MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Sedef 21 7 Şubat 2009 00:23

Umut ışıkları

Yine gece yarısı
Yine sessiz bir gece
Ama bu sessizlik farklı
Fırtına öncesi sessizlik
Bu gece ki karanlık farklı
O karanlığı yırtan ışıklar var
Umut ışıkları
Bu kez bizim için parlıyor
Umut ışıkları bize doğru geliyor
İçinde mutluluk saklı
Gerçek aşklar saklı
Sevmeyi gerçekten bilenler
Evet umut ışıkları bizim için parlıyor
Sabahın ilk saatlerinde bir güneş
Bu güneş bizim için doğuyor
Yep yeni bir gün
Yep yeni bir hayat
Umut dolu
Sevgi dolu bir gün
Ağlamak yok
Gözyaşı yok
Gözlerimiz sevgi ile parlayacak
Bu kez bizim için doğdu umut ışıkları
Kollarımı açtım bekliyorum
Mutluluk gelecek biliyorum
Bak bizim için doğdu umut ışıkları
Bak bize doğru geliyor umut ışıkları


Sefer Kurt


ener 7 Şubat 2009 09:06

Uzun Zaman Oldu !



Uzun bir aradan sonra ilk defa dün gece ağlarken uyuyakalmışım...
Ağlayarak uyumasaydım da olurdu hani...
Ben gözyaşlarımın yastığımı ıslatmasını senin kadar özlemedim ki...
Ben senin güzel sözlerinle uyuduğum gecelerden sonra bu acınası durumu istemem ki...

Uzun bi aradan sonra gene düştüğümü hissettim...
Uzun bi aradan sonra gene sana veryansın ettim..
Çünkü canımı yaktın gene...
Islandı kirpiklerim...
Tarif edemediğim bir acıyla parçalandı yüreğim...
Oysa hatırlar mısın ben sana "yüreğim" derdim.
Sen aslında benim yüreğimi paramparça ederken, kendini de yavaş yavaş yok ettiğini bilemedin...


"yanıyorum sanki...
ama bilmiyorum hava mı çok sıcak
yoksa canımın yanmasını mı bu bendeki?
ağlamıyorum...
sadece gözüme bir şey kaçtı...
hayır!
yüreğimin gözüne yaptıkların kaçtı...
yüreğimdeki ağırlığın nedeni,
değil ki havanın karanlığı;
bana yaşattıklarının artığı...
içimdeki boşluk,
madden yokluğun değil ki,
güzel bir çift sözünün eksikliği...
beni yoran,
beklemek de değil ki,
sensizliğin ve ilgisizliğin ta kendisi...
susmamın sebebi,
söyleyeceklermin olmamaması değil ki,
kelimelerimin sana gereksiz gelmesi..
bütün bunların sonunda diyorum ki;
tut beni,
yoksa düşüceğim...!
tut ellerimi,
yoksa karanlığa gömüleceğim..!"


Uzun zaman oldu sana böyle bir şiir yazmamıştım...
Ama dün gece sana attığım mesajda okudun bu şiiri..
Yazmam da sanmıştım açıkcası...
Bu sefer farklı olur demiştim..
Ne değişti, söyler misin?
Gene aynı fırtınalar gene ağlı sesimin titrediği konuşmalar...
Nereye kadar gideriz böyle?
Bir fikrin var mı söyle?
Hadi bir şeyler söyle..
Söndür içimdeki yangınları...
Dayanacak fazla gücüm kalmadı...
Tek başıma kazanamam ki bu savaşı..
Hadi su serp yüreğime öyle çok ihtiyacım var ki beni sevmelerine...
Yüreğimi okşa sesinle...
Nerdesin...
Benim gönlümü verdiğim,
Gönlünü bana emanet eden o sen nerde?

Sesiminn titremesine dayanamazdın...
Bak ağlıyorum...
Üstelik canımı da sen yaktın..
Hadi bana eskisi gibi "aşkım" de...
O kadar muhtacım ki tek güzel bir sözüne..

Uzun zaman oldu..
Sen o eski sen değilsin...
Beni daha ne kadar bekleteceksin..
Hadi geri gel koca bebeğim...
Bir gün de, uzun zaman oldu ağlamadım yazabileyim...
Hadi her şeyim...
Farkında mısın?
Uzun zaman oldu bana beni sevdiğini söylemediğin...
Yani uzun zaman oldu gerçekten mutluluğu hissetmediğim...


Alıntı


ahmed 7 Şubat 2009 14:00

Nasıl Güleyim?





Derdim budur desem, hep aynı cevap.
Git diyorlar bana, nere gideyim?
Sil o gözlerini, az gül diyorlar.
İçim kan ağlıyor, nasıl güleyim?

Kaçtımsa da beni, yine buldular.
Tuttular yakamdan, bırakmadılar.
Çileden aldılar, derde attılar.
Kader mahkûmuyum, nasıl güleyim?

Ağlamakla geçer, gecem gündüzüm.
Gülmüyor hiç yüzüm, sanki öksüzüm.
Kaderimi yazan, getirmez çözüm.
Talihsizim gayri, nasıl güleyim?

Acılar bir yandan, kader bir yandan.
Gelmeyin üstüme, bıktım bu candan.
Yok yaşam ümidim, hayat bir zindan.
Kapkaranlık dünyam, nasıl güleyim?

Hasta olduğumu, dostlar duymuşlar.
Hekime derdimi, varmış sormuşlar.
Bir sene yaşamaz, demiş dokturlar.
Ölümle yüz yüze, nasıl güleyim?


Süleyman Göktekin


ÖmÜrCeK 7 Şubat 2009 18:59

Ne Kadar SusulacakSa..O Kadar "Sustum"..
"SuSmaK"..

KonuşuLacakLara AnLatıLacakLara RağMen "SuSmaK"..

İsteyerek Veya İsteksiz..Mecburiyetten VeyaGerekLi OLduğu İçin..Yada HiçBirŞey İçin "SuSmaK"..

AcıttığınıAcıtacağını Ve Daha FazLasını BiLerek "SuSmaK"..

Çoğumuzun Her An Yaptığıdır Bu LaNeT OLası "SuSmaK"..
İşte Burda "SuSmaya" Ve Daha FazLasına DaiR Ne Varsa PayLaşıyoRum..

...Kimisi İçin Basit..Kimisi İçin DeğerLi..Ama Sizin İçin ÖLümdürAcıdırHüzündür "SuSmaK"..


ahmed 7 Şubat 2009 22:56

Bu Sana Yazdığım Son Şiir



ben hep on ekimde kaldım
beceremedim kırılmışlıklarımı toplamayı
kendime çeki düzen veremedim
dik durmaya çalıştım ama
omurgasızım artık
kalkmaya yeltendikçe
yıkıldım durdum
artık yaşam benim için ince bir çizgi
ölümle hayat hiç bu kadar yakınlaşmamıştı
çelişkilerimde
biliyorsun çokça dedim
bir türlü başaramadım
senden gitmeyi
bu sana yazdığım son şiir
artık ne sevdalanacağım
ne de sevda şiiri yazacağım
eğer gün gelir de
içinde sevgi olan dizelere rastlarsan
bil ki
seni öldürmüşüm
zaten mutlusun tercihlerinle
mutlu kal diyemeyeceğim
sadece kuru bir
hoşçakal...

"sen beni hiç sevmedin,unutmayı başardığımda ben de seni sevmemiş olacağım,unutma"



Ayyüce Kurtulmuş


arwen 8 Şubat 2009 00:04

Sensiz Yapamıyorum Artık




Biliyor musun?
Sensiz yapamıyorum artık.
Bardağımdaki şu içki bile
Senin gibi girmedi kanıma.

Elimde sigaram,
Bakışlarım dalgın..
Özlemim;
Sevdalarla yol tuturmuş,
Bir türlü yakalayamadığım.
Aşkım ise;
Duman altı pembe düşler...


Semin Yapar


ÖmÜrCeK 8 Şubat 2009 21:46

Seneler Geçsin,Sen Beni bil ben seni bileyim istiyorum.

Benim olduğun kadar dostlarının,Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum.

Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.

Yaşayalım ki,Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.

Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.

Sen çok dertlenip,içip arkadaşlarınla eve gelmelisin.

Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.

Öyle ki,yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

Yaşayalım ki,paramız olunca sevinelim.

Güzel günlerimizi,evimizde,bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.

Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek….

Böylece yaşamalıyız işte.

Sonra çocuklarımız olmalı,

Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.

Geceleri ağladıkça sırasıyla susturmalıyız.

Sen arada mızıkçılık yapmalısın.

Ve ben söylenerek sıranı almalıyım.

Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım,

Söylenerek yumurta kırmalısın.

Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.

Zaman su gibi akıp giderken,Herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.

Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.

Mutluda olsa,Kötüde olsa,Yaşadığımız günler bizim
günlerimiz olmalıI.

Saçlara düşünce yada gidince aklar,

Çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.

Kavgasız,Her sabah cinayetle uyanılmayan,Sessiz bir yere gitmeliyiz.

Geceleri balkonda denizi seyredip,Sandalyelerimizde sallanmalıyız.

Eve gelip benden kahve istemelisin.

Çocuklar gelmeli ziyaretimize,

Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.

Öyle sevmelisin ki beni,Bu yazdıklarım korkutmamalı seni,

Tebessümler açtırmalı yüzünde.

Birgün bu hayatı bırakıp giderken,

Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde

Birbirimiz sevmenin gururu olmalı “HER ŞEYDE”…..


arwen 8 Şubat 2009 22:14

İyi ki gitmedin


kavuniçi yüzünü kestim ortasından
dolaba koydum soğuması için
dilinden akan
ıslak gidiyorum katılaştı
baldan tatlıydı yüzün
gitmedin

tatlı yorganımın altından
sessizce uyumanı bekledim
çıt çıkmıyordu yüreğimden
ki gece rüzgarın yardımıyla uluyordu
git diye zil çalıyordu
gitmedin

mayhoş elma titretmişti içimi
sokağın ortasına fırlattım
kutu kutu pense oynuyordu çocuklar
elmayı yiyen dönüyordu arkasını
aşkım yüzünü döndün yüzüme
gitmedin

akşam yemeğiyle
mum ışığından bir krizden
şarap mı içsem seninle
yoksa su mu diye düşünürken
günahsız sen su gibi duruyken
saf su içilmezken
düşündüm
günahlarımla ben
beyaz daha mi iyi durur aramızda
çürümüş kırmızı da fena değil
telaşla
vakit kaybetmeden
sapladım tirbuşonu kırmızı beyaz kalbime
çevirdim, çektim yüreğimi vücudumdan
aktım sana
kanasıya içtin beni
ben sendim
gitmedin

yüzümü ellerimin arasına alıp
dizlerinin dibinde yatarken
saçının düştüğü yerden sarhoşken
sevinçten
sana kör kütük gezinirken
kalbim,
kalbim acıyorken
köpekler gibi sürdüm dilimi kalbime,
iyileştim sayende
iyi ki gitmedin…
Sedat Kaygusuz


Nisyan-ı Bâtın 9 Şubat 2009 00:34

yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
nasıl edem nere gidem dertli baş ile
bilemedim teli kırık kemana döndüm

canım aldın, can evimden vurdun ya sende
küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın

zaman ola devran döne sen de çekesin
yitiresin umudunu heder olasın
aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
yalan oldum talan oldum senin sayende
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın

beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
sesime bakıpta ağlıyorum sanma
seni özleyince böyle olsun birazda

ayrılıversin yaprak dalından
insan sevdiğinden ayrılıversin
kan damarımdan can pazarından
adam baharından ayrılıversin

dağda dört mevsim erimeyen kar varya
yokluğum öyle erimesin
sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
sen de vicdansız çıktın adın batsın


İ.Sadri




Nisyan-ı Bâtın 9 Şubat 2009 16:54

Gözlerin boşluğa dalıp gider
Sahipsiz bakışların benim olsun isterim
Sırların acıdan ağlar örer
Kendi kayboluşların sende dursun isterim

Ağladım senin için ilk defa
Elimde parçalanmış bir hayat var aslında

Hapsoldum söylediğim yalanlara
Çıkışlar hep kapanmış ruhum dar sokaklarda;aaaa

Sırların acıdan ağlar ören
Kendi kayboluşların sende dursun isterim
Ağladım senin için ilk defa
Elimde parçalanmış bir hayat var aslında
Hapsoldum söylediğim yalanlara
Çıkışlar hep kapanmış ruhum dar sokaklarda


B.Akarsu
Gözlerin




Nisyan-ı Bâtın 9 Şubat 2009 17:37

hadi gidiyorsun
yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun
herşey gidiyor
gökte bulut,dağda kar,düzde kervan gidiyor
solgun bir gül oluyor insan
bir demet kır çiçeği ölüyor sen gidiyorsun
ne ucuz yaşıyorsun,ne kolay
bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
bakma öyle
ben kanıyorum sen üşüyorsun

kolay değil bir yalan bu
yaralayan kanayan koca bir yalan
yalan işte
sevdiğim yalan
şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
yumuşak sıcak bir yalan
ıslak gözlerimle geçiyorum
yaralı bir ceylanın kalbinden
ceplerimde kül var
bir yangından arta kalan

sorduğum adreslerde kimse olmuyor
ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
her şey bir yalan gibi yandığı zaman
yalnız olduğunu anlıyor insan
anladım ve geçtim
yaralı bir ceylanın kalbinden

aynamı kırdım fotoğraflarımı yaktım
nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
nasıl da umarsız

su gördüm düşümde
karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
sonra sabah oluyor
ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

hayır diyordu bir dağ köylüsü
hiçbir şey için geç değil
ve geç değil bir şey için hiçbir şey
bişey vardı öyleyse bişey
beni çeken
gecenin duldasından uzağa
kocaman çayırlara çeken bişey
gümrah ırmaklara
sonra sıcağa sonra acıya
sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
bişey

tutsana beni,bırakmasana
olsun yaralasana
olsun,ağrısa da
yalan da olsa,kalsana

dağ köylüsü
aşkın olduğu yerde ben varım
sen olmasan da ben varım
yağmur yağar saçlarım filizlenir
bir yıldız düşer omuzlarıma
ıslık çalar ıslanır şarkılarımı söyler geçerim kapından
camların buğusundan ve yağmurun kokusundan
tanırlar beni
bilirler
en iyi yalanlarını ben alırım onların
adresler sorarım kimseler oturmaz orda
ve kimseler olmaz ben sordukça

dağ köylüsü
şimdi gidersen
şimdi git
kalırsan şimdi


İ.Sadri
Yalan




CelestialBody 9 Şubat 2009 23:14

Sevgilinin Yakınlığı

Seni düşünüyorum, güneşin ışıkları denizden aksedince
Seni düşünüyorum, ayın pırıltıları kaynaklara vurunca.
Seni düşünüyorum, uzak bir yol üstünde tozlar havalanırken,
Karanlık bir gecede, dar bir tahta köprüde bir yolcu ürperirken.
Seni düşünüyorum, boğuk uğultularla orda yükselirken dalgalar.
Kulak kesilmek için koruluktayım, sık sık her şeyin sustuğu anlar.
Uzakta olsan bile ben senin yanındayım, sende yakınımdasın.
Güneş batıyor, biraz sonra, beni ışıtacak yıldızlar ne olurdu burda
Yanımda olsaydın


Johann Wolfgang von Goethe


arwen 9 Şubat 2009 23:28

Yetmiş yedi yıl susan kardelen
öleceğini bilir de karda gün açar
de ki, temmuzdur
içimde mayıs ağlar
tutki; zemheri
yağmurlar yağar


Saymadım kaç beklemek var
ucu yanmış bozkırın
karanfil kokan kapılarında
Kaç yankı sığmış koynuma
Anladım ki; suretimden dökülen
anladım ki; bu yanlızlık sen varken


Tut ki; hiç görmedin denizi
Tut ki; tuz yanığı gözlerin

ne çıkar, aşk mavidir


Yetmiş yedi yıl susar sandım
içimde eriyen sözcükler
ilkbahar gelir
geçer karakışın öfkesi

ayak izlerine soyunur gölgeler
bekler sandım..

Tut ki; yağmurun ıslattığı saçlarım

gittiğin de ak oldu
Ne bahar vardı takvimlerde
Ne de Mayıstı
ölmedim....


Yüzümde cehennem acısı
dilsiz örümcek
ördükçe ördü ağlarını
Boğulmadım ya /daha ben ölmem
Elif Yıldız Kıratlı


Daisy-BT 10 Şubat 2009 02:35

Anne Ne Yaptın..

Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.

Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün.
Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?

Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat?
Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi?
El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat
Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?

Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim
Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı
Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?

Cahit Sıtkı Tarancı



Daisy-BT 10 Şubat 2009 02:54


İstanbul'u Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık


Daisy-BT 10 Şubat 2009 17:43

Alüminyum Dükkan

Bir göz atıyorum denize
Çın çın ötüyor balıklar
Bu bir giyilmiş ayakkabıdır diyorum
Bu bir sulanmış peynirdir diyorum
Bu bir haşlanmış patates elinizdeki
Bu insandaki ezgi
Bu insandaki akıl
Bu kanundur kanun
Çileğin çilek oluşu gibi.

İşte bu gerçektir diyorum siz de bilirsiniz gerçeği
Bu çivinin çakılışı
Bu ekmeğin sürülüşü
Bu aşkın, bu ayıbın, bu insanın bilinişi
Bu duymak, bu düşünmek, bu yüksünmek insanda
Bu toplum içinde, bu toplum dışında
Bu sizin durumunuz, bu tabiattaki iş
Bu akılsız çiçek
Bu bilgisiz ağaç
Bu düpedüz ileri görüş
Bu su, bu nehir, bu rüzgar
Bu taş, bu bulut, bu hava
Bu bilinen, bu bilinmeyen
Bu İsa'dan önce, bu İsa'dan sonra.

İşte bu yeninin yenisi insan
Dizilmiş kutu
Bükülmüş teneke
Alüminyum dükkan.


Edip Cansever


Axi_MeleK 10 Şubat 2009 19:18

Ben Seninle Mutluyum...

İyi ki geldin bana..
Gelip boş olan yanımı doldurdun..
sonbaharın matemine dokunup da gizlice..
sol yanımda durdun..

ışıyan bir alev gibiydi gözlerin..
önce ılık bir rüzgarla sardı yüreğimi..
sonrasında volkanlar yokladı düşlerimi..
ve sen bir daha hiç gitmedin..
hep o serin güzde..
hep olacağın yerde..
yüreğimde..
sol yanımda.. bekledin..

bir gün..
‘her şeye inat kal’.. dedin..

karşı çıkıp da,
inadına alıp başını..
gitmedi…
bekledi gönül…
durdu ve bir nefes aldı…
gördüklerini göremediklerini bir bir saydı..
hepsinde esen ılık bir rüzgar vardı..
rüzgar tekrar tekrar sararken nefesini..
gitmedi..
gözlerini kapayıp onca söze inat..
bekledi..

gittiğin uzak şehirlerden..
dönüp de ellerinden tutmanı..
gelip de bahar gözlerinle bakmanı..
kavuşup da bir daha kopmamayı..
bekledi..
iyi ki de bekledi..

geldiğin gün anladı..
bitmemişti bu masal..
her ne kadar bitti dese de..
her ne kadar bitmesi gerekse de..
bitemedi..
bitmeyecek,
sonsuza dek sürecekti..

kaç baharları eskitecek..
kaç kez rüzgarlarla kanatlanıp da..
ellerime değecek..
saçlarımdan usulca öpüp
türkümüzü söyleyecekti..

iyi ki diyorum şimdi..
iyi ki sevdim,
ve seviyorum seni..


Ben böyle değildim aslında, beni sen bu hale getirdin.
Şimdi anlamsız bir korku var yüreğim de ve gitgide sarıyor ruhumu..


Bilmiyorum, neden bu kadar sevdim.
Bırakıp gitme sakın tuttuğun bu ellerimi.
Her geçen gün biraz daha ben oluyorsun,
Her geçen gün biraz daha bağlanıyorum sana.
Sakın bırakıp gitme beni…


Benliğimi bu kadar senle doldurmuşken,
O kadar doldurdun ki yüreğimi,
Gidersen dayanamaz ölürüm yaratacağın boşluğa.
Her gece senin hayalinle yumuyorum gözlerimi seninle dolu rüyalara…


Her sabah senin sevginle açıyorum gözlerimi.
Ve doğan güneşi aşkımız ilan ediyorum…


Her karanlık gecenin, her bulutlu sabahın ardından yeniden doğuyor diye...
Sakın bırakıp gitme dayanamaz ölürüm sensizliğe...


Çünkü SENİ ÇOK SEVİYORUM...


ÖmÜrCeK 10 Şubat 2009 19:43

İhanet mi,Aşk mı?
İçimden geçenleri bilseydin,severmiydin seni?
Kırdığın kalbimin yerine koyabilirmisin,yeniden seni?
İhanet senin için basit,unutulması kolay.
Sevginin affedeceğini düşündüğün,
ama benim için acıların en büyüğünden biri.
İnsanın nasıl içinin acıdığını bilemezsin,
kendinden,sevgisinden,gururundan nasıl vazgeçtiğini bilemezsin.
Sanıyormusun başkalarının kollarından
bana dönerken,yitip gidenin sadece zaman olduğunu?
Dedim ya,sen bilemezsin,çünkü ben sana yaşatmadım hiç,
ihanetin acısını,sevgi yokluğunu.
Şimdi yıktığın değerler için,harcadığın biz için,
kandırdığın herkes için.
Özellikle İhanetin için,tebrik ediyorum seni.
Sen sana yakışanı yaptın,ben de bana yakışanı.
Belki biraz utansaydın,yaptığından pişman olsaydın,
kırılmazdı kalbim bu kadar.
Sen, kendimi bağışlatırım diye düşünmeye devam et,
ama ben ölsemde unutmam bu ihanetinin acısını.
Şimdi sana soruyorum,sen ihaneti ve yalanı seçerken,
nasıl beklersin benden aşkı.

Ben seni sevmekten değil,affetmekten yoruldum

(Mehmet Coşkundeniz)


ener 10 Şubat 2009 20:07

"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya


Nisyan-ı Bâtın 10 Şubat 2009 21:41

hercai zaman dur biraz
soluklan
ağzın neden zehir saçıyor
gözlerin kanlı
ayakların aksak
başında duman

süzülmüşsün bilinmeyen imbikten
kimden alırsın ferman
durmaz koşarsın meçhule
nedir seni böylesine gizemli kılan

kır prangaları
duyguları bağlayan
çöz artık kollarından kelepçeleri
azat et aciz köleleri
çaresizce sende tutuklu olan


arwen 10 Şubat 2009 22:39

YüReĞiMdE tAşIyOrUm


Biliyorum sende beni
Seviyorsun çoktan beri
İnan her zaman ben seni
Yüreğimde taşıyorum

Sevilecek bu dünyada
Bir şey varsa oda sensin
Öyle güzelsin ki yavrum
Yüreğimde taşıyorum

Öyle bir iz bıraktın ki
Unutmak seni imkansız
Öyle güzelsin ki seni
Yüreğimde taşıyorum


Şeref Köşker


Nisyan-ı Bâtın 10 Şubat 2009 22:52

Yıllardan sonra
Bu akşam ilk defa
Anılar içinde
Başbaşayız seninle

Yıllanmış mektuplar
Sararmış resimler
Hepsi de birer birer
Gözyaşlarım gibiler

Dokunmayın bu akşam
Gözyaşıyla doluyum
Artık resimlerde kalmış
Bir sevdanın kuluyum

Hayır... ben değilim
Ben olamam yanındaki
Hayır... ben değilim
Yanıbaşındaki...

Böylesine dopdoluyken
Bugün gözlerim
Nasıl da gülmüşüm
Şu resimlerdeki gibi

İçimden geliyor,
Herşeyi yakıp yıkmak
Ne bir mektup, ne bir resim
Hiçbirşey bırakmamak

Bu akşam sana ait
Ne varsa yakacağım
Anılarla beraber
Ben de yok olacağım

İ.İrem
Ben Değilim


Daisy-BT 11 Şubat 2009 01:33

Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

Ataol Behramoğlu


Daisy-BT 11 Şubat 2009 01:42

Hüzünlü pazar, beyaz meleklerin ilahiler söylediği
Aşkın güzelce yıkandığı, sımsıkı kefenlendiği

Yaz geçmiş, gelip çatmış bağbozumu vakti
Genç kızların mutluluğu bir mevsim daha ertelediği

Hüzünlü pazar, geçmiş pazarların anısıyla kavuniçi
Çocukların hep kursaklarında kalan sevinci

Ataol Behramoğlu


Daisy-BT 11 Şubat 2009 02:51

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok ama çok özlemeli
Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde
Üzerindeki tek gömleğini.


(alıntı)


Nisyan-ı Bâtın 11 Şubat 2009 03:00

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan..


A.İlhan





Daisy-BT 11 Şubat 2009 11:56

Ben Aşkı Ölümsüz Bilenlerdenim

İstemem sevgili yüzüme gülme
Eğer ki sonunda ağlatacaksan
İstemem sevgilim ümitler verme
Sonunda dünyamı karartacaksan

Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim
Bir ömür boyunca sevenlerdenim
Ellerin ellerime değmesin derim
Eğer ki sonunda bırakacaksan

Gönüle vurulmaz asla bir kilit
Seveni öldürür kırılan bir ümit
Sevgilim yanıma yaklaşmadan git
Eğer ki sonunda ayrılacaksan

Yoksa AŞK Olumsuz mu..

( A.S.İ.dan)


CaNaRY 11 Şubat 2009 13:57

Yüreğim Gözlerinin Afişiyle Dolu

Seni neden sevdiğimi sorguladığım akşam üstlerinde,
Nedensiz cevapların anlamsızlığında buldum kendimi..
Baktım ellerime,
Sonra gözlerime,
Ağız birliği yapmış gibi
Kimse bir şey söylemedi..


Kendime bile itiraf etmemiştim sevgimi..
Korktum ihanet duyar adını..
Korktum korkularım çalar kapımı..
Ve açar gururum,
Kapanır aşkım..

Oysa yüreğim gözlerinin afişiyle doluydu..
Duvarlarında bağıra bağıra sloganlar.
'Seni seviyorumm..'
Kızdığımda,
Kırıldığımda,
Bir hışımla söküp atmak istedim hepsini..
Kimbilir belki de istemedim
Yani demem o ki;
Öyle gizli
Öyle saklı sevmişim ki seni
Bana bile söylememişim..!

Böyle sayıklayıp uyandığım sabahlarda,
Yüzümü elimdeki izmarit kokularıyla yıkadım..
Sapsarı bir hüzün avuçlarımda,
Hala bir yanım yarım,
Ve birkezdaha sordum aynalara;

Bu adam kaderim mi yoksa inadım?


Dilek Eğri


Nisyan-ı Bâtın 11 Şubat 2009 16:07

ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..

A.İlhan


Daisy-BT 12 Şubat 2009 13:15

BİR KIŞ AKŞAMI

İçeri sessiz,
Eşiği taş yapar acı.
Duru aydınlıkta,sofrada
Ekmek,şarap parıltısı.


Behçet NECATİGİL


Daisy-BT 12 Şubat 2009 14:14

KAN RENGİNDE

Şimdi hangi sayfasına başvursam
Bir sebep-sonuç ilişkisi buluyor hemen
Her satırı bir "tashih"le yaralı
Bir masalcı oluyor zaman
Ölümleri kutsuyor, yalanlar emziriyor
İnfazlar büyütüyor tarihin beşiğinde
Her köşebaşında kimlik soruyor benden
Açıp yaramı gösteriyorum
Sen yüzünün haritasında koyaklar çiziyorsun
Gözlerinde sessizce yatak değiştiriyor bir nehir
Bir şarkı tek tek kusuyor notalarını
Ben orada yenik düşüyorum bir geleneğe

Anlamını yitiren ne varsa bu kentte
Pıhtılaşmış kan renginde bir nakarata yazdırıyor adını
Birer alışkanlığa dönüşüyor durmadan
Ağıtlarla yitip giden bir ömre sonsöz oluyor
Yangınların içini boşalttığı eski evlerle
Giderek sana benziyor bu kent

Şimdi bir acının taksitlerini ödüyor zaman
Yazgıma bir şerh düşüyorum helalleşiyorum kendimle
Bir soru kipinin kaçınılmaz yanıtında gözlerin

Burçlarında kurşunlu mozaikler
İşte yangından arta kalan bedenim
Son fitili ateşleyebilirsin
Onu da bağışlıyorum.


A.Hicri İZGÖREN


Daisy-BT 12 Şubat 2009 14:39

YAŞAYABİLME İHTİMALİ

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün
Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..

Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...

Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire,
geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik,
S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..

Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
(Sınıfça gidilen pikniklerde
kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..)

Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra
sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzümdüm sadece

Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum,
suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız,
amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle
Tunali Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcağı toprağa çekiyor da
tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde

Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.

Zap suyunun sesini başına koyuyordum
şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum,
babam kokuyordum sonunda..

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam

Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle,
Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Yılmaz ERDOĞAN


Nisyan-ı Bâtın 12 Şubat 2009 15:04

Ne kadardır sürüyordu
Başka kimler biliyordu
Söyle kaç arkadaş kaç dost
Arkamdan gülüyordu

Demek ki ben senin için
Hiç bir şeyden ibaretim
Hayatına girip çıkan
Sıradan bir hikayeydim

O kadar mı değerim yok
O kadar mı kıymetim yok
Ne kadar acı…
Bi o kadar açık;
Aldatıldım!


Şimdi hangi yüzle karşımda duruyorsun
Hem suçlu hem güçlü sabrımı zorluyorsun
Yıkıl karşımdan durma sen sevmeyi bilmiyorsun..


ik_ra 12 Şubat 2009 15:27

Seni ilk kez onun yanında görmüştüm
Bana tatlı tatlı bakmıştın
dudak ucuyla gülmüştün
sonra o tanıştırmıştı bizi
Birlikte sinemaya gitmiştik..gülmüştük..eğlenmiştik
Yüreğim masumdu..
duygularım korumasız
Tek bir isteğim vardı
Yanlız seninle olmak
Ama olmadı..
Zaten hangi aşk mutlu bitti ki?
Hangi aşk ihanetsiz..
işte sen yine onun yanındasın
seni ilk gördüğüm yerde


Nisyan-ı Bâtın 12 Şubat 2009 16:41

BENDE KAL
Bir tohum verdin
çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal
AZİZ NESİN


arwen 12 Şubat 2009 22:22

Gül goncam,
bütün yalnızlıklara inattır
ünlem (!) gibi duruşum
ölümle dalga geçişimdir aşka bağlanışım
yazmayla tükenmeyecek dertler yumağıyla boğuşuşum ondan
hayatın yırtılmış yüzüyle dalga geçişim,
tii’ye almayışım ondandır
yitik karanfilin izidir yakamda gülümseyen
hadi,
açıkça söyle
zamanımı geldi;
mutsuzluklar sırılsıklam olurken gümüşî güneşte,
al yanağının üstünde idâm edişinin maviyi
gitmek isteyişin mi..?

terk-i diyâr eyliyorum kekeme sevdamı
acının rengine buluyorum hayata dair kararsız umutlarımı
gün geceyle barışırken,karatopraktan fışkırıyor ağıtlar
sarmalıyor ateş düşen ocagımıı,dönmeyenin ardından…
ellerinde yüreğim kanıyor verdiği acının sızısından
duvarlardan medet umuyor yaslandığım sırtlarım çıkmayan seslerde
acılarım mintana yapışıyor terlere bulanarak
peki,
çek git..!
gitmek istiyorsan,eğer…
kanım aksın içime
git..!

Eylül yapraklarının sarısındaki sudur damarlarımdan çekilen
Sensizliğe inattır şimdi
ünlem (!) gibi duruşum.
Süleyman Altunbaş


ener 12 Şubat 2009 22:27

ADIMI UNUT


Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmiş bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut

Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te ağlamadık say
Böylesi unutmak dahada kolay
Sen de eller gibi adımı unut

İstemem söyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut...

AHMET SELÇUK İLKAN
__________________


Daisy-BT 13 Şubat 2009 00:35

Antik Acılar

Geçim parası için
nice yaşlının
eski İstanbul evlerinden
getirdiği eşyalar
üstüne kar koyulup
satılıyor antik
acılar çarşısında


Sunay Akın


Daisy-BT 13 Şubat 2009 00:55

Tik Tak

Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun

Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım

İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?

Sunay Akın


Nephthys 13 Şubat 2009 04:04

Ben Sana Beni Sevmenin İmkansızlıgını Nasıl Anlatacagım


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben
kendi acısını kendi örten bir çocuk
yaz çiçeğidir tutunduğum dallar
çabucak çürür ömrüme
güz gelir, ağlarım
kış bastırır ürkerim
yüreğimin gurbetine giderim bir başıma
günümü sevda ederim
sevdamı hasret


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi düşünü kendi kuran bir çocuğum ben
kendi yaşını kendi kurutan bir çocuk
ölüme yakınım nicedir
gel gör ki büyülü şey bu hayat
kandırılmışlığımı denize çalar mesela
toprağın üzerine uzanmışken
nasıl diyebilirim kimim kimsem yok diye
bir sızı kalır işte acemice işlenmiş
atsam atılmaz, satsam satılmaz


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi ninnisini kendi söyleyen bir çocuğum ben
kendi şiirini kendi ezberleyen bir çocuk
anne kokulu mendiller saklarım
baba gülüşlü resimler yaparım boyuna
her günüm bayram olur
her bayramım şekersiz, çikolotasız
olur olmaz heveslerim inatlaşmaktandır
adanmışlıktandır küçücük sevinçlerim
sevindirmelerim evrene karşı


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben
kendi yüreğini kendi bilen bir çocuk



-Alıntıdır-


öykümm 13 Şubat 2009 11:31

Bana Susacak Kadar Ben
 
Bana susacak kadar ben

Konuşucak kadar sen lazım dıyorum ..

Sen olmuyorsun ...

Ben

SUS kalıyorum.....




Yüreğim ıslaktır benim
kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye güneşe asılmaktan.............



Artık
anladım ki;



her yürek
kendi yağmurunda
ıslanmalı...



Silindi rüyalarımı süsleyen renkler
Ne kar tanelerini tutuyor ellerim
Nede melekler teselli ediyor beni
Düşlerim kapkara artik
Düşlerimde bile yalnızım
Birden çalsan diyorum kapımı
Ansızın uyandırsan beni
Kurtarsan bu kâbustan
Kurtulsam bu maphustan
Güneşi getirsen bana
Yani sen gelsen diyorum




Bu gün,
kendime yüreğimin iklimini yaşamayı teklif ettim..
bana, "yâr" de ve sus! dedi




Hüzünlü, ucu yanık türkülerde



Arıyor gözlerim yitirilmiş yılları



Sızısı kaldı içimde sessiz türkülerin



Şimdi bir sevda oldu yalnızlığım


alinti


Daisy-BT 13 Şubat 2009 13:17

DAĞ RÜZGARI


Kaderde senden ayrı düşmekte varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını, kaç bu şehirden
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
Git gidebildiğin yere git diyordum
Oysa ki, senden kaçılmazmış
Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
Bilmiyordum..

Yine de dayanmağa calışıyorum işte
Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
Rüzgar güzel bir koku getirmişse
Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
Yaşamak seninle bir baska zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Herşeyden önce sen
Elbette sen
Mutlaka sen
İster uzaklarda ol

İster yanıbaşımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman için de
Ben olmasam da olur
Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
Bitmiyorsun
Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçekler açtıran
Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
Sen, o tek sevgi içimde
Sen görebildiğim tek aydınlık

Bir nefeste benim için al
Havasızlıktan öldürme beni
Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
Susadım diyorsam
Bir yudum su içmelisin
Ben yorulduysam sen uyumalısın
Ellerim sevilmek istiyor
Saçlarım okşanmak istiyor
Dudaklarım öpülmek istiyor
Anlamalısın.
Ağaçların yeşili kalmadı
Gökyüzünün mavisi yok
Bu dağlar o dağlar değil
Rüzgarında kekik kokusu yok
Kim bu çaresiz adam
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok.


Ümit Yaşar OĞUZCAN


Daisy-BT 13 Şubat 2009 13:54

YÜZ AŞK SONESİ-54

Görkemli us, ışıklı iblisi salt salkımın,
dik öğlenin, şükür burdayız artık, biz bize,
kurtulduk yalnızlıktan, artık uzağız
kentin o vahşi çılgınlığından.

Saf çizgi dişi güvercini sardığı zaman
ve ateş süslediğinde tözünün barışını
ikimiz yaratıyoruz bu göksel sonucu.
Evimizde oturuyor çıplak us, çıplak sevi.

Öfkeli düşler, acı değişmezliğin ırmakları
bir çekiç düşünden daha sert kararlar, siz,
düşüyorsunuz aşıkların çifte başına.

Terazinin üstünde aşk ve us,
bu ikiz çifte kanatlar doğruluncuya dek.
Böyle kuruluyor saydamlık.


Pablo NERUDA

YÜZ AŞK SONESİ - 57

Ay'ı yitirmişim, yalan söylüyorlar,
geleceğim kumdan farksızmış, yalan,
deyip durmadılar mı hep, soğuk dilleriyle:
evrenin çiçeğini sürgün edeceklerini.

"Semender'in asi amberini artık hiç şakıyamaz,
bir tek koyu var onun." demediler mi.
Geveleyip bitmek bilmez kağıtlarını
gitarımı susturmak istiyorlardı.

Yüreğini yüreğime çivileyen aşkımızın
alevli mızrağını gözlerine atıyorum,
parmakizlerine düşmüş bir yasemin dileyip.

Ve karanlıkta, gözkapaklarımın gecesinde, yitik,
yeni parıltı beni sarmaya gelince,
karanlığımı yenerek yeniden doğuyorum.


Pablo NERUDA


Daisy-BT 13 Şubat 2009 14:24

ÇİLİNGİR SOFRASI

Bu zıkkımın yanında
Arnavut ciğeri ister, bir.
Çiroz salatası ister, iki.
Cacık ister, üç.

Adalet, müsavat, hürriyet demeye
Sadece yürek ister.


Metin ELOĞLU


semiramis__ 13 Şubat 2009 15:51

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?


Elin elime degmeden avuçlarımı terleten sıcaklıgını taa içimde hissetmek.


Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?


''Seni seviyorum'' sözcügü dilimin ucunu ısırırken her
konusmamızda bos yere saatlerce havadan sudan söz etmek.







Can Yücel






..


arwen 13 Şubat 2009 23:50

Yüreğime ağladım “Gülpembe” benim şarkım,
Kim demiş “ölüm sana yakışmadı” ha kim der?
Hani sen demiştin ya “bir gün Barış da gider.”
Yüreğime ağladım “Gülpembe” benim şarkım.

Sorsam sana, sevdaya neden yol vermez dağlar,
Gözümde “Dağlar Dağlar” bu gidiş beni dağlar.
Dilimde “Kara Sevda” yüreğimde “Gülpembe,”
Kara sevda,elveda arkandan binler ağlar.

Gözüme gurbet oldu iki damla gözyaşı,
Yüreğime yurt oldu milyon damla gözyaşı;
Sen giderken mert oldu, Barış oldu gözyaşı,
Benim şarkım “Gülpembe”ki, bir posta katarı.

3’Şubat’99 / Bursa
Akdağ Ersoy


ik_ra 14 Şubat 2009 16:27

HOŞÇAKAL
http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif

siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum




Özdemir Asaf


Nisyan-ı Bâtın 15 Şubat 2009 00:36

Bir mavi yalnızlıktır geriye kalan
Aslında en beklenmedik misafirdir yalnızlık
Ve en sağır dosttur
Kendi sesini bile unutursun…
Mavilerde kalır aklın
Bedenin suslara inat yaşamakta oysa…


Nisyan-ı Bâtın 15 Şubat 2009 18:32

Her biri alevler içinde zaman topu gibi yakarak geçen ya da geçmeyip üzerimde sönen;
yokluğunda yaşadığım kor parçası günler! Ya uykusuz özleyişler; uykuyu kaçırıp gecelerden, anılar kıskacında
seni düşleyişler? Ya mutlu bir anımda üzerime çöken,
ani bir hüzüne sebep aklıma düşüşün?
Yüzüne dokunamamanın eksikliği
ve bu eksikliğin hissettirdiği ezikliği
zaten anlayamazsın!

Gözlerinin saçtığı ışık demetiyle aydınlanmadan
sanki zindanda geçen; sana mahkûm, sensiz saatler:
Özgürlüğüme vurulan zincir, duygularıma ağır kelepçe
ve gözlerime çekilen mil!
Yolunda zamana sataştığım, yokluğunda
ölüme bulaştığım sevgili!
Anla ve bunu bil:
Sensizlik içinde zaman kavramı,
yaşanmamış saydığım pespaye bir kayıptır.
Sensizlikte ölümse, belki sonsuz karanlıktan
olmayışına yansıyan yaşam ışığı
belki sensizlik zindanından kurtuluşa kaçış açığı...

İçime düşmüş kurt gibi hiç durmadan benliği kemiren
ve başıboş bir bombanın zihnime düşen şarapnel parçaları,
aslında beni günden güne eriten:
Kendime aksettiğim, kabir soruları mahiyetinde
senden yana ürkek düşünceler!
Ve defalarca beni
sonsuzluk denizinin kıyısından döndüren,
sana karşı içimde yeniden türeyen;
belki yarım bıraktığın belki hiç başlamadığın
duygu yüklü umut seferleri...

Kendi iktidarıma düşünmeden açtığım
bir iç savaşın yaşandığı:
Her gün bir cephemde bin bombanın patladığı,
yüzlerce duygunun ve hissiyatın
acımasızca soykırıma uğradığı, beynime ve bedenime
Nazi zihniyetiyle yaklaştığım,
ömrümü hoyratça hırpaladığım
ve bütün kutsallıkları
hiçe saydığım;
yokluğunda kendime yaşattığım hayatım!
Aslında hayatımda cereyan eden
bu ömür kargaşasına sebep olan benim
ve bana bu kargaşayı yaratmakta
nedensiz ortak olan sen...


Selin Özkan 15 Şubat 2009 19:10

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy´de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..


Attila İlhan



AŞK KİTABI

Ne olur söyleyin sevenler bana
Ayrılmak kanun mu aşk kitabında
Elele tutuşup gülmeden daha
Terketmek kanun mu aşk kitabında

Ümitlerim kırıldı bitti
Hayallerim yıkıldı gitti
Bu dert beni benden etti
Sevdim sevdim bak ne hale geldim

Her seven sonunda düşüyor derde
Bu aşk kitabının yazanı nerde
Bir aşık inandı çok sevdi diye
Terketmek kanun mu aşk kitabında

AHMET SELÇUK İLKAN



Saat: 23:28

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık