MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

arwen 13 Ocak 2007 02:54

Sen,sensizliği bilmezsin.
Bende bilmem sensizliği.
Sen sensiz kalmadığından.
Ben senle olmadığımdan.
Sen beklemeyi de bilmezsin,
Ben seni hiç bekletmedim ki.
Sevmeyi de bilmezsin sen,
Sen beni hiç sevmedin ki.



oya özpoyraz


DEsssT16 13 Ocak 2007 15:12

Susarak

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş...
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi...
Ne gece, ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz...
Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde...
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde...
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde...

Aziz Nesin


arwen 14 Ocak 2007 02:40

mat gözlerin..çok yorgunsun
ellerimde ip döküyor bugün
belki kırgındır dedim sesime
oturup türkü söyledim susuz
luğa..geçtim cümleleri kestim
konuşmayı..şiire daldım alaba
lık aldım tuzladım..artık deniz
kızı kokmuyor gözlerim..eğil
miyor tavana bakan boynum
izliyorum kaburgası kırılmış ka
dınları,

şimdi seni istemek..bayramı iste
mektir..yırtık pantolon cebi dolu
şeker..noel babada ölmüş ayakla
rım nereye gidecekler..şimdi seni
istemek ihanettir..seni istemek ib
adet..çelişkidir kırık yolları arşın
lamak..şimdi seni istemek ölüme
koşmaktır..doğmadan suya karış
maktır..seni istemek aşktır..özletip
içi ezen varlıktır,

beni büyüt yeşil saksında..artık
şiirlerde mi öpeceğim..imgelerin iç
ine mi saklayacağım..kızdıklarıma
parçalar mı atacağım..sorularımın
ortasında..kıskanç bayraklar mı sal
lanacak bolcalığıma..artık kesmeli
yim..ekilmemiş bahçelerde ağaçları
tek tek istiflemeyim yaprakları..bili
yorum pis dumanlar çıkıyor.. önce
yakıp kurutmak..sonra dağıtmak la
zım yaprak döken dalları,

bak..seni düşünüyorum..günlerden
pazar..eksiliyorum azar azar..şimdi
yolum tutsa..tanrıdan uzakta gelsem
sana çayımdan yudumlasam..uyku
beklentinin içindeki..öteki dünya
ağır ağır batsa yalnızlığıma,

temizlemeye kalmasın izlerimiz
sen git..ben süpürürüm leylim saat
leri..mor yastıkların üstüne giyin de
gel..işlemeli elbiselerini nazarım
değsin..döküleyim yağı az yemek
gibi..elini istiyorum temizle beni



kimse gelmesin bahar üstü üşütme
lerimin yanına..ne sigarası var..ne
de geçen seneden kalan anılarım




zafer zengin etnika


arwen 14 Ocak 2007 03:27

Şehrin ışıklarına dalıyorum tranvaylardayken,
Her ağaç bir sene gibi kayıyor gözümün önünden.
Beni sensiz değil, bensiz bıraktın.
Her ışıkta kendimi arıyorum.
İçimdeki çığlıkları duyuyormusun!
Her baca dumanı habercisi oluyor gençliğimin.
Ben hep öyle tütüyorum.


emsal türkü


MaKaLeLe 14 Ocak 2007 03:51

Bilgisayar Olarak

Bilgisayar olarak kullanmış bir gölü
Selçukluya pragmalar taşıyan Gazali
Bir ilk aptallığı düğüm sayarak
Yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış.

Bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz
İntihar etti sayılmış tasavvuf ehli,
Yine bu yüzden doğduğu an
Kaymaya başlamış Osmanlı yıldızı,

Baktım yeri toparlıyor ayak izleri
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya |


Kreacher 14 Ocak 2007 13:19

BİNLERCE
binlerce pazartesi geçti ömrümde
hangisiydi o çıkaramıyorum
bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu
demek oldukça eski

bir de saçma sapan şeyler
bir kızın diz altını örneğin
bir adamın çirkin sigara içişini

nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna
kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil
kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana
güzel bir öğle vakti
eski güzel bir aksamı hatırlayarak
sonra dopdolu şeyler
damacanalar gibi
içim kabarıyor

sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların

Turgut Uyar


Mystic@L 14 Ocak 2007 16:53

Ne Kaçarsın Ela Gözlüm

Ne kaçarsın ela gözlüm
Aşüfte gönlüm sendedir
Firakından benim yarim
Sanma ki canım tendedir

Güzel gamzen aman vermez
Dilin aşık halin bilmez
Be hey ikrarında durmaz
Ahd ü amanın kandedir

Mansûr'a kim zülfündür dar
Zerrece yoktur bende ar
Benim ağladığıma yar
Rakipler daim handedir

Dil ayrılmaz aşk-ı paktan
Refeyle bendeni haktan
Senin hayırın yok çoktan
Katibî sana bendedir

Katibi


arwen 15 Ocak 2007 01:53

Şiirler yazmak istiyorum sana,
Yüceltebildiğimce yüceltmek istiyorum seni mısralarımda,
Ve ölümsüz kılmak varlığını her satırımda...
Ama içimde öyle büyük bir korku var ki!
Ya sen de gidersen?
Ya sen de O'nun gibi beni terkedersen?
Ya sen de en zor günümde bana sırtını dönersen?
Ya sen de senin için yazdığım şiirlerime ihanet edersen?
Ya sen de bir gün gelir değişirsen?
Ne yaparım o zaman ya sen de sevgimi ezip geçersen? ....



şaziye öztinen


MaKaLeLe 15 Ocak 2007 03:39

Hassas Terazi

Ben nerde a dediysem
orda a
önümde ibresi sağa sola
kımıldayan terazi.

Az uzağınıza gittiysem
böyle daha iyi göresiz
bir hafif yankı denizler ötede
ses eder siz.

Hep kendim için mi bazı şeyleri
gizlediysem bilmeseniz
başka dünyalarda a vardı
görülür hesabı ben/de a dediysem.

Behçet Necatigil


DEsssT16 15 Ocak 2007 15:26

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

1956
Nazım Hikmet Ran


Mystic@L 15 Ocak 2007 21:20

Daha Ölmem

Yokluğundan kalma sızılar bunlar.
Büyük yaraların ardından kalanlar.
Bilmediğin ve hiç bilmeyeceğin.

Gece yarılarında aniden sıçramaların,
Sabahlara kadar seni sayıklamanın,
Her yağmurda seni dilemenin
İzleri.

Kimse bilmedi seni ne çok sevdiğimi.
Sen bile.

Baharda kuşlara söyledim,
Göçüp gittiler.
Yazın suya anlattım,
Buharlaşıp gittiler.
Son çarem kar taneleriydi ki
Sen üzerlerine basarak gittin.
Sana gücendiler,
Söylemediler.

Şimdi çok uzaklarda bir yerdesin
Bilmediğim.
Dönmeyeceğin bir yerde.

Yaralarım her geçen gün büyüyor.
Sızısı biraz daha artsa da
Ölene kadar hayattayım.
Sen dönene kadar hayattayım…

Erol Ardıbatan


DEsssT16 15 Ocak 2007 21:35

Rücu

Sen benim gözümde bir rivayettin
İlk değil alçağı yüksek görüşüm
Sanma ki sen bana ihanet ettin
O senin aslına rücu edişin

Gün olur kediye düldül derim ben
Gün olur baykuşa bülbül derim ben
Tedirgin etse de gerçek ötüşün
O senin aslına rücu edişin

Caymadım cüceyi yüce görmekten
Caymadım cahile cüret vermekten
Gözümden düşse de hal ve gidişin
O senin aslına rücu edişin

İlk defa vurmadım başımı taşa
Yanıla yakıla geldim bu yaşa
Sanma ki sen beni aldattın hâşâ
Çoktandır başladı bende bitişin
O senin aslına rücu edişin

Kahrını çektiysem vardır bir neden
Sensin bu duyguyu bende üreten
Gübredir toprağı verimli eden
Kim kimi kullanmış şöyle bir düşün
O senin aslına rücu edişin

Oyun bitti bu son perde son gala
Güçlü olsan başarırdın pekâlâ
Aslan rolü yakışmıyor çakala
Bırak da kendine gelsin gidişin
O senin aslına rücu edişin...

Cemal Safi


Mystic@L 15 Ocak 2007 21:54

Daha Seni Dün

Seni dün daha çok sevdim
Daha iyi anladım dün
Her an gurur duyardım da dün daha da övündüm
Yıllardır o denli yakın değildim sana
Bana ilk kez çok güveniyordun
Dün
Çok güzeldin dün
dingindin
düşünceli
duyarlı
Dokun diyecektim
yasla ayanı
Bastır parmak uçlarını
Yapıştır kulağını
Tırman
sıçra
yüreğime
tinime
beynime
Dün suskundun
yakışmıştı
Dalmıştı gözlerin uzaklara
Örecektik geleceği
yıkarak geçmişi
Yürüyecektik gönüllüce
nedenlerimizin üzerine
Sen bir yakasında duvarın
ben öbür
Böyle mi yaşayacaktık sevgiyi bugün
Daha seni dün
Daha dün

Seçkin Gündüz


arwen 15 Ocak 2007 22:08

Tek kanatlı kuş, uçamaz
yürür sevgilim..

Batıl bir inanca dönüştük
biz, ikimiz..

Kuşsam,
bir seni saklamak vardı içimde
yalan dolandan uzak,
benden ziyade;
bir de
gitmen vardı kuzeyde bir yerlere..

Sonra
açılır ya ayrılığın kolları,
hem de açılıp da saçıldı
kapandı gözü aşkın.

Ah benim sevdiğim;
ayrılık acı
kaçarız ve biliriz..
Yalandır gözlerimiz...
Işıltısız güneştir, pırıldamayan..

Canım efndim
yitirdik başlamadan,
bahçemiz ayrı
var gel;
uy bana
martılara midye açalım..

Aman dert değil;
ne benim saçlarım ipek,
ne canda yonga
ne senin mendilin düşer yollara...

Haydi git sevgilim



yasemin temel


Misafir 15 Ocak 2007 22:23

kulağımda ölümün çığlık senfonisi



toprağı eşti kanlı elleriyle ecel
söküldü zincirinden halka
göğsüm cami avlusu
yaşamak dediğin
ilmeği kaçık pembe hırka



-kapıda çamura bulanırken dostluk
çiçek dokuyorduk bahçede
gidişinle güzlendi mevsim
bir daha saçlarını taramadı menekşe-



çırılçıplak ölüm
tek hecelik nefes
boğuldu beslediğim martı
karaya oturdu denizin mavi sesi
içinden esmez rüzgar
bu şehirde umut
hep ölüm arifesi



-ıslak bir bakış çaldı kapımı
kırıldı bir ucundan gümüş çerçeve
adın geçti acı iklimi masalda
büründü dört duvar selviye-



çay kokusuyla demlendi hüzün
voltalar pas tuttu yokluğun durağında
yoksun
dünya mı yalnız
yalnızlık mı dünya




Ferhat Gülsün


Mystic@L 15 Ocak 2007 22:36

Daha Ne Olacaksın

Ömrüm zindanlarda geçti benim.
Kapkaranlık, umutsuz ve yalnız.
Gün geçer hatalar nerede anlarız.
Yüreğim ve ben... sevdiğimiz için buradayız.

Ömrüm sürgünlerde geçti benim.
Kimseye kötülüğüm dokunmadı.
Sevdiğimdendir sürgün kararı.
Keşke yeni baştan yazabilseydim kara bahtımı.

Ömrüm hasretlerle geçti benim.
Yıllarca yaşadım seni kendimle.
Bir kez olsun seninim de.
Yok... yok... senin gönlün başka gönülde.

Ömrüm seninle geçti benim.
Kapkaranlık zindanım oldun.
Yanlış anladın, sürgünüm oldun.
Şimdi de hasretim oluyorsun.

Sultançiftliği - 25.02.2002 22:30
Sezgin Öndersever


arwen 15 Ocak 2007 23:26

Seni nasıl sevdiğimi,
Sana nasıl taptığımı bir gün anlayacaksın.
Seni güneşim,
Işığım gibi nasıl gördüğümü
Bir gün sen de anlayacaksın.
Senin kırmalarına, üzmelerine
Vurduğun hançerlerin yaralarına
Nasıl katlandığımı anlayacaksın.
Bir gün sen de seveceksin
Sen de benim gibi haykıracaksın.
Bir gün olsun ben yüzünü güldüremedim,
Sen güldüreceksin.
Biliyorum,
Sevmeyi başaracaksın
Sevince;
Sevmenin ne demek olduğunu anlayacaksın.
Anlayacaksın özlemenin ne demek olduğunu.
İş işten geçmiş olacak belki.
Belki belin bükülmüş, saçların beyazlamış olacak
Ama beni,
Benim neler çektiğimi
Sevda ateşine düşünce,
O ateşte kavrulunca anlayacaksın.
Bir gün sen de seveceksin
Ve sevince, anlayacaksın.


özlem şahin


arwen 16 Ocak 2007 02:57

Seninle unuttum olup bitenleri
Seninle söndürdüm içimde tütenleri

Güneş gibi doğdun karanlık yüreğime
Boğdun ışığınla
Onu karanlığa itenleri

Aldanmıştım
Yüzü kızarmaz bir yalancıya
Kanmıştım
Duygu taciri bir talancıya

Yıllarca çırpındım
Alıcı kuşun pençesinde
Paramparçaydı bu yürek
Senden öncesinde

Bir yudum sevgi için beş kuruşa satıldım
Kara kışta, kor ayaza atıldım

Merhem sür yumuk yumuk ellerinle
Kapansın sırtımdaki şu yara
Sar sarmala kar beyaz güllerinle
Yeşersin gönlümdeki şu kara

Gecemde gündüzümde
Gamze gamze gülüş ol yüzümde


Sevdama mührünü vursun
Siyah gözlerin
Ruhumda ki yaramı sarsın
Efsun dolu sözlerin

Ey yar...!
Bana sesini de sessizliğini de özletme
Mevsim son bahar
Sende yolunu gözletme

Bilirsin..!
Anlık yokluğun bile beni örseler
Vallahi ayrılmam senden fizana sürseler
Billahi vız gelir alnımdan vursalar
Anlarlardı cümle alem
Bu aşkı...!

Seni benim gözümle bir kez görseler..!


uğur yeniler


MaKaLeLe 16 Ocak 2007 03:03

Liseli Kız

Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı
Beyaz dantel yakalı liseli bir kız.
Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren
Al karanfiller gibiydi aşkımız...

Gülünce içimde rengârenk güzel,
Güller açılırdı iri.
Hani bilirsiniz ya yıldızsız siyah
Geceler gibiydi gözleri.

Bir mermer çeşmeden akan su gibi,
Geçip gidiyordu günlerimiz.
Biz bize yaşıyorduk kendi kaderimizi
Bütün yaratıklardan habersiz.
Ve yuvada bekleşen sabırsız, küçük
Serçeler gibiydik ikimiz.

Gözleri konuşurdu susunca, mahzun:
'Seni seviyorum' derdi.
Sevdadan, gurbetten, hasretten yana
Sıcak türküler söylerdi...

Üstelik bir ceylan gibi sebepsiz
Ürkek halleri vardı.
Ayrılık deyince oturup sessiz
Çocuklar gibi ağlardı.

Bilmiyorum şimdi kaç yıl, kaç mevsim
İçli mektuplar yazdık.
Bazen yan yana yürür, beraber otururduk
Ama konuşamazdık.

Ben görmedim şimdi öyle diyorlar
Büyümüş artık liseli kız, gelin olmuş...
Unuttum her şeyi diyormuş
Ve her gece rüyâsını nur topu kadar güzel
Sarışın çocukları süslüyormuş.

Görsem çocuklarını şimdi diyorum
Bakamam yüzlerine çaresiz
Bana bakar çocuklar sessiz.
Çocukları gözlerinden tanırım
Biliyorum, hiç birşey bilmezler ama
Bakamam, utanırım

Yavuz Bülent Bakiler


arwen 16 Ocak 2007 03:11

sevdiğin adam yontarsa seni parmak uçlarında
yontabilirse yüreğini de eline alıp
gözlerini kapatırsan
gidersen dümen suyuna
maksat gemi değil de rüzgarın hızıysa
dalgalar çekildiğinde
ayakların ve ellerin kesilir acıdan acımasızca.

sevdiğin adam yıkarsa seni yağmur sularıyla
okşarsa yüreğinin içine girip korkmadan
gözlerini açarsa
kıskanmadan hoyratça
severse seni kanatlarından tutmadan
gökyüzünde dolanırsın
özgürlüğün ve onurun muhteşem bulutlarında.

aşk seni ele verse de,tanrı tanır saflığı
nice acılar yaşansa da aşk tanrı harcı
şarkı söyleyiştir bir ömür izi kalan
ekmeği çiğner gibi tüm açlığa yeten.

tutkudur tüm zincirleri çözülmez eden
aydınlanmayan sabahlar kadar kara
çorak tarlada bitmeyen şimşek sesi
içinde kavga,dilinde hançer
yüzün baltasını arayan oduncu
sırtında demir yumruk.


ümran demircan


arwen 16 Ocak 2007 23:02

Seni sevmek, uçmak misali
Her an biraz daha yüksekte
Özgürce,
sonsuz mavide kanat çırpmak gibi..
Seni sevmek, güneş misali
Öyle aydınlık
Öyle sıcak..
Batışındaki kızıllıkta bile,
doğacağın güne dair hayaller kurmak gibi..

seni sevmek kışın dondurucu ayazında
lapa, lapa kar yağarken üstüne
terleyebilmek gibi..
Seni sevmek
Seni daha çok sevmeyi istemek
Seni daha da çok sevdiğini hissedebilmek gibi..
Her anını seninle paylaşmak istediğim
Şu basit ve bir o kadar karmaşık hayatımın
En özel şeyidir seni sevmek..


mehmet çiçekdağı


Mystic@L 16 Ocak 2007 23:38

Sabaha Kadar

Şu şairler sevgililerden beter;
Nedir bu adamlardan çektiğim?
Olur mu böyle, bütün bir geceyi
Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek?

Dinle bakalım, işitebilir misin
Türküsünü damların, bacaların
Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını
Yuvalarına?

Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını
Kullanılmış kafiyeleri yollamak için,
Kapıma gelecek çöpçülerle,
Deniz kenarına?

Şeytan diyor ki: "Aç pencereyi;
Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar."

Orhan Veli Kanık |


Misafir 16 Ocak 2007 23:59

AĞIT

En sevdiğin elbisemi giydim bu gece
Kokunu sürdüm, solgun yüzünü okşadım
Sessizce saçlarından öptüm.
Yazdığın mektupları okudum, kana kana su içer gibi
Plâklarını çaldım.
Ah! En çok o şarkıda özledim seni...

Issızlık kapıyı çaldı,
Açmaya korktum gece yarısı.
Şehir uykuya daldı,
Baktım dışarıya; katran karası.
Rüzgâr telaşla kokunu getirdi bana
Aldım koynuma.
Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma
Üşüdüm karanlıkta.
Tenine dokundum beni hissetsin diye
Ellerimi tut, ısıt diye.
Aç gözlerini...


Erguvanlarına su verdim
İçerken benimle konuştular
Yastığını okşadım, kokladım
Anılar uçuştular.
Soluğun saçlarımı yaladı, sanki bir meltem gibi
Teninin kokusu karıştı kokuma.
Yakıştılar...


Boğuldum karanlıkta.
Yanı başımdasın benden çok uzaklarda
Ellerimi tut, dokun bana
Aç gözlerini...


Attım kendimi caddelere,
yeşil ceketin sardı beni.
Yürüdüm üstüne karanlığın, korkusuz.
Tuttum elini...

Can Dündar


arwen 17 Ocak 2007 00:08

o ker*** sekinin dibi
dibiydi en son hatırladığım
bir şeyler değişse de
anılar kalıyor değişmeden
aramadığın sürece

bulmak için onu
koştuğunda peşinden
birde bakıyorsun ki
yenileri örtmüş onu


türk öğer koç


Misafir 17 Ocak 2007 00:12

Umudum ol, gel yaşat beni bu yok edici
döngüde.
Varsın yine kış olsun mevsimler, varsın şarkılar
cinnete çağırsın olmadık vakitlerinde gecenin.
İçinde taşıdığın o efsundan akıt yüreğime.
Göğermek için cesaret bulsun içimde kardelenler.
Ben bu hayatı sensiz aşamam.
Yol bilmem iz bilmem bu karanlıklar çağında.
Mücrimim üstelik aldanışlarla geçtim sevgili ülkesinden.
Bilemezsin ne büyük korkular taşıyorum ve ne kadar garip.
Havalar ısınmadı bir türlü. Ektiğim tohumlar yeşermeyip çürüyecek bu gidişle.
Üstelik bazı martıların Ereğli’den Ankara’ya balık taşıyan kamyonların
peşine takıldıkları ve Ankara’ya ulaştıklarında denizsiz kalıp
orada öldükleri söylendi bana. Üşüdüm, bir şeyler döküldü içimden.
Gel ateşim ol. Yak, ısıt beni, donduracak yoksa bu kaybedişler kanımı.
Nefesim ol, gel solut beni.
Son bulsun düzensiz eskiyişlerim. Sil yaşamak karşısında duyduğum tüm tedirginlikleri.
Umudum ol.
Gülüşlerin aydınlatsın yüzümü,
yüzüne döndür yüzümü ki, nice derin kuyuları aşıp geldiğim,
sırf sevdim diye seni, ne çok ben tükettiğim kendimden anlaşılsın.
Sebebim ol.
Adıma bakıp mücrim rivayetlerle anmasın kimse beni.
Aramızda söylenmemiş hiçbir sözün kalmadığı,
sonucunda hayat denilen bölüşümün sevinçlerin sana hüzünlerin bana kaldığı bilinsin.
Bilinsin, hiçbir kayıtta inat için olsun itiraz şerhime rastlanmadığı.
Gel, umudum ol, ya temize çek bütün sözlerimi ya da helakim ol,
al bende kalan son emanetini.

M.Varol ÖZTÜRK


MaKaLeLe 17 Ocak 2007 01:38

Uluorta

-seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin-
-nazlanırsın ama bir gün gelirsin-

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr. şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim Tenekeci |


MaKaLeLe 17 Ocak 2007 02:12

Yoruldum Su fani dünyaya geldim geleli,
Bir sevda pesinde kostum yoruldum.
İnsan olup kendim bildim bileli,
Azgin seller gibi costum duruldum.

Sevgi sevgi diye türküler yaktim,
Sevda ülkesinde ben bir duraktim.
Nem var nem yokise size biraktim,
Sarmasik misali actim sarildim.

Bir güzel görünce figanim artti,
Askin kantarina cikarip tartti.
Kum tanesi gibi sacti firlatti,
Sevda cöllerinden astim yoruldum.

Kırkbesinde koca belim büküldü,
Saclarim yolundu tel tel döküldü.
Umutlarim iplik iplik söküldü,
Buzdaglari gibi dondum kirildim.

Hayat penceresin kapayip actim.
INCE bir han idi cok gelip gectim.
Sevda irmagindan bir zerre ictim,
Vefasiz bir yare taptim vuruldum.
Sabit İnce


arwen 17 Ocak 2007 03:19

En güzel şarkı söylenmeyendir.
Seni, senden habersiz sevmek ise;
Aşkların en güzelidir.

Bu günlerde hüzün var bende,
Aklım hala sende, aşkın kalbimde,
Ne güzel şarkı oldun dilimde.

Ağlıyorum kaderime, katlanıyorum sensizliğe,
Öyle güzelsin ki, sana gül diyemiyorum;
Çünkü sana, bir bülbül aşık olsun istemiyorum.

Şarkıların ve aşkların en güzelinde hep sen var,
Bu aşk ateşi, daha ne kadar yanar;
Bu kalb, hançer yemiş gibi sensizlikte kan ağlar!

Seni, yanımda var sayarım geceleri,
Paket, az gelir anınca seni ve güzelliğini,
Haydi, n’olur uzat elini,
İnan; bu gönül böylesine bir tek, seni sevdi! ...


erbil kutlu


Misafir 17 Ocak 2007 06:09

Dişiliğine, dişlerine değer biçemez sahaflar
kızıl denizin en nadide istiridyelerinden
__hediyeleridir sana onlar...
kurban olur gözlerinin sürmesine
__sahranın gazelleri,
kan götürür çölleri o zaman...

kıskanır dolunay kısık gözlerini,
cesaret edemez bakmaya gül cemalini...
saklanır gölgelerin ardına, gözlerini yumar,
seni hayal etmeyi umar,
defne dallarından kumrular...

daha da meraklanır,
çok işitmiştir adını,
teninin limon kokularını.
odana hafifçe sallanır,
defne ve lavantaların arasından.
cumbalardan süzülür,
pencerenin dibine büzülür.
izler tüllerin içinden
bebek tenini.
tasvirler gölgeler seni...
gölgende misk yağı ve tütsüler
ay’ı güzelliğin büyüler...

gölgeler ellerim.
hadi gel işte o an.
demidir
__gözlerinde sevişmenin
ipekler arasında
Nur Sultan...



Misafir 17 Ocak 2007 14:34

Rüzgardı Zaman

çocukluk günlerimde,
hep bir adım önümde
rüzgardı zaman.

belki çok iyi tanıyordu,
yokmuş gibi izliyordu
gelişimi gözünde.

hür havamı kokluyordu
isyanları yokluyordu
aceleci yüzümde.

sanırım ki biliyordu,
her gün umut veriyordu
o yaşta bile.


Yahya Akbulut..


Mystic@L 17 Ocak 2007 15:15

GÖZLERİN ÇAĞIRIYOR BENİ

Eflatun sular süzülüyor aynalardan
Damlacıklarında hicranlı yüzün
Ben kapıları aldatıyorum gün be gün
Sen pencereleri
Ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
Sen gemilere
Sonra liman bilmez korsanlara terk edip
Issız adalara sürüyorsun dizelerimi
Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
Parmak uçlarımda paslı çiviler
Bütün zindanları yıkarak birer birer
Gözlerin çağırıyor beni

Gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
Çeşmelerin bakınca gülümsediği
Irgatların göklere yöneldiği
Latince bilenlerin nergis akşamlarında
Göllere meydan okuyup
Kıyısında şarkılar dinlediği
Tutkular değirmeni

İnciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
Kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
Gözlerin çağırıyor beni
Kaşlarının cilveli bir ahu gibi
Ömrümüze düştüğü günden beri
Köleleri ağlattın ey sevda semenderi

Adı konulmamış yıldızlardan koparak
Vadilerde biriken yalnızlığım
Kalbimi avuçlarına almış
Tutuyor sana doğru

Çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
Geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
Ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
Biraz ateş ve hüzün
Biraz köpük ve leylak
Gözlerin çağırıyor beni

Gittim son ışığından bakışlarının
Kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
Zümrüdüanka kuşlarının
Şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
Umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
Bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
Turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
Damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
Kurtul karanlığından fotoğrafların
Her köşede ısırgan edalı kan evleri
Her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
Ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
Ne de son anlarında resmini büyütüyor
Yokluğunla savaşan intihar temrinleri

Gizlenme ardına fesleğenlerin
Bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
Yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
Derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
Bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
Bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler

O öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
Kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
Kollarına aldığın mutluluk servileri
Bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
Simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
Bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
Bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime

Geçerek en azılı köprülerden, duraksız
Varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
Duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
Yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
Çakallar iniyor dağlardan apansız
Ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
Rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
Gözlerin çağırıyor beni

Oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
Takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
Bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
Kalbinden benim adıma
Sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
Sokaklarımı, şehirlerimi
Gözlerin çağırsa da beni
Çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
Görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
Hangi tohumların yeşerdiğini
Tutunmayacağım zamana dilenci gibi
Hala uzaklardan işaret parmağıyla
Gözlerin çağırsa da beni
Gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni

Nurullah Genç


Misafir 17 Ocak 2007 15:26

Korkuyor Bu Kız

Belkide tekrar yitirmekten,
ölesiye sevdiği halde onun yanında olmamaktan korkuyor.
Yada su utangaçlıgını yenemeyip,
aşkını ona anlatamamaktan korkuyor.
Belkide önündeki engelleri aşamayıp,
elini asla tutamamaktan korkuyor.
Yada gözlerine bakamayıp,
su dünyadan çekip gitmekten korkuyor bu kız.

BeTüL ÇAĞLAR




Kreacher 17 Ocak 2007 17:01

Hayal Bana Yakın Yar Bana Uzak

Hayal bana yakın yar bana uzak
Sevdası başıma dolanır gitmez
Aşkına düşeli yar bana uzak
Yüz bin öğüt versen biri kar etmez
Senin aşkın beni kıldı urusvay
Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay
Kabul et kapında beni de kul say
Dost yoluna ölür aşık ar etmez
Ey beni bu derde giriftar eden
Eski muhabbeti kaldırdın neden
Gönül ister kavuşmayı ölmeden
Gül olmasa bülbül ah u zar etmez
Beni yakan yansın aşkın narına
Gönül düştü bir zalimin toruna
Bakmaz mısın bu VEYSEL'in zarına
Ah çeker ağlarım yar elim yetmez.

Aşık Veysel


arwen 17 Ocak 2007 23:34

Yüce dağları adımlayıp
Bir yerlere çıkmış bir kalp
Geceleri oymuş gözleriyle
Yollar aramış labirentlerde
Elinden bir tutan
Bir mum veren
Bir yol gösteren çıkmamış karşısına.
Korkusu büyümüş yürek yürek
Issızlığı sever olmuş
Bütün kapıları kapatmış kendi yüzüne
Sökmüş etiketleri her yerden
Gül bahçelerine sırtını dönmüş…
Her yalnızlık yıkmış bir duvarını
Gökyüzü sırdaşı
Yıldızlar arkadaşı olmuş
Beklediği tek arkadaşı varmış gelmeyen
Gelip de onu götürmeyen..
Şimşeklerden korkmazmış
Yağmurlar onu yıldırmaz
Karlar dondurmaz
Ateşler yakmazmış…
Bir gün,
Bir gün güneş yolunu şaşırmış
Doğar olmuş hep gecenin ardından
Işıltılar sarmış her yanı
Çiçekler açmış
Bu yaşlı kalp
Yıllar sonra heyecanı yeniden yaşamış.
Aydınlanmış labirentler
Bir el uzanmış bir bilinmez yerden
Tutmuş kalpten
Çıkarmış yalnızlık dehlizlerinden.
Bir yürek olmuş çarpan, şekil değiştirip
Sevgiyi sunmuş kalbe
İçi ısınmış yaşlı kalbin
Küsmüşlüğü gitmiş hayata
Çarpmaya başlamış her adımda
Yaklaşmış, yaklaşmış
Yaklaştıkça yürek değişmiş
Göz olmuş ışıl ışıl
Gülümseyen bir yüz olmuş
Adını Nazar Boncuğu koymuş.
Yaşlı kalp şaşırmış
İnanamamış
Yalan demiş, bu bir rüya demiş
Tutmuş elini yakmış
Dilini ısırmış
Ama ışıltılı gözler hâlâ karşısındaymış.
Gülmüş kendi haline yaşlı kalp
Şaşkınlığıyla yürürken
Düşünmüş bir an
Ben yaşayamam demiş bunları
Bütün duygularım teker teker ölürken.
Nazar boncuğu gülümsemiş
Güller açmış yanaklarında
Gamzeler oturmuş kırk yıllık dost gibi yüreğine
Önce hayranlık duymuş
Acılarını unutmuş
Yalnızlıklarını kovmuş
Bu yaşlı kalp
Gençleşmeye başlamış, şekil değiştirmiş
İnsan olmuş.
Nazar Boncuğu bir buket
Aşk sunmuş
Sevdaya sarıp da
Yaşlı kalp çırpınmış
Heyecanlamış,
Yanlışlıkla aşkı tutmuş
İşte o an olan olmuş yaşlı kalbe
Nazar Boncuğu’na aşık olmuş.
Başı dönmüş,
Ayakları yalpalamış bir an
Ben ölüyorum demiş artık
Mutluluktan.
İçinde bir huzur
İçinde bir deniz olmuş mutluluk
Sevgisiyle
Sevgilisiyle
Severek
Sevilerek
Bir yolculuğa başlamış
Mutluymuş belki ilk defa
Giderken bir meçhûle
Nazar Boncuğu’nun
Kâğıttan gemisiyle.


turgut uzdu


MaKaLeLe 18 Ocak 2007 00:39

Pia

ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Attilâ İlhan |


MaKaLeLe 18 Ocak 2007 04:10

A Benim Kardaşlarım

Dostum yok ya dostum, düşman arama!
Sağolası kardaşlarım var ya benim...
Melhem diye tuz ekerler yarama
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Menfaat, çıkar olunca şu konu
Kimi kep'i attı kimi şifonu
Ali Cengiz olur oynar oyunu
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Dursun desen de duramaz yerinde
Kırk tilki var her birinin cebinde
Hesap günü gelir çatar birinde
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Huri melek sandığım masum yüzler
Kimi kuyum kazar, kimisi düzler
Ayışığı kadar kâr etmez hiç sözler
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Böbürlenme Çağlari beş kardeşinle
Ne desen boş, ne desen boş nafile
Sağlığında tükürürler leşine
Sağolası kardaşlarım var ya benim...

Muammer Çalar (Aşık Çağlari) |


MaKaLeLe 18 Ocak 2007 04:34

D-3

Yatırırken bu sedef kakmalı şimşir beşiğe
Neyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı?

Perdelerden taşırıp neyleri çığlık çığlık
Neyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Bir ipekten ve köpükten yaratılmış yumuşak
Tüyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Kıyılardan, ovalardan dererek inciyle,
Çiyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Gece, mehtâbı elekten geçirip kirpikler
Ayla kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Mesnevî'sinde bir altın lüleden nûr akıtıp
Öyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

'Bu yürek durmayacaktır' dediler.. esmâdan
'Hay'la kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Sakalar doldurarak kırbaların Kevser'den
Meyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Ve açıp ağzını Nîsan Tası'nın Besmele'ler
Suyla kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Rûhlardan, kokulardan, durulardan duru bir
Şeyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı.

Ulu Tûbâ'ların altında gönüller, eller
Böyle kundakladılar Hazret-i Mevlânâ'yı

Arif Nihat Asya |


Misafir 18 Ocak 2007 11:59

Maralım


Bu gün güneşim özlem ufuklarından yakıyor tenimi
Dağların nefesi ürkütüyor beni
Gözlerime sonbahar hakim , yanaklarımda yağmurlar.
Hasret dallarına konmuş güvercin misali
Yelkeni parcalanmış sal gibiyim
Kırbaclanır her gün yüreğim
Gurbetin sessiz türküsü gırtlağıma tıkanmış
Salkım salkım damlar hasretin içime
Ufukların kucakladığı ay ışığına yansır gözlerin
Gecenin bir ayazında cigara ziftlenir ,dumanından okurum seni
Çatlayan avucumun içinde resmine bulanır gözyaşlarım
Ey benim sarı yoncadan nazlı maralım
Nezaman yakınlaşır uzaklar
Buralarda şehir dağ gibi düşer üstüme
Zaman bir adım onumde
Güz aylarına mahküm çıplak çınar ağacı gibiyim
Dudaklarıma bulanır , gözlerimden akan sen
Nemrut yamaçlarına yapışmış bir dal gibiyim
Köklerim yorgun .
Dön artık nolursun ,
nefesim seni aracasına ,
Hergün biraz daha terkediyor...
ismail Akman


MaKaLeLe 18 Ocak 2007 12:30

Cadde

bir caddenin adı ölüm olsun
uyandırır mı bu sizi yolculuğunuzu beklerken
şantajcıları birikmiş kahve köşelerinde
kıpırdatmaz güvensizliğini bir tanesi
kurşun eziktir, örümcek işini bitirmiştir
dolgusu toplam bir düzinedir belki fazla
gizini çözmek için yalnızlığını verir biri
haykırışı sıradan, çaresiz

bir caddenin adı korku olsun
satılmış pompacıları, kuytularında uyumayan
karanlığı hortlak, aydınlığı cesaret torbası
her an bitebilir de, uçurumun kenarındadır
belki bu bir kampanyadır, tükenişin
varlığı tertemiz, sonuncusu gedik desenli
parçalanmış bir tasarımıdır yerde duran
alacalı siren sesidir aslında caddeyi korkutan

Volkan Altay |


Misafir 18 Ocak 2007 12:41

Gözlerin Yeter

Unutmuşum kendimi senin gözlerinde
Farkında değilim saatlerin geçtiğinin
Ne olurdu sanki zaman dursa yarim
Elimdeyken sevdiğim senin ellerin

Yağmura gerek yok gözlerin yeter
Yüreğime yağar hasretin senin
Sensiz geçecek her gün yarim
Çığ olur düşer yüreğime benim

Sözlere gerek yok gözlerin yeter
Dilin gizler ama onlar doğruyu söyler
Seviyorsun gözlerinden belli yarim
Yüreğim yalnızca gözlerini dinler

Umut Gül



MaKaLeLe 18 Ocak 2007 12:52

Jvan Devata Varlığımın sahibi
Arzun
Bende itman bulmuş oldu mu?
Günler!...
Hizmet etmeksizin
Geçip gittiler......
Ve Geceler aşksız
Çiçekler
Tozlar üzerine düştüler.
Ve
Senin kabulün için
Toplanmamışlardır.
Harp'ın telleri
Senin ellerinle
Gerildiler.....
Gevşediler
Ve
Notlarını kaybettiler.
Senin bahçenin gölgesinde
Uyudum.
Ve
Senin çiçeklerini sulamayı
Unuttum.
Zaman sona erdi mi?
Sevgilim
Bu oyunun sonuna
Ulaştık mı?
Müsaade et!
Aşk tağzeliğ için
Sabah gelsin.....
Müsaade et!
Yeni hayatın düğümü
Bizim evlilik bağında
Bağlansın.
Rabindranath Tagore


Misafir 18 Ocak 2007 23:52

KARLI BİR GECEDE BİR DOSTU UYANDIRMAK

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.
Hergün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.
Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım
ölüm ve acılar çatsaydı beni
düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.
Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım
diri-gergin kasları konuşsaydım
‘Kardeşler! ‘ deseydim ‘Kardeşlerim! ‘
‘Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
‘Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
Bakın yaklaşıyor…’
yazık, şairler kadar cesur değilim
çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan
gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı
öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım
bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında
çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların
inanmazdım dosyalara sığacağına
gittikçe ışıldardım dükkanlar kararırken
hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

Benim adım bilinen bütün cevapların üstüne mühürlenmiş
ellerim tütsülenmiş
evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa
gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
insanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
ve bu yüzden göğsümde dakikalar
ince parmaklar halinde geziniyor
konvoylar geçiyor meşelikler arasından
bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
ölümden anlayanı ciddi bir yaprak
unutulacak diyorum, iyice unutulsun
neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

İsmet ÖZEL


Mystic@L 19 Ocak 2007 00:13

Vuslat

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
Simaları her lahza parıldar bu zaferle;
Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan...
Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık!
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahya Kemal Beyatlı


Misafir 19 Ocak 2007 00:54

Nerden Bileceksin?

göklerde yıldız gibi gezindim gecelerce
güneşle kaybolmayı sen nerden bileceksin
ateşin kollarında çırpındım senelerce
ateşken kül olmayı sen nerden bileceksin

sabahın ışıkları geceyi deldiğinde
dağların arasından yüzüne güldüğünde
tohuma yer açmanın zamanı geldiğinde
çiçek gibi solmayı sen nerden bileceksin

ufuktan ağır ağır bugüne gelen dünden
şebnem toplamak için yaprak veren sürgünden
bir hüzünlü bulutun yumuşacık göğsünden
damlayıp savrulmayı sen nerden bileceksin

açarken acısını her dilsiz tomurcuğun
bembeyaz bir ışıkla sonsuza yolculuğun
herşeyini yitirmiş kimsesiz bir çocuğun
gözlerine dolmayı sen nerden bileceksin

çağlayan sular gibi bulanıp durulmayı
başak gibi rüzgarla eğilip doğrulmayı
toprak gibi yaşayıp ölümle yoğrulmayı
yok olup varolmayı sen nerden bileceksin


Filiz Bedük


arwen 19 Ocak 2007 01:27

BOŞ ÇERÇEVE

Gördüğüm boş bir çerçeve idi
Kenarları küflenmiş
Bir köşesi kırılmış
Anlaşılan sahibi
Çıkarmak için resmi
Uğraşmış bir hayli
Yatıyordu içinde
Kimbilir kimin resmi
Hangi mazinin eserleri
Eskimişti bayağı
Çerçevenin bana anımsattığı
Bir aşık ki çok bedbaht
Terkedilmiş, yaralanmış
Kanadı kırılmış,
Uçamayan bir kuş gibi
Üzgün, Mecnun gibi deli
Bir kendime bakıyorum
Bir çerçeveye
Ne kadar da benzeşiyoruz diye
Onun da içi boş, benim de
O da güzel günler görmüş, ben de
Onun içini resimler doldurmuş,
Benimse içimi aşk....
Şimdi ise ikimiz de
Sevgi ve ilgiye
Tamir edilmeye
Ve yeniden
Eski biz olmaya
Muhtaç hasretle
Bekliyoruz ya yaşama
Ya ölüme
Merhaba demeye! ! !

Sevim Atan



MaKaLeLe 19 Ocak 2007 02:15

ÖLÜ EBE Bir deri bir kemiğin eline dokunurken…
Yerim,
Göğüm,
Günüm,
Gecem,
Sobe…
Elim,
Dilim,
Göz bebeğim,
Ebe…
Üç yüz dersem
Öl,
Üç yüz bir dersem
Ölme…
Bir romana imrenip,
Yattığından beri tozlu döşeğe
Uğultularımızı sayıyorum,
Doksan sekiz
Doksan dokuz
Yüz
Önüm,
Arkam,
Sağım,
Solum,
Güz.
Burada adalet
İnsanların
Etinden,
Umudundan,
Sigarasının dumanından
Sağlanırken…
Sağırlığımızı sayıyorum…
Yüz doksan dört dersem
Öl
Yüz doksan beş dersem
Ölme…
Utancımızı sayıyorum,
En hafifinden beş yıl yatıran
Bir asiliği
Dökerken önündeki kâğıda
Şair,
Titreyen ellerimizi sayıyorum…
İki yüz doksan yedi dersem
Öl
İki yüz doksan sekiz dersem
Ölme…
Volkan İPEK



CaNaRY 19 Ocak 2007 02:29

Her gece,
İşgaline uğradığım yalnızlıklarda
Sevdim o umut dolu gözlerini.
Boğazımda gecirilmiş soğuk iplere
Ayaklarımda paslanmış zincirlere
Aldırış etmeden,
Her soluğumda gülüşlerini sevdim.

Dili olmayan yüreğimin,
Hüznü hic solmayan gözlerimin
Tek umudu olarak
Yüreğindeki baharları sevdim...
İçimde büyüyen ırmaklara
Acılarını verip
Gözlerindeki ışıklarda ısınmayı sevdim.

Kesik kesik öksürmelerime inat
Soluğuma cizilen kısa ömre inat
Yüreğimin haritasındaki
Gülüşlerinin sıcaklığını sevdim.

Karanlıkların bulutla yağdığı hasretine
Varlığının mutluluklarını siper edip
Gözyaşlarındaki ıslaklığını sevdim.

Yüreğimin ortasındaki yeşeren
Bozkırların kurak yapraklarına inat
Gönülden düşen sevgi yağmurlarını sevdim.
Her soluğunda yıldız olup
Avuçlarında solan bir yürek olmayı sevdim..

Sarp dağların rüzgarlı tepelerinde
Yetişen ucurum cicegi düşlerimle
Mısralarında büyüdüğüm,
Türkü yüreğinde ezgi olmayı sevdim..

İntihara kalkışan acılarında
Yakıp kül olmayi sevdim.
Susmalarında bir nefes,
Bakışlarında bir dem olmayı
Senin yüreğinde bir nefes olmayı sevdim...
İsmail Sarıgene


arwen 19 Ocak 2007 02:36

Seviyorum

Gözlerimdeki yaş gibi
Kalbimdeki sevdan gibi
Ellerimde tutuyorum
Hayalini resmin gibi.

Gel artık bana sevgilim
Sevenleri şad edelim.

Yoksa eğer gönlün bende
Aşk yolundan azat eyle
Sana asla olmam engel
Bana azap verme böyle.

Gel artık bana sevgilim
Sevenleri yad edelim


baycan kacaroğlu


Mystic@L 19 Ocak 2007 21:47

K e ş k e

Bir aşkım vardı;
Kalbimde sakladığım
Ciğerime yazdığım
Sen bu aşkı benden çalıp,
Uzak diyarlara kaçırdın.
Keşke sana bu aşkı hiç tattırmamış olsaydım...
K e ş k e...

Çağıl Irmak Acarbaş


Mystic@L 20 Ocak 2007 00:07

Mağdur Öç

Yanında değilim artık, uzaklardayım.
Yüreğimin götürdüğü yere kadar yollardayım.
Sen ki; kendinde beni aran dur.
Oysa ben bir saman yolunun içinde saklıyım.

Bedenim, ruhum, kalbim hepsi senindi.
Vefasız teninde ufalandı gitti.
Sen ki; boş ver artık beni.
Boş vermesen de, hoş gör artık beni.

Şuçu üzerime at, benim seni terk eden.
Sen değilsin aslında sevgiden vazgeçen.
Sen ki; alışıksın başkalarına yüklemeye suçunu.
Birini bulamadığın zaman kendine yüklen.

Yanında değilim artık, asla olmayacağım.
Yüreğimin götürdüğü yere kadar yollardayım.
Sen ki; benim sevgimi körelten.
Bile şimdi, kendi hançerini sana saplayacağım.

Sultançiftliği - 02.02.2002 21:35
Sezgin Öndersever |



Saat: 05:21

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık