![]() |
16.05.2005 17:27:57 Güllerin de Ağladığı Bir Zaman VardırGüllerin de ağladığı bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun gözlerinde her zaman gözyaşı vardır. Geceler onun gözyaşlarını kendine saklar. Ama gündüzün aydınlığında nemlenen gözleri onun hüzünlerini fısıldar. Denizler onun gözyaşları gibi ıslak; güneşler hüzünleri kadar sıcaktır. Güllerin de kokmadığı bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun sevgi saçan kokusu her zaman vardır. Kokusu sevgiden, rengi hasretten bir güldür. O, kalbi hasretle yanmış ama sönmemiş, Kül olmamiş, kor olmuştur ve Allah adını kırmızı gül koymuştur. Güllerin de seviştiği bir zaman vardır. Ama bir gül var ki sustugu an bile sevgiyi yaşayan bir kalbi vardır. Onun gülerken bile yaprağında gözyaşı vardır. Ama o gözyaşlarında bile sevgiden gelen bir sıcaklık vardır. Onun gözünde vazolara girmenin bir anlamı yoktur. Ama onun hüznünü ve sevincini paylaştığı kır çiçekleriyle arkadaşlığı vardır. Güllerin de uyuduğu bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun geceleri bile kapanmayan gözleri vardır. Sevgisi gece gündüz yoldadır, duası, kokusu an be an sevdiğine varır. Güllerin de solduğu bir zaman vardır. Ama bir gül var ki kokusu sevgilinin yüreğine işlemiştir de, Bu yüzden ölümsüzlük sırrına kadem basmıştır. Ve onun mezar taşına şu yazılmıstır: Sevmeyen İnsanlar Ölür Ama Seven Güller Solmaz Onların Kabri De Olmaz Dr.Apaty |
GÜLLERIN DE AGLADIGI BIR ZAMAN VARDIR 16.05.2005 17:27:57 Güllerin de Ağladığı Bir Zaman VardırGüllerin de ağladığı bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun gözlerinde her zaman gözyaşı vardır. Geceler onun gözyaşlarını kendine saklar. Ama gündüzün aydınlığında nemlenen gözleri onun hüzünlerini fısıldar. Denizler onun gözyaşları gibi ıslak; güneşler hüzünleri kadar sıcaktır. Güllerin de kokmadığı bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun sevgi saçan kokusu her zaman vardır. Kokusu sevgiden, rengi hasretten bir güldür. O, kalbi hasretle yanmış ama sönmemiş, Kül olmamiş, kor olmuştur ve Allah adını kırmızı gül koymuştur. Güllerin de seviştiği bir zaman vardır. Ama bir gül var ki sustugu an bile sevgiyi yaşayan bir kalbi vardır. Onun gülerken bile yaprağında gözyaşı vardır. Ama o gözyaşlarında bile sevgiden gelen bir sıcaklık vardır. Onun gözünde vazolara girmenin bir anlamı yoktur. Ama onun hüznünü ve sevincini paylaştığı kır çiçekleriyle arkadaşlığı vardır. Güllerin de uyuduğu bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun geceleri bile kapanmayan gözleri vardır. Sevgisi gece gündüz yoldadır, duası, kokusu an be an sevdiğine varır. Güllerin de solduğu bir zaman vardır. Ama bir gül var ki kokusu sevgilinin yüreğine işlemiştir de, Bu yüzden ölümsüzlük sırrına kadem basmıştır. Ve onun mezar taşına şu yazılmıstır: Sevmeyen İnsanlar Ölür Ama Seven Güller Solmaz Onların Kabri De Olmaz Dr.Apaty |
Unutmadık Yaralı bayramlar geçti Mevsimler, bütün anlamlarıyla Yüreğin koyu yerinde birikenler Kendi takvimleriyle gelip geçtiler Gelip geçti şehirler ve ölüler Unutmadık Topraktan çobanyıldızına değin Hey yer Her şey Mümkündü Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralıydık Unutmadık Orada bir coğrafya yağmalanıyor Orada gazetelerin ofset baskısı Orada yeniden yazıyorlar 835 satır Ve umudunu kaybetmeyen şehirler Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz Adsız ölüleriz Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi Savaşlar ve pazarlar çağıydı Aynı silahlardı kullandığımız Aynı çarşılar aynı kandı Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden Viran tarihten Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven Çocuklar gibi kusup Kırda gelincikler gibi gülümseyen Müsademe çocuklarını gördük Geçip gidiyorlardı Tarihin en uzun gecesinden Pazarlarda aynı kan Aynı paranın değiş tokuşunda Karanlık çarşılar Aynı kanlı tarih her defasında Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın Ölüme yakın duran Bir de on binlerin korosunda haykıran İntifada intifada intifada İki güzelliğimiz vardı bizim Ufkumuzdan inen Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın Doğunun gündüz ve gecelerinde Otuz üç yıldız Hala ışığını gönderiyor bize Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim Birkaç karanfil Yol için ipek, uyku için maya Kalbiniz için Kara bir yemin gibi çırılçıplak Kelimeler getirdim Kaybolmuş yüzyılların vatanında Ölümün erken takibe aldığı çocuklar Dağlarda değilim sizinle birlik Yalnızca mataranıza su vermeye geldim Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralı Serap ile hakikat arası Çağın aşamadığı uçurumlarda Gider gelirim gider gelirim Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma Anda gizlenen zaman Ateşin avesta dili Bitkiler, otlar, kökler Dağlanmış dil, narın rengi On binlerin dönüştüğü uğuldarken Doğunun yeni defteri Topraktan çobanyıldızına değin Her yer her şey karanlık bir pusuda Yazının, tekerleğin, tarihin İlk çocuklarından Ey büyük mezopotamya İki bin yıllık gece Dön geri bak Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğuşunda Ne Oldu Sana Mavi Göl Ne oldu sana mavi göl Nedir bu garip halin Masmavi gözlerin parlamıyor eskisi gibi İçinde bir ateş var bu her halinden besbelli Gözlerimi kamaştırırdın bakamazdım sana Şimdi neden öyle değilsin derdini anlat bana Dalgaların vururdu kıyıya duyardık sesini Çoğu kez uykularımızı bölerdin sabah ezanları gibi Bir durgunluk var sende çıkmıyor şimdi sesin Anlat derdini de bu garip seni dinlesin Soğuk rüzgarlar vurmuş sanki yüreğine Bu halde olmana sebep bu mu söyle Takatin kalmamış konuşamıyorsun bile benimle Yoksa konuşmak mı istemiyor canın hiç kimseyle Gözlerini kaçırma benden ne olur dinle beni Sorduğum sorularıma cevap ver anlat halini Aslında susmak da bir cevaptır değil mi Seni çok iyi anlıyor bu garip aslında şimdi |
Gülümserken bile zorlandığımız anlar vardır. Her zaman ve hep ! İnsanlar birbirlerini severken kötü günüde düşünürler... Karasına gelemiyorlarsa sevdiklerinin, o bence sevgi değildir. Gül güzel bir bitki. Peygamber efendimizin en çok sevdiği çiçek. Yazanada yazdıranada... güzel çalışma(W) |
Farzet Hiç Ayrılmadık Farzet hiç ayrılmadık Gözümde tütüyor Gözümü tütsülüyorsun hala Hep birlikteyiz sanki Seninle ben ve DÜNYA Can Yücel |
Kendimden yoruldum.. Sürekli maske takmaktan, İçim kan ağlarken, İnsanlara gülmekten yoruldum... Çok sinirliyken bile, Sakin olma zorunluluğundan yoruldum. Hüzün çizgileri sarmışken yüzümü, Gamzelerimi göstermekten yoruldum.. Bağıra bağıra ağlamak isterken, Gözyaşımı içime akıtmaktan yoruldum. İçimde deli gibi çağlayan aşk varken.. Dağlara taşlara haykırmak varken Sesimi içime çekip, Susmaktan yoruldum.. Gözlerinin mavisinde sana bulanmak isterken Siyahın esiri olmaktan yoruldum.. Kendimden yoruldum Hep güçlü olmak ne kadar zordur; Hep sorumluluk sahibi olmak, Çocukken genç olmak , Gençken olgun olmak Kimlik değiştmekten yoruldum.. Çabuk tükettim Umutlarımı Yarınlarımı Duygularımı.. Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim Yine kurulmuş sahne Başrolde ben Yardımcı oyuncular ;hüzün, acı maske Konu;herşeye rağmen mutlu olma sanatı Ha bide Oyunun adı var ;Hayat Gülüyorum yine zorunluluktan.. Bu kaçıncı rol alışım bu filmde Alışılmış senaryolar bunlar.. Acemi mi sandın beni hayat!! Ben her gece bu sahnenin müdaviniyim Hadi bırak mutlu olma tasasını Yapışmış alnımıza Hayatın kavgası Düş yakamdan hayat!!!.. Oyunumu oynarım Sahnemi kapatırım Ölümdür sonuma yakışan Bilmezmisin!... En çok ölülerdir alkışlanan.. ALINTI |
Vurda Öyle Git İdam mahkumunun söz hakkı vardır Bari son arzumu sorda öyle git Arının çiçekte göz hakkı vardır Bir buse için durda öyle git Madem gidiyorsun bura son durak Ne adres, ne mektup, ne resim bırak Kendinden bir parça bir cisim bırak Saçından birkaç tel verde öyle git Ardımdan bir damla yaş dökeceksen Adımı andıkça ah ah çekeceksen Kabrime bir gonca gül dikeceksen Ne olur yaşatma vurda öyle git Hem yıllarca oyna gönül sahnemde Hem perdeyi kapat en mutlu demde Sitem oklarına hedef sinemde Açtığın yarayı sarda öyle git Pişmanlık duyarda dönersen geri Gelde gör aşkından kalan eseri Seyret ateşinin düştüğü yeri Hasretin zulmünü görde öyle git Cemal Safi |
Ağacım Mahallemizde Senden başka ağaç olsaydı Seni bu kadar sevmezdim. Fakat eğer sen Bizimle beraber Kaydırak oynamasını bilseydin Seni daha çok severdim. Güzel ağacım! Sen kuruduğun zaman Biz de inşallah Başka mahalleye taşınmış oluruz. Orhan Veli Kanık |
Akıl Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.. Necip Fazıl Kısakürek |
VAR MISIN ? Zor değil kavuşmak sen de istersen, Kaptan da ben olurum, tayfa da ben, Mutluluk yaşanan sâhile yelken, Açalım seninle desem, var mısın ? Doğmak-ölmek kader, yaşamak sanat, Söylesene kime yaramış inat, Takıp kollarımıza iki kanat, Uçalım seninle desem, var mısın ? Kargadan başka kuş konmazmış leşe, Palamuttan başka ne verir meşe, Birlikte her yere mutluluk, neş’e, Saçalım seninle desem, var mısın ? Varsın deli dîvâne desin çoğu, Dilersen batıya, istersen doğu, Bırakıp bir kenara varı yoğu, Kaçalım seninle desem, var mısın ? Otursak bir yerde şöyle yan yana, Koyu bir sohbete dalsak can cana, Doldursa sâkîler biz kana kana, İçelim seninle desem, var mısın? Farkına vardın mı? Bu iş uzadı, Düşünmeden vur bıçağa masadı, Bizdik sevgi eken, şimdi hasadı, Biçelim seninle desem, var mısın ? Mümtaz BEĞEN |
Sessiz Çınar.. Hayli uzağımdan geçiyor sessizce bahar Yalnızlığa alışmış bir gül kadar kırmızı Çölde vahayı bekler gibi öksüz bir çınar Minik bir avuntudur içimde hatıralar.. Bir mermer olur ellerim suya dokununca Canlanır hayalimde resimlerin sızısı Yeşilini kaybetmiş ağaç gibi solunca Düşer yaprakları ömrün dallar kuruyunca.. Kanadı kırık kuş olmamalıyım bahçende Rüzgâra bırakılmış içli gönül ağrısı Sevimli bir kızılcık kuşu gibi ellerinde Bir huzur içinde ötmeliyim dillerinde. Zaman nasılda dağlanıyor kafes canımda Yırtıyor semayı ruhumun engin çığlığı Oynaşır deli meşrep avuntusu kanımda sana son kez okuduğum şarkı dudağımda.. |
AŞK BİTTİ... Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Uzun bir hastalık gibi Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi Bitti. Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim Belki bir yağmur yağar akşama doğru Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım Aşk da bitti diyordu ya bir şair Aşk bitti işte tam da öyle Ahmet Telli |
Tufandan Sonra Bir tavşan durdu da yoncalarla kıpır kıpır çıngırak çiçekleri arasında, örümcek ağları içinde doğru dua etti gökkuşağına. Kayıplara mı karışacaktı! o dört başı mamur taşlar, ya çiçekler tam açmışken hem de! Çöp içinde yüzen ana cadde boyunca kerevetler dizildi. Minyatürlerdeki gibi yukarılara asılmış bir denize doğru kaldırıldı, gemiler çekildi. Mavi Sakalın evinde dere gibi aktı kan-ya mezbahalar, ya o camları tanrı mühründen görünmez olmuş kanlı meydanlar. Dere gibi aktı kan, bir o kadar da süt. Kunduzlar yapı yaptı. Kahveler tüttü kahve ocaklarında Camları hala zangır zangır camlı köşkte karalar giymiş çocukların yaldızlı resimlere daldı gözleri. Çat! Kapı çalındı; köyün meydanlığında bir çocuk fırıldaklarla tekmil kulelerdeki horozların aklına uyup kollarını döndürmeye başladı, çakmak çakmak sağanağın altında. Filan hanım kuyruklu bir piyano kurdurttu Alp dağlarına. Katedralin bin bir mihrabında kudas ve vaftiz ayinleri yapıldı. Yollara düştü kervanlar. Harcedildi de buzların hercümerciyle kutup gecesi, kuruldu İspilandit Oteli. O zamandan beri ay, kekik kırlarından gelen ağlamaklı çakal sesleri işitir oldu- bir de meyve bahçelerinde dolaşan tahta pabuçlu çoban türküleri. Derken filize durmuş eflatun korudaki peri Ev karısı geldi yanıma, dedi, bahar geldi. Kaynayın! pınarlar, taşın, katın köprüleri önünüze, basın ormanları siyah kumaşlar, orglar, şimşekler, gök gürültüleri, kabarın hadi çağlayın; hadi su; hadisene keder, kaldırın ayağa selleri. Değil mi ki onlar senli-benli-gitti derler! O dört başı mamur taşlar! O açmaya varmış çiçekler! -değil mi ki bir kasvettir kalan geriye! Ecenin haliyse malum, toprak mangalının korlarını karıştırmaya dalmış büyücü, bilir ya söylemez bizim bildiğimizi. ARTHUR RIMBAUD |
Ayışığı Ablam'dan alıntı.. değişen ben değilim dönüşen savaş yaşlanmakla ıslanmak aynı şey: bir yağmur"un gölgesinde ihtiyarlamak şimdi ölüm bile yetmiyor acılarımızı tartmaya dostlar alıngan bir sahili pinekliyorlar bir merhaba'yı bıçaklar gibi artık selamlaşmalar değişen ben değilim dönüşen savaş artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya yine de ışıklar bu kenti güzelmiş gibi gösteriyor geceleri... geceler... yani Ahmet Haşim'in kafiyeleri... seni aklıma düşüren yerçekimi değil yalancı yıldızlar öyle uzaksın ki üflesem soğuyacaksın sarılsam okyanus bir aşka yetecek kadar ve anımsatacak kadar sebepsiz bir ölümü, acılarımız ve kafiyelerimiz var... işte hepsi bu kadar... Teşekkürler Ablam, Seni Özledim.. |
Sadece Bana gel, sadece bana... Yıllardır içinde sakladığın ve haykırmak için biriktirdiğin sevda sözlerinle gel. Ya da konuşma,tek bir söz bile söyleme,suskunluğunla gel. Utangaçliğin,güçsüzlügün üzerini yalanlarla örttüğün hatalarınla gel. Uyuyamadigin bütün uykuları,üşüdüğün kış sabahlarını, bunalarak geçirdigin bütün akşamlari, seni yatağından sıçratan kabuslarını topla öyle gel. Gel ve sarıl bana. Bu sahte hayatların ortasında inandığım tek gerçek sen ol.. Bekleyişle tüketme beni. Gel ve sarıl, son bulsun kalabalığın ortasında asırlardır süren korkunç yanlızlığım. Vazgeçilmezim olmak için gel. Seni kaybetmekten öyle korkayım ki,düşüncesi bile titretsin yüreğimi. Sen olmadan yasayamayacagimi bileyim, sen olmadan gececek bir gün bile yaralasın, acıtsın kalbimi........... Bekleme artık gel. Başkalarının asla göremedigi, bir tek benimle konuşan içindeki o deli çocuğu ortaya çıkartmak için gel. Korunmaya muhtac bir cocuk o,biliyorum. Korkma,kimsenin onu incitmesine izin vermem. Güven bana. Birine güvenmenin insanda yaratacağı o müthiş huzuru duyarak gel. Gel ve ağla. Bunca yıl çektiğin acılardan bir çırpıda sıyrılmak için sarıl boynuma ve ağla. Gözyaşlarınla birlikte akıp gitsin hepsi. Seninle ağlarım ben de. Ben de sıyrılırım,yüreğimi sömüren kimliksiz sevdalardan. Bir tek sana kalırım kendim olarak. Bir tek sana hiçbir şey beklemeden sunabilirim benliğimi. Sadece bana gel... karanlik odalarımı aydınlatmak için sadece bana gel. Ben sevmeye hazırım seni... Sonsuza dek sevmeye.. ( meganeondan kardelenine:)) ) Bitanem34 ün Space ine yazılmıştı.. |
Yalancı Bahar... Varlığında bahardı tüm mevsimler... ... Gökkuşağı renginde tüm bahçeler, Yan konaktan yayılan Rembetikoya eşlik eder kuşlar Radyoda bir Chopin klasiği Pervazında sıralanmış serçeler seranat halli... İçimde rakseden kelebekler, kuşlara nispet eder İkindi güneşi düşmüş gözlerine, Uzansam belki tutulacak bir mücizeyle... Isıtır beni, gözlerindeki bu ikindiler... Varlığında bahardı tüm mevsimler... Çökerken usul usul günbatımı Firak tohumları düşer bahçeme Buğusunda kaybolur gözlerimin güneş... Pusudadır yalnızlığım bilirim... İçimde yeşermeyi beklerken, fırtınaya tutulmuş vuslat Sonbahar süzülür bakışlarından, gözyaşı deminde Hazana düşmüş hüzün yaprak yaprak... ... Yürek bi çare baharı beklerken ellerinde Iskartaya çıkmış umutlar metruk biryerlerde Başka baharlara ertelenmiş sürurum sensizliğinde... ... Sükutun geceye aktığı yerde Şizofrenik çırpınışlara başlar şimdi ruhum İçine kapanmış, kendine seslenen bir küskünlükle Şarkı sesinde, hüzün ve titrek Sorsam sazlar inler, söz ağlar, gam düşer teline Kifayeti yok artık, her bir teselli, yalancı bahar ! İmkansızlıkları bilirde, Her gelişinde , gideceğini müjdeler ayrılıklar Hükmü yok artık gönlüme düşsende sağnakça ne yazar Zaten boğuldu selinde kan damlar, ....Düşer toprağa, ......Toprak kan ağlar, ..........Toprak biz ağlar...! Semra Çorapcı |
Zaman alıp sürüklüyor, beni ben yapan anılarımı engin sulara. Karışıyor denizlere, sonra okyanuslara. Ardında bir yığın anı kahramanları belli olmayan. Kimi zaman çoşan kimi zaman durgun yaşamlarla besleniyor bu koca okyanus. Kim bilir hangi ananın gözü yaşlı hikayesi yatıyor yada hangi aşıkların hazin sonu? Yaşam ateş çemberi bazılarına göre, bazıları da güneş saçlı çocuklara benzetiyor yüzü hiç solmayan. Ne olursa olsun son bulmayacak mı her şey karışmayacak mı okyanuslara anılar? Seni sen yapan değerlerin bir gün son bulmayacak mı yaşarken yada toprakta? Arkana yaslan dostum bak pencerenden dışarıya ve gör dünyada nokta kadar bile olmayan varlığını. Yaşa doyasıya her şeyi. Geç kaldığını düşünme hiç.. Keşkelerini söküp at beyninden izi bile kalmasın. Aç kollarını fırtınaya ben buyum diye haykır. Zaferi yaşa, hüznü yaşa, mutluluğu yaşa ... Sadece yaşa dostum. Hedeflerin olsun. Gerçekleştirmenin öz güvenini yaşa. Sürüye katılma, senin sürün olsun. Belki okyanustaki mavi pırıltılı dalgalardan biride sen olursun! |
SENSIZ ZOR GECEN BIR GÜNÜ DAHA ATTIM ARDIMA Sensiz zor geçen bir günü daha attım ardıma, Yokluğunun acısıyla belki sabaha çıkamam, Bak şu ardımda duran yüce dumanlı dağlara, Birikmiş üst üste sevdandır her biri, yıkamam. Dilim seni söylemekten yoruldu ve sustu, Kalemim seni yazmaktan eskidi ve kırıldı, Gözlerim seni beklemekten artık yoruldu, Aklım başımdan, bedenim ruhumdan ayrıldı. Gizli mabedimsin her gün sana yönelirim, Nail olabilmek için güzelliğine yalvarırım, Seninle doğdum sensiz biçilmez kefenim, Tarihe seni en çok seven diye yazılacağım. Kelimelerin acizliğine bak aşkımı anlatamıyor Ağlasam, inlesem, anlatamazsam ne fayda Seni en lüzumsuz yerim bile çok çok seviyor Bu günüde sensiz zor geçirdim, attım ardıma... |
HÜZÜN BENİMLE KALSIN Gitmeler Sana Kalsın, Bu Sisli Şehrin Beyazında. Usul,Usul Terket Beni, Karakış`In Ayazında. Kalbin,Bedeninle Gitsin, Sakın Dönme Geriye,Yokum! Binlerce Yemin Etsende, O Yalan Sözlerine Tokum. Gitmeler Sana Kalsın, Bırak Beni Bu Benle. Kırılmış Bir Oyuncak Ellerinde, Sıkılmadın Mı? Oynama Benle. Ben Aciz,Ben Yitik Olsamda, Sen Git Ardına Bakma,Git. Canın Sıkıldı Bu Aşktan Belli, Sevgin Gibi Sen De Bit. Gitmeler Sana Kalsın, Hüzünlü Bir Şarkı Tadında. (alıntı) |
YOL Gözlerim kapanmadan önce yoldaydım Damperli bir kamyon kadar gürültülü Ve bir o kadar sabırlı Bir menzil, bir başka menzile Bir kilometre, başka kilometreye değiyordu Kalbimden acılı şarkılar geçiyor Sigaramın dumanı akşamla gülüşüyordu Yoldaydım Kirli beyaz gömleğimin üstünde yağ lekeleri Arka dörtlüde şoför İsmet’in hayat hikayeleri Bir keskin viraj korkusunda Hükmünü yitirmiş bir limon kolonyası ferahlığında Kısa ve soğuk ihtiyaç molalarında Bir kasaba otogarında Zigana Geçiti’nde başım camda sarsılarak uykudaydım Öyle dardaydım Yoldaydım O türkülerde ki, o ağıtlarda ki O Fırat’a kaptırılan gelin gibi hoyratta ki O aşılmaz, o varılmaz, o khpe, o yalan sevgili, o rüya gibi Yoldaydım Bir aşka gidecektim Gece yarısı bir şehre inecektim Ellerim cebimde olacaktı Kalbim avuçlarımda Üşüyecektim Sen belki, belki sen Cesur Turizm’in yazıhanesinden, apollo magirus patinaj çekerken Hayal meyal görecektin beni Orası burası sökülmüş bir valiz elimde Yanımda senin için topladığım üzümlerle dolu bir sepet Ağzımda bulantıyı geçiren nane şekeri Cebimde muavinin ikram ettiği gofret Dudağımda yarım bir şarkı Yüreğimde sadece hasret Sadece cesur, sadece menzil Sadece cümleten geçmiş ey yolcular Yine bekleriz, yine gideriz, yine severiz birbirimizi Geçmiş olsun ey yolcular Sizin yolunuzun sonunda bizim yolumuz başlar Gidin yatın şimdi ya da buluşun sevdiklerinizle Birbirinize öyküler anlatın Kaptan uyuyordu deyin Acılı şarkılar dinliyordu deyin Çok sigara içiyordu, gülmüyordu deyin Geçmiş olsun ey yolcular Hadi gidin, hadi siz gidin Hadi biz de gidelim İsmail Bak arkaya yakalım dörtlüleri Havalı bir korna Delikanlı bir manevra Hoşça kal otogar Merhaba yollar Levhalar, yamalı asfaltlar Merhaba hendekler Dereler, şarampol Merhaba rüyalar Ecel... Merhaba Hakkı Bulut Nane şekeri, kolonya, çokoprens ve diğer herşeyler Merhaba yol Yoldayız Hayırlı yolculuklar Hayırlı rüyalar Gece kuşları, fren sesi Koşarak karşıya geçmeye çalışırken parçalanan sincap Fırlayan tekerlek, devrilen otobüs Gazete kağıdıyla örtülen firmam Örtülen ömrüm, sermayem, karanlığım O zaman ben uykudaydım, dardaydım Yoldaydım İ.Sadri |
Filistinli Çocuk Sedyenin üzerinde, Beyaz beze sarılmış, Üzeri kan kırmızı, Bir çocuk. Bir hızla götürülüyor, Elektriksiz, susuz hastaneye, Dudaklarda dinmeyen tekbir sesleriyle. Çocuk, Aldırma üzerindeki kana, Kınan olsun, Zafer yolunda. Aldırma üzerindeki beze, Kefenin olsun, Cennet yolunda. Çocuk, Hayal et , Senin adın ne diyenlerin suratına, Dünyayı inletecek kadar bağırıp, Benim adım Filistinli çocuk demeyi. İşte böyle Filistinli çocuk, Kurtulacaksın, Ne yapman gerek biliyorsun, Sadece inan ve hayal et. Mustafa Can Çiftçi |
Ölümü Ektim Randevu Yerinde Beklemekten Ağaç Olsun Zembereği boşalmış sözcüklerin Akreple yelkovan öpüşüyor onikide Bütün ziller vaktinde vuruyor, tembellik edip gitmeyeceğim Kusura bakma ölüm Bugün de gecikeceğim Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına Martılar uykuya dalmış Kar bütün izlerini örtmeye hazır Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini ama bu sefer tembelliğim tuttu, ölüm daha çok beklersin beni… Şimdi kış ölümün vaktidir derler ve tecrübelerimden bilirim kışın ölene söverler. Kusura bakma ölüm ben ardımdan sövdürmem. Bu randevuya asla gelmem. Bu şiirin içinden tren de geçebilir Uçak da Vapur da Bütün teknolojik ölüm aletleri de ama hiç birine binmeyeceğim Kusura bakma ölüm gelmeyeceğim *** Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki Ve ben ne olacağını merak ederken hani filmin en güzel sahnesinde sinemadan çıkar gibi hayattan çıkıp gidemem Kusura bakma ölüm Adın çok soğuk gelemem Bunca mazeretim varken yaşama dair, ölümü aklımdan bile geçirmem Seviyorum seni hayat tüm kötü sürprizlerini de.. |
Bunlar Geldi Aklıma Sadece Boş odamda kanatiyorum içimi. Kulağımda duydum biran sanki sesini. Ruhumu dolaştı sancın... AnıLarla dolmuş kederim. Bir hayalin kaldı senden bana. AğLamak cözüm kalmıyor bu neferde. Seni optum kokladım sabaha kadar. Duvarlarda artık duymuyor beni. Ağladıkca sesim hıckırıklara karısıyor. Feryadımı duyan yok. Ben sensiz ne de hiç mişim. Bunca yıl sevdim. Ama şimdi kıymetim mi var. YaLandan ellerin var. GözLerinde saklı bir dunyam var. Ne bir kapı acıldı yanlızlıgıma. Ne ümitLerim oldu senden yana. Nede tanrı bir merhamet gosterdi bana. Sanma ben dort duvarda yasarim. Sazımda dugumlenmis son matemide yakarım. Ruhum daralır ne zaman gülse yüzüm. Ardına bakmadan gidersen , Bir kelime etmeden gidersen , Benim sevincim nerde kaldı. Benim dort duvardan baska neyim var. Senden baska neyim vardı ki , Neyim KaLdı.... Seni andım sabaha kadar... VE bunLar geLiyor akLıma sadece. Fatih Koçak |
Dedem İçin.. Hasret kaldığım dedeciğim Sensiz kaldığım dedeciğim.. Neden beni bu Dünya'da yalnız bıraktın_? Her dedem kelimesini duyduğumda İçim yanıyor!! Böyle bir duyguyu Ancak yaşayanlar bilir Benim gibi, benim kadar yaşayanlar.. Keşke sen de Dünyada olsaydın da Beraber yaşasaydık... Dedeciğim!! Güzel yüzlü, güzel gözlü güzel yüreklim, Anladım ki İnsan birşeyi kaybedince Değerini daha çok anlıyor... Dedeciğim!! Son anında beni sayıklamışsın Ona iyi bakın,sahiplenin,koruyun der gibi.. Korudular dedem, hala da koruyorlar Sen gibi,senin gibi değil ama.. Dedeciğim!! Beraber uçurduğumuz kuşlar gibi Sende uçup gittin yanımdan o andan beri Öyle yalnızım ki.. Daha çok hata yapıyorum sen gideli, Daha çok olmaya baştı kayıplarım, Daha az görüyorum güzellikleri, Senin elin,senin gözün, seni yüreğin olmayınca.. Hasretim, Özlemim Dedem.. Sen gelemiyorsan Ben geleceğim yanına.. Karşıyaka mezarlığı'na.. Bitanen'den..Prensesinden..Kızıl-beyaz çiçeğinden.. (alıntı değil,yüreğimden aldım ) |
Gönül boş susuz bir bardak gibi Bir damla suya hasret/ veren olmazki Doya doya İçsin kınalı ellerden bakır tastan Pınarlarım vardı benim / su içtiğim kana kana Nerde benim kirmenle iplik üreten ninem Çıkrığımla yumak olurdu koyunların yünü Isdarla kilim olurdu nakış nakış /kınalı ellerin emeğiyle Oturma odamıza serilirdi Üzerinde güle oynaya oynardık üç beş kardeş Hal böyle olunca kirlenirdi... Derelerde suya ıslanır anamın tokacıyla yıkanırdı Hani bizide çimdirirdi anamız Birkaç çirpiyle odunu tutuşturur Çamaşır kazanında külllü suyla Haftalık temizliğimizi yapardı. Suya birde soda atardı ama ne için Bunu anneme sormak lazım. Birkaç çocuk biraraya gelince çelik çomak oynardık Kılıç mılıç onüç ondört... diye sayardık Saymayıda böyle öğrendik Dedemiz şehirden gelir at üstünde Akideli şeker verirdi daha inmeden Yoldan geçen atlılar bizimle ilgilenir Selam verirdi bıyığımız yeni terlerken... Kendimi büyümüş bir adam gibi zannederdim Mutluluğumuza diyecek yoktu Medeni olacağız derken asimile olduk çook değiştik Binalar yapıldı şehirleştik Misafir perverdik hoşgörü kanımızda vardı Şairin dediği gibi "Yaratılanı severdik Yaratandan ötürü" Ne oldu bizede apartmanda konu komşu Yabancı olduk birden bire... Gözgöze gelmekten korkuyoruz Selam veren olurda almaktan aciz olduk Şu düştüğümüz hale bakın... Muharrem Pala |
Kara Kara Kara/nlık Çözülüyor tel tel İpek bir şalın dalgalarında Parlayıp sönen yıldızlar Yansıyor laciverde Kara Kara/nlık Bir keman akıyor ırmakta Kadife gözleri kara sürmeli Bir çingene kızı bakıyor Uzayan kıvrılan savrulan Yılan dilli alevlerin ardından Kara Kara/nlık ışıyor Geceye ay vuruyor Irmağa gün Dökülüyor büklüm büklüm Ak yuvarlak yamaçlardan Kırk örük kırk ibrişim Şavkıyor şafak Dağlanıyor ellerim A.Hatipoğlu |
Garip bir duyguya kapılırım Seni görünce İçimi bir şeyler sarıverir Anlatamayacağım bir duygu Sarar bütün benliğimi Seninle konuşurken Hüzünlerle doluyken kalbim Bir garip pembelik kaplar Yanaklarını İçinde bir sır gibi Gizlediğin duyguları Benden saklamak ister Sıcak bakışların Öylece karşımda dururken Ne kadar soğuk görünmek istesende Bilirim... Sıcaktır, sımsıcaktır Sevecen kalbin Gözlerin ellerin Bütün benliğin Bambaşka bir dünyadaymış gibi Bir şeyler anlatmaya çalışır O bakışların Biliyorum sevdiğim Çünkü sen, Bir başkasın... Enis Özel |
Bir hayali yaşamak gibi hala varlığımı saran varlıksızlığın ... Aslında hiçliğin,bitmişliğin,hiç olmasaydı keşke dedirten kimliksizliğin ! A m a A r t ı k ; Gördüğümü sanıp da inandığım bu düşün içine hapsolan benliğim,duvarları yıkmak istiyor ! Vuruyorum........... Kendimi yollara .. Üzerine üzerine yürüyorum geç-miş de kalan yaraların ! Hani geçince zaman,tütün basılmış gibi dururdu kan .. Hani acıtmazdı artık beni hiç , Belki akla gelince inceden inceden sızlardı biraz *** ! Y a L a n ! Kalkıyorum hapsolduğum dört duvarın içinde saklandığım kuytudan.. Baksana yetmemiş sanki varlığıma armağan ettiğin,mabedim bellediğim o dört duvar ki, Kuytular yaratmışım için(m)de ! Sahi sen hiç kayboldun mu kendi içinde ... Sonra bulamayınca bir halt, İçin için ağladın mı içlenip de ! "-Al bu mendili sende kalsın.. Bende daha çok var ..İçini temizlersin ! " Sadece çıkmak istiyorum artık burdan ! Çıkm-ak .. Kaçm-ak .. Uzaklaşm-ak .. Koşm-ak .. Saklanm-ak .. Yok olm-ak .. Ak ! Evet aklamak geçip giden onca zamanı .. Aklamak,adınla kirlettiğin aşkı .. -Önce çamaşır suyuna yatırsam,sonra sıcak suyla elimde şöyle bir çalkalasam.... Olmadı bi daha yıkasam .... Y o K ! Hani diyor ya o kadın şarkının birinde ; "ömür boyu yıkasam yüreğimi çıkmaz bu aşkın lekesi" ... Uğraştırmayın beni şimdi ,,, Tam da buna benzer bir cümle olurdu benimde kuracağım,çamaşır suyu uyuşturmasaydı beynimi! " Bir adım atmaya çalışıyorum,sadece bir adım ! Pamuk ipliği gibi gelir gerisi diyorum .. -Canım pamuk helva istiyor ! Bir şans daha verseniz bana,çocuk olsam yeniden .. Tek bir anını bile ziyan etmeyeceğim bu sefer, gerçekten .... - Kalkıyorum yerimden ; H e p s i B u ! Yalpalıyorum sonra.. Başım dönüyor galiba.. Düşüyorum! Gücüm yok ... Çaresizim... "Sen olsanda olmasan da başarabilirim .." Diyecektim tam da ; Ama Yine de Galiba -Sen varken gücüm olurdu- |
Mutluluk öyle güzel bir duygudur ki, Bir bakmışsın seninle Bir bakmışsın kalbinde Ve, bir bakmışsın ki Gözlerinde gülücüklerle yoğunlaşıp, Sana ve kalbine huzur veriyor. İşte mutluluk, işte huzurun kendisi. Mutluluk öyle güzel bir duygudur ki Nasıl geleceğini bilemez oluruz Ve nasıl mutlu olduğumuzu, Bir biz biliriz, bide duygularımızın mutluluğu. İşte mutluluk, İşte huzurun kendisi... M€HM€T TAŞ |
|
Aşk...incitir (sebebi(m) sensin...) Yok yok,sen değilsin acıt(y)an,bizzat benim. Kendi halim,birbaşımalığım ve ben, yalnızca ben...(Sevmem zamansızdı.Acımak,tam da zamanını buldu...) Gülüşlerim öksüz,yetim...kimsesiz işte. (herşeyim(miy)din) Oysa kendime yeterdim ben eskiden. Tek başıma yapardım kahvaltımı,çıkardım dışarı,gez-dolaş... Yalnız uyurdum geceleri,yatak dar bile gelirdi... Hep tektim,hep bendim. Ya şimdi...? (tammışım gibi...eksikmişim,nerden bileyim...) Biletsiz yolcuydun içimdeki seferde,ve ben sevmezdim eksiği olanları, eksiği bi bilet dahi olsa... İşte herşey aşk kitabına uyuyordu...Zamansızdı,bir andaydı,eksiği-fazlası önemsizdi, tek gereken sevgiydi... Bir kadın ve bir adam... Kadın mağrurdu,adam güvenilir (mi?) Kadın korkaktı,adam alabildiğine cesur Ve kadın kan(a)dı,adam kadının gözyaşına takılıkaldı...ilelebet! Acı dile geldi,sustu(m) Yetmedi,kan kustu(m) Oysa kadın yemin etmişti,bir daha sevmeyecekti Sırf aşk kitabı doğrulansın diye,yolcu biletsiz olsa bile, eksik bir sevdayı yalnızlığa tercih etti(m)... Ve aşk incitti...(pişman değilim) |
Yanma yar uğruna... Yanma yar uğruna ey deli gönlüm Böyle sevgiye inan layık değilmiş Kalbi olmuş sanki kocaman bir taş Duyulan özleme layık değilmiş Koştun peşinden saf temiz hislerle Bazen dedi gel,bazen mesafelerle Oluyor önce canan sonra nerde Bağrındaki yangına layık değilmiş Kapısına varırsın güler yüzle karşılar O anlık yaşamı sana cennet yapar İki gün sonrada başka havadan çalar Akan gözyaşına inan layık değilmiş Ali Efeoğlu |
ALDANMA CAHİLİN KURU LAFINA Aldanma cahilin kuru lafına Kültürsüz insanın külü yalandır Hükmetse dünyanın her tarafına Arzusu hedefi yolu yalandır Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz Gül dikende biter diken gül olmaz Diz diz eden her sineğin bal'olmaz Peteksiz arının balı yalandır İnsan bir deryadır ilimle mahir İlimsiz insanın şöhreti zahir Cahilden iyilik beklenmez ahir İşleği ameli hâli yalandır Cahil okur amma alim olamaz Kâmillik ilmini herkes bilemez Veysel bu sözlerin halka yaramaz Sonra sana derler deli yalandır |
Acımak... Acımak insanca bir duygudur Herkese nasip olmamıştır Nice zavallı muhtaçlar varken Bazıları oralı olmamıştır.. Acımak demek aşağılamak değildir Muhtaç olan bir canlıya Yardım edememenin ezikliğidir.. Taş kalpli egoistler bilemez Dünyanın en güzel hislerindendir.. Acımak merhamettir Merhamette insanlık.. Acımak hissini kaybeden İnsanlığınıda kaybetmiştir... Olurda düşersen Senin de ihtiyacın olacaktır, Unutma ki, Düşmez kalkmaz bir Allah,tır... Sana nasihatım olsun Sakın kaybetme acımak denen o hissi Kıymetini acıdığın,yardım ettiğin bilmese de Emin ol....Bilir elbet birisi... Ali Efeoğlu |
Ölümü Ektim Randevu Yerinde Beklemekten Ağaç Olsun Zembereği boşalmış sözcüklerin Akreple yelkovan öpüşüyor onikide Bütün ziller vaktinde vuruyor, tembellik edip gitmeyeceğim Kusura bakma ölüm Bugün de gecikeceğim Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına Martılar uykuya dalmış Kar bütün izlerini örtmeye hazır Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini ama bu sefer tembelliğim tuttu, ölüm daha çok beklersin beni… Şimdi kış ölümün vaktidir derler ve tecrübelerimden bilirim kışın ölene söverler. Kusura bakma ölüm ben ardımdan sövdürmem. Bu randevuya asla gelmem. Bu şiirin içinden tren de geçebilir Uçak da Vapur da Bütün teknolojik ölüm aletleri de ama hiç birine binmeyeceğim Kusura bakma ölüm gelmeyeceğim *** Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki Ve ben ne olacağını merak ederken hani filmin en güzel sahnesinde sinemadan çıkar gibi hayattan çıkıp gidemem Kusura bakma ölüm Adın çok soğuk gelemem Bunca mazeretim varken yaşama dair, ölümü aklımdan bile geçirmem Seviyorum seni hayat tüm kötü sürprizlerini de..
|
Ayrılık Ayracı Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor Ya da erteletiyorum biletimi son anda Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını Ahmet TELLİ |
AŞKIN ALDI BENDEN BENİ Işkun aldı benden beni bana seni gerek seni Ben yanarım düni güni bana seni gerek seni Ne varlığa sevinürem ne yokluğa yirinürem Işkun ile avınuram bana seni gerek seni Işkun âşıklar öldürür ışk denizine taldurur Tecellîyile toldurur bana seni gerek seni Işkun şarâbından içem Mecnûn olup tağa düşem Sensin dün ü gün endîşem bana seni gerek seni Sûfilere sohbet gerek ahîlere ahret gerek Mecnunlara Leylî gerek bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler külüm göğe savuralar Toprağum anda çağıra bana seni gerek seni Cennet cennet dedikleri bir kaç köşkle birkaç huri İsteyene ver onları bana seni gerek seni Yûnus'durur benüm adum gün geldükçe artar odum İki cihanda maksûdum bana seni gerek seni
|
Gitmeler... Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam ayni şey... Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor iste. Bir yanımız ''kalk gidelim'', öbür yanımız "otur'' diyor. ''Otur'' diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. Is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu.. En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal, ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? ''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 09.00, aksam 18.00. Sonra başka mecburiyetler. Sıkışıp kaldık Sıkışıp kaldık Sıkışıp kaldık Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı bir ömür yani. Ne saçma. Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahara YASAK KELİME olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun... İstemek de güzel. Can Yücel |
BENDE SIĞAR İKİ CİHAN Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam Encüm ile felek benim vahy ile melek benim Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam |
Gurur Duyarım Sıcak bir merhabayla Tanışmıştık ikimiz Tertemiz duygularla Başlamıştı sevgimiz O siyah gözlerinle Büyülemiştin beni Gurur duyarım Delice sevmekten seni Ne güzelsin sevgilim Bakışların sımsıcak Gözlerim gözlerinde Kayboldu kaybolacak Yollarını beklemekten Sana gönül vermekten Gurur duyarım Her an seni düşünmekten Ben senin yörüngende Dolaşan gezegensem Isıt beni sar beni Sen benim güneşimsen Ben gönül bahçende Uçuşan kelebeksem Gurur duyarım Sen benim kaderimsen... Mehmet Emin Ermekin |
Vazgeçmedim... Tek kişilik aşkımızın pastasına Bir mum daha diktim bugün Bekledim sabaha kadar gelmeni Eridim mumlarla birlikte Güneş görünüyor doğuda Zaman geçiyor sen gelmiyorsun Vazgeçmedim... Çıktım sokağa aradım her yerde Caddeleri köşeleri gezdim Sordum seni sokak lambalarına Kör olmuş kaldırımlar bile Kimse görmemiş seni Vazgeçmedim... Yürüdüm sahillerde İzledim güneşin batışını Denizin kızıllığını görünce Hatırladım saçlarını Sordum seni teknelere Onlarda görmemiş Vazgeçmedim... Son bir umutla Çıktım yola Uykusuzluktan sallanıyorum bir sağa bir sola Bir ses duydum baktım arkama Sevinçliyim... İşte karşımdasın Aydınlatıyorsun beni Parlıyor bedenin Tam sarılacakken sana Geriliyor adamların Korkuyorum sensizlikten Şu sözler çıkıyor ağzından ‘Gidiyorum dönmeyeceğim bir daha' Akıyor gözlerimizden yaşlar Damla damla Elveda Ağlıyorum... Yaralarım kanıyor Yangın çıkıyor yüreğimde Yanıyorum alevler içinde Yıpranmış bedenim Bırakmaz yakamı Ayrılık hep benimle Günler takvimden düşüyor Saatler ağlıyor Zaman geçiyor Aşk bitiyor Sen yoksun... Hüseyin Kaplan |
Sevenler gece ağlar Sende ağlıyor musun Ağlayan şiirlerde olur Sende şiirlerde misin Yanan ateşlerde olur Sende ateşlerde misin O zaman bende senle ağlarım Sen başkası için ağlarken Bende senle senin için ağlayayım Senle şiirlerde olurum Sen yanarken Bende eririm Eyyüp Sönmez |
A Senin aydınlığın yetişir bana Güneşi istemiyorum Yıldızları istemiyorum Açma perdeleri Ben bu karanlığı seviyorum Bu yalnızlığı bu geceleri Karanlıklar benim için yaratıldı A Aydınlıklar senin için Sen olmasan B'ler C'ler D'ler olmazdı Ben olmazdım Bu mavi gökyüzü Bu yeşil denizler olmazdı Z'ye kadar yürüdüm bir akşam Allı morlu ağaçlar gördüm Akça pakça kadınlar gördüm Yine seni unutamadım A Senin aydınlığın yetişir bana Yum gözlerini üç kadar say Bütün B'leri C'leri A Bütün akları kara yapacağım Ümit Yaşar Oğuzcan |
Sen Anlamadıktan Sonra Hangi satırlar anlatacak aşkımı Sen anlamadıktan sonra Hangi dil söyleyecek sevgimi Sen anlamadıktan sonra Yada bir aşığım sözü yetecek mi Bu kalbimdeki yanan ateşe Yada bu satırlara dökülenler Yetecek mi Söyle Ferhat dağları deldi aşkı için Dağlar mı anladı Mecnun çöllerde dolaştı aşkı için Çöller mi analdı Biliyorum aşığın halinden Aşık anlar ... Harun Karagöz |
Gittin Fırsat vermeden Gözlerini Bende bırakarak Yüreğim ardına takıldı Her nefesde kan kustum Hiç sevmedin biliyorum Bir insan firar etti bu gece Göğsümden emanetini alarak Sarı bir dünya Kayıp şehir gibi kaldı Ardında yüreğim 15 Ocak 09 Nilüfer Halime Aktaş |
Aşıklarız Aşıklarız,toplanırız,biz günlerde , Ötüşürüz gonca gonca güllerde , Dolaşırız nice nice illerde , Gelin,sazımız var niyaz içinde .. Aşıklarız hep programlar yaparız . Çok pazarda meta alır, satarız . Gönüllere neşe,ümit saçarız . Gelin,sözümüz var avaz içinde .. Aşıklarız hep dostları överiz . Cümle cihanı yermez severiz . Bilene nice ozanlar,hüneriz . Gelin,nazımız var niyaz içinde .. Aşıklarız,birliktelik yolunda , Fikirlerimiz,Pir Mevlana yanında , Bizler,kültür sanat, asrı çağında , Gelin, yazımız var avaz içinde .. Aşık Mevlevi'm hep kültürün över , Girdiği pazara,varanı sever , Bilseniz,o canlar,canana döner , Gelin ,sevip sevilelim niyaz içinde. Nuri Uzun (Aşık Mevlevi) |
AŞK İşidin ey yârenler Kıymetli nesnedir aşk Değmelere bitinmez Hürmetli nesnedir aşk Dağa düşer kül eyler Gönüllere yol eyler Sultanları kul eyler Hikmetli nesnedir aşk Kime kim vurdu ok Gussa ile kaygu yok Feryad ile âhı çok Firkatli nesnedir aşk Denizleri kaynatır Mevce gelir oynatır Kayaları söyletir Kuvvetli nesnedir aşk Miskin Yunus neylesin Derdin kime söylesin Varsın dostu toylasın Lezzetli nesnedir aşk Yunus Emre |
Bu Ayrılık Şiiri Kusuruma bakmayın benim, dostlar, bağışlayın beni. Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna düşmüşüm, deli divane olmuşum. Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, çok uzaklardan geçen bir hayal gibi. Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben. Haydi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel. Ne varsa şu ırmağın içinde var, soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa, hadi. Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri. Bu ırmakta ne ölmek var bize, bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert. Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret. Durma, çabuk gel, gelmem deme. Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, senin şânına sadece gelmek yaraşır. Mevlana Celaleddin Rumi |
SANA BAKMAK her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak allah’a inanmaktır Yılmaz ERDOĞAN |
Herseyi ögrendimde,bir sensiz olmayi ögrenemedim Sadece katlanmasini bildim,hic alisamadim.. Buna alismak mümkünmü,öyle büyük ki yoklugun, Öyle cok aci veriyorki,uzaktan sevmek, Sanki,sanki her an bin kez daha ölüyorum... Yüregim kaniyor belalim,icim aciyor.. Gözyaslarimi hic sorma,durmaz oldular... Her dakikami gözyaslarimla imzaliyorum,her anim senle dolu.. Kelimeler bulamiyorum bu acilari anlatmaya, Ne tuhaf acilarim cok büyük olmasina ragmen yinede güzel sey.. Sensiz yasamak öyle zorki Deli Firtinam,dayanamaz oldum artik hicbirseye.. Heleki,istemeden gitmek dahada zor.. Sensizlikten yoruldum,sana dokunamamaktan,sesini duyamamaktan yoruldum.. Ben seni karsiliksiz sevdim,seni sen oldugun icin sevdim,son sahibim oldugun icin sevdim... Bana aci verende sendin,acimi dindirecek olanda sensin bitanem... Kusura bakma,sana sonsuz sevgimden baska hicbirsey veremedim, Sevgimi bile güzel sözcüklerle anlatamiyorum, Anla Deli firtinam,ne olur anla! Sana Olan bu sevdam bu askim o kadar büyük ki yüregim tasiyamaz oldu, Kalbim dayanmaz oldu bu sevdaya,ama yinede seni sevmeyi sevdim ne kadar aci olsada... Kusura bakma birtanem.... Hic aklima gelmezdi gidenlerden olacagim,bir gün bende caresiz yok olmak zorunda oldugum... Ama mecburum,benimde gitme vaktim geldi artik.. Seni unutacagim sanma,sevmekten vazgececegimi düsünme.. Aklinin ucundan gecirme!... Hani derdim ya son sahibim olacaksin... Evet,hala o sözümün arkasindayim,Son Sahibim kalcaksin... Ama inanki birtanem,nerde olursan ol,kimle olursan ol, Ben herzaman seni sevecegim,herzaman seni izliyor olacagim nerde olursam olayim... Simdi gidiyorum..belki birgün yine cikarim karsina,egerki gelirsen yanima.. Bilki Gökyüzünden seni izliyor olacagim,biryerlerde seni bekliyor olacagim.. Son sahibimsin Deli Firtinam... Kusura bakma birtanem,askina doyamadan gitmek zorundayim.... Seni yalniz biraktigim icin kendimi asla affetmeyecegim... ...Söylemeyin Bilmesin Askima,Dayanamaz Böylesi Aciya, Uzakta Deyin,Dönecek Deyin,Öldügümü Söylemeyin... Uzakta Deyin,Dönecek Deyin,Yüregimi Titretmeyin |
| Saat: 16:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık