![]() |
Tek kişilik bir oyunmuş aşk, Düşlerimin katili olup canımı acıtıyorsun. Ama olsun, sen yine de uğra yatağıma. Acıtsan da beni, Kararsa da gece, Özlüyorum seni çok... Susmak çok şey anlatır Susmak yahut da kaçmaktır, Susamışken sana Parmaklarım dudaklarımda Ses çıkarmamaktır. Ölü aşklar konuşmazlar... Alıntı |
Nur-ı Aynım Susmak bir karanlığın başka bir karanlığa Karışıp yanmasıdır bakışlarında senin Bir ömrün eylülünde sararmış yine toprak Bulut bir bezirgânın saçlarını arıyor Ben hangi mağaranın en ücra köşesinde Hangi yitik nehrine gömülmüşüm acının Bir kez olsun eğil de, denizin kalbine bak Susmak yine o yangın, yine mahkûm bir keder Nur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerin Her yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak Sustum; pencereleri yağmurludur şiirin Kırılgan bir kapının ardında kaldı gökler Ellerim unutulmuş bir günün kıyısında Demek ki her lâmbası bana kızgın sokağın Yalnızlığa koşuyor bahçelerden ölüler Demek ki, ben en garip sahrasıyım bu çağın Bir kadın ayrılığın köprüsünden bakıyor Bir köle bir sultanı bekliyor uykusunda Ey bahar cellatları, akşam yüzlü sefiller Kuyudan gelen sesi duyalım, bir susun da Kuruyan çeşmelerden akmayı mı öğrendin Aynalarda ruhunu kaybeden şairlerin Sisli vadilerinden bakıyor gölgeleri Züleyha bahtımızı yakıyor kuytularda Senin kalbinde bahar, baharın kalbinde kış Kar tanelerinde can üşüyor ağlayarak Ey körebe oynayan hayallerim, gitmeyin Bırak uçsun öteye düşlerimi, ey fanus Bir rüyadan gelip de içime düşen çığlık Ya götür beni burdan, ya da ebediyen sus Nurullah Genç |
Vaziyet Bildiğin Gibi Değil İki Gözüm Bildiğin Gibi Değil Fena Akşam Oldu. Fena Akşamın Tezgahında Dokudum Saçlarını. Saatler Geçmek Bilmedi Desem, İnanmazsın. Fena Kokun Geldi Fena Kokunu Duydum Yüreğimin Ucunda. İncir Ağaçlarının Altındaki Penceremde, Sabahlar Olmak Bilmedi Desem, İnanmazsın. Günler Mi Uzadı Yoksa Hasretin Mi Belli Değil Vaziyet Bildiğin Gibi Değil İki Gözüm; Bildiğin Gibi Değil E.Özyağcılar |
İzmir Gelmemi isteme,dönemem İzmir, Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir. Kopardılar dalından gonca gülümü, Elbet gün gelir özlersem ölümü; Gelmemi isteme dönemem İzmir, Niçin dönmediğimi bilirsin bir bir. Bakarsın ölüm çağırır gelirim İzmir, Rüzgar olur denizden eserim bir gün, Avuçlarımda yakamozlarla dönerim bir gün, İçim yana yana sönerim bir gün, Karşıyaka'da soldu tomurcuk gülüm, Artık çağırıyor beni de ölüm. Dönmemi isteme dönemem İzmir, Karşıyaka'da ne oldu bilemem İzmir, Ben bu acıyı kolay silemem İzmir, Hüzünle tükendi geçti bu ömür, Adımın anlamı olsa da özgür, Ben tutukluyum gelemem İzmir; Bundan sonra artık gülemem İzmir. Gelmemi isteme dönemem İzmir, Sokaklarını,sırlarını bilirim bir bir. Kopardılar dalından gonca gülümü, Elbet gün gelir özlersem ölümü, Gelmemi isteme dönemem İzmir, Niçin dönmediğimi bilirsin bir bir. Erden Erkin |
Ve Kalemi Bırakıyorum Onurlu bir uykudan uyanırcasına Gözlerime mil çekip gönderin beni şehirden şehire Deniz sesi yeter bana Alnımdan bir kartal uçsun Ve konsun leşine çirkefliğin. Ve kalemi bırakıyorum Ağlıyorum başucunda orman kardeşliğinin Nazım'a şarkılar söyleyerek gidiyorum Sınırın ötesine gurbet diyorum, Hasret diyorum Çukurova'nın asi nefesine. Ve kalemi bırakıyorum Öncesini Meriç'le Sonrasını Dicle ile yıkıyorum seni tanıdığım vakitlerin Gürbüz bir çocuk emekliyor içimde Gittiğim her ana yön anneme varıyor Gittiğim her şehir Amed. Ve kalemi bırakıyorum Ne yalvarışlar haykırdı sesim İnleyen bir mezarlık gibi mabedim, Ne şiirden sevdalar yarattım, Hep aydınlığa sevdalandım Karanlıkta olduğumu bile bile. Ve kalemi kırıyorum İnsanlığımı şiirlerimle yargılayanlara sesleniyorum Ve insanlığımı Kimliğimle, Yeni bir kalem dileneceğim belki Yeni bir sayfa Yeni bir hayat Lakin içimdeki mağrur şairi asla öldürmeyeceğim Asla öldürmeyeceğim. Nedim Kardaş |
Bir Düş-tük Kırıl-dık! Bakma bana öyle, Sessizde durma, Özlemiyorum artık seni! Bir şeyler söyle, Akıllara zarar suskun cümlelerinle boğma beni. Dudaklarının altında biriktirdiğin sözleri çıkar, Sevmediğini haykır yüzüme, Yokluğuna dayanırım elbet, Yeter ki çık yüreğimin kafesinden. Damlalarım yoruldu akmaktan, Bir düş-tük kırıldık anla işte. Sana uzak olduğum kadar yakınımda, Çıkaramıyorum sen düşünceleri beynimden, İntihara neden olacak sen düşünceleri, Gülerken ağlamak nasıl? Veya ağlarken delirmek Benimkisi de böyle bir şey işte. Hissetmiştim gideceğini,Ayrılık kokuyordu nefesin, Gözlerin emanet bakıyordu, Hiçbir gidiş acısız değildir, Giderken yaşanmış acıları bana bırak, Yoksa bunun adı gitmek olmaz. Şarkımızın sözlerini al melodisi bende kalsın, Dilimde gözlerinin nakaratı olur elbet, Sana git diyişim 'şakacıktandı'.. istemeden kırmak gibi bir şey, Ama yinede sen git. Yeni yeni toparlamaya başladım kendimi, Biraz gülerim, ardından ağlarım, Bakma bana öyle, Sessizde durma, Böyle biriyim işte, Evet özlemiyorum seni, Alışırım yokluğuna da, Yalnızlıktan da korkmam, Yeter ki çık yüreğimden ve çıkar intiharları düşüncelerimden... |
Esmerim Öylece bakakaldım uzaktan sana Yaklaşıpta merhaba diyemedi Özleminle yanarken seven kalbim Uzanıpta elinden tutamadım Haykırmak istedim sevdiğim o an Canım benim, aşkım bir tanem diye Hüzünlendi gözler sana bakarken Gözümdeki yaşa dur diyemedim. Enis Özel |
Mavilim Okyanus güzelliği mavi gözlerinde kaybolmalıyım Dudaklarının ateşiyle erimeliyim Adımlarında yanında olmalıyım Her şeyi seninle paylaşmalıyım Bu hayat ikimizin olmalı birtanem... Gülcan Mülayim |
Sen İstanbul'u Bilmezsin sen İstanbul'u bilmezsin çocuk hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi resimlerden tanırsın asma köprüleri camileri çeşmeleri şarkılardan: Çamlıca 'yı, Kanlıca' yı, Boğaziçi'ni İstanbul'da yağmur nasıl yağar sicim sicim nasıl sele dönüşür caddelerde, kar nasıl çiğnenir ayaklar altında umut umut bilemezsin bilemezsin denizin sarı-yeşil, mavi-mor rengini hele bir de vurdu mu lodos azdı mı köpük köpük dalgalar tanıyamazsın martıların sesini sen Beyoğlu'nu bilmezsin çocuk hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi tarihi, vitrinlerde sergiler gibi bir renk cümbüşü insan seli arka sokaklarda yaşananları gizlercesine sır perdesi örtünce cibinlik gibi karabasan gece yürekleri bir yerde birilerinin sızlar gözbebekleri yitirilmiş gençlik midir gelinlik midir? o da bilmez ki! kimse sordu mu acaba ilk aşkı kimdi? ya da; yaşayabildi mi;? sen İstanbul'u bilmezsin çocuk hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi ayağında delik deşik ayakkabısı bir çocuk, çorapsız sırtı donmuş, tek gömlek, kazaksız, hırkasız kim bilir, hangi han kapısında sabahladı kaç gece ya da hangi köprü altında rüzgarla koyun koyuna bilemez sorsan son yemeği hangi öğündü, neydi, kiminle? ve en son sarılışı anasına ne zamandı şefkatle kimse sordu mu acaba ilk oyuncağını, neydi tinerden önce ya da neydi aradığı... sen İstanbul'u bilmezsin çocuk hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi umutların nasıl bir gecede kondu 'ya döndüğünü ve bir sabahın seherinde nasıl yıkıldığını gözyaşlarıyla bilemezsin gökdelenlerde kimler yaşar ne yapar caddelerde bu koşturmaca niye, nereye açılan pankartlarda ne yazar üniversiteli ne ister memuru, işçisi, emeklisi, işsizi sen İstanbul'u bilmezsin çocuk hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi bir büyük düştür İstanbul bir tiyatro sahnesi taş, altın oldu mu? bilemem ama umutlar çoğu kez ayak altında ezildi sen İstanbul'u bilmezsin çocuk hiç yaşamadın ki burada dört mevsimi Sensizlik Sonsuzluk güneş batar yıldızlar doğar mevsimler gelir mevsimler geçer rüzgar eser ümitler diner çiçekler tomurcuk açar yapraklar solar yıldızlar kayar insanlar ölür zaman durur renkler oluşur gözyaşı akar insan olgunlaşır ağızdan çıkan sözcüklerle hayat anlamlaşır... sen imkansızdın ve onun için vazgeçilmezdin ne kadar hata yaparsan yap ne kadar beni üzersen üz bir tek sen değişmezdin bakışların, gülüşün, ellerin bir tek senin yerin sabittir gönlümde... zamanın durduğu, cümlelerimin anlamını yitirdiği anda çıkmıştın karşıma şimdi ise bitmiş bir cümlenin sonundaki nokta gibisin ne başın belli ne sonun tek bildiğim sensizliğin sonsuzluk olduğu |
İnsan Acemidir ne günler gördük ne hepsi ayrı bir dram her acının sonunda mutluluk var her düşüş ayağa kaldırır hiç bir acı sonsuz değil huzur dert keder bulut gibiler önce güneşi saklar etraf karanlık olur korkar çocuklar beklesen çıkar güneş dağılır bulutlar çözülür perde hayat böyledir işte yokuşun da, inişi var acının sonunda ferah var binme dizlerine başın ellerine düşmesin atma kendini meyhanelere bunları bil de öyle sil yaşlarını koklamaktır hayat renkleri izlemektir belki siyahı sevmezsin matem hüzündür belki kırmızıyı sevmezsin kandır dersin ürkütür bir yerde kimi de barıştır mutluluk gülüdür hayat acı ve tatlıdır kimseye kusur arama yaşarken öğreneceksin Aziz Ateş |
Elveda Şehrin üzerine saldılar kara çarşaf kederi Ses, bocalanıyordu sessiz adaletin dizleri dibinde Zülüfleri gözlerinde bir çaresizlik belirdi Ufkun asil mabetlerinden içeri Kimse konuşmadı susan adaletin camgöbeğinde Korkunç rüyaların öte yanından Dertlerin hüzün yağmurundan kopardılar Küçücük kız çocuğunu Ölüm yağmalandı üzerine Bir taraftan yağlı urgan Bulut bulut indi gökten Efsane yazdı namına kalem, kâğıt Safran sarısı çölden. Çığlığının tizinde acı bir gözyaşı Öyle bir azaba daldı ki alnı Tek hece soysuz dört şahit iniltisi. Ensemde duruyor o ***** kurşunun Hain, ardım sıra direnişi Koca bir şehre saldılar zifiri üzüm şırası gözlerini Kanla boyadılar henüz örtülememiş beden Sevda'yı büyüttükleri sokağı Gam doldu sahili olmayan Üsküp yağmurlarına Limansız savaş gemileri yanaştı Tutuklu kalmış özgür yüreklere Bir nezaretin tahta tezgâhında asılı duruyor Damlamaya son kalmış halsiz bakışları Yarsız kalmış dev bir mecnunu gerdiler çarmıha Her duaya bir haç geçirdiler Dallanıp budaklanan yaralara Zarifçe sözlerini değdirdiler O hiç doğmamış körpe gülleri Falakaya yatırıp âleme ibret ettiler Bahara kayıyordu güz fısıltı halinde Can çekişirken yağmur, güneşin eteklerinde Bir katliam vurdu Türklüğün alnından Hak hukuk diyen karaçalı dibinde yılan Kapandı kapıların ardında namus İffet kaldı namerdin koynunda Öyle cansız öyle suçsuz İtilip kakıldı masum Şaha kalktı kaymakam Ruhları önünde indi yalan huzura Harekât başlatıldı gece beklenirken Aşkı ayaktan başladılar kurutmaya Bir emir ki soludu havayı Muallimin gözleri önünde serdiler yere Kitab-ı mukaddes saydığı anayı Yığınla kuzu kondu toprağa Tertemiz, seçilmiş bir otlak bulundu Kaymakama ot, kuzuya koç sunuldu Hâlâ kuruyordu ayakları aşkın Panzehirsiz bir yaraya matem tutuştu Cenneti açtılar mazlumların emrine Bir babanın feryadına Ateşi yüce o cehennem koştu Lav aktı dudaklarından dört sefil şahidin Elleri çıra oldu alevlerin koyun sokumunda Kulaklarına girdi volkanlar Patladı, bir kez daha patladı O, doğruyu yalan sayan kulaklar Teraziyi kırdı günahsızlara çektirilen günahlar Muallimin şarap çanağı gözleri taştı Aşkları ayaktan başlamıştı kurumaya Tek kelime çıktı tabutlarından "Cennet yeter aşka kavuşmağa" Süte irin bulaştırdı halk Öksüz bebelere bırakıldı geleceğe dair Varsa doğru kalmış savunulası hak İşkenceyle aldılar canını muallimin İri şehir, döktü süt küpünü eşkıyanın tabanına Kurudu ayakları aşkın Ve zarifçe astılar küçük kız çocuğunun, Zarif boynunu yağlı urgana. Hilal Aydın |
Hep Böyle Çocuksumu Bakar Senin Gözlerin ? Hep böyle çocuksumu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir ışıkmı yanar? Bakışlarında beni dinlendiren bişey var Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum Bu huzur,bu sessizlik hiç bitmesin diyorum En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında Hiç yumma gözlerini,ışığın eksilmesin, Gündüzüm aydınlığım benim Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini O sakin,o yalansız,o kuytu gözlerini... Alıntı |
SeninLe gözgöze geLmeK.. Ölmek gibi birşeydi seninle göz göze gelmek Nefes alamaz, duyamaz, hissedemezdim dünyayı Üzerime toprak serpilirdi gözlerinin içinde Soğuk beden haykıramazdı tabuttan Yaşamak gibi birşeydi seninle göz göze gelmek Tatlısıyla acısıyla dolardı benliğim Değiştiğimi farkederdim gözlerinin içinde Hayatın senden ibaret olduğunu Doğmak gibi birşeydi seninle göz göze gelmek Sanki ilk kez kullanırdım hislerimi Yeni başlardı her şey gözlerinin içinde Öncesi yok ama sonrası koca bir ömür Hiç varolmamak gibi birşeydi seninle göz göze gelmek Doğmamış, yaşamamış, ölmemiş bir bilinmeyen Kendini asla bulamamış gözlerinin içinde Ruh istiyor, varolmak istiyor Tanrı’dan |
BEN SENI SEVDIM Ben senin en çok sesini sevdim Bugulu çogu zaman, taze bir ekmek gibi Önce aska çagiran, sonra dinlendiren Bana her zaman dost, her zaman sevgili Ben senin en çok ellerini sevdim Bir pinar serinliginde, küçücük ve ak pak Nice güzellikler gördüm yeryüzünde En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak Ben senin en çok gözlerini sevdim Kah çocukça mavi, kah inadina yesil Aydinliklar, esenlikler, mutluluklar Hiç biri gözlerin kadar anlamli degil Ben senin en çok gülüsünü sevdim Sevindiren içinde umut çiçekleri açtiran Unutturur bana birden acilar, güçlükleri Dünyam aydinlandi sen güldügün zaman Ben senin en çok davranislarini sevdim Güçsüze merhametini, zalime direnisini Haksizliklar, zorbaliklar karpisinda Vahsi ve magrur bir disi kaplan kesilisini Ben senin en çok sevgi dolu yüregini sevdim Tüm çocuklara kanat geren anneligini Nice sevgilerin bir pula satildigi bir dünyada Sensin, her seyin üstünde tutan sevdigini Ben senin en çok bana yansimani sevdim Bende yeniden varolmani, benimle bütünlesmeni Mertligini, yalansizligini, dupdurulugunu sevdim Ben seni sevdim, ben seni sevdim,ben seni...... -alintidir- |
Vasiyetim biliyorsun çocuk bunlar düşünmüyor sen yine de neşeli ol ekmek arası yeşil soğanını ısırırken hoplaya zıplaya güle oynaya çorapların ıslansada titresende biliyorsun çocuk bunlar düşünmüyor nedenini eminim biliyorsun çünkü bu köpekler yokuluğu tanımıyor biliyorsun çocuk sen yine de neşeli ol kartoplarından düşler kur kardanadamlara beni anlat kıyılarımızı yıldızlarımızı yanyana omuzomuza anlat güzel olacak yarınlarımızı biliyorsun çocuk gözlerimiz bağlansa da sidik kokulu koridorlardan tıkılsakta karanlık odalara evrenin neşelerini mıhla yüreklerine susuz borularda yaşamaya mahkum edilsekte fişeklerden ve paletlerden kulakların sağır olsa da gökyüzününü anlat kardeşlerine kendi topraklarından uzaktakilere anlat yalnız olmadıklarını biliyorsun çocuk sen yine de neşeli ol sana yalancı umutlar aşılasalarda köklerini sütle besleselerde yüzüne melek gibi gülselerde inanma o köpeklere taviz verme yaşamın pahasına özgürlük gibisi var mı var mı be çocuk gülmek gibisi onlara kanlı dişlerine insanlığını sen sen ol sakın teslim etme necmi dayan |
..Gitme ruhum.. Sen yokken hicran düşer bu şehre.., Gitme sevdiğim.., Sen yokken tutsak düşerim bir isyan gecesine.., Ölürüm.., Sen yokken.., Ket vurur şehir ısIıkları söz vermiş bir aşka.., Bilmem.., bilemem... Ferin aydınlatır mı..? içimi bir daha.. Kaybolursun puslu rüyaların ardında.., ..Gurura yokuş sevdalarda.. Alıntı |
Mavi Mavi Sevdim Seni Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben kalbim şimdi bir sokak çocuğu kelebekleri göç etti gönlümün ıssızlaştı hayat sanki sanki sabahı eksik şiirlerimin sanki gecesi hep kanayan bir yara ve sanki artık hep kanayacak ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim çare yok ağlayacak Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben kapıları kendime ben açamadım ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni ter içinde takvimler istasyon öksüzlüğünde gözyaşım düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım savunamadım seni kimselere anlatamadım seni kimselere kimsesiz kaldım en çok da sensiz Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben sana uyumak sana uyanmaktı hayat sıratını geçtim yaşarken,korkmadan korkumu geçtim cesarete ihanetle berduş bir,yalan masumiyeti öptüm bile bile tek sen gitme diye sonbahar oldum,yaprak yaprak ağaç oldum köklerimi unutarak tesellisiz bir geceye fırlatıldım kalbimi dar bi kafese kapatarak içimde bir kanarya hiç susmadan ağlayacak Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak seni sevdiğimi bağırdım mehtabına beyazında aklandım bulutunun mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben anlattıkça kış vuruyor satırlarıma anlattıkça üşüyor,anlattıkça ısınıyor yüreğim bu gün sardunyalarım da açmadı belkide küskün renklere ellerimde ibadet gibi yaşadıklarım ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım sensiz soluyorum anlayacağın mavi mavi ölüyorum duyuyor musun orda mısın var mısın yok musun? Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben yanarak yıkılarak aklıma her geldiğinde AĞLAYARAK Naşide Göktürk |
Çıplak Dolaplar Çıplak Dolaplar beklerken sinema çıkışları kapanıyor kuruyemişçilerde kumrular çerezlere sulanıyor beklerken cenaze arabaları geçiyor körüklü otobüsler mazot kokuları içinde kalabalıklardan duraklar tırsıyor beklerken benzerlerin çoğalıyor bulut bulut dört duvarlar kimsesiz inliyor beklerken kulaklarında metal levhalarla köpekler koşuyor kaldırım taşları durduk yerde yerimize sek sek oynuyor beklerken genel olarak insan insanız ya yokluğuna gittikçe alışıyor. necmi dayan |
Sonsuz Öyküm Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri çevirmeden tutuyordum. Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim. Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen geceler, huzursuz uykular, uyanmak istemediğim sabahlar birbirini kovalıyordu. Geleceğe dair umutlarımın birer birer beni terk ettiği o günlerde sürpriz yaptın sen bana birden çıkıverdin karşıma işte. Yüreğim yeniden canlanmaya başladı. Nasıl olduğunu unuttuğum gülümseme yeniden yayıldı yüzüme. Kabuğum kırıldı, karanlık dağıldı, umutlar yeşerip içimdeki yerini aldı. Sabah olsun diye odaları arşınladığımı gecelerin bitmesini istemiyorum artık. Çünkü sen varsın. Seni yaşamak istiyorum. Yaşadıkça çoğalacaksın. Sonsuz bir keşfe çıkacağım seninle. Her gün yepyeni şeyler bulacağım sende keşfetmekten, seni öğrenmekten hiç bıkmayacağım. Yastığa başıma koyup gözümü kapadığım da içimi sonsuz bir huzur kaplayacak biliyorum. Aylardır uyuyamadığım uykuları bir çırpıda uyuyacağım. Yürek çarpıntılarıyla dolu karanlık saatler bitecek. Gecemi de gündüzümü de sen dolduracaksın. Senden öncesine ait ne varsa hepsini döktüm denize. Kimselere vermeye kıyamadığım maviyi getirdim sana, al ve yerleştir yüreğine. Seninle birlikte yenilendiğimi hissediyorum. Her sabah yeni güne değil, mutluluğa uyanacağım. Her sabah bütün hücrelerimin sanki ilk kez o gün doğmuşlar gibi harekete geçişini hayret ve heyecanla izleyeceğim. Sesini duymak gücümü artırıyor, tükenmeyecek bir enerji veriyor. Sen benim için bir şanssın. Hayat her zaman böyle şanslar sunmaz insana. Sunduğunda da bunun değerini bilmek gerek. Ve ben, Hayatın bana verdiği bu şansı sonuna kadar kullanmaya kararlıyım. Bir öyküsün sen artık hep yazılacak ama sonu hiç gelmeyecek bir öykü |
Adımlar turuncu turuncu gün batımlarında sana dolu dolu yağmışız yüksek gerilim hatlarında yollarına ıslak düşmüşüz gri gri bulutlarda en çok seni aramışız düşün ki leyleklerin yolculuklarında yıldızları avuçlarımızda kaçaklar gibi toplamışız bir gökyüzü belki senin maviliğinde meydanlarda içiçe yaralı yatmışız buhar buhar sevdalarda düşün ki bir karınca kanatları kırık yandıkça yanmışız. necmi dayan |
Gidin Yıllar Hepinizi bağışladım, Yaşınızı silin yıllar, Benden yana helal olsun, Gidin yıllar, gidin yıllar. Verdiğiniz yeter bana, Can kattınız, köhne cana; Saçımdaki beyazlara Aldırmayın, gidin yıllar. Bir kıyıda dururum ben, Anılarla uyurum ben, Nasıl olsa olurum ben. Gidin yıllar, Gidin yıllar. Çetin Özdemir |
Bir Yağmurlu İstanbul Gecesi Bir yağmurlu İstanbul gecesi Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu, Gökyüzü sanki hüzünlenmiş ağlıyordu, Tıpkı, tıpkı gittiğin o gün gibi.. Benim ağladığım gibi, Bir yağmurlu İstanbul gecesi... Penceremin kenarındayım, Yalnızlığımı bir fincan çay paylaşıyordu.. Çayın bile arkadaşı Yalnızlığını paylaşan şekeri vardı, İçinde bir hayat gibi eriyip gitse de, Şekerin bundan hiç şikayeti olmadı.. Çünki o, bir hayat gibi eriyip gitmek zorundaydı... Ahh, ahh... Benim de hayatım geçip gidiyor, Bir şeker gibi eriyordu.. Nedeni zaten belli, Sevgi yok, aşk yok ve sen yok! Gittin bir yağmurlu İstanbul gecesi, Bir daha geri dönmedin Bir daha haber alamadım senden... Şimdi, şimdi anladım ki, Sana doyasıya sarılamamışım. Böyle mi olmalıydı ki? Böyle kolay mıydı ki sevgi? Kahretsin hatırladım şimdi gidişini, Oturup ağlamıştım.. Bir şiir yazmıştım sana Yağmurlu bir İstanbul gecesi... Bir yağmurlu İstanbul gecesinde yalnız ağladım, Sokaklarda sırıl sıklam seni aradım.. Her yere, hatta ilk tanıştığımız parka bile baktım, Yoktun, yoktun yine yoktun.. Gece rüyamda seni yokladım, Korkuyla, hüzünle, ağlayarak uyandım.. Saate bile bakmadan, Kendimi sokağa attım.. Anlamak isterdim gidişini, ama anlamadım... Beni bu karanlık ve yalnız İstanbul gecesinde, Yağmurla bıraktın. Mutlu musun? Sormam bile hata aslında, Sen bile inanamazsın.. İnanmayı becerseydin, Beni böyle sensiz komazdın. Neydi, neydi seni benden alan? Beni böyle inanmadan bırakan, Sen de ağladın mı? Ağladın mı giderken.. Biliyorum ki ağladın, Seni böyle delicesine severken... Gittin, yoksun.. Gün geçti, hafta geçti.. Sonunda, sonunda acı mektubun geldi, Anlamsız bir elveda yazıyordu içinde.. Sadece güldüm, ağlarken sana ve seni sevene... Artık anladım, Anlamayı ve inanmayı anladım.. Seni kavradım, Seni, senle yapayalnız bıraktım. Kendimi yağmurlara teslim ettim, Her yağmurla beraber, Boş sokaklara.. Boş kalplere.. Boş ellere yağdım... Bir gün, bir gün senin ellerine de damladım, Kahroldum ve ağladım... Küllenmiş Sevdan ile Isıttım Kalbimi Sessizce yağmaya başladı kar dün gece Seyrederken adını söyledim hece hece Elimde senden kalan bir bilmece Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece Ellerim ceplerimde ellerini aradı Gözlerim karlarda senden bir iz aradı Ayrılık şarkıları söyledim bütün gece Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece Hesaplaştım bir bir geçmişimizle Affetmezsin bilirim özür dilesem bile Sarmaş dolaş sevgilileri izledim gizlice Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece Şimdi kim bilir kimlerde dedim kendime Nasıl bıraktım seni ellere kendi elimle Son pişmanlığım fayda etmese de Küllenmiş sevdan ile ısıttım kalbimi öylece. |
Günaydın Hüzün... Günaydın hüzün Bu sabah uyandığımda Düşlerimden uçup giden Sevdam mıydı gördüğüm. Kan damlayan şafakla Başıma tac olan gün Alabildiğine hüzün. Yakamozlara saplandıysa düşlerim Karanlığa ram olan Ne gün, ne de dün. Siyaha dönerken kan Kararır yüreğim. Gece, Benimle mi derdin Dur dinle. Belki de karanlık tüten Ay'dı küstüğün. Katline ferman da çıksa İnfazı reddediyor düşlerim. Elimi uzattığımda erişemediğim Gece bağlamış yüreğim Yorgunum dedim Üzgünüm dedim Kırgınım dedim Yeter artık üzerime gelmeyin. Günaydın hüzün Günaydın hüzzamı Yüreğime gömdüğüm gün. ..27/12/2007.. H Hikmet Esen |
AŞK ŞARKISI Ellerini ver, öpeceğim, Binlerce el içindeyim, Şu beyaz çizgilerden gideceğim. Ellerini ver, ellerini... Seni öldüreceğim. Gözlerinden gireceğim, İçinde yer edeceğim. Sana oradan sesleneceğim; Ellerini ver, ellerini... Seni öldüreceğim. ÖZDEMİR ASAF |
SusTum..!!! Şimdi kimse biLmiyor ne yaptığımı ne ettiğimi.. Sussam ne fayda,konu$sam ne fayda. NasıL oLsa kimsenin haberi yok. FaiL-i meçhuL doLa$ıyorum $imdi. . Ufukta yeLkenLiLer görüLüyor. Ama ben susmayı tercih ediyorum. Kimse anLamıyor ! ELimde değiL konu$mak,anLatabiLmek gerçekLeri. ELimde değiL sevdiğimi söyLemek,ispatLayabiLmek. Susuyorum sevdiğim biLmiyor,anLamıyor! En iyi çözüm diye dü$ündüğüm zamanLarın birindeyim $imdi. İLginç buLuyorum bazı $eyLeri. Bırak gözLer konu$sun $imdi. . Bakı$Larına anLam yükLüyorum. Her bir harfinde bir "sen" döküLüyorsun gizLi heceLerimin. . Sustum $imdi! GözLerim anLatıyor gizLi $eyLeri. "Seviyor" diye haykırıyor i$te.. AnLamıyorsun!! Sus.. Konu$muyorsun da zaten.. Bırak gözLer konu$sun $imdi. . Kanayan bir yarasın yüreğimde.. AcıLarım kefen sarmı$. Hissediyorum i$te. ÖzLem kokan yarınLara güzeLLik ekLiyorum kendimce.. Sen yarasın yüreğimde.. Sustukça acıyor i$te biryerLerde.. Tam diyorum, bitsin artık bu i$kence! Ama..oLmuyor i$te.. Yapamıyorum bazı istedikLerimi.. Okadar $ey istiyorumki biz'e dair.. Konu$sam ne fayda edicek keLimeLerLe sınırLanmıyorki. . Sustum iŞte yine, Şimdi... AnLa artık haLimden, duy sesimi ! Sustum iŞte yine, Şimdi... Bitsin artık bu i$kence, dön geri ! Sustum iŞte yine, Şimdi... GözLerine hasret kaLdım, sevsen ya beni ! . |
Balmumu Sevda Sıcak bir temasın efsunlu Bahtiyarlığını, Rugan ayakkabısı Yastığının baş uncunda saklı Bayram çocuğunun Heyecanını, Dudaklarda yıllanmış şarabın Hazzını, Semazenin parmak uçlarından yükselen Neyzen çağıltıların Coşkusunu, Sürdük ellerimize Balmumundan bir sevda yarattık... Korkmadık erimekten Bizdeki alev yanardağın kaynağıydı. Patlamalarımız kendimize Tutkumuz yenidenliğe armağandı. İncecikten tutunduğumuz koza gardımız Göremediklerimiz aynamızdı. Biliyorum; Aslında gerçekten hiç doğmadık Senle ben hiç biz olamadık... Kaçınılmazdı silah kuşanmamız Kılıçlar çekildi. Sağlam sandığımız temel İpek böceğinin dileğiydi sadece... Ayaklarımıza sinmiş sevda sanığı Ayrıldı özüne Kendine çekilirken heykelimiz Ruhumuz sinmişti gölgesine... Sonra mı? Ardımızda harbimiz, Antik sevda müzemizin Bakırdan levhalarına astık Heyelanlarımızı... Bende kalmış bir parça sen ile Gözlerimde balmumu zamanların izleri, Eriyip gidecekmiş gibi Kibrit kavının közünden parmak uçlarımı koruyorum şimdi... Karanlığa alışmış görmelerim Bitip yitene aldırmak istemiyor belki Nafile... Heyecanlı coşkumuzun, hazlı bahtiyarlığında Yine sana karışıyorum... Biliyorum geçecek bu serzenişim Biliyorum son bulacak senli nefeslerim Ama son defa, Bir kibrit çakıyorum Bir parça dem çalıyorum yüreğime Gözlerimde hazan artığı Ben hala biraz sen kokuyorum... Aslı Kaya |
Aşk Yalnız Ağlar... Yorgunum bu gece bitanem Nicedir anlatamadıklarımdan Nicedir bıçak sırtı yaşadığım sevdandan Med cezirde savruluşumdan Yorgunum... Öyle vurdun ki yüreğimi bam telinden Tüm acılar utanır hiçliklerinden Ten kokun olsa da tenimde İhanetler kol gezmekte bedeninde Senin diğer yarındım ya hani Tespih olmuş dilinde her güle Zikirdi dudağımda iki hece adın Suya yazdım avuçlarımdan silindi Can ışığımdı ela gözlerin Yıldızlara astım tan ağardı Şimdi vur beni yaz kaldırımlara Sor bakalım alır mı eskici Büyüsü kalmadı kavuşmaların Kalp çarpıntılarımın gülümseyişine Bizi terk etti mavi düşler perisi Sensizliğe sürgün rüyalarım Bitkinim kurumuş çınar kollarım Kör gecelere yaslanır kalkarım Ağla kaldıysa bir parça sevgiye Ucuz aşklarla yıka yüreğini Silinir onlarcasıyla izim belki Ağla kelebek yüreğine Gemici ruhunu al sol yanına Birde beni benimle aldatsana Bakma ardına Sakın sorma nefret ediyor muyum diye Nefret bile bir duygudur sevdadan yana Bulutlara kurşun işlemez. Yağmura bıçak Haydi çek git artık Aşk yalnız ağlar... A ş k y a l n ı z a ğ l a r Alıntı |
Sana ve Bu Koca Şehire İnat...! sana ve bu koca şehre inat,gideceğim bildiklerimi yok sayıp karışacağım karanlıklara var olan acıyı gidişime yorup, mendilimle sileceğim ıslanan yanaklarımı son sigaramı marmaraya atarak elveda diyeceğim, sana ve bu koca şehre... sorgulamaya başlayacağım seni,kim olduğunu? neden karşıma çıktığını vakitlerin en olmazında, hayatımın hangi evresini kapatıp, hangisini açtığını çözeceğim sonra sana ve bu koca şehre inat... İstanbul ki dökülür gözünden yaş mevsim hep sonbahar, kimileri hüzün koyar adını ama kimse bilmez; sen beni sonbahar da sevdin ve ben seni... sana ve bu koca şehre inat... hangi ateşlerde yandığını bilmiyor yüreğim ve bilmiyor yüreğin ne haldeyim bir İstanbul şahit, hem sana,hem bana... belki de bu yüzden ısrarla beni çağırırken, meydanlarını dar ediyor sana mevsim hep sonbahar... sana ve bu koca şehre inat.. |
Buz Tutmuş Gül Adası Soğuk bir kış günüydü üşümüş ellerin geldi aklıma Beyazla makyajlanmış Her şeye inat Gözlerinin pişdarları bakışlarıydı Felç eden rüzgârları Yavaşça dokunduğum ellerinden Bir kapı açıldı, eritti tüm karları Bir düştü dizlerimizi bu kadar ısıtan Don tutmuş yollarda, sis basmış sokaklarda Parmak uçlarından renk aldı gökyüzü Kızıla büründü bulutlar Sırtında mavi gökle Kışı bitiriyordu Sanki Sinirli ve kovar gibisinden Hazan istemiyordu yürek Soğukta bileklerinde ayrılık izi kaldı İntizarım, güne sen baktığında Söz, göç kuşları olmayacak asla Ilık temmuz rüzgarlarından başka Giderken düşürdüğün son yaprakta Bir gül adası hediye edeceğim sana Gönlümün en sıcak kucağında Gel yarım kalmasın düşlerim Elvedayla süslenmesin gülüşlerim... İsmet Erkabaktepe |
Bir Tek Seni Unutamam Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum. Üşüyorum. Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava. Sen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında. Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değil. Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki? Burada mısın değil misin belli değil. Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların. Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın. Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun? Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi. Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne… Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni… Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy. Gelmek iste bana. Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana… Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını. Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak. Ben o gönlü genişlerden değilim. Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın. Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok.. Şimdi yalnız geceleri seviyorum. Seni yıldızlarda buluyorum. Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı. Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve gece.. Zaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama…Bir tek seni unutamam |
Ben, Seni Sevmiştim Artık yağmurlarda yağıyor Islanıyor ve üşüyoruz. Toz pembe rüyalarımızı En giz yerinde bölüyorlar. Tanyeri eskisi kadar doş değil, Hasret çekmemek elde değil. Senden uzak, senden uzak bu yerde Zor da olsa günler bitmez değil. Yine bugün rüyamda sen vardın. Halinle,tavrınla bütün güzelliğinle Bir kelebek gibi dalıma kondun. Herşey bir rüyaydı,bütün güzelliğinle. Sevdiğim kahverengi gözlerinde, Bilinmedik bir elveda hüznüyle. Halinle,tavrınla bütün güzelliğinle Son nefes gibi bedenimden gittin. Ben,seni sevmiştim oysa ki, Benliğime mahpus bir sır gibi. Oysa ki ben, seni sevmiştim; Yüreğime mahpus bir sev'i gibi... Akdağ Ersoy |
Belkide Hiç Yazmamalıydım.... gitmeleri severdim ben... ve sende bilirdin birgün gideceğimi öyle herşeyi dagnık bırakarak... Ortalığı toplamadan gitmek... Üzülmeni istemedimki ben... Alışma derdim ya hep sana alışmıcaktın bana... Söz verdim bu gidişe Bekleyen yok ama gitmeliyim... öyle yaa söz verdim gecelerime yağmur yağmıyor artık... Hergün bir yıkım... Düşlerim çıkmazda.... Bedenim karanlık bir sokakta... tek bir ışık vuruyor başımdan aşağıya... yanlızca beni aydınlatan... Gitmelerime nedenler aramalıydım Ben... bir neden bulmalı ve gitmeli... yalanlara soktum seni Yalana buladım... Sonra nedeni yalan yaptım.. kaçtım insanlardan... Ve ben bu gidişi senin üzerine yazdım... kullanmazken silgileri...elimden düşürmez oldum... Bi kalemken yazdıklarımı sildim... Ve senide Öyle... Belkide hiç yazmamalıydım... alıntı |
Ecelim Olur Musun? Hayret! Nasıl da ışıldıyor yüreğin Sen gerçekten kul musun Sevdanı gördüm gözlerinde Yoksa ulaşamayacağım nur musun? Çırpınır güzelliğinin yakamozunda şiirler Nakarat nakarat yakar bedenimi şarkılar Mısra mısra, mızrak mızrak Saplanır gözlerime güzelliğin. Gülüşün bir çocuğun sevinciyle Bayram öncesi arifeleri hatırlatır Öyle özlem, öyle elbise, öyle pabuç Her açılan kapıda şefkatinle karşılaşmak Öyle şeker, öyle fıstık; öyle lokum Hasretinin hararetiyle buğulanmış bir cama, İsminin baş harfini yazınca büyürüm yeniden Öyle mecnun, öyle Ferhat, öyle kerem Sen yüreğimdeki iklimin baharı Sen lisanı olmayan dillerin alfabesi Sen, yavan bir hasretin sevda katığı Sen bir ilâha niyetlendiğim sahurum. Gitme sakın yüreğimden âşık sana bu şehir Asılmış suratların boynundaki ilmik Çatılmış kaşların şakağındaki kurşun Bükülmüş dudakların isyandaki dilleri Yokluğunla savaşmanın, çırılçıplak kışı Hep mahcubiyet doğurur güneş yerine. Oysa güneşimsin sen Uslanmaz ki sensiz bu beden Bir tebessüm et yeter Bakışındaki nakışa gölge olmam ben. Fesat bir yalnızlık var içimde Yoksun ya yanımda olmasın kimse mutlu Şimdi sensiz açan çiçekler solsun Ağustos ayında, el ele tutuşmuş âşıklar donsun NEYSE! Hepsi bir yana dursun, Sadece sana öleceğim ecelim olur musun? |
Vuslatı Getiren Kar Tanesi Gibi Usul usul kar taneleri düşüyor şehrime, Onları seyrediyorum, elimde bir fincan kahve, Süzülüyorlar gökyüzünden toprağa kavuşmak için, Ama yavaş yavaş, Toprağa çektirecekler ya vuslat öncesinde, Hasretini arttıracaklar ya, Çıldırtacaklar onları bekleyen toprağı. Usul usul süzülüyor kar taneleri havada, Biraz çektirecekler önce, Sonra okşayacaklar tenini toprağın. Kar taneleri bile vuslatı getiriyor toprağa, Onlar bile kavuşuyorlar senede birkaç defa da olsa, Gökte inadına usulca süzülen bir kar tanesi gibi, Sende bir gün gelecek misin bana... Gökhan Taflan |
GerçekLerim Yeter MutLuluğuma... çok istediğin (!) baş rolü başkası kaptı tatlım. İzlemek kaldı sana bir tek.. Bilmediğin o kelimeyi izleyerek nasıl öğreniceksin bilmiyorum. Bu sefer aşkı ben oynuyorum sevgili Hani demiş ya muhtesem şair ‘ Beni anladığın da aşkı da anlayacaksın.’ Ben artık beklemiyorum senden anlamanı Ne beni ne de aşkı. Sadece görmeni istiyorum o yaşadığını sandığın aşkı.. Ben şimdi sadakatı oynuyorum sevgili.. O bir türlü beceremediğini.. Maskeni bana bırakıp gittiğinde kalan sadakati.. Işık söndü ve tükendi aşkın.. Olmayan aşkın mı demeliydim yoksa.. ‘Seni seviyorum’lara yükledin sen aşkı. Fazla geldi kaldıramadı yüreğin. Dudaklar kapandı ve sustu sözlerim.. Ön sıralardan aldım biletini.. Bir tane de değil hem de ! Yanındaki de öğrensin istedim aşkı. Darılma sevgili izle gerçek aşkı istedim !. Kitap kapandı ve masal bitti sevgili .. Benim ihtiyacım yok artık masallara. Gerçeklerim yeter mutluluğuma Alıntı |
Uzaklardasın Uzaklardasın Uzakta olsan, hep yanımdasın Bazen esen bir rüzgarla Odama dolmakta... Bazen yağmur olup Pencereme vurmaktasın. Meltemdi esen dün gece, Haykırdım ona sevgimi Sessizce... Aralayıp pencereni İzin verdinmi girmesine? Yağmur şarkı söylüyor bu gece, Damlalar raks ediyor Gizlice... Bir gökyüzü tanık,bir de ben. Sen uzaklardasın Uzakta olsan, hep yanımdasın. FATMA DOĞRU |
Yılın Son Şiiri Bu, kötü ve sensiz geçen yılımın son günü Acımasız her halinin son günü Bugun bana hayır demenin de son günü Bu gece seni sensiz yaşadığım son gün Seni özleyeceğim en son gün Bitti artık bu yıl, benimde son günüm seni görmeden yaşadığım son gün Kötü ve sensiz geçen yılımın son günü Ölüyorum bak artık saat oniki son günüm Tutmadın elimden benimle kalamadın bilmedinki bugun son günüm Sensiz sonsuz uykuya dalacağım son günüm Kötü ve sensiz geçen yılımın son günü Burak Alsu |
Her Şey Çok Güzel Olacak Bugün de seni gömüyoruz zaman kabrine, Ağlamak yok ama herkes için aynı terane, Doldurdun miladını artık, Kimine sevinç bahşettin, Kimine hüzün, Bazısı hep güneşin sarı selamını aldı, Bazısı için gece tek yaşamdı, Ne olursa olsun geçti bir dolu sene, Ve inan ki şimdi karşımda oturan, Geçmiş zaman kipiyle kullanmaya başlayacağımız, İhtiyar sene, Her şeye rağmen yaşamak güzeldi, Her şeye rağmen çekmek ayaz havasını sonsuzca içime. Sessizliğin savsata lafları bazen umudu kırmış olabilir, Ya da sevdiğinin gölgesi pencere altından gülümsemiyor, Belki de yaralı bir ceylan misali kalmış da olabilirsin, Hiç olmasa belki hain akbabalar başında ölüm uçuşlarında, Olmuş da olabilir, Lakin vazgeçmek yok, Anlamsızlığın kıyılarına vurmuş ya da karaya oturmuş olsak bile, Şunu görmek lazım, Bu hayat denilen vahşi kısrağın gemleri hep kendi elimizde, Geçen senede, Bu senede... Bütün ruhumlar inanıyorum ki her şey çok güzel olacak, Yeni yıl ağlayarak doğsa bile güldürmek için geliyor, Akşamsefaları sümbüller bu sene hiç boynun kırmayacak, Ve bu senede aşık olacaksın belki bu sefer o beklediğin olacak, Piyango vurmayacak bu senede sana varsın olsun be, Zaten en büyük piyango senin gönlüne vurmuş, Karşılıksız seviyorsun ya insanları daha ne, İnanıyorum... Çünkü bazen inanmak yeter/bazen sevmek yeter. Not:Herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım Her şey gönlünüzce olsun. Metin Çalışkan |
Bayrak Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kız kardeşimin gelinliği, Şehidimin son örtüsü, IŞIK ışık dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum Senin destanını yazacağım, Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım, Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım, Dalgalandığın yerde ne korku ne keder, Gölgende bana da bana da yer ver. Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar, Yurda ay yıldızının ışığı yeter, Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün, Kizıllığında ısındık, Dalgalardan çöllere düşürdüğü gün Gölgene sığıındık, Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalğalı Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde açan çiçeğim Senin altında doğdum Senin dibinde öleceğim, Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim Yer yüzünde yer beğen, Nereye dikilmek istersen, Söyle seni oraya dikeyim. Arif Nihat Asya |
ŞİİRLERARASI YOLCULUK Duygularımıza cemre düştüğü an tohumlar ekmiştik yüreğimize. Soğuk ve durgun geçen dönemde hep hazırdan yediğimizden, kelime hazinemiz tam takırdı. Açlık kapıya dayanmıştı. Üstelik ektiklerimizin hasatına da daha çok zaman vardı. Doğduğumuz şiirden, harfi, kelimesi altın, doyacağımız büyükşiirlere gitmek gerekiyordu. Nasıl olsa vasfımıza uygun bir dize bulma ihtimali vardı büyükşiirlerde. Dize olmasa, kelime, kelime olmasa hece ile yetinebilirdik. Ne de olsa kıt kanaat okumaya alışmış, asgari harflerle yaşamayı öğrenmiştik. Duygularımızın uçan halısının havası inmiş lastiklerini şişirip yola koyulduk. Küçük dizelerden oluşan Aşk şiirlerine ulaşmıştık. Rakımı düşük, kelime olamamış heceleri oluşturan harf nüfusunun yoğun olduğu aşk şiirlerinin arasında mola verdik. Harfler ya ş(aşk) ın ya savaş(k) halindeydiler. Acıkmıştık, bir şeyler yemek istedik. Pişmiş aş(k) a su katıldığını gördük. Kokuşmuşluğu tiksinti vericiydi. Sifonu bozuk dörtlüklerin ortasındaki enkazda Tosun eserlerini imzalıyordu hayranlarına. Öfke ile yolculuğumuza devam ettik. Sürekli göç alarak imla plansız bir şekilde büyümüş şiirlerin içinden geçtik. Ne harfler ne heceler ne de kelimeler bir birleriyle kaynaşmamıştı. Şiire yabancı bir şekilde dizelere yerleşmişlerdi. Bir süre sonra doğdukları şiire kesin dönüş yapacak gibiydiler. Bunlardan türeyen yeni nesil harfler ve heceler ise hangi şiirin duygusuna göre büyüyecekleri kararsızlığının ikilemi içindeydiler. Varoşları bol şiirlere doğru ilerliyorduk. Meyvesi duygu olan tek bir ağaç yoktu. Bu şiirlerde bütün yük dişi harflerin sırtındaydı. Erkek harfler şiirin ortasında bir dizenin etrafına çöreklenmiş, pişpirik oynuyor, noktalama işaretlerinin ince belli, sırma saçlı, al yazmalı bardaklarla ikram ettiği çayları yudumlayıp, yan gelip yatıyorlardı. İmla hatasına rastlamamış şaşırmıştık. Şiir çıkışında anladık ki, imla yokmuş şiirde. İrili ufaklı şiirler, dizeler, kelimeler aşarak büyükşiire ulaşmıştık. Yaldızlı ışıklarla parlıyordu büyükşiirin heceleri. Kiminde sakindi, kiminde koşturmaca içindeydi harfler. Hecelerden dışlanmış harfler, şiirin boş alanlarına çadır veya gecekondu kurmuşlardı. Her türlü ihtiyaca cevap verebilecek durumdaydı büyükşiirler. Fast food dizelerden tutun da, işportaya düşmüş ihraç fazlası kelimelere kadar her şey vardı. Her dize kendine uygun olanlara hizmet ediyordu. Lüks dizelere kolay girilemiyordu. Eğer kendi şiirinden gelmiş bir tanıdık veya bir hemşeri kelime elinden tutmuyor, kılavuzluk etmiyorsa büyükşiirlerde barınmak mümkün değil. İşte o zaman anlaşılır ki, büyükşiirlerin harfi hecesi altın değilmiş. Şiirlerarası hızlı gidilse de şiiriçinde sürat yapmamak gerekiyordu. Kontrolsüz virgüllerden çıkan harfler sağa sola bakmadan dalıyordu dizelere. Her an bir travma riskiyle karşı karşıya kalınabilirdi. Ayrıca her şiirin kendine göre bir özelliği, bir güzelliği vardı. Gerek bunları ve gerekse kelimelerın, dizelerin mimari yapısını, şiirin doğal, kültürel zenginliklerini iyice görmek için Şiiriçinde yaya dolaşmak en güzeli. Geri dönme zamanı gelmişti. Eli boş dönmek olmaz diye düşünüp, ağlak kelimelere sattığım mendillerden, eksozuna boğulduğum hecelerin camlarını silmekten biriktirdiklerimle kendi şiirime döndüm. Oh be, hecesini, kelimesini sevdiğim canım şiirim, nasıl özlemişim seni. Yiyip içtiğin senin olsun, okuyup gördüklerini anlat diyenlere “ŞİİR İÇİNDE SÜRAT YAPMAYINIZ, HATTA YAYA DOLAŞINIZ” diyorum. Rahim TAŞ |
Nefret Edemedim uçsuz bucaksız gibi görünen bir sevdanın biteceğini bilemezdim yaşananların bir nihayeti ölüm sanırdım,yaşarken biteceğini bilemezdim hep sevgi dolu geçecek bir ömür sanırdım yaşadıklarımızı bir hiç yüzünden biteceğini bilemezdim oysa şimdi çok uzaklarda kaldı bu sevda gözüyaşlı biteceğini bilemezdim birgün gözlerime sensizliğin hüznünün çökeceğini bilemezdim yaşarken ölü gibi hayatımı devam ettireceğimi bilemezdim kalbin ağlarken yüzünde bir maskeyle dolaşılabileceğini bilemezdim ve şimdi öğrendim yağmur altında ağlamayı öğrendim kimse ağladığını anlamıyor iki boya sürüldüğünde yüzümdeki hüznün görünmediğinide gözlerimi gözlüklerin arkasına saklamayıda öğrendim öğrenemediğim tekşey senden nefret etmek senden nefret etmeyi çok istedim başaramadım nerde elele birilerini görsem nerde gözgöze birilerini görsem nerde sarılmış birilerini görsem hep sen gelirsin aklıma nerde bir çocuğun elinden tutan birini görsem işte o zaman isyan ederim sana.. alıntı |
Seviyorum işte varmı ötesi Sevmeye hudut çizemezsinki Beni şöyle sev, böyle sev diyemezsinki Kardeş gibi, arkadaş gibi, dost gibi sev diyemezsinki Çünkü seni ben sevmiyorumki Bir ben var benden içeri İşte o ''ben''seni seviyor, söz dinlemiyorki O seviyor hangi sevgiyle sevileceksen O seviyor sen nasıl bilineceksen O seviyor hemde çıkarsız O seviyor hemde uçsuz bucaksız Ey benim değeri bilinmezim Ey benim paha biçilemezim Ey benim dünyalar içindeki dünyam Ey benim rüyalar içindeki hülyam Ey benim çöllerdeki vaham Ey benim suyum güneşim havam Seviyorum işte hemde çıkarsız Seviyorum işte uçsuz bucaksız Seviyorum işte hemde ölesi Seviyorum işte varmı ötesi Ali Kamuran Koçyiğit |
Üzülme; ayrılıklar da hayata dair diyorum kendime. Her geçen gün bir ışık bu aşk için, belki de uzaklık yakınlığa gebe. Şimdi sadece gidiyorsun paylaştığımız mekanlardan, kokun kalır geride. Maviliğinde kaybolduğum dalgalı gözlerin içimde. Gülümsemene hasret olsam da üzülme, sevdan hala yüreğimde. Sensizlik alışılmayacak bir işkence. Demiştim ya bir zaman önce; Geri dönmek için uzakta olmak gerekir diye. Şimdi aşka kendi tarafımdan baksam da, Döndüğünde aynı hislerle ve hayatımda olduğuna şükrederek, Belki gözümden akan iki damla yaşla, Seni sevdiğimi tekrarlıyor olacağım. Üzülmüyorum. Git, gidebildiğin yere diyorum. Yokluğuna alışmak varlığının bedeliyse, ödüyorum. |
Aşk Neydi Artık sen yoksun, *** Diye başlayan ve devam eden… *** Hayallerimde, rüyalarımda Ayrılığına alıştırdım yüreğimi Anladım ki gerçeği Sen doğum, Ben ölümmüşüm meğer İki ayrı yamaç gibiymişiz İşte bu bir ayrılığın özetiydi… *** Yeni bölüme hoş geldiniz! *** Aşk neydi Platonik miydi? Aşk neydi? Sebepsizce bağlanmak mıydı? Yazılan mektupları yakmak mıydı? Aşk neydi? Ferhat olup dağlar delmek Mecnun olup çöller geçmek miydi? Aşk neydi? Bir yudum su muydu? Su olup akmak Yolunda kırılmak mıydı? Uğruna kurşunlara durmak Yürekten yaralanıp uzaklaşmak mıydı? Aşk neydi? Güzel bir şarkıda kendini kaybetmek Sevgiliyi yani doğumu düşünmek miydi? Aşk neydi? *** ‘’Aşk emekti, aşk karşılıksız sevmekti…’’ Yeteri kadar açıklana bildi mi? Hayır diyenleri duyuyor gibiyim Peki ya o zaman… Aşk neydi? *** Aşk neydi? Doğum muydu? Ölüm müydü? Diye soranlara… Küçük ama hatırlanacak Bir cevap, İki virgül arasında Yeniden doğan aklımın Hatırladığı kadarıyla ‘’Aşk delice akan Yalnız bir nehirdi Ta ki, Köprüler atılınca Yamaçlar kavuşunca Yalnızlık bitti ve Aşk doğdu... Ne zaman köprüler yıkıldı İşte o zaman Aşk öldü… İşte bütün bunlar İki virgül arasında oldu ve bitti…’’ *** Aşk bu mu? Hayır! Aşk bu değil Aşk içimizde… Kelimeler bu kadarını İfade etti Ve bitti… *** Artık alıştırdım kendimi Köprüleri yıkıp Yamaçlarda yalnız kalmaya Alıştırdım eski beni Aşkı ölümde aramaya… *** Aşkın çok tarifi yapıldı Aşk için şiirler, şarkılar yazıldı Ama benim ve diğer yazanların Unuttuğu bir ayrıntı vardı Aşk yazılmamalıydı Aşk yaşanmalıydı… *** O iki yamacın İki anlamı Bir tarafı doğum Diğer tarafı ölümdü… Kemaleddin Elyasoğlu |
İstiridyenin tutsağı İnci değilim Pırlanta,şatafatlı Zümrüt de değilim Güzel kadınlara sevdalı. Bir taş parçasıyım Kayadan kopma Yerim toz toprak Ezilmekliğim. Bulamazsın bende Zümrütün soğukluğunu, Pırlanta'yı İnci'nin şatafatını. Beni,ben olarak gör Etten,kemikten Bilesin insanım Benim ben. Faruk Sangi |
GİTMEK İSTİYORSUN AMA KAL BİRAZ DAHA Yine telefonda aynı ses tonuyla "nasılsın" diyorsun.İyiyim desem yalan olacak.. Ölümü bekleyen hasta gibiyim.. Neden sasırdın ? Gün sayıyorum seni kaybetmeye.. Belkide diyorum son konusmamız bu,nefesini son hissedişim. Kanadı kırılmıs yaralı bir kusu alırsın ya eline Bişeyler yapmak istersin ama yapamaz,ölmesini beklersin avucunda Sonra bükülür boynu Ömrü bu kadarmıs dersin... Sende benim elimde öylesin işde.. Avularımdasın,uçmak için cırpınıyosun ama bırakamıyorum Bırakırsam ölecek,yem olacaksın kahbe gönüllere Gitmek istiyorsun ama dur biraz daha Yine buldugum yerden kaybetmek istemiyorum seni.. Gitmek istiyorsun ama kal biraz daha Ben sevmelere hiç doyamadım seni |
Sana müjde verecektim o akşam... Kaderin oyununa geldim neredende tanıdım seni! Ben sefil oldum sende var ihtişam, Ümit verdin vermez olaydın kahrettin beni... Demek beni hiç sevmedin, Nasıl oldu da sevgimi üç kuruşa sattın? Keşke baştan söyleseydin, Sevmediğin gibi bir de beni aldattın... Gel gör ki hayat devam ederken bir akşamüstü, Dil silahıyla vurulup düşmüşüm sırtüstü... Olmayan hayatımın kalmadı altı üstü, Zavallı gönlüm yalancı aşka küstü... Bir aralık ayında vermiştik evlenme kararımızı, Karlarla kaplıydı dağların üstü... Nereden bilirdim aldayılacağımı? Cebimde yüzükler vardı o akşamüstü... Engin Oyanel |
Uzaklığın ölümüne parlayan bu ay, bu yırtılan sular apansız.. bitmiyor hiçbir acının öyküsü, dökülüp gözlerimden sımsıcak böyle sevmelerin harcı değil ki, böyle kavuşmadan yaşamak.. çünkü kör bu zaman, çünkü sağır, çünkü bu dayanılmaz uzaklığın, öldürüyor adamı ağır ağır.. |
& & Yüreğimde Filistin& & Ben, Filistinli küçük bir kızım; saçları örgülü. hayalleri tutsak; öyküsü hüzünlü. yetim diyorlar bana babamı almış kör kurşunlar bu sokaklarda.. hiç oyuncağım olmadı benim sarı saçlı bebeğim ve bir bisikletim. oyunlar oynayamadım şöyle doya doya.. annemin gözleri yaşlıydı hep, kalbi duada.. o, benim sığınağım her gece silah sesleriyle sığınırım kucağına. ve hayaller kurarım umuda dair. sil gözyaşlarını anne! bak gül kokuları yayılıyor Filistin'e kan yerine.. çiçekler açtı bahçelerimizde ümit çiçekleri.. sen ağlama anne! gülümsüyorsun artık hayallerimde. karanlık bir gecenin ıssızlığında, ayırdılar bizi. ayırdılar bizi kör kurşunlar, anne! yıktılar hayallerimi, umuda dair ne varsa bu sokaklarda... yüreğimde Filstin! kanıyor ince ince şimdi bana hem öksüz, hem yetim diyorlar; anne! sen gideli susmadı silahlar.. oyuncağı olmadı çocukların, hayaller bile kuramadılar. yüreğimde Filistin anne! davamız Hak sevdamız Hak Hakka çıkar yollarımız, dikenler olsa da anne! ALINTI.. |
Bahar gelmiş aylak şehrimin sokaklarına..Burnumda yalnızlığın kokusu tüterken..Dumanı üstündeyken korkuların..Sen nerden çıktın ki? Ben acılarımla kavrulmaya programlamıştım kendimi..Ağlayacaktım ..Bulutların canını canından alacaktım…Tüm gökyüzünden de daha fazla ağlayacaktım..Kafam karışıkken geldin ya…Anlamadım ki ben..Sen aşk mısın yoksa bir hırsızla daha mı tanıştım…Bilmiyorum..Kelimeler büyüyor..Ama ..Kırılmış ruhum….İtirafı zor..emin değilim…Ne geldiyse bu güne kadar hudutsuz ruhumun başına…Hep emin olmadan konuşmaktan geldi.. Bilmiyorum..Ölümmüdür beni korkutan yada..Sana kapılıp da savrulup gitmelerden midir korkum..Çalmışlar gökyüzümden yıldızları…Güneşim sabahlarımdan çok akşamlarıma doğmaktadır..Anlayacağın ömür büyük kıyametini yaşamaktadır..Sana bir kişilik yer ayırsam…Seni bugün değil yarın sevsem..Sen saklasan sevgini bana…Müsaade etsen haini silip atmama…Olmaz değilmi?? Bu istek senin aşkına ihanettir değilmi… Sana ihanet olan bana nedir peki…? Biliyorum ipin ucunda asılı umutlar..Bir kan davası belledim aşkı..Belki kırk gün unuttum diyeceğim ve kırkıncı gün o yalnızlık ikili delilik gelecek aklıma ..Peki aklımda eller varken sen beni koynuna nasıl alacaksın..Nasıl birsin..Biriciğimsin diyeceksin…O zaman.. zamanı dakikalara bölünmüşte kiralanmış bir tenden ne farkım kalacak..Bekle temizleneyim..Kalmasın ellerin izleri hiçbiyerimde…Paklansam da yıllarca çıkmayacak lekeler var….Onları napacağız peki..Sen yinede yar…Ahhh yar…böyle de kabulümsün gel diyebilecek misin…”Derim” mi diyorsun…. |
| Saat: 10:36 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık