![]() |
Sevmeк "susмαк" мış ... Seni seviyorum demeyi özlemek... Bilirsiniz bu özlemi, sevdiğini özlemekten daha çok can yakar 'seni seviyorum' demeyi özlemek... Aklınıza geldikçe bu sözcükler, dilinizin ucuna takılır ve sonu huzursuz bir sessizliktir... Bu sessizlikler eksik bir sevgiyle birikir içinizde. Tüketilmiş bir sevda vardır ellerinizde. Birisi veya birileri tüketmiştir sevdanızı. Ve siz hep aynı soruları soruyorsunuzdur kendinize 'sevdalar tükenir mi?' 'aşk eksilir mi?' Bilmezsiniz eksilen aşk değildir, sizsinizdir gidenin ardından. Sevdiğinizi söyleyemedikçe eksilirsiniz. Sevdiğinizin yokluğuna, seni seviyorum diyememenin acısına uyanırsınız her gün... Giden gitmiştir ama hesabı verilmemiştir sevdanın. Birileri sevdanızı tüketmiştir, sevdanızda sizi... Sanki sevdiğinize bir kez daha seni seviyorum diyebilseniz geri dönecektir, 'bak sevdan ellerimde, onu hiç bırakmadım' diyecektir sevdiğiniz... yalnızlığınızın avuntusudur bu... Ama bir kez daha 'seni seviyorum' diyemezsiniz. Sevdanız artık sessizliğinizdir. Sessizliğinizde eksilirsiniz ve sorularınıza bir yenisi eklenir; 'sevda, eksiltir mi insanları?' Gidenin bir gün geri dönmesinden, tekrar size 'seni seviyorum' demesinden korkarsınız. Öyle çok acımıştır ki içiniz, sessizliğiniz üzerinize öyle sinmiştir ki sevdiğinizin dönmesini isteseniz de, korkarsınız. Çünkü siz artık siz değilsinizdir. İçinde 'seni seviyorum'lar biriktirmiş, bedenindeki dokunuşları göz yaşlarıyla yıkamaya çalışmış, yaraları kanamasın diye birilerine sarılamayan birisinizdir artık... Basit iki sözcüktür 'seni seviyorum' Ama bu sözcükleri söyleyemedikçe kendinizden uzaklaşmışınızdır... Sevdaların tükeneceğini, aşkların eksileceğini kabullenmişsinizdir... Sözcükler anlamını yitirdiğinde, yaşamında anlamını yitirdiğini sonradan fark edersiniz ve sevdiğinizin giderken hayatınıza anlam katan tüm sözcükleri de götürdüğünü 'seni seviyorum' demeyi özlemeye başladığınızda anlarsınız.... |
Veda... Ağlasam sanki yaşmı kaldı gözümde.. Bir hicran dolaşır özümde.. Tebessüme muhtaç yüzümde... Gidene veda ne gerek.. Giden zaten gitmiş.. Artık gidene el etmek gerek... Bir temaşadır mazide kalan.. İki damla yaşdır gözlere dolan .. İşte buruk bir veda dır o an... Ayrılığa davet ne gerek... Giden zaten gitmiş.. Artık gidene el etmek gerek... Selim Gürcan |
SEN sevdiği halde söylemeyen gittiği halde dönemeyen bir bakışıyla dünyayı durduran ama sevdiğine doyunca bakamayansın BEN sevdiğini bir türlü anlatamayan dönüşleri hep sana olan bir bakışın için canını veren ama sana hasret olanım BİZ hayallerde yaşayan gerçek olmayacak bir sevdanın iki ayrı mahkumuyuz biz birbirimize aşığız. |
Bir gün gelirde unuturmuş insan En sevdigi hatıraları bile Bari sen her gece yorgun sesiyle Saat on ikiyi vurduğu zaman Beni beni unutma, beni beni unutma, beni beni unutma Çünkü ben her gece o saatlerde Seni yaşar ve seni düşünürüm Hayal içinde perişan yürürüm Sen de karanlığın sustuğu yerde Beni beni unutma, beni beni unutma, beni beni unutma O saatlerde serpilir gülüşün Bir avuç su gibi içime, ey yar Senin de başında o çılgın rüzgar Deli deli esiverirse bir gün Beni unutma Ben ayağımda çarık, elimde asa Senin için şu yollara düşmüşüm Senelerce sonra sana dönüşüm Bir mahşer gününe de raslasa Beni unutma Hala duruyorsa yeşil elbisen Onu bir gün yalnız benim için giy Saksıdaki pembe karanfilde çiğ Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen Beni unutma Büyük acılara tutuştuğum gün Çok uzaklarda olsan yine gel Bu ölürcesine sevdiğine gel Ne olur Tanrıya kavustuğum gün Beni unutma, beni unutma |
sana ve bu koca şehre inat,gideceğim bildiklerimi yok sayıp karışacağım karanlıklara var olan acıyı gidişime yorup, mendilimle sileceğim ıslanan yanaklarımı son sigaramı marmaraya atarak elveda diyeceğim, sana ve bu koca şehre... sorgulamaya başlayacağım seni,kim olduğunu? neden karşıma çıktığını vakitlerin en olmazında hayatımın hangi evresini kapatıp, hangisini açtığını çözeceğim sonra sana ve bu koca şehre inat... İstanbul ki dökülür gözünden yaş mevsim hep sonbahar, kimileri hüzün koyar adını ama kimse bilmez; sen beni sonbahar da sevdin ve ben seni... sana ve bu koca şehre inat... hangi ateşlerde yandığını bilmiyor yüreğim ve bilmiyor yüreğin ne haldeyim bir İstanbul şahit, hem sana,hem bana... belki de bu yüzden ısrarla beni çağırırken, meydanlarını dar ediyor sana mevsim hep sonbahar... sana ve bu koca şehre inat |
Güneşin batışını seyrederken, Günün sessizliğinde seni buluyorum. Seni anıyorum, seni yaşıyorum. Yalnızlığımı hissetmiyorum. Çünkü sen varsın benliğimde. Sonra dağlar var, ağaçlar, kuşlar var. Ve gölgeler uzayıp gidiyor işte. Yavaş yavaş akşama yaklaşırken, Ufkun güzelliğinde büyüleniyorum. Kendimi bulutların üstünde hissediyorum. Sanki göklere erişiyorum. Evren o kadar güzel ki düşünüyorum, Papatyalar, gelincikler topladığımız, Birlikte dolaştığımız kırlar geliyor aklıma. Ve ılık esen rüzgarın, Tenime dokunduğunu hissediyorum. Başımı kaldırıyorum, Kırlangıçlar uçuyor gökyüzünde, Bir güne galip gelmişçesine. Dağlarda ise bir sükun var, Görünenin görülmeyenin ötesinde. Sonra çocukluğumuzun geçti yerler, Oyun oynadığımız sokaklar, Ve harman yerleri geliyor aklıma. Uçuşan kelebekleri yakalamak için, Nasıl koşuşturduğumuzu hatırlıyorum. Hele ateş böcekleri topladığımız, Geceleri hiç unutamıyorum. Alaca karanlıklar çökerken, Seni bekliyorum, seni seviyorum. Ağustos böcekleri ise hala ötüyor, Zamanı durdurun, durdurun dercesine… oktay çöteli |
Kaç Yaprakla Geçilir Zaman görmeden kim anlatabilir kar toplamış saçların güzelliğini kim biriktirebilir saydamlığıyla acıtan camkırığı gözlerin bereketini kaç yaprakla geçilir zaman fırtına kaç adımda ulaşır hoşgörüye insan kolay çınar olmuyor ömrünüz yaşamı borçlu kılıyor yüreğimin kapıkomşusu sevgili hocam sizinle düştü umudumun son rengi bilmez miyiz direnç yola çıktı mı dünya daraltıverir kendini değirmendereli çınarlardan duydum geçende kıskanıyorlarmış sizi... Haberim Yok Geç Kaldığımdan Haberim yok geç kaldığımdan Oysaki ne kadar erken kalkmıştım Gün bile ağarmamış, ortalık buz gibiydi Saatler erken, gözlerim uykuluydu. Ortalık sesizlik içinde İn cin kimse yoktu Bir an rahatladım, evet en erken ben kalkmıştım Ne güzel en çok yolu ben alacaktım Birde hızlı yürürsem kimse yetişemeyecekti Yanıma almadım ne bir hırka ne de bir azık Koyuldum sabahın köründe yollara Önce ayaz soğuğu bedenimi buza çevirdi İliklerime kadar buz gibiydi hayat Baktım evet en önde ben vardım Arkamda da kimse yoktu Öğleye doğru çok acıktım Ne bir kuru ekmek ne de bir yudum suyum vardı Ne önemi vardı ki bunların İşte en önde ben vardım Akşama doru bir taşın kenarına yığılmışım Hızla yürüyen birinin ayağından fırlayıp beni Uyandıran o taşa kadar hala baygındım Uyandığımda ise önümde yürüyen insanlar Haberim yoktu bu kadar geç kaldığımdan... |
BANA BİR ŞARKI SÖYLE Özledim sesini ne olur konuş Bir gül açtır zamanların ötesinden Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel Gök mavisinden, deniz mavisinden Bana bir şarkı söyle İçimde bir şey kımıldıyor Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum Bir baksana ne haldeyim deli divane Yaralıyım, çaresizim umutsuzum Bana bir şarkı söyle Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt Dökül karanlığıma ışıklar gibi Al beni, en uzaklara götür Sesin, aksın içimde bir pınar gibi Bana bir şarkı söyle Bütün renkleri kat birbirine Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan Bana bir şarkı söyle Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel En hüzünlü sesinle, en dokunaklı Bana bir şarkı söyle.. |
Cesaret edemiyorum Eskiler gibimi olacak diye Rastgele biri olmadıgından eminim Etrafıma bakıyorumda şöyle Ne kadarda farklısın Sanma sakın beni bir kazanova Aramızda uzun bir yol olsada Nasıl durduracaksın ki çarpıyor işte Anladın sen anladın nasıl olsa............. Halil Erten |
SUSARAK Güneş altında söylenmedik söz yokmuş.. Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi.. Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz.. Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde.. Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik... Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde.... Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor... Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ... Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde ..... |
Birine Bağlanmak ...Br insanı bir başka insana kuvvetle bağlayan bağ nedir? İbrişim görünümlü çelik bir yumak gibi insanı ilk bakışta görüp anlayabilirmiyiz ...Neye bağlandığımızı biliyormuyduk bize birisine niye bağlandığımızı sorduklarında, 'çünkü güzel' diyorduk, 'yakışıklı, zeki, güçlü, yetenekli'; bir insanın sevilmesi için geçerli olduğunu kabul ettiğimiz nedenleri sıralıyorduk. Ama belkidegüçsüzlüklere, zayıflıklara, çarpıklıklara bağlanıyorduk. Biz 'bağlanmayı' hep zirvelere doğru bir uçuş olarak anlatmaya çalışırken belki de bağlılık, ölümün, deliliğin, kuşkunun, bencilliğin, bozulmanın karanlık uçurumlarına doğru bir kendini bırakıştı. Bağlandıklarımızda, her zaman başkalarının görmediği bir 'acınacak' yan bulmuyor muyduk, bize en çok acı çektirenlere bile daima bizde şefkat uyandıracak bir kırılganlığı görmüyormuyduk? Bağlandığımız insanlar, başkalarına ne kadar güçlü, akıllı, güzel, yetenekli görünürlerse görünsünler, biz onların başlarına saflıklarından, çocukluklarından, güçsüzlüklerinden dolayı kötü bir şey geleceğinden tedirgin olup onları korumaya çalışmıyor muyduk? Bir insana bağlanmak bizi ne kadar zayıf ve çaresiz kılarsa kılsın canımızı ne kadar yakarsa yaksın, biz genede bağlandığımız insana kendimizinkinden daha zayıf ve çaresiz bir yan sezmiyormuyduk? Genellikle bu sezdiklerimiz doğru değil miydi? Sanırım kuvvetli bağları, bağlandıklarımızdaki büyük zayıflıklar güçlendiriyor. Büyük aşkların, büyük bağlılıkların içinde daima biraz acımada bulunuyor, bizi üzdüklerinde, bize ihanet ettiklerinde bile bu yaptıklarının onların zayıflığından kaynaklandığını düşünüp içinde çırpndığımız derin kedere rağmen onlar için endişe ediyoruz.kendimize dahi açıklamadan onların öleceğinden yalnız kalacağından hastalanacağından bizi çeken o karanlık zayıflıklarının içinde bizsiz yok olacaklarından korkuyoruz. Başkaları onların en parlak yablarını görürken biz en karanlık yanlarını görüyoruz. O parıltıyla, o zifiri karanlığın birlikte oluşturduğu tuhaf girdap çekiyor bizi içine; PARILTILARINA GELİYOR YALNIZLIKLARINDA KAYBOLUYORUZ. ...Birine bağlanmadan önce'bağlandığımda acı çekermiyim' diye korkarken bağlandıktan sonra 'acaba o acı çekecek mi'diye korkmaya başlarız; kendi acılarımız bize tahamül edilebilir gözükürken, kendimiz her acıya dayanabilecek gibi hissederken onların hiçbir acıyı taşıyamayacaklarından kendi acılarının altında ezileceklerinden çekiniriz. ...Bir insan bir insana neden bağlanır? Niye bağlandığımızı kendimiz bilirmiyiz? Akıllı nedenler buluruz duygularımıza, ama asıl neden aklın sızmadığı kutuluklarda gizlidir. O gizli kutuluklarda ki zayıflıklar niye çeker bizi? kendi zayıflığımızdan mı? yoksa bağlanan, kendi bağlandığından daha sağlam mı görür, kendi çektiklerine bağlandığı insanın dayanamayacağına mı inanır; bağlanmak bir güçsüzlük gibi görünürken acaba bağlanan kendi gücünü mü hisseder bu bağlılıkta? Güzel güçlü bir zayıflık Karanlığı ışıklı bir siyahlıktan oluşan bir uçurum gibi çeker bizi, bir kere eğilip baktıktan sonra gözlerinizi almak kolay değildir. Karanlıklara bağlanırız ama parlak ve alevli olanlara. böylesine parlak karanlıklar ise ancak ölümde, derinlikte, ihanette, yalnızlıkta bulunur. Ve başkaları onların parlaklığına hayranolurken biz karanlığa acır ve esir düşeriz. Onun için bağlanmak ayrırır bizi diğer insanlardan. diğerlerinin meyveleri toplayıp yediği bir bahçede, o meyvelerin bozulmasından elde edilmiş lezzetli ve yakıcı içkileri içmenin sarhoşluğuna, o içkiyi keşfetmiş olmanın ve kalabalıklardan ayrılmanın hazzıyla bırakırız kendimizi. 'niye bağlanırız bir insana' diye sorulduğunda' içkileri meyvelerden çok sevdiğimiz için'deriz. Ahmet Altan |
Dökülen yaprakların kurumuş dallarında, Tut ellerimden çiçekleri açsın baharda. Batan güneşin süzülmüş akşamında, Bitsin bu ayrılık otur yanıma. O mahmur gözlerin durgun bakışlarında, Nice duygular saklı sen anlatmasanda. Ela gözlüm yüzünde gülücükler coşarken Saçlarını rüzgara dalga dalga salarken Bir tomurcuk misali pembe pembe açarken Tertemiz duyguların kirlenmesin gül yüzlüm. Esen rüzgar beni okşar sen gibi Ay dolanır etrafımda sen gibi Başucumda açan gül,güzel kokar sen gibi Şu ovada çiçekler beni sarar sen gibi. Gonca gülünde öten bülbülüm Mis kokarsın nefesimde gül yüzlüm Senin kollarında tükensin ömrüm Sen akarsın gel gönlüme gül yüzlüm. 15/01/2009 Necati Öztürk |
Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da Bir seni yakamadım,beni yaktığın gibi Çölde su,mah****a gün,oruçta Ekmek gibi bekledim seni. Sense araya korkular koydun Yasaklar koydun Şimdi neredesin diye sorma! Sen çağırdın da ben gelmedim mi? Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara, Yağmurlu havalara,kasvetli akşamlara Sen varken, Bakıp iç çekmezdim tren istasyonlarına, Otobüs duraklarına Sen varken ayrılanlara ağlamazdım. Yıkılmazdım biten sevdaların ardından Gidenlere küsmezdim,kalanlara acımazdım Sen varken böyle üşümezdim,titremezdim. Masumdum,çocuklar gibi Böyle delirmezdim,küfretmezdim Hele ölmeyi hiç düşünmezdim Şimdi soruyorum sana Adı sevmekse bu cehennemin, Sen yaktın da ben yanmadım mı? Biliyorsun, Bütün acılarına "yeşil ışık" yaktım olmadı, Bütün korkularına "arka çıktım" olmadı, Dağlara merdiven dayadım, olmadı. Haziran´da kar oldum yağdım avuçlarına,olmadı. Sevdim olmadı,yandım olmadı,taptım olmadı Artık benden pes! Bu aşkın biletini istediğin gibi kes! Nasılsa gidiyorsun Biliyorum,git! Ama ardında, Ağlayan bir çift göz, Paramparça bir yürek, Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan; Çek silahını daya sırtıma! Titrersem namerdim SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
AŞK MÖNÜSÜ Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin sen ülkemin yaz geceleri gibisin saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında beni unutma ah! saklı gülüm sen hem zor hem güzelsin şiirlerimin ılıklığında açılmalısın sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi sen memleketim kadar güzelsin ve güzel kal NAZIM HİKMET |
Kendimden yoruldum.. Sürekli maske takmaktan, İçim kan ağlarken, İnsanlara gülmekten yoruldum... Çok sinirliyken bile, Sakin olma zorunluluğundan yoruldum. Hüzün çizgileri sarmışken yüzümü, Gamzelerimi göstermekten yoruldum.. Bağıra bağıra ağlamak isterken, Gözyaşımı içime akıtmaktan yoruldum. İçimde deli gibi çağlayan aşk varken.. Dağlara taşlara haykırmak varken Sesimi içime çekip, Susmaktan yoruldum.. Gözlerinin mavisinde sana bulanmak isterken Siyahın esiri olmaktan yoruldum.. Kendimden yoruldum Hep güçlü olmak ne kadar zordur; Hep sorumluluk sahibi olmak, Çocukken genç olmak , Gençken olgun olmak Kimlik değiştmekten yoruldum.. Çabuk tükettim Umutlarımı Yarınlarımı Duygularımı.. Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim Yine kurulmuş sahne Başrolde ben Yardımcı oyuncular ;hüzün, acı maske Konu;herşeye rağmen mutlu olma sanatı Ha bide Oyunun adı var ;Hayat Gülüyorum yine zorunluluktan.. Bu kaçıncı rol alışım bu filmde Alışılmış senaryolar bunlar.. Acemi mi sandın beni hayat!! Ben her gece bu sahnenin müdaviniyim Hadi bırak mutlu olma tasasını Yapışmış alnımıza Hayatın kavgası Düş yakamdan hayat!!!.. Oyunumu oynarım Sahnemi kapatırım Ölümdür sonuma yakışan Bilmezmisin!... En çok ölülerdir alkışlanan.. Alıntı |
sor bir: neden bu suskunluğum... neden bu yorgunluğum... neden bu boşluğum... cevabı bilinen soruları sormaya gerek olmadığını unutmuşum! boşver! duyma şiirler, mısralar, sözler, mektuplar, yazılar... ve daha birçok şey... sevgilinin yokluğunda sevgili içindir. o hep, ona karalanır. uslanmadan karalanır. ve uslanılmaz da yanıtsızlıktan. zaten cevap beklenilse, yazılmaz. belki bekleyenler de vardır, ben beklemeyenlerden bahsediyorum. düşlerken, düşlenmeyi beklemeyenlerden, en çok da benden... beceremediğim tek şey durdurabilmek ve tüketebilme kalemimi. gerçi çabam da yok ya... her an, her şekilde, yazar buluyorum kendimi: bazen parmağımın değdiği tuştan kelimeler türüyor... bazen kenarları boş kalmış çalışma sayfalarına mısralar dökülüyor... kırılmışsa ucum, diyorum kodla beynine, kaybolmasın, bir zaman paylaşırsın... yazıyorum işte... satırlar uzadıkça ömrüm mü kısalıyor, yıllar mı çürüyor, nefesim mi eksiliyor... yaşlanıyor muyum... bak, soru işaretleri yok artık. hep üç noktalar var. bilinmezliğine çıktığım yolculuğunda, iki noktalara, açıklamalar ihtiyacım yok. ben cevaplarımı kendim veririm. beceremediğimde ise, sorları çizerim... satırlar uzadıkça ömrüm mü kısalıyor... yıllar mı çürüyor... nefesim mi eksiliyor... yaşlanıyor muyum... uzattım ve bir yere varamadık yine... ama susmuyorum... |
Belki Yine Gelirim.. Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum okuduğum bütün kitaplar paramparça çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük İçimde zaptedilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan bir at sanki bu soluksoluğa kalıyorum her sonbahar ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum bütün gençliğim böylece geçip gitti işte ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün Ahmet Telli |
Beni Unutamazsın Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın Denizin durgunluğu, gözlerimi Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin Beni unutamazsın bilirim. Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın Mutsuz gökyüzünde bir-iki yıldız, ışık tutacak karanlığına Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını Dudaklarının pembeliği solacak Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin Kahrolacaksın! Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın. Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak Ama sen yine de sözlerime aldırma. Gözlerin zamansız ıslanmasın. Çünkü, artık çocuk değilsin Güneşin nereden doğduğunu bilirsin Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin.. Ahmet Selçuk İlkan |
Vur Diyor Vur Bugünlerde canım çok sıkılıyor nedense, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini, Hangi şarkıyı duysam ki aşktan bahsedense, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini... Hasretinin önünde pes ettim diz çökerek, Sanki beni kendimden alıp gittin sökerek, Daha fazla bekleme koy boynunu bükerek, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini... Ne öncen ne de sonran yaşadığım tek ansın, Var mı ötesi bilmem bedende akan kansın, Gittin söyle ardında gün mü kaldı yaşansın, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini... Külü bile yok ömrün neyi neyle yakayım, Hani sevdan nerde aşk nehir olup akayım, Ne bıraktın ardında şöyle dönüp bakayım, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini... Kuruyuverip kalmış yaprak yaprak dallarım, Denizlerin dibini boylamış tüm sallarım, Düne gün göstermiyor bile artık fallarım, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini... Nefes almak imkansız gönül özleme doydu, Mutsuzluk yüreğimi sanki en başa koydu, Bu sevda oyununda sanırım rolüm buydu, İçimden bir ses bana vur diyor vur kendini... Alıntı |
Beni Ömrünün Başucuna Koy! Bana ellerini ver, Kana kana su içer gibi sevmeliyim seni, Gecenin günahı yok, Sessizce kalbimi izle, Doğduğum topraklara benziyor kokun. Ardımızda bırakalım, Öksüz büyüyen kardelenleri. Anlayacaksın, Boyun eğmek değilmiş aşk. Güzel günler vaat ediyor gözlerin Beni ömrünün başucuna koy. Devrim Yalçın |
Adam Gibi Ben seni hiç sevmedim ki Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim Birde yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip, Gözlerinde tutulan. Ben seni hiç sevmedim ki Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim Kurşunları sevdim beni vurduğunda Ağlamayı sevdim unuttuğunda Yalnız olduğumu anladığımda Ayakta kalmamı sevdim Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini İkindide yağmur gibi Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi Ben seni hiç sevmedim ki Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim Menekşeyle konuşmanı Nisan'a hatırlatmanı Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını Düştüğün zaman kanayan yaralarını Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman Sakız satan çocukları Yeni çıkan şarkıları Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte Ben seni hiç sevmedim ki Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın Ağlayan yüzünde İsa'nın Ferahlatan gücüyle duanın Korkutan yanıyla nar'ın İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne Gülün üstüne Tutunduğum umudun üstüne Korkunun üstüne Hep senin üstüne, hep senin üstüne Ben seni hiç sevmedim ki Gittiğin zaman gitmeni sevdim Evreni sevdim geldiğin zaman Kalmanı sevdim Korkuyordum sana alışmaktan Yine de sevdim gülümsemeyi Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından Kırlara ilk kar düştüğü zaman Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim Seni içimde öldürdüğüm zaman Ben seni hiç sevmedim ki Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim Birde yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip, Gözlerinde tutulan. Düştüğün zaman kanayan yaralarını Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman Sakız satan çocukları Yeni çıkan şarkıları Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte Ben sevdimmi adam gibi severim... İ.Sadri |
SENİ SEVMEK şiir yazmak gibi birşey seni sevmek kalem tutmak gibi resim yapmak gibi bir şey seni sevmek bir tual'i dünyaya savurmak gibi geceleyin gökyüzüne bakmak gibi birşey seni sevmek karanlık soğuk yıldızlı bulutların üstünden atlayarak kendini boşluğa bırakmak gibi uçurumun kıyısından yalınayak yürümek gibi birşey seni sevmek taşa toprağa dikene direnmek gibi siyaha beyaz diyip kızılı sevmek gibi uçmak gibi birşey seni sevmek ve zalim bir avcıya vurulmak gibi telaşlı yaralı ürkek bir sedyenin üstünde taşınmak gibi ölmek gibi birşey seni sevmek efsun dolu sonsuz gizemli ve yeniden dirilmek gibi ölürcesine sevmek |
Akdeniz Sevdası Torosların karlı doruklarından, Çağlayarak iner. Bir çınar dibinden geçerken, Başı dumanlı dağlar, Çamsakızı kokusuyla uğurlar. Yosun tutmuş kayalıklardan, Bırakır kendini kanyona, Ala geyiklerle vedalaşır, İner, Bayramlığını giymiş Çukurova'ya. Salkım söğüte selam verir, Akar nazlı nazlı. Hiç acelesi yok, Kavuşmuştur sarı sıcağına, Portakal çiçeği kokusuna, Pamuk tarlasına. Yolunu uzatır artık. Dolanır durur ovada. Yüreği kaldı Toroslarda. Gecikmiş de olsa, Bir öpücük kondurur, Akdeniz'in tuzlu dudağına. 30.05.2006 / Adana Murat Akcan |
Henüz aksam saatleri Birazdan görünecek katran karası acı gece Nedir bu itirimsi hüzün kokusu Acıtacak canımı yine, yokluğunla gelen bayramlar Saracak dört bir yanımı dalga dalga sensizlik saatleri Sevdâ türküleri söylenecek dakilar boyu Vuslata dair şiirler okunacak gözler nemli Ne zaman gelebileceksin Deyiversen. Bir geliversen... Ne zaman sen kokacak odası, kahve gözlü kadının Ne zaman açacak hüznünün çiçeği, kokusu vuslat Gelişin hangi mevsim olacak? Sancılarımı dindiren ilacım Dizlerimin dermanı dediğim Sonbaharım bildiğim Bekleyişlerimin umudu Sen Ahh sen... Kara gece doğmadan Bir geliversen. |
Gül yüzlerde solmuş güller açmaz oldu söyle Niçin garip aşıklar düşmüş sefil yüreklerde Sevda bağlarında bülbül feryat eder güle Aşık şem a yanar sevmeyi bilmeyene Kaç aşık bir maşuk uğruna düştü çöllere Umut besledi benim gibi kuru bir gülde Aşık olanın derdi vuslat bulmaktır sevgiliye Naz eder sevmeyi bilmeyen merhametsiz zalimce Kim var benim gibi derde düş olup aşka yanan Bir hayale uğrunda koşan varmı benim gibi yorulmadan Aşk ehlinden olup ölümü bekleyen aşkı tatmadan Varmıdır benim gibi Firavun yürekliye aşk ilan eden Zaman nedir sevmeyi bilmeyene aşk hikayedir Çile dost olur şem a yanan aşığa şerbettir Zehir aşık olan için bir tebessüm ilk bahardır Sevmeyi bilmeyen ne anlasın aşk sevgi nedir Alıntı |
Unuttuğum /madığım.. Vardın ya Hani , Bir zaman .. Gelirdin Geceme ve Alırdım Hayalini Koynuma .. Sarılırdın Sımsıkı .. Siyaha Bürünmüş Gecemi Çalardın Benden ve Boyardı Gözlerin Gecemi , Kendi Rengine .. Bazen Mavi Bazen Yeşil ... İkimizide Attığım Olurdu arada bir , Siyahın İçine .. Rüzgar Eserdi .. Saçlarını Estirirdim Fırtınaya Özenip .. Hani O Saçların ... Kıpkırmızı .. Bir de Ellerin vardı .. Kınalı Kınalı .. keserdim Ağlamayı .. Unuturdum Dünyayı , Acıları .. Gitmek vardı .. Gözlerinde uzaklara Gitmek .. Yatmak Vardı .. Kendime Zindan Yaptığım Gözlerinde .. Mesele gitmekmiydi , ya da kaçmak .. Anlaşılmayan anlamamakmıydı kaçınılmazı .. Engel olunamayan yokoluşları .. İçmek Vardı Bir de .. Gözlerinde Zamanı içmek , Sarhoş olmak sızarcasına .. Gitmekten Öte Ulaşmak Vardı .. Gözlerinde Hayatın Anlamına ulaşmak .. Ah o Gözlerin .. Canımın gizlisinde , yüreğimin bir köşesinde öyle bir can idin ki .. Kan değil , sevdam akardı geceye ... Sıktıça Yüreğimi göstermezdim kanı , sevdaydı benimkisi ... Duymaktı Sevda , Seni Seviyorum diyişini .. Susmaktı .. Gözlerinde susmak .. Ustura gibi... Hani O Gözlerin .. |
Kaybettiğimiz Düşünce Ey bütün ihtişamıyla Bize yokluğunu hissettiren! Yeniden doğ ruhumuza. Bulutlar sana … Yağmurlar sana… Ve… Gökyüzü bütün ihtişamıyla, Anlatır sana sonsuzluğu. Bahar yüklüsün düşüncelerde, Yağmur düşer toprağına. Kaybettiğimiz düşünce ellerde. Gül kokusu yayılır her tarafa. Dirilten ahengiyle her sabah, Ufukları andıran düşünceler. …Ötelerde. Ve… Ötelerde bulur o sevdayı. Andırır canlara susamışlığı. Hakka muştak engin gönüller, Arar mutluluğu taa ötelerde… YÜCEL DEMİRTAŞ |
Hayattan Sadece Iki Kare Hayatı hep siyah bir kareden seyrettim Giremedim pembe hayatın içine. Sevinemedim hayatta yalan gülümsemelerle Öteki plandaydım hep itilmişcesine. Kimsenin kölesi olmadım ölmüşcesine Sana öldüm dirilmemek üzere. Hayat bir objektifse hadi bak ve gülümse Bende gamzeler kayboldu seni sevince. Bensiz bir hayatında başarılar Ve gidiyorum sonunda önümü görmeden ölüme. İsmet İnanç Şahin |
Yıldızlar tutuşmuş, Gökyüzü yanıyor… Sonsuz akşamların, Gülümsüyor çehresi… Yeniden solukluyor, Mahküm bakışları… Ay gülümsüyor, Buruk kalbi ile… Ve… El sallıyor, Yukardan yıldızlar… Bulutlar inat, Güneşler doğuyor… Yıldızlar tutuşmuş, Gökyüzü yanıyor… YÜCEL DEMİRTAŞ |
Dost Dediğin Dost dediğin Dostun yüreğinden geçeni bilmeli Dost dediğin Dostunu karşılıksız sevmeli Dost dediğin Verecekse almadan vermeli Dost dediğin Yüreği kan ağlarken, dost için gülmeli Dost dediğin Kara toprak gibi sadık kalabilmeli Dost dediğin Sığınacak yerin yoksa kucağını açabilmeli Dost dediğin Güne sıcak bir güneş olup doğabilmeli Dost dediğin Geceye parlayan yıldız olabilmeli Dost dediğin Sırtını yasladığın asırlık bir çınar Dost dediğin Gerektiğinde bir kalkan olabilmeli Dost dediğin ***** kurşuna göğsünü siper yapabilmeli Dost dediğin Velhasıl dost olduğunu bilmeli Dost dediğin İki yüreği bir beden sayabilmeli Ben herkese dost demem Benim dostum Yüreğimin sesini uzaklardan duyabilmeli Dost o zaman dosttur Dost dediğin Bir batında doğan kardeş bile olabilmeli Salih ÖZALAŞAN |
Sadece Kendini Getir Bana Gelirsen pırıl pırıl bakışlarınla gelmelisin ve mutlulugu asmalısın sol omzuna. Bakıslarına kan dökmemelisin, kinden, nefretten, her tür tuzaktan arinarak çıkmalısın yola. Hayatı taşıyacak kadar yürekli olmalı küçük parmaklarin, avuçlarının içiyse her dem ıslak olmalı. Gelirsen gözlerini getirmelisin, içlerinde bakmaya doyamayacagım umut dolu gözbebeklerini de almalısın yanına. Bir ceylanı bile kıskandıracak o nefis yürüyüşünle gelmelisin bana. Yürek titreten gülüslerini de almalisin yanina ve akmalısın yüregime daha ilk merhaba demek için hazırlık yaptıgım anda. Ardında bıraktıgın sözcüklerin tümünü silerek hafizandan, o öpmeye kıyamadıgım dudaklarınla gelmelisin. Günesi getirmelisin gelirken, karanlıkların üzerine çullanmalıyız seninle ve içimize gömmeliyiz karanligi. Hayatla basa çıkabılecek kadar sert, en küçük kırılmada parçalanacak kadar yumusak bir yürekle gelmelisin bana gelirsen. Minicik öykülerinle gelmelisin, bir kedi kadar sessiz, bir kaplan kadar yırtıcı olmalısın yola çıktıgın andan itibaren. Seni dinleme zevkini de getirmelisin bana, dudaklarindan dökülen her sözcügü içmeliyim kana kana. Feslegen kokulu saçlarınla gel gelirsen ve içinden topladigin çiçeklerini ver bana. Yüreginden sessizce süzülen nehirlerini getir bana, utangaçlıklarını, sokulganlıklarını, çılgınlıklarını da yanına yoldas yaparak. Ama neyse sen bana aldirma. Unut yukarida istediklerimin tümünü. "Gelirsen Sadece Kendini Getir Bana ." |
Samandira Hayirsiz ogluyum babamin hic buyumeyen hala Topkapi'ya dogru uzanir kimsecikler gormeden hinzir bir cocuk gibi kapisini calip kacarim Istanbul'un Hayirsiz ogluyum babamin ticareti sevmeyen para icin kosturulan yaris atlarinin terlerini bir akvaryumda toplar icinde denizati beslerim Hayirsiz ogluyum babamin yollarda dalgin yuruyen ama adliyenin coplugunde buldugu dolmakalemi cocuklarina getirmek icin ortasindan yapistiran temizlik iscisi kacmaz gozlerimden Hayirsiz ogluyum babamin bir parka dikilirse bir gun sairlerin heykelleri benim yerim bos kalsin ve payima hayirsiz ada aciklarina bir samandira birakin Sunay Akın |
Mutluluk kuş değil, konmaz avuçlarına, Kaygısız kaldın aşka, haydi biraz sen yaklaş. Bir tereddüt yapışmış o kirpik uçlarına, Sevecen gönlümüzle daha tanışmadın ki. Uçarsın dallarımdan serçeler gibi ürkek, Ne niyetin bellidir, ne de tuttuğun dilek Dudakların sır vermez, ama gözlerin selek, Utangaç aşık gibi, kaçtın, konuşmadın ki. Kaşın çatıldığında şafaksız bir gecesin, Hülyalara dalınca çözülmez bilmecesin, Cevapsız sorusun sen ,bilinmezden öncesin, Sendeki aşk arayan kalbe danışmadın ki. Ne han olduğun belli,ne de yolcusun geçen, Yalnızlık enginine,meçhule yelken açan, Sensin yele kapılıp en uzak ufku seçen! Demir atıp bendeki koya yanaşmadın ki. |
Kenarımın süsüyle meşgulken sen, ben yaşama nedenimin gözlerine bakıyordum... Sen pişmanlıklar içinde kıvranırken, bir tek gülüşüne ömür harcarım diyordum ben. Zaman geçip gidiyor derken sen, hayatım sende son bulacak diyordum gülümseyerek... Sen elinden gelen en fazlasını yapıp, "çok seviyorken" ben o kadarcık sevdayla sardunyalarımı suluyordum. Ve bilir misin sardunyaları yaşatmak zordur bir de yaz gecelerinde.... Yüzün sinmiş düşlerime Lekeleri çıkmıyor gülüşünün Suçu yıktın üzerime Yargılıyor masumiyetin İstemezdim böyle bitsin Üzülmeni istemedim Güç almak ister misin Ellerimi göndereyim İncittiysem özür dilerim bebeğim Kirlettiysem özür dilerim İncittiysem özür dilerim bebeğim, kirlettiysem özür dilerim........ Şayet bir gün, bir saat, bir dakika bile değil, bir an bile olsa mutsuz ettiysem seni..... Özür Dilerim..... |
GerçekLerim Yeter MutLuluğuma... çok istediğin (!) baş rolü başkası kaptı tatlım. İzlemek kaldı sana bir tek.. Bilmediğin o kelimeyi izleyerek nasıl öğreniceksin bilmiyorum. Bu sefer aşkı ben oynuyorum sevgili Hani demiş ya muhtesem şair ‘ Beni anladığın da aşkı da anlayacaksın.’ Ben artık beklemiyorum senden anlamanı Ne beni ne de aşkı. Sadece görmeni istiyorum o yaşadığını sandığın aşkı.. Ben şimdi sadakatı oynuyorum sevgili.. O bir türlü beceremediğini.. Maskeni bana bırakıp gittiğinde kalan sadakati.. Işık söndü ve tükendi aşkın.. Olmayan aşkın mı demeliydim yoksa.. ‘Seni seviyorum’lara yükledin sen aşkı. Fazla geldi kaldıramadı yüreğin. Dudaklar kapandı ve sustu sözlerim.. Ön sıralardan aldım biletini.. Bir tane de değil hem de ! Yanındaki de öğrensin istedim aşkı. Darılma sevgili izle gerçek aşkı istedim !. Kitap kapandı ve masal bitti sevgili .. Benim ihtiyacım yok artık masallara. Gerçeklerim yeter mutluluğuma Alıntı |
Tutsaklığımdır suskunluğumun sebebi… Sensizliğe mahkum edilirken, susma hakkımı kullanıyorum acılara karşı… “Suskunluğuma susma !..” Sükut bana mahsus !...Çığlığım içimde mahpus… Senin dağların var ,upuzun çayırların.. Çık ve haykır acılarını bağımsız gökyüzüne.. “Suskunluğuma susma !...” Sesimi çaldılar bu beton yığınlarında.. Ben şimdi kime yankı olayım.. Sesime kimlik isteme Sevgili !...HÜKÜMLÜDÜR… Bir türlü konuşamadıklarım arkamdan ağladı hep.. oysa uzun cümleler kurardım bağıra-çağıra. Uzun cümlelerim tel örgülerde kısaldı sevgili.. Şimdi soğuk bir kış çalıyor kapımı.. ARALIK kapıdan soğuk geliyor.. Kapı ARALIK tan soğuk… Bu aşk burada donuyor sevgili… içim kış… dışım buz…dilim sus… Bu aşk burada donuyor sevgili… Hüzünle karışık kar yağıyor dışarıda.. Ben kardan hüzün yapıyorum bahçede.. yuvarlana-birike çığ oluyor hüznüm.. Bir Off çeksem çığ düşer üstüne .. ÇEKMİYORUM… Sensizliğin en kuzeyinde üşüyorum. İçim kış…dışım buz…dilim sus… Bu aşk burada donuyor sevgili… Bu aşk burada : DÜ-ŞÜ-YO-RUM |
Kimliksizliğin Kimliğim Kimseliksiz söndürdü kaybolmuş gerçeği Aitliğiyle kalabalığın koynuna karışıp Aldı mı kalan hatıra kırıntılarını Azık niyetine dolanır dilinde Sözcük ardiyesinden ... Aşk kimdi? Aitlik mi? Kayboluş mu? Gerçeği kimseliksiz söndürdü kaybolmuşluğuyla Hezeyan heyelanlarında düşürülmüş aşkı Şizofrenliğinde tutulmuş sanrılı sancılara Parçalanmaya başlamış çorak sevdalar... Çığlık kayalıklarından savrulmuşçasına Aşk neydi? Kimseliksiz mi? Gülümsemeler mi? Gerçeği söndürdü kaybolmuşluğu Hayata kanıklığından sıkılmış Özgürlüğün hasretinde bul/anmış Mutluluğa can alıcı anında tutunup Bıraktı yürek eyyam akımında ağlama işini... Kapıldı vaktine... Söndürdü gerçeği kaybolmuş kimseliksiz... Hilal Zaman |
Adiloş Bebenin Ninnisi Doğdun, Üç gün aç tuttuk Üç gün meme vermedik sana Adiloş Bebem, Hasta düşmeyesin diye, Töremiz böyle diye, Saldır şimdi memeye, Saldır da büyü... Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır, Bunlar, Aşımıza, ekmeğimize Göz koyanlardır, Tanı bunları, Tanı da büyü... Bu, namustur Künyemize kazınmış, Bu da sabır, Ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara Sarıl da büyü. Ahmed Arif |
Sevdan Beni Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz, uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni... Ahmed Arif |
Kalbim Dinamit Kuyusu Beni, gözlerin götürür Gözlerin Aşkla, acıyla... Kuşatmışlar Sesimi, soluğumu Kesilmiş Tuz-ekmek payım Vurgunum Ve darda, Gözaltındayım. Dal, kor keser Penceremde açarsa Kuş, vurulur Üzerimden uçarsa. Ve hal böyle böyle, Yol bu yöndeyken Gelir, Ki her gelişinde Daha da içten Gelir, Soluk soluğa Benim olursun. Amansız sarmasında Kollarımın Esrik, Çığlık çığlığa Erir, kar gibi vücudun... Nicedir, ***** ağzında Bir salgın, Bir deprem gibi künyemiz. Nicedir, Başımıza zindan dünyamız. Biz ki Yarınıyız halkın, Umudu, yüzakıyız, Hıncı, namusu... Şafakları, Taa şafakları Hey canım, Kalbim Dinamit kuyusu... Ahmed Arif |
UY HAVAR Yangınlar, ***** fakları, Korku çığları Ve irin selleri, aç yırtıcılar, Suyu zehir bıçaklar ortasındasın. Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! Pusatsız, duldasız, üryan Bir cana bir de başa Seher vakti leylim -leylim Cellat nişangahlar aynasındasın. Oy sevmişim ben seni... Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu! He canım... Çiçekdağı kıtlık, kıran, Gül açmaz, çağla dökmez. Vurur alnım şakına Vurur çakmaktaşı kayalarıyla Küfrünü, Medetsiz, Munzur. Şahmurat Suyu kan akar Ve ben şairim. Namus işçisiyim yani Yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, Ne salkım bir bakış Resmin çekeyim, Ne kınsız bir rüzgar Mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni... Ve sen daha demincek, Yıllar da geçse demincek, Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm, Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim, Yaran derine gitmiş, Fitil tutmaz, bilirim. Ama hesap dağlarladır, Umut, dağlarla. Düşün, uzay çağında bir ayağımız, Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri Düşün, olasılık, atom fiziği Ve bizi biz eden amansız sevda, Atıp bir kıyıya iki zamın Yarının çocukları, gülleri için Herbirinin ayvatüyü, çilleri için, Koymuş postasını, Görmüş restini. He canım, Sen getir üstünü. Uy havar! Muhammed, İsa aşkına, Yattığın ranza aşkına, Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü! Benim de boş yanım hançer yalımı Ve zulamda kan-ter içinde, asi, He desem, koparacak dizginlerini Yediveren gül kardeşi bir arzu Oy sevmişem ben seni... Ahmed Arif |
Togliatti Palmiro, Palmiro şanlı işçi Sıcak yaralarındaki barut kokusu kesik, anaların sütü Ve kaçmıştır bebelerin uykusu Koku katedrallerinde yarımadanın Gün görmüş meydanları Roma´nın Bizimledir Mavi mavi eser deniz meltemi Sicilya´nın güneşli kalçaları Bizimle kartpostal dalgınlığında Napoli bahçeleri Bizden yanadır hava Bizden yanadır su Bizden yanadır Sinyor de Gasperi´nin Ve bütün sinyorların korkusu Ürkmüştür manastır fareleri. Ahmed Arif |
Unutamadığım Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın, Tavşan kanı, kınalı-berrak. Yenerdim acıları, *****likleri... Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı. Gözlerin hani? "To be or not to be" değil. "Cogito ergo sum" hiç değil... Asıl iş, anlamak kaçınılmaz´ı, Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı. İçmek, Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil,sevdamız akardı geceye, Sıktıkça cellad, Kemendi... Duymak, Gözlerinde duymak üç-ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak, Ustura gibi... Gözlerin hani? Ahmed Arif |
SEN VARKEN Sen varken hic üzülmedim günesin batisina hic dalmadim derinlere aksamlari Bir basima kalsamda geceleri hic aglamadim sabahlara kadar oyuncagini kaybetmis cocuklar gibi Sen varken hic seyretmedim penceremdeki damlalari hic gezmedim yagmurlu sokaklarda Üzülsemde bagzi günlerde darginligimiza hic küsmedim kaderime isyan etmedim deliler gibi Sen varken hic ugramazdim meyhanelere hic icmezdim ölmek istercesine Bir iki kadeh atsamda arkadaslarla hic care aramazdim meylerde hayatini unutmus sarhoslar gibi Sen varken hic uykusuz kalmazdim günlerce hic siir yazmazdim yalniz kaldigim gecelerde. Bir gökyüzü hayal ederdim hep hic düsünemezdim bu sevdanin solacagini bitecegini rüyalarim gibi Sen varken günes bir baska dogardi ufukta Sen varken güller acardi kis gününde Sen varken yildizlar isik sacardi gökyüzüne bir anlami vardi sanki hayat dedigimiz yalanin ama ne yazik ki ask hayatmis, ve hayat da yalanmis Bir avuc hatira kaldi senden resimlerde anilarimda Bir masal gibi gelip gecti sanki zaman, sonu cok cabuk gelen ve de herzaman kötü biten bir roman gibiydi sanki seninle hayatim Zaten ne senden öncesini yasayabildim ne de senden sonrasini Nedenini bilmiyorum ama beceremedim! En azindan anilarimda yasayan, tertemiz bir romanim var simdi Sevgimi icine hapsettigim ve ben ölene kadar yüregimde saklayacagim bir roman Bir roman ki…. Sen varken`le baslayip sen yok ken`le biten -alintidir- |
MERHABA Gün açar, Karın verir yağmurlu toprak. İncesu Deresi, merhaba. Saçakta serçeler daha çılgındır, Bulutlarda kartal, Daha çalımlı. Koparır göğsünden bir düğme daha, Tezkere bekliyen biri. İncesu Deresi, merhaba. Genç bayraklar vardır, Barış düşünür, Kuyularda işçi mavilikleri. Ben hepsini düşünürüm, Yirmidört saat Ve seni düşünürüm, Karanlık, hırslı... Seni, cihanların aziz meyvası İlan-ı aşk makamından bir mısra, Yeşerip, kımıldar içimde, Düşer aklıma gözlerin... Oysa murad alamam. Oysa akdan-karadan Bilirim, payım bu kadar... Unutmuş gülmeyi gözbebeklerim. Unutmuş dudaklarım öpmeyi. İncesu Deresi, merhaba... Ahmed Arif |
Hesap Vermelisin... Cellâdım olan gecede uyandım... Kıran girmiş düşlerimden ayıkladım, Güvelenmemiş umutlarımı... Fitil tutmayan yaralarım kabuk bağladı, O bile postasını koyduğun ayrılığa dayanamadı... Ben he desem düşecekken rüyalarımdan, Yangınlara attım kalbimi sen kal içimde... Vazgeçtim her şeyimden beynime saplayacağın kurşunu gözlerim... Küf kokar bıraktığın hasret mısralarımın tüyü kalmadı... Yaram derinlere indi beni deli eden amansız sevda... Ömrümü feda ettiğim yarınlara saldım serçelerimi, Özgürlük namesi topladım güneşin kavurduğu tarlalardan... Zulama aldım yalnızlık dolu türküleri, Şakağıma dayadım gözlerini çek mermi çek vur beni... Kurşun sesi uçursun hasret kuşlarımı, Çiçeklerim boynunu büksün... Kan sıçrasın umutlarıma... Alışkınım nasıl olsa... Sol yanım üryan sen gideli... Restini çektiğin esmerliğim elimde kalan... Kor olan yangınlarım harlanmaya hazır... Sözlerim daha demli şimdi, Ellerimin feri kalmadı resmin soldu avuçlarımda... Dizlerim tutmaz koşamam ucuz yollu intiharlara... Yalnız koyduğun geceler sırdaşım şimdi, Eşlik eder bulmama seni... Pazarlıksız sevdamla beklerim seni... Songül Karadağ Taştan |
LEYLİM LEYLİM Leylim - leylim dünyamızın yarısı Al - yeşil bahar, Yarısı kar olanda Gene kavim - kardaş, can - cana düşman, Gene yediboğum akrep, Sarı engerek, Alnımızın aklığında **** işi zulüm Ve canım yarı geceler Çift kanat kapılarına karşı darağaçları, Mahpusanede çeşme Yandan akar olanda, Gelmiş yoklamış ecel Kaburgam arasından. Yoklasın hele... Çağıdır, can dayanmaz, Çağıdır, en çatal, en ası, Cehennem koncası memelerinin. Çağıdır, kırk gün - kırk gece Kolların boynuma kement, Ha canım kötüye inat... Vah ki ne desem, Kurşunları namlulara sürülü, İki elleri kan, Baskıncılar uykumuzu yıkar olanda, Alır yüreğim: Yankın yasak, aynalara. İnemem bahçende talan, Tam, boş yanı bu, derim namussuzun, Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken, Aklıma düşüyorsun Ellerim arık... Bilmiş Bütün zulalar Eğri hançer, kara mavzer, kan pusu. Ve insan düşüncesinin o en ******, O en ayıp, frengili yemişi, Çıldırtılmış uranyum Bilmiş, Bilsinler! Sana nasıl yandığımı Uuuuy gelin... İşte kan tutmuş korsanlar, Haramla beslenmiş azgın, Düzmece peygamberler Ve cüceleri Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı, İşte bir kez daha Bu can bendeyken, Delin, divanenim işte Uuuuy gelin... Bu yasaklar, Firavun kalıntısı. Yoksun, Akdan - karadan. Gizline, canevine kurulu faklar. Gün ola, umut kesip korkunç yetinden, Murdar tutkusuna dünyasızlığın, Gün ola, düşesin bekler. Düşme! Ölürüm... Gözlerinden, gözlerinden olurum. Leylim - leylim Ayvalar nar olanda Sen bana yar olanda. Belalı başımıza Dünyalar dar olanda. Ahmed Arif |
Bu gece yağmur yağıyor Yine sensiz ıslak sokaklarda ben Bu uzaklara hakim olan rüzgar Nefes alışımı engelliyor Damarlarımdaki kanımda sevgiyi, aşkı Ve bir yudum da hüzünü hissediyorum Yine düştün aklıma, ağlıyorum, yanıyorum Gözyaşlarımla sırıl sıklam olmuş sokaklarda Sessiz bir köşeye oturuyorum Özlüyorum, hiç görmediğim dizlerinde uyumayı Istiyorum, rengini bilmediğim saçlarına dokunmayı Bekliyorum, bir gün seninle bu sokaklarda dolaşmayı Bil artık ilk göz ağrım, gönül gözünü aç ve dinle; Her nerde olursan ol, her nasıl olursan ol Beni kendinden ayrı görme Bu kadar gönülden bağlanmışım bi kere Yüreğimle bütünleşerek, zor da olsa Kalbine sesleniyorum. Yüreğindeyim, sesindeyim Benim sen olduğumu bil artik ve unutma… Gözlerimde bir çiğ damlası, bir umut tanesi Hani bir gün gelirde sendeki beni görürsen diye Olur ya, yaralı kalbimle öylesine Seni beklemekte olduğumu bilirsin diye Bakışlarının kurşun olduğunu Ve yüreğimi hedef seçtiğini anlarsin diye Hani bir gün olsun sende gelirde Bir gün olsun beni seversin diye Ben hep gözyaşlarımla donatılmış bu ayaz, Karanlık, sensiz çıplak sokaklarda seni bekleyeceğim… Sokakların gözyaşları, insanların ağıtları olsamda Yokluğunda acılar çekip, bedenim günden güne erise de Yanlızlığım ecelim, sevmemin bedeni kefeni giymek ise Bu ıslak sokaklar şahidim olsun |
Öyle Yıkma öyle yıkma kendini öyle mahsun, öyle garip... nerede olursan ol içerde, dışarda, derste, sırada, yürü üstüne üstüne tükür yüzüne celladın fırsatçının, fesatçının, hayının... dayan kitap ile dayan iş ile tırnak ile, diş ile umut ile, sevda ile, düş ile dayan rüsva etme beni! Ahmed Arif |
Eksik kalmış bir sevda mektubu Bitirilemeyen bir veda İmgesiz bir şiir gibi… Senin varlığın bir yanımda, Bir yanda ürküten bir hürriyetin kıyısında, Başlanmamış bir hayatın gizemiyle Vaadkar ve kaypak bir dünya… Başımı alıp gidemiyorum kavgasız bir ölüm gibi Cümleler uzuyor, veda nutkunu atarken sana Her yanda mevsim yine yaz Gidemiyorum göçmen turnaların ardından Ve başımda eksik kalmış cümlelerin uğultusu Yüklemler köşe bucak kaçıyor Anlatamıyorum .. Gözlerimi açsam kirpiklerim kuruyor İradesi bitmiş cümlelerimi duyamıyorsun artık Bir sözcük olsun bütün hayatım kulaklarında Ruhum yorgun bir sergüzeşte yeniden Daha yaşamak istiyorum seni Tutsaklığında yaşat beni, hürriyetim ol Yaşamayan şiirlerim için imge… Ben sana sevda muktupları yazan yorgun bir katip Seni bırakıp buralardan gidemiyorum. |
| Saat: 13:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık