![]() |
Beni düşün ki Bir gün, seni gam tutarsa eğer Beni düşün ki, yanında olayım Tüm zamanı durdurayım Bütün göğü, yıldızları uçup geçeyim Cin olup, önünde diz çökeyim. Bir bir sırala, isteklerini Hepsini, önüne getireyim Yeterki, yüzünü güldüreyim Ruhunu mutlu edebileyim. Sibel Koçarslan |
Nasıl Bir Sevdaysa... Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar Sen yalnızlığıma varır varmaz Az sonra yağmuru durduracaklar Rüzgarı değiştirdim Ustura ağzı poyraz Yok canım yıldızları unutmadık Mutlaka yerlerinde bulunacaklar Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık Sütlü çıplaklığını örtecek kadar Senin için olduğu asla bilinmeyecek Yapraklarını birden dökecek dutlar Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek Balkonda işlemeli müstesna bulutlar Ayak bastığın an şehir de değişebilir Yoksa Moskova'mı Belki Berlin belki Dakar Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar Nerede ne zaman kaç kere yaşadık Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık Dudaklarımızda birbirimizden mısralar Attilâ İlhan |
Beni Düşün, Unutma Ay doğarken bir söğüdün ardından Göl yüzünde sisli bir esinti ile Akşamın göğsüne hüzün serperek Ve Yağmurdan geceye çiçekli perdeler çekerek Beni düşün, Beni düşün, UNUTMA En umarsız en umutsuz günümde Bağrına bir yumruk çökeldiğinde Ve dağların mazlum ateşi O güzelim saçlarına cayır cayır yanıp ulaştığında Beni düşün, Beni düşün, UNUTMA Beni düşün bir kavganın içinde Helal bir ekemeğin peşinde Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin Can çekişen o son parçasınıda, sana sakladığımı bil Bil ki haykırırcasına bu esir gövdemi yakarcasına Kavuşmak için o serin bağrına Ateşten bir yol arıyorum Kar yağarken mor dağların ucundan Sol yerinde sessiz bir inilti ile Yastığın yüzüne yaşlar dökerek Ve Akşamdan gizlice bir ah çekerek Beni düşün, Beni düşün, UNUTMA Kan kızılı bir gelincik seherinde Sırtıma kahbe bir hançer indiğinde Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm Çığırtken bir gazete başlığında Çığlık Çığlık sana kavuştuğunda Beni düşün, Beni düşün, UNUTMA Beni düşün şehre her yağmur yağdığında Islak ve kırılgan bir türkünün içinde Göğsünden dudaklarına, doğru sancılı bir isyan kabardığında Bastırarak kalbini avuçlarınla Sesini okşadığımı bil Bil ki yalvarırcasına, uzayan yollara dağılırcasına Sonsuz bir mahşerin ortasında Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum Yusuf Hayaloğlu --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
Gecenin adı boşluk, bunalım, sıkıntı Gözlerimizden akan nefret kanla karıştı Yoldaş ha dese kopartıp dizginlerimizi Bırakacaktık gecenin, umudun kucağına kendimizi Sonra yavaş yavaş yürüdük karanlığın içine Aydınlık sandığımız her şeye küfredercesine Gecenin sakladığı ırmağın kıyısında oturduk Öfkelerimizi, umutlarımızı, sevinçlerimizi kustuk Alıp götürsün istedik ruhumuzu bedenden Sonra saatlerce konuştuk ne istediğimizi bilmeden Ay kıpırdamadan duruyordu olduğu yerde Yıldızlar tek tük görünüyordu göğün göğsünde Gece kuşları susmuş, meraklı bir fare yaklaşmakta Hınçla akan ırmak, sabırla bekleyen gece bizden kuşkulanmakta Kim di bu iki genç gecenin içinde Pusu atmışlar sanki emperyalist namluya yeniden kimlik çizgisinde Barış Sevinç |
Gitti Ah Gitti gitti ah.., gecelere hüzünleri serperek yarali bir kus gibi kanarcasina gitti.., yalvaran gözlerime, elemi pay ederek, bir kabahatmis gibi, kacarcasina gitti... gitti ah.. sarkilara bel baglamak faydasiz. üstüme kapilari kaparcasina gitti... gecenin geldigini haber vermeden; hirsiz... yasanmis bir ömrü calarcasina gitti gitti ah... bir nehirdi, yazamadigim siirdi. yüzüme son bir defa bakarcasina gitti... gitti ah... gözyaslari yanaklarimda kaldi. hayatin perdesini cekercesine gitti... belki doyulmamis toz pembe bir masaldi. gögsümden yüregini sökercesine gitti... gitti ah... karsilasmak ömür boyu imkansiz. beni hazanda koyup bahar dalina gitti... bilmiyorum ne yapsam, ne söylesem anlamsiz. ayrilmisti dünyamiz; kendi yoluna gitti... gitti ah... bir mevsimdi, cizemedigim resimdi. kalbime bir civiyi, cakarcasina gitti... Yusuf Hayaloğlu -------------------------------------------------------------------------- |
Ayrılık Hediyesi şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben... şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun! şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben... şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun... kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun) GÜL YÜREKLİM..... Yusuf Hayaloğlu -------------------------------------------------------------------------- |
Kırkıncı Oda Kırkıncı odanın kapısındayım; Ne varsa bu kapı arkasındadır. Açsam, ya açmasam kaygısındayım; Aklım iki cihan arasındadır. Kim bilir neler oluyor içerde! Yarab! İnsan bahtım hangi ellerde? Ha ben ha masaldaki o şehzade; Gönlüm bir güzelin sevdasındadır. Cahit Sıtkı Tarancı |
Öfke düş yakamdan /‘kalırsam, alırım’ demiştin/ sargısız yüreğim korkuların eşiğinde ağlarken yarımdı kal deyişlerim hiç bilmedin ki ateşlerde yanmaktan küçücüktü ümitlerim /nefesimi unuttum sözlerinde/ sana yarım bırakılmış bir şiirim tam da gecelerime ışık bağlayacakken dolunayı kokladı izlerin bir şifre daha kırılırken gözlerinde peşindeyim sus vurduğun gizlerin /sen kokmuyor nicedir koynum/ en kuytu korkuları sevdim küf bastım usanmadan umutlarıma çalakalem yazan bir kalemden kelimeler çaldım alelacele hiç soğumadı ki bende rengin /sağlamasını yaptım çürümüş dudaklarının/ sabahlar katlarken yatağımda adaklar kuruturken yapraksız dallarda ve toprağın tadı sıvarken damağımı şiddeti ömür yıkan hıçkırıklar tanıdım sen kuştüyü masallar ormanında /sızının şavkı vurdu kıyılarıma/ penceresizim odalarda bir nefeslik rengim kaldı ve çığırından çıkmış birkaç nota azalıp uzanıvermek yanına ya da çoğalıp gitmek vakti uzaklara MeHTaP |
Yine şarkılar çalıyor içli Sanki senin için bestelenmiş Notaları tanır gibi seni Art arda özenle dizilmiş. sami bağcı |
Mona Roza Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım uymaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller Sezai Karakoç | |
| Saat: 01:55 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık