![]() |
Birgün sesim kesilir şiirlerim susarsa, Sevmediğimden değil bil ki öldüğümdendir, Aşka küsüp nağmeler şarkılar kan kusarsa, Sevmediğimden değil bil ki öldüğümdendir... Sonu yok biliyorsun aşka biçilmez paha, Sonu yok bu sevdamın süreceği çok daha, Hissetmezsen an olur sarılma hemen aha, Sevmediğimden değil bil ki öldüğümdendir... Yeminimi bozarım diye düşünme sakın, Bunca sevildin diye gururunu tak takın, Sen çağır ben gelmezsem usulca göğe bakın, Sevmediğimden değil bil ki öldüğümdendir... Yanımda olmasan da şu sevdan ömre değer, Sakın suskunluğuma deme sevmemiş meğer, Dağlar denizler aşıp sana varmazsam eğer, Sevmediğimden değil bil ki öldüğümdendir... Sevdan hep gurur ile şu dilimden dökülür, Bükülürse bu boynum yokluğunla bükülür, Aşkın belki o zaman yüreğimden sökülür, Sevmediğimden değil bil ki öldüğümdendir... ERSİN KAYIŞLI |
Hazanın Ta Kendisiyim Ben Yüreğim burkuluyor, dönünce mevsim hazana Sararıyor yapraklarla birlikte mahzun gönlüm Solgunlaşıyor hayatın tüm renkleri beynimde Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Mahzunlaşıyor kalbim, dönünce mevsim hazana Kurumuş güllere benziyor umutlarım, hayallerim Düşüyor toprağa, giden bir yıl daha ömrümden Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Aşklar bile hız kesiyor dönünce mevsim hazana Ağırlaşıyor bedenim, uykuya dalıyor duygularım Algılamıyor ruhum, sevdanın kokusunu Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Sevdalarım kanatlanıyor uzaklara, dönünce mevsim hazana Göçmen kuşlar gibi, kaçıyor benden coşkularım Renklerim bile dönüyor, maviden griye Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Öylesine yalnızlaşıyor ki ruhum, dönünce mevsim hazana Ne bir ses, ne mektup, ne arayan ne de soranım Hasretlerin, ayrılıkların ilk durağındayım Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Bir başka boyuta formatlanıyorum, dönünce mevsim hazana Sanki yaşayan ben değilim, kalmamış heyecanım Ama aslında 'hazan', benim bir diğer adım Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Durgunlaşıyor sevgi denizim, dönünce mevsim hazana Gökyüzü ağlıyor, susuyor gönlümde sevilerim Hayvanlar bile kaçışıyor, kırdan bayırdan Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Sevdama ağıt yakıyor bulutlar, dönünce mevsim hazana Şimşeklerle çakıyor, yıldırımlarla yağıyor hiddetim Hüznüme beste yapıyor esen rüzgarlar Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda Ruhumla bedenim bütünleşiyor, dönünce mevsim hazana Yolculuğa çıkıyor, bir başka bahara aşkım ve sevdam Hazanın ta kendisiyim ben, derdimle sarmaş dolaş Bir dolu hüzün kaplıyor içimi hazanda (31.08.2005) Burhanettin Akdağ |
BİTER CAN'IN... Gitme! gitme gülüm uzaklara, bırakma beni yalnizliklara. yanımdayken bile, seni ozlerken, gitme gülüm uzaklara.. sensizken nefessizim ben, ellerini tutamazsam, gozlerine bakamazsam, saçlarına dokunamazsam, nasıl atar bu kalp! hic dusundunmu? Gitme! gitme gülüm uzaklara, yakma gonlumu bir daha, dayanamam, dayanamam senin olmadığın gunlere. gonlumdeki umudumsun, yuregimdeki sevincimsin sen. gidersen biter bu can, biter bu nefes. Gitme! gitme gülüm uzaklara, vurulurum yalnızlığının kurşunlarina... Alıntı |
şimdi gidiyorsun git oysa senden tek bir damla istemiştim sana kocaman bir deniz sunmak için şimdi gidiyorsun git ne zaman başladı bu hikaye anımsamak zor gençtim hazırda fırtınalarım vardı dörtnala sevdalarım komazdı öyle üç-beş nöbetleri geceler içimi acıtmazdı böyle bir insan bu kadar eksilebilir mi? hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı bu şehrin bir yerlerinde düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin o adam bendim unuttun mu bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu seni unutamadı işin kolayına kaçmadım uğruna ölmedim yani uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep sen bunu da bilmedin ben bir bakışına bin anlam yükledim sen aşka kestirmeden gittin bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma şimdi gidiyorsun git bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden bütün ışıklarımı söndürüyorsun bu cehennem cinayetlerini işliyorsun sonra bunlara intihar süsü veriyorsun yazıklar olsun susuyorsun susuyorum susacaklarım bitmiyor uzun lafın kısası olmaz anlatacağım çok şey var hoyrat bir rüzgar gibi geldin aklımı ve hayatımı dağıttın şimdi gidiyorsun git daha ayrılığa bile çarpmadan aşk bizden döndü bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil ama sana dokunmak da yasak bana göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır sen var ya sen allah kahretsin! şimdi gidiyorsun git... |
İç Hesaplaşma Algılayamam artık sevgiyi kalbim dağlanmış Kendimi arıyorum hayatın belirsizliğinde Kime anlatayım derdimi dilim bağlanmış Yıldızlar kayıp gecemde Gözlerimde donmuş ölü bir bakış Söyleyin bana hangi çiçek solmamış Ben soldum gençliğimde Yaşayamam ben sensiz, sevmeden Bir canım var her an ölüme hazır Açmış kollarını gökyüzüne ağlıyor bir koca çınar Benim gibi yalnız, oturmuş boğaza nazır Ne farkım kaldı ki gölgemden? Can çekişiyor vicdanım geçmişin gazabında Her şey silinmiş bir tek hatıraların kalmış iz Çağırıyor beni koynuna köpüren dalgalar Hissetmiyor tenim rüzgarı dolaşırken kafamda kasırgalar Nasıl yutar beni kararmış soğuk deniz Çoktan boğulmuşsa ruhum karanlıkların girdabında |
HASRET YÜREĞİMDE SAKLI.. En iyleşilmez yaramdır aşk benim Çileden,dertten bir habercidir Bir ömrün dökülen son yaprağı Gece kadar uzun,hayat kadar eskidir Kimbilir bozulan kaçıncı tövbedir bu Bu kaçıncı sancıdır içime saplanan bazen Yağmur yüklü bulutlara benzer Sağanak sağanak dökülür gözlerimden Firari bir mahkumdur,içimde saklanan Boynum bükük,kalbim kırık,darmadağınım Bir sır saklı gözlerinde,anlamadığım Hasret yüreğimde, derin sızı Gönlümün sultanı,ömrümün yazı Yaşamak seninle güzel,ölmek seninle Sevmek,sevilmek,dünya seninle güzel Kırdığın kalbimi hasretinle sardım Bir ateş yaktın ki,yandıkça yandım Yandıkça sana bağlandım.. Alıntı |
Sokak Lambası Sadece kendini aydınlatan Bir sokak lambasıyım Sokağın sonunda Karanlıklara inat hala yanmaya çalışan Belki aydınlıklara boğamam tüm karanlıkları Ama yine de Yanmalıyım geceler boyu Bırakırsam eğer kendimi Biraz olsun yanmazsam yani Kapat gözlerini Kararsın gördüklerin "Karanlığı" o zaman anlarsın İşte bu yüzden ben Yanmalıyım geceler boyu Aydınlatamasam da her yeri Bir yerde aydınlanır küçük bir karartı belki Emin Koca |
GECE NÖBETİ Daha az seviyorum seni.. Giderek daha az.. Unutur gibi seviyorum.. Azala azala.. Aramızdaki uzaklığın karanlığında.. Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca.. Daha az seviyorum seni.. Kendini iyileştiren bir yara gibi.. Daha az.. Ve zamanla.. Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini.. Uzak dağ kışlalarında.. Görmüyoruz birbirimizi.. Usul usul sis iniyor.. Kopmuş yollara.. Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin.. Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda.. Sevgilim sevgilim Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.. Artık daha az seviyorum seni.. Unutur gibi..ölür gibi daha az.. Yeniden ödetiyorum kendime Onca aşkın öğretemediğini.. Kolay değildi.. Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben.. Kaç acı birden imtihan etti beni.. Bir tek gece vardır insanın hayatında.. Ömür boyu sürer nöbeti.. Bu da öyleydi.. İyi ol.. Sağ ol.. Uzak ol.. Ama bir daha görme beni Murathan Mungan |
Bilmez Gibi... Karşı karşıya oturmuşuz Arnavutköy sahilinde, bu eski kahvede bu bahar sabahında bir sen birde ben daha ne olsun.. Sezen Aksu'dan ''Son sardunyalar'' çalıyor .. Masamızda 2 bardak demli çay ve titreyen ellerimiz var, Yüzün al al olmuş.. Dilimizde söylendi söylenecek Sevda sözleri Gözlerimizde arzulu bakışlar. Daha ne olsun Yüzümde bir meltem sıcaklığı nefesin, Kulaklarımda hoş bir şarkı gibi billur sesin Yakışı zevk veren bir ateş parçası iken ellerimde ellerin.. Daha ne olsun.. Üstümüzde pırıl pırıl gökyüzü, yanıbaşımızda masmavi deniz, uzaktan hafifçe gelen dalga sesleri ve martı çığlıkları, birde yosun kokusu, daha ne olsun.. Neden kesik kesik olduğunu sorma nefesimin Bakıp bakıp dudaklarına sorma neden iç çektiğimi Bilmez gibi.. Abdullah Melik Mısırlı |
Ayrılık Günü Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar Derinden ses verir içimde bir tel Sonra, birdenbire kırılır, kopar Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü Durmadan çalınır kulaklarımda Şarkıların en hüzünlüsü Seni alıp uzaklara giden otobüs Benim üzerimden geçer hışımla Devrilir, bakakalırım ardından Bir sel gibi akan gözyaşımda... Artık ne yapsam boş, teselliler faydasız Karanlık gitgide en derinlere çeker beni Çaresiz, bütün sokaklarında bu şehrin Böyle perişan beklerim dönmeni Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım Ellerimi koyacak bir yer bulamam Nereye gitsem, en koyusu acıların Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem Böyle durup durup senden ayrılmak varsa Orada bir mezar kazılır benim için Ayrılığın nerede başlarsa |
Hoşçakal Yağmurlar sitemim kendime sensizlikten doğan güne merhaba.. ve hoşçakal yağmurlar yarın çok uzakta gözlerim mimli...avuçlarım nasır... denizin ortasında kuraklık gönül... uçurtmam vardı benim... kelebeklere inat yaşayan...özgür... susadım kanıma...sitemim kendime... avuç avuç toprak ve ben... mis kokulu yarin bedeni... sitemim kendime yar....gezdim diyar diyar... sensizlikten doğan güne merhaba ve hoşçakal yağmurlar... Alıntı |
Seni seviyorum demekle iş bitmiyor…. Gitmiştin.... Yanında benliğimin bir parçasını alıp, Yüreğimi ise yarım bırakıp, Elveda demeden çekip gitmiştin. Başarmıştın.... Geceleri uykumu bölmeyi, Aklımdan çikmamayı, Uzakta olduğun halde beni ağlatmayı başarmıştın. Göstermiştin... srfsz birinin nasıl oldugunu, Hırçın tarafını, Gözlerinde yalan söyleye bildiğini göstermiştin. Demiştin... Seni seviyorum diye, Sonsuza kadar senleyim, Korkma hep yanındayım demiştin. Anlamıştım... Herkese güvenilmedigini, Insanların iki yüzlü ola bildiğini, Seni seviyorum demekle işin bitmediğini anlamıştım. |
Zamanı sıfırlayacağım hayatımda yarın Her şeye yeniden başlayacağım. İlk kez günaydın diyeceğim gökyüzüne, İlk soluğumu alacağım yarın;ama şimdi değil, Yarın. Yarın başlangıcı olacak hayatımın, Gözlerimi açıp,''Merhaba'' diyeceğim hayata. Ben de varım artık Ölümüne sevgi yarışına. İlk kez göreceğim annemi yarın. Sarılacağım ona,sevgimi haykıracağım. Ama şimdi değil,yarın. Yarın umutlarım tanışacak istasyonlarla,terminallerle Birer birer yolculuğa çıkacaklar. Bavulları mı? Onlar dünden hazır;ama yolculuk yarın. Unutmuş olacağım seni yarın. Seninle kurduğum bütün hayaller Silinmiş olacak zihnimden Ben yeni maceralar üreteceğim düşümde yarın. Yok olacak uyandığımda mazi. Eflatunlar saracak etrafımı, Pembe düşler misafir gelecek bana, El sallayacağız beraber karanlığa İyi geceler hayat! Bugün de seni yaşayamadım affet, Ama belki yarın, Yarın... |
Bu kalp sevdikçe: ..............; kuş yüreği gibi çarpar. ..............; bir deli akar, yatağına sığmaz taşar. ..............; karanlıklara nur olur, yağar. ..............; umut eli şefkatle uzanır, kışın olur bahar ..............; her derde devadır, şifa dağıtır, yakılmaz ağıtlar. Unutma ki; sevdikçe dağılır kara bulutlar. Sevgisizliktir; ..............; . gönüllerde hicran yaratan, ..............; yürekleri cehennem ateşiyle yakan, ..............; engerekler gibi boynuna dolanan Dolandıkça kendisini de sokan. ..............; cennet bahçesini tarumar eden, ..............; bülbülleri susturan, ..............; gülen gözlere yaş bırakan. Sev ki bu kalp: ..............; güneşinle ışısın. ..............; bahar yağmurlarıyla ıslansın. ..............; barış güvercinleri gibi kanatlansın ..............; bulutlara arkadaş olsun,enginlerde dolansın. ..............; umutsuzluğa umut olsun. ..............; yarınlarda hayat bulsun, Düşler Denizi |
BELKİ O ZAMAN.. Güneş ne zaman dünyaya küserse, Gece ne zaman gündüz olmazsa, Dünyayı güneş değilde,ay aydınlatırsa, Belki o zaman unuturum seni. Yıldızlar birgün parıldamayı bırakırsa, Dün ne zaman,bugüne alınırsa, Kavuşalım diye ettiğim dualar kabul olmazsa, Belki o zaman unuturum seni. En sonunda kalbim atmayı bırakırsa, Dünyada birgün adalet sağlanırsa, Seni benim kadar seveni bulursan eğer, Belki o zaman unuturum seni. Gözyaşlarım bir başkası için akarsa, Ay doğupta bir daha batmazsa, Çöle bir gün kar yağarsa, Belki o zaman unuturun seni. Seni ne zaman düşünmeyi bırakırsam, Aklıma senden başkasını koyarsam, Seni değilde bir başkasını yanımda bulundurursam, Belki ozaman unuturum seni. Seni ne zaman kalbimden silersem, Senden ayrıldığıma birgün sevinirsem, Eğer sende beni terkedip gidersen, İşte o zaman unuturum seni. Seni gördüğümde heyecanlanmazsam, Yanına geldiğimde,gözlerine değilde yere bakarsam, Seninle vedalaşmadan ayrılıyorsam, İşte ozaman UNUTMUŞUMDUR SENİ. Alıntı |
İNANMA SEN ... Sevgiyi, sevmeyi koLay mı sandın.......... daha çok gençsin.... aLışırsın..... ömrüne süs diye takıLır tüm aşkLar........... bir seven daha ararsın....buLamazsın........ rüyaLar ağır geLir...... saatLer kısa....... bir bakmışsın ki ahhhhhhhhh...... ölüm çok yakın...geçmiş çok uzakta...... yazıLanlar kaLmış bir tek, gönüL sayfanda....... bana diyordun ya SEVEMEZSİN.......! ben sevdim..... inanmayan SENDİN.................! Alıntı |
DAMLA..DAMLA.. Bir gün, Yorgun dönersem karanlıktan Yumuşak bir ışık tut gözlerime, Tut ki, Damla damla kanayım aydınlığa. Bir gün, Alev alev dayanırsam kapına Ilık bir göl gibi sar beni. Sar ki, Yavaş yavaş söneyim sularında. Bir gün, Ellerim hasrete bulanmış gelirsem Uzat bana lekesiz kollarını. Uzat ki, kar gibi eriyeyim koynunda. Bir gün, Kaybolduğunu anlarsan karanlıkta Yalnız benim beklediğimi söyle geceye. Söyle ki, Bulut bulut ineyim gözlerine. Bir gün, Hasretinden öldüğümü duyarsan, Sağanak yap gözyaşlarını ağla. Ağla ki, Gözyaşlarında hayat bulayım, Tekrar sana doneyim. Alıntı |
Ay Beklerken Güneşi Karanlığın içersinden ay, bize bakıyor Turuncu renklere bürünmüş, sanki portakal Dans etmek isteyen bulutlar cilveleşiyor etrafında Gökyüzü gergin, gökyüzü griye dönüşüyor. Turuncu renk çok yakışmış Dünyanın gözü üzerinde Gökyüzü kıskanmış olacak Gümbürdüyor üzerimize Korkmuyoruz, bıraktığı yağmurlardan ıslansak ta. Yıldızlar da kıskanmış besbelli Yanıp sönüyorlar İzlerini kaybettirmek için El sallıyoruz bulutların arasından gördükçe Gökyüzü gergin, gökyüzü griye dönüşüyor. Ay gülüyor hepimize Turuncu renk çok yakışmış. Gökyüzü gergin, ev sahibi gibi Güneş usul usul yaklaşıyor Yolunu aydınlatıyor karanlıkta Birbiri ardına kaydıkça yıldızlar Şimşekler yağmur seslerine karışmış Samanyolu rengarenk Ay bekliyor; Turuncu renk çok yakışmış. Güneş yaklaşıyor Bekliyor gökyüzü Gökyüzü gergin Gökyüzü sarıya çalıyor. Ay bekliyor; Turuncu renk çok yakışmış. Güneş sarıyor gövdesini ay'a Ay ürküyor. Sıyrılıyor turuncu renkten Bırakıyor kendini güneşe. Bizler davetli değiliz; Bilemiyoruz şahitler kim? Tanıklık ediyoruz dünya penceresinden Gökyüzü gergin Samanyolu gergin Dünya gergin. (AlInTdR...) |
Kafile Bendeki bu ateş sönmeden Mevsim yazdan hazana dönmeden Gözlerine uyku inmeden Göğsüne yatır beni, düşlere götür beni Aşk bu cana bedenden hak ise Can ne cami çeker ne kilise Ten sönmeden bitmez bu hadise Beni yanlış anlama Şikayetim yok ama Ben aşkı böyle bildim Gel merhem ol yarama Ben hem kalp hem bedenim Nefestir ruhum benim Aşk şarabı içelim Tez gelse de ecelim Ben hem kalp hem bedenim Ateştir ruhum benim Aşk şarabı içelim Kendimizden geçelim Bendeki bu ateş sönmeden Mevsim yazdan hazana dönmeden Gözlerine uyku inmeden Göğsüne yatır beni, düşlere götür beni Bir ömür böyle geçmez ah ile Ağlasan da gülsende nafile Sen dursan da yürür bu kafile Beni yanlış anlama Şikayetim yok ama Ben aşkı böyle bildim Gel merhem ol yarama Ben hem kalp hem bedenim Nefestir ruhum benim Aşk şarabı içelim Tez gelse de ecelim Ben hem kalp hem bedenim Ateştir ruhum benim Aşk şarabı içelim Kendimizden geçelim Alıntı |
SABAH YILDIZIM Ey benim doğmayan sabah yıldızım Geceler mi uzak sen mi uzaksın? Ne zaman bitecek bu yalnızlığım Umutlar mı uzak sen mi uzaksın? Bil artık sabrımın sabrı da bitti Seninle gelen aşk sensiz terketti Çalmadın kapımı çalmadın gitti Ellerin mi uzak sen mi uzaksın? Sen misin 'ben miyim' kimmiş yalancı Nasıl yaşarız biz bize yabancı Böyle bir ayrılık ne kadar acı Yolların mı uzak sen mi uzaksın? Dilime marş ettim eyvahlarımı Söyle de bileyim günahlarımı Işıksız bıraktın sabahlarımı Gözlerin mi uzak sen mi uzaksın? AHMET SELÇUK İLKAN |
Yaşlı Bir Çınar Ben dalları fırtınalarda kopmuş yaslı ve yaşlı bir çınarım binlerce acının ortasında yorgun ve yalnız alnı gül işlemeli günler getir bana ey çocuk hülyalı gülüşler gözlerinle görmek istiyorum sabahı dünyayı yüreğinle sarmak istiyorum umutlu ve şen ne zemheriler gördüm ben ne fırtınalar geçirdim çağının ışığıyla yak beni çağının ışığıyla sar, üşüyorum gövdemde kaç balta izi var kaç kan lekesi alnımda nice ihanetler gördüm ben nice zulümler üşüyorum alnı gül işlemeli baharlar getir bana umudu sevda kokan sabahlar gözlerinle görmek istiyorum yarınları dünyayı yüreğinle sarmak istiyorum pınar seslerine kat başak tanelerine koy arıt beni günahlarımdan lekesiz bir sevgiyle geçilir ancak ırmaklar kocaman bir yürekle ey çocuk beni yüreğinle sev, gözlerinle okşa bırakma ellerimi n'olur Bırakma... Alıntı |
Yağmura Sarılmak Bazen kuş olmak ister ya insan, Sitem edip geceye... Süzülüp gitmek için enginlere... Çocukça saymayı ister ya insan Bir papatyanın yapraklarında, Kalanın 'seviyor' çıkmasını, Sevdiğinin hatrına el sallar ya insan, Hiç yolcusu olmadığı halde, Giden gemiye rıhtımdan. Bazen kelimelerle dans eder ya insan, Sevgisini en güzel anlatmak, Sevgilinin hasretine yanmak, Kokusunu almak için. Bazen yağmura sarılmak ister ya insan, Yüreğini söndürmek, Özlemini yaşamak, Ağladığını saklamak için... Esra Işık |
Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi. Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi. Sanki kalmak istiyordun. “baharda dönerim” demiştin hatırlıyor musun ?” Sakin beni unutma bekle.” Ben seni unutmadım sevgili, ben seni 'unutmadım'.Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik. Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim. Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. “Gelir” dedim kendi kendime, “Söz verdi gelmesi gerek.” Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum. Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim. Olamadı gülüm bir araya gelemedik. alıntı...Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var. Duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ? .Bir mevsim döndü , sen dönmedin. Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum.Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla |
AŞKLARIN ENGÜZELİ!!!!! Sonbaharda Aşk Gülümseyen gözlerim var sanki Sanki yeniden doğmalardayım Bu hazan mevsiminde aşkı bulma yolunda Sevmelerdeyim Aşk kapımı çalıyor sanki Belirsiz gitmelerde gelmelerdeyim Heyecanlı günler,hızlı dakikalar Onunlayken zaman hızlı,mekan belirsiz Yalnızken dakikalar ömre bedel oysa Ufukta görünen aşk sanki Kollarımı açtım sonuna kadar Gel yarim ol ne çıkar Aç kollarını sen de ardına kadar Güzellikler bizimle sanki Sevda oku saplanıyor yüreklere Sanki Sabah cıvıl cıvıl, hazan mevsimi oysa Aşığa her mevsim bahar Sonbaharda aşk bir başka Aşık olmak bambaşka Akşamlar, geceler seni konuşuyor Herkes sana odaklı sanki Bahçelerde asmalar Cebimde sevdalar Portakal kabukları,cebimde sevdalar Aşkıma hediye dökülen yapraklar Sonbaharda aşk güzel sanki Zehra öcal |
YILLAR SONRA Anımsadım sizi Bin dokuz yüz kırk dört Berlin caddeleri … Geçtiniz mahallemizden Bıraktınız aynı izleri … Öncel İpekçi |
Sensiz Mısralar sensizlik dolu bir gecede yine sana şiirler yazıyorum. duymuyorsun özlemleri yollarına seriyorum, görmüyorsun. sensiz olamam diyorum, gülüyorsun... ***** nelerden geçtik ne badireler atlattık her şey geçti... bir şey geçmedi. her şey bitti... bir şey bitmedi. belli mi olur dönersin yine bir gün... ***** rüyalarıma geliyorsun bazen tam sarılacağım, kayboluyorsun. gündüzler kabus oluyor, çünkü yoksun. gerçek miydi yaşadıklarımız diye, düşünüyorum çözemiyorum. hayal gerçek karışıyor birbirine öylesine yaşıyorum. Alıntı |
her satırı mendireğe dizili karabataklara benzeyen bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler icinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan bütün yolcularını boğaz köprüsünün çaldıgı araba vapurunun boş seferleri gibi yanlızca rüzgâr gezinir sensiz yüreğimde durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdıgım ayrılık siirini okudukca dalgalanır... SUNAY AKIN başka biri olacaksın istemesen de tenine başka bir ten dokunduğunda gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle başka bir nefesle karıştğında nefesin başka biri olacaksın istemesen de gece uykunda ya da gün ortasında irkileceksin apansız bir duyguyla bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi başka biri olacaksın istemesen de bakışlarımın izini taşıyan giysilerin tüketecek ömürlerini birer birer değişecek yeri bir dolabın,pencerede bir çiçeğin başka biri olacaksın istemesen de dudaklarında benden sonraki bir çizgi tanımadığım bir ton gülüşünde ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin sonra,sonra başka birisin.. |
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği insan saatlerce bakabilir gökyüzüne denize saatlerce bakabilir, bir kusa, bir çocuğa yasamak yeryüzünde, onunla karışmaktır kopmaz kökler salmaktır oraya kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir tas gibi dinleneceksin insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına insan balıklama dalmalı içine hayatın bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu fakat ne kadar sevinç varsa yasamak özlemiyle dolmalısın ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına dolaşmalı damarlarında hayatin sonsuz taze kani yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana ATAOL BEHRAMOĞLU |
EYLÜL YİTİKLİĞİ Gurura gizlediğim özlemle, rastladım sana yine dün gece her gece gibi, infazdaki şiir ölümlerimin... acısına gizlendiğim bir kıyamet sahnesi kalabalığıydı can kırıklığım.. gözlerimde cam parçası resimler izi en azından şiir güzelliği gizi ziyan tezgahında pazarlarken beş para etmedi kan yaşım ne acı! susmasını böyle öğrendik belki.. yalan yanlış gülmelere pembeleşirken duman renge mühürlendik coşkulara kilitli labirentten. oysa! böyle olmamalıydı bu şehrin akşam çıkmazı bu kaldırım biçmeleri akasyalı sokaklardan geçerken.. gözü kör eden budaklar figanından düşen dem türküleri eylüle ne acı! saran, talan bir şehir akşamı bağları viran eden hazan gamı ufka sis perçinleyen boğan zifir gece sancısı ilk ürperişi değilken ıssızlığın ve yalnızlığın yineleri yine çok acı! anlamaz halden ahtapot kollu hüzün, incili midye sevinç bildiğim.. gam dediğim sehere düşen yaşam duyumsuz tadımsız bir hiç.. devrana mekan dili yabancı şehir benden anlamaz anlamaz olan sabah aşktan ne acı, ne acı eylül yitikliği.. NEVİN KURULAR |
Ağlama Bir gün ezan sesiyle uyanirsan eger, Bilki ogün benim öldügüm gündür. Biliyorum Allah korusun diyorsun şimdi, Olmaz olamaz öyle bir şey diyip dua ediyorsun. Ama bir rüyanın içinde başka bir rüya da Görüp yıkılıp gidiyorsun işte Gelirsen cenaze törenime eger Bir elham okuman yeter be gülüm. Ağlama, buz kes, konuşma Sadece dua et benim için,ogün Üzülme, ben kiminki diye düsün Ama baş ucumda otur ve beni dinle Sessizliktir yalnızlığımın tek tanığı O sana sevgimi, bir ömür boyu rüzgarlar Eşliginde kulağına hep fısıldar durur. Gerçeği ve dogruyu ben ölsemde sevgim Evet sevgim rüzgarlarla konuşacak kulağına O zaman bileceksin sevgimi Ama ben çoktan toprak olacam bile Serman Şeker |
BENİM SEVGİLİM OLDUN Geceme mehtap oldun Gündüzüme aydınlık Sabahımda güneş oldun Gözlerimde parıldı Ağaçlarda çiçek oldun Bahçemde baharım Yağmurlarda damla oldun Pınarlarda suyum Kadehimde şarap oldun Bardağımda sevdam Aldığım nefes oldun Kalbimde atışlarım Zamanında gelen oldun Gönlümde kralım Sen benim sevgilim oldun Yüreğimde aşkım. Meryem BURMA |
Tek Kişilik Yalnızlık.. Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben mahsur kalmışım Kuş uçmaz, kervan geçmez bir dünyâya dalmışım Yedi düvele, yedi iklime, her yana haber salmışım Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben tutuklu kalmışım Bir yalnızlık şiiri dökülür hece hece dudaklarımdan Sararan yapraklarım dökülür bir bir budaklarımdan Karasular iner yılların yükünü taşıyan ayaklarımdan Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben tutuklu kalmışım Yıllar sürekli birbirini kovalar kedi fare oyunu gibi Geçen zaman deryâ olmuş hiç görünmüyor dibi Oynuyorum bu dünyâ sahnesinde ben bir garibi Tek kişilik yalnızlığımın içinde ben tutuklu kalmışım Alıntı |
Tozpembe Yıllar yılı yanımızda Kavruldun yağımızla. Hiç bu böyle kalır mı, Biraz geç de olsa Göreceksin hayatın sana da güldüğünü, Sabret yoksa. Nasıl mı? Topraklarda tohumlar vardır Karlar altında kış boyu, Kış geçer, bir bahar günü Çiçek açar tozpembe, Tıpkı öyle. Behcet Necatigil |
sus Sen bilmezsin! Suskunluk ne denli bir girdaptır yürekte bilemezsin! Bitecek “sus”lar bitecekte dönemezsin… Gözyaşlarıdır bu sefer yanan cehennemimde… Sen de yanacaksın… Tükenince sus şarkıları dilimde anlayacaksın… Teker, teker düşüyor tüm şehirlerin elinde yalnızlıktan başka sermaye kalmayacak günü gelince… Sus çağı altın çağını yaşayacak… Sen yapayalnız kalacaksın sen ağlayacaksın sen boğulacaksın gözlerimin girdabında kimse sana acımayacak… Bir lokma arayacaksın sevgiden… Demir bir lokma düğümlenecek boğazına… dönmek isteyeceksin yeniden…. Ateşten suskunluklar düşecek avazına… Hayır! Zalim değilim ben… Unutma pirinç eken buğday biçmez… Sen ateşi ektin tüm sevgi tarlalarına ben bir şey yapmadım… Zaten elim yetişmez… Keşke diyorum… Çekseydim tüm kahır tetiklerini vursaydım yalnızlığı alnının ortasından sus çağım altın çağına dönseydi birden… Ama hayatı bile tutamadım ucundan artık bitti… Artık sondu… Yetti… Alıntı |
Yürüyelim Seninle İstanbulda..... Kırmızıyı sevdiğini bilseydim hayallerim kıpkırmızı olurdu İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomurcuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar buluşmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası hercaimenekşe, gonca ve sümbül yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi mağrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyür de kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince çekilir mi artık güllerin nazı Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz ayrılık acıyla süzülür kandan nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler öylesine yorgun, mahzun ve candan İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda uykusundan uyanınca fırtına dalgalar türkümüze aşina olur yüzümüze bakınca deniz fenerleri sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur tarih heyelandır hainlerin ardında İstanbul tarihin soylu anası biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız sevdayı kız kulesi'nden yalıların burukluğu altında geçiyoruz sokaklardan delice anlayabilir misin beyoğlu'nda gezinen hayal kırıklığının benden türediğini anlayabilir misin kırmızı neden böyle doldurur aynalara inleyen yüreğimi sana giden yolların kavşağında bir adam direniyor izini bulmak için siliyor tanyerine akan alın terini ufkunda sapsarı umudun rengi mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah arıyor sessizce kaybolan günlerini Gülhane'de simit satan çocuklar nasıl anlasınlar ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler gökyüzüne dokunurken bu acı kimdir diye sorsunlar içlerinden birlikte yürüyen iki yabancı biz gitsek de, İstanbul'da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı benden bir yaralı şiir kalmalı senden bir tebessüm, bir de kırmızı Nurullah Genç... |
İÇİMDEKİ SEN Hırçın deniz iken hep gözlerinde duruldum Kısır döngülerde pervaneyken kalbinde durdum Sevdayı gözlerinde anlatırken ben hep sustum Yalnızlığı toprağa gömüp sende acılarımı unuttum Islak gözlerimi senin gülüşlerinde kuruttum. İçimdeki sen bir avuç toprakken; Ben sevginde yeşerecek tohum oldum Kanatlanıp özgürlüğe uçarken Yine senin dalına kondum Sen yokken yarınlarında Dört mevsim dal dal kurudum durdum Seni sevince anladım ki Gülüşlerin ; Acılarıma verdiğim son umudum Sevdaya yelken açmak için Kalbimi avuçlarına sundum. Alıntı |
SANA WE BU KOCA ŞEHİRE İNAT sana ve bu koca şehre inat,gideceğim bildiklerimi yok sayıp karışacağım karanlıklara var olan acıyı gidişime yorup, mendilimle sileceğim ıslanan yanaklarımı son sigaramı marmaraya atarak elveda diyeceğim, sana ve bu koca şehre... sorgulamaya başlayacağım seni,kim olduğunu? neden karşıma çıktığını vakitlerin en olmazında, hayatımın hangi evresini kapatıp, hangisini açtığını çözeceğim sonra sana ve bu koca şehre inat... İstanbul ki dökülür gözünden yaş mevsim hep sonbahar, kimileri hüzün koyar adını ama kimse bilmez; sen beni sonbahar da sevdin ve ben seni... sana ve bu koca şehre inat... hangi ateşlerde yandığını bilmiyor yüreğim ve bilmiyor yüreğin ne haldeyim bir İstanbul şahit, hem sana,hem bana... belki de bu yüzden ısrarla beni çağırırken, meydanlarını dar ediyor sana mevsim hep sonbahar... sana ve bu koca şehre inat alıntı Seni intihar ettim içimde... Varlığının yükü kaldırılamayacak kadardı güçsüzlüğüme. Sen doğdun, yine yeniden; ve ben Seni intihar ettim yaşatamadıklarım adına... Düşününce telafuz ediyor ruhum yaklaşıp yakınlaşıyor sebeb-i nefesine, Kırıyor nefis denen illeti Uzanıyor elleri... Ben senin içindim onca zaman, Lakin... Anlatamamak vardı ya, İşte o: -zordu. -yordu. -kordu. Tuhaf bilmeceleri olan bir bilinmezlik, -döndü. -dolaştı. -sordu. Ne yaparsın sen sebeb-i nefes, gayelerden yitip gidince? Ne yaparsın gözdeki yaş ille de yere düşünce? Ne yaparsın çaresizliğine ve darlığına? Ben sadece, Dilim, elim ermedi Ve... Seni intihar ettim içimde... Kırıl bana... Ben susturmayı başaramadım seni. Söv bana... Dilin neye ererse... Gitmeliyim. Zamansız bir vakitte ayrılıyorum ülkenden. Enginlik denizdeymiş, ben acizane kelam edendim... Çağır lazım olunca. Ama anla, ben beceremedim yaşamayı ve Seni intihar ettim içimde... Sen öldürüldün sanırken, yanılma... seni intihar ederken ölen benim en zifiri şekilde. Bu bir itiraf, Bu bir kaçış, Veda alıntı |
|
|
KIRGINIM..! Kırgınım… Kime olduğunu, neye olduğunu bilmeden kırgınım… Belki hayata, belki kendime kırgınım sadece… Kırgınım… Yüreğim bir yanardağ gibi kaynayarak yanarken, Nasıl oluyor da bir buz dağı oluveriyorum bir anda… Kırgınım… İçim sevgi ile kavrulurken neden böyle yıkıcı, Parçalayıcı oluyorum… En çok sevdiğim varlıkları biranda kırıp, Un ufak ediyorum… Kırgınım… Öfkeme, tat almayan yüreğime, Sevmenin, sevilmenin değerini bilmeyen Kalbime… Kırgınım… Yeşilin huzurunu, mavinin derinliğini, Görmeyen gözlerime... Kuşların nidasını işitmeyen kulaklarıma Kırgınım… Kırgınım… Mantığımla kalbimin arasında gidip gelen Benliğime… Kırgınım… Sonuçlandıramadığım sevgilerime, Sarılmaya korktuğum sevgililerime… Kırgınım çok kırgınım, Beceriksizliğime, korkaklığıma, Kırgınım… Beklide bir hayalden ibaret oluşuma… Alıntı |
Karlar Yağıyor Düşlerime... Düşlerin doruklarına kar yağıyor şimdi, Üşüyorum, Hasret sancısı bu gelip geçici değil, Tüm kalbimle seni bekliyorum demek istiyorum, Söyleyemiyorum, Bir hayalin gölgesinde, Seni sensizlikte yaşıyorum, Ne güzel başlamıştık oysa, Sen vardın hayatımda, Düşlerime kar yağıyor, Sensiz üşüyorum buralarda, Seni düşünüyorum gecelerin vefasız ayazında... Ayrılık ateşten bir ok bağrımda, Geleceğin günün düşleri hep aklımda, Uzaklarda beni unutmuş olsanda, Umutlarım hep yanı başımda, Bir ruya gördüm ben, Düştüm aşkın kapılarına, Çaresizlik diz çökmüş yanı başımda.. Günleri saymaktan vazgeçtim Çare değil bana, Günler haftaları kovaladı, Senden haber yok yarınlara, Haftaları saymaktan vazgeçtim, Derman değil gönül yarama, Haftalar aylara sarıldı, Sen kimlerin boynuna, Yıldızlar düştü saçlarıma, Bir ömür heba sana, Zaman dondu kaldı yokluğunun ağrısında, Saatler seni vurdu her gece oluşunda, Ne umutlar beslemiştik oysa, Sözümüz vardı doğacak yarınlara, Fırtınalı bir ömrün kıyılarında, Saman alevinde savrulduk, Küle dönen bir aşkın masalında, Hiç bir şeyin tadı yok sensiz, Geceler boyu ağlarım sessiz, Sensiz,.. Bir düş görmüşüz birlikte, Sen benden habersiz, Ben sensiz, Alıntı |
Elveda aşkım… Sen gittin, Bir zifiri karanlık, Bir zindan yalnızlığı, Ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha, Haklısın gidişinde, Bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur, Sesi soluğu nasıl duyulur? Elveda aşkım. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, Böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk. Aynalara bakıyorum, Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi. Dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim. Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, Renkli dünyam elveda. Elveda yaşamak. Yaşamın anlamı elveda… Sami Arlan |
Yüreğim titrek bir serçe yüreği Sevmek kavrulmaksa Uzun gecelerde Kızıl şafakları beklemek Yokum böyle sevmelere Sonunda ayrılık varsa.. Dağlardan koşup gelen bir ırmaksın Aynı kayalardan uçarak hergün Yorgunsun Ve de telaşlısın Denizlere ulaşabilmek en büyük tutkun Dağılı dağıla kolların Bir yanda sevinç ve bir yanda hüzün Hepimiz biraz umut kölesi değil miyiz Sulara indirdim güzelliğini Telefon ha çaldı Ha çalacak Ateşten gömlek provaları yapıldı Yarına çeyrek kalmış, Kararlı adımlarla yürüyoruz Hüzün ekmeğimiz de olsa Abdullah İnal |
Yağmur ağlardı her gelişinde Ardından güneş gülerdi gözlerin gibi Yürüdüğün yollarda çiçekler açardı Gözlerinin daldığı yerde sevgiler vardı Ne zaman konuşsan Pan’ın flütü çınlardı kulaklarımda Adın türküydü dudaklarımda Sen yan sıradan bakardın Kara gözlerinle kara tahtaya Bense dalardım sevdanın arka sokaklarına Bir an bana baksa derdim Kıskanırdım kara tahtayı kara gözlerinden Ders nasıl biter Dönem nasıl geçer Yıllar nasıl gider Anlaşılmazdı sen varken Yağmur ağlardı her gidişinde Çiçekler solar Ağaçlar soyunurdu yaşamak hevesinden Sevgiyi bırakır giderdim uzaklara Güneş sönerdi Sis çökerdi omuzlarıma Bir gün sevgiyi bıraktım gittim uzaklara Hala sis var omuzlarımda 19 HAZİRAN 2008 Ömer Ilgaz |
DERTLENDIM GENE Sabah güneşine yüklüyorum duygularımı Boğazın sularında yıkıyorum kuşluk vakti Yavaş yavaş siniyorum soğuk şehirlerine Cam selama duruyor çaresiz pencerende Sızıyorum evinin bütün odalarına Ruhum ruhumu çağırıyordu yanına Bir İstanbul kokusu odanı sarıyordu Beni öpen güneş,seni de okşuyordu Yüzünde goncalar açarken aheste aheste Bir özlem bağdaş kuruyordu gönül köşene Sıcacık sesin çınlatırken yasa duran odamı Şiire dönüşmüş halde bulurum sevdalarımı Gün boyu misafir kalırken güneşteki parçam Beni hayata bağlar seninle hayaller kurmam Kokumu kokunla aşla geceyle bana gönder Buz kesen gönül evimi Gülüzarlara dönder Samimi ise eğer güneşi okşamaların Duygularıma değmiş olmalı parmakların Öpmüşsün gözlerinle dudak izlerin düşmüş Öyle öpüşmüşsün ki güneş yüzüne gülmüş Busenle göz gözeyim İstanbul semalarında Uzanıp öpeceğim güneş'i durdurun dünya'yı.” Alıntı |
|
NE YOLLARSAN YOLLA,YETER Kİ YÜREKTEN OLSUN Arkadaşlığın büyüsünü tadanlardanım Bir selam gönder bana Dostluğun kavramını yaşayanlardanım Bir söz söyle bana taaa uzaklardan İçten olsun Arkadaşça dostça bir selam gönder bana Yürekten olsun Atma içine üzüntülerini Tatma kederli saatleri Paylaş kardeşçe mutlu sevgileri Düşünme Ardına bırak üzüntülerini Gel sevdiğim Birlikte atalım kederli düşünceleri Dünya değmez hiçbir üzüntüye Kapıl git yepyeni sevgilere İnandır dünyanın sevgi dolu olduğuna Evrende saygının var olduğuna Çocuk gibi saf,temiz,tertemiz Yüreğinin bir köşesinde Yer varmı banada ? Canımı verirdim o yürek için Arkadaşça sevgiyle dostça Ama ne olur yürekten olsun ( Meganeon'dan Bitanem'e..-alıntı- ) |
Çanakkale'm Seni anlatmaya yetmiyor dilim Bayrağım burcunda al Çanakkale'm Değilsin sadece şirin bir ilim Diyetin ödenmiş bil Çanakkale'm Daha onbeşinde küçücük yaşı Tekbirle çınlatmış dağ ile taşı İman dolu göğsü gururlu başı Mehmedimin kanı sel Çanakkale'm Kimi harbiyeli kimi liseli Delikanlı olmuş deli mi deli Sarmamış kolları taze güzeli Ayşe'ler Fatma'lar dul Çanakkale'm Vatanım,toprağım deyip uğruna Sarılıp imanla al bayrağına Kınalı kuzular girmiş bağrına Koynunda şehitler gül Çanakkale'm Analar kınayla cepheye salmış Nice koç yiğidim burada kalmış Sakın şehidime demeyin ölmüş Lâl olsun söyleyen dil Çanakkale'm Batacak sanmışlar Türk'ün güneşi Mehmedin bağrında iman ateşi Destanlar yazdırdı yoktur bir eşi Dillerde türküsün gül Çanakkale'm Durupta bir yudum suyunu içtim Basmadım toprağa dikeni seçtim Dualar okuyup edeple geçtim Ölürüm uğruna bil Çanakkale'm Alıntı |
Penceremi Aydınlatan Güneşim İçimde sen kokusu var Kapıyı açsam karşımda olacaksın Hasret ateşleriyle boyanmış sabah yeli gibi Kalbime dolacaksın Ah bu hasret türküleri Sabah sabah yine neden söyleniyor bilemem ki Sensiz oluşum aklımı karıştırıyor Kalbim neden delleniyor bilemem ki Ömrümün her yaprağında Sabahın rengiyle kokulanmış dört mevsimde Penceremi aydınlatan güneşim Nerdesin Sensizliğim omuzlarımı çökertiyor Elim ayağıma dolanıyor böyle vakitlerde Tükenmez umutlarımı turnalara bağlıyorum Çıkıp gelirsin diye İçimde sen kokusu var Kapıyı açsam karşımda olacaksın Hasret ateşleriyle boyanmış sabah yeli gibi Kalbime dolacaksın Ömrümün her yaprağında Sabahın rengiyle kokulanmış dört mevsimde Penceremi aydınlatan güneşim Nerdesin? Alıntı |
selam söyle hayat.. Giden baharı gelen yazda gördüm Ne hazana ne yaza benziyordu Solgun yüzüne bakıp bakıp durdum Geçen bahara selam söyle hayat Ne yaprağına ne de gülüne erdim Zümrüt mevsimin solduğunu gördüm Belki de düş-tü şu gönlüme derdim Geçen bahara selam söyle hayat Yare sunacak çiçeği de yoktu Salkım dikeni meyvesinden çoktu Dalı goncasız fidanı buruktu Geçen bahara selam söyle hayat Neler ummuştum oysa ki ben ondan Ferah bulacaktım mis kokusundan Kalkmayacaktım derin uykusundan Geçen bahara selam söyle hayat Kaynağı kuru pınarları susuz Kuşlar kurnada perişan kuşkusuz Nere yönelsem her gördüğüm mutsuz Geçen bahara selam söyle hayat Gökteki güneş yakmış can evinden Sararıp solmuş ayrılmış renginden Eser kalmamış revnaklı halinden Geçen bahara selam söyle hayat Engin Namlı |
| Saat: 23:28 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık