![]() |
Sen,sensizliği bilmezsin. Bende bilmem sensizliği. Sen sensiz kalmadığından. Ben senle olmadığımdan. Sen beklemeyi de bilmezsin, Ben seni hiç bekletmedim ki. Sevmeyi de bilmezsin sen, Sen beni hiç sevmedin ki. oya özpoyraz |
Susarak Güneş altında söylenmedik söz yokmuş... Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi... Ne gece, ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz... Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde... Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik... Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde... Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor... Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim... Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde... Aziz Nesin |
mat gözlerin..çok yorgunsun ellerimde ip döküyor bugün belki kırgındır dedim sesime oturup türkü söyledim susuz luğa..geçtim cümleleri kestim konuşmayı..şiire daldım alaba lık aldım tuzladım..artık deniz kızı kokmuyor gözlerim..eğil miyor tavana bakan boynum izliyorum kaburgası kırılmış ka dınları, şimdi seni istemek..bayramı iste mektir..yırtık pantolon cebi dolu şeker..noel babada ölmüş ayakla rım nereye gidecekler..şimdi seni istemek ihanettir..seni istemek ib adet..çelişkidir kırık yolları arşın lamak..şimdi seni istemek ölüme koşmaktır..doğmadan suya karış maktır..seni istemek aşktır..özletip içi ezen varlıktır, beni büyüt yeşil saksında..artık şiirlerde mi öpeceğim..imgelerin iç ine mi saklayacağım..kızdıklarıma parçalar mı atacağım..sorularımın ortasında..kıskanç bayraklar mı sal lanacak bolcalığıma..artık kesmeli yim..ekilmemiş bahçelerde ağaçları tek tek istiflemeyim yaprakları..bili yorum pis dumanlar çıkıyor.. önce yakıp kurutmak..sonra dağıtmak la zım yaprak döken dalları, bak..seni düşünüyorum..günlerden pazar..eksiliyorum azar azar..şimdi yolum tutsa..tanrıdan uzakta gelsem sana çayımdan yudumlasam..uyku beklentinin içindeki..öteki dünya ağır ağır batsa yalnızlığıma, temizlemeye kalmasın izlerimiz sen git..ben süpürürüm leylim saat leri..mor yastıkların üstüne giyin de gel..işlemeli elbiselerini nazarım değsin..döküleyim yağı az yemek gibi..elini istiyorum temizle beni kimse gelmesin bahar üstü üşütme lerimin yanına..ne sigarası var..ne de geçen seneden kalan anılarım zafer zengin etnika |
Şehrin ışıklarına dalıyorum tranvaylardayken, Her ağaç bir sene gibi kayıyor gözümün önünden. Beni sensiz değil, bensiz bıraktın. Her ışıkta kendimi arıyorum. İçimdeki çığlıkları duyuyormusun! Her baca dumanı habercisi oluyor gençliğimin. Ben hep öyle tütüyorum. emsal türkü |
Bilgisayar Olarak Bilgisayar olarak kullanmış bir gölü Selçukluya pragmalar taşıyan Gazali Bir ilk aptallığı düğüm sayarak Yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış. Bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz İntihar etti sayılmış tasavvuf ehli, Yine bu yüzden doğduğu an Kaymaya başlamış Osmanlı yıldızı, Baktım yeri toparlıyor ayak izleri Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya | |
BİNLERCE binlerce pazartesi geçti ömrümde hangisiydi o çıkaramıyorum bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu demek oldukça eski bir de saçma sapan şeyler bir kızın diz altını örneğin bir adamın çirkin sigara içişini nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana güzel bir öğle vakti eski güzel bir aksamı hatırlayarak sonra dopdolu şeyler damacanalar gibi içim kabarıyor sonu olsun diyorum neyin sonu ama hiç değilse bu taş basamakların Turgut Uyar |
Ne Kaçarsın Ela Gözlüm Ne kaçarsın ela gözlüm Aşüfte gönlüm sendedir Firakından benim yarim Sanma ki canım tendedir Güzel gamzen aman vermez Dilin aşık halin bilmez Be hey ikrarında durmaz Ahd ü amanın kandedir Mansûr'a kim zülfündür dar Zerrece yoktur bende ar Benim ağladığıma yar Rakipler daim handedir Dil ayrılmaz aşk-ı paktan Refeyle bendeni haktan Senin hayırın yok çoktan Katibî sana bendedir Katibi |
Şiirler yazmak istiyorum sana, Yüceltebildiğimce yüceltmek istiyorum seni mısralarımda, Ve ölümsüz kılmak varlığını her satırımda... Ama içimde öyle büyük bir korku var ki! Ya sen de gidersen? Ya sen de O'nun gibi beni terkedersen? Ya sen de en zor günümde bana sırtını dönersen? Ya sen de senin için yazdığım şiirlerime ihanet edersen? Ya sen de bir gün gelir değişirsen? Ne yaparım o zaman ya sen de sevgimi ezip geçersen? .... şaziye öztinen |
Hassas Terazi Ben nerde a dediysem orda a önümde ibresi sağa sola kımıldayan terazi. Az uzağınıza gittiysem böyle daha iyi göresiz bir hafif yankı denizler ötede ses eder siz. Hep kendim için mi bazı şeyleri gizlediysem bilmeseniz başka dünyalarda a vardı görülür hesabı ben/de a dediysem. Behçet Necatigil |
Kız Çocuğu Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler. Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler. 1956 Nazım Hikmet Ran |
Daha Ölmem Yokluğundan kalma sızılar bunlar. Büyük yaraların ardından kalanlar. Bilmediğin ve hiç bilmeyeceğin. Gece yarılarında aniden sıçramaların, Sabahlara kadar seni sayıklamanın, Her yağmurda seni dilemenin İzleri. Kimse bilmedi seni ne çok sevdiğimi. Sen bile. Baharda kuşlara söyledim, Göçüp gittiler. Yazın suya anlattım, Buharlaşıp gittiler. Son çarem kar taneleriydi ki Sen üzerlerine basarak gittin. Sana gücendiler, Söylemediler. Şimdi çok uzaklarda bir yerdesin Bilmediğim. Dönmeyeceğin bir yerde. Yaralarım her geçen gün büyüyor. Sızısı biraz daha artsa da Ölene kadar hayattayım. Sen dönene kadar hayattayım… Erol Ardıbatan |
Rücu Sen benim gözümde bir rivayettin İlk değil alçağı yüksek görüşüm Sanma ki sen bana ihanet ettin O senin aslına rücu edişin Gün olur kediye düldül derim ben Gün olur baykuşa bülbül derim ben Tedirgin etse de gerçek ötüşün O senin aslına rücu edişin Caymadım cüceyi yüce görmekten Caymadım cahile cüret vermekten Gözümden düşse de hal ve gidişin O senin aslına rücu edişin İlk defa vurmadım başımı taşa Yanıla yakıla geldim bu yaşa Sanma ki sen beni aldattın hâşâ Çoktandır başladı bende bitişin O senin aslına rücu edişin Kahrını çektiysem vardır bir neden Sensin bu duyguyu bende üreten Gübredir toprağı verimli eden Kim kimi kullanmış şöyle bir düşün O senin aslına rücu edişin Oyun bitti bu son perde son gala Güçlü olsan başarırdın pekâlâ Aslan rolü yakışmıyor çakala Bırak da kendine gelsin gidişin O senin aslına rücu edişin... Cemal Safi |
Daha Seni Dün Seni dün daha çok sevdim Daha iyi anladım dün Her an gurur duyardım da dün daha da övündüm Yıllardır o denli yakın değildim sana Bana ilk kez çok güveniyordun Dün Çok güzeldin dün dingindin düşünceli duyarlı Dokun diyecektim yasla ayanı Bastır parmak uçlarını Yapıştır kulağını Tırman sıçra yüreğime tinime beynime Dün suskundun yakışmıştı Dalmıştı gözlerin uzaklara Örecektik geleceği yıkarak geçmişi Yürüyecektik gönüllüce nedenlerimizin üzerine Sen bir yakasında duvarın ben öbür Böyle mi yaşayacaktık sevgiyi bugün Daha seni dün Daha dün Seçkin Gündüz |
Tek kanatlı kuş, uçamaz yürür sevgilim.. Batıl bir inanca dönüştük biz, ikimiz.. Kuşsam, bir seni saklamak vardı içimde yalan dolandan uzak, benden ziyade; bir de gitmen vardı kuzeyde bir yerlere.. Sonra açılır ya ayrılığın kolları, hem de açılıp da saçıldı kapandı gözü aşkın. Ah benim sevdiğim; ayrılık acı kaçarız ve biliriz.. Yalandır gözlerimiz... Işıltısız güneştir, pırıldamayan.. Canım efndim yitirdik başlamadan, bahçemiz ayrı var gel; uy bana martılara midye açalım.. Aman dert değil; ne benim saçlarım ipek, ne canda yonga ne senin mendilin düşer yollara... Haydi git sevgilim yasemin temel |
kulağımda ölümün çığlık senfonisi toprağı eşti kanlı elleriyle ecel söküldü zincirinden halka göğsüm cami avlusu yaşamak dediğin ilmeği kaçık pembe hırka -kapıda çamura bulanırken dostluk çiçek dokuyorduk bahçede gidişinle güzlendi mevsim bir daha saçlarını taramadı menekşe- çırılçıplak ölüm tek hecelik nefes boğuldu beslediğim martı karaya oturdu denizin mavi sesi içinden esmez rüzgar bu şehirde umut hep ölüm arifesi -ıslak bir bakış çaldı kapımı kırıldı bir ucundan gümüş çerçeve adın geçti acı iklimi masalda büründü dört duvar selviye- çay kokusuyla demlendi hüzün voltalar pas tuttu yokluğun durağında yoksun dünya mı yalnız yalnızlık mı dünya Ferhat Gülsün |
Daha Ne Olacaksın Ömrüm zindanlarda geçti benim. Kapkaranlık, umutsuz ve yalnız. Gün geçer hatalar nerede anlarız. Yüreğim ve ben... sevdiğimiz için buradayız. Ömrüm sürgünlerde geçti benim. Kimseye kötülüğüm dokunmadı. Sevdiğimdendir sürgün kararı. Keşke yeni baştan yazabilseydim kara bahtımı. Ömrüm hasretlerle geçti benim. Yıllarca yaşadım seni kendimle. Bir kez olsun seninim de. Yok... yok... senin gönlün başka gönülde. Ömrüm seninle geçti benim. Kapkaranlık zindanım oldun. Yanlış anladın, sürgünüm oldun. Şimdi de hasretim oluyorsun. Sultançiftliği - 25.02.2002 22:30 Sezgin Öndersever |
Seni nasıl sevdiğimi, Sana nasıl taptığımı bir gün anlayacaksın. Seni güneşim, Işığım gibi nasıl gördüğümü Bir gün sen de anlayacaksın. Senin kırmalarına, üzmelerine Vurduğun hançerlerin yaralarına Nasıl katlandığımı anlayacaksın. Bir gün sen de seveceksin Sen de benim gibi haykıracaksın. Bir gün olsun ben yüzünü güldüremedim, Sen güldüreceksin. Biliyorum, Sevmeyi başaracaksın Sevince; Sevmenin ne demek olduğunu anlayacaksın. Anlayacaksın özlemenin ne demek olduğunu. İş işten geçmiş olacak belki. Belki belin bükülmüş, saçların beyazlamış olacak Ama beni, Benim neler çektiğimi Sevda ateşine düşünce, O ateşte kavrulunca anlayacaksın. Bir gün sen de seveceksin Ve sevince, anlayacaksın. özlem şahin |
Seninle unuttum olup bitenleri Seninle söndürdüm içimde tütenleri Güneş gibi doğdun karanlık yüreğime Boğdun ışığınla Onu karanlığa itenleri Aldanmıştım Yüzü kızarmaz bir yalancıya Kanmıştım Duygu taciri bir talancıya Yıllarca çırpındım Alıcı kuşun pençesinde Paramparçaydı bu yürek Senden öncesinde Bir yudum sevgi için beş kuruşa satıldım Kara kışta, kor ayaza atıldım Merhem sür yumuk yumuk ellerinle Kapansın sırtımdaki şu yara Sar sarmala kar beyaz güllerinle Yeşersin gönlümdeki şu kara Gecemde gündüzümde Gamze gamze gülüş ol yüzümde Sevdama mührünü vursun Siyah gözlerin Ruhumda ki yaramı sarsın Efsun dolu sözlerin Ey yar...! Bana sesini de sessizliğini de özletme Mevsim son bahar Sende yolunu gözletme Bilirsin..! Anlık yokluğun bile beni örseler Vallahi ayrılmam senden fizana sürseler Billahi vız gelir alnımdan vursalar Anlarlardı cümle alem Bu aşkı...! Seni benim gözümle bir kez görseler..! uğur yeniler |
Liseli Kız Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı Beyaz dantel yakalı liseli bir kız. Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren Al karanfiller gibiydi aşkımız... Gülünce içimde rengârenk güzel, Güller açılırdı iri. Hani bilirsiniz ya yıldızsız siyah Geceler gibiydi gözleri. Bir mermer çeşmeden akan su gibi, Geçip gidiyordu günlerimiz. Biz bize yaşıyorduk kendi kaderimizi Bütün yaratıklardan habersiz. Ve yuvada bekleşen sabırsız, küçük Serçeler gibiydik ikimiz. Gözleri konuşurdu susunca, mahzun: 'Seni seviyorum' derdi. Sevdadan, gurbetten, hasretten yana Sıcak türküler söylerdi... Üstelik bir ceylan gibi sebepsiz Ürkek halleri vardı. Ayrılık deyince oturup sessiz Çocuklar gibi ağlardı. Bilmiyorum şimdi kaç yıl, kaç mevsim İçli mektuplar yazdık. Bazen yan yana yürür, beraber otururduk Ama konuşamazdık. Ben görmedim şimdi öyle diyorlar Büyümüş artık liseli kız, gelin olmuş... Unuttum her şeyi diyormuş Ve her gece rüyâsını nur topu kadar güzel Sarışın çocukları süslüyormuş. Görsem çocuklarını şimdi diyorum Bakamam yüzlerine çaresiz Bana bakar çocuklar sessiz. Çocukları gözlerinden tanırım Biliyorum, hiç birşey bilmezler ama Bakamam, utanırım Yavuz Bülent Bakiler |
sevdiğin adam yontarsa seni parmak uçlarında yontabilirse yüreğini de eline alıp gözlerini kapatırsan gidersen dümen suyuna maksat gemi değil de rüzgarın hızıysa dalgalar çekildiğinde ayakların ve ellerin kesilir acıdan acımasızca. sevdiğin adam yıkarsa seni yağmur sularıyla okşarsa yüreğinin içine girip korkmadan gözlerini açarsa kıskanmadan hoyratça severse seni kanatlarından tutmadan gökyüzünde dolanırsın özgürlüğün ve onurun muhteşem bulutlarında. aşk seni ele verse de,tanrı tanır saflığı nice acılar yaşansa da aşk tanrı harcı şarkı söyleyiştir bir ömür izi kalan ekmeği çiğner gibi tüm açlığa yeten. tutkudur tüm zincirleri çözülmez eden aydınlanmayan sabahlar kadar kara çorak tarlada bitmeyen şimşek sesi içinde kavga,dilinde hançer yüzün baltasını arayan oduncu sırtında demir yumruk. ümran demircan |
Seni sevmek, uçmak misali Her an biraz daha yüksekte Özgürce, sonsuz mavide kanat çırpmak gibi.. Seni sevmek, güneş misali Öyle aydınlık Öyle sıcak.. Batışındaki kızıllıkta bile, doğacağın güne dair hayaller kurmak gibi.. seni sevmek kışın dondurucu ayazında lapa, lapa kar yağarken üstüne terleyebilmek gibi.. Seni sevmek Seni daha çok sevmeyi istemek Seni daha da çok sevdiğini hissedebilmek gibi.. Her anını seninle paylaşmak istediğim Şu basit ve bir o kadar karmaşık hayatımın En özel şeyidir seni sevmek.. mehmet çiçekdağı |
Sabaha Kadar Şu şairler sevgililerden beter; Nedir bu adamlardan çektiğim? Olur mu böyle, bütün bir geceyi Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek? Dinle bakalım, işitebilir misin Türküsünü damların, bacaların Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını Yuvalarına? Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını Kullanılmış kafiyeleri yollamak için, Kapıma gelecek çöpçülerle, Deniz kenarına? Şeytan diyor ki: "Aç pencereyi; Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar." Orhan Veli Kanık | |
AĞIT En sevdiğin elbisemi giydim bu gece Kokunu sürdüm, solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm. Yazdığın mektupları okudum, kana kana su içer gibi Plâklarını çaldım. Ah! En çok o şarkıda özledim seni... Issızlık kapıyı çaldı, Açmaya korktum gece yarısı. Şehir uykuya daldı, Baktım dışarıya; katran karası. Rüzgâr telaşla kokunu getirdi bana Aldım koynuma. Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta. Tenine dokundum beni hissetsin diye Ellerimi tut, ısıt diye. Aç gözlerini... Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular. Soluğun saçlarımı yaladı, sanki bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma. Yakıştılar... Boğuldum karanlıkta. Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut, dokun bana Aç gözlerini... Attım kendimi caddelere, yeşil ceketin sardı beni. Yürüdüm üstüne karanlığın, korkusuz. Tuttum elini... Can Dündar |
o ker*** sekinin dibi dibiydi en son hatırladığım bir şeyler değişse de anılar kalıyor değişmeden aramadığın sürece bulmak için onu koştuğunda peşinden birde bakıyorsun ki yenileri örtmüş onu türk öğer koç |
Umudum ol, gel yaşat beni bu yok edici döngüde. Varsın yine kış olsun mevsimler, varsın şarkılar cinnete çağırsın olmadık vakitlerinde gecenin.İçinde taşıdığın o efsundan akıt yüreğime. Göğermek için cesaret bulsun içimde kardelenler. Ben bu hayatı sensiz aşamam. Yol bilmem iz bilmem bu karanlıklar çağında. Mücrimim üstelik aldanışlarla geçtim sevgili ülkesinden. Bilemezsin ne büyük korkular taşıyorum ve ne kadar garip. Havalar ısınmadı bir türlü. Ektiğim tohumlar yeşermeyip çürüyecek bu gidişle. Üstelik bazı martıların Ereğli’den Ankara’ya balık taşıyan kamyonların peşine takıldıkları ve Ankara’ya ulaştıklarında denizsiz kalıp orada öldükleri söylendi bana. Üşüdüm, bir şeyler döküldü içimden. Gel ateşim ol. Yak, ısıt beni, donduracak yoksa bu kaybedişler kanımı. Nefesim ol, gel solut beni. Son bulsun düzensiz eskiyişlerim. Sil yaşamak karşısında duyduğum tüm tedirginlikleri. Umudum ol. Gülüşlerin aydınlatsın yüzümü, yüzüne döndür yüzümü ki, nice derin kuyuları aşıp geldiğim, sırf sevdim diye seni, ne çok ben tükettiğim kendimden anlaşılsın. Sebebim ol. Adıma bakıp mücrim rivayetlerle anmasın kimse beni. Aramızda söylenmemiş hiçbir sözün kalmadığı, sonucunda hayat denilen bölüşümün sevinçlerin sana hüzünlerin bana kaldığı bilinsin. Bilinsin, hiçbir kayıtta inat için olsun itiraz şerhime rastlanmadığı. Gel, umudum ol, ya temize çek bütün sözlerimi ya da helakim ol, al bende kalan son emanetini. M.Varol ÖZTÜRK |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci | |
Yoruldum Su fani dünyaya geldim geleli, Bir sevda pesinde kostum yoruldum. İnsan olup kendim bildim bileli, Azgin seller gibi costum duruldum. Sevgi sevgi diye türküler yaktim, Sevda ülkesinde ben bir duraktim. Nem var nem yokise size biraktim, Sarmasik misali actim sarildim. Bir güzel görünce figanim artti, Askin kantarina cikarip tartti. Kum tanesi gibi sacti firlatti, Sevda cöllerinden astim yoruldum. Kırkbesinde koca belim büküldü, Saclarim yolundu tel tel döküldü. Umutlarim iplik iplik söküldü, Buzdaglari gibi dondum kirildim. Hayat penceresin kapayip actim. INCE bir han idi cok gelip gectim. Sevda irmagindan bir zerre ictim, Vefasiz bir yare taptim vuruldum. Sabit İnce |
En güzel şarkı söylenmeyendir. Seni, senden habersiz sevmek ise; Aşkların en güzelidir. Bu günlerde hüzün var bende, Aklım hala sende, aşkın kalbimde, Ne güzel şarkı oldun dilimde. Ağlıyorum kaderime, katlanıyorum sensizliğe, Öyle güzelsin ki, sana gül diyemiyorum; Çünkü sana, bir bülbül aşık olsun istemiyorum. Şarkıların ve aşkların en güzelinde hep sen var, Bu aşk ateşi, daha ne kadar yanar; Bu kalb, hançer yemiş gibi sensizlikte kan ağlar! Seni, yanımda var sayarım geceleri, Paket, az gelir anınca seni ve güzelliğini, Haydi, n’olur uzat elini, İnan; bu gönül böylesine bir tek, seni sevdi! ... erbil kutlu |
Dişiliğine, dişlerine değer biçemez sahaflar kızıl denizin en nadide istiridyelerinden __hediyeleridir sana onlar... kurban olur gözlerinin sürmesine __sahranın gazelleri, kan götürür çölleri o zaman... kıskanır dolunay kısık gözlerini, cesaret edemez bakmaya gül cemalini... saklanır gölgelerin ardına, gözlerini yumar, seni hayal etmeyi umar, defne dallarından kumrular... daha da meraklanır, çok işitmiştir adını, teninin limon kokularını. odana hafifçe sallanır, defne ve lavantaların arasından. cumbalardan süzülür, pencerenin dibine büzülür. izler tüllerin içinden bebek tenini. tasvirler gölgeler seni... gölgende misk yağı ve tütsüler ay’ı güzelliğin büyüler... gölgeler ellerim. hadi gel işte o an. demidir __gözlerinde sevişmenin ipekler arasında Nur Sultan... |
Rüzgardı Zaman çocukluk günlerimde, hep bir adım önümde rüzgardı zaman. belki çok iyi tanıyordu, yokmuş gibi izliyordu gelişimi gözünde. hür havamı kokluyordu isyanları yokluyordu aceleci yüzümde. sanırım ki biliyordu, her gün umut veriyordu o yaşta bile. Yahya Akbulut.. |
GÖZLERİN ÇAĞIRIYOR BENİ Eflatun sular süzülüyor aynalardan Damlacıklarında hicranlı yüzün Ben kapıları aldatıyorum gün be gün Sen pencereleri Ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum Sen gemilere Sonra liman bilmez korsanlara terk edip Issız adalara sürüyorsun dizelerimi Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni Parmak uçlarımda paslı çiviler Bütün zindanları yıkarak birer birer Gözlerin çağırıyor beni Gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni Çeşmelerin bakınca gülümsediği Irgatların göklere yöneldiği Latince bilenlerin nergis akşamlarında Göllere meydan okuyup Kıyısında şarkılar dinlediği Tutkular değirmeni İnciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri Kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri Gözlerin çağırıyor beni Kaşlarının cilveli bir ahu gibi Ömrümüze düştüğü günden beri Köleleri ağlattın ey sevda semenderi Adı konulmamış yıldızlardan koparak Vadilerde biriken yalnızlığım Kalbimi avuçlarına almış Tutuyor sana doğru Çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi Geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında Ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni Biraz ateş ve hüzün Biraz köpük ve leylak Gözlerin çağırıyor beni Gittim son ışığından bakışlarının Kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında Zümrüdüanka kuşlarının Şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın Umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları Bulutları susturuyorsun söylemesinler diye Turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini Damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan Kurtul karanlığından fotoğrafların Her köşede ısırgan edalı kan evleri Her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler Ne seni görüyorum hayatın boşluğunda Ne de son anlarında resmini büyütüyor Yokluğunla savaşan intihar temrinleri Gizlenme ardına fesleğenlerin Bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler Yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna Derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir Bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu Bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler O öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi Kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır Kollarına aldığın mutluluk servileri Bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır Simyası bozulduysa dilimin, kelimeler Bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi Bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime Geçerek en azılı köprülerden, duraksız Varmak için sevdanın tükendiği ülkeye Duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün Yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri Çakallar iniyor dağlardan apansız Ardımsıra gölgeler, gökkuşağı Rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi Gözlerin çağırıyor beni Oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini Takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının Bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde Kalbinden benim adıma Sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen Sokaklarımı, şehirlerimi Gözlerin çağırsa da beni Çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi Görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp Hangi tohumların yeşerdiğini Tutunmayacağım zamana dilenci gibi Hala uzaklardan işaret parmağıyla Gözlerin çağırsa da beni Gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni Nurullah Genç |
Korkuyor Bu Kız Belkide tekrar yitirmekten, ölesiye sevdiği halde onun yanında olmamaktan korkuyor. Yada su utangaçlıgını yenemeyip, aşkını ona anlatamamaktan korkuyor. Belkide önündeki engelleri aşamayıp, elini asla tutamamaktan korkuyor. Yada gözlerine bakamayıp, su dünyadan çekip gitmekten korkuyor bu kız. BeTüL ÇAĞLAR |
Hayal Bana Yakın Yar Bana Uzak Hayal bana yakın yar bana uzak Sevdası başıma dolanır gitmez Aşkına düşeli yar bana uzak Yüz bin öğüt versen biri kar etmez Senin aşkın beni kıldı urusvay Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay Kabul et kapında beni de kul say Dost yoluna ölür aşık ar etmez Ey beni bu derde giriftar eden Eski muhabbeti kaldırdın neden Gönül ister kavuşmayı ölmeden Gül olmasa bülbül ah u zar etmez Beni yakan yansın aşkın narına Gönül düştü bir zalimin toruna Bakmaz mısın bu VEYSEL'in zarına Ah çeker ağlarım yar elim yetmez. Aşık Veysel |
Yüce dağları adımlayıp Bir yerlere çıkmış bir kalp Geceleri oymuş gözleriyle Yollar aramış labirentlerde Elinden bir tutan Bir mum veren Bir yol gösteren çıkmamış karşısına. Korkusu büyümüş yürek yürek Issızlığı sever olmuş Bütün kapıları kapatmış kendi yüzüne Sökmüş etiketleri her yerden Gül bahçelerine sırtını dönmüş… Her yalnızlık yıkmış bir duvarını Gökyüzü sırdaşı Yıldızlar arkadaşı olmuş Beklediği tek arkadaşı varmış gelmeyen Gelip de onu götürmeyen.. Şimşeklerden korkmazmış Yağmurlar onu yıldırmaz Karlar dondurmaz Ateşler yakmazmış… Bir gün, Bir gün güneş yolunu şaşırmış Doğar olmuş hep gecenin ardından Işıltılar sarmış her yanı Çiçekler açmış Bu yaşlı kalp Yıllar sonra heyecanı yeniden yaşamış. Aydınlanmış labirentler Bir el uzanmış bir bilinmez yerden Tutmuş kalpten Çıkarmış yalnızlık dehlizlerinden. Bir yürek olmuş çarpan, şekil değiştirip Sevgiyi sunmuş kalbe İçi ısınmış yaşlı kalbin Küsmüşlüğü gitmiş hayata Çarpmaya başlamış her adımda Yaklaşmış, yaklaşmış Yaklaştıkça yürek değişmiş Göz olmuş ışıl ışıl Gülümseyen bir yüz olmuş Adını Nazar Boncuğu koymuş. Yaşlı kalp şaşırmış İnanamamış Yalan demiş, bu bir rüya demiş Tutmuş elini yakmış Dilini ısırmış Ama ışıltılı gözler hâlâ karşısındaymış. Gülmüş kendi haline yaşlı kalp Şaşkınlığıyla yürürken Düşünmüş bir an Ben yaşayamam demiş bunları Bütün duygularım teker teker ölürken. Nazar boncuğu gülümsemiş Güller açmış yanaklarında Gamzeler oturmuş kırk yıllık dost gibi yüreğine Önce hayranlık duymuş Acılarını unutmuş Yalnızlıklarını kovmuş Bu yaşlı kalp Gençleşmeye başlamış, şekil değiştirmiş İnsan olmuş. Nazar Boncuğu bir buket Aşk sunmuş Sevdaya sarıp da Yaşlı kalp çırpınmış Heyecanlamış, Yanlışlıkla aşkı tutmuş İşte o an olan olmuş yaşlı kalbe Nazar Boncuğu’na aşık olmuş. Başı dönmüş, Ayakları yalpalamış bir an Ben ölüyorum demiş artık Mutluluktan. İçinde bir huzur İçinde bir deniz olmuş mutluluk Sevgisiyle Sevgilisiyle Severek Sevilerek Bir yolculuğa başlamış Mutluymuş belki ilk defa Giderken bir meçhûle Nazar Boncuğu’nun Kâğıttan gemisiyle. turgut uzdu |
Pia ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın ellerini bir tutsam ölsem böyle uzak seslenmese ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese otelleri bomboş bulmasam içlenip buzlu bir kadeh gibi buğulanıp buğulanıp durmasam ne olur sabaha karşı rıhtımda çocuklar pia'yı görseler bana haber salsalar bilsem içimi büsbütün yıldız basar bir hançer gibi çıkıp giderdim ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese singapur yolunda demeseler bana bunu yapmasalar yorgunum üstelik parasızım pasaportsuzum ne olur sabaha karşı rıhtımda seslendiğini duysam pia'nın sırtında yoksul bir yağmurluk çocuk gözleri büyük büyük üşümüş ürpermiş soluk ellerini tutabilsem pia'nın ölsem eksiksiz ölürdüm Attilâ İlhan | |
A Benim Kardaşlarım Dostum yok ya dostum, düşman arama! Sağolası kardaşlarım var ya benim... Melhem diye tuz ekerler yarama Sağolası kardaşlarım var ya benim... Menfaat, çıkar olunca şu konu Kimi kep'i attı kimi şifonu Ali Cengiz olur oynar oyunu Sağolası kardaşlarım var ya benim... Dursun desen de duramaz yerinde Kırk tilki var her birinin cebinde Hesap günü gelir çatar birinde Sağolası kardaşlarım var ya benim... Huri melek sandığım masum yüzler Kimi kuyum kazar, kimisi düzler Ayışığı kadar kâr etmez hiç sözler Sağolası kardaşlarım var ya benim... Böbürlenme Çağlari beş kardeşinle Ne desen boş, ne desen boş nafile Sağlığında tükürürler leşine Sağolası kardaşlarım var ya benim... Muammer Çalar (Aşık Çağlari) | |
D-3 Yatırırken bu sedef kakmalı şimşir beşiğe Neyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı? Perdelerden taşırıp neyleri çığlık çığlık Neyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Bir ipekten ve köpükten yaratılmış yumuşak Tüyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Kıyılardan, ovalardan dererek inciyle, Çiyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Gece, mehtâbı elekten geçirip kirpikler Ayla kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Mesnevî'sinde bir altın lüleden nûr akıtıp Öyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. 'Bu yürek durmayacaktır' dediler.. esmâdan 'Hay'la kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Sakalar doldurarak kırbaların Kevser'den Meyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Ve açıp ağzını Nîsan Tası'nın Besmele'ler Suyla kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Rûhlardan, kokulardan, durulardan duru bir Şeyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı. Ulu Tûbâ'ların altında gönüller, eller Böyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı Arif Nihat Asya | |
Maralım Bu gün güneşim özlem ufuklarından yakıyor tenimi Dağların nefesi ürkütüyor beni Gözlerime sonbahar hakim , yanaklarımda yağmurlar. Hasret dallarına konmuş güvercin misali Yelkeni parcalanmış sal gibiyim Kırbaclanır her gün yüreğim Gurbetin sessiz türküsü gırtlağıma tıkanmış Salkım salkım damlar hasretin içime Ufukların kucakladığı ay ışığına yansır gözlerin Gecenin bir ayazında cigara ziftlenir ,dumanından okurum seni Çatlayan avucumun içinde resmine bulanır gözyaşlarım Ey benim sarı yoncadan nazlı maralım Nezaman yakınlaşır uzaklar Buralarda şehir dağ gibi düşer üstüme Zaman bir adım onumde Güz aylarına mahküm çıplak çınar ağacı gibiyim Dudaklarıma bulanır , gözlerimden akan sen Nemrut yamaçlarına yapışmış bir dal gibiyim Köklerim yorgun . Dön artık nolursun , nefesim seni aracasına , Hergün biraz daha terkediyor... ismail Akman |
Cadde bir caddenin adı ölüm olsun uyandırır mı bu sizi yolculuğunuzu beklerken şantajcıları birikmiş kahve köşelerinde kıpırdatmaz güvensizliğini bir tanesi kurşun eziktir, örümcek işini bitirmiştir dolgusu toplam bir düzinedir belki fazla gizini çözmek için yalnızlığını verir biri haykırışı sıradan, çaresiz bir caddenin adı korku olsun satılmış pompacıları, kuytularında uyumayan karanlığı hortlak, aydınlığı cesaret torbası her an bitebilir de, uçurumun kenarındadır belki bu bir kampanyadır, tükenişin varlığı tertemiz, sonuncusu gedik desenli parçalanmış bir tasarımıdır yerde duran alacalı siren sesidir aslında caddeyi korkutan Volkan Altay | |
Gözlerin Yeter Unutmuşum kendimi senin gözlerinde Farkında değilim saatlerin geçtiğinin Ne olurdu sanki zaman dursa yarim Elimdeyken sevdiğim senin ellerin Yağmura gerek yok gözlerin yeter Yüreğime yağar hasretin senin Sensiz geçecek her gün yarim Çığ olur düşer yüreğime benim Sözlere gerek yok gözlerin yeter Dilin gizler ama onlar doğruyu söyler Seviyorsun gözlerinden belli yarim Yüreğim yalnızca gözlerini dinler Umut Gül |
Jvan Devata Varlığımın sahibi Arzun Bende itman bulmuş oldu mu? Günler!... Hizmet etmeksizin Geçip gittiler...... Ve Geceler aşksız Çiçekler Tozlar üzerine düştüler. Ve Senin kabulün için Toplanmamışlardır. Harp'ın telleri Senin ellerinle Gerildiler..... Gevşediler Ve Notlarını kaybettiler. Senin bahçenin gölgesinde Uyudum. Ve Senin çiçeklerini sulamayı Unuttum. Zaman sona erdi mi? Sevgilim Bu oyunun sonuna Ulaştık mı? Müsaade et! Aşk tağzeliğ için Sabah gelsin..... Müsaade et! Yeni hayatın düğümü Bizim evlilik bağında Bağlansın. Rabindranath Tagore |
KARLI BİR GECEDE BİR DOSTU UYANDIRMAK Benim adım insanların hizasına yazılmıştır. Hergün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu. Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım ölüm ve acılar çatsaydı beni düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı. Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım diri-gergin kasları konuşsaydım ‘Kardeşler! ‘ deseydim ‘Kardeşlerim! ‘ ‘Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan ‘Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan Bakın yaklaşıyor…’ yazık, şairler kadar cesur değilim çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor. Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların inanmazdım dosyalara sığacağına gittikçe ışıldardım dükkanlar kararırken hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı. Benim adım bilinen bütün cevapların üstüne mühürlenmiş ellerim tütsülenmiş evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında dirgenler, bakraçlar, tornavidalar bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa gövdem açık bir hedef kılındı belâlara. Ve bu yüzden yakışıksız oluyor insanları hummalı baharlar olarak tanımlamak ve bu yüzden göğsümde dakikalar ince parmaklar halinde geziniyor konvoylar geçiyor meşelikler arasından bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına ölümden anlayanı ciddi bir yaprak unutulacak diyorum, iyice unutulsun neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak. İsmet ÖZEL |
Vuslat Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı... Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka. Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez... Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi... Zenginler o cennette fakirlerle müsavi; Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler. Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa, Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle, Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle. Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık Bir mucize halinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan... Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan. Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler? Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o! Alemde bir akşam ne semavi koşudur o! Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin, Simaları her lahza parıldar bu zaferle; Gök, her tarafından, donanır meş'alerle! Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan, Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan... Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık! Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et! Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahya Kemal Beyatlı |
Nerden Bileceksin? göklerde yıldız gibi gezindim gecelerce güneşle kaybolmayı sen nerden bileceksin ateşin kollarında çırpındım senelerce ateşken kül olmayı sen nerden bileceksin sabahın ışıkları geceyi deldiğinde dağların arasından yüzüne güldüğünde tohuma yer açmanın zamanı geldiğinde çiçek gibi solmayı sen nerden bileceksin ufuktan ağır ağır bugüne gelen dünden şebnem toplamak için yaprak veren sürgünden bir hüzünlü bulutun yumuşacık göğsünden damlayıp savrulmayı sen nerden bileceksin açarken acısını her dilsiz tomurcuğun bembeyaz bir ışıkla sonsuza yolculuğun herşeyini yitirmiş kimsesiz bir çocuğun gözlerine dolmayı sen nerden bileceksin çağlayan sular gibi bulanıp durulmayı başak gibi rüzgarla eğilip doğrulmayı toprak gibi yaşayıp ölümle yoğrulmayı yok olup varolmayı sen nerden bileceksin Filiz Bedük |
BOŞ ÇERÇEVE Gördüğüm boş bir çerçeve idi Kenarları küflenmiş Bir köşesi kırılmış Anlaşılan sahibi Çıkarmak için resmi Uğraşmış bir hayli Yatıyordu içinde Kimbilir kimin resmi Hangi mazinin eserleri Eskimişti bayağı Çerçevenin bana anımsattığı Bir aşık ki çok bedbaht Terkedilmiş, yaralanmış Kanadı kırılmış, Uçamayan bir kuş gibi Üzgün, Mecnun gibi deli Bir kendime bakıyorum Bir çerçeveye Ne kadar da benzeşiyoruz diye Onun da içi boş, benim de O da güzel günler görmüş, ben de Onun içini resimler doldurmuş, Benimse içimi aşk.... Şimdi ise ikimiz de Sevgi ve ilgiye Tamir edilmeye Ve yeniden Eski biz olmaya Muhtaç hasretle Bekliyoruz ya yaşama Ya ölüme Merhaba demeye! ! ! Sevim Atan |
ÖLÜ EBE Bir deri bir kemiğin eline dokunurken… Yerim, Göğüm, Günüm, Gecem, Sobe… Elim, Dilim, Göz bebeğim, Ebe… Üç yüz dersem Öl, Üç yüz bir dersem Ölme… Bir romana imrenip, Yattığından beri tozlu döşeğe Uğultularımızı sayıyorum, Doksan sekiz Doksan dokuz Yüz Önüm, Arkam, Sağım, Solum, Güz. Burada adalet İnsanların Etinden, Umudundan, Sigarasının dumanından Sağlanırken… Sağırlığımızı sayıyorum… Yüz doksan dört dersem Öl Yüz doksan beş dersem Ölme… Utancımızı sayıyorum, En hafifinden beş yıl yatıran Bir asiliği Dökerken önündeki kâğıda Şair, Titreyen ellerimizi sayıyorum… İki yüz doksan yedi dersem Öl İki yüz doksan sekiz dersem Ölme… Volkan İPEK |
Her gece, İşgaline uğradığım yalnızlıklarda Sevdim o umut dolu gözlerini. Boğazımda gecirilmiş soğuk iplere Ayaklarımda paslanmış zincirlere Aldırış etmeden, Her soluğumda gülüşlerini sevdim. Dili olmayan yüreğimin, Hüznü hic solmayan gözlerimin Tek umudu olarak Yüreğindeki baharları sevdim... İçimde büyüyen ırmaklara Acılarını verip Gözlerindeki ışıklarda ısınmayı sevdim. Kesik kesik öksürmelerime inat Soluğuma cizilen kısa ömre inat Yüreğimin haritasındaki Gülüşlerinin sıcaklığını sevdim. Karanlıkların bulutla yağdığı hasretine Varlığının mutluluklarını siper edip Gözyaşlarındaki ıslaklığını sevdim. Yüreğimin ortasındaki yeşeren Bozkırların kurak yapraklarına inat Gönülden düşen sevgi yağmurlarını sevdim. Her soluğunda yıldız olup Avuçlarında solan bir yürek olmayı sevdim.. Sarp dağların rüzgarlı tepelerinde Yetişen ucurum cicegi düşlerimle Mısralarında büyüdüğüm, Türkü yüreğinde ezgi olmayı sevdim.. İntihara kalkışan acılarında Yakıp kül olmayi sevdim. Susmalarında bir nefes, Bakışlarında bir dem olmayı Senin yüreğinde bir nefes olmayı sevdim... İsmail Sarıgene |
Seviyorum Gözlerimdeki yaş gibi Kalbimdeki sevdan gibi Ellerimde tutuyorum Hayalini resmin gibi. Gel artık bana sevgilim Sevenleri şad edelim. Yoksa eğer gönlün bende Aşk yolundan azat eyle Sana asla olmam engel Bana azap verme böyle. Gel artık bana sevgilim Sevenleri yad edelim baycan kacaroğlu |
K e ş k e Bir aşkım vardı; Kalbimde sakladığım Ciğerime yazdığım Sen bu aşkı benden çalıp, Uzak diyarlara kaçırdın. Keşke sana bu aşkı hiç tattırmamış olsaydım... K e ş k e... Çağıl Irmak Acarbaş |
Mağdur Öç Yanında değilim artık, uzaklardayım. Yüreğimin götürdüğü yere kadar yollardayım. Sen ki; kendinde beni aran dur. Oysa ben bir saman yolunun içinde saklıyım. Bedenim, ruhum, kalbim hepsi senindi. Vefasız teninde ufalandı gitti. Sen ki; boş ver artık beni. Boş vermesen de, hoş gör artık beni. Şuçu üzerime at, benim seni terk eden. Sen değilsin aslında sevgiden vazgeçen. Sen ki; alışıksın başkalarına yüklemeye suçunu. Birini bulamadığın zaman kendine yüklen. Yanında değilim artık, asla olmayacağım. Yüreğimin götürdüğü yere kadar yollardayım. Sen ki; benim sevgimi körelten. Bile şimdi, kendi hançerini sana saplayacağım. Sultançiftliği - 02.02.2002 21:35 Sezgin Öndersever | |
| Saat: 05:21 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık