MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

ener 25 Aralık 2008 22:25

Tek kişilik bir oyunmuş aşk,
Düşlerimin katili olup canımı acıtıyorsun.
Ama olsun, sen yine de uğra yatağıma.

Acıtsan da beni,
Kararsa da gece,
Özlüyorum seni çok...

Susmak çok şey anlatır
Susmak yahut da kaçmaktır,
Susamışken sana
Parmaklarım dudaklarımda
Ses çıkarmamaktır.

Ölü aşklar konuşmazlar...


Alıntı


Nephthys 26 Aralık 2008 03:07

Nur-ı Aynım




Susmak bir karanlığın başka bir karanlığa
Karışıp yanmasıdır bakışlarında senin
Bir ömrün eylülünde sararmış yine toprak
Bulut bir bezirgânın saçlarını arıyor
Ben hangi mağaranın en ücra köşesinde
Hangi yitik nehrine gömülmüşüm acının

Bir kez olsun eğil de, denizin kalbine bak
Susmak yine o yangın, yine mahkûm bir keder
Nur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerin
Her yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak

Sustum; pencereleri yağmurludur şiirin
Kırılgan bir kapının ardında kaldı gökler
Ellerim unutulmuş bir günün kıyısında
Demek ki her lâmbası bana kızgın sokağın
Yalnızlığa koşuyor bahçelerden ölüler
Demek ki, ben en garip sahrasıyım bu çağın

Bir kadın ayrılığın köprüsünden bakıyor
Bir köle bir sultanı bekliyor uykusunda
Ey bahar cellatları, akşam yüzlü sefiller
Kuyudan gelen sesi duyalım, bir susun da

Kuruyan çeşmelerden akmayı mı öğrendin
Aynalarda ruhunu kaybeden şairlerin
Sisli vadilerinden bakıyor gölgeleri
Züleyha bahtımızı yakıyor kuytularda
Senin kalbinde bahar, baharın kalbinde kış
Kar tanelerinde can üşüyor ağlayarak

Ey körebe oynayan hayallerim, gitmeyin
Bırak uçsun öteye düşlerimi, ey fanus
Bir rüyadan gelip de içime düşen çığlık
Ya götür beni burdan, ya da ebediyen sus




Nurullah Genç


Nisyan-ı Bâtın 26 Aralık 2008 20:27

Vaziyet Bildiğin Gibi Değil
İki Gözüm Bildiğin Gibi Değil
Fena Akşam Oldu.
Fena Akşamın Tezgahında Dokudum Saçlarını.
Saatler Geçmek Bilmedi Desem,
İnanmazsın.
Fena Kokun Geldi
Fena Kokunu Duydum Yüreğimin Ucunda.
İncir Ağaçlarının Altındaki Penceremde,
Sabahlar Olmak Bilmedi Desem,
İnanmazsın.
Günler Mi Uzadı
Yoksa Hasretin Mi
Belli Değil
Vaziyet Bildiğin Gibi Değil
İki Gözüm; Bildiğin Gibi Değil

E.Özyağcılar


Sedef 21 26 Aralık 2008 20:28

İzmir


Gelmemi isteme,dönemem İzmir,
Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir.
Kopardılar dalından gonca gülümü,
Elbet gün gelir özlersem ölümü;
Gelmemi isteme dönemem İzmir,
Niçin dönmediğimi bilirsin bir bir.


Bakarsın ölüm çağırır gelirim İzmir,
Rüzgar olur denizden eserim bir gün,
Avuçlarımda yakamozlarla dönerim bir gün,
İçim yana yana sönerim bir gün,
Karşıyaka'da soldu tomurcuk gülüm,
Artık çağırıyor beni de ölüm.


Dönmemi isteme dönemem İzmir,
Karşıyaka'da ne oldu bilemem İzmir,
Ben bu acıyı kolay silemem İzmir,
Hüzünle tükendi geçti bu ömür,
Adımın anlamı olsa da özgür,
Ben tutukluyum gelemem İzmir;
Bundan sonra artık gülemem İzmir.


Gelmemi isteme dönemem İzmir,
Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir.
Kopardılar dalından gonca gülümü,
Elbet gün gelir özlersem ölümü,
Gelmemi isteme dönemem İzmir,
Niçin dönmediğimi bilirsin bir bir.


Erden Erkin


ahmed 26 Aralık 2008 21:16

Ve Kalemi Bırakıyorum



Onurlu bir uykudan uyanırcasına
Gözlerime mil çekip gönderin beni şehirden şehire
Deniz sesi yeter bana
Alnımdan bir kartal uçsun
Ve konsun leşine çirkefliğin.

Ve kalemi bırakıyorum
Ağlıyorum başucunda orman kardeşliğinin
Nazım'a şarkılar söyleyerek gidiyorum
Sınırın ötesine gurbet diyorum,
Hasret diyorum
Çukurova'nın asi nefesine.

Ve kalemi bırakıyorum
Öncesini Meriç'le
Sonrasını Dicle ile yıkıyorum seni tanıdığım vakitlerin
Gürbüz bir çocuk emekliyor içimde
Gittiğim her ana yön anneme varıyor
Gittiğim her şehir Amed.

Ve kalemi bırakıyorum
Ne yalvarışlar haykırdı sesim
İnleyen bir mezarlık gibi mabedim,
Ne şiirden sevdalar yarattım,
Hep aydınlığa sevdalandım
Karanlıkta olduğumu bile bile.

Ve kalemi kırıyorum
İnsanlığımı şiirlerimle yargılayanlara sesleniyorum
Ve insanlığımı Kimliğimle,
Yeni bir kalem dileneceğim belki
Yeni bir sayfa
Yeni bir hayat
Lakin içimdeki mağrur şairi asla öldürmeyeceğim
Asla öldürmeyeceğim.


Nedim Kardaş


ÖmÜrCeK 26 Aralık 2008 21:37

Bir Düş-tük Kırıl-dık!

Bakma bana öyle,

Sessizde durma,

Özlemiyorum artık seni!
Bir şeyler söyle,
Akıllara zarar suskun cümlelerinle boğma beni.
Dudaklarının altında biriktirdiğin sözleri çıkar,
Sevmediğini haykır yüzüme,
Yokluğuna dayanırım elbet,
Yeter ki çık yüreğimin kafesinden.
Damlalarım yoruldu akmaktan,
Bir düş-tük kırıldık anla işte.



Sana uzak olduğum kadar yakınımda,
Çıkaramıyorum sen düşünceleri beynimden,
İntihara neden olacak sen düşünceleri,
Gülerken ağlamak nasıl?
Veya ağlarken delirmek
Benimkisi de böyle bir şey işte.
Hissetmiştim gideceğini,Ayrılık kokuyordu nefesin,
Gözlerin emanet bakıyordu,
Hiçbir gidiş acısız değildir,
Giderken yaşanmış acıları bana bırak,
Yoksa bunun adı gitmek olmaz.
Şarkımızın sözlerini al melodisi bende kalsın,
Dilimde gözlerinin nakaratı olur elbet,
Sana git diyişim 'şakacıktandı'.. istemeden kırmak gibi bir şey,
Ama yinede sen git.
Yeni yeni toparlamaya başladım kendimi,
Biraz gülerim, ardından ağlarım,
Bakma bana öyle,
Sessizde durma,
Böyle biriyim işte, Evet özlemiyorum seni,
Alışırım yokluğuna da,
Yalnızlıktan da korkmam,
Yeter ki çık yüreğimden ve çıkar intiharları düşüncelerimden...


arwen 26 Aralık 2008 23:08

Esmerim
Öylece bakakaldım uzaktan sana
Yaklaşıpta merhaba diyemedi
Özleminle yanarken seven kalbim
Uzanıpta elinden tutamadım

Haykırmak istedim sevdiğim o an
Canım benim, aşkım bir tanem diye
Hüzünlendi gözler sana bakarken
Gözümdeki yaşa dur diyemedim.
Enis Özel


ahmed 27 Aralık 2008 12:59

Mavilim



Okyanus güzelliği mavi gözlerinde kaybolmalıyım
Dudaklarının ateşiyle erimeliyim
Adımlarında yanında olmalıyım
Her şeyi seninle paylaşmalıyım
Bu hayat ikimizin olmalı birtanem...

Gülcan Mülayim


ayabakan 27 Aralık 2008 17:49

Sen İstanbul'u Bilmezsin

sen İstanbul'u bilmezsin çocuk
hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi
resimlerden tanırsın asma köprüleri
camileri çeşmeleri
şarkılardan:
Çamlıca 'yı, Kanlıca' yı, Boğaziçi'ni
İstanbul'da yağmur nasıl yağar sicim sicim
nasıl sele dönüşür caddelerde, kar
nasıl çiğnenir ayaklar altında
umut umut
bilemezsin
bilemezsin denizin sarı-yeşil, mavi-mor rengini
hele bir de vurdu mu lodos
azdı mı köpük köpük dalgalar
tanıyamazsın martıların sesini

sen Beyoğlu'nu bilmezsin çocuk
hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi
tarihi, vitrinlerde sergiler gibi
bir renk cümbüşü insan seli
arka sokaklarda yaşananları gizlercesine
sır perdesi
örtünce cibinlik gibi karabasan gece yürekleri
bir yerde birilerinin sızlar gözbebekleri
yitirilmiş gençlik midir
gelinlik midir?
o da bilmez ki!
kimse sordu mu acaba
ilk aşkı kimdi?
ya da;
yaşayabildi mi;?

sen İstanbul'u bilmezsin çocuk
hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi
ayağında delik deşik ayakkabısı bir çocuk, çorapsız
sırtı donmuş, tek gömlek, kazaksız, hırkasız
kim bilir, hangi han kapısında sabahladı kaç gece
ya da hangi köprü altında rüzgarla koyun koyuna
bilemez sorsan
son yemeği hangi öğündü, neydi, kiminle?
ve en son sarılışı anasına ne zamandı şefkatle
kimse sordu mu acaba ilk oyuncağını, neydi
tinerden önce
ya da neydi aradığı...

sen İstanbul'u bilmezsin çocuk
hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi
umutların nasıl bir gecede kondu 'ya döndüğünü
ve bir sabahın seherinde nasıl yıkıldığını gözyaşlarıyla
bilemezsin gökdelenlerde kimler yaşar ne yapar
caddelerde bu koşturmaca niye, nereye
açılan pankartlarda ne yazar üniversiteli
ne ister memuru, işçisi, emeklisi, işsizi
sen İstanbul'u bilmezsin çocuk
hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi

bir büyük düştür İstanbul
bir tiyatro sahnesi
taş, altın oldu mu? bilemem ama
umutlar çoğu kez ayak altında ezildi
sen İstanbul'u bilmezsin çocuk
hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi

Sensizlik Sonsuzluk

güneş batar
yıldızlar doğar
mevsimler gelir
mevsimler geçer
rüzgar eser
ümitler diner
çiçekler tomurcuk açar
yapraklar solar
yıldızlar kayar
insanlar ölür
zaman durur
renkler oluşur
gözyaşı akar
insan olgunlaşır
ağızdan çıkan sözcüklerle
hayat anlamlaşır...
sen imkansızdın ve onun için vazgeçilmezdin
ne kadar hata yaparsan yap
ne kadar beni üzersen üz
bir tek sen değişmezdin
bakışların, gülüşün, ellerin
bir tek senin yerin sabittir gönlümde...
zamanın durduğu, cümlelerimin anlamını yitirdiği anda çıkmıştın karşıma
şimdi ise bitmiş bir cümlenin sonundaki nokta gibisin
ne başın belli ne sonun
tek bildiğim sensizliğin sonsuzluk olduğu


Sedef 21 27 Aralık 2008 18:06

İnsan Acemidir

ne günler gördük ne
hepsi ayrı bir dram
her acının sonunda
mutluluk var
her düşüş
ayağa kaldırır
hiç bir acı
sonsuz değil
huzur
dert
keder
bulut gibiler
önce güneşi saklar
etraf karanlık olur
korkar çocuklar
beklesen çıkar güneş
dağılır bulutlar
çözülür perde
hayat böyledir işte
yokuşun da, inişi var
acının sonunda ferah var
binme dizlerine
başın ellerine düşmesin
atma kendini meyhanelere
bunları bil de öyle sil yaşlarını
koklamaktır hayat
renkleri izlemektir
belki siyahı sevmezsin
matem hüzündür
belki kırmızıyı sevmezsin
kandır dersin
ürkütür bir yerde
kimi de barıştır
mutluluk gülüdür
hayat acı ve tatlıdır
kimseye kusur arama
yaşarken öğreneceksin


Aziz Ateş


ahmed 27 Aralık 2008 23:20

Elveda


Şehrin üzerine saldılar kara çarşaf kederi
Ses, bocalanıyordu sessiz adaletin dizleri dibinde
Zülüfleri gözlerinde bir çaresizlik belirdi
Ufkun asil mabetlerinden içeri

Kimse konuşmadı susan adaletin camgöbeğinde
Korkunç rüyaların öte yanından
Dertlerin hüzün yağmurundan kopardılar
Küçücük kız çocuğunu
Ölüm yağmalandı üzerine

Bir taraftan yağlı urgan
Bulut bulut indi gökten
Efsane yazdı namına kalem, kâğıt
Safran sarısı çölden.

Çığlığının tizinde acı bir gözyaşı
Öyle bir azaba daldı ki alnı
Tek hece soysuz dört şahit iniltisi.
Ensemde duruyor o ***** kurşunun
Hain, ardım sıra direnişi

Koca bir şehre saldılar zifiri üzüm şırası gözlerini
Kanla boyadılar henüz örtülememiş beden
Sevda'yı büyüttükleri sokağı

Gam doldu sahili olmayan Üsküp yağmurlarına
Limansız savaş gemileri yanaştı
Tutuklu kalmış özgür yüreklere
Bir nezaretin tahta tezgâhında asılı duruyor
Damlamaya son kalmış halsiz bakışları

Yarsız kalmış dev bir mecnunu gerdiler çarmıha
Her duaya bir haç geçirdiler
Dallanıp budaklanan yaralara
Zarifçe sözlerini değdirdiler
O hiç doğmamış körpe gülleri
Falakaya yatırıp âleme ibret ettiler
Bahara kayıyordu güz fısıltı halinde
Can çekişirken yağmur, güneşin eteklerinde
Bir katliam vurdu Türklüğün alnından
Hak hukuk diyen karaçalı dibinde yılan

Kapandı kapıların ardında namus
İffet kaldı namerdin koynunda
Öyle cansız öyle suçsuz

İtilip kakıldı masum
Şaha kalktı kaymakam
Ruhları önünde indi yalan huzura
Harekât başlatıldı gece beklenirken

Aşkı ayaktan başladılar kurutmaya
Bir emir ki soludu havayı

Muallimin gözleri önünde serdiler yere
Kitab-ı mukaddes saydığı anayı

Yığınla kuzu kondu toprağa
Tertemiz, seçilmiş bir otlak bulundu
Kaymakama ot, kuzuya koç sunuldu
Hâlâ kuruyordu ayakları aşkın
Panzehirsiz bir yaraya matem tutuştu
Cenneti açtılar mazlumların emrine
Bir babanın feryadına
Ateşi yüce o cehennem koştu

Lav aktı dudaklarından dört sefil şahidin
Elleri çıra oldu alevlerin koyun sokumunda
Kulaklarına girdi volkanlar
Patladı, bir kez daha patladı
O, doğruyu yalan sayan kulaklar
Teraziyi kırdı günahsızlara çektirilen günahlar

Muallimin şarap çanağı gözleri taştı
Aşkları ayaktan başlamıştı kurumaya
Tek kelime çıktı tabutlarından
"Cennet yeter aşka kavuşmağa"

Süte irin bulaştırdı halk
Öksüz bebelere bırakıldı geleceğe dair
Varsa doğru kalmış savunulası hak

İşkenceyle aldılar canını muallimin
İri şehir, döktü süt küpünü eşkıyanın tabanına
Kurudu ayakları aşkın
Ve zarifçe astılar küçük kız çocuğunun,
Zarif boynunu yağlı urgana.


Hilal Aydın


ener 27 Aralık 2008 23:27

Hep Böyle Çocuksumu Bakar Senin Gözlerin ?

Hep böyle çocuksumu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışıkmı yanar?

Bakışlarında beni dinlendiren bişey var
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum
Bu huzur,bu sessizlik hiç bitmesin diyorum

En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında
Hiç yumma gözlerini,ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım benim

Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini
O sakin,o yalansız,o kuytu gözlerini...




Alıntı


ÖmÜrCeK 28 Aralık 2008 00:57

SeninLe gözgöze geLmeK..
Ölmek gibi birşeydi seninle göz göze gelmek
Nefes alamaz, duyamaz, hissedemezdim dünyayı
Üzerime toprak serpilirdi gözlerinin içinde
Soğuk beden haykıramazdı tabuttan

Yaşamak gibi birşeydi seninle göz göze gelmek
Tatlısıyla acısıyla dolardı benliğim
Değiştiğimi farkederdim gözlerinin içinde
Hayatın senden ibaret olduğunu

Doğmak gibi birşeydi seninle göz göze gelmek
Sanki ilk kez kullanırdım hislerimi
Yeni başlardı her şey gözlerinin içinde
Öncesi yok ama sonrası koca bir ömür

Hiç varolmamak gibi birşeydi seninle göz göze gelmek
Doğmamış, yaşamamış, ölmemiş bir bilinmeyen
Kendini asla bulamamış gözlerinin içinde
Ruh istiyor, varolmak istiyor Tanrı’dan


Sedef 21 28 Aralık 2008 01:35

BEN SENI SEVDIM



Ben senin en çok sesini sevdim
Bugulu çogu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aska çagiran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pinar serinliginde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kah çocukça mavi, kah inadina yesil
Aydinliklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamli degil

Ben senin en çok gülüsünü sevdim
Sevindiren içinde umut çiçekleri açtiran
Unutturur bana birden acilar, güçlükleri
Dünyam aydinlandi sen güldügün zaman

Ben senin en çok davranislarini sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnisini
Haksizliklar, zorbaliklar karpisinda
Vahsi ve magrur bir disi kaplan kesilisini

Ben senin en çok sevgi dolu yüregini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneligini
Nice sevgilerin bir pula satildigi bir dünyada
Sensin, her seyin üstünde tutan sevdigini

Ben senin en çok bana yansimani sevdim
Bende yeniden varolmani, benimle bütünlesmeni
Mertligini, yalansizligini, dupdurulugunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim,ben seni......



-alintidir-


necmidayan 28 Aralık 2008 13:10

Vasiyetim
 
biliyorsun çocuk bunlar düşünmüyor
sen yine de neşeli ol
ekmek arası yeşil soğanını ısırırken
hoplaya zıplaya güle oynaya
çorapların ıslansada
titresende
biliyorsun çocuk bunlar düşünmüyor
nedenini eminim biliyorsun
çünkü bu köpekler yokuluğu tanımıyor
biliyorsun çocuk sen yine de neşeli ol
kartoplarından düşler kur
kardanadamlara beni anlat
kıyılarımızı yıldızlarımızı
yanyana omuzomuza
anlat güzel olacak yarınlarımızı
biliyorsun çocuk
gözlerimiz bağlansa da
sidik kokulu koridorlardan
tıkılsakta karanlık odalara
evrenin neşelerini mıhla yüreklerine
susuz borularda yaşamaya mahkum edilsekte
fişeklerden ve paletlerden kulakların sağır olsa da
gökyüzününü anlat kardeşlerine
kendi topraklarından uzaktakilere
anlat yalnız olmadıklarını
biliyorsun çocuk sen yine de neşeli ol
sana yalancı umutlar aşılasalarda
köklerini sütle besleselerde
yüzüne melek gibi gülselerde
inanma o köpeklere
taviz verme
yaşamın pahasına
özgürlük gibisi var mı
var mı be çocuk gülmek gibisi
onlara kanlı dişlerine
insanlığını sen sen ol sakın teslim etme


necmi dayan


ÖmÜrCeK 28 Aralık 2008 17:36

..Gitme ruhum..

Sen yokken hicran düşer bu şehre..,
Gitme sevdiğim..,
Sen yokken tutsak düşerim bir isyan gecesine..,
Ölürüm.., Sen yokken..,

Ket vurur şehir ısIıkları söz vermiş bir aşka..,
Bilmem.., bilemem...
Ferin aydınlatır mı..? içimi bir daha..
Kaybolursun puslu rüyaların ardında..,

..Gurura yokuş sevdalarda..

Alıntı


ener 28 Aralık 2008 21:50

Mavi Mavi Sevdim Seni

Bir tek şeyi unutma
seni sevdim ben
kalbim şimdi bir sokak çocuğu
kelebekleri göç etti gönlümün
ıssızlaştı hayat sanki
sanki sabahı eksik şiirlerimin
sanki gecesi hep kanayan bir yara
ve sanki artık hep kanayacak
ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim
çare yok ağlayacak

Bir tek şeyi unutma
seni sevdim ben
kapıları kendime ben açamadım
ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni
ter içinde takvimler
istasyon öksüzlüğünde gözyaşım
düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım
sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım
savunamadım seni kimselere
anlatamadım seni kimselere
kimsesiz kaldım
en çok da sensiz

Bir tek şeyi unutma
seni sevdim ben
sana uyumak
sana uyanmaktı hayat
sıratını geçtim yaşarken,korkmadan
korkumu geçtim cesarete ihanetle
berduş bir,yalan masumiyeti öptüm bile bile
tek sen gitme diye
sonbahar oldum,yaprak yaprak
ağaç oldum köklerimi unutarak
tesellisiz bir geceye fırlatıldım
kalbimi dar bi kafese kapatarak
içimde bir kanarya
hiç susmadan ağlayacak

Bir tek şeyi unutma
seni sevdim ben
yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak
seni sevdiğimi bağırdım mehtabına
beyazında aklandım bulutunun
mavi mavi sevdim seni
içim kan ağlayarak

Bir tek şeyi unutma
seni sevdim ben
anlattıkça kış vuruyor satırlarıma
anlattıkça üşüyor,anlattıkça ısınıyor yüreğim
bu gün sardunyalarım da açmadı
belkide küskün renklere
ellerimde ibadet gibi yaşadıklarım
ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
sensiz soluyorum anlayacağın
mavi mavi ölüyorum
duyuyor musun
orda mısın
var mısın
yok musun?
Bir tek şeyi unutma
seni sevdim ben
yanarak
yıkılarak
aklıma her geldiğinde AĞLAYARAK

Naşide Göktürk


necmidayan 28 Aralık 2008 22:43

Çıplak Dolaplar
 
Çıplak Dolaplar

beklerken
sinema çıkışları kapanıyor
kuruyemişçilerde kumrular
çerezlere sulanıyor

beklerken
cenaze arabaları geçiyor
körüklü otobüsler
mazot kokuları içinde
kalabalıklardan duraklar tırsıyor

beklerken
benzerlerin çoğalıyor
bulut bulut
dört duvarlar
kimsesiz inliyor

beklerken
kulaklarında metal levhalarla
köpekler koşuyor
kaldırım taşları durduk yerde
yerimize sek sek oynuyor

beklerken
genel olarak
insan
insanız ya
yokluğuna gittikçe alışıyor.



necmi dayan


ÖmÜrCeK 28 Aralık 2008 23:02

Sonsuz Öyküm

Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri çevirmeden tutuyordum.


Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim.


Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen geceler, huzursuz uykular, uyanmak istemediğim sabahlar birbirini kovalıyordu.


Geleceğe dair umutlarımın birer birer beni terk ettiği o günlerde sürpriz yaptın sen bana birden çıkıverdin karşıma işte.


Yüreğim yeniden canlanmaya başladı. Nasıl olduğunu unuttuğum gülümseme yeniden yayıldı yüzüme. Kabuğum kırıldı, karanlık dağıldı, umutlar yeşerip içimdeki yerini aldı.


Sabah olsun diye odaları arşınladığımı gecelerin bitmesini istemiyorum artık. Çünkü sen varsın. Seni yaşamak istiyorum.

Yaşadıkça çoğalacaksın. Sonsuz bir keşfe çıkacağım seninle. Her gün yepyeni şeyler bulacağım sende keşfetmekten, seni öğrenmekten hiç bıkmayacağım.


Yastığa başıma koyup gözümü kapadığım da içimi sonsuz bir huzur kaplayacak biliyorum. Aylardır uyuyamadığım uykuları bir çırpıda uyuyacağım. Yürek çarpıntılarıyla dolu karanlık saatler bitecek. Gecemi de gündüzümü de sen dolduracaksın. Senden öncesine ait ne varsa hepsini döktüm denize. Kimselere vermeye kıyamadığım maviyi getirdim sana, al ve yerleştir yüreğine.
Seninle birlikte yenilendiğimi hissediyorum.

Her sabah yeni güne değil, mutluluğa uyanacağım. Her sabah bütün hücrelerimin sanki ilk kez o gün doğmuşlar gibi harekete geçişini hayret ve heyecanla izleyeceğim.
Sesini duymak gücümü artırıyor, tükenmeyecek bir enerji veriyor.


Sen benim için bir şanssın. Hayat her zaman böyle şanslar sunmaz insana. Sunduğunda da bunun değerini bilmek gerek. Ve ben, Hayatın bana verdiği bu şansı sonuna kadar kullanmaya kararlıyım. Bir öyküsün sen artık hep yazılacak ama sonu hiç gelmeyecek bir öykü


necmidayan 28 Aralık 2008 23:17

Adımlar
 
turuncu turuncu gün batımlarında
sana dolu dolu yağmışız
yüksek gerilim hatlarında
yollarına ıslak düşmüşüz
gri gri bulutlarda
en çok seni aramışız
düşün ki leyleklerin yolculuklarında
yıldızları avuçlarımızda
kaçaklar gibi toplamışız
bir gökyüzü belki senin maviliğinde
meydanlarda içiçe yaralı yatmışız
buhar buhar sevdalarda
düşün ki bir karınca
kanatları kırık
yandıkça yanmışız.


necmi dayan


ahmed 29 Aralık 2008 00:31

Gidin Yıllar



Hepinizi bağışladım,
Yaşınızı silin yıllar,
Benden yana helal olsun,
Gidin yıllar, gidin yıllar.

Verdiğiniz yeter bana,
Can kattınız, köhne cana;
Saçımdaki beyazlara
Aldırmayın, gidin yıllar.

Bir kıyıda dururum ben,
Anılarla uyurum ben,
Nasıl olsa olurum ben.
Gidin yıllar,
Gidin yıllar.



Çetin Özdemir


ayabakan 29 Aralık 2008 16:36

Bir Yağmurlu İstanbul Gecesi

Bir yağmurlu İstanbul gecesi
Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu,
Gökyüzü sanki hüzünlenmiş ağlıyordu,
Tıpkı, tıpkı gittiğin o gün gibi..
Benim ağladığım gibi,
Bir yağmurlu İstanbul gecesi...

Penceremin kenarındayım,
Yalnızlığımı bir fincan çay paylaşıyordu..
Çayın bile arkadaşı
Yalnızlığını paylaşan şekeri vardı,
İçinde bir hayat gibi eriyip gitse de,
Şekerin bundan hiç şikayeti olmadı..
Çünki o, bir hayat gibi eriyip gitmek zorundaydı...

Ahh, ahh...
Benim de hayatım geçip gidiyor,
Bir şeker gibi eriyordu..

Nedeni zaten belli,
Sevgi yok, aşk yok ve sen yok!
Gittin bir yağmurlu İstanbul gecesi,
Bir daha geri dönmedin
Bir daha haber alamadım senden...

Şimdi, şimdi anladım ki,
Sana doyasıya sarılamamışım.
Böyle mi olmalıydı ki?
Böyle kolay mıydı ki sevgi?
Kahretsin hatırladım şimdi gidişini,
Oturup ağlamıştım..
Bir şiir yazmıştım sana
Yağmurlu bir İstanbul gecesi...

Bir yağmurlu İstanbul gecesinde yalnız ağladım,
Sokaklarda sırıl sıklam seni aradım..
Her yere, hatta ilk tanıştığımız parka bile baktım,
Yoktun, yoktun yine yoktun..

Gece rüyamda seni yokladım,
Korkuyla, hüzünle, ağlayarak uyandım..
Saate bile bakmadan,
Kendimi sokağa attım..
Anlamak isterdim gidişini, ama anlamadım...

Beni bu karanlık ve yalnız İstanbul gecesinde,
Yağmurla bıraktın.
Mutlu musun?
Sormam bile hata aslında,
Sen bile inanamazsın..
İnanmayı becerseydin,
Beni böyle sensiz komazdın.

Neydi, neydi seni benden alan?
Beni böyle inanmadan bırakan,
Sen de ağladın mı? Ağladın mı giderken..
Biliyorum ki ağladın,
Seni böyle delicesine severken...

Gittin, yoksun.. Gün geçti, hafta geçti..
Sonunda, sonunda acı mektubun geldi,
Anlamsız bir elveda yazıyordu içinde..
Sadece güldüm, ağlarken sana ve seni sevene...

Artık anladım,
Anlamayı ve inanmayı anladım..
Seni kavradım,
Seni, senle yapayalnız bıraktım.

Kendimi yağmurlara teslim ettim,
Her yağmurla beraber,
Boş sokaklara..
Boş kalplere..
Boş ellere yağdım...

Bir gün, bir gün senin ellerine de damladım,
Kahroldum ve ağladım...

Küllenmiş Sevdan ile Isıttım Kalbimi

Sessizce yağmaya başladı kar dün gece
Seyrederken adını söyledim hece hece
Elimde senden kalan bir bilmece
Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece

Ellerim ceplerimde ellerini aradı
Gözlerim karlarda senden bir iz aradı
Ayrılık şarkıları söyledim bütün gece
Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece

Hesaplaştım bir bir geçmişimizle
Affetmezsin bilirim özür dilesem bile
Sarmaş dolaş sevgilileri izledim gizlice
Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece

Şimdi kim bilir kimlerde dedim kendime
Nasıl bıraktım seni ellere kendi elimle
Son pişmanlığım fayda etmese de
Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece.


Sedef 21 29 Aralık 2008 20:49

Günaydın Hüzün...


Günaydın hüzün
Bu sabah uyandığımda
Düşlerimden uçup giden
Sevdam mıydı gördüğüm.
Kan damlayan şafakla
Başıma tac olan gün
Alabildiğine hüzün.

Yakamozlara saplandıysa düşlerim
Karanlığa ram olan
Ne gün, ne de dün.
Siyaha dönerken kan
Kararır yüreğim.
Gece,
Benimle mi derdin
Dur dinle.
Belki de karanlık tüten
Ay'dı küstüğün.

Katline ferman da çıksa
İnfazı reddediyor düşlerim.
Elimi uzattığımda erişemediğim
Gece bağlamış yüreğim
Yorgunum dedim
Üzgünüm dedim
Kırgınım dedim
Yeter artık üzerime gelmeyin.

Günaydın hüzün
Günaydın hüzzamı
Yüreğime gömdüğüm gün.

..27/12/2007..

H Hikmet Esen


peaceful 29 Aralık 2008 21:03

AŞK ŞARKISI

Ellerini ver, öpeceğim,
Binlerce el içindeyim,
Şu beyaz çizgilerden gideceğim.
Ellerini ver, ellerini...
Seni öldüreceğim.

Gözlerinden gireceğim,
İçinde yer edeceğim.
Sana oradan sesleneceğim;
Ellerini ver, ellerini...
Seni öldüreceğim.

ÖZDEMİR ASAF


ÖmÜrCeK 29 Aralık 2008 22:30

SusTum..!!!
Şimdi kimse biLmiyor ne yaptığımı ne ettiğimi.. Sussam ne fayda,konu$sam ne fayda. NasıL oLsa kimsenin haberi yok. FaiL-i meçhuL doLa$ıyorum $imdi. . Ufukta yeLkenLiLer görüLüyor. Ama ben susmayı tercih ediyorum. Kimse anLamıyor !



ELimde değiL konu$mak,anLatabiLmek gerçekLeri. ELimde değiL sevdiğimi söyLemek,ispatLayabiLmek. Susuyorum sevdiğim biLmiyor,anLamıyor! En iyi çözüm diye dü$ündüğüm zamanLarın birindeyim $imdi. İLginç buLuyorum bazı $eyLeri. Bırak gözLer konu$sun $imdi. .



Bakı$Larına anLam yükLüyorum. Her bir harfinde bir "sen" döküLüyorsun gizLi heceLerimin. . Sustum $imdi! GözLerim anLatıyor gizLi $eyLeri. "Seviyor" diye haykırıyor i$te.. AnLamıyorsun!! Sus.. Konu$muyorsun da zaten.. Bırak gözLer konu$sun $imdi. .




Kanayan bir yarasın yüreğimde.. AcıLarım kefen sarmı$. Hissediyorum i$te. ÖzLem kokan yarınLara güzeLLik ekLiyorum kendimce.. Sen yarasın yüreğimde.. Sustukça acıyor i$te biryerLerde..
Tam diyorum, bitsin artık bu i$kence! Ama..oLmuyor i$te.. Yapamıyorum bazı istedikLerimi.. Okadar $ey istiyorumki biz'e dair.. Konu$sam ne fayda edicek keLimeLerLe sınırLanmıyorki. .




Sustum iŞte yine, Şimdi... AnLa artık haLimden, duy sesimi !
Sustum iŞte yine, Şimdi... Bitsin artık bu i$kence, dön geri !
Sustum iŞte yine, Şimdi... GözLerine hasret kaLdım, sevsen ya beni ! .


ahmed 29 Aralık 2008 22:40

Balmumu Sevda



Sıcak bir temasın efsunlu
Bahtiyarlığını,
Rugan ayakkabısı
Yastığının baş uncunda saklı
Bayram çocuğunun
Heyecanını,
Dudaklarda yıllanmış şarabın
Hazzını,
Semazenin parmak uçlarından yükselen
Neyzen çağıltıların
Coşkusunu,
Sürdük ellerimize
Balmumundan bir sevda yarattık...

Korkmadık erimekten
Bizdeki alev yanardağın kaynağıydı.
Patlamalarımız kendimize
Tutkumuz yenidenliğe armağandı.
İncecikten tutunduğumuz koza gardımız
Göremediklerimiz aynamızdı.

Biliyorum;
Aslında gerçekten hiç doğmadık
Senle ben hiç biz olamadık...
Kaçınılmazdı silah kuşanmamız
Kılıçlar çekildi.
Sağlam sandığımız temel
İpek böceğinin dileğiydi sadece...
Ayaklarımıza sinmiş sevda sanığı
Ayrıldı özüne
Kendine çekilirken heykelimiz
Ruhumuz sinmişti gölgesine...

Sonra mı?
Ardımızda harbimiz,
Antik sevda müzemizin
Bakırdan levhalarına astık
Heyelanlarımızı...

Bende kalmış bir parça sen ile
Gözlerimde balmumu zamanların izleri,
Eriyip gidecekmiş gibi
Kibrit kavının közünden parmak uçlarımı koruyorum şimdi...
Karanlığa alışmış görmelerim
Bitip yitene aldırmak istemiyor belki
Nafile...
Heyecanlı coşkumuzun, hazlı bahtiyarlığında
Yine sana karışıyorum...
Biliyorum geçecek bu serzenişim
Biliyorum son bulacak senli nefeslerim
Ama son defa,
Bir kibrit çakıyorum
Bir parça dem çalıyorum yüreğime
Gözlerimde hazan artığı
Ben hala biraz sen kokuyorum...

Aslı Kaya


ener 29 Aralık 2008 22:40

Aşk Yalnız Ağlar...

Yorgunum bu gece bitanem
Nicedir anlatamadıklarımdan
Nicedir bıçak sırtı yaşadığım sevdandan
Med cezirde savruluşumdan
Yorgunum...


Öyle vurdun ki yüreğimi bam telinden
Tüm acılar utanır hiçliklerinden
Ten kokun olsa da tenimde
İhanetler kol gezmekte bedeninde
Senin diğer yarındım ya hani
Tespih olmuş dilinde her güle


Zikirdi dudağımda iki hece adın
Suya yazdım avuçlarımdan silindi
Can ışığımdı ela gözlerin
Yıldızlara astım tan ağardı
Şimdi vur beni yaz kaldırımlara
Sor bakalım alır mı eskici


Büyüsü kalmadı kavuşmaların
Kalp çarpıntılarımın gülümseyişine
Bizi terk etti mavi düşler perisi
Sensizliğe sürgün rüyalarım
Bitkinim kurumuş çınar kollarım
Kör gecelere yaslanır kalkarım


Ağla kaldıysa bir parça sevgiye
Ucuz aşklarla yıka yüreğini
Silinir onlarcasıyla izim belki
Ağla kelebek yüreğine
Gemici ruhunu al sol yanına
Birde beni benimle aldatsana


Bakma ardına
Sakın sorma nefret ediyor muyum diye
Nefret bile bir duygudur sevdadan yana
Bulutlara kurşun işlemez.
Yağmura bıçak


Haydi çek git artık
Aşk yalnız ağlar...


A ş k y a l n ı z a ğ l a r





Alıntı


ÖmÜrCeK 29 Aralık 2008 22:47

Sana ve Bu Koca Şehire İnat...!
sana ve bu koca şehre inat,gideceğim
bildiklerimi yok sayıp karışacağım karanlıklara
var olan acıyı gidişime yorup,
mendilimle sileceğim ıslanan yanaklarımı
son sigaramı marmaraya atarak elveda diyeceğim,
sana ve bu koca şehre...

sorgulamaya başlayacağım
seni,kim olduğunu?
neden karşıma çıktığını vakitlerin en olmazında,
hayatımın hangi evresini kapatıp,
hangisini açtığını çözeceğim sonra
sana ve bu koca şehre inat...

İstanbul ki dökülür gözünden yaş
mevsim hep sonbahar,
kimileri hüzün koyar adını
ama kimse bilmez;
sen beni sonbahar da sevdin
ve ben seni...
sana ve bu koca şehre inat...

hangi ateşlerde yandığını bilmiyor yüreğim
ve bilmiyor yüreğin ne haldeyim
bir İstanbul şahit,
hem sana,hem bana...
belki de bu yüzden ısrarla beni çağırırken,
meydanlarını dar ediyor sana
mevsim hep sonbahar...
sana ve bu koca şehre inat..


ahmed 29 Aralık 2008 22:59

Buz Tutmuş Gül Adası



Soğuk bir kış günüydü
üşümüş ellerin geldi aklıma
Beyazla makyajlanmış
Her şeye inat
Gözlerinin pişdarları bakışlarıydı
Felç eden rüzgârları

Yavaşça dokunduğum ellerinden
Bir kapı açıldı, eritti tüm karları
Bir düştü dizlerimizi bu kadar ısıtan
Don tutmuş yollarda, sis basmış sokaklarda
Parmak uçlarından renk aldı gökyüzü
Kızıla büründü bulutlar
Sırtında mavi gökle
Kışı bitiriyordu Sanki
Sinirli ve kovar gibisinden
Hazan istemiyordu yürek
Soğukta bileklerinde ayrılık izi kaldı

İntizarım,
güne sen baktığında
Söz, göç kuşları olmayacak asla
Ilık temmuz rüzgarlarından başka
Giderken düşürdüğün son yaprakta
Bir gül adası hediye edeceğim sana
Gönlümün en sıcak kucağında
Gel yarım kalmasın düşlerim
Elvedayla süslenmesin gülüşlerim...

İsmet Erkabaktepe


ÖmÜrCeK 29 Aralık 2008 23:01

Bir Tek Seni Unutamam

Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?

Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…

Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…

Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok..

Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama…Bir tek seni unutamam


arwen 29 Aralık 2008 23:34

Ben, Seni Sevmiştim
Artık yağmurlarda yağıyor
Islanıyor ve üşüyoruz.
Toz pembe rüyalarımızı
En giz yerinde bölüyorlar.

Tanyeri eskisi kadar doş değil,
Hasret çekmemek elde değil.
Senden uzak, senden uzak bu yerde
Zor da olsa günler bitmez değil.

Yine bugün rüyamda sen vardın.
Halinle,tavrınla bütün güzelliğinle
Bir kelebek gibi dalıma kondun.
Herşey bir rüyaydı,bütün güzelliğinle.

Sevdiğim kahverengi gözlerinde,
Bilinmedik bir elveda hüznüyle.
Halinle,tavrınla bütün güzelliğinle
Son nefes gibi bedenimden gittin.

Ben,seni sevmiştim oysa ki,
Benliğime mahpus bir sır gibi.
Oysa ki ben, seni sevmiştim;
Yüreğime mahpus bir sev'i gibi...

Akdağ Ersoy


BiRuMuT 29 Aralık 2008 23:42

Belkide Hiç Yazmamalıydım....
gitmeleri severdim ben...
ve sende bilirdin birgün gideceğimi
öyle herşeyi dagnık bırakarak...
Ortalığı toplamadan gitmek...
Üzülmeni istemedimki ben...
Alışma derdim ya hep sana alışmıcaktın bana...
Söz verdim bu gidişe
Bekleyen yok ama gitmeliyim...
öyle yaa söz verdim
gecelerime yağmur yağmıyor artık...
Hergün bir yıkım...
Düşlerim çıkmazda....
Bedenim karanlık bir sokakta...
tek bir ışık vuruyor başımdan aşağıya...
yanlızca beni aydınlatan...
Gitmelerime nedenler aramalıydım Ben...
bir neden bulmalı ve gitmeli...
yalanlara soktum seni
Yalana buladım...
Sonra nedeni yalan yaptım..
kaçtım insanlardan...
Ve ben bu gidişi senin üzerine yazdım...
kullanmazken silgileri...elimden düşürmez oldum...
Bi kalemken yazdıklarımı sildim...
Ve senide Öyle...
Belkide hiç yazmamalıydım...


alıntı


ayabakan 29 Aralık 2008 23:45

Ecelim Olur Musun?

Hayret! Nasıl da ışıldıyor yüreğin
Sen gerçekten kul musun
Sevdanı gördüm gözlerinde
Yoksa ulaşamayacağım nur musun?

Çırpınır güzelliğinin yakamozunda şiirler
Nakarat nakarat yakar bedenimi şarkılar
Mısra mısra, mızrak mızrak
Saplanır gözlerime güzelliğin.

Gülüşün bir çocuğun sevinciyle
Bayram öncesi arifeleri hatırlatır
Öyle özlem, öyle elbise, öyle pabuç
Her açılan kapıda şefkatinle karşılaşmak
Öyle şeker, öyle fıstık; öyle lokum

Hasretinin hararetiyle buğulanmış bir cama,
İsminin baş harfini yazınca büyürüm yeniden
Öyle mecnun, öyle Ferhat, öyle kerem

Sen yüreğimdeki iklimin baharı
Sen lisanı olmayan dillerin alfabesi
Sen, yavan bir hasretin sevda katığı
Sen bir ilâha niyetlendiğim sahurum.

Gitme sakın yüreğimden âşık sana bu şehir

Asılmış suratların boynundaki ilmik
Çatılmış kaşların şakağındaki kurşun
Bükülmüş dudakların isyandaki dilleri
Yokluğunla savaşmanın, çırılçıplak kışı
Hep mahcubiyet doğurur güneş yerine.

Oysa güneşimsin sen
Uslanmaz ki sensiz bu beden
Bir tebessüm et yeter
Bakışındaki nakışa gölge olmam ben.

Fesat bir yalnızlık var içimde
Yoksun ya yanımda olmasın kimse mutlu

Şimdi sensiz açan çiçekler solsun
Ağustos ayında, el ele tutuşmuş âşıklar donsun
NEYSE! Hepsi bir yana dursun,
Sadece sana öleceğim ecelim olur musun?


ahmed 30 Aralık 2008 22:33

Vuslatı Getiren Kar Tanesi Gibi



Usul usul kar taneleri düşüyor şehrime,
Onları seyrediyorum, elimde bir fincan kahve,
Süzülüyorlar gökyüzünden toprağa kavuşmak için,
Ama yavaş yavaş,
Toprağa çektirecekler ya vuslat öncesinde,
Hasretini arttıracaklar ya,
Çıldırtacaklar onları bekleyen toprağı.

Usul usul süzülüyor kar taneleri havada,
Biraz çektirecekler önce,
Sonra okşayacaklar tenini toprağın.

Kar taneleri bile vuslatı getiriyor toprağa,
Onlar bile kavuşuyorlar senede birkaç defa da olsa,
Gökte inadına usulca süzülen bir kar tanesi gibi,
Sende bir gün gelecek misin bana...



Gökhan Taflan


ener 30 Aralık 2008 22:40

GerçekLerim Yeter MutLuluğuma...


çok istediğin (!) baş rolü başkası kaptı tatlım.
İzlemek kaldı sana bir tek..
Bilmediğin o kelimeyi izleyerek nasıl öğreniceksin bilmiyorum.
Bu sefer aşkı ben oynuyorum sevgili

Hani demiş ya muhtesem şair ‘ Beni anladığın da aşkı da anlayacaksın.’
Ben artık beklemiyorum senden anlamanı
Ne beni ne de aşkı.
Sadece görmeni istiyorum o yaşadığını sandığın aşkı..

Ben şimdi sadakatı oynuyorum sevgili..
O bir türlü beceremediğini..
Maskeni bana bırakıp gittiğinde kalan sadakati..

Işık söndü ve tükendi aşkın..
Olmayan aşkın mı demeliydim yoksa..
‘Seni seviyorum’lara yükledin sen aşkı.
Fazla geldi kaldıramadı yüreğin.

Dudaklar kapandı ve sustu sözlerim..
Ön sıralardan aldım biletini..
Bir tane de değil hem de !
Yanındaki de öğrensin istedim aşkı.
Darılma sevgili izle gerçek aşkı istedim !.

Kitap kapandı ve masal bitti sevgili ..
Benim ihtiyacım yok artık masallara.
Gerçeklerim yeter mutluluğuma



Alıntı


arwen 30 Aralık 2008 23:39

Uzaklardasın Uzaklardasın
Uzakta olsan, hep yanımdasın

Bazen esen bir rüzgarla
Odama dolmakta...
Bazen yağmur olup
Pencereme vurmaktasın.

Meltemdi esen dün gece,
Haykırdım ona sevgimi
Sessizce...
Aralayıp pencereni
İzin verdinmi girmesine?

Yağmur şarkı söylüyor bu gece,
Damlalar raks ediyor
Gizlice...
Bir gökyüzü tanık,bir de ben.

Sen uzaklardasın
Uzakta olsan, hep yanımdasın.

FATMA DOĞRU


ahmed 31 Aralık 2008 22:00

Yılın Son Şiiri



Bu, kötü ve sensiz geçen yılımın son günü
Acımasız her halinin son günü
Bugun bana hayır demenin de son günü
Bu gece seni sensiz yaşadığım son gün

Seni özleyeceğim en son gün
Bitti artık bu yıl, benimde son günüm
seni görmeden yaşadığım son gün
Kötü ve sensiz geçen yılımın son günü

Ölüyorum bak artık saat oniki son günüm
Tutmadın elimden benimle kalamadın bilmedinki bugun son günüm
Sensiz sonsuz uykuya dalacağım son günüm
Kötü ve sensiz geçen yılımın son günü


Burak Alsu


ahmed 31 Aralık 2008 22:07

Her Şey Çok Güzel Olacak



Bugün de seni gömüyoruz zaman kabrine,
Ağlamak yok ama herkes için aynı terane,
Doldurdun miladını artık,
Kimine sevinç bahşettin,
Kimine hüzün,
Bazısı hep güneşin sarı selamını aldı,
Bazısı için gece tek yaşamdı,
Ne olursa olsun geçti bir dolu sene,
Ve inan ki şimdi karşımda oturan,
Geçmiş zaman kipiyle kullanmaya başlayacağımız,
İhtiyar sene,
Her şeye rağmen yaşamak güzeldi,
Her şeye rağmen çekmek ayaz havasını sonsuzca içime.

Sessizliğin savsata lafları bazen umudu kırmış olabilir,
Ya da sevdiğinin gölgesi pencere altından gülümsemiyor,
Belki de yaralı bir ceylan misali kalmış da olabilirsin,
Hiç olmasa belki hain akbabalar başında ölüm uçuşlarında,
Olmuş da olabilir,
Lakin vazgeçmek yok,
Anlamsızlığın kıyılarına vurmuş ya da karaya oturmuş olsak bile,
Şunu görmek lazım,
Bu hayat denilen vahşi kısrağın gemleri hep kendi elimizde,
Geçen senede,
Bu senede...

Bütün ruhumlar inanıyorum ki her şey çok güzel olacak,
Yeni yıl ağlayarak doğsa bile güldürmek için geliyor,
Akşamsefaları sümbüller bu sene hiç boynun kırmayacak,
Ve bu senede aşık olacaksın belki bu sefer o beklediğin olacak,
Piyango vurmayacak bu senede sana varsın olsun be,
Zaten en büyük piyango senin gönlüne vurmuş,
Karşılıksız seviyorsun ya insanları daha ne,
İnanıyorum...
Çünkü bazen inanmak yeter/bazen sevmek yeter.

Not:Herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım
Her şey gönlünüzce olsun.


Metin Çalışkan


BlueMoon 31 Aralık 2008 22:48

Bayrak
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği,
Şehidimin son örtüsü,
IŞIK ışık dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum
Senin destanını yazacağım,
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım,
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım,
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder,
Gölgende bana da bana da yer ver.
Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar,
Yurda ay yıldızının ışığı yeter,
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,
Kizıllığında ısındık,
Dalgalardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığıındık,
Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalğalı
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim
Senin altında doğdum
Senin dibinde öleceğim,
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim
Yer yüzünde yer beğen,
Nereye dikilmek istersen,
Söyle seni oraya dikeyim.


Arif Nihat Asya


Nephthys 1 Ocak 2009 01:20

ŞİİRLERARASI YOLCULUK

Duygularımıza cemre düştüğü an tohumlar ekmiştik yüreğimize. Soğuk ve durgun geçen dönemde hep hazırdan yediğimizden, kelime hazinemiz tam takırdı. Açlık kapıya dayanmıştı. Üstelik ektiklerimizin hasatına da daha çok zaman vardı.
Doğduğumuz şiirden, harfi, kelimesi altın, doyacağımız büyükşiirlere gitmek gerekiyordu. Nasıl olsa vasfımıza uygun bir dize bulma ihtimali vardı büyükşiirlerde. Dize olmasa, kelime, kelime olmasa hece ile yetinebilirdik. Ne de olsa kıt kanaat okumaya alışmış, asgari harflerle yaşamayı öğrenmiştik.

Duygularımızın uçan halısının havası inmiş lastiklerini şişirip yola koyulduk. Küçük dizelerden oluşan Aşk şiirlerine ulaşmıştık. Rakımı düşük, kelime olamamış heceleri oluşturan harf nüfusunun yoğun olduğu aşk şiirlerinin arasında mola verdik. Harfler ya ş(aşk) ın ya savaş(k) halindeydiler. Acıkmıştık, bir şeyler yemek istedik. Pişmiş aş(k) a su katıldığını gördük. Kokuşmuşluğu tiksinti vericiydi. Sifonu bozuk dörtlüklerin ortasındaki enkazda Tosun eserlerini imzalıyordu hayranlarına. Öfke ile yolculuğumuza devam ettik.

Sürekli göç alarak imla plansız bir şekilde büyümüş şiirlerin içinden geçtik. Ne harfler ne heceler ne de kelimeler bir birleriyle kaynaşmamıştı. Şiire yabancı bir şekilde dizelere yerleşmişlerdi. Bir süre sonra doğdukları şiire kesin dönüş yapacak gibiydiler. Bunlardan türeyen yeni nesil harfler ve heceler ise hangi şiirin duygusuna göre büyüyecekleri kararsızlığının ikilemi içindeydiler.

Varoşları bol şiirlere doğru ilerliyorduk. Meyvesi duygu olan tek bir ağaç yoktu. Bu şiirlerde bütün yük dişi harflerin sırtındaydı. Erkek harfler şiirin ortasında bir dizenin etrafına çöreklenmiş, pişpirik oynuyor, noktalama işaretlerinin ince belli, sırma saçlı, al yazmalı bardaklarla ikram ettiği çayları yudumlayıp, yan gelip yatıyorlardı. İmla hatasına rastlamamış şaşırmıştık. Şiir çıkışında anladık ki, imla yokmuş şiirde.

İrili ufaklı şiirler, dizeler, kelimeler aşarak büyükşiire ulaşmıştık. Yaldızlı ışıklarla parlıyordu büyükşiirin heceleri. Kiminde sakindi, kiminde koşturmaca içindeydi harfler. Hecelerden dışlanmış harfler, şiirin boş alanlarına çadır veya gecekondu kurmuşlardı. Her türlü ihtiyaca cevap verebilecek durumdaydı büyükşiirler. Fast food dizelerden tutun da, işportaya düşmüş ihraç fazlası kelimelere kadar her şey vardı. Her dize kendine uygun olanlara hizmet ediyordu. Lüks dizelere kolay girilemiyordu. Eğer kendi şiirinden gelmiş bir tanıdık veya bir hemşeri kelime elinden tutmuyor, kılavuzluk etmiyorsa büyükşiirlerde barınmak mümkün değil. İşte o zaman anlaşılır ki, büyükşiirlerin harfi hecesi altın değilmiş.

Şiirlerarası hızlı gidilse de şiiriçinde sürat yapmamak gerekiyordu. Kontrolsüz virgüllerden çıkan harfler sağa sola bakmadan dalıyordu dizelere. Her an bir travma riskiyle karşı karşıya kalınabilirdi. Ayrıca her şiirin kendine göre bir özelliği, bir güzelliği vardı. Gerek bunları ve gerekse kelimelerın, dizelerin mimari yapısını, şiirin doğal, kültürel zenginliklerini iyice görmek için Şiiriçinde yaya dolaşmak en güzeli.

Geri dönme zamanı gelmişti. Eli boş dönmek olmaz diye düşünüp, ağlak kelimelere sattığım mendillerden, eksozuna boğulduğum hecelerin camlarını silmekten biriktirdiklerimle kendi şiirime döndüm. Oh be, hecesini, kelimesini sevdiğim canım şiirim, nasıl özlemişim seni.

Yiyip içtiğin senin olsun, okuyup gördüklerini anlat diyenlere “ŞİİR İÇİNDE SÜRAT YAPMAYINIZ, HATTA YAYA DOLAŞINIZ” diyorum.




Rahim TAŞ


ÖmÜrCeK 1 Ocak 2009 15:15

Nefret Edemedim
uçsuz bucaksız gibi görünen bir sevdanın biteceğini bilemezdim
yaşananların bir nihayeti ölüm sanırdım,yaşarken biteceğini bilemezdim
hep sevgi dolu geçecek bir ömür sanırdım yaşadıklarımızı
bir hiç yüzünden biteceğini bilemezdim
oysa şimdi çok uzaklarda kaldı bu sevda
gözüyaşlı biteceğini bilemezdim
birgün gözlerime sensizliğin hüznünün çökeceğini bilemezdim
yaşarken ölü gibi hayatımı devam ettireceğimi bilemezdim
kalbin ağlarken yüzünde bir maskeyle dolaşılabileceğini bilemezdim
ve şimdi öğrendim



yağmur altında ağlamayı öğrendim kimse ağladığını anlamıyor
iki boya sürüldüğünde yüzümdeki hüznün görünmediğinide
gözlerimi gözlüklerin arkasına saklamayıda öğrendim
öğrenemediğim tekşey senden nefret etmek
senden nefret etmeyi çok istedim başaramadım
nerde elele birilerini görsem
nerde gözgöze birilerini görsem
nerde sarılmış birilerini görsem
hep sen gelirsin aklıma
nerde bir çocuğun elinden tutan birini görsem
işte o zaman isyan ederim sana..


alıntı


arwen 1 Ocak 2009 16:15

Seviyorum işte varmı ötesi
Sevmeye hudut çizemezsinki
Beni şöyle sev, böyle sev diyemezsinki
Kardeş gibi, arkadaş gibi, dost gibi sev diyemezsinki
Çünkü seni ben sevmiyorumki
Bir ben var benden içeri
İşte o ''ben''seni seviyor, söz dinlemiyorki
O seviyor hangi sevgiyle sevileceksen
O seviyor sen nasıl bilineceksen
O seviyor hemde çıkarsız
O seviyor hemde uçsuz bucaksız

Ey benim değeri bilinmezim
Ey benim paha biçilemezim
Ey benim dünyalar içindeki dünyam
Ey benim rüyalar içindeki hülyam
Ey benim çöllerdeki vaham
Ey benim suyum güneşim havam

Seviyorum işte hemde çıkarsız
Seviyorum işte uçsuz bucaksız
Seviyorum işte hemde ölesi
Seviyorum işte varmı ötesi


Ali Kamuran Koçyiğit


ÖmÜrCeK 1 Ocak 2009 16:27

Üzülme; ayrılıklar da hayata dair diyorum kendime.
Her geçen gün bir ışık bu aşk için, belki de uzaklık yakınlığa gebe.
Şimdi sadece gidiyorsun paylaştığımız mekanlardan, kokun kalır geride.
Maviliğinde kaybolduğum dalgalı gözlerin içimde.
Gülümsemene hasret olsam da üzülme, sevdan hala yüreğimde.
Sensizlik alışılmayacak bir işkence.
Demiştim ya bir zaman önce;
Geri dönmek için uzakta olmak gerekir diye.
Şimdi aşka kendi tarafımdan baksam da,
Döndüğünde aynı hislerle ve hayatımda olduğuna şükrederek,
Belki gözümden akan iki damla yaşla,
Seni sevdiğimi tekrarlıyor olacağım.
Üzülmüyorum.
Git, gidebildiğin yere diyorum.
Yokluğuna alışmak varlığının bedeliyse, ödüyorum.


Sedef 21 1 Ocak 2009 16:28

Aşk Neydi


Artık sen yoksun,

***
Diye başlayan ve devam eden…
***

Hayallerimde, rüyalarımda
Ayrılığına alıştırdım yüreğimi
Anladım ki gerçeği
Sen doğum,
Ben ölümmüşüm meğer
İki ayrı yamaç gibiymişiz
İşte bu bir ayrılığın özetiydi…

***
Yeni bölüme hoş geldiniz!

***

Aşk neydi
Platonik miydi?
Aşk neydi?
Sebepsizce bağlanmak mıydı?
Yazılan mektupları yakmak mıydı?
Aşk neydi?
Ferhat olup dağlar delmek
Mecnun olup çöller geçmek miydi?
Aşk neydi?
Bir yudum su muydu?
Su olup akmak
Yolunda kırılmak mıydı?
Uğruna kurşunlara durmak
Yürekten yaralanıp uzaklaşmak mıydı?
Aşk neydi?
Güzel bir şarkıda kendini kaybetmek
Sevgiliyi yani doğumu düşünmek miydi?
Aşk neydi?

***
‘’Aşk emekti, aşk karşılıksız sevmekti…’’
Yeteri kadar açıklana bildi mi?
Hayır diyenleri duyuyor gibiyim
Peki ya o zaman…
Aşk neydi?
***


Aşk neydi?
Doğum muydu?
Ölüm müydü?
Diye soranlara…
Küçük ama hatırlanacak
Bir cevap,
İki virgül arasında
Yeniden doğan aklımın
Hatırladığı kadarıyla
‘’Aşk delice akan
Yalnız bir nehirdi
Ta ki,
Köprüler atılınca
Yamaçlar kavuşunca
Yalnızlık bitti ve
Aşk doğdu...
Ne zaman köprüler yıkıldı
İşte o zaman
Aşk öldü…
İşte bütün bunlar
İki virgül arasında oldu ve bitti…’’

***
Aşk bu mu?
Hayır!
Aşk bu değil
Aşk içimizde…
Kelimeler bu kadarını
İfade etti
Ve bitti…
***

Artık alıştırdım kendimi
Köprüleri yıkıp
Yamaçlarda yalnız kalmaya
Alıştırdım eski beni
Aşkı ölümde aramaya…

***
Aşkın çok tarifi yapıldı
Aşk için şiirler, şarkılar yazıldı
Ama benim ve diğer yazanların
Unuttuğu bir ayrıntı vardı
Aşk yazılmamalıydı
Aşk yaşanmalıydı…
***
O iki yamacın
İki anlamı
Bir tarafı doğum
Diğer tarafı ölümdü…


Kemaleddin Elyasoğlu


arwen 1 Ocak 2009 16:33

İstiridyenin tutsağı
İnci değilim
Pırlanta,şatafatlı
Zümrüt de değilim
Güzel kadınlara sevdalı.

Bir taş parçasıyım
Kayadan kopma
Yerim toz toprak
Ezilmekliğim.

Bulamazsın bende
Zümrütün soğukluğunu,
Pırlanta'yı
İnci'nin şatafatını.

Beni,ben olarak gör
Etten,kemikten
Bilesin insanım
Benim ben.
Faruk Sangi


ÖmÜrCeK 1 Ocak 2009 16:50

GİTMEK İSTİYORSUN AMA KAL BİRAZ DAHA




Yine telefonda aynı ses tonuyla "nasılsın" diyorsun.İyiyim desem yalan olacak.. Ölümü bekleyen hasta gibiyim..
Neden sasırdın ?
Gün sayıyorum seni kaybetmeye..
Belkide diyorum son konusmamız bu,nefesini son hissedişim.



Kanadı kırılmıs yaralı bir kusu alırsın ya eline
Bişeyler yapmak istersin ama yapamaz,ölmesini beklersin avucunda
Sonra bükülür boynu
Ömrü bu kadarmıs dersin...



Sende benim elimde öylesin işde..
Avularımdasın,uçmak için cırpınıyosun ama bırakamıyorum
Bırakırsam ölecek,yem olacaksın kahbe gönüllere
Gitmek istiyorsun ama dur biraz daha
Yine buldugum yerden kaybetmek istemiyorum seni..
Gitmek istiyorsun ama kal biraz daha
Ben sevmelere hiç doyamadım seni


arwen 1 Ocak 2009 19:59

Sana müjde verecektim o akşam...
Kaderin oyununa geldim neredende tanıdım seni!
Ben sefil oldum sende var ihtişam,
Ümit verdin vermez olaydın kahrettin beni...


Demek beni hiç sevmedin,
Nasıl oldu da sevgimi üç kuruşa sattın?
Keşke baştan söyleseydin,
Sevmediğin gibi bir de beni aldattın...


Gel gör ki hayat devam ederken bir akşamüstü,
Dil silahıyla vurulup düşmüşüm sırtüstü...
Olmayan hayatımın kalmadı altı üstü,
Zavallı gönlüm yalancı aşka küstü...


Bir aralık ayında vermiştik evlenme kararımızı,
Karlarla kaplıydı dağların üstü...
Nereden bilirdim aldayılacağımı?
Cebimde yüzükler vardı o akşamüstü...
Engin Oyanel


Nisyan-ı Bâtın 1 Ocak 2009 22:12

Uzaklığın

ölümüne parlayan bu ay,
bu yırtılan sular apansız..

bitmiyor hiçbir acının öyküsü,
dökülüp gözlerimden sımsıcak

böyle sevmelerin harcı değil ki,
böyle kavuşmadan yaşamak..

çünkü kör bu zaman, çünkü sağır,
çünkü bu dayanılmaz uzaklığın,

öldürüyor adamı ağır ağır..


ener 1 Ocak 2009 22:31

& & Yüreğimde Filistin& &



Ben, Filistinli küçük bir kızım;
saçları örgülü.
hayalleri tutsak;
öyküsü hüzünlü.


yetim diyorlar bana
babamı almış kör kurşunlar
bu sokaklarda..


hiç oyuncağım olmadı benim
sarı saçlı bebeğim
ve bir bisikletim.
oyunlar oynayamadım
şöyle doya doya..
annemin gözleri yaşlıydı hep,
kalbi duada..
o, benim sığınağım
her gece silah sesleriyle
sığınırım kucağına.
ve hayaller kurarım
umuda dair.


sil gözyaşlarını anne!
bak gül kokuları yayılıyor Filistin'e
kan yerine..
çiçekler açtı bahçelerimizde
ümit çiçekleri..
sen ağlama anne!
gülümsüyorsun artık hayallerimde.

karanlık bir gecenin ıssızlığında,
ayırdılar bizi.
ayırdılar bizi kör kurşunlar,
anne!
yıktılar hayallerimi,
umuda dair ne varsa
bu sokaklarda...

yüreğimde Filstin!
kanıyor ince ince
şimdi bana hem öksüz,
hem yetim diyorlar; anne!
sen gideli susmadı silahlar..
oyuncağı olmadı çocukların,
hayaller bile kuramadılar.


yüreğimde Filistin anne!
davamız Hak
sevdamız Hak
Hakka çıkar yollarımız,
dikenler olsa da anne!

ALINTI..



ÖmÜrCeK 1 Ocak 2009 22:48

Bahar gelmiş aylak şehrimin sokaklarına..Burnumda yalnızlığın kokusu tüterken..Dumanı üstündeyken korkuların..Sen nerden çıktın ki? Ben acılarımla kavrulmaya programlamıştım kendimi..Ağlayacaktım ..Bulutların canını canından alacaktım…Tüm gökyüzünden de daha fazla ağlayacaktım..Kafam karışıkken geldin ya…Anlamadım ki ben..Sen aşk mısın yoksa bir hırsızla daha mı tanıştım…Bilmiyorum..Kelimeler büyüyor..Ama ..Kırılmış ruhum….İtirafı zor..emin değilim…Ne geldiyse bu güne kadar hudutsuz ruhumun başına…Hep emin olmadan konuşmaktan geldi..

Bilmiyorum..Ölümmüdür beni korkutan yada..Sana kapılıp da savrulup gitmelerden midir korkum..Çalmışlar gökyüzümden yıldızları…Güneşim sabahlarımdan çok akşamlarıma doğmaktadır..Anlayacağın ömür büyük kıyametini yaşamaktadır..Sana bir kişilik yer ayırsam…Seni bugün değil yarın sevsem..Sen saklasan sevgini bana…Müsaade etsen haini silip atmama…Olmaz değilmi?? Bu istek senin aşkına ihanettir değilmi… Sana ihanet olan bana nedir peki…?

Biliyorum ipin ucunda asılı umutlar..Bir kan davası belledim aşkı..Belki kırk gün unuttum diyeceğim ve kırkıncı gün o yalnızlık ikili delilik gelecek aklıma ..Peki aklımda eller varken sen beni koynuna nasıl alacaksın..Nasıl birsin..Biriciğimsin diyeceksin…O zaman.. zamanı dakikalara bölünmüşte kiralanmış bir tenden ne farkım kalacak..Bekle temizleneyim..Kalmasın ellerin izleri hiçbiyerimde…Paklansam da yıllarca çıkmayacak lekeler var….Onları napacağız peki..Sen yinede yar…Ahhh yar…böyle de kabulümsün gel diyebilecek misin…”Derim” mi diyorsun….



Saat: 10:36

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık