![]() |
SEN GİDERKEN…. Sen giderken gözlerimin dolduğunu gördün mü Yüreğimin paramparça olduğunu gördün mü Sen giderken karanfiller sıralıydı, sıralıydı İçlerinden biri var ki benim gibi yaralıydı Sen giderken çiçeklerin solduğunu gördün mü Ellerimin saçlarımı yolduğunu gördün mü Sen giderken karanfiller sıralıydı, sıralıydı İçlerinden biri var ki benim gibi yaralıydı. Sen giderken bahar mıydı, nergiste çiçek var mıydı İki nefes (soluk) alıp vermek, yaşamak bu kadar mıydı Sen giderken karanfiller sıralıydı, sıralıydı İçlerinden biri var ki benim gibi yaralıydı MUSTAFA ÖZARSLAN --------------------------------------------------- |
Kaç Aşk Daha... Son bir kibritim kalmış yakabilmek için son sigaramı ve tek atımlık bir kurşunum Aşk için.. ... Beklemektense Ne zaman geleceğini bilmediğim. en uygun zamanı.. ateşledim kibriti.. en derin kuyudan su çeker gibi çektim içime.. ... korkunç güzel son sigarayı son ateşle yakmak.. kurutuyor dudaklarımı sigaranın dumanı ve susuyorum aşka.. ziyan etmemek için çekiyorum içime dikkatle, son damlayı.. ... kaç kez attım karavana her tetiğe bastığımda henüz sayabiliyorum.. ... fakat kaç aşk dumanı daha kurutacak ruhumun yeni açmış filizlerini.. kaç hayal kırıklığı daha gerekecek çöle döndürmek için aşk tütünü yeşerten bahçelerimi.. ve kaç aşk daha katledeceğim son fırdı içime çekip son nefesimi vermeden önce... ... son duman kavuşurken odamın havasının, yalnızlığına küle dönmüş aşk filizleri gibi dururken kül tabağımda kibritler, hayal kırıkları sigara ve aşk külleri yan(a) yana ... ve bekliyorum halâ yakmak için.. son kurşunumu... Metin Adalı | |
Yutkunmak İnsan Kârı Değil Yokluğunu sözünü etmiyorum senden yana her düşündüğümde çentik atıyorum beynime şok zamanlarımda acil servis oluyordu gözlerin biraz kaş biraz sen biraz daha sen hiposentezim bir mol nefesindi hayata bağlanıyordum soluduğunda suya dönüşüyordu kristallerim ancak görüyordum renklerin yüzüme vurduğunda ellerinsiz açık kalıyor devrelerim bilmem kaçıncı dönemecinde olacak intiharım yutkunmak insan kârı değil yokluğunu silkeliyorum penceremden tozlarını Mustafa Kaya |
Baba Sığmazsın bilirim bir kaç mısraya, Anlatmak isterim seni dünyaya, Acelen neydiki uçtun semaya, Mezar,ının başında ağlarım baba, Gururu sevgiyi senden öğrendim, Mis gibi kokunu özledim baba, Bu kadar genç yaşda ölmemeliydin, Hasretin ciğerimi deliyor baba, Bu kadar acıya nasıl dayandın, Sabırlı olmayı öğrettin baba, Bu koca dünyaya neden sığmadın, Geride bıraktın bizleri baba, Hastane yolları kaderin oldu, Yanında biz varız üzülme baba, O kanser illeti ecelin oldu, Mevladan ümitler kesilmez baba, Sen gittin kimsemiz kalmadı şimdi, Bizi terketmeye hakkın yok baba, Dostum dediklerin düşmandır şimdi, İyiki namerdi görmedin baba, Ağlarım gizlice sensiz günlerde, Faydasız bilirim ağlamak baba, Yaşamak isterdin sende bizlerle, Sensizken mutsuzuz inanki baba, Siğaran elinde kaşların çatık, Nasılda sevdiğini gizlerdin baba, Bir dilim ekmeğe soğanı katık, Çayıda çok fazla severdin baba, Şenol Mersin |
s/onsuz zerre açık yaralarını kusuyor devir ağız dolusu herkes öyle bilmiş kendi tuzunun kurusunda sözüm ona mimarı evvel şiirin ve hayatın seksek yaşarken mızıkmaların külliyatında hevesi haz olsa, kuşkusuz özenle ilkin katıp kalp suyuna içeceksin fikr-i zikrini özüne akacaksın toprağın gövdesinde Nâzım yazan ceviz ağaçlı bu memleketin S.Sevinç YILDIZ |
Koruyalım denizleri-1 Türlü balıkları,ondan tutarım. Yazın serinler,içinde yatarım. Gemilerle daim,yükler taşırım. Emanet denizleri, koruyalım. Kirletmeyelim denizlerimizi. Koruyalım,yiyeceklerimizi. Allah temizdir,sever temizleri. Emanet denizleri, koruyalım. Denizler bizim,canımız,kalbimiz. Damarımızda gezen,al kanımız. Aynı yatakta,yatan sevgilimiz. Emanet denizleri,koruyalım. 19.03.2002-(on bir heceli) Çörni more Osman Denizc |
Sürgün Durağı ne vakit bir gölge dokunsa gidişine çektiğim perdeye ayrılığa sürgün düşler geçiyor kıyılarımdan durulmayı bilmiyor içimde gelgitlenen mavi ezip geçiyor bedenimi sessiz kıyılar kanatlarımda yorgun bir hayat çırpınışı sürgün duraklarında demlerim efkar... rüzgara dolan kokun değdikçe ciğerlerime sen alıp,ben veriyorum her solukta geceye ilişiyor hüznümün rengi ve sen sürüklüyorsun beni bu kentin isimsiz sokaklarına yüreğimin ellerinde binbir düğüm ve ben döküldükçe dökülüyorum aşka... bilirim yıldızlar sönmeden sökmez şafaklar bilirim bir adım sonrası kül olmak bu hicranın birazdan bitecek gece sarhoş bir kentin yüzüne düşüyor gün sarısı hatıralar bir veda havasına bürünüyor gökyüzü koca bir ayrılık kazınıyor şehrin kalbine ve hiçbir rüzgâr işlemiyor senin kadar içime... Seval KEMERTAŞ |
GECE VE KALEM Gece köpüren dalgaları gibi denizin kendi sessiz çığlığında çalkalanırken yalnızlığın hüznü vurur kalemime Bir mektup bir resim bırakmadan ardında Öylece nasıl geldiysen bu iskeleye yine öylece gittin Yağmur yağıyordu Geceyi bu kadar ürküten dolunay mıdır yoksa ayın tam kalbine gömdüğüm yitirilmiş duygularım mı Ya telgrafın tellerine konmayı unuttu kuşlar Ya gidenlerin dönmediği yolu yokuş bir uzak kente düştü yolun Ne bir ses ne bir koku senden Gecenin iç karartan sessizliğinde yağmalanmış ömrüm ve yalnızlığımdır tam karşımda gölge gibi bir duvardan diğerine düşen Senden sonra bunca kuraklığıma inat bir damla yağmur düşmedi ne geceye ne gündüze Oysa yağmurlara kuruyordum saatleri ve takvimleri kırlangıç fırtınasına Geceye celladın yağlı ipi dokunurken yalnızlığın kanları damlar kalemimden şarap rengi şafak, ne kadar da uzak Sen gittin ben öylece kaldım kıpırdamadan Atila IŞIK |
Hangi Ayrılık Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın? Kaynak: Gözleri İntihar MaviYusuf Hayaloğlu |
ama nasil, avuclarimda camdan bir parca gibi kalbimi sikip parmaklarimi kanatarak kirasiya, çildirasiya... Erkek kadina dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasil, kilometrelerce derin,kilometrelerle dumduz, yuzde yuz,yuzde bir besyüz yüzde hudutsuz kere yuz... Kadin erkege dedi ki: -Baktim dudagimla, yuregimle, kafamla; severek, korkarak, egilerek dudagina, yuregine, kafana. Simdi ne soyluyorsam karanlikta bir fisilti gibi sen ogrettin bana... Ve artik biliyorum: Topragin --- Yuzu gunesli bir ana gibi --- En son, en guzel çocugunu emzirdigini... Fakat neyleyim saclarim dolanmis olmekte olanin parmaklarina basimi kurtarmam kabil degil! Sen yurumelisin , yeni dogan çocugun gozlerine bakarak... Sen yurumelisin, beni birakarak... Kadin sustu. SARILDILAR Bir kitap dustu yere... Kapandi bir pencere... AYRILDILAR... .Nazim Hikmet Ran http://mysite.mynet.com/img/blank.gif |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık