MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

ÖmÜrCeK 20 Ocak 2009 00:26

Sevmeк "susмαк" мış ...
Seni seviyorum demeyi özlemek...
Bilirsiniz bu özlemi, sevdiğini özlemekten daha çok can yakar 'seni
seviyorum' demeyi özlemek...
Aklınıza geldikçe bu sözcükler, dilinizin ucuna takılır ve sonu huzursuz bir
sessizliktir... Bu sessizlikler eksik bir sevgiyle birikir içinizde.
Tüketilmiş bir sevda vardır ellerinizde. Birisi veya birileri tüketmiştir
sevdanızı. Ve siz hep aynı soruları soruyorsunuzdur kendinize 'sevdalar
tükenir mi?' 'aşk eksilir mi?' Bilmezsiniz eksilen aşk değildir, sizsinizdir
gidenin ardından. Sevdiğinizi söyleyemedikçe eksilirsiniz. Sevdiğinizin
yokluğuna, seni seviyorum diyememenin acısına uyanırsınız her gün...

Giden gitmiştir ama hesabı verilmemiştir sevdanın. Birileri sevdanızı
tüketmiştir, sevdanızda sizi... Sanki sevdiğinize bir kez daha seni
seviyorum diyebilseniz geri dönecektir, 'bak sevdan ellerimde, onu hiç
bırakmadım' diyecektir sevdiğiniz... yalnızlığınızın avuntusudur bu... Ama
bir kez daha 'seni seviyorum' diyemezsiniz. Sevdanız artık sessizliğinizdir.
Sessizliğinizde eksilirsiniz ve sorularınıza bir yenisi eklenir; 'sevda,
eksiltir mi insanları?'

Gidenin bir gün geri dönmesinden, tekrar size 'seni seviyorum' demesinden
korkarsınız. Öyle çok acımıştır ki içiniz, sessizliğiniz üzerinize öyle
sinmiştir ki sevdiğinizin dönmesini isteseniz de, korkarsınız. Çünkü siz
artık siz değilsinizdir. İçinde 'seni seviyorum'lar biriktirmiş, bedenindeki
dokunuşları göz yaşlarıyla yıkamaya çalışmış, yaraları kanamasın diye
birilerine sarılamayan birisinizdir artık...

Basit iki sözcüktür 'seni seviyorum' Ama bu sözcükleri söyleyemedikçe
kendinizden uzaklaşmışınızdır... Sevdaların tükeneceğini, aşkların
eksileceğini kabullenmişsinizdir... Sözcükler anlamını yitirdiğinde,
yaşamında anlamını yitirdiğini sonradan fark edersiniz ve sevdiğinizin
giderken hayatınıza anlam katan tüm sözcükleri de götürdüğünü 'seni
seviyorum' demeyi özlemeye başladığınızda anlarsınız....


ahmed 20 Ocak 2009 20:37

Veda...




Ağlasam sanki yaşmı kaldı gözümde..
Bir hicran dolaşır özümde..
Tebessüme muhtaç yüzümde...
Gidene veda ne gerek..
Giden zaten gitmiş..
Artık gidene el etmek gerek...

Bir temaşadır mazide kalan..
İki damla yaşdır gözlere dolan ..
İşte buruk bir veda dır o an...
Ayrılığa davet ne gerek...
Giden zaten gitmiş..
Artık gidene el etmek gerek...



Selim Gürcan


ÖmÜrCeK 20 Ocak 2009 20:51

SEN
sevdiği halde söylemeyen
gittiği halde dönemeyen
bir bakışıyla dünyayı durduran
ama sevdiğine doyunca bakamayansın


BEN
sevdiğini bir türlü anlatamayan
dönüşleri hep sana olan
bir bakışın için canını veren
ama sana hasret olanım


BİZ
hayallerde yaşayan
gerçek olmayacak bir sevdanın
iki ayrı mahkumuyuz
biz birbirimize aşığız.


Nisyan-ı Bâtın 20 Ocak 2009 21:17

Bir gün gelirde unuturmuş insan
En sevdigi hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni beni unutma, beni beni unutma, beni beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni beni unutma, beni beni unutma, beni beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de raslasa
Beni unutma

Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün yalnız benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma

Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavustuğum gün
Beni unutma, beni unutma


ÖmÜrCeK 20 Ocak 2009 21:42

sana ve bu koca şehre inat,gideceğim

bildiklerimi yok sayıp karışacağım karanlıklara

var olan acıyı gidişime yorup,

mendilimle sileceğim ıslanan yanaklarımı

son sigaramı marmaraya atarak elveda diyeceğim,

sana ve bu koca şehre...

sorgulamaya başlayacağım

seni,kim olduğunu?

neden karşıma çıktığını vakitlerin en olmazında

hayatımın hangi evresini kapatıp,


hangisini açtığını çözeceğim sonra

sana ve bu koca şehre inat...


İstanbul ki dökülür gözünden yaş

mevsim hep sonbahar,

kimileri hüzün koyar adını

ama kimse bilmez;

sen beni sonbahar da sevdin

ve ben seni...

sana ve bu koca şehre inat...

hangi ateşlerde yandığını bilmiyor yüreğim

ve bilmiyor yüreğin ne haldeyim

bir İstanbul şahit,

hem sana,hem bana...

belki de bu yüzden ısrarla beni çağırırken,

meydanlarını dar ediyor sana

mevsim hep sonbahar...

sana ve bu koca şehre inat


arwen 20 Ocak 2009 21:57

Güneşin batışını seyrederken,
Günün sessizliğinde seni buluyorum.
Seni anıyorum, seni yaşıyorum.
Yalnızlığımı hissetmiyorum.
Çünkü sen varsın benliğimde.
Sonra dağlar var, ağaçlar, kuşlar var.
Ve gölgeler uzayıp gidiyor işte.
Yavaş yavaş akşama yaklaşırken,
Ufkun güzelliğinde büyüleniyorum.
Kendimi bulutların üstünde hissediyorum.
Sanki göklere erişiyorum.
Evren o kadar güzel ki düşünüyorum,
Papatyalar, gelincikler topladığımız,
Birlikte dolaştığımız kırlar geliyor aklıma.
Ve ılık esen rüzgarın,
Tenime dokunduğunu hissediyorum.
Başımı kaldırıyorum,
Kırlangıçlar uçuyor gökyüzünde,
Bir güne galip gelmişçesine.
Dağlarda ise bir sükun var,
Görünenin görülmeyenin ötesinde.
Sonra çocukluğumuzun geçti yerler,
Oyun oynadığımız sokaklar,
Ve harman yerleri geliyor aklıma.
Uçuşan kelebekleri yakalamak için,
Nasıl koşuşturduğumuzu hatırlıyorum.
Hele ateş böcekleri topladığımız,
Geceleri hiç unutamıyorum.
Alaca karanlıklar çökerken,
Seni bekliyorum, seni seviyorum.
Ağustos böcekleri ise hala ötüyor,
Zamanı durdurun, durdurun dercesine…

oktay çöteli



Nisyan-ı Bâtın 20 Ocak 2009 22:25

Kaç Yaprakla Geçilir Zaman

görmeden kim anlatabilir
kar toplamış saçların güzelliğini
kim biriktirebilir saydamlığıyla acıtan
camkırığı gözlerin bereketini

kaç yaprakla geçilir zaman
fırtına kaç adımda ulaşır hoşgörüye
insan kolay çınar olmuyor
ömrünüz yaşamı borçlu kılıyor

yüreğimin kapıkomşusu sevgili hocam
sizinle düştü umudumun son rengi
bilmez miyiz direnç yola çıktı mı
dünya daraltıverir kendini

değirmendereli çınarlardan duydum geçende
kıskanıyorlarmış sizi...


Haberim Yok Geç Kaldığımdan

Haberim yok geç kaldığımdan
Oysaki ne kadar erken kalkmıştım
Gün bile ağarmamış, ortalık buz gibiydi
Saatler erken, gözlerim uykuluydu.
Ortalık sesizlik içinde
İn cin kimse yoktu
Bir an rahatladım, evet en erken ben kalkmıştım
Ne güzel en çok yolu ben alacaktım
Birde hızlı yürürsem kimse yetişemeyecekti
Yanıma almadım ne bir hırka ne de bir azık
Koyuldum sabahın köründe yollara
Önce ayaz soğuğu bedenimi buza çevirdi
İliklerime kadar buz gibiydi hayat
Baktım evet en önde ben vardım
Arkamda da kimse yoktu
Öğleye doğru çok acıktım
Ne bir kuru ekmek ne de bir yudum suyum vardı
Ne önemi vardı ki bunların
İşte en önde ben vardım
Akşama doru bir taşın kenarına yığılmışım
Hızla yürüyen birinin ayağından fırlayıp beni
Uyandıran o taşa kadar hala baygındım
Uyandığımda ise önümde yürüyen insanlar
Haberim yoktu bu kadar geç kaldığımdan...


MaRCeLLCaT 20 Ocak 2009 23:18

BANA BİR ŞARKI SÖYLE
Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle..




arwen 20 Ocak 2009 23:22

Cesaret edemiyorum
Eskiler gibimi olacak diye
Rastgele biri olmadıgından eminim
Etrafıma bakıyorumda şöyle
Ne kadarda farklısın

Sanma sakın beni bir kazanova
Aramızda uzun bir yol olsada
Nasıl durduracaksın ki çarpıyor işte
Anladın sen anladın nasıl olsa.............

Halil Erten


Nisyan-ı Bâtın 20 Ocak 2009 23:45

SUSARAK

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....


MaRCeLLCaT 20 Ocak 2009 23:50

Birine Bağlanmak
...Br insanı bir başka insana kuvvetle bağlayan bağ nedir? İbrişim görünümlü çelik bir yumak gibi insanı ilk bakışta görüp anlayabilirmiyiz
...Neye bağlandığımızı biliyormuyduk
bize birisine niye bağlandığımızı sorduklarında, 'çünkü güzel' diyorduk, 'yakışıklı, zeki, güçlü, yetenekli'; bir insanın sevilmesi için geçerli olduğunu kabul ettiğimiz nedenleri sıralıyorduk.
Ama belkidegüçsüzlüklere, zayıflıklara, çarpıklıklara bağlanıyorduk.
Biz 'bağlanmayı' hep zirvelere doğru bir uçuş olarak anlatmaya çalışırken belki de bağlılık, ölümün, deliliğin, kuşkunun, bencilliğin, bozulmanın karanlık uçurumlarına doğru bir kendini bırakıştı.
Bağlandıklarımızda, her zaman başkalarının görmediği bir 'acınacak' yan bulmuyor muyduk, bize en çok acı çektirenlere bile daima bizde şefkat uyandıracak bir kırılganlığı görmüyormuyduk?
Bağlandığımız insanlar, başkalarına ne kadar güçlü, akıllı, güzel, yetenekli görünürlerse görünsünler, biz onların başlarına saflıklarından, çocukluklarından, güçsüzlüklerinden dolayı kötü bir şey geleceğinden tedirgin olup onları korumaya çalışmıyor muyduk?
Bir insana bağlanmak bizi ne kadar zayıf ve çaresiz kılarsa kılsın
canımızı ne kadar yakarsa yaksın, biz genede bağlandığımız insana kendimizinkinden daha zayıf ve çaresiz bir yan sezmiyormuyduk?
Genellikle bu sezdiklerimiz doğru değil miydi?
Sanırım kuvvetli bağları, bağlandıklarımızdaki büyük zayıflıklar güçlendiriyor.
Büyük aşkların, büyük bağlılıkların içinde daima biraz acımada bulunuyor, bizi üzdüklerinde, bize ihanet ettiklerinde bile bu yaptıklarının onların zayıflığından kaynaklandığını düşünüp içinde çırpndığımız derin kedere rağmen onlar için endişe ediyoruz.kendimize dahi açıklamadan onların öleceğinden yalnız kalacağından hastalanacağından bizi çeken o karanlık zayıflıklarının içinde bizsiz yok olacaklarından korkuyoruz.
Başkaları onların en parlak yablarını görürken biz en karanlık yanlarını görüyoruz.
O parıltıyla, o zifiri karanlığın birlikte oluşturduğu tuhaf girdap çekiyor bizi içine; PARILTILARINA GELİYOR YALNIZLIKLARINDA KAYBOLUYORUZ.
...Birine bağlanmadan önce'bağlandığımda
acı çekermiyim' diye korkarken
bağlandıktan sonra 'acaba o acı çekecek mi'diye korkmaya başlarız; kendi acılarımız bize tahamül edilebilir gözükürken, kendimiz her acıya dayanabilecek gibi hissederken onların hiçbir acıyı taşıyamayacaklarından kendi acılarının altında ezileceklerinden çekiniriz.
...Bir insan bir insana neden bağlanır?
Niye bağlandığımızı kendimiz bilirmiyiz?
Akıllı nedenler buluruz duygularımıza, ama asıl neden aklın sızmadığı kutuluklarda gizlidir.
O gizli kutuluklarda ki zayıflıklar niye çeker bizi?
kendi zayıflığımızdan mı? yoksa bağlanan, kendi bağlandığından daha sağlam mı görür, kendi çektiklerine bağlandığı insanın dayanamayacağına mı inanır; bağlanmak bir güçsüzlük gibi görünürken acaba bağlanan kendi gücünü mü hisseder bu bağlılıkta?
Güzel güçlü bir zayıflık Karanlığı ışıklı bir siyahlıktan oluşan bir uçurum gibi çeker bizi, bir kere eğilip baktıktan sonra gözlerinizi almak kolay değildir.
Karanlıklara bağlanırız ama parlak ve alevli olanlara.
böylesine parlak karanlıklar ise ancak ölümde, derinlikte, ihanette, yalnızlıkta bulunur.
Ve başkaları onların parlaklığına hayranolurken biz karanlığa acır ve esir düşeriz.
Onun için bağlanmak ayrırır bizi diğer insanlardan.
diğerlerinin meyveleri toplayıp yediği bir bahçede, o meyvelerin bozulmasından elde edilmiş lezzetli ve yakıcı içkileri içmenin sarhoşluğuna, o içkiyi keşfetmiş olmanın ve kalabalıklardan ayrılmanın hazzıyla bırakırız kendimizi.
'niye bağlanırız bir insana' diye sorulduğunda' içkileri meyvelerden çok sevdiğimiz için'deriz.
Ahmet Altan


arwen 20 Ocak 2009 23:56

Dökülen yaprakların kurumuş dallarında,
Tut ellerimden çiçekleri açsın baharda.
Batan güneşin süzülmüş akşamında,
Bitsin bu ayrılık otur yanıma.
O mahmur gözlerin durgun bakışlarında,
Nice duygular saklı sen anlatmasanda.

Ela gözlüm yüzünde gülücükler coşarken
Saçlarını rüzgara dalga dalga salarken
Bir tomurcuk misali pembe pembe açarken
Tertemiz duyguların kirlenmesin gül yüzlüm.

Esen rüzgar beni okşar sen gibi
Ay dolanır etrafımda sen gibi
Başucumda açan gül,güzel kokar sen gibi
Şu ovada çiçekler beni sarar sen gibi.

Gonca gülünde öten bülbülüm
Mis kokarsın nefesimde gül yüzlüm
Senin kollarında tükensin ömrüm
Sen akarsın gel gönlüme gül yüzlüm.


15/01/2009

Necati Öztürk


Nisyan-ı Bâtın 21 Ocak 2009 00:06

Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da
Bir seni yakamadım,beni yaktığın gibi
Çölde su,mah****a gün,oruçta Ekmek gibi bekledim seni.
Sense araya korkular koydun
Yasaklar koydun
Şimdi neredesin diye sorma!
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?
Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara,kasvetli akşamlara
Sen varken,
Bakıp iç çekmezdim tren istasyonlarına,
Otobüs duraklarına
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım.
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim,kalanlara acımazdım
Sen varken böyle üşümezdim,titremezdim.
Masumdum,çocuklar gibi
Böyle delirmezdim,küfretmezdim
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim
Şimdi soruyorum sana
Adı sevmekse bu cehennemin,
Sen yaktın da ben yanmadım mı?
Biliyorsun,
Bütün acılarına "yeşil ışık" yaktım olmadı,
Bütün korkularına "arka çıktım" olmadı,
Dağlara merdiven dayadım, olmadı.
Haziran´da kar oldum yağdım avuçlarına,olmadı.
Sevdim olmadı,yandım olmadı,taptım olmadı
Artık benden pes!
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes!
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum,git!
Ama ardında,
Ağlayan bir çift göz,
Paramparça bir yürek,
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan;
Çek silahını daya sırtıma!
Titrersem namerdim
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?


MaRCeLLCaT 21 Ocak 2009 00:13

AŞK MÖNÜSÜ
Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
beni unutma
ah! saklı gülüm
sen hem zor hem güzelsin
şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
sen memleketim kadar güzelsin
ve güzel kal

NAZIM HİKMET


ener 21 Ocak 2009 09:09

Kendimden yoruldum..
Sürekli maske takmaktan,

İçim kan ağlarken,
İnsanlara gülmekten yoruldum...


Çok sinirliyken bile,
Sakin olma zorunluluğundan yoruldum.
Hüzün çizgileri sarmışken yüzümü,
Gamzelerimi göstermekten yoruldum..
Bağıra bağıra ağlamak isterken,
Gözyaşımı içime akıtmaktan yoruldum.
İçimde deli gibi çağlayan aşk varken..
Dağlara taşlara haykırmak varken
Sesimi içime çekip,
Susmaktan yoruldum..



Gözlerinin mavisinde sana bulanmak isterken
Siyahın esiri olmaktan yoruldum..
Kendimden yoruldum
Hep güçlü olmak ne kadar zordur;
Hep sorumluluk sahibi olmak,
Çocukken genç olmak ,
Gençken olgun olmak
Kimlik değiştmekten yoruldum..
Çabuk tükettim
Umutlarımı
Yarınlarımı
Duygularımı..


Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim
Yine kurulmuş sahne
Başrolde ben
Yardımcı oyuncular ;hüzün, acı maske
Konu;herşeye rağmen mutlu olma sanatı
Ha bide
Oyunun adı var ;Hayat
Gülüyorum yine zorunluluktan..
Bu kaçıncı rol alışım bu filmde
Alışılmış senaryolar bunlar..
Acemi mi sandın beni hayat!!
Ben her gece bu sahnenin müdaviniyim
Hadi bırak mutlu olma tasasını
Yapışmış alnımıza Hayatın kavgası
Düş yakamdan hayat!!!..
Oyunumu oynarım
Sahnemi kapatırım
Ölümdür sonuma yakışan
Bilmezmisin!...
En çok ölülerdir alkışlanan..


Alıntı


ÖmÜrCeK 21 Ocak 2009 15:13

sor bir:
neden bu suskunluğum...
neden bu yorgunluğum...
neden bu boşluğum...

cevabı bilinen soruları sormaya gerek olmadığını unutmuşum!

boşver!

duyma

şiirler
, mısralar, sözler, mektuplar, yazılar... ve daha birçok şey... sevgilinin yokluğunda sevgili içindir.

o hep, ona karalanır. uslanmadan karalanır. ve uslanılmaz da yanıtsızlıktan. zaten cevap beklenilse, yazılmaz.

belki bekleyenler de vardır, ben beklemeyenlerden bahsediyorum.

düşlerken, düşlenmeyi beklemeyenlerden, en çok da benden...

beceremediğim tek şey durdurabilmek ve tüketebilme kalemimi. gerçi çabam da yok ya... her an, her şekilde, yazar buluyorum kendimi:

bazen parmağımın değdiği tuştan kelimeler türüyor...

bazen kenarları boş kalmış çalışma sayfalarına mısralar dökülüyor...

kırılmışsa ucum, diyorum kodla beynine, kaybolmasın, bir zaman paylaşırsın...

yazıyorum işte...

satırlar uzadıkça ömrüm mü kısalıyor,
yıllar mı çürüyor,
nefesim mi eksiliyor...
yaşlanıyor muyum...

bak, soru işaretleri yok artık.
hep üç noktalar var. bilinmezliğine çıktığım yolculuğunda, iki noktalara, açıklamalar ihtiyacım yok. ben cevaplarımı kendim veririm. beceremediğimde ise, sorları çizerim...

satırlar uzadıkça ömrüm mü kısalıyor...
yıllar mı çürüyor...
nefesim mi eksiliyor...
yaşlanıyor muyum...

uzattım ve bir yere varamadık yine...

ama susmuyorum...


Daisy-BT 21 Ocak 2009 17:15

Belki Yine Gelirim..

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluksoluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün

Ahmet Telli


Daisy-BT 21 Ocak 2009 17:35

Beni Unutamazsın

Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın
Denizin durgunluğu, gözlerimi
Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır
Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin
Beni unutamazsın bilirim.

Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın
Mutsuz gökyüzünde bir-iki yıldız, ışık tutacak karanlığına
Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın
Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin
Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını
Dudaklarının pembeliği solacak
Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin
Kahrolacaksın!
Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın.
Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak

Ama sen yine de sözlerime aldırma.
Gözlerin zamansız ıslanmasın.
Çünkü, artık çocuk değilsin
Güneşin nereden doğduğunu bilirsin
Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin
Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin
Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin..

Ahmet Selçuk İlkan


ener 21 Ocak 2009 17:44

Vur Diyor Vur


Bugünlerde canım çok sıkılıyor nedense,

İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini,
Hangi şarkıyı duysam ki aşktan bahsedense,
İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini...


Hasretinin önünde pes ettim diz çökerek,
Sanki beni kendimden alıp gittin sökerek,
Daha fazla bekleme koy boynunu bükerek,
İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini...


Ne öncen ne de sonran yaşadığım tek ansın,
Var mı ötesi bilmem bedende akan kansın,
Gittin söyle ardında gün mü kaldı yaşansın,
İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini...


Külü bile yok ömrün neyi neyle yakayım,
Hani sevdan nerde aşk nehir olup akayım,
Ne bıraktın ardında şöyle dönüp bakayım,
İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini...


Kuruyuverip kalmış yaprak yaprak dallarım,
Denizlerin dibini boylamış tüm sallarım,
Düne gün göstermiyor bile artık fallarım,
İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini...


Nefes almak imkansız gönül özleme doydu,
Mutsuzluk yüreğimi sanki en başa koydu,
Bu sevda oyununda sanırım rolüm buydu,
İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini...

Alıntı


ahmed 21 Ocak 2009 20:04

Beni Ömrünün Başucuna Koy!



Bana ellerini ver,
Kana kana su içer gibi sevmeliyim seni,
Gecenin günahı yok,
Sessizce kalbimi izle,
Doğduğum topraklara benziyor kokun.

Ardımızda bırakalım,
Öksüz büyüyen kardelenleri.
Anlayacaksın,
Boyun eğmek değilmiş aşk.

Güzel günler vaat ediyor gözlerin
Beni ömrünün başucuna koy.


Devrim Yalçın


Nisyan-ı Bâtın 21 Ocak 2009 20:51

Adam Gibi

Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde tutulan.
Ben seni hiç sevmedim ki
Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi
Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisan'a hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın
Ağlayan yüzünde İsa'nın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla nar'ın
İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne
Hep senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki
Gittiğin zaman gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevdim
Korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde tutulan.
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben sevdimmi adam gibi severim...


İ.Sadri


ÖmÜrCeK 21 Ocak 2009 21:25

SENİ SEVMEK

şiir yazmak gibi birşey
seni sevmek
kalem tutmak gibi
resim yapmak gibi bir şey
seni sevmek
bir tual'i dünyaya
savurmak gibi

geceleyin gökyüzüne
bakmak gibi birşey
seni sevmek
karanlık soğuk yıldızlı
bulutların üstünden
atlayarak
kendini boşluğa bırakmak gibi

uçurumun kıyısından yalınayak
yürümek gibi birşey
seni sevmek
taşa toprağa dikene
direnmek gibi
siyaha beyaz diyip
kızılı sevmek gibi

uçmak gibi birşey
seni sevmek
ve zalim bir avcıya
vurulmak gibi
telaşlı yaralı ürkek
bir sedyenin üstünde
taşınmak gibi

ölmek gibi birşey
seni sevmek
efsun dolu sonsuz gizemli
ve yeniden dirilmek gibi
ölürcesine sevmek


Harry Kewell 21 Ocak 2009 21:39


Akdeniz Sevdası

Torosların karlı doruklarından,
Çağlayarak iner.
Bir çınar dibinden geçerken,
Başı dumanlı dağlar,
Çamsakızı kokusuyla uğurlar.

Yosun tutmuş kayalıklardan,
Bırakır kendini kanyona,
Ala geyiklerle vedalaşır,
İner,
Bayramlığını giymiş Çukurova'ya.

Salkım söğüte selam verir,
Akar nazlı nazlı.
Hiç acelesi yok,
Kavuşmuştur sarı sıcağına,
Portakal çiçeği kokusuna,
Pamuk tarlasına.

Yolunu uzatır artık.
Dolanır durur ovada.
Yüreği kaldı Toroslarda.

Gecikmiş de olsa,
Bir öpücük kondurur,
Akdeniz'in tuzlu dudağına.

30.05.2006 / Adana
Murat Akcan


ÖmÜrCeK 21 Ocak 2009 21:46

Henüz aksam saatleri
Birazdan görünecek katran karası acı gece

Nedir bu itirimsi hüzün kokusu
Acıtacak canımı yine, yokluğunla gelen bayramlar
Saracak dört bir yanımı dalga dalga sensizlik saatleri
Sevdâ türküleri söylenecek dakilar boyu
Vuslata dair şiirler okunacak gözler nemli

Ne zaman gelebileceksin
Deyiversen.

Bir geliversen...

Ne zaman sen kokacak odası, kahve gözlü kadının
Ne zaman açacak hüznünün çiçeği, kokusu vuslat
Gelişin hangi mevsim olacak?

Sancılarımı dindiren ilacım
Dizlerimin dermanı dediğim
Sonbaharım bildiğim
Bekleyişlerimin umudu
Sen

Ahh sen...
Kara gece doğmadan
Bir geliversen.


ener 21 Ocak 2009 21:49

Gül yüzlerde solmuş güller açmaz oldu söyle
Niçin garip aşıklar düşmüş sefil yüreklerde
Sevda bağlarında bülbül feryat eder güle
Aşık şem a yanar sevmeyi bilmeyene

Kaç aşık bir maşuk uğruna düştü çöllere
Umut besledi benim gibi kuru bir gülde
Aşık olanın derdi vuslat bulmaktır sevgiliye
Naz eder sevmeyi bilmeyen merhametsiz zalimce

Kim var benim gibi derde düş olup aşka yanan
Bir hayale uğrunda koşan varmı benim gibi yorulmadan
Aşk ehlinden olup ölümü bekleyen aşkı tatmadan
Varmıdır benim gibi Firavun yürekliye aşk ilan eden

Zaman nedir sevmeyi bilmeyene aşk hikayedir
Çile dost olur şem a yanan aşığa şerbettir
Zehir aşık olan için bir tebessüm ilk bahardır
Sevmeyi bilmeyen ne anlasın aşk sevgi nedir

Alıntı


ÖmÜrCeK 21 Ocak 2009 21:54

Unuttuğum /madığım..
Vardın ya Hani , Bir zaman ..
Gelirdin Geceme ve Alırdım Hayalini Koynuma ..
Sarılırdın Sımsıkı ..


Siyaha Bürünmüş Gecemi Çalardın Benden ve Boyardı Gözlerin Gecemi , Kendi Rengine ..
Bazen Mavi Bazen Yeşil ...
İkimizide Attığım Olurdu arada bir , Siyahın İçine ..


Rüzgar Eserdi ..
Saçlarını Estirirdim Fırtınaya Özenip ..
Hani O Saçların ...
Kıpkırmızı ..


Bir de Ellerin vardı .. Kınalı Kınalı ..
keserdim Ağlamayı ..
Unuturdum Dünyayı , Acıları ..


Gitmek vardı ..
Gözlerinde uzaklara Gitmek ..
Yatmak Vardı ..
Kendime Zindan Yaptığım Gözlerinde ..


Mesele gitmekmiydi , ya da kaçmak ..
Anlaşılmayan anlamamakmıydı kaçınılmazı ..
Engel olunamayan yokoluşları ..


İçmek Vardı Bir de ..
Gözlerinde Zamanı içmek , Sarhoş olmak sızarcasına ..
Gitmekten Öte Ulaşmak Vardı ..
Gözlerinde Hayatın Anlamına ulaşmak ..
Ah o Gözlerin ..


Canımın gizlisinde , yüreğimin bir köşesinde öyle bir can idin ki ..
Kan değil , sevdam akardı geceye ...
Sıktıça Yüreğimi göstermezdim kanı , sevdaydı benimkisi ...
Duymaktı Sevda , Seni Seviyorum diyişini ..
Susmaktı ..
Gözlerinde susmak ..
Ustura gibi...





Hani O Gözlerin ..


Nephthys 21 Ocak 2009 22:54

Kaybettiğimiz Düşünce


Ey bütün ihtişamıyla
Bize yokluğunu hissettiren!
Yeniden doğ ruhumuza.
Bulutlar sana …
Yağmurlar sana…
Ve… Gökyüzü bütün ihtişamıyla,
Anlatır sana sonsuzluğu.

Bahar yüklüsün düşüncelerde,
Yağmur düşer toprağına.
Kaybettiğimiz düşünce ellerde.

Gül kokusu yayılır her tarafa.
Dirilten ahengiyle her sabah,
Ufukları andıran düşünceler.
…Ötelerde.
Ve… Ötelerde bulur o sevdayı.
Andırır canlara susamışlığı.
Hakka muştak engin gönüller,
Arar mutluluğu taa ötelerde…



YÜCEL DEMİRTAŞ


ahmed 21 Ocak 2009 22:57

Hayattan Sadece Iki Kare



Hayatı hep siyah bir kareden seyrettim
Giremedim pembe hayatın içine.

Sevinemedim hayatta yalan gülümsemelerle
Öteki plandaydım hep itilmişcesine.

Kimsenin kölesi olmadım ölmüşcesine
Sana öldüm dirilmemek üzere.

Hayat bir objektifse hadi bak ve gülümse
Bende gamzeler kayboldu seni sevince.

Bensiz bir hayatında başarılar
Ve gidiyorum sonunda önümü görmeden ölüme.

İsmet İnanç Şahin


arwen 21 Ocak 2009 22:59

Yıldızlar tutuşmuş,
Gökyüzü yanıyor…
Sonsuz akşamların,
Gülümsüyor çehresi…
Yeniden solukluyor,
Mahküm bakışları…
Ay gülümsüyor,
Buruk kalbi ile…
Ve… El sallıyor,
Yukardan yıldızlar…
Bulutlar inat,
Güneşler doğuyor…
Yıldızlar tutuşmuş,
Gökyüzü yanıyor…


YÜCEL DEMİRTAŞ


Nephthys 21 Ocak 2009 23:01

Dost Dediğin


Dost dediğin
Dostun yüreğinden geçeni bilmeli
Dost dediğin
Dostunu karşılıksız sevmeli
Dost dediğin
Verecekse almadan vermeli
Dost dediğin
Yüreği kan ağlarken, dost için gülmeli
Dost dediğin
Kara toprak gibi sadık kalabilmeli
Dost dediğin
Sığınacak yerin yoksa kucağını açabilmeli
Dost dediğin
Güne sıcak bir güneş olup doğabilmeli
Dost dediğin
Geceye parlayan yıldız olabilmeli
Dost dediğin
Sırtını yasladığın asırlık bir çınar
Dost dediğin
Gerektiğinde bir kalkan olabilmeli
Dost dediğin
***** kurşuna göğsünü siper yapabilmeli
Dost dediğin
Velhasıl dost olduğunu bilmeli
Dost dediğin
İki yüreği bir beden sayabilmeli
Ben herkese dost demem
Benim dostum
Yüreğimin sesini uzaklardan duyabilmeli
Dost o zaman dosttur
Dost dediğin
Bir batında doğan kardeş bile olabilmeli


Salih ÖZALAŞAN


ÖmÜrCeK 21 Ocak 2009 23:14

Sadece Kendini Getir Bana

Gelirsen pırıl pırıl bakışlarınla gelmelisin ve mutlulugu asmalısın sol
omzuna. Bakıslarına kan dökmemelisin, kinden, nefretten, her tür
tuzaktan arinarak çıkmalısın yola. Hayatı taşıyacak kadar yürekli
olmalı küçük parmaklarin, avuçlarının içiyse her dem ıslak olmalı.

Gelirsen gözlerini getirmelisin, içlerinde bakmaya doyamayacagım umut
dolu gözbebeklerini de almalısın yanına. Bir ceylanı bile kıskandıracak
o nefis yürüyüşünle gelmelisin bana. Yürek titreten gülüslerini de
almalisin yanina ve akmalısın yüregime daha ilk merhaba demek için
hazırlık yaptıgım anda.

Ardında bıraktıgın sözcüklerin tümünü silerek hafizandan, o öpmeye
kıyamadıgım dudaklarınla gelmelisin. Günesi getirmelisin gelirken,
karanlıkların üzerine çullanmalıyız seninle ve içimize gömmeliyiz
karanligi.

Hayatla basa çıkabılecek kadar sert, en küçük kırılmada parçalanacak
kadar yumusak bir yürekle gelmelisin bana gelirsen.

Minicik öykülerinle gelmelisin, bir kedi kadar sessiz, bir kaplan kadar
yırtıcı olmalısın yola çıktıgın andan itibaren. Seni dinleme zevkini de
getirmelisin bana, dudaklarindan dökülen her sözcügü içmeliyim kana
kana.

Feslegen kokulu saçlarınla gel gelirsen ve içinden topladigin
çiçeklerini ver bana. Yüreginden sessizce süzülen nehirlerini getir
bana, utangaçlıklarını, sokulganlıklarını, çılgınlıklarını da yanına yoldas
yaparak.

Ama neyse sen bana aldirma. Unut yukarida istediklerimin tümünü.

"Gelirsen Sadece Kendini Getir Bana ."


Nephthys 22 Ocak 2009 00:35

Samandira

Hayirsiz ogluyum babamin
hic buyumeyen
hala Topkapi'ya dogru uzanir
kimsecikler gormeden
hinzir bir cocuk gibi
kapisini calip
kacarim Istanbul'un

Hayirsiz ogluyum babamin
ticareti sevmeyen
para icin kosturulan
yaris atlarinin terlerini
bir akvaryumda toplar
icinde denizati
beslerim

Hayirsiz ogluyum babamin
yollarda dalgin yuruyen
ama adliyenin coplugunde
buldugu dolmakalemi
cocuklarina getirmek icin
ortasindan yapistiran temizlik iscisi
kacmaz gozlerimden

Hayirsiz ogluyum babamin
bir parka
dikilirse bir gun sairlerin heykelleri
benim yerim bos kalsin
ve payima hayirsiz ada aciklarina
bir samandira birakin

Sunay Akın


ÖmÜrCeK 22 Ocak 2009 02:23

Mutluluk kuş değil, konmaz avuçlarına,
Kaygısız kaldın aşka, haydi biraz sen yaklaş.
Bir tereddüt yapışmış o kirpik uçlarına,
Sevecen gönlümüzle daha tanışmadın ki.

Uçarsın dallarımdan serçeler gibi ürkek,
Ne niyetin bellidir, ne de tuttuğun dilek
Dudakların sır vermez, ama gözlerin selek,
Utangaç aşık gibi, kaçtın, konuşmadın ki.

Kaşın çatıldığında şafaksız bir gecesin,
Hülyalara dalınca çözülmez bilmecesin,
Cevapsız sorusun sen ,bilinmezden öncesin,
Sendeki aşk arayan kalbe danışmadın ki.

Ne han olduğun belli,ne de yolcusun geçen,
Yalnızlık enginine,meçhule yelken açan,
Sensin yele kapılıp en uzak ufku seçen!
Demir atıp bendeki koya yanaşmadın ki.


kAryAminA 22 Ocak 2009 15:41

Kenarımın süsüyle meşgulken sen, ben yaşama nedenimin gözlerine bakıyordum... Sen pişmanlıklar içinde kıvranırken, bir tek gülüşüne ömür harcarım diyordum ben. Zaman geçip gidiyor derken sen, hayatım sende son bulacak diyordum gülümseyerek... Sen elinden gelen en fazlasını yapıp, "çok seviyorken" ben o kadarcık sevdayla sardunyalarımı suluyordum. Ve bilir misin sardunyaları yaşatmak zordur bir de yaz gecelerinde....
Yüzün sinmiş düşlerime
Lekeleri çıkmıyor gülüşünün
Suçu yıktın üzerime
Yargılıyor masumiyetin

İstemezdim böyle bitsin
Üzülmeni istemedim
Güç almak ister misin
Ellerimi göndereyim

İncittiysem özür dilerim bebeğim
Kirlettiysem özür dilerim


İncittiysem özür dilerim bebeğim, kirlettiysem özür dilerim........ Şayet bir gün, bir saat, bir dakika bile değil, bir an bile olsa mutsuz ettiysem seni..... Özür Dilerim.....


ener 22 Ocak 2009 15:47

GerçekLerim Yeter MutLuluğuma...


çok istediğin (!) baş rolü başkası kaptı tatlım.
İzlemek kaldı sana bir tek..
Bilmediğin o kelimeyi izleyerek nasıl öğreniceksin bilmiyorum.
Bu sefer aşkı ben oynuyorum sevgili

Hani demiş ya muhtesem şair ‘ Beni anladığın da aşkı da anlayacaksın.’
Ben artık beklemiyorum senden anlamanı
Ne beni ne de aşkı.
Sadece görmeni istiyorum o yaşadığını sandığın aşkı..

Ben şimdi sadakatı oynuyorum sevgili..
O bir türlü beceremediğini..
Maskeni bana bırakıp gittiğinde kalan sadakati..

Işık söndü ve tükendi aşkın..
Olmayan aşkın mı demeliydim yoksa..
‘Seni seviyorum’lara yükledin sen aşkı.
Fazla geldi kaldıramadı yüreğin.

Dudaklar kapandı ve sustu sözlerim..
Ön sıralardan aldım biletini..
Bir tane de değil hem de !
Yanındaki de öğrensin istedim aşkı.
Darılma sevgili izle gerçek aşkı istedim !.

Kitap kapandı ve masal bitti sevgili ..
Benim ihtiyacım yok artık masallara.
Gerçeklerim yeter mutluluğuma

Alıntı


ÖmÜrCeK 22 Ocak 2009 22:20

Tutsaklığımdır suskunluğumun sebebi…
Sensizliğe mahkum edilirken,
susma hakkımı kullanıyorum acılara karşı…

“Suskunluğuma susma !..”
Sükut bana mahsus !...Çığlığım içimde mahpus…
Senin dağların var ,upuzun çayırların..
Çık ve haykır acılarını bağımsız gökyüzüne..

“Suskunluğuma susma !...”

Sesimi çaldılar bu beton yığınlarında..
Ben şimdi kime yankı olayım..
Sesime kimlik isteme Sevgili !...HÜKÜMLÜDÜR…
Bir türlü konuşamadıklarım arkamdan ağladı hep..
oysa uzun cümleler kurardım bağıra-çağıra.
Uzun cümlelerim tel örgülerde kısaldı sevgili..
Şimdi soğuk bir kış çalıyor kapımı..
ARALIK kapıdan soğuk geliyor..
Kapı ARALIK tan soğuk…
Bu aşk burada donuyor sevgili…
içim kış… dışım buz…dilim sus…
Bu aşk burada donuyor sevgili…

Hüzünle karışık kar yağıyor dışarıda..
Ben kardan hüzün yapıyorum bahçede..
yuvarlana-birike çığ oluyor hüznüm..
Bir Off çeksem çığ düşer üstüne ..
ÇEKMİYORUM…
Sensizliğin en kuzeyinde üşüyorum.
İçim kış…dışım buz…dilim sus…
Bu aşk burada donuyor sevgili…
Bu aşk burada :
DÜ-ŞÜ-YO-RUM


ahmed 23 Ocak 2009 11:17

Kimliksizliğin Kimliğim




Kimseliksiz söndürdü kaybolmuş gerçeği
Aitliğiyle kalabalığın koynuna karışıp
Aldı mı kalan hatıra kırıntılarını
Azık niyetine dolanır dilinde
Sözcük ardiyesinden ...

Aşk kimdi?
Aitlik mi?
Kayboluş mu?

Gerçeği kimseliksiz söndürdü kaybolmuşluğuyla
Hezeyan heyelanlarında düşürülmüş aşkı

Şizofrenliğinde tutulmuş sanrılı sancılara
Parçalanmaya başlamış çorak sevdalar...
Çığlık kayalıklarından savrulmuşçasına

Aşk neydi?
Kimseliksiz mi?
Gülümsemeler mi?

Gerçeği söndürdü kaybolmuşluğu
Hayata kanıklığından sıkılmış
Özgürlüğün hasretinde bul/anmış
Mutluluğa can alıcı anında tutunup

Bıraktı yürek eyyam akımında ağlama işini...
Kapıldı vaktine...

Söndürdü gerçeği kaybolmuş kimseliksiz...


Hilal Zaman


CelestialBody 23 Ocak 2009 18:13

Adiloş Bebenin Ninnisi

Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.


Ahmed Arif



CelestialBody 23 Ocak 2009 18:20

Sevdan Beni

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...

Ahmed Arif



CelestialBody 23 Ocak 2009 18:40

Kalbim Dinamit Kuyusu

Beni, gözlerin götürür
Gözlerin
Aşkla, acıyla...
Kuşatmışlar
Sesimi, soluğumu
Kesilmiş
Tuz-ekmek payım
Vurgunum
Ve darda,
Gözaltındayım.
Dal, kor keser
Penceremde açarsa
Kuş, vurulur
Üzerimden uçarsa.
Ve hal böyle böyle,
Yol bu yöndeyken
Gelir,
Ki her gelişinde
Daha da içten
Gelir,
Soluk soluğa
Benim olursun.
Amansız sarmasında
Kollarımın
Esrik,
Çığlık çığlığa
Erir, kar gibi vücudun...
Nicedir,
***** ağzında
Bir salgın,
Bir deprem gibi künyemiz.
Nicedir,
Başımıza zindan dünyamız.
Biz ki
Yarınıyız halkın,
Umudu, yüzakıyız,
Hıncı, namusu...
Şafakları,
Taa şafakları
Hey canım,
Kalbim
Dinamit kuyusu...


Ahmed Arif



CelestialBody 23 Ocak 2009 19:38

UY HAVAR

Yangınlar,
***** fakları,
Korku çığları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana bir de başa
Seher vakti leylim -leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın.
Oy sevmişim ben seni...

Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
He canım...
Çiçekdağı kıtlık, kıran,
Gül açmaz, çağla dökmez.
Vurur alnım şakına
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
Şahmurat Suyu kan akar
Ve ben şairim.

Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni...

Ve sen daha demincek,
Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut, dağlarla.

Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamın
Yarının çocukları, gülleri için
Herbirinin ayvatüyü, çilleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.

Uy havar!
Muhammed, İsa aşkına,
Yattığın ranza aşkına,
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!
Benim de boş yanım hançer yalımı
Ve zulamda kan-ter içinde, asi,
He desem, koparacak dizginlerini
Yediveren gül kardeşi bir arzu
Oy sevmişem ben seni...


Ahmed Arif



CelestialBody 23 Ocak 2009 19:46

Togliatti

Palmiro, Palmiro şanlı işçi
Sıcak yaralarındaki barut kokusu
kesik, anaların sütü
Ve kaçmıştır bebelerin uykusu
Koku katedrallerinde yarımadanın
Gün görmüş meydanları Roma´nın
Bizimledir
Mavi mavi eser deniz meltemi
Sicilya´nın güneşli kalçaları
Bizimle kartpostal dalgınlığında Napoli bahçeleri
Bizden yanadır hava
Bizden yanadır su
Bizden yanadır Sinyor de Gasperi´nin
Ve bütün sinyorların korkusu
Ürkmüştür manastır fareleri.


Ahmed Arif



CelestialBody 23 Ocak 2009 20:02

Unutamadığım

Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi ve yeşil,
Açardın,
Tavşan kanı, kınalı-berrak.
Yenerdim acıları, *****likleri...

Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani?

"To be or not to be" değil.
"Cogito ergo sum" hiç değil...
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz´ı,
Durdurulmaz çığı
Sonsuz akımı.

İçmek,
Gözlerinde içmek ayışığını.
Varmak,
Gözlerinde varmak can tılsımına.
Gözlerin hani?

Canımın gizlisinde bir can idin ki
Kan değil,sevdamız akardı geceye,
Sıktıkça cellad,
Kemendi...

Duymak,
Gözlerinde duymak üç-ağaçları
Susmak,
Gözlerinde susmak,
Ustura gibi...
Gözlerin hani?


Ahmed Arif



Sedef 21 23 Ocak 2009 20:07

SEN VARKEN

Sen varken hic üzülmedim günesin batisina
hic dalmadim derinlere aksamlari
Bir basima kalsamda geceleri hic aglamadim
sabahlara kadar oyuncagini kaybetmis cocuklar gibi

Sen varken hic seyretmedim penceremdeki damlalari
hic gezmedim yagmurlu sokaklarda
Üzülsemde bagzi günlerde darginligimiza hic
küsmedim kaderime isyan etmedim deliler gibi

Sen varken hic ugramazdim meyhanelere
hic icmezdim ölmek istercesine
Bir iki kadeh atsamda arkadaslarla hic care
aramazdim meylerde hayatini unutmus sarhoslar gibi

Sen varken hic uykusuz kalmazdim günlerce
hic siir yazmazdim yalniz kaldigim gecelerde.
Bir gökyüzü hayal ederdim hep hic düsünemezdim
bu sevdanin solacagini bitecegini rüyalarim gibi

Sen varken günes bir baska dogardi ufukta
Sen varken güller acardi kis gününde
Sen varken yildizlar isik sacardi gökyüzüne
bir anlami vardi sanki hayat dedigimiz yalanin
ama ne yazik ki ask hayatmis, ve hayat da yalanmis

Bir avuc hatira kaldi senden resimlerde anilarimda
Bir masal gibi gelip gecti sanki zaman, sonu cok cabuk
gelen ve de herzaman kötü biten
bir roman gibiydi sanki seninle hayatim

Zaten ne senden öncesini yasayabildim ne de senden sonrasini
Nedenini bilmiyorum ama beceremedim!
En azindan anilarimda yasayan, tertemiz bir romanim var simdi
Sevgimi icine hapsettigim ve ben ölene kadar yüregimde saklayacagim bir roman

Bir roman ki….
Sen varken`le baslayip sen yok ken`le biten

-alintidir-



CelestialBody 23 Ocak 2009 22:02

MERHABA

Gün açar,
Karın verir yağmurlu toprak.
İncesu Deresi, merhaba.
Saçakta serçeler daha çılgındır,
Bulutlarda kartal,
Daha çalımlı.
Koparır göğsünden bir düğme daha,
Tezkere bekliyen biri.
İncesu Deresi, merhaba.

Genç bayraklar vardır,
Barış düşünür,
Kuyularda işçi mavilikleri.
Ben hepsini düşünürüm,
Yirmidört saat
Ve seni düşünürüm,
Karanlık, hırslı...
Seni, cihanların aziz meyvası
İlan-ı aşk makamından bir mısra,
Yeşerip, kımıldar içimde,
Düşer aklıma gözlerin...

Oysa murad alamam.
Oysa akdan-karadan
Bilirim, payım bu kadar...
Unutmuş gülmeyi gözbebeklerim.
Unutmuş dudaklarım öpmeyi.
İncesu Deresi, merhaba...


Ahmed Arif



ahmed 23 Ocak 2009 22:09

Hesap Vermelisin...



Cellâdım olan gecede uyandım...
Kıran girmiş düşlerimden ayıkladım,
Güvelenmemiş umutlarımı...
Fitil tutmayan yaralarım kabuk bağladı,
O bile postasını koyduğun ayrılığa dayanamadı...
Ben he desem düşecekken rüyalarımdan,
Yangınlara attım kalbimi sen kal içimde...
Vazgeçtim her şeyimden beynime saplayacağın kurşunu gözlerim...

Küf kokar bıraktığın hasret mısralarımın tüyü kalmadı...
Yaram derinlere indi beni deli eden amansız sevda...
Ömrümü feda ettiğim yarınlara saldım serçelerimi,
Özgürlük namesi topladım güneşin kavurduğu tarlalardan...
Zulama aldım yalnızlık dolu türküleri,
Şakağıma dayadım gözlerini çek mermi çek vur beni...
Kurşun sesi uçursun hasret kuşlarımı,
Çiçeklerim boynunu büksün...
Kan sıçrasın umutlarıma... Alışkınım nasıl olsa...

Sol yanım üryan sen gideli...
Restini çektiğin esmerliğim elimde kalan...
Kor olan yangınlarım harlanmaya hazır...
Sözlerim daha demli şimdi,
Ellerimin feri kalmadı resmin soldu avuçlarımda...
Dizlerim tutmaz koşamam ucuz yollu intiharlara...
Yalnız koyduğun geceler sırdaşım şimdi,
Eşlik eder bulmama seni...
Pazarlıksız sevdamla beklerim seni...



Songül Karadağ Taştan


CelestialBody 23 Ocak 2009 22:14

LEYLİM LEYLİM

Leylim - leylim dünyamızın yarısı
Al - yeşil bahar,
Yarısı kar olanda
Gene kavim - kardaş, can - cana düşman,
Gene yediboğum akrep,
Sarı engerek,
Alnımızın aklığında **** işi zulüm
Ve canım yarı geceler
Çift kanat kapılarına karşı darağaçları,
Mahpusanede çeşme
Yandan akar olanda,
Gelmiş yoklamış ecel
Kaburgam arasından.
Yoklasın hele...

Çağıdır, can dayanmaz,
Çağıdır, en çatal, en ası,
Cehennem koncası memelerinin.
Çağıdır, kırk gün - kırk gece
Kolların boynuma kement,
Ha canım kötüye inat...
Vah ki ne desem,
Kurşunları namlulara sürülü,
İki elleri kan,
Baskıncılar uykumuzu yıkar olanda,
Alır yüreğim:

Yankın yasak, aynalara.
İnemem bahçende talan,
Tam, boş yanı bu, derim namussuzun,
Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken,
Aklıma düşüyorsun
Ellerim arık...

Bilmiş
Bütün zulalar
Eğri hançer, kara mavzer, kan pusu.
Ve insan düşüncesinin o en ******,
O en ayıp, frengili yemişi,
Çıldırtılmış uranyum
Bilmiş,
Bilsinler!
Sana nasıl yandığımı
Uuuuy gelin...

İşte kan tutmuş korsanlar,
Haramla beslenmiş azgın,
Düzmece peygamberler
Ve cüceleri
Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı,
İşte bir kez daha
Bu can bendeyken,
Delin, divanenim işte
Uuuuy gelin...

Bu yasaklar,
Firavun kalıntısı.
Yoksun,
Akdan - karadan.
Gizline, canevine kurulu faklar.
Gün ola, umut kesip korkunç yetinden,
Murdar tutkusuna dünyasızlığın,
Gün ola, düşesin bekler.
Düşme!
Ölürüm...
Gözlerinden, gözlerinden olurum.

Leylim - leylim
Ayvalar nar olanda
Sen bana yar olanda.
Belalı başımıza
Dünyalar dar olanda.


Ahmed Arif



ÖmÜrCeK 23 Ocak 2009 23:14

Bu gece yağmur yağıyor
Yine sensiz ıslak sokaklarda ben
Bu uzaklara hakim olan rüzgar
Nefes alışımı engelliyor
Damarlarımdaki kanımda sevgiyi, aşkı
Ve bir yudum da hüzünü hissediyorum
Yine düştün aklıma, ağlıyorum, yanıyorum
Gözyaşlarımla sırıl sıklam olmuş sokaklarda
Sessiz bir köşeye oturuyorum
Özlüyorum, hiç görmediğim dizlerinde uyumayı
Istiyorum, rengini bilmediğim saçlarına dokunmayı
Bekliyorum, bir gün seninle bu sokaklarda dolaşmayı

Bil artık ilk göz ağrım, gönül gözünü aç ve dinle;
Her nerde olursan ol, her nasıl olursan ol
Beni kendinden ayrı görme
Bu kadar gönülden bağlanmışım bi kere
Yüreğimle bütünleşerek, zor da olsa
Kalbine sesleniyorum. Yüreğindeyim, sesindeyim
Benim sen olduğumu bil artik ve unutma…

Gözlerimde bir çiğ damlası, bir umut tanesi
Hani bir gün gelirde sendeki beni görürsen diye
Olur ya, yaralı kalbimle öylesine
Seni beklemekte olduğumu bilirsin diye
Bakışlarının kurşun olduğunu
Ve yüreğimi hedef seçtiğini anlarsin diye
Hani bir gün olsun sende gelirde
Bir gün olsun beni seversin diye

Ben hep gözyaşlarımla donatılmış bu ayaz,
Karanlık, sensiz çıplak sokaklarda seni bekleyeceğim…
Sokakların gözyaşları, insanların ağıtları olsamda
Yokluğunda acılar çekip, bedenim günden güne erise de
Yanlızlığım ecelim, sevmemin bedeni kefeni giymek ise
Bu ıslak sokaklar şahidim olsun


CelestialBody 23 Ocak 2009 23:18

Öyle Yıkma

öyle yıkma kendini
öyle mahsun, öyle garip...
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni!


Ahmed Arif



ÖmÜrCeK 23 Ocak 2009 23:28

Eksik kalmış bir sevda mektubu
Bitirilemeyen bir veda
İmgesiz bir şiir gibi…
Senin varlığın bir yanımda,
Bir yanda ürküten bir hürriyetin kıyısında,
Başlanmamış bir hayatın gizemiyle
Vaadkar ve kaypak bir dünya…

Başımı alıp gidemiyorum kavgasız bir ölüm gibi
Cümleler uzuyor, veda nutkunu atarken sana
Her yanda mevsim yine yaz
Gidemiyorum göçmen turnaların ardından
Ve başımda eksik kalmış cümlelerin uğultusu
Yüklemler köşe bucak kaçıyor
Anlatamıyorum ..

Gözlerimi açsam kirpiklerim kuruyor
İradesi bitmiş cümlelerimi duyamıyorsun artık
Bir sözcük olsun bütün hayatım kulaklarında
Ruhum yorgun bir sergüzeşte yeniden
Daha yaşamak istiyorum seni

Tutsaklığında yaşat beni, hürriyetim ol
Yaşamayan şiirlerim için imge…
Ben sana sevda muktupları yazan yorgun bir katip
Seni bırakıp buralardan gidemiyorum.




Saat: 13:49

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık