![]() |
O ıslak bakan gözlerinde, bir mutluluk arar bakışlarım, gözyaşının altına sığınmış acılarınla, yine sev beni. Zannetme ki, zaman her zaman ki gibi kagıtlar mey, kalem mezem şiir hüzün şimdi. Sahile yazdığım ismini dalgalar siledursun, ben bıkmam yazarım, dalgalar yorulsun sen yeter ki, yine sev beni. Gördün mü zamanı, aşka siper olmuş dil durmuş, gönül yorulmuş olan yine aşka olmuş. Senden uzakta bir kandil tükeniyor, üflesen alevi, tarumar oluyor tut nefesi, gönül hicran doluyor. osman yılmaz |
Cadde Güzeli Geziniverir Caddede Bir Aşağı Bir Yukarı Yollar Sanki Onun Yok Başkası. 12.05.2001 Alkım Saygın |
İKAZ ergen terazi, sarkık kalem ve çürüyen bun ağaran bir cürm, leyle yetişen o mum seni ters-düz eden neydi ey kahin diline pelesenk olan çitlerin oyuncağı ne kan kırmızı hayallerin yonca tuttuğu ölü nedir ikrarını yumruklayan bu soluk bir kuş kanadı sayfalara revan olan ağrıyan uykusunda önemi yok bu sesin yok diz çöken sersemliğinde tül ve duvar ah o yaşanabilir uzaklığın getirdiği hüzün ah o çeşmine ömür katan aydınlık küçük paketler(halin)de satışa sunulan dünya tepeleme ruhlar giriyor çarşının başucundan kapıyı çalan kim kimdir kızların soluğuna sarılıp da ağlayan bayım bu sizin evcil erkekliğiniz bu sizin çıldıran fethinizin geri dönmüş nefsidir bulutlar bugün ayine geç kaldı bak buruşturuyor eteğini son durakta bir kadın elleri neden takılıyor omuzuna alayların bak tahtaları sıkışık bir tabuttan kaçan aşk biliyor af edilir kurtarılan cüssesiyle yeşil hilesinden tanıyın ayak diremekten feri kesildi vaaz saçlarımla sarkıtılan geceden bu son ikaz Habibe GENÇ |
Ben Aşk Adamıyım Dolaştığım denizlerce düşünüyorum, Bineceğim son gemi değil midir Hayır sahibi omuzlarda giden tabut. Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer, Derdim ki: "Elbet bir ağlayanım olur benim de; Ramazan geceleri Yasin okuyanım, Baharda kabrime menekşe getirenim de." Fakat bütün bunlar da olur, Yine tasa etmem, Yine kırılmam kimseye. Ben aşk adamıyım, Sevmeye geldim insanları, Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye; Hesapsız, karşılıksız, Ayrılık gayrılık gözetmeden. Gün gelip gidersem şayet, Öyle severekten gideceğim ki, Karanlık kıyılardan bile olsa, Candan selamlarım, Civarımdan geçecek gemileri; Güneşli gemileri; Şarkılı gemileri; İçlerinde kendim varmışım gibi! cahit sitki taranci- |
Can Olur musun Sen göz bebegimde parlayan bir ışık Dudaklarımdan dökülen bir name Rüyalarımda dolaşan bir melek Her an gönlümde açan renkli bir çiçek olur musun Anılarımdan silinmeyen bir hatıra Benliğimden kopmayan bir parça Damarlarımda dolaşan bir kan Bana hayat veren canımın içinde can olur musun Tarık Fikirli |
UTANMA SAATİ düşünmek ölmek olduğundan bazen boğaza takılan bir gemi gibi yutkunamazsın buğusuyla örtünen yabancı süzülen ışığıyla akıyor onulmaz hüzün ağır başlı bilgelerin hafifliğine karşı gelmez artık öfkeyi tepeleyen us bütün merdivenlerin çıktığı bir hıçkırık gönül aşınması henüz hastalıklı ten tenha bahçenin meyvesine tutkun bak duruyor pişmanlığın güneşi ve geçiyor vakti utanma saatinin Habibe GENÇ |
Sesleniş Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi... Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma bizi... Bagimsizlik, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi... Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkim, unutma bizi... Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere. Asildik ey halkim, unutma bizi... Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina, demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi... Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey halkim, unutma bizi. Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi... Uğur Mumcu |
mestâne Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye... nur sürüyor üryan sesime o seyyâl beste münevver bir ummandır gönlüm dökül âheste kemâlimsin sözün beyza sînemiz mübâdil nasıl sökülür töz gül kokuyor hane-i dil can içimde can ol Hakka varsın bu selâmet şâyândır güze gazelin sabrımız metanet vecd ile mukaddes meşrebi gamlı bu cihan meczuba şemstir aşk söndürmesin yaradan irfan ol cahilin fikrine uyansın mahşer kabrin kapısı kilden silinmiyor mukadder bülbüle âşiyân neşvesi gaib bu bâğbân nasıl diner ey gûlçin serde mihnet-i derman Ferhat Gülsün |
Bakışın güneşti bakışımda Çölde batan güneş kızıllığına döndü gidişin Busenle mühürlü kaldı dudaklarım Kalbimin sızıyla fırtınaya döner rüzgar Yağmurla düştü hüznüm yollara Kentin ışıkları söner bakışınla Gündüze çevrilir geceler Sonbahar olur musun bahar bakışınla Başka yüzlerde doğmaz güneşim Tutsakken gözlerim sevdana Bir avuç kül yüreğimde bırakarak Gidebilir misin arkana bakmadan Ölümüne sevmek suç mu Suçum sevmekse Kurşunla öldür bakışımı Kır parçala gönül aynamı Sevdalara doğru yürür buzda ayrılık Gidebilir misin seni delicesine severken Atabilir misin gönlümü kör kuyulara Gidebilirsen git artık Aşk katili edasıyla git Git gidebilirsen Güneş ışığına düşen çiğ tanesiyim Buharlaşır yükselirim gökyüzüne Bulutlara anlatırım seni Anlatırım eriten aşkını Sevdam karışır yağmur damlalarına Yürekten gidebilir misin Gidebilir misin bakmadan arkana Karışır uzun havalara yangınım Ozanların yüreğine düşer ahım İz bırakırım türkülere Kelimelerle boyanmaz yalancı bahar Düş cinayetlerine uyanmasın sabahlar Ruhum asılı kaldı sağanaklara Döndüm çöl vahasında üşüyen kaktüse Yağmurdan önce gel Sağanak gülüşlerinle ıslanayım nurten tarım |
sevgilim Akıllı kadınsın diyorsun bana, Bu gün telefonda. Bu akıl sana olan duygularımı anlatmaya yetmiyor ki, Ayrılıklar, Sonbahar yaprak dökümü yüreğimde, Gözlerim yaş içinde sensiz gecelerde, Soğuk odalardaki yokluğuna sarılıyorum, Seni ve hayallerimizi kucaklıyorum. Elbise dolabındaki kalan giysilerine sarılıyorum, Bıraktığın boşluğu ısıtıyorum. Ellerime dokun, yüreğime dokun, Gözlerime dokun sevgilim, Yokluğundaki acılarıma dokun, Dokunuşlar, küçük ağrılar bırakır mı sende, Öyleyse bana bırak tenime tenindeki terinden, Ben sensiz gecelerde Düşünüyorum sevgilim, Adımladığımız bu aç sokakları, Karanlık loş varoşları, Yürüdüğümüz yoksul on yılı düşünüyorum sevgilim, Kimse bu sevgiye destek olmadı, Nasılda acımasızlardı, Biz nasılda acemiydik hayatta, Nasılda acemiydik insanları tanımakta, Hep severdik insanları sevmeyi, Ama yinede beğendiremedik kendimizi, Yoksul sofralardaki tek lüksümüzdü aşkımız, Yokluktan var eden aşkımızı yerdik, doyuncaya dek, Sevgilim, Ben bu gece senin bana verdiğin kudreti düşünüyorum, Bana dayanma gücü veren aşkını düşünüyorum, Seninle değil on yıl, Değil sürünmek vaadetse tanrı, Tanrının bana verdiği bir ömrü, Sana adıyorum sevgilim. özgür han |
| Saat: 11:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık