz yaslarim yanagimda kaldi
Bir ananin acisini paylasti göz yaslarim
Bir sevgilinin siirinde duygulandim
Ama bunlarin hepsinde seni düsledim
Tipki senin beni düsledigin gibi

erkan kültekin


DEsssT16 12 Ocak 2007 11:09

Sevdan Beni

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...

Ahmed Arif


tikkymelike 12 Ocak 2007 11:11

Anlıyorum birdaha görüşemeyeceğiz
Bu son buluşmamızdır seninle
Yeni bir hayata başlayacaksın artık
Onunla,o yeni sevgilinle.

Anlıyorum artık o öpecek ellerini
Kulağına aşkı o fısıldayacak
İçinde bir pişmanlıktan başka
Benden eser kalmayacak.

Sigaranı söndür kalkabiliriz
On adım sonra yollarımız ayrılmalı
Sakın ağlama ve birşey söyleme bana
İnsan ayrılırken bile büyük olmalı

Ümit Yaşar Oğuzcan


MARLON 12 Ocak 2007 11:11

MUTLULUGUN RESMİ
Bugün; bütün ağaçlar yüreğimdeydi.
Bütün çiçekler gözlerimde.
Güneş, ışıklarını dudaklarıma kondurmuştu.
Neydi kanımı kaynatan bu güzelliğin adı?
Mutluluk muydu?

Bugün,
Ne varsa hüzünden yana
denize fırlattım az önce.
Sanki beklermiş gibi hepsini,
hop hop hoplatıverdi dalgalarında.
En güzel maviliğiyle oynaşıp durdu.
"Bak" dedi "fırlattığın hüzünlerine...
İşte; onların bendeki hükmü sadece bu!"

Sonra, şakalaşırcasına
bir kaç tuzlu damlasını
sıçratıverdi yüzüme.
Gülümsedim mahcup mahcup,
onun bu neşesine...
Duruldu.
Bir deniz yıldızı bıraktı avuçlarıma.
Yoksa mutluluk bu muydu?

Herkes kalabalıkken,
içimdeki yalnızlığı
alıp, gidiverdi sihirbaz martılar!
Bir de arkasından o bildik
şen kahkahalı bağırışmalar!
Hiç bu kadar güzelini görmemiştim.
Beyazmış meğerse
beni, onlarla bütünleştiren mucize!
Kanat çırpa çırpa,
yüreğimdeki isyanları uçurdular...
Yaşamaktan aldığım tad; işte buydu!
Yoksa mutluluk bu muydu?

"Sen mutluluğun resmini
çizebilir misin Abidin?"
Evet... Adım İNSAN...
Ya, tabii ki, çizerim!

Az önce;
ağaç oldum,
çiçek oldum,
güneş oldum,
deniz oldum,
martı oldum,
ölümsüzleştim...

Meğerse, hep
yanıbaşımdaymış
bu güzel resim!
Ben çizdim. Adı umudum'du!
Yoksa tüm umutlarım
beni hiç terketmeyen
mutluluğum muydu?

* * *

Mutluluk,
hepimize sadece
kendi çizdiğimiz resimler
ve uzaklıklar kadar
yakındır!


Nedret Türer



DEsssT16 12 Ocak 2007 11:16

Aşkın Aldı Benden Beni

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni

Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene Ver anları
Bana seni gerek seni

Yunus'dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni

Yunus Emre


Kreacher 12 Ocak 2007 13:54

GEÇ AZİZİM GEÇ

Biz de yasariz azizim,
Yasamaya gelince, biz de yasariz ama,
Olmuyor cebimizden kattigimizla eglenmek,
Gönlümüzden katalim,
Varlikli kisileriz neseden yana.
Pazarimiz hos mu geçecek,
Sart degil Büyükada, Heybeli;
Çok bile gelir kayigi Hristo'nun:
Sekiz arsin iki karis,
Kiz gibi Cibali yapisi.
Bir isaretimize bakar
Çikmazsa baligi alesta,
Aylardan temmuz, günlerden pazar;
Yenikapi açiklarindayiz...
Birakin Hasan geçsin kürege,
Utandirmaz bu kollar sahibini.
Kabarmaz bu avuçlar
On ikisinden beri nasirlidir.
Fazla külfet istemez,
Bol sigaramiz olsun,
Köfte, ekmek, domates yeter.
Karimiz, sevgilimiz yanimizda
Basaltinda sarap testisi...
Dedik ya bugün pazar
Belki genç arkadasi
"Ilk defa günese çikardilar",
Isteriz bütün dostlar aramizda olsun;
Kiminin Hanya'dan gelir selami,
Kiminin Konya'dan
Sandalimiz genis degil, ne çare,
Gönlümüz kadar.
Ne yapalim bol sarabimiz var ya,
Onlarin sagligina içecek;
Gün ola harman ola!..
Anlariz biz de bu islerden,
Elimiz degdi de oksamadik mi,
Su "pür hayal" saçlari ?
Kim istemez "yâr"i uyutmasini "sine" de
Batan güne karsi,
"Bâde" içmesini "Yâr eli"nden?
Gözü kör olsun felegin,
Gelecekten umudumuzu kesmedik,
Içimiz öylesine ferah...
Son kadehlere dogru sorsun,
Sesi en güzelimiz bizden:
"Gam, keder ne imis?"
Yontulmamis sesimizle cevabi hazir:
"Geç azizim, geç!"

Rıfat Ilgaz


DEsssT16 12 Ocak 2007 14:10

Sesleniş

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki,
Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma
bizi...
Bagimsizlik, Mustafa Kemal’den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş
Savaşı’nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz
bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak
istemediler.
Vurulduk ey halkim, unutma bizi...
Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline
degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile
almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam
sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz
titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi
gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere.
Asildik ey halkim, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda
vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu
düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da
susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün
bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri
önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina,
demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi...
Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma
bizi...
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey
halkim, unutma bizi.
Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...

Uğur Mumcu


Mystic@L 12 Ocak 2007 23:32

İçimde Saklı Kaldı

İçimde saklı kaldı
Bu şehrin yıkıntıları

Işıkları sönük camları kırık bir şehir
Deniz feneri yol göstermiyor gemilere
İnsanları heykelleşmiş yüreği betondan bir şehir
Kırlngıçlar bile yuva yapmıyor duvarlarına
Dışı ne kadar güzel olsa da
İçi örümcek ağlarıyla dolu köşkler saraylar
Bir bir ve zorla yükseltilmek isteniyor yıkıntılar arasına
Kılıcım kör savaşacak gücüm yok
Sadece göz yaşlarımı sel yaparım üzerlerine
Ama boğulmazlar ki

İçimde saklı kaldı
Bu şehrin yıkıntıları
En orta yerde ben duruyorum
Dikenlerin arasında bir çiçek beyaz ve boynu bükük
Yıkık şehrin gölgeleri arasında kararmış bir çiçek

İçimde saklı kaldı
Bu şehrin yıkıntıları
Bir ceylan ürkekliği eski bir şarkı
Yırtık bir resimden kalan üç beş anı
Yalnızlığın yalnızlığında kaybolan umutların bekleyişi
Hepsi hepsi içimde kaldı

Bir trenin boş vagonlarının birinde
Kalkış saatini bekledim bu şehirden kaçmak için
Loş sokaklar arasında karanlık gölgeler gezindi
Bekleyiş bir çığ gibi büyüdü içimde
Tren kalkmadı ben kaçamadım uzaklara
İçimde saklı kaldı
Bu şehrin yıkıntıları

Nergis Kaya


arwen 12 Ocak 2007 23:34

NE MUTLU SANA

ulaşılmaz değildir hayaller unutma
gelip geçicidir bu dünyada
umrunda bile olmasın tasa
rahat bir vicdanın varsa
ne mutlu sana...............



ibrahim çelebi


Mystic@L 12 Ocak 2007 23:40

İçerdeki Bahar

Ey doğan, dönen, batan güneş
Gündüzleri parlayan
Geceleri yatan güneş
O sıcak ve parlak
İçten gülüşünü
Askeri duvarların ötesine düşür.
Nöbet sırasında
Talimler esnasında
Durgun, suskun, küskün
Soluk tenli erlerin
Son umudu tükenmeden
Gülümse ordan sıcacık
Seher yeline söyle
Essin tatlı tatlı
İğde kokuları getirsin bahardan
Yaysın ortalığa burcu burcu
Söğüt dallarında serçeler
Suskun durmasın öyle
En umutlusundan, yüreklisinden
Eğin türküleri söylesinler
Sarısından bir çiğdem
Ayırıp tel örgüleri ikiye
Göstersin selvi boyunu
İnansın sevdiğim asker
Baharın geldiğine...

Fatma Helin Şimşek



Saat: 13:22

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık