![]() |
Yine Hayalin Düştü Sancılıydım, Bir yer arıyordum, Sen yoktun, sevgilim… Dağlara çıkmıştım, Dağlar ne güzeldi. Gözlerin gibi kocamandı Sensizdim,hasretin,kokun Sarmıştı bedenimi, Sarhoştum… Sizin hiç erik ağacınız Oldumu GÜLÜM, Sevdinmi dallarını Dolandınmı gövdesine usulca Yoldaş, arkadaş oldunmu hiç. Hasretim..Bebeğim.. Hava karardı yine Akşam oldu yine Çok özledim seni. Sanki yanımdaydın. Ama biliyorum sen yoktun. Kokun,dolandığım boynun, Öptüğüm dudağın, Öldüğüm yanağın, Biliyorum SEN yoktun. Biliyorum, Bana YİNE Senin HAYALİN DÜŞTÜ Resminde, Yine bana sana bakmak düştü… --------Ferudun Ergan |
O her konuşmanda benim oluşum Başka sesi duymak istemiyorum Çünkü senin sesin var içinde Başka bir şey görmek istemiyorum Çünkü o esmer duruşun ve Kaybolmasını istemediğim gülüşlerin var içinde Böyle yaşamak istemiyorum Çünkü sen varsın kalbimde O her gülüşünde deniz oluşun O her ağladığında yağmur oluşun O her konuşmanda benim oluşum Anlayacağın yaşayamıyorum Çünkü duygularım yaşam anahtarım Beni hayatta tutan o şey yok şuan da bende Kalbim evet kalbim sende sende sende |
YILLAR SONRA Anımsadım sizi Bin dokuz yüz kırk dört Berlin caddeleri … Geçtiniz mahallemizden Bıraktınız aynı izleri … |
Ben ne çabuk sen oldum, Sarardı mevsimin tenindeki dokunuşu, Yağmurlarda üşüdüm. Bekledim seni ey sevdiğim, Hasretine dayanamaz oldu, Şiirlerimin sana her okunuşu. Şehrim suskun, odalarım seni özlercesine İsyan edercesine zamana. Sen ne çabuk geldin, Ne çabuk kendi içimdeki aynalarda kendimdin. Ah kırlangıçların döndüğü vakitlerde Yollarına düştüğüm yârim, Bastığım yerlerde şimdi sensizlik, Uzaklığında içimdeki kimsesizlik Ve çocukluğumda Ruhumu çalan çaresizliktir seni yaşayabilmek. Unutma sen beni, Ne ihtimallerden çıkarım ben sevdalarına, Nede, dönüşü olmayan iklimler eskitir içimdeki aşk'ı sana, Sen benimsin, benimle kalmalısın yaşanmamış her yarına. |
Sende Tükensin Yine akşama baktım Korkarak göz ucuyla Ahh ay bakışlım Sen baktın yine bana Ateşin düştü avuçlarıma Gaybana kıvılcımlar sarıldı dört yanıma. Gece iner birazdan göz kapaklarıma Haram uykular çanak tutar yastığıma Seni artık arpa boyu rüyalarda ararım Islatırım düşlerimi Boğulurum,denizin boyumca dalgasında. Lütfen düş meleğin kanadından Yar gecemi Karanfiller düşür penceremden Perdelerime sinsin nefesin Canım hançerli, hasretin acı Gel düşüme Sil dudaklarınla kan damlalarını. Çal beni bu gecenin sızısından Teninde titresin yarınım Avuçlarında silinsin hüznümün tozları Korkuyorum bu gece can vermekten Gel artık sarıl sahipsizliğime Sende tükensin sensizliğim. Tarık Tan |
Yine bir gece ve yine baş başayım kendimle, işte yine seni bulup kaybettiğim yerdeyim.İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli ya da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım. Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Gerçekten gitmeli miydin, yoksa kalıp yanımda savaşmalı mı?… Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor…Kapanmalı artık gözlerim. Sonsuz bir karanlıkta tek başıma yürümeye devam etmeliyim… Yürümeliyim ardıma bile bakmadan, yürümeliyim parçalayarak değerleri ve sevgileri, yok ederek yaşadığım tüm zamanları…Nasılda acımasız zaman. Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini. Ama yine ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden. Ya da seni ölene kadar yaşatmalıyım içimde….. Ne kadar zor bir karar..Bir yanım: “Bir daha kimse, hiç kimse onun kadar çok sevilmeyecek”, derken, bir yanım sakin, sessiz…Zaman geçiyor, acım dinmiyor. Kapanmıyor yaralarım.. Tükenirken ben, aklımda bir tek sen… Görüyor musun, yine konuşuyorum ama sessizce. Susmayı öğreniyor yüreğim..Ama ben kararımı verdim…Seninle olduğum zamanları düşünmek bile bana mutlulukların en büyüğünü yaşatıyor... Seni Seviyorum ve Ölene Kadar Seveceğim |
Ne İstediğine Bağlı Hayat bir bulutsa Ben rüzgâr ile Savrulmak istemem… Hayat bir yağmursa Ben o buluta Minnet etmem… Hayat bir gülse Ben mevsimlik Yaşamak istemem… Hayat bir çamursa Ben insanları Kirletmek istemem… Hayat bir aşk ise Seninle sonsuza kadar Yaşamak isterim… Hayat bir mutluluksa Onu doyasıya yüreğimde Taşımak isterim… Hayat ben isem Her aynaya baktığımda Yüreğimin içini görerek Ben olduğumu bilmek İsterim… Hayat ben isem Ben beni Yaşamak isterim… ibrahim Mutlu |
BeLKi De aSLa SeVMeYeCeĞiM KiMSeYi...!! Aşk'ı sende yaşamayı istemiştim... Sense,aşk'tan çok sensizliği yaşattın bana... Alıştım artık onada.... Zaman geliyor mutluluk veriyor bana... Senli senzilikler.... AMA YARİMM... Sende beni bensiz yaşa dilerim..... Beni ellerde bulma isterimm.... Hani zaman gelecek,,, Ellerin olacaksın yaaa... Onada bana baktığın gibi bakma isterim.... Onuda benim gibi sevme.... Çünkü;; Ben sevmeyeceğim kimseyi... Seni sevdiğim gibi... Kimselerde acıtmayacak yüreğimi... SENİN ACITTIĞIN GİBİ... |
YALAN Hadi gidiyorsun Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun Herşey gidiyor Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor Solgun bir gül oluyor insan Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun Bakma öyle Ben kanıyorum sen üşüyorsun Kolay değil bir yalan bu Yaralayan koca bir yalan Yalan işte Sevdiğim yalan Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi Yumuşacık sıcak bir yalan Islak gözlerimle geçiyorum Yaralı bir ceylanın kalbinden Ceplerimde kül var Bir yangından arta kalan Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman Herşey bir yalan gibi yandığı zaman Yalnız olduğunu anlıyor insan Anladım ve geçtim Yaralı bir ceylanın kalbinden Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım Nasıl da acımasızdım hatıralarıma karşı Nasıl da umarsız Su gördüm düşümde Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu Sonra sabah oluyor Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu Hayır,diyordu bir dağ köylüsü Hiç bir şey için geç değil Ve geç değil Birşey için hiçbirşey Birşey vardı öyleyse,birşey Beni çeken Güneşin dağdasından uzağa Kocaman çayırlara çeken birşey Gümrah ırmaklara Sonra sıcağa sonra acıya Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan birşey Tutsana beni bırakmasana Olsun, yaralasana Olsun, ağrısada Yalan da olsa kalsana Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım SEN OLMASAN DA ben varım Yağmur yağar, saçlarım filizlenir Bir yıldız düşer omuzlarıma Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan Tanırlar beni En iyi YALANLARINI alırım onların Adresler sorarım kimseler oturmaz orada Ve kimseler olmaz ben sordukça Dağ köylüsü Şimdi gidersen Şimdi git Kalırsan şimdi.. İbrahim Sadri |
Varsın olsun kimse anlamasın beni, Kimse derdim nedir bilmesin Çarelerimin çaresizliğini görmesin Varsın olsun sende anlama beni Derdimin sen oldugunu bilme Tek çaremin sende oldugunu görme Varsın olsun geceler yoldaşım yıldızlar bana uzak kalan ışığım olsun. Geceler yerine seni yoldaşım Yıldızlar yerine seni ışığım bilirim. Gecemde gündüzümde sen olursun Yeterki bir başıma bırakma beni... Mehmet Pektaş Eşber |
Sen benim “İmkansızımsın” demeseydin de, “Seninle her imkansıza göğüs gererim” deseydin… Belki tüm imkansızlıkları yok ederdim seninle… Söylemedin ki… "Sen benimsin" demeseydin de “Ben sana aidim” deseydin… Başka yüreklerde olsan da varlığını hissedebilirdim, bana ait olan hep bende kalır diye… Söylemedin ki… “Senin için her zorlukla savaşırım” değil de; “Senden gelen hiçbir şey zorluk değil” deseydin; İnanırdım yüreğinin sadece benim için çarptığına, cesaretine… Söylemedin ki… “Sen olmadan yaşayamam” değil de, “Sensizlik diye bir şey yok; sen var olmasan da benimlesin” deseydin… İnanırdım sevginin sonsuzluğuna, aşkın sıcaklığına… Söylemedin ki… “Sen benim rüyamsın” değil de “Gerçekleşen rüyamsın” deseydin; Uzağında da olsam yaşatırdım bu gerçeği sende, rüya olmaktan çıkarırdım bizi… Söylemedin ki… “Sen benim eş ruhumsun” değil de, “Sen aslında Bensin” deseydin… Yokluğunda bile devam ettirirdim sen olmayı, kendimi unutmak olsa da sonu… Söylemedin ki… “Seni Seviyorum” değil de, “Seni hep seveceğim” deseydin, Yalan da olsa sevgin, hiç dönmeyecek olsan da inanırdım bana bir gün döneceğine… Beklerdim ömrümün sonuna kadar gelmeyişlerini… Söylemedin ki… “Seni çok özlüyorum” değil de “Seni özlemek bile güzel” deseydin; Ayrı da olsak inanırdım beni her dem yüreğinde yaşattığına, ne kadar uzak olsak da hep yüreğinde yaşayacağıma… Söylemedin ki… “Sen benim için çok özelsin” demeseydin de; “Özel olan her şey sende saklı” deseydin; Kendimi şimdi böyle basit hissetmezdim, söylediğin hakaretlerin altında bu denli ezilmezdim… Söylemedin ki… “Bir gün bitecek” demeseydin de “Aslında seni hiç sevmemişim.” deseydin ; En azından delikanlı biri yaşatırdım yüreğimde… Seni bana kendini tanıttığın gibi değil de, benim tanımak istediğim, O cesur, o gerçekçi, o mücadeleci, o sıcak, o delim kalsaydın benliğimde… Ama yapamadın ki… Yapmadın ki… |
Yorgun Düşünce Yaşamak yaşamak yaşamak, Düşünce, düşünceler Düşüncelerle şekilenemeyen Karmaşık dünyanın Yorgun insanı Bir solukta yağan yağmurun Ardından bıraktığı iz Bir rüya misali akıp geçen yılların Gölgesinde dinlenen Bitkin insanlarıyız Ve hedef...hani! ... Nerede; Sen görebiliyormusun, Yaşayabiliyormusun ki Yaşatamadan, Bu yorgun bedenini, Alaca karanlığa gömer gibi, Bembeyaz bulutların ardından Gülümseyebiliyormusun... Enis Özel |
Dur… Ne olur hemen gitme… Sana diyorum… Basma bir entari içinde yaşlı sevinçlerim Kıpırdamıyor saçlarımın dalgalı ıstırabı Hüzünlü bir titreklik ellerime yapışan Çatlamış gökyüzünün maviliği Karanlık uçsuz bucaksız artık Acımasız günler dolandı boğazıma Çıkmaz sesim, duyuyor musun… Duy… Ne olur hemen gitme… Dinle… Bir ikindi gölgesinde dinlenirken yaşam Yeni bir dünyada Küçük bir kız vardı Benimdi Ama hiç doğmadı Düşüm uyandı gerçeğe, benim yerime Başucumda ağladı Onuru kırık bir kader dolandı saçlarıma Bir gül’düm, solgun Suçum neydi Biliyor musun… Bil… Ne olur hemen gitme… Sağır, tabansız sevdalar almış yürekleri Dünyadan bezgin hallerim bundan Kalabalığı sevdasından büyük gönüllere isyanım Uçamam, kanadı kırık kelebeğim Bu yüzden derin sularda düşlerim Soğuk ellerim Lakin yanıyor İçim kanıyor Ve ben hala delinim… Görüyor musun… Gör… Ne olur hemen gitme… Sana diyorum… Gel Sevdanla öldür beni Eceli bekleyemem… |
bu mesajım arwen ve site yöneticilerinedir. siir nehri-2 bölümündeki 497. sayfa şiir nehri-2 bölümünde 497. sayfadaki arwenin 27-03-2007 tarihinde göndermiş olduğu şiir benim şajhsıma aittir. O şiirin siteden kaldırılmasını istiyorum lütfen bunu yaparmısınız. artık şiirlerimin internet sitelerinde dolaşmasını istemiyorum çünkü çok yanlış işlerle karşılşarştım bunu arwen için söylemiyorum ama şiirlerimi alıp altına kendi isimlerini yazıyorlar. armen benim ismimi yazmıştır. ama yinede o şiirin siteden kaldırılmasını istiyorum i. ayrıca arwen lütfen o şiiri başka sitelerde de yayınlama. TUĞRUL DURGUN. |
Bir Gün Kapına Gelsem Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki Bu ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum Beni çağırdığını bir defa duyabilsem Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum Alıntı |
LA DESDICHADA Kapıda beklerken bıraktım onu Gittim, dönmedim bir daha. O, dönmeyeceğimi bilmedi Bir köpek geçti, bir rahibe Bir hafta geçti, bir yıl. Yağmur ayak izlerimi sildi Otlar büyüdü sokakta Ve birbiri ardınca yıllar, Taşlar gibi, usulca düşen Başına düştü onun da. Sonra savaş geldi Kanlı bir yanardağ gibi geldi. Öldüler evler, çocuklar O kadın ölmedi. Bütün otlaklar tutuştu. Binlerce yıldır düşünen sarı, sevimli tanrılar Her biri paramparça Çıktılar tapınaktan Düş kurmaz artık onlar Aydınlık evler, veranda Hamakta uyuduğum Pembe otlar, yapraklar El biçimi, kocaman Şömineler, çalgılar Kırılıp yakıldılar. Kentin olduğu yerde Şimdi artık küller var. Eğri büğrü demirler Ölü heykellerin korkunç saçları Ve bir kara leke kan. Ve kadın bekler, bıkmadan. Pablo NERUDA |
ÖPÜCÜK Öpücük! okşayışlar bahçesinin kızıl gülü! Canlı gönül yoldaşı dişlerde ve dudaklarda Alevli yüreklerde, büyülü yorgunluklarda Tanrı Amour'un söylediği o tatlı türkü! Ölümsüz öpücük! Bağışlayıcı, çan sesli! Eşsiz şehvet, esriklik asla anlatılamayan. Selam! Kutsal bedeni üstünde eğilmiş insan Mest olan bir mutlulukla bilmeden tükettiği. Rhin şarabı örneği, tatlı bir musiki gibi Avutursun, sallarsın yüreğimizi bütün gün Can çekişirken erguvan kıvrımlarında hüzün Senden doğar Goethe'nin ya da Will'in şiirleri. Ben, çelimsiz ozanından Parisin, bu küçücük Çocuksu dize demeti armağan olsun sana. Eğer sen de bir armağan vermek dilersen bana Asi dudağına yarin dökül ve gül öpücük. Paul VERLAINE |
BİRİSİ Bir şey var aramızda Senin bakışından belli Benim yanan yüzümden Dalıveriyoruz arada bir İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz belki Gülüşerek başlıyoruz söze Bir şey var aramızda Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek Fakat ne kadar saklasak nafile Bir şey var aramızda Senin gözlerinde ışıldıyor Benim dilimin ucunda Nahit Ulvi AKGÜN |
ANLARSIN Bir gece bize gel Merdivenler gıcırdamasın, Öyle yorgunum ki hiç sorma Sen halimden anlarsın. Sabahlara kadar oturup konuşalım Kimse duymasın. Mavi bir gökyüzümüz olsun,kanatlarımız Dokunarak uçalım.. İnsanlardan buz gibi soğudum, İşte yalnız sen vardın Öyle halsizim ki hiç sorma Anlarsın. Cahit KÜLEBİ |
Bak gölgede kaldı aşk Tadında bırak nazları Anlatamadıklarım var Kırma sana açılan kolları Daha varmı yarınlara Boş bıraktığın parmağı Kırılırsa bir gün umutlarım Aşk için çarpar kanatları Gül dalından kırılır Bülbülde gülün figanı Geç kaldın yar Kırıldı camlar Umutları buz bağladı Yarım kalır yaşadıkları Aşkın acı hatırası |
BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM.. Bu kadar yürekten çağırma beni! Bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan, uyumamışsan, Sevinçten kapında ölebilirim. Belki de hayata yeni başlarım, İçimde küllenen kor alevlenir, Bakarsın hiç gitmem kölen olurum, Belki de seversin beni kim bilir. Kal dersen, dağlarca severim seni, Bir deniz olurum ayaklarında, Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz, Kalbim duruverir dudaklarında. Ya da unuturum kim olduğumu, Hatırlamam belki adımı bile, Belki de çıldırır, deli olurum, Sana kavuşmanın heyacanıyla... Aşk bu, bilinir mi nereye varır, Ne durdurur özlemini, seveni... Bakarsın ansızın gelebilirim, Bu kadar yürekten çağırma beni. Ümit Yaşar Oğuzcan |
GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ Güzelliğin on par'etmez Bu bendeki aşk olmasa Eğlenecek yer bulaman Gönlümdeki köşk olmasa Tabirin sığmaz kaleme Derdin dermandır yareme İsmin yayılmaz aleme Aşıklarda meşk olmasa Kim okurdu kim yazardı Bu düğümü kim çözerdi Koyun kurt ile gezerdi Fikir başka başk'olmasa Güzel yüzün görülmezdi Bu aşk bende dirilmezdi Güle kıymet verilmezdi Aşık ve maşuk olmasa Senden aldım bu feryadı Bu imiş dünyanın tadı Anılmazdı VEYSEL adı O sana aşık olmasa. Aşık Veysel Şatıroğlu |
Günah Bile bile günah bu Ama ask gözlerinde yakar beni Canim ceker seni sevmeyi Bazen inceldigi yere Bazen de kiyamete kadardir sevgi Yasak Bile bile yasak bu Ama ask kollarinla sarar beni Daha cok severim seninle gülmeyi Bazen susup kenara cekilir Bazen de isyan eder, bu yürek deli Yanlis Göz göre göre yanlis bu Ama ask tutsak eder beni yüreginde Kacipta gidemem hicbir yere Bazen düsünüp vazgecerim seni sevmekten Bazen de derim ki kendime Bu ask ölümüne |
Bilmiyorum ne halde oldugumu, perisanliktayim Hic olmaz bir rüya benimkisi, adi mutluluk istemiyorum savasmayi, savasmaya gücüm yok artik ben hak etmiyorum benim yasantim olmayacak hayallerim mutluluk hayal olarak kalacak her zaman yanildim, bu hayatta hep ben yanildim ugrasmak caba etmek bosuna son cabami son savasimi sana verdim sevilmek icin sevmek icin sevdim ama nafile yasamak istemiyorum yakinlasiyor karanliklar hissediyorum yoksunum herseyden yoksun bir yetimim yasamak istemeyen bir acizim istemem artik hic bir seyleri istemem yarinlari, bu günleri yalniz yapayanlizim ben ______________________________________________- Ebru Ünver |
Sıcak bir kış Saçlarını gittikçe kısalttığın günlerde Sen söylemiştin bu sözleri unutmadım -Her aşk bir ayrılık gizler, ayrılıklarsa Bir merhabanın sıcaklığını taşır kendisinde Kalıcı olan hiçbir şey yok diyordun An’lar var yalnız ömrü karşılayan Şimdi sımsıcak bir kar yağıyor yine Yüreğimin üstüne yağıyor hiç durmadan Ellerin nasıl da üşüyor, bozacının Karlı sesi doluyorken odamıza Hava gittikçe kirleniyor bu kentte Ve aralıksız kar yağıyor kar yağıyor Kar ayrılık hüznüdür ve ne çok |
Bir gecenin vaktinde beklenen Çöken karanlığın hüznüdür paniklenen O Saat’ e yağan yağmurun sesidir, akan Esen rüzgârın çığlığıdır duyulan Çevirsem gece karanlığında defter yaprağını Sesinden başka olmaz bana gelen Dalsam da titreyen saat yelkovanına Bekleme gelmez, uzağın yakının olsa da Yatığım yerin değeri anlaşılmasa Üşüse bir tek ayak parmağım da İliklerime kadar his etsem de Ne anlamı olur sen olmayınca Geceye kimsesizliğimin hüznü iz bıraksa, Fark etmez her yer benim için yalnız. Sen olmasan da yanımda ne anlamı var. Kimsesiz bir tek başıma, ben ve gözyaşım Mehmet Salih Aparı |
İSTANBUL'U DİNLİYORUM İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekic sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Birsey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudaklarin ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum. Orhan VELİ KANIK |
Bir Umut Şiiri Uzun zamandan sonra Sakin bir şekilde uyandı bu sabah mavi gök Havada moral bozucu bir ağırlık var, Çok soğuk... Ama güneş bu soğuğa inat Bulutların en tepesinde... İlk defa bugün geç kalktım yatağımdan... Kuşlar yine işbaşında, Eskiden onlarla beraber ağlardım Şimdi ise, Onların şarkılarıyla uyandım... Aydınlıktan nefret ederim... Geceler benim dert ortağım olduğu için Karanlığı daha çok severim... Bu sabah Ağaçların hepsi kollarını evime doğru uzatmış Nerden biliyorlar güneşi sevmediğimi... Güzelce bir elimi yüzümü yıkadım... Gözlerimde hiç çapak yok Demek ki dün gece hiç ağlamamışım... Boğazım çok kuru, Hemen mutfağa yöneldim Kendime şöyle güzel bir kahve koyayım Şaşırıyorum bir anda, Bu sefer yürürken sendelemiyorum Başım da ağrımıyor Demek ki dün gece hiç içmemişim... Kahvaltımı kendim hazırladım... Çayı hiç sevmem ama Eskiden hep çay demlerdim Bu sefer demlemedim... Neden bilmiyorum... Ne bağırış çağırış var Ne de gönül kıran kötü sözler Hafiften esen rüzgar Ve onun yüzüme vurduğu sessizlik Demek ki dün gece kendi kendime konuşmuşum Kendimi iyi hissediyorum... Aynanın karşısına geçtim Biraz uzamış sakalların ardındaki surat Bu defa hiç yabancı değil Ne kurumuş kan var Ne de yara... Bu adam benim galiba... Demek ki dün gece kendimi hiç hırpalamamışım... Hiç bir eksiklik hissetmiyorum sanki Birileri hafızamı bavula koyup çöpe atmış gibi Yatağımı toplarken farkettim... Biri daha yatıyordu sanırım burda Yok yok! .... Ölümle yaşam arasında kaybolmuşum Kalbimde ağrı hissetmiyorum... Demek ki dün ayrılık sonrası Umutla uyumuşum... Berkan Aytekin |
Gök yırtılırdı Ve kendi kaderimizde yalnızdık Küçük adımlarla büyürdü acılarımız Ufalırdık iklimlerimizde Söküklerimizden işlerdi soğuk rüzgârlar Tenimizden boşalırdık gizlice Sarhoştuk içimizde Yalnızlıktı kadehimizde duran Kendi günâhlarımızı içerdik Tükenirdi zaman Gitmeye imkân kalmazdı Bir yudum daha içerdik son nefesinde ömrümüzün Şükrü Uyar |
SERENAT Yeşil pencerenden bir gül at bana Işıklarla dolsun kalbimin içi, Geldim işte mevsim gibi kapına. Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy. Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak Ben aşkımla bahar getirdim sana, Tozlu yollarından geçtiğim uzak İklimden şarkılar getirdim sana. Şeffaf damlalarla titreyen ağır Goncanın altında bükülmüş her sak; Senin için dallardan süzülen ıtır, Senin için, yasemin, karanfil, zambak. Bir kuş sesi gelir dudaklarından, Gözlerin gönlümde açan nergisler, Düşen bir öpüştür dudaklarından Mor akasyalarda ürperen seher. Pencerenden bir gül attığın zaman Işıklarla dolacak kalbimin içi. Geçiyorum mevsim gibi kapından Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy. Ahmet Muhip DRANAS |
Ben Sana Beni Sevmenin İmkansızlıgını Nasıl Anlatacagım ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben kendi acısını kendi örten bir çocuk yaz çiçeğidir tutunduğum dallar çabucak çürür ömrüme güz gelir, ağlarım kış bastırır ürkerim yüreğimin gurbetine giderim bir başıma günümü sevda ederim sevdamı hasret ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi düşünü kendi kuran bir çocuğum ben kendi yaşını kendi kurutan bir çocuk ölüme yakınım nicedir gel gör ki büyülü şey bu hayat kandırılmışlığımı denize çalar mesela toprağın üzerine uzanmışken nasıl diyebilirim kimim kimsem yok diye bir sızı kalır işte acemice işlenmiş atsam atılmaz, satsam satılmaz ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi ninnisini kendi söyleyen bir çocuğum ben kendi şiirini kendi ezberleyen bir çocuk anne kokulu mendiller saklarım baba gülüşlü resimler yaparım boyuna her günüm bayram olur her bayramım şekersiz, çikolotasız olur olmaz heveslerim inatlaşmaktandır adanmışlıktandır küçücük sevinçlerim sevindirmelerim evrene karşı ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben kendi yüreğini kendi bilen bir çocuk Alıntı |
-Düşüme SEN dününce... Gözlerinde tutuklu kalır yüreğim.. İçinde "sen" olmayan düşümü düşürürüm düşümden.. Prangaya vurulmuş ayaklarımı sürüklerim peşinden.. Ömrümü ömrüne katarım her bir adımda.. Sahi? Yüreğime vurduğun kelepçeyi çözebilir misin? Sensizliğin esaret olduğunu bile bile,salıverir misin beni? -Dert yanışım... -Dağılışım... -Savruluşum.. -Ve biraz da aldanışım... Adına "aşk" dedim.. Aşk'a geldim sevgili.. Yani sana... Sana susamış beni,serdim ayaklarına... Hadi,Sarılsana...! Bir bilsen... Ne denli sevildiğini ve özlendiğini ah bir bilsen Sevgili... Sahi? Sen de sevmiştin beni değil mi? Alıntı... |
Sen böyle güzelsin Sen böyle güzelsin, sen böyle tatlı İçimden hep seni sarmak geliyor Yıllar var gönlümde, hasretin saklı İçimden hep sana koşmak geliyor Söz geçmiyor artık yasak aşkıma Ne olursun beni yanlış anlama Belki bu arzuma kızacaksın ama İçimden hep seni öpmek geliyor Geçtiğim her yolda karşıma çıksan Bir tatlı gülüşle yüzüme baksan Gönül ocağımı aşkınla yaksan İçimden uğruna ölmek geliyor A.S.İlkan |
Etiketsiz Hayatım...! Hayat denen bu yolda,kendimeydi tecavüzüm kendimeydi isyanım,kendimi bitirişim... Değerlerim sokak kadını edasında dolaşırken yeryüzünde bedenimi tuzlu tırnaklarımla yolup kaldırımsız aynada tozlu gülümseyişimdi tek gerçeğe gidişim... Hayat öteki dediklerimi özleyişimdi kar beyazı umutlarımla sırlarımı gizleyişimdi kuşkularımla Bir aksiseda idi uçurumlarımda dağıldı paramparça oldu karşı yollarda.. Şuursuz zamanlarda kaybolma asaletimdi belki de gölgeler içindeki gözlerim içine hüznün notalarını sığdırmış bol nodüllü sözlerimdi hayat Sınırlarını çizemediğim kıyılarım sahillerimdi bazen bu kıyı da gözlerimdi beni tek besleyen herkesten sakladığım minicik bir lokma dişimin kovuğunda saklanan arımla.. Yetim büyüyen bir delikanlımdı hayat tam açacakken kırağı çalan gonca üstüme esmeyen bir imdat yeli.. Yine de tutamacındayım hayatın bir delice tutku edasıyla sarmalamışım ayrılık otu arsızlığında inadına inadına kök salmışım. Ucundan da yaşasam adına ad sanına san veremeyecekte olsam bir hayatım var isimsiz ve etiketsiz bir hayat... Fatih Erol |
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... Alıntı |
Gidelim Kalbim Kalk... Kalk gidelim kalbim Kovulmuşluğumuzdan. Neler umut ediyorsun hala Yorulmuşluğumuzdan.. Uzanmıyor kolların dur demeye gidene, Ağlıyor ya gülüşün hasreti öğretene. Susuyor bak sözlerin yıllara dur demeye.. Yoruldun ya yıllarca, Kalk gidelim kalbim kalk Uzun sürdü bekleyiş, Sanırım bu son durak... Sibel Hatiboğlu Acar |
Denizi Özleyenler için Gemiler geçer rüyalarımda, Allı pullu gemiler, damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret, "Bakar bakar ağlarım." Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı, Bir midye kabuğunun aralığından; Suların yeşili,göklerin mavisi, Lapinaların en harelisi... Hala tuzlu akar kanım İstiridyelerin kestiği yerden. Neydi o deli gibi gidişimiz, Bembeyaz köpüklerle, açıklara! Köpükler ki fena kalpli değil, Köpükler ki dudaklara benzer; Köpükler ki insanlarla Zinaları ayıp değil. Gemiler gecer rüyalarımda, Allı pullu gemiler,damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret Orhan Veli Kanık |
Demir parmaklıkların ardından bakıyorsam Yada ilaç kokulu izbe yerlerin birindeysem Yada bakımsız bir tımarhanenin loş koridorlarında Çökmüş yere kavuşturup ellerimi bacaklarıma Gülüp ağlayıp kendi halimdeysem Unutmayın beni ne olur Bakan bir göz görürseniz Dostça sevgiyle umutla anlamla pırıl pırıl Anımsayın beni ne olur Hüzünlü bir genç yanlız yürüyorsa Sokaklarda bir elinde sigara Ya da harbi harbi takmadan kimseyi Ya da ahenkle elele dolaşanları farkettiğinizde Anımsayın beni ne olur Yardım eli uzatıp başarmışsanız Ve katılıyorsa içiniz Burkulmuşsa dudağınız Yada donup kalmışsanız Anımsayın beni ne olur Gözünüzden yaş gelsin isterseniz Yada katıla katıla gülmek Yada inanmak istediğinizde İçinizden taa derinlerden Çağırın beni ne olur Yada toprağıma kavuşmuşsam Elinizde bir çiçekle gelin bana ne olur..... |
Sen sevgili evet sen, Bir kez olsun dinle beni… İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım. İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana… Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana… Ne olur bir kez sus da konuşayım… Sus ve dinle.. Dinle ve gör ne dediğimi sana… Gidiyorum… Evet bak gidiyorum artık sonsuzluğa… Sessiz sedasız istifa ediyorum yüreğinden, Ağır ağır atıyorum adımlarımı,son göz yaşlarımı da döküp uzaklaşıyorum senden… Ben giderken, İçimde bıraktığın öksüz aşk çıkmaya çalışıyor, Tenim yırtılıyor her adımımda… Bedenim isyan ediyor,kalmak istiyor delice sevdan yüreğimde… Engel olmaya çalışıyor her bir zerrem ama kalmak çare olmuyor…. Ömrümün tüm vakitlerini harcamak geçiyor içimden … Kalmak inadına… Ama yok… İnan olmuyor… Cevap verme.. Sus… Sus ve dinle… Her kış bastıran öksürük gibisin boğazımda… Her sabah bir kaşık balla geçirmeye çalıştığım ama başaramadığım… Kuru bir öksürük gibisin hayatımdan bir türlü çıkaramadığım… Sebepsiz anlarda çıkıp karşıma uyandıran uykumdan bir öksürük gibisin sevdiğim, Nefes aldırmayan kimi zaman,kimi zaman ağlatan… Ama hep var olan ve hep kışın karşıma çıkan… Sen sevgilim… Sen kış güneşi gibisin canıma… Tenime asla ısıtmayan… Sadece kendini gösterip soğuklara esir eden ve hiç yakamayan… Belki de kendine bile hayrı olmayan… Bu yüzden gidiyorum sevgili, Ve izin ver giderken konuşayım son bir kez daha… Son bir kez haykırayım içimdeki öksüz aşkla sana… Sus ve dinle… Biliyor musun sevgili, Hiçbir şey almıyorum giderken yanıma… Tüm anıları bırakıyorum sana, Kaçamak öpüşmelerimizi, Sevişlerimizi,Sarılmaları ve elinin sıcaklığını koyuyorum başının ucuna… Ve tüm sevmeleri bırakıyorum yamacına… Bir kendimi alıp çıkıyorum yola… Bir yaralı yanımı kucaklıyorum şefkatle ve sessiz sedasız istifa ediyorum sevdamdan… İstifa ediyorum yüreğinde olmaktan… Sen uyurken yatağında ,saçlarına kondurduğum son öpücükle veda ediyorum sana… Sen sevgili evet sen, Bir kez olsun dinle beni… İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım. İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana… Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana… Ne olur bir kez sus da konuşayım… Sus ve dinle.. Dinle ve gör ne dediğimi sana… Hoşça kal… Tüm çabalarına rağmen inadına seveceğim seni..Giderken bile... Meral BİLGİÇ |
Ararsan Dağ yolları gibiyizdir, uzağa düşeriz Ararsan şiirin gurbetinde ara bizi. Belki rüzgârımız ses verir bir dizeden, Belki bir imgeye vurur düşlerimiz. Şükran Kurdakul |
Işıklı bir yoldu hemen önümde uzanan.. Yolun sonunda demirden kocaman bir kapı.. Rüyadayım sandım önce! Çekince saçımı,duyunca acıyı anladım en gerçekmiş içimdeki sızı.. Yaklaştıkça kapıya, Hızlandı kalbimin hala yaşadığımı hatırlatan atışları... İttirdim açılsın diye demirleri, Olmadı! Pes ettim,kızdım,ağladım,kaçtım,korktum,nefret ettim belki ama Umudumu yitirmedim hiç.. Saklandım en kuytulara! Bir ben kaldım zihnimin coğrafyasında ve bir de zamanı aldım yanıma iyileşirken yaralarım hüznüme ortak olsun diye.. Tutsun ellerimden kuvvetlice,her an çekip de beni bir adım ileriye, -di'li geçmiş zamanları yerleştirsin diye zihnime ! Geçmekten türüyor geride kalan her şeyin genel adı ! Ve nasıl da kolay arkadaş oluyor ses olacak kelimelerimle.. Artık geç.. Geç-miş.. Geç-ti.. Bırakıp da nüshaları bir yana,bulunca aslımı Denedim tekrar açmayı kilitleri .. Kolay olmadı,evet ! Ama açıldı geriye kalan hayatımın ilk bölümünün perdesi.. Tüm renklerin hiç görmediğim kadar canlı olduğu bir bahçede buldum kendimi.. Tanrım ne harika! Sevdiğim bütün hayal kahramanları da burada... Polyanna yaklaştı en önce yanıma; "Topladığın için yeniden gücünü ve anladığın için aslında bunun çokluğunu,tüm yaşananlara rağmen mutlu olmalısın aslında" diye fısıldadı kulağıma ! Biraz ileride kırmızı başlıklı kızı gördüm; "Kendimden bildim herkesi,nasıl da kandırdılar beni! Komik biraz adım ve küçük henüz sol yanım Ama sen yine de al bu küpeleri,tak kulağına..." diye bırakıverdi avucuma acılardan kaçarken yolumu aydınlatacak yıldızları ! Kül kedisi ağlıyordu az ileride; "Sakın dedi , Sakın vazgeçme yaşamak istediklerinden! Uğraş,didin,çabala.. Ama sakın çıkıp da tavan arasına ayıkladığın pirincin içinden çıkan taşlar gibi umutlarını da atma en karanlıklara!" Durdum.. Dinledim.. Düşündüm.. Ait olduğum bu masalın içinde asıl kahraman olmayı seçtim sonra ! Doğrularımla,hatalarımla bazen .. Hüzünlerimle,sevinçlerimle çoğu zaman .. Ve tüm şizofren düşüncelerimle belki .. Ama hep gerçek bildiklerimle, Benim kurguladığım gibi sürsün hikaye diye ! Tam da şimdi; Peki ya kader dediniz değil mi ..... Yazmak değil belki,kabul .. Ya da değiştirmek yazılanı ! Kimsenin görmediği bir alfabeyi kabullenmenin ezinç coşkusunu misafir etmek sineye .... Kolay değil,kabul ! Ama bende oldukça hakimiyet, Bu orkestranın şefi ben olacağım ilelebet ! Neyse ...... Onu bunu bırakın da siz şimdi , Gökten üç elma düştü.. Tuttunuz mu ! |
İyimser bir aşk türküsü Bağlardan inen patikalardayım Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü Sokağınızda sararan yaprakların kokusu Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı Senden öncesi olmayan bir acı Yalnız senin mecnunun olan bir acı Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı Bir yaprak da senin konuşkan elinde Sevecen becerikli çalışkan elinde Her zaman biraz olsun gecikirsin Aşka yalnızlığa sevdaya Yine de özlenirsin güzelim sevgilim Bir çiçek de böyle özlenir Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek Desem öyle alaycı gülümser yürürsün Sessizce yağan yağmur altında Aşkı kendine anlata anlata Yine akşam oldu sevgilim sensiz Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman Durakları buğulu otobüs camlarını Yağmur çiseleyen kirli sokakları Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan Yağmurun sesini ne çok seviyorum Seni ne kadar çok seviyorum İpek bir mendil diye Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini Kendi anlamlarını aşıp giden Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını Katlayıp koyuyorum çiçekli masama Seni ne kadar çok seviyorum Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman Ahmet Ada |
Yüreğim yara yara Kabukları ağırlık yapıyor duygularıma. ... Ve ben Onca takatsizliğimle, Hüzünleri yara yara, Yaramadım mutluluğa! Dahası; Beni sende unuttu düşlerim. Suya uzansam Dinmez susuzluğum. Susuzum, çünkü susun Derya'da... Üşüyorum İşgal altındayken varlığım yalnızlığımca. Çoğalamam senden öte, Beni sende unuttu düşlerim. Gün yaslarken başını ağırdan gecenin koynuna, Nefesimi nefesine yaslayasım gelir, Üzerime yığılmış dağ gibi hüzün, Yaş, bir olur yasla, Gözlerime gelir, yanaklarımda diridir. Görenin, Katlin katilini sorası gelir. Katledilen gülüşlerim/heveslerim/düşlerim. Lime lime edilmiştir aşk bildiğimiz, /Zamana yenik/ Dün geçmiş, Yarın imkansızken. Avuntu içindeki diller, Bilmeyen eller... Derler "gelir" Oysa, Sen beni, bende unuttun. Beni sende unuttu düşlerim. |
Sevgi Duvarı sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi dilimizde akşamdan kalma bir küfür salonlar piyasalar sanat sevicileri derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni yakanda bir amonyak çiçeği yalnızlığım benim sidikli kontesim ne kadar rezil olursak o kadar iyi kumkapı meyhanelerine dadandık önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi aramızda görevliler ekipler hızır paşalar sabahları açıklarda bulurlardı leşimi öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri çöpçülerin elleriyle okşardın beni yalnızlığım benim süpürge saçlım ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi baktım gökte bir kırmızı bir uçak bol çelik bol yıldız bol insan bir gece sevgi duvarını aştık düştüğüm yer öyle açık seçik ki başucumda bir sen varsın bir de evren saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi yalnızlığım benim çoğul türkülerim ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi Can Yücel |
Ne seni unutacak yürek var bende Ne hasretine dayanacak zaman Ne başkasına bakacak göz var bende Ne sensizliqe dayanacak qönül Hiçliqimin ortasından aldın beni Götürdün yüreqinin derinliqine Kaybolmuşken benliqimde Buldun beni sardın ellerinle Aşkım büyüyor gittikçe Üzüntülerim azalıyor seni gördükçe Sevgimin sınırı kalmadı artık Benim aşkım ölçüsüz oldu artık Tut, çek beni yüreğine Uyuyayım orda güzelce Açmasam hiç gözlerimi Sonsuzlukla birlikte kaybolsam yüreğinde.. |
Çocuksun Sen Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil Ahmet Telli |
oysa ne güzeldi gülmek gülmekle başlardı herşey nedenler yersizdi yeniden zaman dardı dünya telaşlı gülmeyi bekleyen gülümseyen cıkarken kapıdan bir tebessümdü her şey yeniden başlardı o an gülerek güne uzanıp masalar kurardık yeniden niçe kahır niçe ufunetler gönülden geçen hayatlar ve bayatlar anlatılırdı her an yeniden ansız yersiz bir teselli umardı anlattıkca insan yerinde sevinç dolu yeni umutlar arananlar hep kaçar birileri kovalardı yeniden gülmekti herşey! hayat dolu güzel anlardan özel her an kahkahalara bogulan insan nedenler aramadım gülmek için çıkmaz sokakta gördüm hiç gülmeyeni el salladım hissettirdi yanağında tebessümü insandı yeniden gülmek isteyen güzeldi insan güzeldi evren yaradan gülerken başlardı tüm mutluluk gülerken gördüğüm umutsuzluk yeniden başa dönerdim ağlamaklı gözlerim gülmek isteyen pençeremde bir insandı sokağım cıkmaz el salladıgım bahara en güzel zamanlara hatıra kahkaha bir başka zamana umutla gülmeyi umarak insanca bir gün daha... Ali Baksı |
Bizim Sevdamız Bana öyle beste yap ki; Sular başka çağlasın, Güller dile gelip, Bülbül kıskansın. Şâha kalksın duygular... Dile gelsin taşlar, Hüzün,sevdâ olmak için, Keşkeler yaksın. Keman bizi çalsın, Gitar zılgıt tutsun, Taraftar,futbol yerine, Bizi alkışlasın... Takvimler bizi yazsın, Saatler bizi göstersin, Zaman bizle akıp, Bizimle bitsin... Güneş senle doğup, Bende batsın, Denizler gel-git'ini, Bizle tamamlasın. Ay doğmak için geceye, Yüzünden izin alsın... Ayrılık figân etsin, Masallar,ninniler, Hep bizden bahsetsin. Okullarda mecbûrî, Ders olsun sevdâmız, Geçmişe uzansın ellerimiz, Mecnun'dan Ferhat'tan, Tebrikler yağsın! Bana öyle beste yap ki... Ayşe Gözelel |
Kalemime Kilit Vurdum İsyandadır bu gönlüm isyanada. Sahtekar kalemim yazmıyor diye, Kalemin ne sucu vardır gülüm, Geçmişse şair bozuntusunun eline. Artık yazmayacağım şiirlerimi, Duvara söyleyeceğim kelimeleri, Kilit vuracağım kalemimin ucuna, Rüzgarlara haykıracağım dizelerimi. Atacağım okyanuslara aşklarımı, Bulutlara söyleyeceğim kinlerimi, Havaya yazacağım senin adını, Anlatmayacağım kimseye derdimi. Benden sevgi bekleme sevgilim, Sevdiğin artık öldü bu şehirde, Umutları bitmiş tükenmiş, Yüreciği hapistedir bir yerde. Kalemimi de duvarlara vuracağım, Paramparça olsun kalemim yerde, Üstünde bütün hıncımşla tepineceğim, Ömür boyu bir daha yazmasın diye. Dünya aşksız mı kalacak sevdiğim, Bu kalem bu aşkı yazmadı diye, Sevgi mi bitecek bu dünyada, Sevdiğin bir yerde öldü diye. Sen olmasan da sevgilim, Şair yine yazacak şiirini, Kalemlerin hepsini kırsak ta, Gönül yine söyleyecek seni sevdiğini. Hüseyin Turan |
İstanbul Ağrısı kanatları parça parça bu ağustos geceleri yıldızlar kaynarken şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen sen eğer yine İstanbul'san yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim pancak pancak şiirler tüküreceğim demek yine ben limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor eğer sen yine İstanbul'san kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan sirkeci garı'nda tren çığlıklaıiyle bıçaklanıp intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlayan sen eğer yine İstanbul'san aldanmıyorsam yakaları karanfilli ****ler eğer beni aldatmıyorsa kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine senin emrindeyim utanmasam gozlerimi damla damla kadehime damlatarak kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor ulan İstanbul sen misin senin ellerin mi bu eller ulan bu gemiler senin gemilerin mi minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında liman liman götüren ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor antenlerinden neden peki İstanbul ya ben ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas ya benim kahrım ya senin ağrın ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi burgu burgu içime boşalttığın o senin ağrın o senin eğer sen yine İstanbul'san yanılmıyorsam koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine satır satır okumak istediğim sen eğer yine İstanbul'san eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim ulan yine sen kazandın İstanbul sen kazandın ben yenildim kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine emrindeyim ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa yanılmıyorsam sen eğer yine İstanbul'san senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir ulan bunu sen de bilirsin İstanbul kaç kere yazdım kimbilir kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 1949 eylül'ünde birader mirc ve ben sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık sana taptık ulan unuttun mu sana taptık Attila İlhan |
| Saat: 00:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık