![]() |
Umut ışıkları Yine gece yarısı Yine sessiz bir gece Ama bu sessizlik farklı Fırtına öncesi sessizlik Bu gece ki karanlık farklı O karanlığı yırtan ışıklar var Umut ışıkları Bu kez bizim için parlıyor Umut ışıkları bize doğru geliyor İçinde mutluluk saklı Gerçek aşklar saklı Sevmeyi gerçekten bilenler Evet umut ışıkları bizim için parlıyor Sabahın ilk saatlerinde bir güneş Bu güneş bizim için doğuyor Yep yeni bir gün Yep yeni bir hayat Umut dolu Sevgi dolu bir gün Ağlamak yok Gözyaşı yok Gözlerimiz sevgi ile parlayacak Bu kez bizim için doğdu umut ışıkları Kollarımı açtım bekliyorum Mutluluk gelecek biliyorum Bak bizim için doğdu umut ışıkları Bak bize doğru geliyor umut ışıkları Sefer Kurt |
Uzun Zaman Oldu ! Uzun bir aradan sonra ilk defa dün gece ağlarken uyuyakalmışım... Ağlayarak uyumasaydım da olurdu hani... Ben gözyaşlarımın yastığımı ıslatmasını senin kadar özlemedim ki... Ben senin güzel sözlerinle uyuduğum gecelerden sonra bu acınası durumu istemem ki... Uzun bi aradan sonra gene düştüğümü hissettim... Uzun bi aradan sonra gene sana veryansın ettim.. Çünkü canımı yaktın gene... Islandı kirpiklerim... Tarif edemediğim bir acıyla parçalandı yüreğim... Oysa hatırlar mısın ben sana "yüreğim" derdim. Sen aslında benim yüreğimi paramparça ederken, kendini de yavaş yavaş yok ettiğini bilemedin... "yanıyorum sanki... ama bilmiyorum hava mı çok sıcak yoksa canımın yanmasını mı bu bendeki? ağlamıyorum... sadece gözüme bir şey kaçtı... hayır! yüreğimin gözüne yaptıkların kaçtı... yüreğimdeki ağırlığın nedeni, değil ki havanın karanlığı; bana yaşattıklarının artığı... içimdeki boşluk, madden yokluğun değil ki, güzel bir çift sözünün eksikliği... beni yoran, beklemek de değil ki, sensizliğin ve ilgisizliğin ta kendisi... susmamın sebebi, söyleyeceklermin olmamaması değil ki, kelimelerimin sana gereksiz gelmesi.. bütün bunların sonunda diyorum ki; tut beni, yoksa düşüceğim...! tut ellerimi, yoksa karanlığa gömüleceğim..!" Uzun zaman oldu sana böyle bir şiir yazmamıştım... Ama dün gece sana attığım mesajda okudun bu şiiri.. Yazmam da sanmıştım açıkcası... Bu sefer farklı olur demiştim.. Ne değişti, söyler misin? Gene aynı fırtınalar gene ağlı sesimin titrediği konuşmalar... Nereye kadar gideriz böyle? Bir fikrin var mı söyle? Hadi bir şeyler söyle.. Söndür içimdeki yangınları... Dayanacak fazla gücüm kalmadı... Tek başıma kazanamam ki bu savaşı.. Hadi su serp yüreğime öyle çok ihtiyacım var ki beni sevmelerine... Yüreğimi okşa sesinle... Nerdesin... Benim gönlümü verdiğim, Gönlünü bana emanet eden o sen nerde? Sesiminn titremesine dayanamazdın... Bak ağlıyorum... Üstelik canımı da sen yaktın.. Hadi bana eskisi gibi "aşkım" de... O kadar muhtacım ki tek güzel bir sözüne.. Uzun zaman oldu.. Sen o eski sen değilsin... Beni daha ne kadar bekleteceksin.. Hadi geri gel koca bebeğim... Bir gün de, uzun zaman oldu ağlamadım yazabileyim... Hadi her şeyim... Farkında mısın? Uzun zaman oldu bana beni sevdiğini söylemediğin... Yani uzun zaman oldu gerçekten mutluluğu hissetmediğim... Alıntı |
Nasıl Güleyim? Derdim budur desem, hep aynı cevap. Git diyorlar bana, nere gideyim? Sil o gözlerini, az gül diyorlar. İçim kan ağlıyor, nasıl güleyim? Kaçtımsa da beni, yine buldular. Tuttular yakamdan, bırakmadılar. Çileden aldılar, derde attılar. Kader mahkûmuyum, nasıl güleyim? Ağlamakla geçer, gecem gündüzüm. Gülmüyor hiç yüzüm, sanki öksüzüm. Kaderimi yazan, getirmez çözüm. Talihsizim gayri, nasıl güleyim? Acılar bir yandan, kader bir yandan. Gelmeyin üstüme, bıktım bu candan. Yok yaşam ümidim, hayat bir zindan. Kapkaranlık dünyam, nasıl güleyim? Hasta olduğumu, dostlar duymuşlar. Hekime derdimi, varmış sormuşlar. Bir sene yaşamaz, demiş dokturlar. Ölümle yüz yüze, nasıl güleyim? Süleyman Göktekin |
Ne Kadar SusulacakSa..O Kadar "Sustum".. "SuSmaK".. KonuşuLacakLara AnLatıLacakLara RağMen "SuSmaK".. İsteyerek Veya İsteksiz..Mecburiyetten VeyaGerekLi OLduğu İçin..Yada HiçBirŞey İçin "SuSmaK".. AcıttığınıAcıtacağını Ve Daha FazLasını BiLerek "SuSmaK".. Çoğumuzun Her An Yaptığıdır Bu LaNeT OLası "SuSmaK".. İşte Burda "SuSmaya" Ve Daha FazLasına DaiR Ne Varsa PayLaşıyoRum.. ...Kimisi İçin Basit..Kimisi İçin DeğerLi..Ama Sizin İçin ÖLümdürAcıdırHüzündür "SuSmaK".. |
Bu Sana Yazdığım Son Şiir ben hep on ekimde kaldım beceremedim kırılmışlıklarımı toplamayı kendime çeki düzen veremedim dik durmaya çalıştım ama omurgasızım artık kalkmaya yeltendikçe yıkıldım durdum artık yaşam benim için ince bir çizgi ölümle hayat hiç bu kadar yakınlaşmamıştı çelişkilerimde biliyorsun çokça dedim bir türlü başaramadım senden gitmeyi bu sana yazdığım son şiir artık ne sevdalanacağım ne de sevda şiiri yazacağım eğer gün gelir de içinde sevgi olan dizelere rastlarsan bil ki seni öldürmüşüm zaten mutlusun tercihlerinle mutlu kal diyemeyeceğim sadece kuru bir hoşçakal... "sen beni hiç sevmedin,unutmayı başardığımda ben de seni sevmemiş olacağım,unutma" Ayyüce Kurtulmuş |
Sensiz Yapamıyorum Artık Biliyor musun? Sensiz yapamıyorum artık. Bardağımdaki şu içki bile Senin gibi girmedi kanıma. Elimde sigaram, Bakışlarım dalgın.. Özlemim; Sevdalarla yol tuturmuş, Bir türlü yakalayamadığım. Aşkım ise; Duman altı pembe düşler... Semin Yapar |
Seneler Geçsin,Sen Beni bil ben seni bileyim istiyorum. Benim olduğun kadar dostlarının,Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım. Yaşayalım ki,Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip,içip arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki,yalnız sıkılmak sıkmalı bizi. Yaşayalım ki,paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi,evimizde,bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek…. Böylece yaşamalıyız işte. Sonra çocuklarımız olmalı, Düşünsene senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırasıyla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, Söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız. Zaman su gibi akıp giderken,Herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutluda olsa,Kötüde olsa,Yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalıI. Saçlara düşünce yada gidince aklar, Çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden. Kavgasız,Her sabah cinayetle uyanılmayan,Sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip,Sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli ziyaretimize, Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız. Öyle sevmelisin ki beni,Bu yazdıklarım korkutmamalı seni, Tebessümler açtırmalı yüzünde. Birgün bu hayatı bırakıp giderken, Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde Birbirimiz sevmenin gururu olmalı “HER ŞEYDE”….. |
İyi ki gitmedin kavuniçi yüzünü kestim ortasından dolaba koydum soğuması için dilinden akan ıslak gidiyorum katılaştı baldan tatlıydı yüzün gitmedin tatlı yorganımın altından sessizce uyumanı bekledim çıt çıkmıyordu yüreğimden ki gece rüzgarın yardımıyla uluyordu git diye zil çalıyordu gitmedin mayhoş elma titretmişti içimi sokağın ortasına fırlattım kutu kutu pense oynuyordu çocuklar elmayı yiyen dönüyordu arkasını aşkım yüzünü döndün yüzüme gitmedin akşam yemeğiyle mum ışığından bir krizden şarap mı içsem seninle yoksa su mu diye düşünürken günahsız sen su gibi duruyken saf su içilmezken düşündüm günahlarımla ben beyaz daha mi iyi durur aramızda çürümüş kırmızı da fena değil telaşla vakit kaybetmeden sapladım tirbuşonu kırmızı beyaz kalbime çevirdim, çektim yüreğimi vücudumdan aktım sana kanasıya içtin beni ben sendim gitmedin yüzümü ellerimin arasına alıp dizlerinin dibinde yatarken saçının düştüğü yerden sarhoşken sevinçten sana kör kütük gezinirken kalbim, kalbim acıyorken köpekler gibi sürdüm dilimi kalbime, iyileştim sayende iyi ki gitmedin… Sedat Kaygusuz |
yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile yaktın beni küle döndüm dumana döndüm nasıl edem nere gidem dertli baş ile bilemedim teli kırık kemana döndüm canım aldın, can evimden vurdun ya sende küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın sen de vicdansız çıktın adın batsın zaman ola devran döne sen de çekesin yitiresin umudunu heder olasın aşka düşe kahrolasın candan bıkasın ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin sen ki beni rezil ettin yedi cihanda yalan oldum talan oldum senin sayende sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın sen de vicdansız çıktın adın batsın beni özleyince bir nehir yatağını bulsun kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin sesime bakıpta ağlıyorum sanma seni özleyince böyle olsun birazda ayrılıversin yaprak dalından insan sevdiğinden ayrılıversin kan damarımdan can pazarından adam baharından ayrılıversin dağda dört mevsim erimeyen kar varya yokluğum öyle erimesin sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın sen de vicdansız çıktın adın batsın İ.Sadri |
Gözlerin boşluğa dalıp gider Sahipsiz bakışların benim olsun isterim Sırların acıdan ağlar örer Kendi kayboluşların sende dursun isterim Ağladım senin için ilk defa Elimde parçalanmış bir hayat var aslında Hapsoldum söylediğim yalanlara Çıkışlar hep kapanmış ruhum dar sokaklarda;aaaa Sırların acıdan ağlar ören Kendi kayboluşların sende dursun isterim Ağladım senin için ilk defa Elimde parçalanmış bir hayat var aslında Hapsoldum söylediğim yalanlara Çıkışlar hep kapanmış ruhum dar sokaklarda B.Akarsu Gözlerin |
hadi gidiyorsun yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun herşey gidiyor gökte bulut,dağda kar,düzde kervan gidiyor solgun bir gül oluyor insan bir demet kır çiçeği ölüyor sen gidiyorsun ne ucuz yaşıyorsun,ne kolay bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun bakma öyle ben kanıyorum sen üşüyorsun kolay değil bir yalan bu yaralayan kanayan koca bir yalan yalan işte sevdiğim yalan şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi yumuşak sıcak bir yalan ıslak gözlerimle geçiyorum yaralı bir ceylanın kalbinden ceplerimde kül var bir yangından arta kalan sorduğum adreslerde kimse olmuyor ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman her şey bir yalan gibi yandığı zaman yalnız olduğunu anlıyor insan anladım ve geçtim yaralı bir ceylanın kalbinden aynamı kırdım fotoğraflarımı yaktım nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı nasıl da umarsız su gördüm düşümde karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu ceplerimde kül vardı ve yanıyordu sonra sabah oluyor ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu hayır diyordu bir dağ köylüsü hiçbir şey için geç değil ve geç değil bir şey için hiçbir şey bişey vardı öyleyse bişey beni çeken gecenin duldasından uzağa kocaman çayırlara çeken bişey gümrah ırmaklara sonra sıcağa sonra acıya sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan bişey tutsana beni,bırakmasana olsun yaralasana olsun,ağrısa da yalan da olsa,kalsana dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım sen olmasan da ben varım yağmur yağar saçlarım filizlenir bir yıldız düşer omuzlarıma ıslık çalar ıslanır şarkılarımı söyler geçerim kapından camların buğusundan ve yağmurun kokusundan tanırlar beni bilirler en iyi yalanlarını ben alırım onların adresler sorarım kimseler oturmaz orda ve kimseler olmaz ben sordukça dağ köylüsü şimdi gidersen şimdi git kalırsan şimdi İ.Sadri Yalan |
Sevgilinin Yakınlığı Seni düşünüyorum, güneşin ışıkları denizden aksedince Seni düşünüyorum, ayın pırıltıları kaynaklara vurunca. Seni düşünüyorum, uzak bir yol üstünde tozlar havalanırken, Karanlık bir gecede, dar bir tahta köprüde bir yolcu ürperirken. Seni düşünüyorum, boğuk uğultularla orda yükselirken dalgalar. Kulak kesilmek için koruluktayım, sık sık her şeyin sustuğu anlar. Uzakta olsan bile ben senin yanındayım, sende yakınımdasın. Güneş batıyor, biraz sonra, beni ışıtacak yıldızlar ne olurdu burda Yanımda olsaydın Johann Wolfgang von Goethe |
Yetmiş yedi yıl susan kardelen öleceğini bilir de karda gün açar de ki, temmuzdur içimde mayıs ağlar tutki; zemheri yağmurlar yağar Saymadım kaç beklemek var ucu yanmış bozkırın karanfil kokan kapılarında Kaç yankı sığmış koynuma Anladım ki; suretimden dökülen anladım ki; bu yanlızlık sen varken Tut ki; hiç görmedin denizi Tut ki; tuz yanığı gözlerin ne çıkar, aşk mavidir Yetmiş yedi yıl susar sandım içimde eriyen sözcükler ilkbahar gelir geçer karakışın öfkesi ayak izlerine soyunur gölgeler bekler sandım.. Tut ki; yağmurun ıslattığı saçlarım gittiğin de ak oldu Ne bahar vardı takvimlerde Ne de Mayıstı ölmedim.... Yüzümde cehennem acısı dilsiz örümcek ördükçe ördü ağlarını Boğulmadım ya /daha ben ölmem Elif Yıldız Kıratlı |
Anne Ne Yaptın.. Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı? Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim? Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim. Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün? Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı? Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün. Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı? Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat? Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi? El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi? Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim? Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı? Cahit Sıtkı Tarancı |
İstanbul'u Dinliyorum İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Birşey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum. Orhan Veli Kanık |
Alüminyum Dükkan Bir göz atıyorum denize Çın çın ötüyor balıklar Bu bir giyilmiş ayakkabıdır diyorum Bu bir sulanmış peynirdir diyorum Bu bir haşlanmış patates elinizdeki Bu insandaki ezgi Bu insandaki akıl Bu kanundur kanun Çileğin çilek oluşu gibi. İşte bu gerçektir diyorum siz de bilirsiniz gerçeği Bu çivinin çakılışı Bu ekmeğin sürülüşü Bu aşkın, bu ayıbın, bu insanın bilinişi Bu duymak, bu düşünmek, bu yüksünmek insanda Bu toplum içinde, bu toplum dışında Bu sizin durumunuz, bu tabiattaki iş Bu akılsız çiçek Bu bilgisiz ağaç Bu düpedüz ileri görüş Bu su, bu nehir, bu rüzgar Bu taş, bu bulut, bu hava Bu bilinen, bu bilinmeyen Bu İsa'dan önce, bu İsa'dan sonra. İşte bu yeninin yenisi insan Dizilmiş kutu Bükülmüş teneke Alüminyum dükkan. Edip Cansever |
Ben Seninle Mutluyum... İyi ki geldin bana.. Gelip boş olan yanımı doldurdun.. sonbaharın matemine dokunup da gizlice.. sol yanımda durdun.. ışıyan bir alev gibiydi gözlerin.. önce ılık bir rüzgarla sardı yüreğimi.. sonrasında volkanlar yokladı düşlerimi.. ve sen bir daha hiç gitmedin.. hep o serin güzde.. hep olacağın yerde.. yüreğimde.. sol yanımda.. bekledin.. bir gün.. ‘her şeye inat kal’.. dedin.. karşı çıkıp da, inadına alıp başını.. gitmedi… bekledi gönül… durdu ve bir nefes aldı… gördüklerini göremediklerini bir bir saydı.. hepsinde esen ılık bir rüzgar vardı.. rüzgar tekrar tekrar sararken nefesini.. gitmedi.. gözlerini kapayıp onca söze inat.. bekledi.. gittiğin uzak şehirlerden.. dönüp de ellerinden tutmanı.. gelip de bahar gözlerinle bakmanı.. kavuşup da bir daha kopmamayı.. bekledi.. iyi ki de bekledi.. geldiğin gün anladı.. bitmemişti bu masal.. her ne kadar bitti dese de.. her ne kadar bitmesi gerekse de.. bitemedi.. bitmeyecek, sonsuza dek sürecekti.. kaç baharları eskitecek.. kaç kez rüzgarlarla kanatlanıp da.. ellerime değecek.. saçlarımdan usulca öpüp türkümüzü söyleyecekti.. iyi ki diyorum şimdi.. iyi ki sevdim, ve seviyorum seni.. Ben böyle değildim aslında, beni sen bu hale getirdin. Şimdi anlamsız bir korku var yüreğim de ve gitgide sarıyor ruhumu.. Bilmiyorum, neden bu kadar sevdim. Bırakıp gitme sakın tuttuğun bu ellerimi. Her geçen gün biraz daha ben oluyorsun, Her geçen gün biraz daha bağlanıyorum sana. Sakın bırakıp gitme beni… Benliğimi bu kadar senle doldurmuşken, O kadar doldurdun ki yüreğimi, Gidersen dayanamaz ölürüm yaratacağın boşluğa. Her gece senin hayalinle yumuyorum gözlerimi seninle dolu rüyalara… Her sabah senin sevginle açıyorum gözlerimi. Ve doğan güneşi aşkımız ilan ediyorum… Her karanlık gecenin, her bulutlu sabahın ardından yeniden doğuyor diye... Sakın bırakıp gitme dayanamaz ölürüm sensizliğe... Çünkü SENİ ÇOK SEVİYORUM... |
İhanet mi,Aşk mı? İçimden geçenleri bilseydin,severmiydin seni? Kırdığın kalbimin yerine koyabilirmisin,yeniden seni? İhanet senin için basit,unutulması kolay. Sevginin affedeceğini düşündüğün, ama benim için acıların en büyüğünden biri. İnsanın nasıl içinin acıdığını bilemezsin, kendinden,sevgisinden,gururundan nasıl vazgeçtiğini bilemezsin. Sanıyormusun başkalarının kollarından bana dönerken,yitip gidenin sadece zaman olduğunu? Dedim ya,sen bilemezsin,çünkü ben sana yaşatmadım hiç, ihanetin acısını,sevgi yokluğunu. Şimdi yıktığın değerler için,harcadığın biz için, kandırdığın herkes için. Özellikle İhanetin için,tebrik ediyorum seni. Sen sana yakışanı yaptın,ben de bana yakışanı. Belki biraz utansaydın,yaptığından pişman olsaydın, kırılmazdı kalbim bu kadar. Sen, kendimi bağışlatırım diye düşünmeye devam et, ama ben ölsemde unutmam bu ihanetinin acısını. Şimdi sana soruyorum,sen ihaneti ve yalanı seçerken, nasıl beklersin benden aşkı. Ben seni sevmekten değil,affetmekten yoruldum (Mehmet Coşkundeniz) |
"İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde kazanması zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmış göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya |
hercai zaman dur biraz soluklan ağzın neden zehir saçıyor gözlerin kanlı ayakların aksak başında duman süzülmüşsün bilinmeyen imbikten kimden alırsın ferman durmaz koşarsın meçhule nedir seni böylesine gizemli kılan kır prangaları duyguları bağlayan çöz artık kollarından kelepçeleri azat et aciz köleleri çaresizce sende tutuklu olan |
YüReĞiMdE tAşIyOrUm Biliyorum sende beni Seviyorsun çoktan beri İnan her zaman ben seni Yüreğimde taşıyorum Sevilecek bu dünyada Bir şey varsa oda sensin Öyle güzelsin ki yavrum Yüreğimde taşıyorum Öyle bir iz bıraktın ki Unutmak seni imkansız Öyle güzelsin ki seni Yüreğimde taşıyorum Şeref Köşker |
Yıllardan sonra Bu akşam ilk defa Anılar içinde Başbaşayız seninle Yıllanmış mektuplar Sararmış resimler Hepsi de birer birer Gözyaşlarım gibiler Dokunmayın bu akşam Gözyaşıyla doluyum Artık resimlerde kalmış Bir sevdanın kuluyum Hayır... ben değilim Ben olamam yanındaki Hayır... ben değilim Yanıbaşındaki... Böylesine dopdoluyken Bugün gözlerim Nasıl da gülmüşüm Şu resimlerdeki gibi İçimden geliyor, Herşeyi yakıp yıkmak Ne bir mektup, ne bir resim Hiçbirşey bırakmamak Bu akşam sana ait Ne varsa yakacağım Anılarla beraber Ben de yok olacağım İ.İrem Ben Değilim |
Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Şehre simsiyah bir kar yağar Yollar kalbimle örtülür Parmaklarımın arasından Gecenin geldiğini görürüm Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Çocuklar sinemaya gider Yüzümü bir çiçeğe gömüp Ağlamak gibi isterim Derinden bir tren geçer Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Alıp başımı gitmek isterim Bir akşam bir kente girerim Kayısı ağaçları arasından Gidip denize bakarım Bir tiyatro seyrederim Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Uzaktan bir bulut geçer Karanlık bir çocukluk bulutu Gerçeküstücü bir ressam Dünyayı değiştirmeye başlar Kuş sesleri, haykırışlar Denizin ve kırların Rengi birbirine karışır Sana bir şiir getiririm Sözler rüyamdan fışkırır Dünya bölümlere ayrılır Birinde bir pazar sabahı Birinde bir gökyüzü Birinde sararmış yapraklar Birinde bir adam Her şeye yeniden başlar Ataol Behramoğlu |
Hüzünlü pazar, beyaz meleklerin ilahiler söylediği Aşkın güzelce yıkandığı, sımsıkı kefenlendiği Yaz geçmiş, gelip çatmış bağbozumu vakti Genç kızların mutluluğu bir mevsim daha ertelediği Hüzünlü pazar, geçmiş pazarların anısıyla kavuniçi Çocukların hep kursaklarında kalan sevinci Ataol Behramoğlu |
Dostları olmalı insanın, Aynen gemilerin limanlari gibi Zaman zaman uğradığın Yükünü boşalttığın Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, Geri döneceğin günü bekleme umuduyla Bazen rüzgara o açmalı yelkenini Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla Halatlarını çözmeli Seni çok ama çok özlemeli Dostları olmalı insanın, Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen Düşünmediklerini düşündüren Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen Gerektiginde senin için ateşi yutabilen Yolunu ısıtan ustan olmalı, Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde Üzerindeki tek gömleğini. (alıntı) |
|
Ben Aşkı Ölümsüz Bilenlerdenim İstemem sevgili yüzüme gülme Eğer ki sonunda ağlatacaksan İstemem sevgilim ümitler verme Sonunda dünyamı karartacaksan Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim Bir ömür boyunca sevenlerdenim Ellerin ellerime değmesin derim Eğer ki sonunda bırakacaksan Gönüle vurulmaz asla bir kilit Seveni öldürür kırılan bir ümit Sevgilim yanıma yaklaşmadan git Eğer ki sonunda ayrılacaksan Yoksa AŞK Olumsuz mu.. ( A.S.İ.dan) |
Yüreğim Gözlerinin Afişiyle Dolu Seni neden sevdiğimi sorguladığım akşam üstlerinde, Nedensiz cevapların anlamsızlığında buldum kendimi.. Baktım ellerime, Sonra gözlerime, Ağız birliği yapmış gibi Kimse bir şey söylemedi.. Kendime bile itiraf etmemiştim sevgimi.. Korktum ihanet duyar adını.. Korktum korkularım çalar kapımı.. Ve açar gururum, Kapanır aşkım.. Oysa yüreğim gözlerinin afişiyle doluydu.. Duvarlarında bağıra bağıra sloganlar. 'Seni seviyorumm..' Kızdığımda, Kırıldığımda, Bir hışımla söküp atmak istedim hepsini.. Kimbilir belki de istemedim Yani demem o ki; Öyle gizli Öyle saklı sevmişim ki seni Bana bile söylememişim..! Böyle sayıklayıp uyandığım sabahlarda, Yüzümü elimdeki izmarit kokularıyla yıkadım.. Sapsarı bir hüzün avuçlarımda, Hala bir yanım yarım, Ve birkezdaha sordum aynalara; Bu adam kaderim mi yoksa inadım? Dilek Eğri |
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili.. A.İlhan |
BİR KIŞ AKŞAMI İçeri sessiz, Eşiği taş yapar acı. Duru aydınlıkta,sofrada Ekmek,şarap parıltısı. Behçet NECATİGİL |
KAN RENGİNDE Şimdi hangi sayfasına başvursam Bir sebep-sonuç ilişkisi buluyor hemen Her satırı bir "tashih"le yaralı Bir masalcı oluyor zaman Ölümleri kutsuyor, yalanlar emziriyor İnfazlar büyütüyor tarihin beşiğinde Her köşebaşında kimlik soruyor benden Açıp yaramı gösteriyorum Sen yüzünün haritasında koyaklar çiziyorsun Gözlerinde sessizce yatak değiştiriyor bir nehir Bir şarkı tek tek kusuyor notalarını Ben orada yenik düşüyorum bir geleneğe Anlamını yitiren ne varsa bu kentte Pıhtılaşmış kan renginde bir nakarata yazdırıyor adını Birer alışkanlığa dönüşüyor durmadan Ağıtlarla yitip giden bir ömre sonsöz oluyor Yangınların içini boşalttığı eski evlerle Giderek sana benziyor bu kent Şimdi bir acının taksitlerini ödüyor zaman Yazgıma bir şerh düşüyorum helalleşiyorum kendimle Bir soru kipinin kaçınılmaz yanıtında gözlerin Burçlarında kurşunlu mozaikler İşte yangından arta kalan bedenim Son fitili ateşleyebilirsin Onu da bağışlıyorum. A.Hicri İZGÖREN |
YAŞAYABİLME İHTİMALİ Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim. İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında (Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman) özlemeye başladım herkesi... Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra.. Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı... Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık.. Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi.. Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri. Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben. Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim.. (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..) Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu.. Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri. Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzümdüm sadece Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama sen yoktun Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu Ben, senin benimle Tunali Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum. Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini Otobüs oluyordum bir süre Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde Otobüs oluyordum Bir ülkeden bir iç ülkeye Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum. Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin Korkuyordum Sonra iniyordum otobüsten Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum. Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda.. Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim! Yılmaz ERDOĞAN |
Ne kadardır sürüyordu Başka kimler biliyordu Söyle kaç arkadaş kaç dost Arkamdan gülüyordu Demek ki ben senin için Hiç bir şeyden ibaretim Hayatına girip çıkan Sıradan bir hikayeydim O kadar mı değerim yok O kadar mı kıymetim yok Ne kadar acı… Bi o kadar açık; Aldatıldım! Şimdi hangi yüzle karşımda duruyorsun Hem suçlu hem güçlü sabrımı zorluyorsun Yıkıl karşımdan durma sen sevmeyi bilmiyorsun.. |
Seni ilk kez onun yanında görmüştüm Bana tatlı tatlı bakmıştın dudak ucuyla gülmüştün sonra o tanıştırmıştı bizi Birlikte sinemaya gitmiştik..gülmüştük..eğlenmiştik Yüreğim masumdu.. duygularım korumasız Tek bir isteğim vardı Yanlız seninle olmak Ama olmadı.. Zaten hangi aşk mutlu bitti ki? Hangi aşk ihanetsiz.. işte sen yine onun yanındasın seni ilk gördüğüm yerde |
BENDE KAL Bir tohum verdin çiçeğini al Bir çekirdek verdin Ağacını al Bir dal verdin Ormanını al Dünyamı verdim sana Bende kal AZİZ NESİN |
Gül goncam, bütün yalnızlıklara inattır ünlem (!) gibi duruşum ölümle dalga geçişimdir aşka bağlanışım yazmayla tükenmeyecek dertler yumağıyla boğuşuşum ondan hayatın yırtılmış yüzüyle dalga geçişim, tii’ye almayışım ondandır yitik karanfilin izidir yakamda gülümseyen hadi, açıkça söyle zamanımı geldi; mutsuzluklar sırılsıklam olurken gümüşî güneşte, al yanağının üstünde idâm edişinin maviyi gitmek isteyişin mi..? terk-i diyâr eyliyorum kekeme sevdamı acının rengine buluyorum hayata dair kararsız umutlarımı gün geceyle barışırken,karatopraktan fışkırıyor ağıtlar sarmalıyor ateş düşen ocagımıı,dönmeyenin ardından… ellerinde yüreğim kanıyor verdiği acının sızısından duvarlardan medet umuyor yaslandığım sırtlarım çıkmayan seslerde acılarım mintana yapışıyor terlere bulanarak peki, çek git..! gitmek istiyorsan,eğer… kanım aksın içime git..! Eylül yapraklarının sarısındaki sudur damarlarımdan çekilen Sensizliğe inattır şimdi ünlem (!) gibi duruşum. Süleyman Altunbaş |
ADIMI UNUT Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu Sen de eller gibi adımı unut Kader ikimize çizmiş bu yolu Sen de eller gibi adımı unut Seninle bu aşkı yaşamadık say Birlikte gülüp te ağlamadık say Böylesi unutmak dahada kolay Sen de eller gibi adımı unut İstemem söyleme bir tek kelime Sen de eller gibi adımı unut Değmesin artık hiç elin elime Sar yeni aşkını benim yerime Sen de eller gibi adımı unut... AHMET SELÇUK İLKAN __________________ |
Antik Acılar Geçim parası için nice yaşlının eski İstanbul evlerinden getirdiği eşyalar üstüne kar koyulup satılıyor antik acılar çarşısında Sunay Akın |
Tik Tak Ne kadar aradıysam suyunda bulamadım tak'ları zaman denilen kuyunun yüzümde bu yüzden yalnızca tik'lerini taşırım çocukluğumun Yarısını tuttum çocuk doktoru olmamı isteyen anneme hasta yatağında verdiğim sözün doktor olamadım ama çocuk kaldım İki çocuk rahatlıkla oturduğumuz kapının eşiğine kendi başıma zor sığıyorum bugün büyüdükçe insan yalnız mı kalıyor ne ? Sunay Akın |
Ben Sana Beni Sevmenin İmkansızlıgını Nasıl Anlatacagım ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben kendi acısını kendi örten bir çocuk yaz çiçeğidir tutunduğum dallar çabucak çürür ömrüme güz gelir, ağlarım kış bastırır ürkerim yüreğimin gurbetine giderim bir başıma günümü sevda ederim sevdamı hasret ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi düşünü kendi kuran bir çocuğum ben kendi yaşını kendi kurutan bir çocuk ölüme yakınım nicedir gel gör ki büyülü şey bu hayat kandırılmışlığımı denize çalar mesela toprağın üzerine uzanmışken nasıl diyebilirim kimim kimsem yok diye bir sızı kalır işte acemice işlenmiş atsam atılmaz, satsam satılmaz ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi ninnisini kendi söyleyen bir çocuğum ben kendi şiirini kendi ezberleyen bir çocuk anne kokulu mendiller saklarım baba gülüşlü resimler yaparım boyuna her günüm bayram olur her bayramım şekersiz, çikolotasız olur olmaz heveslerim inatlaşmaktandır adanmışlıktandır küçücük sevinçlerim sevindirmelerim evrene karşı ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben kendi yüreğini kendi bilen bir çocuk -Alıntıdır- |
Bana Susacak Kadar Ben Bana susacak kadar ben Konuşucak kadar sen lazım dıyorum .. Sen olmuyorsun ... Ben SUS kalıyorum..... Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye güneşe asılmaktan............. Artık anladım ki; her yürek kendi yağmurunda ıslanmalı... Silindi rüyalarımı süsleyen renkler Ne kar tanelerini tutuyor ellerim Nede melekler teselli ediyor beni Düşlerim kapkara artik Düşlerimde bile yalnızım Birden çalsan diyorum kapımı Ansızın uyandırsan beni Kurtarsan bu kâbustan Kurtulsam bu maphustan Güneşi getirsen bana Yani sen gelsen diyorum Bu gün, kendime yüreğimin iklimini yaşamayı teklif ettim.. bana, "yâr" de ve sus! dedi Hüzünlü, ucu yanık türkülerde Arıyor gözlerim yitirilmiş yılları Sızısı kaldı içimde sessiz türkülerin Şimdi bir sevda oldu yalnızlığım alinti |
DAĞ RÜZGARI Kaderde senden ayrı düşmekte varmış Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim.. Seni tanımadan Hele seni böyle deli divane sevmeden Yalnızlık güzeldir diyordum Al başını, kaç bu şehirden Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git Git gidebildiğin yere git diyordum Oysa ki, senden kaçılmazmış Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış. Bilmiyordum.. Yine de dayanmağa calışıyorum işte Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye Rüzgar güzel bir koku getirmişse Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum Yaşamak seninle bir baska zamanı Bir başka zamanda seni yaşamak Herşeyden önce sen Elbette sen Mutlaka sen İster uzaklarda ol İster yanıbaşımda dur Sen ol yeter ki bu zaman için de Ben olmasam da olur Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır Bitmiyorsun Çaresizliğim gün gibi aşikar Su olup çeşmelerden akan güzelliğin İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran Sen güneş kadar sıcak Tabiat kadar gerçek Sen bahçelerde çiçekler açtıran Sudan, havadan, güneşten yüce varlık Sen, o tek sevgi içimde Sen görebildiğim tek aydınlık Bir nefeste benim için al Havasızlıktan öldürme beni Bulutlara, yıldızlara benim için de bak Susadım diyorsam Bir yudum su içmelisin Ben yorulduysam sen uyumalısın Ellerim sevilmek istiyor Saçlarım okşanmak istiyor Dudaklarım öpülmek istiyor Anlamalısın. Ağaçların yeşili kalmadı Gökyüzünün mavisi yok Bu dağlar o dağlar değil Rüzgarında kekik kokusu yok Kim bu çaresiz adam Bu kan çanağı gözler kimin Kaç gecedir uykusu yok Gündüzü yok Gecesi yok Yok Yok Anladım Sensiz yaşanmaz bu dünyada İmkanı yok. Ümit Yaşar OĞUZCAN |
YÜZ AŞK SONESİ-54 Görkemli us, ışıklı iblisi salt salkımın, dik öğlenin, şükür burdayız artık, biz bize, kurtulduk yalnızlıktan, artık uzağız kentin o vahşi çılgınlığından. Saf çizgi dişi güvercini sardığı zaman ve ateş süslediğinde tözünün barışını ikimiz yaratıyoruz bu göksel sonucu. Evimizde oturuyor çıplak us, çıplak sevi. Öfkeli düşler, acı değişmezliğin ırmakları bir çekiç düşünden daha sert kararlar, siz, düşüyorsunuz aşıkların çifte başına. Terazinin üstünde aşk ve us, bu ikiz çifte kanatlar doğruluncuya dek. Böyle kuruluyor saydamlık. Pablo NERUDA YÜZ AŞK SONESİ - 57 Ay'ı yitirmişim, yalan söylüyorlar, geleceğim kumdan farksızmış, yalan, deyip durmadılar mı hep, soğuk dilleriyle: evrenin çiçeğini sürgün edeceklerini. "Semender'in asi amberini artık hiç şakıyamaz, bir tek koyu var onun." demediler mi. Geveleyip bitmek bilmez kağıtlarını gitarımı susturmak istiyorlardı. Yüreğini yüreğime çivileyen aşkımızın alevli mızrağını gözlerine atıyorum, parmakizlerine düşmüş bir yasemin dileyip. Ve karanlıkta, gözkapaklarımın gecesinde, yitik, yeni parıltı beni sarmaya gelince, karanlığımı yenerek yeniden doğuyorum. Pablo NERUDA |
ÇİLİNGİR SOFRASI Bu zıkkımın yanında Arnavut ciğeri ister, bir. Çiroz salatası ister, iki. Cacık ister, üç. Adalet, müsavat, hürriyet demeye Sadece yürek ister. Metin ELOĞLU |
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime degmeden avuçlarımı terleten sıcaklıgını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? ''Seni seviyorum'' sözcügü dilimin ucunu ısırırken her konusmamızda bos yere saatlerce havadan sudan söz etmek. … Can Yücel .. |
Yüreğime ağladım “Gülpembe” benim şarkım, Kim demiş “ölüm sana yakışmadı” ha kim der? Hani sen demiştin ya “bir gün Barış da gider.” Yüreğime ağladım “Gülpembe” benim şarkım. Sorsam sana, sevdaya neden yol vermez dağlar, Gözümde “Dağlar Dağlar” bu gidiş beni dağlar. Dilimde “Kara Sevda” yüreğimde “Gülpembe,” Kara sevda,elveda arkandan binler ağlar. Gözüme gurbet oldu iki damla gözyaşı, Yüreğime yurt oldu milyon damla gözyaşı; Sen giderken mert oldu, Barış oldu gözyaşı, Benim şarkım “Gülpembe”ki, bir posta katarı. 3’Şubat’99 / Bursa Akdağ Ersoy |
HOŞÇAKAL http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif siyah beyaz tuşlarında piyanomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak her şey sen oluyor her yer sen ben ölüyorum sesini duyuyorum rüyalarımda gözlerimi kamaştırıyor ışığın rüzgar sen gibi dokunuyor bana ben doğuyorum duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemir Asaf |
Bir mavi yalnızlıktır geriye kalan Aslında en beklenmedik misafirdir yalnızlık Ve en sağır dosttur Kendi sesini bile unutursun… Mavilerde kalır aklın Bedenin suslara inat yaşamakta oysa… |
Her biri alevler içinde zaman topu gibi yakarak geçen ya da geçmeyip üzerimde sönen; yokluğunda yaşadığım kor parçası günler! Ya uykusuz özleyişler; uykuyu kaçırıp gecelerden, anılar kıskacında seni düşleyişler? Ya mutlu bir anımda üzerime çöken, ani bir hüzüne sebep aklıma düşüşün? Yüzüne dokunamamanın eksikliği ve bu eksikliğin hissettirdiği ezikliği zaten anlayamazsın! Gözlerinin saçtığı ışık demetiyle aydınlanmadan sanki zindanda geçen; sana mahkûm, sensiz saatler: Özgürlüğüme vurulan zincir, duygularıma ağır kelepçe ve gözlerime çekilen mil! Yolunda zamana sataştığım, yokluğunda ölüme bulaştığım sevgili! Anla ve bunu bil: Sensizlik içinde zaman kavramı, yaşanmamış saydığım pespaye bir kayıptır. Sensizlikte ölümse, belki sonsuz karanlıktan olmayışına yansıyan yaşam ışığı belki sensizlik zindanından kurtuluşa kaçış açığı... İçime düşmüş kurt gibi hiç durmadan benliği kemiren ve başıboş bir bombanın zihnime düşen şarapnel parçaları, aslında beni günden güne eriten: Kendime aksettiğim, kabir soruları mahiyetinde senden yana ürkek düşünceler! Ve defalarca beni sonsuzluk denizinin kıyısından döndüren, sana karşı içimde yeniden türeyen; belki yarım bıraktığın belki hiç başlamadığın duygu yüklü umut seferleri... Kendi iktidarıma düşünmeden açtığım bir iç savaşın yaşandığı: Her gün bir cephemde bin bombanın patladığı, yüzlerce duygunun ve hissiyatın acımasızca soykırıma uğradığı, beynime ve bedenime Nazi zihniyetiyle yaklaştığım, ömrümü hoyratça hırpaladığım ve bütün kutsallıkları hiçe saydığım; yokluğunda kendime yaşattığım hayatım! Aslında hayatımda cereyan eden bu ömür kargaşasına sebep olan benim ve bana bu kargaşayı yaratmakta nedensiz ortak olan sen... |
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy´de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.. Attila İlhan AŞK KİTABI Ne olur söyleyin sevenler bana Ayrılmak kanun mu aşk kitabında Elele tutuşup gülmeden daha Terketmek kanun mu aşk kitabında Ümitlerim kırıldı bitti Hayallerim yıkıldı gitti Bu dert beni benden etti Sevdim sevdim bak ne hale geldim Her seven sonunda düşüyor derde Bu aşk kitabının yazanı nerde Bir aşık inandı çok sevdi diye Terketmek kanun mu aşk kitabında AHMET SELÇUK İLKAN |
| Saat: 23:28 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık