![]() |
Yalanlar Söyle Bana… Olurda bir gün biterse bana olan aşkın, olur da gitmek istersen ve ben ısrarla ”Neden?” diye sorarsam, sakın bana ”Seni sevmiyorum artık” deme. Dürüst olma, istemiyorum. Bahaneler bul, yalanlar uydur. Beni suçla mesela, de ki ”Her şeyin sorumlusu sensin…” Yemin ederim itiraz etmem sana. Her şeyi çekerim sineye, her şeyi kabullenirim. Sadece beni sevmediğini duymaya dayanamam ben. Bunu söyleyeceğine öldür, daha iyi. Emin ol, canım daha fazla yanmaz… Gitmek istersen sakın ”Bir başkası var… “ deme bana. Varsa öyle biri, sakla kendine,ben bilmek istemiyorum.”Bir başkası var” dediğin an korkarım tepkimden, korkarım yapacaklarımdan . Bu yüzden mesela de ki bana, “İlişkimiz yoruldu, dinlendirelim...” Bu en basit, en kanılmayacak bahaneye bile kanmaya hazırım. Gitmeyi kafana koyduysan eğer ve artık hiçbir şekilde heyecanlandıramıyorsam seni, haber vermeden git, bir şey söylemek zorunda değilsin. Bırak merak edeyim, bırak yollara düşüp seni arayayım. Gerçek, her zaman en iyisi değildir ve ben, her gerçeği kaldıracak kadar güçlü değilim. Bakma öyle göründüğüme. Konu sen olunca, en zayıf, en aciz halime bürünüyorum. Seni kaybetmekten deli gibi korkuyorum. Gitmek istiyorsan eğer sakın ağırdan alma, hemen git. Beni oyalayıp biraz daha alıştırma kendine. Kesin olsun gidişin, dönüşlerden arınmış olsun. Bana, senden geriye hiçbir şey kalmasın. Hiç yaşamamışsın, hiç benimle olmamışsın gibi… Anılarla baş ederim, merak etme ama sen gideceksen hazırla bahanelerini, beni gerçeklerle yüzleştirme… |
Sığınak Yine de gözlerine sığınıyorum.Gözlerin ki sırtımdan vurdular. Çocuktum, yine birileri gelip kırdı oyuncaklarımı.Yine de gözlerine sığınıyorum.Sığınacak başka yerim kalmamış.İçimdeki serçeleri vuruyorlar.Çiçeklerimi eziyorlar; menekşelerimi,fesleğenlerimi. Yine de gözlerine sığınıyorum. İade etmiyorum acılarımı. Sadece bir yağmur kaçağı gibi geldim düşlerine... Gözlerine sığınmaya geldim. Uykularında ellerini tutmaya. İdam kararım çoktan verilmiş.Yargılanmışım. Yine de gözlerine sığınıyorum... Murat Kalaç |
SEVİYORUM, Gitmeliyim, bunu anlıyorsun değil mi? Başka çarem yok, gitmeliyim Sensizliğin beni süründüreceğini bile bile gitmeliyim. Seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim ama olmayacak bir duaya amin demek bizimkisi. Yıllar önce o sahilde, seni ilk gören ben olmalıydım. Ve yüreğin o gün benim yüreğime dokunmalıydı. Şimdi gitmek zorunda kalmazdım.Şimdi bir sevdanın en güzel yerinde olurduk. Birbirimizi bu kadar çok hak ederken , bu kadar çok severken gitmek, öyle dokunuyor ki yüreğime…Hayatımda ilk kez kabul ediyorum yenilgiyi. Kim bilir, korkağım belki. Senden değil, bu aşkın büyüklüğünden kaçıyorum…. Gidiyorsam, sevdam tükendiği için değil, bunu bil. Aksine, sevdamı çok daha yukarılara, ta yukarılara taşımak için gidiyorum. Kendimi yenilemek, tutsaklıktan kurtulmak ve kim bilir bir gün senin karşına daha özgür,daha cesur çıkmak için gidiyorum. Ben terk etmiyorum seni. Ne seni ne sevdamızı bırakmıyorum. Kalbimdesin ve hep orda kalacaksın. Ben yaşadıkça… Seviyorum Seni, Unutma BeniL |
VAZGEÇTİM kendimden Senin her zaman mutlu olman için, Yok saydım,gözlerimi,yaktım için için Acısamda,yüreğime sapladığın dikenlerden Vazgeçtim kendimden,vazgeçtim gözlerinden Senin her zaman huzurlu olman için, Hasreti dost,mutsuzluğu arkadaş saydım kendime Ağladım,yas tuttum hergün kederimden Vazgeçtim kendimden,vazgeçtim ellerinden Sensizliğe alışmak ne zordu bir bilsen İçimde savrulan fırtınayı bir dindirebilsem Nice yıkımlar yaşadım,yarattığın depremlerden Vazgeçtim kendimden,vazgeçtim yüreğinden Sırf saadet senin olsun diye Parçalandım, kırk parçaya bölündüm lime lime Yinede vazgeçmedim seni sevmekten Vazgeçtim kendimden,vazgeçtim ömrümden 23.11.2008 Gül Özlem |
Herkeste Biraz Varım tüketiyorum her aşkı, gereğinden fazlasıyla her teni, umarsızca her mevsimi, acımasızca... tükeniyorum tükettiğim her aşkta her hevesimde her hayalimde... tüm kalplere ilaç olsun diye umdum, şairliğim kendimden öteye geçemedim kendimi senden öteye geçiremedim silindim hafızalardan imzamı attığım tüm kadınlardan yalandan... herkeste biraz varım kimsede 'bir' olamadım 'hiç'liğin adına aşk dedim, yanıldım kafiyesiz şiirlerimde huzur aradım... sen de gittin. gidersin... alacağını alan herkes gibi uykusundan uyanan her hayalperest gibi gidersin.. artık hiçbir emeğim kalmasın istiyorum karşılıksız birbirini tanımayan ama dokunan zevk alan yalanlaşan insanlar olduk hepimiz suçluyuz günahkarız hepimiz 'o elmayı neden yedi? ' diye kızmasın adem'e hiçbirimiz elma da yedik, elma yiyene de küfrettik biz sen de gittin. gidersin... bilmezsin ağrılarımı çünkü her düşüşümde aklıma geldiğini ne denli 'sen' olduğumu göremezsin gidersin.. ve ben tükenirim doyururum kendimi başka kollarda acıkırım yine sana yine sarılırım başka kollarla derken bu dünya tükenir nasıl olsa bitsin zaten her mevsim çünkü ben herkeste biraz varım kimsede 'bir' olamadım... Ahmet Enes Karaçam |
..'Leyl-i Can' .. / Terkedilmiş Sevdalara .. Ah ölüm...Ah uğruna öldüğüm Ah silahsız vuran LeyLican ! Kaç gece esecek yağmursuz rüzgar? Hep bizi mi buldu sessiz haykırışlar? Kızıl laleler ekmiştim toprağa,Hoşçakal demeden gittiğin gün.. Bu kadar zordu demek , sonkez yüzünü görememek.. İşte bir damla daha aktı gözlerimden LeyLican! Ve sen yine duymadın isyanlarımı Ve sen yine terkettin hersaniye...içten içe.. Uçsuz-bucaksız, serseri ve yorgun.. Zemheri ve karanlık gecelerim bitmecek demek.. Hep bana mı uğrar hüzün, Hep beni mi yakalar ve yakar sensizlik LeyLican! Mezarımı kazmadan gittin.. Cesedim toprağa düşer de , Ruhum bitap düşer üstüne CaN ! Ah ölüm..Ah uğruna öldüğüm Ah silahsız vuran LeyLican ! Kaç gece esecek yağmursuz rüzgar? Hep bizimi buldu sessiz haykırışlar?.. Bahar mevsimi düşer yapraklara.. Ben hep kışı görürüm..âmâ olmuş sanki gözlerim bahara Yazık değil mi bu yüreğe LeyLican! LeyL olur , vurulur, uyuyamam.. Fazla değil mi bu acı ikimize LeyLican! Dön desem, düğümlenirsin boğazıma..Konuşamam.. Yine de sen açarsın düğümleri LeyLican! Sözlerin buz tutar, gülüşün sahte gülüşümde canlanır.. Bu kadar zor muydu sensiz gülmek LeyLican! Hayatla bağlarımı gittiğin gün kopardım.. Kimse acıtmamıştı sen kadar LeyLican! Bizim şarkımızı diniyorum..Anladım uykuda terkedecek sen gibi.. Her melodiye gidişini,her söze geç kalmış vedanı anlatıyorum.. Sanki bitmiyor hiç dinlediğim şarkılar LeyLican ! Sabah olsa da tekrar geçsem, geçtiğin yollardan.. Bir haber versen de, Sana dönsem tekrar LeyLican! Güneşe bak, gidişinin sıcaklığını göreceksin.. Yağmura bak, yaşlarımı göreceksin LeyLican! Bir çocuğun tebessümünde,Sevdasını kaybetmiş hazin bakışlarda, Kaybolduğunda LeyLican, kaybolduğunda bulacaksın beni.. Belki yıldızlarla bir 'ah' gönderirisin..Seni en çok ben duyarım LeyLican! Esaretliğimi görüpisyanıma şahit ol. Terkedilmişliğimin serkeşliğine,yanlızlığımın son nefesine, Son saniyelerde yetiş,yetişte gör Hala unutamadığımı Leylican! Hani doğum günümde bir gül vermiştin.. Kuruttuğum gülle beraber toplayı sevdamı, Kilit vurdum yüreğime.. Gelsende LeyLican, Kalbimin anahtarı yine sende.. Ah ölüm..Ah uğruna öldüğüm.. Ah silahsız vuran LeyLican! Kaç gece esecek yağmursuz rüzgar? Hep bizi mi buldu sessiz haykırışlar..! H. _ezgi yürekli_ A. |
Seyir Defteri... zamanın ıslak lekelerinde yaşayanın seyir defteri gri bir buluta düşer. ölgün zamanların yaşama bakan yüzlerinde şiir yolcuları mısralarını içer. ayların sancısı ömrü sorgularken sönük yıldızların ünleminde saklıdır hüzün. çocuk gözler yalan bakışların çağıltısında sansar kaçışlara gebe... geliş kolay gidiş zor eksik parçaların boşluğunda çarpıntı yolun başı ova yankısı dağ ortasına böl beni! Fatih Erol |
SAKIN ölme benden önce…… Evet, belki zamanı tutamayız ellerimizle, belki hayata hükmetme lüksümüz olamaz asla… Evet, haklısın biz karar veremeyiz belki ama; sen yine de ölme benden önce. Sakın kapatma gözlerini, sakın bırakma beni bir başıma bu evrenin keskin yamaçlarında… Hani düşünüyorum… Düşünüyorum da; senin olmadığın bir şehir olabilir elbet, Hatta senin olmadığın bir ülkede de bulunabilirim… Bilemeyiz ki hayat ne düzenler kurmuş ve biz ilerliyoruz onun içinde… Hani demem o ki, yanında başkaları da olabilir ve sen mutluluk dağıtabilirsin onlarla. Yani ben, belki ben hiç olmayacağım kim bilir hayatında. Belki düşüyorum da hiç görmeyeceğim de seni ama olsun; Olsun dedim ya, bunlar benden önce gitmeni gerektirmez ki. Ben zaten senin mutsuz olmanı istemiyorum, sadece benden önce ölme diyorum sana. Nefes aldığını bilsin yüreğim. Bir yerlerde gülücükler savurduğunu bilsin, yaşadığını ve ölmediğini. Bilsin işte, sadece bilsin… Fotoğraflara baktığımda gülümseyerek gitsin elim, Varsın arayamasın seni; ama arama ihtimalimde açacağını bilsin kalbim… Fotoğraflara bakıp öldüğünü düşünmemeliyim. Düşünüp güçsüzleşmemeli. Bilmeliyim, bir yerlerde nefes alıp gülümsediği sevgili! Belki haberin olmadan anarım adını ardından şimdi olduğu gibi, Belki gizli saklı kalmış sevdamı çıkarıp koklarım tekrartekrar kim bilir… Ya da ağlarım aklıma geldiğinde gülümseyerek, belki yanımda bulunan dost sohbetlerinde gözlerim ışıl ışıl anlatırım seni umursamadan hiç kimseyi! Bir şekilde var olduğunu hatırlatırım kalbime ya, öldü lafını yakıştıramam sana, Bu yüzden sakın, ölme benden önce… Senin olmadığın bir evrende yaşamayı öğrenmedim ben çünkü, çünkü ben sensizliği hiç bilmedim… Nasıl yaşanır, senin olmadığını bilerek nasıl ayakta durulur düşünemiyor bile yüreğim… Sırf bu yüzden, sadece bu yüzden ölme benden önce… Alıntı... |
Sussam Yalnızlık,Konuşsam Ayrılık… Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz. Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var Ne de benim gözlerimde şiir… Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine Üşüyorum… Evet hala üşüyor ellerim.. Hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı Bin ömür, bin soluk, bin yıkılış yaşadım Ömrünün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım Sığınışlarını, susuşlarını ve haykırışlarını işittim maviadadan Korunaklı bir liman olamadım sana Ve arkama bakmadan giderken Haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını Şimdi, bin ömür geçmiş ömrümden Ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum Hani zaman ilacı olurdu her şeyin? Hani zamana bırakmalıydık? Atalar yine yanıldı… Bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben Zaman zehrini içerken yudum yudum Artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun.. Bitsin… Bitmezlerin bilincinde diyorum diye Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz. Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var Ne de benim gözlerimde şiir… Şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum Susuyorum… Susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep Şehrine gidiyorum… Yokluğun açıyor kapıları Yıkılan şehirlerarası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor Hala haklısın Kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin Herkesin gözünde seni arıyorum Yoksun… Yokluğunu salıp gitmişsin Gidişle bırakıldığın bu kentte… Susuşlarına bile yandığım soğuk dağlarımın eşkıyası Bağışlama dilemiyorum, gel demiyorum, sev demiyorum Haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin Sığındığın maviadada yaktığın ateşi görüp Yanaştırabilirsem gemilerimi Tutacağım ellerinden… Şimdi yanıyorum, kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim geç kalınmış bir soluk mu bir günün sonunda yoksa çaresizliklerimin son çırpınışları mı bilmiyorum kayıp adresten yazıyorum son kez sussam yalnızlık, konuşsam ayrılık dönsem yıkılış, dönmesem yokoluş... şimdi ben susuyorum, yalnızlığa talip sende sus bana sus ki, bir daha ölmeyeyim… Kahraman Tazeoğlu |
AMA BENİM YÜREĞİM YANAR Derinden yaralanmış yürekler adına,sözlerin tükendiği anlamsız bir hayat sürmekte aslında... Ne vefadan bir tebessüm.nede yürekten bir sevda Günler okadar anlamsızki artık ve yapılan hatalar okadar çokki; aglasam duyulmayacak,sanki anlatsam dinlenmeyecek yada ''boşver buda gecer''gibi sözlerle geciştirilecek.Bir gercek varki yürek yandığıyla kalıyor... Gidenler geri dönecekmiş gibi gözüksede artık gitmiş yaşanacakları ve olacakları göze almış demektir.İnsan sevildiğini bildiği zaman mutlu olurmuş terkedildiğinde ise küskünlüğü acıyı en derininden hissedermiş... Bu yüzdendir belki bazen hayatı sil baştan yaşamak Ama bir şey değişmiyor,ne kadarda olsa benim ciğerim yanıyor... ten oyalanır can kanar Yüreğin kabullenmediğini bazen akıl kabullenir,bir anlık düşüncelerle boşluğa düşüverir insan,tutunacak bir dal arar kendine buda sevdadır.''iki güzel söze''kapılır insan hataları görmez... Hasrettir çünkü özlem doludur duyduklarına ve tutulur biranda yürek kabullenmeye kabullenmeye,akla göre uygundur ama yürek istemez. Halbuki sevgi bir emektir.Bir anlık zaman zarfında sevda olmaz sadece bedenin ve aklın seni aldattığı bir anlık hevestir.Daha sonramı!! Daha sonrası acı,sitem,gözyaşı ve vicdan sancısıdır... Her acı sözün ardından biraz daha kacar insan sevmekten boşluğa düşmemekten sonra aklını yüreğiyle yenmeye çalışır. Aslında insan bir defa sever ve sevdiğini yüreği kabullenir... iki gözüm iki çeşme Gitmeler okadar acıdırki;kolay kolay kaldırılamaz.Bir zaman sonra taşıverir insan. Bardaktan boşanırcasına yağmur misali süzülür yaşlar... Aslında o yaşlar yürekte birikmiş derin bir acının buğusudur. Ağladıkça ferahlar insan,alışmaya çalışır zaman der vuslat der umut der... Şimdilerde olanlara alışıyorum,iki gözüm iki çeşme ağlıyorum doya doya kimseler görmeden ve kimseler bilmeden... haberin yok içerime içerime akar Tüm birikmişlerimi akıttım hayata,susmam gerektiği yerde sustum... Ama ya yüreğim o kadar dolu ki anlatacak söz bulunamıyor. Bir okyanusun orta yerinde taşasım var.Öyle bağırmak istiyorum ki YETER!!! Tüm dönülen sözlere,geleceği bilmeden konuşanlara ölürüm deyişlere sonsuzsun ''sensiz yapamam''gibi dillenmelere öyle sitemkarım ki.Vazgeçişlere terk edilişlere ELVEDA sözcüğüne artık o kadar kızgınım ki.. Savaşmadan korkaça malubiyetlere hiç gerek yokken çekilen acılara öyle yaşlıyımki haberin yok... Artık herşeyi bilirmişim.Dostlarımı satarmışım.Sevdamı yakarmışım.. Haberim yok... ALINTI |
En Zayıf Halka Sana sevgimi anlattıkça uzak durdun benden. Ben “Aşk” dedikçe, sen “Dur” dedin. Oysa ben gerçekten seviyordum seni. Bu yüzden içimdeki aşk fırtınasını durdurmam mümkün değildi. Söylemeden duramazdım ki sevgi sözcüklerini….ANLAMADIN… Hayata dair ne varsa paylaşmak istedim seninle. Güleceksek birlikte, ağlayacaksak birlikte olmalıydı. Önümüze aşkımızın ışığını alıp bizim için aydınlattığı yolda hiçbir engele takılmadan inatla, cesurca, kokusuzca yürümeliydik. Ancak böyle yaşanırdı bir aşk çünkü. YAŞAMADIN… Herkesin ayrı bir dünyası vardı biliyordum. Ama aşk ayrı dünyaları bir potada toplayıp yeni bir dünya yaratmak değil miydi? Yaratılan o dünyada kimsenin benliğini kaybetmeden ortak tutkuları, duyguları yaşamak değil miydi aşk? Her türlü çatışmaya rağmen, bir küçücük gülümseyiş, bir sıcacık bakışla unutmak değil miydi bütün kızgınlıkları? UNUTMADIN… Ben seni kaybetme duygusunu taşırdım içimde. İncineceksin diye dokunmaya korkardım. Yokluğunu düşünmenin verdiği iç huzursuzluğuyla uykusuz geceler geçirirdim.sabaha kadar kırpmazdım gözlerimi de, sabah seni gördüğümde sanki saatlerdir uyuyormuşum gibi enerjiyle dolardım. Kıpır kıpır olurdu içim. Tarifi imkansız bir heyecan, bir yürek çarpıntısıyla sarılırdım sana. SARILMADIN… Bir tohumdun sen yüreğime ektiğim. Kanımın deli akışıyla sulardım seni. Sevdamın ateşiyle ısıtırdım ayazda. Büyüyecek, bir filiz olacak, rengarenk çiçekler açacaktın. AÇMADIN… Tenlerimizin buluşması bir ayine benzerdi benim için. Sonsuzlukta kayboluştu. Bedenlerimizin aşkın içinde erimesiydi. Yaşadığıma, hele seninle yaşadığıma şükredişti. Her seferinde yeniden doğuştu. DOĞMADIN… Şimdi yorgun yüreğim…Bunca çabaya rağmen o mutluluk gülüşünü yüzünde göremediğim için yorgun. Cesaretsizliğinle, umursamazlığınla, aşka burun kıvırmanla yorgun. Bu yüzden daha fazla kaldıramayacak seni. Daha fazla yaşayamayacak bu umutsuz aşkı. Yüreğim seni bu aşkın en zayıf halkası seçti…Güle güle |
Demlensin Özlem Demlemeye bırakmalı bazen, Bulanan manaları-zamanın ocağında Ateşi de kısmalı…Fazlası acıtıyor aşkları Yeminleri de sevmem tövbeleri de Söz ağızdan net çıkmalı-sığınmaz insan Zayıf değilse duyguları, antlara- isyanlara Sonuna dek yüreğinin ardında olmalı Geçer sanmak, kandırmaktır kendini İz bırakır -an be an- durmaz özlemin kalemi Çizer gözlerini, ellerini, dilini… Ağlatır, kanatır, söyletir… Yazarsın, uzanamayan kolların yerine İçinde bir yer hep bilir-kimi kez- Sevgiliye, kelimelerle gidilir Can da anlar halden-canan da Sevgi bitmez yaşanmışsa-sadece-bekletilir Az bırak zamanın ocağına Demlensin özlem… Alıntı |
Hangi Ayrılık Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın? Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren? Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren. Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline? Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam? Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam? Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam. Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam. Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın? Hiç sanmam! ... Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! . Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye? Olur mu be! . olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi? Buruşturup bir kenara atılır mı? VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı? Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze eze! ..... Hangi anası tipli parlak çömeze, Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı? Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni? Ve! .. Hangi su bağışlatır? Hangi musalla temizler seni? Bu Nasıl Ayrılık? |
Yaralı Yüreǧim hasret gibidir ihanet, saklıysa eǧ er bir nankörün yüreǧ inde kar etmez senin sevgin, akıp gider, buharlaşıp kaybolur kendi içinde… birde akarsa yüreǧ ine bir gaddarın, mutluluǧ a karşı savaş acan bir cellatın gönlüne düşmüşse ne önemi var, senin sevginin aǧ lamışsın, yırtılmışsın, ölmüşsün, büzülmüşsün, kann akıyorsa da yüreǧ inden, kim bilecek, birini sevdiǧ ini içinden… sen umutla ve temiz hayallerinle, çifter atlarken merdivenleri, öbürü düşürür bir tekme ile seni geri, ukalaca, egoistce aşaǧ ılarsa da sevginle dalga geçsede, farketmiyor eǧ er sen seviyorsan, o bir gün “seni insane olarak, kaybetmekten korkuyorum“ desede yine bir tekme ile devirir seni, kirlenmiş ruhu ile… sevdiǧ ini bilsede, çünkü yelken açmıştır başka ihanetlere de yüreǧ inde sevgiye direnen bir güçle, ey sevgim, saygı duy şimdi kendi kendine, yaralanmış yüreǧ inle, unutma insan olmanın erdemlerini insanlıkta gizlidir her şeyin sihiri neslin tükensede, öǧ renmelisin ihanetlere karşı direnmeyi ah sevdam ah, harabeye çevirdin sen şu temiz duygularala seven yüreǧi. Hasan Hüseyin Arslan |
Aşk Gider Bazen aşk gider ve o çaresizce yalvardığın Tanrı bile gider pesinden... Sonra sabah olur, güneş doğar... Aşkın gelmez bir türlü... Bir gecede değişir ömrün... O bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir... Ömrünü adadığın, yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede bir başka hayata karışmıştır iste... Bir gecede bir başkasının aşkı olmuştur... İNANAMAZSIN! ... Bazen aşk gider... Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın... Elin varmaya varmaya boşaltırsın dolapları... Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır... Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne... Doğmamış bebeğin yerine koyup büyüttüğün cam önündeki o küçük mor menekşe yapraklarına kondurduğun veda öpücüğüyle büker boynunu... Valizlerini kapının önüne yigip yüzün sirilsiklam son bir sigara için yigilirsin koltuga... Gidiyorsundur iste... Aşkını kendi ellerinle bir başka aşka teslim edip... Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasına ekleyip... Bazen aşk gider... Ve adresi değişir evinin... Sesinin tonu değişir, yüzünün rengi... Yastığının sıcaklığı, yediğin yemeğin tadı uykuların değişir... |
Gibi Yalnızlığımı alır gibi Önümde uçuşan kelimeler Her an çıkıp gelir gibi Beklediğim sevgili Her kalışımda Kalabalığın çok ardında Bensiz onsuzluğuma ağlarım Bilmeden Yanar yanar söner gibi Özlediğim herşey Bir daha gelmemecesine gider gibi Tüm sever gibi gözükenler 21 Kasım 2008 Candan Özdemir |
KIZIM * yıldızlardan medet umma kızım gökyüzünde vefasız dolmuş dost arama bu yeryüzünde para gülüşüne takılıp düşme sözünde menfaat uğruna ballar akmasın dilinde * sır verme kimseye dünya ezici değirmen şerefini satanlar var kendin ol öğretmen gözü açlar doldu acıma verme ömründen sevginin tarifi yok seversen ver sevginden * mutluluk senin içinde sorma dağ başında yıllar önce öldü dürüstlük toprak altında herkes de nefret sirensiz sahtelik yolunda dünyayı bozan insan kalleşlik kanlarında * çok üzdük suçluyuz kızım gelme mezarıma dolu yaşa hevesin kalmasın hiç yarına insan çatladı konuşsun gitmesin ağrına zor günlerde dost arama güven tek tanrına * SERDAR SAN - İZMİR , 10.06.2006 |
Bir Gün Gidelim Bu Yerlerden Bir gün gidelim bu yerlerden sevdiğim Ağacı omca sı yeşil Suları serin Toprağı bereketli Bir diyara gidelim Varsın kaçtı desinler namertler bize... Ellerimizle kuralım yuvamızı Taş bir yapı olsun evimiz hani Yeşersin umutlarımız iğde dal gibi Bir çift öküzüm olsun bir ineğimiz Bir de güneş başımızda şal gibi... Sabahları çayırlara ineriz Bir güzel açarız baharımızı Akşamları baş başa verir yatarız Korkusuzca yaşarız düşlerimizi... Bazen balığa çıkarız çayda çıra yakarız Bazen orman içlerinde halay kurarız bazen de kasabaya ineriz ara sıra Ayağına potin başına yazma alırız Yeter ki günlerimiz olmasın kara... Barış daha küçük kuzu otlatır Özgür yanımızda hayatı tanır Ben topraktan anlarım sen ev işinden Çalışır kazanırız ekmeğimizi bir biçimde Sevgiyi düşünme canım Sevgi beşik içinde... Hele mevsim bahar olsun Hele toprak suya doysun Bir de mahsul ele gelsin Sen bu günleri düşün güzelim Sen güzel günleri düşün Bak yeni patlamış dalı yemişin... Fevzi Cahit Çiçek |
Gecenin sessizliğine gömülü umut… Seni mi sevmeliyim sensizliği mi, bilemiyorum. Beynimin içinde dönüp duran sorulara yanıtı kimde, bulamıyorum. Sevdiğim ölüyorum… Ve sen, uzakta, öyle umursamaz şekilde durdukça ölümümü hızlandırıyorsun. Neden böyle olduk? Aşka ömür biçilmez demiştik oysa… Biz oldukça aşkımızda yaşayacaktı, söz vermiştik. Şimdi ben buradayım, aşkı yine aynı tutkuyla yaşamaktayım. Ya sen? Hangi gecenin içindesin? Yoksa aynı zamanı yaşıyor muyuz seninle? Bizi birbirimizden ayıran her neyse, dağıtma, yok etme gücümüz kalmadı mı? Ah sevdiğim, seni özlemekle tüketirken günlerimi ben, ben olmaktan çıkıyorum. Başka bir şeyim artık, başka bir varlık. İradesi olmayan, kontrol nedir bilmeyen, hayattaki güzellikleri görmeyen, nefes alıp vermekten başka hiçbir şey yapmak istemeyen bir varlık. Böyle olmak istemiyorum aslında ama nereye tutunup da kalkacağım, kimden destek alacağım bilmiyorum. Sen varken böyle değildim ben. Karşılaştığım her güçlükle mücadele etme gücüm vardı ama artık yoksun …Evet yoksun işte bende hiçbir güçlükle mücadele edemiyorum.Elimde olsa zamanı geriye alır ve her şeyi yeniden yaşardım seninle… Farkında değilsin ama her gün binlerce defa öldürüyorsun beni… Nerdesin kiminlesin hiç bilmiyorum her gece bunları düşünerek yatmak istemiyorum, en azından yaşadığını bileyim daha fazla öldürme beni… |
Aklım, İpini elinden kaçırmış bir uçurtma Rüzgarda hırpalanmış, kuyruğu kopmuş Rüyalarım, Rengi kaçmış bir tutam yağmur yüklü bulut Sen nereden esersen o yana gidiyor. Engel olamadığım bir şey bu Her rüzgarda sana savruluş… |
hep vardın.. bir yoktun. zaman zaman aynadan yansıdın.. zaman zaman küçük bir rüya tabirinin içerisinde saklıydın.. olmayan değildin. hep vardın.. gerçekten aşkı tatmış birinin sevgili kavramı da fazlasıyla ütopik ama.. seni olmadığın için sevmek daha keyifli sanırım.. ulaşılmaz olmak.. ne kadar da egoistçe değil mi. hep pamuk iplikleriyle bağlıydı aşk hayata.. ve sen tepedeki ağaca bağlı bir kumaş parçasıydın.. bu.. tanrıya mektup yazmakla eşdeğer bir durum sanırım.. bilmem kaç bin fitte aklından sadece o da yanımda olmalıydı denilen.. insanlar büyüdükçe hayalleri de sınır tanımıyor ya hani.. seni de neye benzettiğimi, ne olduğunu, ne yaptığını bir türlü kestiremiyorum.. uzaktan el sallayansın ve ben uçağa binmek üzereyken sana geri dönüp, tüm hayatı elimin tersiyle itecek kadar gözü kara değilim.. geleceksin biliyorum.. sessiz bekleyişim ondan ibaret. gelmezsen de keyfin bilir.. hah bi de selametle.. |
yazıyorum işte,içimden gelenleri.. ya okunmazsa.. yada okunduktan sonra unutulursam.. ya duygularım yarım kalırsa.. ya bir daha hatırlanmazsam.. ya kalbimin bir yerinde bir boşluk kalırsa.. ya sevdiğim bilmezse bunları.. ya BEN sadece BEN'de kalırsam.. yada ESRA'lar GAMZE'ler ömür boyu benim olmazsa.. ya virane olursam... ya kendimi kaybetmelerle yaşarsam... yada onlar düşünmezse yürekliliğimi.. ya bir gün gelirde bu dediklerim gerçekleşirse.. o zaman mezar taşıma gerek yok.. ya ben çoktan ölmüşüm.. yada sevdiklerim farketmemiş bunları.. BİR GÜN GELİRDE OLURSA BUNLAR.. YA ÇOKTAN ÖLMÜŞÜM.. YADA SEVDİKLERİM FARKETMEMİŞ BUNLARI.. |
Sen Yanmayi Bilirmisin sen yanmayı bilirmisin, yüreğim yılların hasretini, özlemini tam buldum dediğin anda kaybetmeyi bilirmisin uzanıp tutacak kadar yakınken bin yıl öteye uzaklaşmanın acısını sen özlemeyi bilirmisin, gözlerim dağların, yolların ardını görebilirmisin iki damla yaş gibi taşıdığın, dökülmesinden korktuğun nehirler gibi coşup akan sellere kapılıp giden sevdanın ardından boynu bükük kalmayı bilirmisin sen ateşi tutabilirmisin ellerim umutlara uzanıp eli bomboş kalmayı bilirmisin sarıldığın, yüreği, yüreğinde bildiğin ellerinde büyüttüğün sevda çiçeğini alabilirmisin düştüğü ateşten sen yanmayı bilirmisin yanıp kül olmayı küllerinden yeniden doğmayı güneş gibi yarın gibi umut gibi benim gibi, YANMAYI BİLİRMİSİN... Mehmet Yılmaz |
Sana Bir bekleyiş sarar akşam olunca Gittiğin yollardan gelirsin diye. Yüreğim derdinde kendi halince Feryadı figanda duyarsın diye. Bilmem ne eyledim sana bilmeden Böyle çekip gittin suçum demeden Bir gün dönüp gelsen gurbet ellerden Sitemlerim sana anlarsın diye. Belki bu hasretin hiç sonu gelmez Sendeki zalim kalp sevdamı bilmez Bendeki tükeniş sevgin bitirmez Beklerim ben seni seversin diye. İbrahim Sönmez |
Bir deniz kıyısında, küçük bir kumsaldım... Dalgalar okşardı kumlarımı, bir anne çocuğunun saçlarını okşar gibi... Her dalga gelişinde, bu sefer gitmeyecek sanırdım, ama hiçbir dalga kalmazdı kumlarımın üzerinde, bir nefesten daha uzun süre... Kimi dalgalar bana deniz kabukları getirirdi, kimileri küçük, küçücük ama çok güzel taşlar... Hatta deniz yıldızları bile getirenler olurdu ama hepsi bu... Hiçbiri kalmazdı bir nefesten daha uzun süre... Kumdan kalelerim olurdu bazen... Altın sarısı kumlardan, kendi canımdan yapılmış. Kollarımı açmış beklerken görkemli dalgaları, gelir umarsızca yıkıp giderlerdi kalelerimi, arkalarına bile bakmadan... Kimi büyük bir gürültüyle gelirdi, köpüklerini saçarak etrafa büyük bir haşmetle; kimiyse sessiz ve sakin, karanlıkta bir fısıltı gibi... Ben hep en gürültülüsünü, en köpüklüsünü beklerken, anladım ki benden en çok şeyi onlar alıp götürüyordu...Sessiz sakin gelenlerse sanki bana dokunmaya kıyamıyorlar, geldikleri gibi dönüyorlardı masmavi evlerine... Bazen biri gitmeden bir diğeri çıkıp geliveriyordu. İşte o zaman bilemiyordum ne yapacağımı... Birini kucaklamak isterken diğeri kayıp gidiveriyordu avuçlarımdan... Gel-gitler oluyordu bazen... Kıyılarımdan giden dalgalar dönmüyorlardı geri.. Ve ben yalnız kalıyordum uzuuun bir zaman... Ve ilk dalga vurduğunda sahile yeniden büyük bir gürültüyle, içimde bir çocuğun mutluluğu büyüyordu... Haydi güzel dalgam, ne olur gel artık, İster fırtınalarla gel, ister meltemlerle.. ama ne olur gel... Sahilde bıraktığın köpük köpük gözyaşları yetmedi mi? Bak görmüyor musun? Açtım sana kollarımı.Gel söndür yanan kumlarımı, içimdeki ateşi... Yoruldum seni beklemekten, Yoruldum gel-gitlerden... GEL-GİTME ARTIK!!! |
Hasretindeyim Elim ermez,gözüm görmez, Canımın canı hasretindeyim. Sitem değil bu kadere, Canımın canı hasretindeyim. Aramızda uzar sıra dağlar, Hasretin gönlümü dağlar, Sitem değil bu kadere, Canımın canı hasretindeyim. Gül gibi sararır solarım, Haberin almazsam ona yanarım. Sitem degil bu kadere Canımın canı hasretindeyim. Kısmetten ötesi gurbet imiş, Sensizlik bana ölüm imiş. Sitem degil bu yaradana Canımın canı hasretindeyim. Gül benzim soldugu zaman, Ecel beni bulduğu zaman, Sitemim yok yaradana. Canımın canı hasretindeyim |
Geceler sensiz daha karanlık, İki ayrı şehir, iki farklı ayrılık... Her sokak sen kokuyor burada Nefesim senin için,hep senin yanında Özlemeyi bilir miydim sevgilim? Öğrendim... Seni çok ama çok özledim... Gülüşünü bırakıp giderdin.. Al bunlar senin demiştin... Gittin.. Gülüşünü bırakıp gittin.. Özledim.. Bir kez daha öğrettin.. Seni çok ama çok özledim |
Gece Nöbeti Daha az seviyorum seni.. Giderek daha az.. Unutur gibi seviyorum.. Azala azala.. Aramızdaki uzaklığın karanlığında.. Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca.. Daha az seviyorum seni.. Kendini iyileştiren bir yara gibi.. Daha az.. Ve zamanla.. Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini.. Uzak dağ kışlalarında.. Görmüyoruz birbirimizi.. Usul usul sis iniyor.. Kopmuş yollara.. Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin.. Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda.. Sevgilim sevgilim Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.. Artık daha az seviyorum seni.. Unutur gibi..ölür gibi daha az.. Yeniden ödetiyorum kendime Onca aşkın öğretemediğini.. Kolay değildi.. Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben.. Kaç acı birden imtihan etti beni.. Bir tek gece vardır insanın hayatında.. Ömür boyu sürer nöbeti.. Bu da öyleydi.. İyi ol.. Sağ ol.. Uzak ol.. Ama bir daha görme beni.. M.MUNGAN |
İşte Gidiyorum İşte GidiyorumKarsiliksiz bir aska kurban ettim ömrümü! Iste gidiyorum, Toprak alsin benim de bu hazin öykümü.. Iste gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemiCukura kim indirecek? Iste gidiyorum, Bu menhur cinayeti, simdi cikip kim üstlenecek?Cürüdü gözlerim, yüregim, bu yagmurlu sehirde.. Iste gidiyorum ,Beni kaldirin, hicranim kalsin tenesirde..Size yüzyillardir sesini kaybetmisBir türküyü söyleyecektim..Ve bir yayla rüzgari sefkatiyleKirpiginizin ucundan öpecektim..Bir masum türküydü sadeceYüzbünlerce magdurun gönlündeBelki söyleriz hep birlikteBelki, mahserin birinci gününde..Nasil sevmistim hepinizi.. nasil böyle oldu akibetim?Ve nasil cöle döndü O benim gül-gülistan memleketim? Iste gidiyorum, hicbiriniz, hicbir dilde beni anlamadiniz,Ben basimi verdim, sizinseInsafsiz bir linc oldu karsiliginiz. .Iste gidiyorum Penceresiz bir dünyanin bilinmez labirentine..Iste gidiyorum,'Saclarindaki yildizlari artik koparabilirsin anne!.?Sonunda kaptirdim gönlümüÖlüm denen o kaypak türküye..Ve iste kurtuldun bendenŞen olasin ey Türkiye !Elbet benim de vardi,Kendime ve yurduma dönük umutlarim..Belki biraktigim yerden sürdürürDostlarim, karim ve cocuklarim..Catladi yüregim, catladi sazim..Demek ki böyleymis yazim..Sizlere armagan olsunSizlerden ödünc aldigim bu yürek sizim..Bu nasil hapis Tanrim..Sabah sabah bu ne hikmet, bu ne sis ?Kalbime son mermiyi sikmak Sana mi düstü ey güzel Paris ?. Iste gidiyorum, kalmadi söyleyecek son bi sözüm..Dediginiz gibi olsun be !Dediginiz gibi olsun gözüm !. Iste gidiyorum, Tükenmisti inancim, bu nankör hayata dair... |
yetmiyorum kendime !!! sana ihtiyacım var ! Şimdi sokağın buz gibi soĞuğunda yürüYorum .. YiNe her zamanki gibi aklımda SeN varsın ... Yine diLimde senin adın ... Yine keşkelerimle baş başayım... KeşKe diYorum ,KeşKe o da beni sevseydi... KeŞke şimdi gözYaşlarım mutluluktan süzülseydi gözlerimden... Keşke eskisi gibi sadece sen mutLu etseydin beni.. KaldıRamıyorum sensizliği.. UtanıRım sana geL demeye ... Ben çağırmasam ama sen yine de gelsen .. Söylemesem ama sen yine de Bilsen ne kadar özlendiğini... Ben anLatmasam ama sen anLaSan seni nasıl sevdiğimi... Yetemiyorum kendi kendime , ihTiYacım var sana .. Keşke ...Keşke ,sen de biraz sevsen ...SeveBiLsen ... Bırakmasan.... Keşke hiç ayrı kalmasak... Keşke benden gitmesen... Keşke bitmesek.... |
Ne Olacak Halim Sen bu satırları okurken ben cok uzaklarda olacağım... Böyle başlardı bütün bildiğimiz mektuplar, Biliyormusun? Bu ikimizin hikayesi, Şu anda nerdesin, ne yapmaktasın; Bildiğim yerlerdemisin yoksa hiç görmediğim bir evin penceresinde mi, Sevdiklerin özlemi sardımı nicedir kalbini, Pişman mısın başlamadıkların için, iç cekiyorsundur şimdi Düşünüpte yazmadığın yazıpta yollamadığın mektupları saklıyormusun hala, Kafanda hep aynı cümle biliyorum ne olacak halim, Ah, biriktirdiğimiz bütün hevesler nasılda hızla tükendiler. En çok kimi özledin, en çok neyi bekledin? Şimdi düşlediklerimin neresindesin... Dedim ya. Bu ikimizin hikayesi... Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı, Bizi buluşturan kaldırımları, İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum. Ben unutmadım diye Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği, Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri, Ne Olacak Halim... Çabuk mu büyüdük dersin Biliyorum.. Ne Olacak Halim... Sen bu satırları okurken, ben nerde olacağım kim bilir. Neleri bırakmış olacağım birde, Ne aşkları Ne başlangıçları Ne ayrılıkları tıpkı senin gibi. Biliyormusun... Tek sorum var kendimle şimdi Ahhh Ne Olacak Şimdi Halim.... İclal Aydın |
Yaşiyorum! Ben geldim anneciğim Nasılsın? Seni çok özledim Biliyorum sende beni özledin Çünkü geçen gün o gülen nur yüzünde Doyarak sıkamadığım yanaklarında yaşlar vardı Usulca gelip yanına yaşlarını sildim Sonra bende başladım senle ağlamaya Senin üzülmene dayanamam anne bunu unutma Alışamadın mı bensizliğe Çok mu üzüldün Sana bu acıyı yaşattığım için özür dilerim anne Ama duydum ki Beni yaşatmak için elinden geleni yapmışsın Ve de bunda başarılı olmuşsun Dalağım, böbreğim, karaciğerim Hepsi yaşıyormuş beş farklı kişide İyi ki ölmüşüm ben anne Eğer ben ölmeseydim o kişiler ölecekti Tanımıyorum onları ama Birisi benim karaciğerimle hayata dönmüş Evlenmiş mesut olmuş ve birde çocuğu olmuş. Seni çok seviyorum anne. Ne mutlu bana senin gibi annem var İki yıl geçti aradan Bir trafik kazasıydı bizi ayıran Koparmıştı anamdan beni yaradan Bir anne için büyük acılardı o an. Yüreğin yanmasın anam. Seni çok seviyorum Ben yokum ama ruhum hep seninle Ben yokum ama kardeşlerim seninle Anneler gününde benim parçalarım seni yalnız bırakmazlar Ben gideli iki yıl oldu Bensiz geçen ikinci anneler günün kutlu olsun Sana cenneten tuba dallarını getirdim Al onları başına benden bir taç kondur anneciğim Benim cennet çiçeklerim senin başına konsun Ellerinden öpüyorum annem. Nursel Öztürk |
Var Git Başımdan Kasım var git başımın belası takvimler sensiz de akar gider nasılsa... arsız kasım yeli kırdın bütün dallarımı baharına duran tomurcuk küstü bütün bütün... ben çocuksu sevinçlerimi ödünç vermiştim sana... yazık ki ne yazık ilikdonduran soğuğunda yüreğimin ateşini söndüremedin bir türlü... var git başımdan kasım törpüleme sabrımı sınama beni... Ayşe Tural |
İstanbul'da Boğazla satırları boğazda düğümlendi Hayallerimi karaladım ardı kesilmedi Bi kaç soru var bıktım aynalara sormaktan Baktım etrafıma kimse kalmamış Rüyadaydım uyandım yar beni yanına almamış Bi öpücük ve yalandan gülücük seni senden alır Bazen 4 duvar arasında sorulmaz hatır Hatrı vardı yılların yalanların sıktı artık Yetmiycektin kaldım kendi kendime konuştum Sen yoksun gece hayallerimle bulustum Yıldızlarla konuştum mektupları okudum Neden acaba ben ağlayınca sende ağladın Terk edildim değer verdim çok sevdim yılmadım Acıdığın için dönme bırak sensiz öleyim Beni rüyanda görme yarab ben onu göreyim Çok aradım korktum tam buldum derken soldum Yarını bekledim bekledim olsun günlerim solsun Boş kaldı elim eylülde nerde sevdiğim Çektiğim dertlerin hesabını yapamam hesabını ver Bi resme beni muhtaç ettin seni başıma taç ettim Ardına bakmadın ama sen gittin ben nerde hata ettim Dilleri uzun dostlarım var ancak konuşur Beni anlıyolarmış yanımdalarmış gitsinler Sizi istemiyorum anlayın artık gidin başımdan Çok kalabalık Doldu buralar Kalbim taş bu çocuk acıya alışık Sıkıldım İstanbul'da bunaldım İstanbul'da yanlızım İstanbul'da sen yoksun İstanbul'da... Enis Öztürk |
Sözün dermanı tükendi bu akşam Ağlayamıyacak kadar bitkin şimdi gözlerim Kelamına derman olacak kadar kalemine bulaşmışsam Ölümün hevesine inat gelmenide beklerim.. Kıyına vuran dalgalarda can çekişen sevdalıların Sol yanındaki amanzsız sancı Çığlıklarla yağmalanan ızdırabıyım sükûnetin. Sineme atılan sabır taşlarının darbe izleri Hüznü taşıyan seyyahın heybesi kadar derin Sürgün şehirlerde ipini koparmış kimsesiz bir virane ''Adresi meçhul sevdaların bilindik suretiyim'' Bağrı yanmış öksüzlerin içinde saklanan Ahh Cemali mah anaların Dilinden sökülen günah kadar sadeyim... Tövebeye yeltenmiş ayrılıkların çıkmaz sokağı Leyla oduna yanan Mecnun un kaybolan külleriyim. Ölümün alnını süsleyen perçem Talan olmuş bahçelerin kan kokan gülleriyim.. yüreğine sevda yükü vurulmuş birçare hamal Gözlerine yarin mahrem sürmesi çekilmiş hayal alemiyim.. Diyarında yalın yürek salınan feryal Tanıdık şehirlerde yaban kalmış bakışların elalemiyim Yeni dillenen sabilerin ağzındaki yarım hece hüznü avuçlarında biriktiren sevda marazlı geceyim. Sen çıkmazında düğümlenen çözümsüz bir bilmece Yüreğinde yol alan, kaçak sevdaların bitimsiz hicretiyim ...Mehlika... |
Gözyaşını gördüm –iri, saydam gözyaşını O mavi gözden akan; Ve sonra düştüğünü gördüm Menekşe çiy tanesinin; Gülücüğü, safirin ışığını gördüm Senin yanında soldu Güçlü ışınlarla dolu bakışının Yeri doldurulamadı; Bulutlar uzaklardaki güneşten Akşamın karanlığını Ürküten koyu, tatlı bir renk aldığında En karamsar insanlara İlettiğin o kıvançlı, şen yanını Gökten usulca siler; Oysa gözlerinin arkasındaki ışık Solmaz yüreklerden. Lord Byron |
Aşkın Bıraktıkları... Kayıp kelimelerin öksüzüyüm Anlatamam ben sevgili derdimi Güzlerden bir gün yazarım sana O zaman hatırla beni selamla Sende otur yaz hatırını aşkla Kayıp kendin ışıklarından bahset Öyküsüz bir yaşam nasıl olur Anlat'ki silinsin içimde yaralar Nefrettim karışsın yağmurlara Bağrında yansın yalanların Anlat hatıraları yanmasın düşlerim Belki yazarım san bir gün sevdiğim Yeni bir umud yeni bir aşkla Salarım kendimi düş sokağına Oyalana oylana oyunlarımla O an İçimdeki çocuğa Saklarım aşkımı en güzel hatıralarımla... Ali Baksı |
Ben imkansıza dudak bükerdim Sense halime gülerdin... Olsun! O günlerde ben Biraz mutlu biraz umutlu Biraz içliydim Doğrusu en çok da Kelebeklerin kanadına işlediğin Aşkından dertliydim... Ama o zamanlar Güneş ekilip yıldız biçilen Zamanlardı Aşk dediğin belki de Geceye veda etmeyen bir ay'dı... Heyhat! Hep ama hep O imkansıza takıldın da sen Ve belki de bu yüzden Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: Ben ağlardım gözlerim gülerdi... Sen gülerdin gözlerin susardı... Şimdi ben O zamanların renklerini unuttum. Belki mavi, belki sarı, belki aktı... Hatırladığım tek şey Güneşle yıldız arkadaştı... Ben unutsam da şimdi Sen hatırlarsın. Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... Gelirdim... Gönlümden... Ve sen 'Hoş geldin" derdin Dilinden.... Kocaman bir çocuktum o zamanlar Belli! Dil nedir, gönül ne? Anlamını bildiğim Şüpheli! Şimdi söyle bana! Kaldıysa geriye ne kaldı? Tek tarafı hesaplı bir sevda Niyeti bozuk bir dava Bir de Sadece dağlara caka satan bir sema... Ama ben bunların hepsini sevdim. Şaşacak bir şey yok! Dedim ya... Ben Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim... Sonraları Belki de hiç gülmedim Ve sen Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu Hiç bilmedin! |
Suskun Deniz susmuş Tirilye kıyısında Yokluğunda kumlar soğuk Kayaların rengi solmuş Sandallar bağlanmış dalga kıranın ardına Gözlerimin gördüğü eksik sahil kenarında Güneşin feri azalmış Sevdiğine sarılan kolları kıskanırım Solar yüzüm son baharın son ayında Ethem Turan |
Otlarla, böceklerle içten arkadaşlıklar kurdu. Şiiri deneyiminin şiiri: Güneş anlatıyor dünyayı * Bakıyordum bir bahçe taşı usulca dönüşüverdi aya. * Halinden memnun kardeşim asma. * Düşüncelere dalmış bir taçyaprağıydım * Var mıdır arıların düşünceleri, bir türlü bilmeyiz. * Ve Tanrıyla doğruluyorum budalalığımı * Teneke kutular, lastikler, paslı borular, bozuk makineler arasında, - Kişi bir şeyler öğrendi sonsuzluğa dair. * Acı çekerdim çim-biçare yakalanan kuşlar, yavru tavşanlar için, aşırı değildi kederim. Çünkü mayısın ilk günlerinde bir ötleğene rastlamak unutmaktı zamanı da ölümü de. * Sonsuzluktan korkmamayı öğrendim. THEODORE ROETHKE |
Elveda! Gitmeyecek dualarım boşa Gökyüzüne taşıyacak ismini senin Eğer Tanrılar aldırıyorsa dualara Bizlere mutlu bir hayat sunmak için. Sözcükler, iç çekişler, hıçkırıklar boşa Kanlı gözyaşlarından daha fazla şey söyler Feri kaçmış ve suçlu gözlerde gizlenen Bir elveda sözcüğü, - Elveda! – Elveda! Bu dudaklar suskun, bu gözler kupkuru Ama yüreğimde, beynimin içinde Bitmek tükenmek bilmeyen bir ağrı Uykuya dalamaz bir daha düşünce Ruhumda ne bir yakınma ne taviz Acılar, tutkular ayaklansa bile Tek bildiğim şey boşunaydı aşkımız İçimdeki tek söz: - Elveda! – Elveda! Lord Byron |
Vakti geldi ayrılığın ne yapsak boş Kurtulamaz bu sevda bu amansız rüzgardan Yüreğimde saklı kalan anılarla Gidiyorum bu şehirden sevgilim hoşçakal“Vakit tamam seni terk ediyorum” Diyen şarkıdaki gibi Ben de yorumsuz bir hayatı seçiyorum Sevgilim hoşça kal Ben gidiyorum… Yaraladık, yıprattık, örseledik birbirimizi İntikamımızı da aşktan aldık. Amansız rüzgârda bir yaprak gibi çaresiz bıraktık sevdamızı Kurtulamazdı, çaresizdi. Kopacaktı dalından. Koptu… Bu yürek bu kadar anıyı nasıl saklar Bilmiyorum Sadece gidiyorum bu şehirden Sevgilim hoşça kal Gözlerindeki yaşı sil canım Beni burda bırak git Gereksiz artık anlamı yok sözlerin Bu aşk gömülmeliAğlama, bu ayrılığa ağlamak gözyaşlarına ihanettir Gözlerindeki yaşı sil canım. Ya izin ver ben gideyim ya da beni burada bırak git Gereksiz artık sözler, anlamı yok Çoktan ölmüştü, hayal dünyasıydı, yitikti Ya bitecekti, ya da bizi bitirecekti Ölen gömülür sende biliyorsun Bu aşk gömülmeli Oysa seninle çok zamanlar paylaşırdık Acıları umutları hiç usanmadan Yüreğimde saklı kalan anılarla Gidiyorum bu şehirden Sevgilim hoşcakalSeninle çok zaman paylaştığımız Umutları az, sevinçleri az, acıları çok olan bir aşktı Yılmadın, usanmadın biliyorum, yine de katlanırdın biliyorum ama Şekil değiştirmişti bu ilişki Terli sırta havlu koyan anne eli gibi olmuştu Sevgi vardı yani, hem de ta köküne kadar Ama ya aşk? İlişkiye kontak olan aşk Habersizce çekip gitmişti Sitem etme bırak, anlatma yaşadıklarımızı Saçıp dökme ortalığa Yüreğimde saklı kalsın anılar Ben gidiyorum bu şehirden Sevgilim hoşçakal… |
Sen Vurdun da Ben Ölmedim mi Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi Çölde su, mah****a gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni Sense araya korkular koydun. Yasaklar koydun... Şimdi nerdesin diye sakın sorma Sen çağırdın da ben gelmedim mi? Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara, Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara Sen varken Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına Otobüs duraklarına... Sen varken ayrılanlara ağlamazdım... Yıkılmazdım biten sevdaların ardından Gidenlere küsmezdim Kalanlara acımazdım... Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim Masumdum, çocuklar gibi Böyle delirmezdim-küfretmezdim... Hele ölmeyi hiç düşünmezdim. Şimdi soruyorum sana Adı sevdaysa bu cehennemin Sen yaktın da ben yanmadım mı? Biliyorsun Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı Dağlara merdiven dayadım olmadı Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı Artık benden pes Bu aşkın biletini istediğin gibi kes Nasılsa gidiyorsun Biliyorum git... Ama ardında Ağlayan bir çift göz Paramparça bir yürek Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan Çek silahını-daya sırtıma Titrersem namerdim... Sen vurdun da ben ölmedim mi? A.S.İlkan |
isimsiz Sakın aklından çıkarma Hayatın acımasız olduğunu Ne olursa oLsun Kırma umudunu Sabret,mücadele et İşte o zaman yakalarsın mutluluğu Hayat bu ne olacağın belli olmaz Hep çalış hep çabala Sonunda mutlu olan sen olursun mutlaka Cansu Dökümcü |
"Yalnızım çünkü sen varsın" "gel" desen gelirdim gittiğin uzakta bendim dağ gibi bir ihanetten düştüm bu kendime son gelişim ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime kendimi suçüstü yakalıyorum ve kentsizliğimin isimsizliğini Araz'a uyak düşüyorum gözlerime senden düşler sürüyorum ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor bana en büyük tehdit yine ben oluyorum sonra bir durağa yaslanıyorum sonra bir kente ve sen gidiyorsun ben kanıyorum diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun" oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun yorgun Haliç'e biraz inat biraz ihanet bırakıyorum ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum aklıma düşüyorsun düşüyorum düşünce üşüyorum azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum yalanlarımla bir hiçlikteyim beni içinden kaç bu kentte her yağmur kendini ağlar aklıma düşsen yalnızlık oluyorum ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir nerde kimi üşüyorsun artık kendini yakan bir ateşim kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz şimdi boş duraklara yaslanıyorum boş kentlere oysa "gel" desen gelecektim gün düşlerime dönüşlerimde bakışın içiyor beni gözlerimden gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara uzaklığına uzanıyorum sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan yıkılıyorum şarkılara "kimseler biliyor" yalnızlık dostumdu şimdi korkum oluyor oysa "gel" desen gelecektim artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan kendimi yitirdikçe sana gidiyorum göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum uysal yalnızlıklar satın alıyorum gülüşümle ödeyerek ve içimde yalancı bir katil taşıyorum yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben kirli sözlerimi temize çekme oysa "gel" desen gelecektim gözlerim ihanete ihbar taşıyor kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına sözü namluna sürmelisin şimdi en yaralı yanımdan vurmalısın beni çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam susuşuna kan döküyor gözlerim sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun oysa bilmelisin Araz'ım kimsenin içi görünmez ve hiç bulamadıklarını asla yitiremezsin bak şimdi aramızda sessiz kalıyor söylenecek bütün sözler her sabah akşam oluyorsun alnından ellerine damlıyorsun yüzündeki yağmurla iniyorsun kente içine dert oluyorsun kentin dışına yağmur yüreğinde dağılıyor kristal şehirler duvarların kan öksürüyor ve sen başkalarının gözlerini yüzümde aramamayı öğreniyorsun beni bir durağa yaslıyorsun beni bir kente gidiyorsun oysa "gel" desen gelecektim susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın en susmakta neydi öyle sen en dinlerken biliyorum Araz'ım insan kendini bulmamalı, hep aramalı gittiğin yerden başlıyorum öyleyse gece cinnetlerimi de alıp yanıma denize bakmayı bilmeyenler bir gün mutlaka boğulur işte bundandır gözlerinden kaçışlarım siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı ben şimdi gurbetim içimde taşıyorum heba olsa da senlerce yılım oysa "gel" desen gelecektim ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden şairler ölüdür derler inanmıyorum en karanlık ceketimi giyiyordum ışığa kördüm çünkü şimdi ise güneşe ilerliyorum dirilmek için kimliği paslanıyor eski bir anarşistin gecenin kör gözünden utanıyorum hadi bana en militan kelimelerle saldır batır içime cümlelerini beyhude bir dehşet bırak hak ediyorum gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime can kaybından ölüyorum cenazemde namaz kılacağım zan altındayım yalanıma inanıyorum yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin kinim kendime susuşum sana küsüşüm tüm dünyaya üstü kalsın ihanetimin "gel" desen gelecektim yine bir tren geçiyor içimden sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan süsle beni ey aşk geçtiğin yerleri öpüyorum yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum dişlerindeki nikotin tadı terkimde sirenler ve ateş hatları içip sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla yasadışıyım tutukla beni gözlerimden kalemim bitti yitirdi şiirini şuur öldü kanımdaki mürekkep balığı solumdaki sise intihar etti intiharlar bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek yaşamak için geç bir zaman ölmek için ise erken çok davullu bir senfoni sürçüyor dikiş tutmaz ayrılığımda kirpiğinden yapılma bir darağacına geceyi asıyorum yoksun bu yağmurlar ıslatmıyor beni bir durağa yaslanıyorum sensiz gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum "gel" desen gelecektim oysa kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor şimdi herkes biraz sen biraz acı göğsümde bir vagon gizli sözler batıyor fırtınalar çıkıyor üstüme şakağımda intihar acemisi bir şairin delilik provaları arkandan uluyan kapılardan söküyorum kokunu yokluğunu kokluyorum yokluğunu yokluyorum çöz gözlerimi senden hadi ücranda yak bakışımı gözlerine bekçi sevdam dünden ve senden kalmayım içine her düşen kendi keşfi sanıyor seni oysa sen melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin ve kendini acıtmak istiyorsun ama güller kendine batamaz bilmiyor musun "gel" mi diyorsun herkes kendi gördüğüne bakar peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu hadi en kanadığımız yerden susalım "gel" desen gelirdim "git" dedin ve gittin Aşka... Rüzgara... Ayrılığa... Zamana... eyvallah... |
Yine Sevgiye Dair Sevgimi yazdım şiirlerimde Ağıtlarımı Türkülerimi Sevinçlerimi yazdım Şiirlerimde... Nehirler boyunca âsi Sel olmuş gözyaşlarım Dağ başları kadar ıssız Duygularımı yazdım Şiirlerimde... Tek başıma kaldığım Kaygılara kederlere düştüğüm acılarımı yazdım Şiirlerimde... Sevgimi yazdım şiirlerimde Umutlarımı yazdım Dostluğu kardeşliği Sılayı ve hasreti yazdım Şiirlerimde... Zehir'i bal eyledim Dikeni gül eyledim Dilimi lâl eyledim yazdım Şiirlerimi... Sevgimi yazdım şiirlerimde Sessizliğimi yazdım Garipliğimi Mahzunluğumu Özlemlerimi yazdım Şiirlerimde... Varlık yokluk kaygısından uzakta Bütün hallerimi yazdım Uykularımı Düşlerimi Gülüşlerimi yazdım Şiirlerimde... Sevgimi yazdım şiirlerimde Mavide yeşilde morda Renklerin bütün tonunda Kuşları ve çiçekleri yazdım Şiirlerimde... Karları kışları yazdım Baharı yazları yazdım Ayrılığı sevemedim bir türlü Aç kurtları sevemedim Sadece insanı yazdım Şiirlerimde... Sevgimi yazdım şiirlerimde Dertleri kederleri attım bir yana Hep iyiliği Hep güzelliği yazdım Şiirlerimde... Davulları zurnaları yazdım Toyları düğünleri Barışı bayramları yazdım Şiirlerimde... Akılsızları pısırıkları Sağırları dilsizleri kovdum dizelerimden sadece yaşamı yazdım Şiirlerimde... Sevgimi yazdım şiirlerimde Boyunları kıldan ince Sözü kılıçtan keskin Ozanları yazdım Şiirlerimde... Pir sultanı yazdım Aşık Veysel'i yazdım Bayburtlu Zihni'yi Şeyh Bedrettin'i yazdım Şiirlerimde... Savaşı ve barışı Suyu ve ateşi Beş kıtayı Yedi iklimi Saf ve temiz yürekleri yazdım Şiirlerimde... Övgüyü ve sövgüyü yazdım Bozulmuşu kirlenmişi Rüşveti ve hileyi Adam kayırmayı Kaldırmak için ortadan Tüyü bitmemiş yetimi Ah-ı ve aman-ı yazdım Şiirlerimde... Bütün sevdaları yazdım şiirlerimde Bütün sevda türkülerini Çığ tutmuş şafakları Bal dökülmüş acıları Sabrı ve sefaleti yazdım Haktan ve haklıdan yana Hürriyeti Özgürlüğü Esareti yazdım Şiirlerimde... Fevzi Cahit Çiçek |
Gözlerim Seni Arıyor Aralık sonu mevsim hazan mevsimi Son yapraklar dökülüyor bir bir hafif rüzgarla Altından geçtiğim ağaçlardan İçimde kalan son mutluluk ümitleri gibi Güneş batıyor yine alıp götürüyor ışıklarını Başka diyarlara ta uzaklara Aklıma düşen gözlerin gibi sanki Isıtmak için buz kesmiş hayalleri Gözlerinin bakışıyle içimi ısıttığı gibi Telaşlı korna seslerine karışıyor hayırlı akşamlara Benim yalnızlığım sessiz bir feryat gibi Karışıyor yankılanarak onlara Yalnızlığın acısı yüzüme vurmuş sanki Mahallenin bakkalı sezmiş verdiğim selamda Mevsimin sisi çökmüş rakkase sanki Azda olsa yolumu aydınlatan lambalarda İçimde ümitlerin dansı gibi vuslatın meydanlarında Evimin kapısındayım elimde anahtarla Kendimi duygularımı boğacak zindan gibi Yalnızlığın zindanlarının kapısında Açıyorum içim buruk kapıyı usulca Resmin gözlerime bakıyor sanki Asılı tam karşı duvarda Her odaya resmin astım senin Asmasamda zaten resmen içimde hayalimdesin Bir ah çekiyorum ki sorma Ah be meleğim diyorum nerdesin nerdesin Sensiz tadı yok acılı menemenin Lezzet vermiyorda yaptığım sucuklu yumurta Odaları bir bir dolaşıyorum içim sancılarda Bir lahza mutluluk duymak için eski anılarda Unuttuğun elbiseyi kokluyorum Hissediyorum gül teniyin kokusu hala avuçlarımda Gözlerim seni arıyor bir an bütün odalarda Gezerken gönlüm tos pembe hülyalarda Şair: hasan gönültaş Ahmet Şadi |
İnan Ki İnan ki kırılmış bir ayna gibiyim, İnan ki paramparça, kırık dökük bizim aşkımız, İnan ki çaresizliğimin, ümitsizliğimin döküntüsüdür İnan ki şiirleri en hüzünlüsü, en çilelisidir İnan ki güzelim İnanır mısın? Bu yazdıklarım; /İnanmayan imansıza latife ve İnsafsız inançsızca ima/ Bülent Kaya |
İnadına Bu sabah bile bile geç kalktım yataktan, Sen yoktun yanımda. Evin bütün odaları boştu, Ne kedi sesi ne kuş sesi Ne de bir ayak sesi, Ben yataktan bile kalkmadım! Aynaya bakmadım, Traş olmadım, Banyo yapmam gerekiyordu, yapmadım. Ben bugün yataktan kalkmadım! Kalvaltı bile yapmadım, Telefon etmem gerekiyordu, aramadım. Çiçekleri bile sulayamadım, Pencereleri açamadım, Akşam oldu, güneş battı Yatağımın içini su bastı Seninle paylaştıklarım aklımı aldı, korktum. Ben bugün yataktan geç kalktım! Üstümü giydim, çiceğe su verdim Pencereleri açtım, kapıyı çarptım Çıktım dışarı. Sokaklar boştu, Kahvaltı bile yapmadım. Yürüdüm, dolaştım ilk büfeden bi şişe şarap aldım Ben bugün seninleyken yaptığım hiç bi şeyi yapmadım. Geldiğimde yatağı bile toplamadım, O yatağa yatmadım. Oturduğum koltuk dahi tek kişilikti, Senden önce aldığım Dışarda martıların sesleri Elimde şarabım Ben bu gece hiç uyumadım. |
Öyle Çoksun Ki Bende... Bir kara kalemim vardı elimde Bir de şiir fısıltısı yüreğimin içinde Sürükleniyordu peşinde hece, tümce Sözcükler en güzelinden. En özelindeydi gece sensizliğimin Sessizliğin çığlıkları içinde. Bir biçimde düştü kâğıt üstüne gözlerin Vallahi de ben çizmedim! Ben sürmedim saçlarına ipek rengini Gamzelerine güneşi ben koymadım Kendin aldın nur'unu. Kendin suladın gülümü yürekte açan Dikenime dokunmadan Okunmadan bitti şiir Yetti resmin yetti... Oysa ki, sisler vardı öncesinde gecemin Karaydı kalemimin ucu gibi yazgılar Çizgiler derin yüzümde. Gözlerim de belirince damlalar Buğulanınca camlar Düştü tüm anlar! Aynalar oldu senli yansıman bana Dudağından bal damlalar Işılayan bir çift gözün sürmeleriydi Süzmeleri aşkından. Taşkına gelmesiydi sevdamın senden Endamın vardı vurucu Büyücüler gibi içimde tutkum Sana yürürüm ben sana Can tutulur, anlasana! Zor kurtulur dolunaydan bulutlar Umutlar vurulur her bir damla da Havada barut kokuları var Önünde cesedim. Tetikleri ben kesmedim sevgili Billahi de istemezdim. Şiir diledim sadece, sevgiliye delice Kendimce tutmuştum kalemimi de Yüreğimi de koydum ortaya Serdim bağrımı masa üstüne Büstüne sarılmışım meğer Tütsüsüne falcının! Yalancının gözü çıksın sevgili Günü bitsin inanmazsan. İşte masam, işte kalem şahidim Sen idin sen kâğıda düşen Büyüleyen özlerimden... Uykular sana firarı saatlerimdir şimdi Duygular çırçıplak peşinden koşar Çoşar melekler senli kanatlı Tanrım bir özel yarattı Bana aktın, bana.. Taptım sana, anlasana! Yaktım putlarını artık yalancılar Yıktım duvarlarını tüm acıların Sancılarım doğumuna tutuldu Vuruldum beter. Resim resim, isim isim çoğalanımsın Dualarımsın en çok dilenen Arzulanan yer gök. Vallahi de yalanım yok, billahi de yok Allah'ından kork sen de! Öyle çoksun ki bende, öylesine çok Bir benzerin yok sevgili bir başka Bir ezberim yok aşkta Senden başka! ... Mehmet Kesici |
| Saat: 23:15 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık