![]() |
TAHİR İLE ZÜHRE Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte, Yani yürekte.. Meselâ bir barikatta dövüşerek, Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken, Meselâ denerken damarlarında bir serumu, Ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin, Ama o bunun farkında değildir. Ayrılmak istemezsin dünyadan Ama o senden ayrılacak. Yani sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık, Yahut hiç sevmeseydi, Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil... Nazım Hikmet Ran |
Sustum! ............. yüzünle konuşuyorum şimdi! bir beyaz hayal seriliyor çimenlerime; papatyalara benziyor...(dönüyor sonra sarışın bir kuş sürüsüne..) gözlerinde dokunuyorum güzelliğine.. seni özlüyorum anlamıyorsun tutup öldürüyorum birini (sevgim kanıyor..) gömüyorum sineme... sustum!.. ............ ellerini tutuyorum şimdi! başak dolu bir ova nazlanıyor gözümde.. göçüyor harman yerlerine..(rüzgara direnen yaba gibi) bir inip bir çıkıyorsun gene de, sen duymuyorsun samanların arınıyor tenimde tanelerinde acıkıyorum... parmaklarını yiyorum kimse görmüyor benimdir onlar, vermem geriye... sustum!.. ............ saçlarını kokluyorum şimdi tel tel güller doluyor bahçelerime.. kar mevsimini düşünmüyorum hiç!..(leylekler ağaç tepelerinde) kim demiş! doruklar beyaz değil!..beyaz değil işte.... sen görmüyorsun yazdan kalma güneşle eğiliyorum kırmızıların solmasın diye. sustum!... ........... uzaklığını ölçüyorum şimdi.. mesafeler artıyor içimde.. yollar büklüm büklüm..yollar dikine...(noktam derinleşiyor gitgide) sen bilmiyorsun kilometre taşlarını kaç kez saydım dersin... bir tanesi bile yoktu kapının önünde... bir kürek kor ateş bulup üfledim yüreğime... |
Bırak ellerini,sarayım gülüm Tatlı dillerini,toprağa gömdüm Seni canımdan çok seveyim dedim Kara gözlerini,ararsa gönlüm Kışın duman olur,bizim oralar Yüreğimse kordur,aşkı yaralar Seni arıyordur,gökte turnalar Kara gözlerini,ararsa gönlüm Bahattin Tonbul |
İnci Dakikalari . Sen bana yeni yilsin her dakika Her dakika bir yasima daha giriyorum Sen benim üstüne titredigim güzel ve yeni Saatim kadar saadetimin gözbebegi zamansin Ben bin parçaya bölündüm her parçasinda Her parçasindayim kirkayak sesli boguk arkadasligin Çalkantisiz Üniversitenin yalnizligin ve aglamanin Erkek aglar mi diyeceksin Hayberin kapisi aglar mi erkek aglar mi Ben yel gibi erkekler aglar diyorum Bir dakika aglar yilbasi dakikasinda Daha gözlerimin gerçek yaslari belirmeden Aglamak diye bir sey yoktur diye bir sey Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya Çürük ve havada asili tahtalar üstünde Hafif kedi ayaklariyla yürür gerçekten yürür ya Sen benim aglamami erkekligime Uyanan ölmeyen yenilenen Azgin kislar içinde keskin baharlar bulan Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekligime say Bütün bir yil bütün bir yasama boyu Gizli heybelere binbir gece esyasi doldurduguma say Ben otomobilleri böylesine yankisiz sagir komam Öyle bir isyan siiri var ki ben onu yakalayacagim Bu yunan sehrinin düzenini öper ve yalvaririm Sehrin ölümünü yanlis anlama Gözleri kör oldu dogrudur ama o kadar Ve sehrin gözlerini geri verme dakikalaridir bu yilgin çanlar Senin odan günisigi en güzel müzik bana Farkliliklar odasi Giden tren buharlari içinde örümcek agi Sen güzel örümcek agi yasamakla yasamamak Dogdugumuz süpheyle öldügümüz süphe arasina gerilmis Garip bulut farkli müzik güzel örümcek agi Ben bir yabanci bugunun kokusunu aliyorum Bu kokuyu aliyorsam onulmaz kiskançlik yaramdandir Benim garipligime bakma benim kiskançligima bakma benim Incilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum Bu inciler denizlerin en karanlik noktalarinda bile yoktur Benim ak ve kara kayalar içinde buldugum inciler Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur Olduklari yerde bile . Sezai Karakoç |
Ne zaman eskiyor sevgiler Ödenen bedellerin acısı geçince mi? Yağmur yağıyor, mutfak camındayım Nasıl üşüdüğümü bilemezsin Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama Şimdi telefon açsam sana Sesini duymakta yetmiyor ki Hep ayni cumleler.Babamlar nasil? Ilacini aldin mi? Nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde Bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi Bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken, tahta kasikla tencerenin basinda oylece Ne dusunurdun acaba? Ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da... Omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari Benim kizimin omuzlarini ovmasina daha cok var Gittikce sanami benziyorum ben? Ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu? 'Baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez Anlamamisim meger, eskiyormus annecigim Omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde Şimdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye, coktan kendinden vazgecmis bir sesle Mutsuz degilim de anne, yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum Evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor, televizyon seyrediyor, aksam calan kapiyi aciyorum Actigimi goren olmuyor Pisirdigim yeniyor da, guzel olmus denmiyor Cay demleniyor demleniyor, demleniyor... Kederim mutfagimın her yerine yerlesiyor Ah nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor Eskilerimi de atmaya kiyamiyorum Seni çok özlüyorum Bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep Gidemeyişine ağladın mı sende Ne zaman eskiyor sevgiler Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle kalbimde bir acı şarkılar seni söyler İclal Aydın Yağmur |
Rastgele sonra bölün iyiden iyiye dilime pranga demirleyin kucağıma cansız bebek dudağıma kimliksiz kadın yelkenime ağustos ölüsü ben soyunayım siz bakın sonra konuşuruz ne deseniz düzgün olur bu mizaç iyi gelir aydınlığa korkarım ışık kaparsınız mum üflesek başka cezası yoktur düş çalarsınız sonra sevişiriz içimizden çıkılmaz üleşiriz -yarım yalnızlık düşer gel ki kurulur sabah kapı önü mayın tüm mahal patlar dağılırız sonra neler olur neler harikadır günlük gazeteler yaşamak güzel -ah güzel işte! sevinmek gerek ebeveyn ölülerine özlemle kılınır namaz dirilir mecaz paylama bilmez musalla, gün böleriz aydan çıkına otuz ötesi bebeğe anılardır sonra bakın bakalım boş dam kuru sıkı çöker ya onda dokuzu kaçmaktır yaşamın babamız vurur vicdan sızlar anamız doğurur (da kime ne?) ha siz oluruz ha biz bekleyelim ne olacak belki hınzır saadet belki bitli önlük kimlikleri emsalsiz vücutlar çoğalacak sonrasını bilmem ne kadar bilmek gerek ölmek için önce yaşamak gerek... H.Sürsal |
İntihar ettim, boynunu öptüğüm yerde. Boynunda derin boşluk, dudaklarımı orada kaybettim, Ellerimin şarkısı, nakaratını terk etti bu sırada Sen iki büklüm bir kadın gölgesi oldun Ben aşk kelimesinin bütün harfleriyle seviştim Senin karanlıklarına sızdığımda Bir çığlık koptu aramızdan, ben sustum ama Dağlar, bir çiçeğin gövdesinden damladı kanayarak. İntihar ettim, boynunu öptüğüm yerde. Boynun, derin bir şehir çizgisi gibi inceldi,inceldi,inceldi Gözle görülecek bir düşten kopardım tenini Tenine, bulutlar sürdüm sonra, soğuk. Yangın içten bir izdi kimsenin görmediği Yağmurları ısıttım yalancı dilinde. Gözlerinin ucu kirlendi Küllerinden bir ilkbahar bıraktım Sessiz sedasız. Ama ben ölürken Sen idam ağaçları yeşerttin bütün mevsimlerinde. İntihar ettim boynunu öptüğüm yerde. Ve boynundan ayrıldım ilk. Emrah ÇETİNKAYA |
Ten Susturur Ayazı Gönül yanlışlarının matem turlarında Tütsü kokusu sarar sevda esaretlerini Düşer faslı eftelya serpil umutlara Köşede afroz keser yekte bıçkını küheylan Galataya karşı serper umutlarını seher Derinden bir nağmeye bürünür sevda Vakit yıldız kaymalarına dem tutuşundayken Keramet sanar gölge oynaşmalarını haspa İlk defa gülüştü sabahla rüzgar Kağıttan helvalar dizildi dünden güne Döküldü hatıralar Leica öbeklerinden Ömür enstantanelerinde sarıldı siyahla beyaz Merdiven aralığına sinik tahayyüller Suslarında khpe soylu bir geceyi siler İhtimal vaki insel nağmelerinde tazenin Aşk yanar kaminetosunda Düşselinde ten susturur ayazı I.Ergüney |
Dalga dalga üstüme yıkıverdin bu şehri. Batan güneş bir daha doğmayacak gibi. Eser kalmadı o eski halimden, Dilimden düşen her kelime girift, Ne desem belli ki anlaşılmazım. Sensiz her anım kahır mı kahır. Bu gitmeler sana yakışır. Demek; Veda etmeden gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Gün gelir seninde güneşin düşer dağlar ardına. Tel tel aklar düştükçe saçlarına. Madem gideceksin, hiç dönüp arkana bakma. Kim bilir, kaç seven yenik düştü bu inadına. Bu gidişin anlaşılmaz değil, yakındır anlaşılır. Böyle gitmeler ancak sana yakışır. Demek; bir kalemde silip gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Hangi acıyı çekemez ki insan, bir acıda sen kat. Nasıl olsa çok sürmez, bitecek bu hayat. Yapmadığın şey mi, beni de sil hayatından at. Kurtulurum belki ağlamaktan, her gece her saat. Adını anarsam ********im, yıkmaz beni bu dert, bu kahır. Bu gitmeler ancak sana yakışır. Demek utanmadan çekip gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Ne kadar gözümde büyütmüşüm değmezmişsin. Bazen aşılmaz karlı dağlar gibiydin. Bazen içinde kaybolduğum okyanus. Bu kentin her sokağında, her simada seni arardım. Zaten yoktun, hiç olmayacaksın, canım yokluğuna da alışır. Bu gitmeler ancak sana yakışır. Demek buracıkta bırakıp gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. Sorarım, hangi acı üstüne mutluluk kurulmuş? Hangi kin, hangi nefret aşka yakışmış? Hani aşkı, sevgiyi dokurdun şiirde nakış nakış. Şimdi benim hayatım son bahar, seninki kara kış. bil ki ahım gölgen olur peşinde dolaşır. Bu gitmeler ancak sana yakışır. Demek yüz üstü bırakıp gideceksin. Vay be… Durma git! Benim gözümde artık bir hiçsin. şefik aydemir |
Eğer O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YÜCEL |
Aşkımı Sulara Bırak Aşkımı al da sulara bırak Balıklar dinlesin feryad-ı figanımı. Ben çekmekten tükendim artık Dağlara salıver benim ahımı. Kırk Haramiler düşsün peşine, Lime lime etsinler Kimin tasası?.. En güzel günler boşa harcandı, Ümitler tükendi, Hayaller bitti! Kimler ki kimlere peşkeş çekildi, Kaç nesil boş yere yok oldu gitti!.. Bu sevda eksik, Bu sevda yarım; Yaşasam n'olmuş? Kaç dakka varım? Birlikte gezdiğim arkadaşlarım Nereye kayboldu, Nereye gitti?.. Sulara bırak, Sulara bırak; Aşk denilen şey kuru bir heves! Kaç civan vakitsiz düştü yerlere! Arıma gidiyor aldığım nefes! Çetin Özdemir |
ÖYLESİNE SEVMİŞTİM Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden Sevdiğimiz şarkıları da Pencereme konan yusufçukları da Bana karanlığı bırak Beni bırak, beni böyle bırak Böyle ansızın, böyle yakışıksız Böyle anlamsız, böyle dağınık Öyle kapıda susuşun Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun Öyle sağlam, öyle bir de vuruşun Koy beni sensizliğe Ve otursun içime kül gibi kor yangının Şimdi gidiyorsun, git Hadi git Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git Hadi kanatma Hadi yıkma Hadi dokunma Zaten ben seni öylesine sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsinBütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat İ.Sadri |
ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM Ben, şairimin mısralarında dil, Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül, Aşığımın sazında tel, Öpülesi bir el olmak istiyorum: Ben, öğretmen olmak istiyorum… Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit, Korkunun mayalandığı yerde yürek, Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum: Ben, öğretmen olmak istiyorum… Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak, Şu yetim çocuğa yanan bir ocak, Çorak topraklara yağan yağmur, Azgın sulara bent, Mehmet’imin elinde çağlar açan kılıç, Doktorumun elinde derman saçan neşter, Mimarımın, mühendisimin elinde pergel, cetvel: Ben ana, ben baba, Ben Fatih, ben İbni Sina; Ben mimar Sinan olmak istiyorum: Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben, ressamımın elinde fırça, tuvalinde renk, Bestekârımın en içli şarksında nağme, Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem: Ben hoca Ali Rıza, Ben Itri, Leyla hanım, Ben Karahisari olmak istiyorum. Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben öğretmen olmak istiyorum Vatan evladına Türklüğü öğretmek için, Ben öğretmen olmak istiyorum İstiklal Marşımı gururla söyletmek için, Ben öğretmen olmak istiyorum Milletimi “muasır medeniyet seviyesin” yükseltmek için… Ben zehirli mantarların Deve dikenlerinin Ayrık otların boy attığı verimsiz bir toprak değil Ben, Kırlarında elvan elvan çiçeklerin açtığı, Dağlarında hür kuşların uçtuğu, Pınarından susayanın içtiği, Yollarından yiğitlerin geçtiği, Çiftçisinin başak başak kardeşliği biçtiği Bir vatan olmak istiyorum: Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben Hakk’a yönelen alınlarda nur, Vatan topraklarını çevreleyen sur, Mehmetçiğin göğsünde “iman”, Gençliğimin damarında “asil kan”; Ben zulme eğilmeyen baş, Ben Türklük için ağlayan gözlerde yaş, Barışta güvercin savaşta kartal olmak istiyorum. Ben öğretmen olmak istiyorum… Ben öğretmen olmasam diyorum… O zaman kim öğretir güzel Türkçemi Henüz anne diyen dillere, Kim öğretir insanlığı, duyguyu genç nesillere, Kim öğretir büyüğünü saymayı, Küçüğünü şefkat ile sevmeyi? Ben öğretmen olmasam diyorum: O zaman şu körpe fidan Nasıl öğrenecek sert rüzgârlara göğüs germeyi, Nasıl öğrenecek, çiçek açıp meyve vermeyi? Şu gelinlik kızım, Şu bıyıkları yeni terleyen deli kanlım Kimden öğrenecek insan gibi sevilmeyi, sevmeyi, Vatan için, millet için, bayrak için Göz kırpmadan ölmeyi? Ben öğretmen olmasam diyorum, Kim dokuyacak kilimimi, halımı, Kim işletecek madenimi, fabrikamı, Kim alıp satacak ürettiğim malımı? Ben öğretmen olmasam Kim yazıp okuyacak şiirimi, romanımı; Kim yazıp okuyacak Sıladan gurbete, gurbetten sılaya Hasret taşıyan mektuplarımı? Ben öğretmen olmalıyım diyorum Çünkü vatanımı severim. Çünkü bilirim vatan için ölmesini… Alnımda şeref tacıdır Tarihim, Cumhuriyetim, Türklüğüm… Ben öğretmen olmalıyım diyorum; Çünkü heyecan veriyor bana Şu çeşme, şu kervansaray, şu cami, şu türbe, Şu davul, şu zurna, Şu halay, şu horon şu bar, şu zeybek… Bana heyecan veriyor Anamın yazmasındaki oya söylediği ninni, ağıt, Tat alıyorum ekmeğimden, aşımdan Gurur veriyor bana milli kültürüm… Ben öğretmen olmalıyım diyorum; Çünkü inanıyorum Allah’ıma, İnanıyorum “Beşikten mezara kadar oku” diyen “Peygamberime İnanıyorum “Ne mutlu türküm” diyen Atatürk’üme… Ben öğretmen olmalıyım diyorum; Çünkü biliyorum affetmesini, Biliyorum asil duygularla insanları sevmesini… Ben olmalıyım diyorum; Çünkü inkâr etmiyorum tarihimi Hor görmüyorum geçmişimi, Atalarım önümde en büyük rehber diyorum. Çünkü ben özenmiyorum İnsana, insanlığa saygı duymayan hiçbir fikre, Çünkü ben bel bağlamadım Örfüme, âdetime, dinime ters düşen çirkinliklere… Sen öğretmen olmalısın kardeşim; Sen namussun, vicdansın, adaletsin… Sen müspet ilimsin Sen irfansın, inançsın geleceği aydınlatan… Sen, buram buram tüten vatan sevgisi, Sen burcu burcu kokan Türklük duygususun. Sen öğretmen olmalısın kardeşim, Sen öğretmen olmalısın… Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim; Biz, görmeyenlere göz, Duymayanlara kulak, Yürüyemeyenlere ayak olmalıyız… Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim kızıyla, erkeğiyle Layık olabilmek için “Öğretmenler, yeni nesil sizin esriniz olacaktır” diyen Ulu önder Atatürk’e… Biz, şairlerimizin mısralarında dil, Genç kızlarımızın gergeflerinde nakış nakış gül, Âşıklarımızın sazlarında tel, Öpülesi bir el olmalıyız: Biz öğretmen olmalıyız… H. Nejat SEFERCİOĞLU |
SON MEKTUP Siz beni hala anlayamadınız… Ve anlayamayacaksınız çağlarca da, Hep tutturmuş yıl “1919 Mayıs’ın 19’u” diyorsunuz, Ve eskimiş sözlerle beni övüyor övüyorsunuz. Mustafa Kemal’i anlamak bu değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Bırakın o altın yaprağı artık… Bırakın rahat etsin anılarda şehitler… Siz bana neler yaptınız ondan haber verin. Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin? Mustafa Kemal’i anlamak yerinde saymak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Bana Türkiye’yi getirin bir daha, Uygar uluslarla eşit yeni buluşlardan! Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı? Uzaya Türk adını Atatürk kapsülleriyle yazdınız mı? Mustafa Kemal’i anlamak avunmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Hala o acıklı anılar dudaklarınızda! Hala oturmuş on kasımlarda bana ağlıyorsunuz. Uyanın artık diyorum uyanın, uyanın… Uluslar fethine çıkıyor uzak dünyaların. Mustafa Kemal’i anlamak göz boyamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Beni seviyorsanız ve eğer anlıyorsanız! Laboratuarlarda sabahlayın kahvelerde değil: Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar… Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar, Mustafa Kemal’i anlamak ağlamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Aranızı kapatın istiyorum uygar uluslarla! Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklukla: Bu vatan bu canım vatan, sizden çalışmak ister! Paydos öğrenmeye, paydos avunmaya yeter, yeter Mustafa Kemal’i anlamak aldatmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Demokrasiyi getirmiştim size özgürlüğü: Görüyorum ki! Hep aynı yerde hiç ilerlememişsiniz, Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek gerekir. Hani köylerde bolluk, hani kaygısız günler; Mustafa Kemal’i anmak işitmek değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. |
Yağ yağmur yağ! Karanlığına, sessizliğine Sıcaklığına, derinliğine Yavaş yavaş gecenin. Erisin sinesinde varlığın, Güzelliğin, ıslak gözlerin. Bir serinletici esinti olsun, dolsun içime Şenlensin bende, benden ötelerde, mânâ evlerim Açılsın kapıları, derinliğine gecenin, sevgimin. Yönelsin sessizliğin esrarında ruhuma Döne döne, mânâ cevherim. Koyulsun âlemi istikbâle; ruhum -sevgi süvarim- Vursun sinesinden karanlığı, aydınlık okuyla ellerim. Unutup, Leylâ’ya sevdalı gönülleri; Bir devrin sonundaki garipleri, Tuna sularına tedirgin düşen katreleri, Ufuklarını resmeden güneşleri, Sarsın sımsıcak bedenim. Yükselsin yeşil kubbelerinden; Dâvûdî sesi âlemin. Dönsün etrafında yine dünya Sema âyininde kâinatın Teselli Sefa Gümüş |
TALİHSİZ Arzunun bir hayalet sardığı bir geceydi, Bir geceydi hakikat yalanlara baş eğdi. Bu gecenin susuzluk mahsulüsün bunu bil. Kundaksız uzatıldın iğneli beşiğine Ve böylece Azrail Istırabı mıhladı küçücük benliğine. Ecelin kucağında erirken çocukluğun, Aleme sırdı senin varlığın ve yokluğun. Hala bilinmez nedir kalbindeki bunalan. Lambanı yaktılarsa lambanı kendin söndür, Söndürmekle oyalan, Gir geceler koynuna,deme yarın gündüzdür, Belirecek gündüzler sönenlerden yüzsüzdür. Cahit Sitki Taranci |
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... |
Pamuk İpliği kendimize döşediğimiz taşlar görünmeyenin piramidi başka uygarlıkların saatleriydi kullandığımız zehirli yıldızlarını tanıdık gökyüzünün kendimizi bile büyüledik piramidimizin giziyle petrol kuyusu bütün gün rasaşane bütün gece koynumuzdaki tılsımı düşürmedik güne teslim etmedik kelimeleri dar boğazlarda,kör geçitlerde,karanlık dönemeçlerde bozuk para kadar kullandık çarşılarınızı baktığımız pencereleri kimselere kiralamadık uğramadık bir harf için bile mürekkebinize yalvaç olmadan,ermiş olmadan gelip geçtik karanlık oyların kamusundan güvendik sessizliğin derinliğine içimiz bölünse de başkalarına parçalanmadı kendimize çizdiğimiz yekpare harita ömrümüzün yolları kırk yıl,kırk yaş,kırk ikindi biz her zaman birkaç kişi hayatımız piramit,ömrümüz pamuk ipliği bilinse de olur artık bilinmese de... M.Mungan |
Zalim Dünya Kulağına fısıldasın rüzgar sesimi, Onla gönderiyim son busemi, Sonra da alayım son nefesimi, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Yalan olsun yaşadığımız onca şeyler, Varsın yüreğimizde kalsın o saniyeler, Son kez sevmediğini söyle o bana yeter, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Kokunla avunurdum sen yokken yanımda, Görürdüm her gece seni rüyalarımda, Anladım kastın var senin canımda, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Kaderim, yazım meğer senmişsin, Bilemedim ki beni ne çok sevmişsin, Geçmis zaman artık benden nefret etmişsin, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Kalmasın artık bende bu can, Sen gittikten sonra canan, Olayım ben bir duman, Çekip gideyim bu zalim dünyadan. Zaman Akıp Gidiyor Geriye dönüp baktım. Elimi uzattım, ulaşamadım. Pişmandım. Artık çok geç Zaman alıp götürüyor, acımasızca Pişmanlığın faydası yok Geçmişimizde yığılı, özür dilemeler. Zaman azalıyor. İçine mutluluk koyabileceğimiz zaman Ayağımın altında basıp geçtiğim toprak Üstümde sonsuz gökyüzü, arada ben ve akıp giden zaman Dönmek istiyorum başa, Yeniden başlamak. Geç kalmışlığın acısı ağır Yeniden yaşamak istiyorum. Rolümü yeniden oynamak. |
KAVUŞURSAK BİTERİZ BİZ... Biz mutlu sonlar katiliyiz. Kavuşursak biteriz biz. Sevgiyle bakan gözleri kör ederiz. Herkesin bildiği bir aşk, Herkesin attığı bir imza, Herkes gibi değiliz biz. Belki biraz serseri, Belki biraz deliyiz, Ama kavuşursak biteriz biz. Pervane böceğinin mum alevine sevdası, Ateş böceğinin susuzluğuyuz biz. Yanar ama su içmeyiz, Etrafında döner, ateşle dansederiz. Bize kimseden zarar gelmez, Biz zararı ancak kendi kendimize veririz. Severiz, özleriz, aşktan ölsek kimseye söylemeyiz. Biz artık biz değiliz. Ruhlar kavuşur ve konuşur gökyüzünde bir yerde, Ama bedenen kavuşursak biteriz biz. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir, onu söyleriz, Kavuşursak biteriz biz. İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz, Dokunursak kanar ellerimiz. Kimselere söylemez gizli gizli severiz, Ama kavuşursak biteriz biz. Bir kor var içimizde yanan, Onu küllendiremeyiz. Görüşemeyiz, konuşamayız ve sevişemeyiz. Bir aşk var bizi biz yapan, Kavuşursak biteriz biz. Biz herkes gibi değiliz. İstdeğimiz zaman gelip, İstediğimizde gidemeyiz. Kahve içip, gülüp, konuşup, başbaşa yemek yiyemeyiz. Ne bir filmdeki mutlu son, Ne de göz yumulacak bir kaçamak değiliz biz. Sadece özlemle severiz, Ve kavuşursak biteriz biz. Sevda iki kişinin birbirine aşkı değil artık. Artık her aşk her ağızda sakız. Biz birbirimize aslında her aşıktan daha yakınız. Belki ayrı şehirlerdeyiz, Ama her gece aynı mehtapta buluşur, Yağmur yağarsa, çıkar, Aynı yağmurun altında ıslanırız. Bu aşkı ancak biz biliriz. Şiirleri güvercinlerin kulağına fısıldar, Mektupları suya yazarız. Biz belki ayrıyız, Ama her gün aynı geceyi sabahlarız. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir onu söyleriz. Kavuşursak biteriz biz !.. Alıntı. |
YAĞMUR Aniden bastıran ama hep beklenen yağmur gibisin. Su döngüsü gibi yeniden doğuş, yeniden varoluş. Odama yağıyor yağmur; yağmur habersiz! Dışarda bulut; bulut habersiz! Çıplak tenime yapıştı damlaların; damla habersiz. Kurak günlerde geldin, yeşerdim. Ğüneşim ol ısıt beni, Yağmurun ol büyüt beni. Umudum ol yaşat beni... YANSIMALAR |
Kendimden yoruldum.. Sürekli maske takmaktan, İçim kan ağlarken, İnsanlara gülmekten yoruldum... Çok sinirliyken bile, Sakin olma zorunluluğundan yoruldum. Hüzün çizgileri sarmışken yüzümü, Gamzelerimi göstermekten yoruldum.. Bağıra bağıra ağlamak isterken, Gözyaşımı içime akıtmaktan yoruldum. İçimde deli gibi çağlayan aşk varken.. Dağlara taşlara haykırmak varken Sesimi içime çekip, Susmaktan yoruldum.. Gözlerinin mavisinde sana bulanmak isterken Siyahın esiri olmaktan yoruldum.. Kendimden yoruldum Hep güçlü olmak ne kadar zordur; Hep sorumluluk sahibi olmak, Çocukken genç olmak , Gençken olgun olmak Kimlik değiştmekten yoruldum.. Çabuk tükettim Umutlarımı Yarınlarımı Duygularımı.. Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim Yine kurulmuş sahne Başrolde ben Yardımcı oyuncular ;hüzün, acı maske Konu;herşeye rağmen mutlu olma sanatı Ha bide Oyunun adı var ;Hayat Gülüyorum yine zorunluluktan.. Bu kaçıncı rol alışım bu filmde Alışılmış senaryolar bunlar.. Acemi mi sandın beni hayat!! Ben her gece bu sahnenin müdaviniyim Hadi bırak mutlu olma tasasını Yapışmış alnımıza Hayatın kavgası Düş yakamdan hayat!!!.. Oyunumu oynarım Sahnemi kapatırım Ölümdür sonuma yakışan Bilmezmisin!... En çok ölülerdir alkışlanan.. ALINTI |
NASIL KIYDIK AŞKIMIZA İçime sinmiyor bu gidişin korkarım dönüşün olmayacak ayrılık yaman çıkar korkarım bu defa bizi fena vuracak kınası silinmeden kefeni biçilen gelin gibi duygularım daha yedisinde darmadağın uykulardaki sabinin kabusu gibi korkularım. Ne olur susma bir şeyler söyle Azrail’in adaşı sensizliğim Yavuz Sultan Selim´in sözlerinden daha keskin sessizliğin bak bu gece matemimin birinci doğum günü sensizliğimin onuncu yıl dönümü, bitmeyen yaprak dökümü. Nasılsın gittiğin yerde rahat, bahtiyar mısın? Yoksa benim gibi saçı siyah, ruhu ihtiyar mısın? Başını kaldırıp baktığın bulutları yabancımı sanırsın sende yıkıntılarımıza bakıp gözlerinle değil yüreğinle mi ağlarsın. Ne yaptık biz aklımız başımızda mıydı aşkım nasıl şakağına kurşun sıktık kanına girdik sevdanın, nasıl katili olduk uğruna düşman kazandığımız o masum aşkın. Lokman Kaya |
Senin İçin.. Beklemediğim bir anda hayatıma girdin, Yaralarımı seninle sarmak isterken, Sen büsbütün daha kötü yaraladın, Amaları keşkelerı hıç çıkaramadık hayatımızdan, Bu sana son şiirim dinle beni, Sana kanmış,aşkına inanmıştım, Eger sen senı bu kadar seven bır yureğe git diyorsan Hiç durma sen gıt, Şimdi, "bana inat" başka sevda yaşayacağım diyorsun, Gözümün önünde.. Eger sen senı bu kadar seven bır yureğe bunu yapıyorsan, Hiç durma sen gıt, Aşkından öleceğimi biliyorum.. Sen de biliyorsun.. (Alıntı-Değil) |
Seni İstiyorum Bir sabah, gün doğarken aç perdelerini, bak sevinçle... Balkonuna konuyorsa martılar, Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak. Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar. Bil ki; seni istiyorum ! http://www.diyemediklerim.com/images/smilies/newSmiles/smiley9.gif ALINTI |
Yaprak Dökümü Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar O çocuklar O yapraklar O şarabi eşkiyalar Onlar da olmasa benim gayrı kimim var? C.Yücel |
Evlilik mi? Evlilik mi? Sanki can atıyorum Belki de istemeden kaçıyorum Bak şu an bekarım Odam karışık olsa da Aklım berrak huzurluyum Tencerede lapa olsa aşım Ne derler bir kaşık aşım kaygısız başım Düşünmekten bile ürperti duyarım Korkarım mutlu olamamaktan Birlikte anlaşmak hayatı paylaşmak Hataları bazen tartmadan Hoş görmektir evlilik birlikte Yürümek gerektir aynı adımla Sevgiyi eklemeli aşa Belki de en mutlu neşe Uyumlu olursa İlhan Koruyucu |
Bir aşk yaşatayım sana Ne gelmiş ne gelecek Ne leylanın ne de mecnunun Hiç bir zaman erişemeyecek Bir fırsat ver, Seviliversin O sıcak kalbin Yıllar yılı gizlediği O tatlı o sıcak duyguları Duyuversin Özlemle sevebileyim seni En içten duygularla Arzuların ötesindeki duyguları Yaşatayım Aşkımızın verdiği heyecanla Öpüşelim seninle Doyasıya, bıkmadan, defalarca Yaşayalım seninle bu fani dünyada Sevginin ne demek olduğunu anlayalım Sevelim sevilelim yarın ki cenneti Bugün seninle yaşayalım Bitiversin tek başımıza Yaşadığımız bu azap Yıllar yılı özlemini çektiğimiz O tatlı duyguları Beraber yaşayalım... Enis Özel |
O Kız Benim.. Ben acıların yazarıyım, Dertlerın anasıyım, Haklısın aramızda daglar var, Denızler var,ucurumlar var, Senın sevdaların uc gunluk masal, Benım sevdalarım sonsuza kadar, Elma sekerımı sandın askı, Ne sıırın sıır,ne sarkın sarkı, Hele bır kırılsın felegın carkı, Iste ben o zaman gorurum senı, Hala tahta masalara yazıyorsa senı, Arıyorsam ısmını kıtap sayfalarında, Demlıyorsam cayla cay karası gozlerını, Bılkı bu senı delıkanlıca sevdıgımden, Varsın dag gıbı buyusun hasretın, Varsın da degmesın ellerım ellerıne bır daha, Hatırla bır kız dıyordun omur boyu sevsın benı, Iste o delı,ıste o cılgın,ıste o kız BENIM., ÇÜNKÜ BEN AŞKI ÖLÜMSÜZ BİLENLERDENİM..... ( Alıntı ) |
Yağmur Gibi Usulca Yıldızlar tanığım,dün gece uyuyamadım Sarılıp resmine ağladım,çok ağladım Sokaklar ıslandı içimi tutamadım Eski bir şarkının sözleriyle ağladım Yağmur gibi usulca ağladım,ağladım Aşkımı işledim gecenin karasına Hasreti dişledim kalbimin yarasında Hep onu düşledim güllerin arasında O yaz güllerinin,güzleriyle ağladım Yağmur gibi usulca ağladım,ağladım Gelişi,gülüşü,sarılışı başkaydı Bütün yeminleri mutluluğa,aşkaydı Sanki gökyüzünden mavi bir yıldız kaydı Bakışlarımda kalan Yalnızım izleriyle ağladım Yağmur gibi usulca ağladım,ağladım Gizlisiz,saklısız,kimseden utanmadan Sokak lambasının tam dibinde ağladım Islandı geçerken iki sarhoş yanımdan Kırılmış,darılmış gözleriyle ağladım Yağmur gibi usulca ağladım,ağladım Faika Sarp |
YOKLUĞUN VAR YA Ölenin adresi bellidir toprağına dokunursun, konuşursun, sesini duyurursun. Ya giden nerdedir, ne yapar bilemezsin onu iki dünyada da bulamazsın, yokluğundan başka hava soluyamazsın... Tuz tadını, şeker adını yitirmiş, su saflığını geceler gündüze ilişmiş, bütün duvarlar aynı soğuk yüzünü sakınmıyor, adı gibi duvar işte ne dersem aldırmıyor kaç çığlığıma direndi... Toprak otlara can değil ki çiçekleri hiç aramasın o papatyanın göbeği gözlerin... Yıllarca anlattıkların asırlara taşıyor sözlerinin harfleri milyon sayıda gökyüzünden üstüme dökülüyor, her biri kurşun tanesi kalabalık kentte tek hedef benim hiç kimse farkında değil kan içinde yaralı gezdiğimin... Yokluğun var ya... senin akla ziyan, bela yokluğun var ya... her şeyi ters düz eden yokluğun var ya... Güneş dünyayı terk etmiş, ay peşinden gitmiş, yıldızlar yere düşmüş, yağmur toprağa küsmüş, bebeklerin benzi solmuş, yeni gelinler dul olmuş, çığlığın bademcikleri alınmış, dağlar heybetini yitirmiş, tümseklerin şaklabanı olmuş koca dağlar her ne oluyorsa vallahi senin yokluğundan oluyor. Yokluğun var ya... senin akla ziyan, bela yokluğun var ya... her şeyi ters düz eden yokluğun var ya... limiti dolmuş hastaneler, kifayetsiz cümleler, Mavihüzün’ün şiirleri iç karartıyor, iki metre boyunda cüceler, her şey saçma, her şey anlamsız akıllara ziyan geliyor, tıka basa tımarhaneler Mazhar Osman’ı arıyor ziftlenmiş zavallı zihinler. Aşk a kilitli bütün kalpler sevda virüsü saldırıda salgın kenti aşmış dünyaya yayılmakta... Sevdalıları imha ediyor askerler salgın bulaşıcı aşıkların sayıları arttıkça yok olacak evren, satılık aşklar sahibinden devren ama alan yok. ´´ nasıl aşık olunmaz´´ dersleri veriliyor kenar, köşe, her bir adım kalpte. Her şey şer, her şey saçma anlamsız, mantıksız. her ne oluyorsa vallahi senin yokluğundan oluyor. Yokluğun var ya... dermanı dermansız yapan yokluğun, yokluğun açlık, yokluğun soğuk, yalınayak yetimin gözyaşı yokluğun... Yokluğun var ya... öksüze atılan şamar, yetimden esirgenen sevgi, kelime-i şahadet için saklanmış son nefesi çalan adi hırsız yokluğun... bakire kalpleri dul eden virüs yokluğun dünyamı metrekareye sığdıran mercek yokluğun... Yetmez! daha anlatayım mı? Yokluğun var ya... tat alma duyumu bozan, dünyayı gözümde kıyamet kılan yokluğun var ya... yaşarken ölümle metres kalmak, ölememek sürünmek,ziyan olmak,harcanmak yokluğun. Hiç bir zaman terk edişini hazmedemez bu yürek metresimle nikah kıyana dek peşimi bırakmaz yokluğun. Yokluğun yokluk, yokluğun açlık, kanatsız kuş yokluğun, sinsice katlettiğin aşkımın çığlığı yokluğun. Yokluğun var ya... sırat köprüsünden geçmeye bir adım kala uçurumdan düşmek yokluğun yokluğun boşluk, huzursuzluk, bir lokma ekmeği boğazıma dizen zehir zıkkım, akla zeval yokluğun... Senin yokluğun var ya...... |
Hüzün gülümseyişlerimde sevdadır dokunamadığım! Bakamamaktır gözlerine sevgilinin, Duymamaktır toprağın sesini, Bilememektir belkide hüzün,bilinsede her şey! Hüzün evimizin çatlak duvarından içeriye giren üşümektir! Hüzün hiç bir zaman hiç kimseye anlatamadığımdır, Yüregini ortaya koymaktır benim ülkemde hüzün Bulut bulut dolaşıp kaybolmaktır birden bire gölgesiz! Hüzün üşümektir temmuzunda güneşe inat! Deniz olsanda ıslanamamaktır, Özgür olsanda koşamamaktır, Dalgasız kalmaktır limanı olmayan günlere! Hüzün Özgür olmaktır bazen Olamamaktır birde, Olmamış gibi çaresizliktir Nerde diye sormaktır hüzün! Dilsiz olmaktır belkide hüzün İzlemektir kör olsanda gideni ardından! Hüzün Özgür gülümsemelerin en güzel rengine bakıp Siyah beyaz kalmaktır! Hüzün dudaklarındaki ter damlasına dokunamamaktır! Yüregi yanmak,kül olmaktır hüzün, Külünden yine yangınlara koşmaktır! Uzun bir yolun sonundaki yolsuzlukla karşılaşmaktır belkide Hüzün Kocaman bir boşluğa sarılmaktır! Susmaktır Hüzün çığlık çığlığa! S u s t u n! S u s t u m! S U S T U K! Deniz Ekrem |
Şarkılardan Şiirler Dinlediniz uykularımı bölen ayyaş yalnızlık işkence ayık sözler kimsede yok vefa kalmamış bence dostlar arıyorum şişede bazen de kadehte elveda meyhaneci artık kalamıyorum bir başkayım bu akşam sarhoş olamıyorum * çile olurken sana yumak yumak sarılmıştım ah be mavi gülüm diz çöküp az mı yalvarmıştım açılmayan bir top olmuş düğümlerde kalmıştım çözmek elimde değil kendimi senden kadın * kesin yangınlar oldu deyip bekledim sönmeni yüzüme sürüp gittin çatık kaşlı gözlerini unutmadım çekip giderken ki o sözlerini aşiyan yollarından seslensem duyar mısın * körfezin gel git lerinde yosunlarla çürüdüm kime baksam sensin şiirlerde güldüm süründüm İzmir de sokak yol kalmadı gölgenle yürüdüm Bu ne sevgi ahh bu ne ıstırap zavallı yüreğim ne kadar harap * bil ki şair sen zamanın gerisinde kalmışsın yazık sana şiir yazmakla nereye varmışsın görsen her şey para oldu kendini aldatmışsın rüyadır beklide bütün ümitler aşk masalından şarkılar söyler * seni arıyorum para pul şöhret asla değil yüreğimde başkası yok ki ona olsun mehil gör hayale döndüm dışım serseri içim asil gözlerinin içine başka hayal girmesin * elim boş teslim oldum duy imdat diyen sesimi gitti kıblem uzaklara kaybettim adresimi onu düşlerken kimse tutmaz titreyen elimi aşk gibi sevda gibi huysuz ve tatlı kadın * gel unut geri aldım sözlerimi nazlı kuşum şiirler genelde hakemdir bu kadar yok suçum af çıkar mı senden son demimdeyim budur durum ömrümüzün son demi son baharıdır artık * tüm palmiyeleri saydım arşınlarken İzmiri aslında tüm niyetim senle koşmaktı eküri hiçbir sokak sana çıkmıyor bıraktın dertleri talihin elinde oyuncak oldum kader böyle imiş buymuş alın yazım Serdar San |
Dursun Bu Gözyaşları Ağlamasın Coçuklar yeter artık dursun bu gözyaşları ağlamasın cocuklar bu masumların negünahı var nasıl kıydınız günahsız bebelere onlarında bu dünya'da yaşamaya hakları var bu feryadlar,ağıtlar dinsin birazcık elleriniz yüreklerinize gitsin dinleyin bu feryadları icinizden birisi bu feryadlara ses versin yeter artık dursun bu gözyaşları,ağlamasın coçuklar onların özgürce yaşamaya hakları var bu dünya hepimize yeter bitsin bu gözyaşları vede keder. Gökçe Demir |
Ayna Firuze bir efsane, hayat denen sonsuz güz Aynada doğarız biz, aynaya gömülürüz Kırılgan âlemlerde hayaller ışınlanır Aldanır düş kurarız: aynalar kurşunlanır Mecnûn’un sevdasıyla saydamlaşır kızgın kum Suret suret içinde, aynada bin uçurum Ayna mecaz-serencam, sırattan ince sanat "Rindin bize tan vakti eriştirdiği feryat!" Semada hikmet burcu, bulut ebrusu nakış Lisan-i hafî ile eşyaya sırrî bakış Ayna aynaya gurbet, ayna aynaya zulüm Aynada nûr âyini, şeb-i arus ve ölüm Ne varsa mâsivâda ayna içinde esir Aynada gül yangını, ayna küskün, münkesir Sihirli gündönümü, esrarengiz nev-edâ Ayna bir ayrılıştır, buruk, hüzünlü vedâ Firuze bir efsane, hayat denen sonsuz güz Aynada doğarız biz, aynaya gömülürüz. |
Aşkımıza ödül diye Yüreğimde taş bıraktın Gidiyorken imza diye Gözlerimde yaş bıraktın Hayatımda ne tat ne tuz Sensiz odam buz kesti buz Gecelerim hep uykusuz Sol yanımı boş bıraktın Mutlu musun oralarda Olamadık bir arada Sen gideli buralarda Boynu bükük baş bıraktın Neden bitti niye küstük Diken oldu yatak yastık Sen gideli yüzü asık İki çatık kaş bıraktın Günüm kara gecem kara Mahkum ettin dört duvara Kavuşmadan ilkbahara Dört mevsimi kış bıraktın.. Boş Bıraktın A.S.İlkan |
Yaşananlara, yaptıklarına, acıttıklarına, kanattıklarına yanıyor.. İsyana aşeriyor dilim bu gece.. Susuşlara, bitişlere, var olamayışlara çığlık atıyor.. İsyana aşeriyor gözlerim bu gece.. Dökülen yaşlarına, göremediği mutluluk tablolarına, gidişlere, yol ayrımlarına ağlıyor.. Biraz daha büyüdüm bu gece..! Yüzüme her gülenin dost olmadığını bir kez daha anladım.. Çok radikal kararlar aldım mesela.. Teoride olan düşüncelerimi pratiğe geçirmeye karar verdim.. Yanlı taraflarımı attım bu gece.. Senin bana hiç olamadığın kadar öznel olup geldim yanına.. Sahte sözlerden etkilenmeden aldım seni sol yanıma.. Kendi dünyamı tanıdım bu gece.. Sen olmayınca yıkılacak kadar küçük olmadığını anladım.. Sen olmasanda sevdamı yaşatabileceğimi anladım.. Senin yaptığın gibi başkalarıyla değil, kendimle paylaşarak yaşar bu sevda.. Dilimde değil, yüreğimde yaşar.. Ulu orta her yerde paylaşacak kadar onursuz olmadı benim sevdam.. Bu kadar düşmedi yerlere.. Milletin ağzına sakız olacak kadar alçalmadı.. Tanığımı sandığım insanların ütopyaları ile kirlenmedi.. Senin yaptığını yapmadım mesela..! Sevdiğime laf söylettirmedim.. Sende hiç var olamayan bende ise yok olamayan "biz" i harcatmadım bozuk para niyetine.. Korudum, kolladım aşkı.. Kadrim, kıymetim bilinmedi diye pes etmedim, Sonuna kadar savaştım.. Var olduğunu sandığım "biz" i kurtarmak adına engin denizlerde kulaç attım.. Boş yere çırpındı yüreğim, yok yere tuttu nefesini.. Benim susmayan kalemim, seninse boş konuşan dilin en mutsuzundan bir son yazmış bile bizim için.. Şimdi ; nokta (.) koymak düşer bize.. Hadi! İndim ben sahneden.. Çektim elimi ayağımı... Noktayı sen koy, perdeyi sen çek 'de, yine alkışlasınlar 'seni' . . . ! |
Ağır Yaralı Beni ta kalbimden vurdu gidişin Bütün umutlarım ağır yaralı Aklımdan çıkmıyor veda edişin Büyün duygularım ağır yaralı Dünyayı başıma yıkmışcasına Bağrıma kurşunlar sıkmışcasına Sanki bir savaştan çıkmışcasına Bütün anılarım ağır yaralı Aşkımız verirken en son nefesi Yıkıldı gönlümün sevda kalesi Sırtımda sanki bir bıçak darbesi Bütün anılarım ağır yaralı Ayrılıp gidecek söyle ne vardı? Sonunda aşk değil gurur kazandı Artık mutluluğum dünlerde kaldı Bütün yarınlarım ağır yaralı! ... Ahmet Selçuk İlkan |
Sahipsiz.... Şimdi çığlık atıyor trenler Seni benden kaçırıyorlar Zafer nameleri olsa gerek Üstüne kuruldukları raylarından Biraz soğuk, biraz nemli Ellerim soğuk... Uzaklaşmaktalar ellerinden Gözlerim nemli... Yokluğun fazlasıyla hüzün Sarhoşum sabahın bu vakti İnsanlar kol kola gibi yürümekte Rampalar yokuşlu gibi Caddeler daralmış sanki Dünyayı değişik gösterirmiş ayrılık Baş aşağı bakmak gibi birazda Kaçtım kendime yine Sarılmaya, sığınmaya, avunmaya Artık dayanılmaz bu bekleyiş Sabır bile çaresiz Nefesim tükenmekte çığlıklarından Seni benden almakta zaman Bekleyiş böyleymiş Karanlığa düğüm olurmuş zaman Sen gidiyorsun sabahın bu vakti Aslında gidiyorum ben de senden Bilirim kalmaz bunlar yanına Adalet... Bulur elbet sonsuzluğumdan Sarar sancısıyla Çıplak elleriyle yapışır boğazına Gözyaşlarınla boğulursun Beni terk ettiğin Yalnızlığına Kağan Türkay |
Seviyorum seni birtanem Bak korkmuyorum artık Ne dünden ne yarından, Susmuyorum artık Ne seninle nede sensiz kaldığımda... Söylüyorum işte dinle Seviyorum sviyorum seni! Bakınca gözlerine Bir içten gülüş görünce yüzünde Hadi korkma Sende söyle, Seviyorum seni de, De ki serayim gözlerindeki yıldızları ayağına. Ve benim olsun içlerinden En güzeli en uzağı... Ulaşamayacağımı sandığım o yıldızı Sen ver bana koparıp ellerinle Bekletme yarını Bekletme akşamı Hadi topla bir demet kırçiçeği Gel yanağıma ser. Bizim olsun yarınlar Bizim olsun akşamlar... Biz dediğin anda başlar hayat Biz Yani sen ve ben! Söyleyebilir misin bunu O korkunç yalnız gecelerde haykırarak Çıkar mısın bir sabah karşıma ? Uzatır mısın ellerini bakarak gözlerime Ve söyleyebilir misin Seni seviyorum diye (Bitanem34'ün Space'inden Alıntı ) |
Bugün DegiL Yarin Gibi Bir ‘Sey’sin Sen Payıma düşen her şeyi erteledim. Ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu. Ne dün, ne bugün, ne de yarin… Hangi gün kavusur elim sana? Hangi gün gözlerin gözlerime deger? Hangi gün ellerin yüzüme dokunur? Hangi gün kokunu içime çekerim? Hangi gün yani basimda nefesini hissederim? Bugün’mü? Hayir! Yarin’mi? Hayir! Bir gün, Bir ‘yarin’… Adina ask diyorlar, gelecek diyorlar , Bana Yetmiyor !! Her şarkımda sana bir adım daha yaklaşmak istiyorum. Bir başka dilden seviyorum, kırmızıdan daha uzundur… Yüregimin en güzel yerini alanla, Gün geçtikce canimin parçasi olup gidenle, Herseye ragmen yüzümdeki tebessümümün nedeni ile, Hayallerimin, Umutlarimin, Yarinlarimin tek sahibi ile, Mucizem’le, Hasretim’le, Sebebim’le, Bekledigim’le, Bir gün kavusacagimi Iyi bilirim Ve ben: bir kentin ortasında çığlık çığlığa bağırarak tek başına kalsam da yine seviyorum seni. Ve sen: Uzaksin, Yakinsin, Özlenensin, Ama Bugün DegiL Yarin Gibi Bir ‘Sey’sin Sen Alıntı. |
Affet beni sevgili, Bilemedim. Bilemedim kırgınlığını, kırılganlığını, Eylül çiçekleri gibi nazendeliğini, Sözlerim keskin kılıç, kesip atacağını bilemedim. Affet sevgili, Bilemedim tutulacağımı sana, seni özleyeceğimi bu kadar. Sesini duymak, iki satır beklemek, hissetmek seni, Bilmezdim isteyeceğimi bu kadar, bilemedim. Affet sevgili, Bir eylül daha geçmesin böyle, ''Beni affet'' dersem ..........affedermisin ( Alıntı- x2MiZx den ) |
YABANCI! Yabancı! Bir gün beni sevebilir misin? Sana ellerimi uzattığımda Avuçlarına alıp Sımsıcak nefesinle Küçücük bir öpücük Kondurur musun ellerime, Yüreğinde bana yer verir misin? Başımı omzuna koyduğumda, Okşar mısın saçlarımı ılık nefesinle, Fısıldar mısın kulağıma sevgini, Küçücük bir öpücük Kondurur musun dudaklarıma, Gözlerime bakar mısın sevgiyle, Benimle ağlar benimle güler misin? Beni sev yabancı! Dalgaların kayaları sevmesi gibi... Hoyrat rüzgârın ağaçları, Kızgın güneşin toprağı, Yağmurun bitkileri sevmesi gibi. Sen de beni, delicesine sev yabancı! ( Alıntı- Yabancı'dan ) |
KANATLARINDA KALDI BAHAR Ateşten Bir Damla Gibi Döksek Dünyayı Yeniden Bayrak Çekilir Gönlümüze. Yetmişiki Yazında Yavrum, Üç Günde Dağılıp Giden Kuş Sürülerinin Kanatlarında Kaldı Bahar. Senden Ve Sevdamdan Uzak Hasret Bu Yavrucağım Yedi Kat Yerden Geliyor Sıcak Selamın. Yetmişiki Yazında Yavrum, Üç Günde Dağılıp Giden Kuş Sürülerinin Kanatlarında Kaldı Bahar. ( KanatlarındaKaldıBahar'dan ) |
Ayrılık Sevdaya Dahil Acilmis sarmasik gulleri kokulariyla baygin En gorkemli saatinde yildiz alacasinin Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis icimde kader Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genc kadin Ruzgar uzak karanliklara surmus yildizlari Mor kivilcimlar geciyor daginik yalnizligimdan Onu cok ariyorum onu cok ariyorum Heryerimde vucudumun agir yanik sizilari Bir yerlere yildirim dusuyorum Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan Ay isigina batmis karabiber agaclari gumus tozu Gecenin irmaginda yuzuyor zambaklar yaseminler unutulmus Tedirgin gulumser Cunku ayrilik da sevdaya dahil cunku ayrilanlar hala sevgili Hic bir ani tek basina yasayamazlar Her an otekisiyle birlikte hersey onunla ilgili Telasli karanlikta yumusak yarasalar Gittikce genisliyen yakilmis ot kokusu Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte Yansimalar tutmus butun sahili Cunku ayrilmanin da vahsi bir tadi var Oyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil Cunku ayriliklar da sevdaya dahil Cunku ayrilanlar hala sevgili Yanlizlik hizla alcalan bulutlar karanlik bir agirlik Hava agir toprak agir yaprak agir Su tozlari yagiyor ustumuze Ozgurlugumuz yoksa yalnizligimiz midir Eflatuna calar puslu lacivert bir sis kusatti ormani Karanlik coktu denize Yanlizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin Ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapini bir calan olmadi mi hele elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek aşkımız A.İlhan |
Çağır beni, çağırda büyüsün içimde biriktirdiğim bütün yalnızlıklarım! Adım adım büyür yalnızlık, yürüdükçe devasallaşır kimsesizlik! Dur!Ne olur Sende gitme! Yalnızlığın üzerime yüklediği bu sessizlik artık beni boğuyor. Buradayım baksana karanlığın tam ortasında. N'olur artık gitme. Sana çok ihtiyacım var. Kurtulmak istiyorum ama koşamıyorum.Çaresizlik öyle bir bulaşmışki bu sokaklara takılıp düşüyorum. Off.. bu kadar mı zor sen, bu kadar mı zor sensizlik!! Canım o kadar çok acıyor ki.. Artık bağırmak istiyorum sesimin yettiğince. Bağıra bağıra ağlamak ve haykırmak istiyorum "Anla artık anla!! seni seviyorum" diye. Ama olmuyor işte. Ve yine o şarkı başlıyor bir uğultu misali; "gitme nolur gitme itirazlar elimde değil yalnızım yalnızız yalnızlıklar elimde değil düşerken son birkez yalana benimsin benim yalansan yalanı severim elimde değil.." Biliyormusun..... "Seyirci kaldıysam bu yürek yangınlarına..Her yıla bir nefes tutar oldum.. Arta kalan küllerden..Kurşuni sevdalara bir adım var.. Lakin.. Yüreğime adım geçmiyor.. Ömür defterimden hüzün yapraklarını yırttım.. Ama.. Yüreğine adı'mı astım.." |
ÇOK SEVDİM BİR ZAMANLAR, SEVİYORUM YİNE Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün Masal şehirlerini geçerken hızla Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların Salmak serin sulara gövdemi Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek... Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi Yağmurdan ve yalnızlıktan ürkek Çok sevdim birzamanlar, seviyorum yine de Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi Hırçın ve ele geçmezce atılgan Uysal ve usulcacık benim olan şeyi... Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukca bu dünyada Pırıl pırıl olanı, her zaman bir güz diriliğinde Değişmez ve değişken olanı sonsuzca. http://www.siiristan.com/resimli_siirler/images/kadin06/bar.jpg Ataol Behramoğlu |
Özledim seni... Saatlerin gece yarısını çoktan vurup geçtiği, yarına başladığımız dakikalar... ben seni özledim. Adımı kulağıma hiç fısıldamadın. Bana beni sevdiğini de hiç söylemedin ki... elimi hiç tuttun mu? ya da gözlerimiz birleştimi? Radyoda, bir sonra çalacak şarkıyı bana tutup, sözlerini beğenmediğinde, "bundan sonraki şarkı bizim olsun" filan dedin mi? ya ben... seni düşünüp, senin içinde olduğun...o uykusuzluk girdabında, zorla rüyalara akışımda seni görmek için çırpınıp, ama senden başka herkesi gördüğüm rüyalarımda... boşver... bazen elele yaşanmaz sevdalar gözlerde buluşulmaz... saat geçmiş... ya da sabahmış... bilemezsin. Sen bir yerlerdesindir ben başka yerlerde... ben şiirler okurum sevdalar üzerine sen... gözlerinde mahmur bakışlar, ve aklında ben olmaksızın, yarının telaşıyla... ama... bilemem ki... Biz bir şeyleri yaşamak isterken ne çok yaşanacakları kaçırdık farkında mısın? seni seviyorum`la başlayan cümleleri kaçırdık önce kaçtık... severken sevmekten kaçtık esir olmaktan aslında esirken sevgiye... bile bile. sonra birbirimiz için söylediğimiz şarkıları kaçırdık ve ellerimizi kaçırdık birbirimizden ve gözlerimizi kaçırdık başka başka yerlere bakarken, aslında birbirimize bakarken... Yaşamaktan korktuğumuz dakikaları kaçırdık. Şimdi sen yoksun ve ben olabildiğimce özgür, olabildiğimce masum seni yazıyorum suya... Seni seviyorum sen bana hiç söylemedin ama ben suya bakıyorum ve... seni görüyorum... Bitanem34 ün Space'inden alıntı |
SevGiliye... Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. Bitanem34 ün Space inden.. |
Bir insanın hayalleri olabilirsin aslın da gerçek olamayacak kadar sonsuz bir ışık misali. Yaşam içinde seni bulmak, bir gece karanlığında kendi kendimi ararken. İmkansızı istemek bir çocuk misali. Şarkılarda adını aramak, yada bir gün batımında. Bir ışık kadar sonsuzluğu temsil ederken bir gece kadar uçsuz bucaksız bir gizem yüklü içinde. Her defasında gözlerine baktığımda yeni bir yolculuk içinde buluyorum kendimi. Yaşam içinde tek olduğunu söylemeye gerek yok ,sen söylemesen de seni tanıyanlar bunu her seferinde tekrar etmeli. Maviliğinin içinde boğulmak isteyen milyonlarca insandan biri olmak, yada şuan yanında olma hayallerini kuranlardan olmak. Mükemmelliğinin yanında bir sıradanlık olmak. Sevgi nedir deseler Sen diyebilirim ama seni sorsalar Yaşam, Hayat, Var olmak derim, belki de Ölüm bile diyebilirim. Bir bebeğin ilk doğuşundaki temizlik saflık kadar güzelsin. Bir ölümün çaresizliği, çıkmazı yalnızlığı kadar acısın. Yaşatılan bir acı nasıl mutluluk verebilir bir insana. Çevrendekiler gibi razı olabiliyorum seninle olan her acıya neden? Delilik belki ama hangi akıllı mutlu olmuş ki yaşanan dünyada. Öğretiyor hayat yaşamayı istesek te , istemesek te. Geceyi bir kat daha fazla seviyorum. Sessizliğin içindeki gizi biliyorum. Bir insanın gözlerine bakarak yaşamdan vazgeçe bilmek. İçimde okadar büyüksün ki, Seni sensiz bile yaşayabiliyorum yanımda olmasan da yanımda olduğunu hissediyorum. Senin için ben benden geçiyorum…… Nerden geldin, nasıl çıktın karşıma anlayamadım… Sanal alem içerisinde sevgili olurmu dedimde oldun bir gunde… Nasıl bitik kararsızdım geldiğimde sana … Hatırlıyor musun ağlarken karşında … Kimsem yoktu … Bilmediğim biride olsa anlatmalıydım konuşmalıydım… Geldin İyiki Geldin Çıktın Karşıma… Umut oldun bana, Merak konum oldun, Aklımdaki meşgale oldun, Yaşamımım içinde sahibim oldun sorumluluğum oldun. Kimdin neydin nerdeydin doğru yanış demeden, Geldin İyiki Geldin Çıktın Karşıma … Zor gunlerimde nefesim oldun, Görmem için gözlerim oldun, Aklım kaçtı an an geceleri kimdin niye bukadar girdin hayatıma… Yoktu kimsem yoktu ki senden başka Çıkış kapım oldun, Merak ettiğim edilenim oldun… Ağladığım gecelerde sığındığım adın oldu … Geldin İyiki Geldin Çıktın Karşıma … Ayrı iki şehirde göz yaşlarımı sildin ekrandan, Anlattın sıkılmadan uzun uzun gercekleri, Güldürmek için az mı uğraştın? az mı katlandın saçma sapan bunalımlarıma? Yeniden hayal kurmamı sağladın, Dans ederken dengemi sağladım sayende düşmedim. Başın dik dedin, başarırsın dedin. Ne ilginç ki yanımdakilerden öte girdin içime. Anlamadım kendi yerini kendin yaptın. Canım dediğim insanlardan da can oldun. cansın canımsın içimde her zaman var olan Duvarımsın. Dayandığım yaslandığım ağladığım tek Kişisin. Geldin İyiki Geldin Çıktın Karşıma ….EN GERÇEKTEN DAHA GERÇEK OLAN AŞKIM'A ( Heren'den Bitanesine..Bitanem34'ün Space inden alıntı..) |
| Saat: 16:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık