MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

arwen 24 Şubat 2009 23:40

Kendimi unutacak kadar çok sevdim seni
Bu öyle bir sevgiydi ki,
Sen yanımda yokken
Kördüm,sağırdım,dilsizdim
Güneş doğardı,ben gecenin en koyu karanlığında kalırdım
Sen yanımdayken,yalnız seni görürdü gözlerim
Senin sesindi, duymayı beklediğim
Dilim, yalnız sana söylerdi yüreğimdekileri
Sen yanımdayken gecelerim,gündüzlerim kadar aydınlıktı
Bu öyle bir sevgiydi ki
Senin beni düşünmediğin anlarda bile
Bir an olsun düşlerimden silemedim seni
Ya sen sevdin mi beni?
Ben içimdeki kıyameti susturmaya çalışırken,
Duydun mu sesimi?
Şimdi duydun işte
Seni çok sevdim
Beni sev demiyorum
Yeter ki esirgeme içimi ısıtan sıcak merhabanı,
Tatlı gülümseyişini ve seni sevdiği için,
Kelepçeleme yüreğimi.
Nilay Gedikli


ahmed 25 Şubat 2009 12:40

Yüreğini Koy ...





Yüreğini koy
Bütün gücünle koş zamanın sırlı derinliğine
Bir yalnızlık şarkısı söyle
Gelsin kelebekler
dökerek kanatlarındaki süslü renkleri
Pembe yüzlü sokaklardan
Geçerek Gelincikler tarlasından...
Asla umut bekleme siyah yüzlü kaldırımlardan
Bütün gayretinle gökyüzüne ulaşmaya
Ellerin yansa da güneşi tutmaya
Çalış..
Çalış ki azmin seni soluklasın
Güce erişsin kasların
Yıldırım hızıyla
Sana yardıma koşsun evren.
Şayet yorulursan
En parlak yıldız konağın
Huzur dolu bir mekân olsun
Duygularındaki ışıklar..
Görkemli saadet asrının içine ak
Karışarak pınarın gizemli sularına.
Ve pınardan ebediyete kadar kana kana iç..
Denizin keskin kokulu mavisini ara
Semanın esrarlı köşelerinde.
Bir yetim barındır
Gönlünün tam ortasında
Gözyaşlarını şahit tutarak.
Kalabalıklara dağıt sende can bulan yalnızlığını
Bilesin kimsesiz çiçeklerin boynu hep büküktür.
Güneşi emen toprağın
Suyu dallarına taşıyan akasyanın
Yaprakları gibi yemyeşil ol /imrensin erguvanlar-manolyalar..
Ta ki kahramanların ulu bayrağı olasın
Öksüzlerin sıcak barınağı
Masum gülüşü çocukların..

Kartal kadar özgür
Dağ gibi yüce
Nehirler gibi can olasın
Söz tutar isen..
Yüreğini koyup yüreğime
Gözlerini atarak gözlerime
Göresin..!
Ve ,
bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdim olursa;
dönüp Rabbime :
"Benim çok büyük bir derdim var"
demeyeceğim!
Dönüp derdime ;
"Benim çok büyük bir Rabbim var"!
demeye ahdim olsun.!


İbrahim Zarifoğlu


Daisy-BT 25 Şubat 2009 13:39

Öylesine Sevmiştim

Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
Sevdiğimiz şarkıları da
Pencareme konan yusufcukları da
Bana karanlığı bırak
Beni bırak, beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık
Öyle kapıda susuşun
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangının

Şimdi gidiyorsun, git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim

Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin

İbrahim Sadri


Nisyan-ı Bâtın 25 Şubat 2009 14:33

Ömrümce hep adım adım
Heryerde seni aradım
Ben kalbimden başka yerde
İnan seni bulamadım

Kenarlarda köşelerde
Kadehlerde şişelerde
Ben kalbimden başka yerde
İnan seni bulamadım


Daisy-BT 25 Şubat 2009 15:20

Ben Aşkı Satın Aldım

ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı
o zamanlar bakır rengindeydi dağlar
daha şıvan düşmemişti böğrüme
daha deli deli esmemişti ruzigar
kalbim acıya düşmemişti
sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
halayda delikanlı başı olacaktım
bıyıklarım yeni terlemişti

gurbeti
ismail dayımın gönderdiği
kuru üzüm ve fıstık'nan
bir de istanbul fotoğraflarından tanımıştım

hey deli yanım!
türkülerim ince gül dalım
gönül közüm
verdiğim sözüm
ne zaman duman olsa
munzur'un doruklarında kalırdı gözüm
aradabir durup fırat'a bakışım
ve yanımdan ayırmadığım
bir üveyikten satın aldığım aşkım

yani ahretlik gülüyordum
istanbulu fotoğraftan
vurgunu üveyikten biliyordum

bir zemheri akşamında
oturtup tandırın karşısında babam
oğul yürü, dedi
yürüdüm
topak oldu babam,acıdan yundu gözleri
yalınız bir ''ah''etti anam
sessizce ırmağa düştü sözleri

yürüdüm
terleyen bıyıklarım
şahin bakışım
ve yıldızlı gecelerimden birinde canım
üveyikten satın aldığım halis aşkım
geride kaldı

ormanlar gördüm
ağaçlar gördüm
dallarında adamlar asılıydı
ipince fidanlar
ipil ipil kan sızardı dudaklarından
baykuşlar
gecenin koyukatmer al basması karanlığına karşı
nasıl da gülüyorlar
nasıl da gülüyorlardı

hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani sazım
ve halıs aşkım

dağlardan geliyorum ben
fıratın doğduğu yerden
gönle aktığı yerden
serin göze başından
soğuk bulgur aşından
dağlardan geliyorum ben
aşkın doğduğu yerden hey!
yusuf'un kuyusundan eyyub'un sabrından geliyorum
etmeyin elemeyin
ben istanbulu fotoğraftan
vurgunu üveyikten belliyorum

hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani sazım
ve bir üveyikten satın aldığım
halis aşkım

hey anam
ne aynam ne tarağım ne sedef çakım
ne tesbihim ne mintanım
bir han odasında
akşam alacası değip geçerken böğrüme
yavaşça önüme düştü alınyazım

kim tutar kaldırır başımı yerden
kim dinler türkülerimi bozlağımı sazımı
bir duan olaydı ah, yanıbaşımda
iki çift lafın
bir tas ayranın
bir dağ soluğun
entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin
bir tesbih böceğin
bir avuç toprağın
bir küçük taşın
bir tel saçın alyazmanın altından

hey anam
akşam indi kırıldı sazım
istanbulda
haramiler sokağında
bir han odasında
yavaşça önüme düştü alınyazım

hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani dağlara verdiğim aşkım

akşam dediğim ana
istanbulda ay karanlık yürek ****ur
bir de hikayesi var
kanadı kırık martıdan dinlediğim:
çok önceden
zebaniler yakıp geçerken şehri
üç damla baldıran zehri
üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize
üç martıyı boğmuşlar
herşeyi gördüler diye

akşam dediğim
dam aralıklarından
han bacalarından kaçıp giden güneşin
vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma
değil mi ana

yani akşam dediğim
isli han odasında
bir ben
bir viranşehirli yakup
bir de çaykaralı musa
üç bardak çay hatrına
üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz
üç damla baldıran zehri değil mi ana
akşam dediğim

buradan
bu halis aşkımı
bir han kirasına sattığım hovarda istanbuldan
aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına
budur havadisim
hatırladığın
ne bulgur tadı
ne bir çiçek
ne bir isim
ben gündüzleri müslüm gürses dinlemeye
geceleri han odasında
alınyazımı görmeye hüküm giymişim

yine de ana
ana yine de
öperim gözlerinden
dağlarımın
çimenimin
ve kanayan gençliğimin
öperim hepsinin tekmil gözlerinden
bıyıkları yeni terleyen gençliğimin adına

ana
can ana
yaran ana
oyy ana
hani benim yıldızım
hani şehla bakışım
hani sazım
bir üveyikten satın aldığım halis aşkım

ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı
o zamanlar bakır rengindeydi dağlar
daha şıvan düşmemişti böğrüme
daha deli deli esmemişti ruzigar
kalbim acıya düşmemişti
sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
halayda delikanlı başı olacaktım
bıyıklarım yeni terlemişti

İbrahim Sadri


ener 25 Şubat 2009 18:17

Senin Yokluğun Var ya...


Ölenin adresi bellidir

toprağına dokunursun, konuşursun,

sesini duyurursun.

Ya giden nerdedir, ne yapar bilemezsin

onu iki dünyada da bulamazsın,

yokluğundan başka hava soluyamazsın...


Tuz tadını,

şeker adını yitirmiş,

su saflığını

geceler gündüze ilişmiş,

bütün duvarlar aynı

soğuk yüzünü sakınmıyor,

adı gibi duvar işte

ne dersem aldırmıyor

kaç çığlığıma direndi...


Toprak otlara can değil ki

çiçekleri hiç aramasın

o papatyanın göbeği gözlerin...


Yıllarca anlattıkların asırlara taşıyor

sözlerinin harfleri milyon sayıda

gökyüzünden üstüme dökülüyor,

her biri kurşun tanesi

kalabalık kentte tek hedef benim

hiç kimse farkında değil

kan içinde yaralı gezdiğimin...


Yokluğun var ya...

senin akla ziyan, bela yokluğun var ya...

her şeyi ters düz eden yokluğun var ya...



Güneş dünyayı terk etmiş,

ay peşinden gitmiş,

yıldızlar yere düşmüş,

yağmur toprağa küsmüş,

bebeklerin benzi solmuş,

yeni gelinler dul olmuş,

çığlığın bademcikleri alınmış,

dağlar heybetini yitirmiş,

tümseklerin şaklabanı olmuş koca dağlar


her ne oluyorsa

vallahi senin yokluğundan oluyor.


Yokluğun var ya...

senin akla ziyan, bela yokluğun var ya...

her şeyi ters düz eden yokluğun var ya...



limiti dolmuş hastaneler,

kifayetsiz cümleler,

Mavihüzün’ün şiirleri iç karartıyor,

iki metre boyunda cüceler,

her şey saçma, her şey anlamsız

akıllara ziyan geliyor,

tıka basa tımarhaneler

Mazhar Osman’ı arıyor

ziftlenmiş zavallı zihinler.


Aşk a kilitli bütün kalpler

sevda virüsü saldırıda

salgın kenti aşmış

dünyaya yayılmakta...



Sevdalıları imha ediyor askerler

salgın bulaşıcı

aşıkların sayıları arttıkça

yok olacak evren,

satılık aşklar sahibinden devren

ama alan yok.

´´ nasıl aşık olunmaz´´

dersleri veriliyor

kenar, köşe, her bir adım kalpte.


Her şey şer, her şey saçma

anlamsız, mantıksız.

her ne oluyorsa

vallahi senin yokluğundan oluyor.



Yokluğun var ya...

dermanı dermansız yapan yokluğun,

yokluğun açlık,

yokluğun soğuk,

yalınayak yetimin gözyaşı yokluğun...



Yokluğun var ya...

öksüze atılan şamar,

yetimden esirgenen sevgi,

kelime-i şahadet için saklanmış

son nefesi çalan adi hırsız yokluğun...

bakire kalpleri dul eden virüs yokluğun

dünyamı metrekareye sığdıran

mercek yokluğun...


Yetmez! daha anlatayım mı?

Yokluğun var ya...

tat alma duyumu bozan,

dünyayı gözümde kıyamet kılan

yokluğun var ya...

yaşarken ölümle metres kalmak,

ölememek sürünmek,ziyan olmak,harcanmak yokluğun.


Hiç bir zaman terk edişini

hazmedemez bu yürek

metresimle nikah kıyana dek

peşimi bırakmaz yokluğun.

Yokluğun yokluk, yokluğun açlık,

kanatsız kuş yokluğun,

sinsice katlettiğin

aşkımın çığlığı yokluğun.


Yokluğun var ya...

sırat köprüsünden geçmeye bir adım kala

uçurumdan düşmek yokluğun



yokluğun boşluk, huzursuzluk,

bir lokma ekmeği boğazıma dizen

zehir zıkkım,

akla zeval yokluğun...


Senin yokluğun var ya......


Alıntı


arwen 25 Şubat 2009 23:35

SENSİZ




Bu gün sensiz,hiç bir şeyin tadı yoktu.
Ne deniz maviydi,ne de gökyüzü parlak.
Orman bile serinletmedi içimi.
İçtiğim suyun da hiç tadı yoktu.
Kır çiçekleri de renksizmiydi ne?
Bilmiyorum neden,bu gün hiç keyfim yoktu.
Ben de sensiz olduğu için,
Yaşamadım saydım bu günü.
Macide Şeyhoğlu


Daisy-BT 25 Şubat 2009 23:43

BELA ÇİÇEĞİ

Alsancak Garı'na devrildiler
Gece garın saati bela çiçeği
Hiçbir şeyin farkında değildiler
Kalleş bir titreme aldı erkeği
Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
Çantasını karısı taşıyordu
Hiç kimse tanımıyordu kimdiler
Gece garın saati bela çiçeği
Üçüncü mevki bir vagona bindiler
Anlaşıldı erkeğin gideceği
Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
Bir türlü karısına bakamıyordu
Ayaküstü birer bafra içtiler
Gece garın saati bela çiçeği
Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
Karanlık gelmişi geleceği
Birdenbire sapsarı kesildiler
Vagonlar usul usul kımıldıyordu


Attila İLHAN


arwen 25 Şubat 2009 23:56

Resmini Çiziyorum Duvarlara




Bu gece yine mahpusum,
Sensizliğin zindanlarında,
Hayaller salıyorum çıkmaz sokaklara,
Umutların gideceği yer mechul,
Döneleyip duruyorum mahzun mahzun,
İçimde bir sızı beliriyor ansızın usul usul,

Resmini çiziyorum duvarlara,
Belki can bulur inersin diye gönlüme,
Tebessümler düşürüyorum,
Gül dudaklarına,
Gülüşlerin dolsun diye mahzun gönlüme,
İçli bakışlar düşüyorum gözlerine,
Kıvılcımlar düşsün diye yüreğime,
Saçlarına yıldızlar serpiyorum,
Işık tutsun diye karanlık düşlerime,

Şaşıyormusun yoksa,,,,?
Zindanda resim nasıl çizilir diye?
Ben seni gönül gözüyle sevdim be,
Gönülden yüreğin kalemiyle çizdim be,

Sonra çizdiğim resmi öpüyorum,
Gönülden öpüyorum hissedersin diye,
Gözleriyin önüne düştüğünü görüyorum,
Yanakların kırmızılaştı utandınmı ne? ?

Sen olunca sensizlik ayrı bir güzel,
Mahpus olduğum sensizliğin zindanları,
Saraylaşıyor gönlüme,
Bu gece benliğimi hazırladım sana özel…………,
Gel yüreğimdeki saraya sultanım ol,
Duvarlara resmini çizdiğim,,,,
Gönlümün perisi güzel…………………….
Ahmet Şadi


Daisy-BT 26 Şubat 2009 00:44

KARA SEVDA

...ve nihayet gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.
Masallarla indi yere
Sebil oldu cümle hikayelere
kara kara kazanlarda kaynadı
Diyar diyar al kanlara boyandı
Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
Gördes kiliminde nakış
Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
Ve nihayet gelip çattı
Elveda belirsiz bedava sevince
Uçan kuşa eşe dosta elveda
Bütün haşmetiyle gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.


Bedri Rahmi EYÜBOĞLU


Daisy-BT 26 Şubat 2009 01:17

TAŞRA KIZININ DELİCELERİ

Gözlerim seni görünce güzel
Saçlarım senin için uzun
Tenim seninle sıcak böyle.

Sakınmaklar gereksiz
bunu yeni anladım
kırıp dikenli telleri
geldim yanına.
Dört tarafımda elle tutulan
karanlıktı-bilirsin
raylarca uzuyordu yalnızlığım
körkandil kısır anlayışlara
bir kinim vardı ,
zamanın eritemeyeceği
bir sancım vardı öylesine belirgin
yokluğun özlü çıbandı sanki
Duramadım.

Duramadım dayanılmaz isteklere
bütün bağlardan kurtulup bir an
gözlerinin büyüsüne geldim
ellerinin ateşine
Yak beni.

Sen uykusun vazgeçilmiyorsun
Seni kendim kadar seviyorum
Günlerden bir gün duysam acısını
Beni ilk öpenin sen olmasını istiyorum
Beni ilk öpenin sen olmasını.


Türkan İLDENİZ


Daisy-BT 26 Şubat 2009 02:23

CIGARAYI ATTIM DENİZE


Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüşüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliginde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden
Alıp yaracak olsak yüreğini
Şimdi bir güvercinin

Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinle de boyuna ekmek kesiyorsun

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geciyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu



CEMAL SÜREYA


ener 26 Şubat 2009 09:00

Öksüz Çocuklar Gibi

Dağların şiirini dinliyorum
Gözlerimde bir tutam yaş,
boynum bükük
Çaresizliğim diken diken avuçlarımda
Gönül kapılarım kapanmış
Ne arayan var, ne soran beni
Gözlerimde bir tutam yaş,
boynum bükük
Öksüz çocuklar gibi
Ellerim, ah ellerim
Böyle değildi eskiden
Turnalar sunamdan söz açardı
Turnalar hâlimi sorardı
Dostlar gülüşürdü çevremde
Acılı şarkılara ağlamazdım
Yüreğim taş taş oldu sevgiden uzak
Bu garip diyarın yabancısıyım
Gülücüklerini kıskanır oldum çocukların
Acıya, kedere, neş’eye
Hey, hey! diyen kuzucukların
Ellerim, ah ellerim
Böyle değildi eskiden
Bir bilinmez geceler gibi
Adı bilinmez şafaklarda umudum
Yarım elma, gönül alma
Ey güzel çocuklar n’olur alın
Ham meyvenin yarısını size sakladım
Adı bilinmez şafaklarda umudum
Gelecek günlerin neş’esine kadar
Güzel oyunlarınıza katılmayacağım
Bir köşede yaşayacağım
Gözlerimde bir tutam yaş,
boynum bükük Dağların şiirini dinleyeceğim
Bir bilinmez gecede çaresiz
Öksüz çocuklar gibi.

Alıntı


Daisy-BT 26 Şubat 2009 11:57

SEVGİ BAYRAK OLURSA EVRENE

Dağılıp belkileri aramak öyle
Sonuçta belki şenlik belki yenik
İNSAN olmak sorunu ilk
büyük açılar bileşkesinde.

Hep kurtarmak baş tutku
Duyguları katı çarklardan
Korkusuz yaşamak hançer ucu
Şimdi yoluna ayna tutan.

Kurur savaşlar , haksızlıklar
Altı Kıta yürür el ele
Kurur şüphesiz kötülükler kökünden
Sevgi Bayrak olursa evrene

Yaklaşır arsız ve çabuk
Ölüm fırtınadır her an
Belirgin ve kesin
Tek tek başlarda esecek olan.

Yürek özgür yaşamak ister
Kimselere yüksünmeden , kızmadan
Buyurmaya açılan ağızlara bir tomurcuk
Barış Çocuklarından.


Türkan İLDENİZ


ahmed 26 Şubat 2009 19:30

Birbirimizi Anlamak



Her şeyi bakıp duruyoruz,
Neden birbirimizi anlamıyoruz,
Dertleri neden dinlemiyoruz,
Yanlış mı biz aynı dili konuşuyoruz..

Duygularımızı açık anlatıyoruz,
Dillerle zar zor olsa da aktarıyoruz,
Bunları yazılarla da aktarıyoruz,
Duygularımızı dilimizle aktarıyoruz..

Hep dillerle anlatıyoruz ama
Bazen aktarılıyor yazılarla,
Bu hayatta yaşananlar da,
Aynı dilledir anlatılar da,

Anlaşmak güzeldir sözle olmasa da,
Anlatıyoruz bunu yazılarla,
Başka dille anlatmıyoruz ya,
Aynı dille anlatıyoruz anlasanıza,

Sevgiler bir şekilde anlatılacaktır,
Bazen konuşmayla, bazen yazıyladır,
Anlaşılmak bir hayat yaşamaktır,
Sevgileri aynı dille anlatmaktır.

Anlaşılmak, anlatmak güzel bir olaydır,
Ahvallerin anlaşılması güzel olacaktır.
Emelimiz bu dünyada yaşamaktır,
Meramımızı aynı dille anlatmaktır.
Yazılı ve sözlü olsa da anlatıyoruz,
Hepimiz duygularımızı yaşıyoruz,
Gönüllerde olanları aktarıyoruz,
Çünkü bunları aynı dille aktarıyoruz...


Zekeriya Başgün


Daisy-BT 27 Şubat 2009 19:32

Aşk

Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu.
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.


İlhan BERK


ahmed 27 Şubat 2009 20:52

Anlayamadığın...



Anlayamadın yine,
Senin kahrından batmıştı güneş,
Ve küresel ısınma zannettiler iç sıkıntısını,
Canımız sıkıldı, bütün buzullar eridi,
Bütün ormanlar kendini yaktı bu gece,
Sen uykunda kâbus gördün diye,
Haber bültenleri, mangalcı ziyafeti sandılar,
Ve sürmanşet vermediler, sensizliği...
Sen aynadayken hani demiştim ya
Bakmayı bilmiyorsun gökyüzüne,
Bakabilseydin görürdün,
Kâinatın kalbini.
Ürkememiştin bile,
Anlayamadığın kadardı, kaybettiğin.

Pencerene bu sefer yeminliydi, düşebilmeye,
Bir yağmur damlası buharlaşıp gelmiş gözyaşımdan,
Soluğun olmaya adamıştı kendini bir yudum oksijen parçası,
Son selamlaşmamızdaki tıkanık bir iç çekişime özenip,

Ve bir yakamoz en yakın bir deniz penceresinden kaçıp,
Senin en sevdiğin bir şarkında adının geçmesini bekleyecekti içinden, söylediğin.
Az sonra tükenecekte olsa,

Ve az sonra söneceğini bile bile bir ateş böceği,
Pencerenin saçağında son nefesini bir rengini göstermeye çalışan,
Menekşenin dalına tırmanmış,
Gözlerine son bir kez yanmaya çalışırken can veriyordu.
Az önce gücü yetmemiş gölgende uyumaya,,
Bir ipek böceğinin başucuna anlarsın diye bıraktığı,
Sevdasının yarasını anlatan kozasının yanında...


Ve biz bütün kâinatla beraber her gece senin için öldük,
Sen her yeni sabaha uyanırken,
Yeter ki anla diye bir gün aşkı...



Önder Kaç


anzu 27 Şubat 2009 21:29

ÇOCUKSUN SEN

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil


AHMET TELLİ


ahmed 27 Şubat 2009 21:33

Çıldırası Duygularım Var...




Hadi bütün olanları unut gitsin sevgili,
Ben de, silip atacağım her bir şeyi görürsün.
Bir boş şişeyi bulursun yanımda saklı,
Bir de aklım sana sarhoşluğundan kalan.
Tek nefesle göçeceğim gör sana.
Hadi, kucak açsana.
Kucaklasana beni.
Seninim senin.
Delinim..
Yok dersen..çıldırırım..!

Belli, tan fırtınalı gelir seherden önce
Sürükler her seferde.
Ve bin beteri vuran olur günün kızılı
Ve çöker mavi gök.
Geceden öp beni sevgili, karanlıktan kop
Gören sadece melekler olsun
Periler duysun hışıltıları
Kapat bütün ışıkları..
Gölgen düşerse yere..çıldıracağım..!

Dursun an, tutulsun soluk, bitsin yokluğun sarmalı
Sarılmalı ölümüne mutluluk bize.
Açılmalı sonsuza dek mavi denize, el ele
İste hele, çökeriz dibe.
Bir de..denizkızı masalını dinleriz soluksuzca
Çok uzunca yol alırız ikimiz bir can
Utanır mercan o gözlerinden.
Denizyıldızları vurur sahile
Kıskanır cinler bile..
Yoksa..çıldırırım ben..!

Sen kaldırmıştın hani, dağlar başına aklımı
Saklımı bulutlara.
Umutlarımı da vurmuştu avcı, acımasızca
Ezildi hep içimde ki karınca.
Kararınca değildi aşk belliki o sende ki.
Bende şimdi çıldırası haldeyim
Sorma nerelerdeyim?
Her yanım acı.
Hadi yabancı.
Susma şimdi.
Haykır
Kesilirse soluğun..çıldıracağım..!

Duyulsun yüreğin sesi, titresin tel tel
Çıldırası duygulara olunmaz engel
Dön gel fırtınam, an tamam
Anlatamam tutuklu dil
Sensiz lal..!
Bütün cümlelerin tek anlamı var şimdi
Tek manası aşk, gör.
Sor beni sana.
Al cevabı al.
Anla artık..çıldırası duygularım var...!


Mehmet Kesici


ener 27 Şubat 2009 22:03

Senin Harflerin İçin

1.
Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum
sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin
kapanınca harflerinin kapısı: Adın
şiirim!
Heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin
adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış
harflerinin arasından öpüyorum: Ağzın
cennetim!
Dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli
ve haylaz suyundan öpsem küskün
bir çeşmenin harflerin susuz. Dilin
cehennemim

2.
Mırıldan dur bana, senin üstüne harf
getirmem daha, ağız ağıza duruyor
harflerin: Sevmenin birinci hâli gibi
telaşlı duruyor da ben utanıyorum
üçü bakarken birini öpmeye senin!

3.
Harflerin aralanmış
sesliler sevişiyor
sessizlere bu cümlede
sıra gelmeyecek gibi

Harflerin yatışınca
belki duyarsın içinde
sessizlerin uykusuz
kaldığı o cümleyi

Aşkı seslendirirken
unuttuğun mırıltı
bizi sessizliğimizden
doğru bağışlar belki

4.
Bir ses sesini öpse
harflerin uykusuz kalır

5.
Dün sabah önünden geçtim
kağıt gibiydi harflerinin yüzü
araları açılmış olmalı
bütün gece sevişmekten

6.
Mırıldandığımız şeyler
kalmayınca aramızda
ağızda söz, gövdede ter,
bir aşk bunlarla biter

7.
Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm! ..


alıntı


ahmed 27 Şubat 2009 22:05

Sahte Gözyaşları





..
içimdeki acı yetmiyor
sen artık bana çoksun
sana aşkım bitmiyor
giderim dünyadan yoksun

seni düşündüm ben hep
beni düşünmediğin kadar
ilacımdın sen benim hep
tedavi sonuna kadar

artık hasta değilim hey sen!
benim için yalandan ağlama
o kadar belli ki sahte gözyaşları
anlamamak için salak olmalı!
ağzına hiç yakışmıyor
seni seviyorum demek
gerçeği .............geç anladım üzülerek
yine geçeçek hayatım denek

oysa çok sevdim sanmıştım seni
aslında evet çok sevdim ama
senden karşılığını alamama uğruna
uğraşmışım durmadan boşuna

durmuyor senin açtığın yarada kanlar
tutmuyor bir türlü pansumanlar
ama olsun boşveririm bunu da ben
nasıl olsa kanım bir gün biter!



Özgen Kırmızıbekmez


Sedef 21 27 Şubat 2009 22:13

Sana Aşk Getirdim

Sana,aşk getirdim.
Aşk,sana getirdim:
Elimde arta kalan hasretleri,
Heybemde her zaman taşıdığım
Ve niçin taşıdığımı bilmediğim özlemleri.
Denli-densiz aşk maceraları
Adamı ipe sapa gelmez yalanlarla oyalayan.
İpsiz sapsız yaban dikenleri.

Sana,aşk getirdim.
Aşk sana getirdim.
Yüreği hüzün vadilerine pusu kurmuş.,
Kabuk bağlamaktan her defasında uzak,
Kanamaya hasret aşk yarası

Gözleri buram buram aşk kokan,
Dudakları bülbül misali aşk fısıldayan
Diline aşkı tesbih yapan,
Sevgili
Sana,aşk getirdim.
Aşk sana getirdim

İçimde yıllardan beri yaktığım
Düşlerimle kavurduğum ateşi
Korkudan ve çaresizlikten o kadar uzak
Sana aşk getirdim.
Aşk sana getirdim.

Gökyüzünde
Sahipsiz ne kadar yıldız varsa
Aşka davet namına
Ve mutlu yaşamın her sahasında
Büyümeyi bekleyen,
Sana aşk getirdim.
Aşk sana getirdim.


Erkan Gümüşsoy


ahmed 27 Şubat 2009 22:52

Sana Mutluluklar Dilemiyorum.



Haberini aldım bugün,
İnanmadım, inanamadım.
Ve bu bana vurduğun en büyük darbe oldu...

Evet kanatmıştın bir yerlerimi, acıtmıştın canımı,
Kanasa da bir yerlerim, acısa da canım,
Katlanıyordum... zorda olsa umutlanıyordum.

Yaşananlar ne oldu? Ya paylaştıklarımız...
Nasıl unutabildin sana bakışlarımı, Titreyen ellerimi,
ya yerinden fırlayacak gibi olan kalbimi?

Bak neler oldu...
Hemen gittim, kalbimin senin için ilk çarptığı yere,
Yaşadım dayasıya, daha çok içime akan yaşlarla.
Hayalini oturttum karşıma,
Sordum... neden, neden? Diye,
Sustun, ne sen cevap verdin, nede... kayaları döven dalgalar...

Kabullenemedim, isyanımı haykırdım uçan martılara,
Fırlattım ayakkabımı kumsala,
Düğmesizdi artık gömleğim,
Ağlarken buldum başımı ellerimin arasında,

Kayıt ettim bunları, yazdığımla kirlense de bu beyaz kağıda,
Dinledi beni, suskun, cevap vermese de...
Benliksiz geçen günlerle boş kaldı yazacaklarım,
Gecelerim zaten zindandı görünmez yaşadıklarım,

Sana mutluluklar dilemiyorum, nişan gününde,
Belki aradığını bulamayacaksın tebriklerimde,
Üzülüyorum, kim bilir okumayacaksın bile,
Bak kanat taktım uçuyorum işte sonsuzluğa,
Dilerim sende tez gelirsin yanıma,

Cemil Yıldırım


Nisyan-ı Bâtın 28 Şubat 2009 11:27

Yapma Çiçekler
Çırılçıplak bir kadın
İniyor güzellik dağlarının
Esmer akşamlarından,
Yalnızlığının ve yalanlarının
Karanlık uykusuzluklarına.

Ellerinde yapma çiçekler
Çiçekler yalana ve ölüme yakın
Kadının sakladıklarının
Günlere gecelere bölünmüş
Üşümüşlüğü
Bakın
Sizlerle,
Yapma çiçeklerle örtülmüş.

Yapma çiçekler
Kadını kırmayın, rahat bırakın.
Yapma çiçekler
Solan renkleriyle ellerinde kadının
Bunu bilmeyecekler.

Yapma çiçeklerin renkleri soluyor
Kadının ellerinde
Ah o çılgın renkler
Kadının gözlerinde
Soldukça kadın daha da esmer

O.Asaf


ahmed 28 Şubat 2009 22:41

Dönmem Dünya Yıkılsa



Mademki git diyorsun başım alır giderim
Pişman olup çağırma dönmem dünya yıkılsa
Ben boynumu bükerim derim buymuş kaderim
Unuturum adını anmam dünya yıkılsa.

Kırılan bu kalp benim taş kesilmiş senin ki
Bir daha hatırlamam dönüp bakmam inan ki
Nefret dolu kalbin var sevgi dolu benim ki
Gel desen gelir miyim Sanmam dünya yıkılsa

Kalbin insafa gelse sevdiğimi bir bilsen
Pişman olup ardımdan bin defa selam salsan
Bal arısı olsam ben sende bir çiçek olsan
Gel kon desen balıma konmam dünya yıkılsa

Seni ne çok sevmiştim sende seversin sandım
Aklım başımdan gitti birden deliye döndüm
Saflığım zirvedeymiş sana nasıl inandım
Bir kez kandım bir daha kanmam dünya yıkılsa

Son verdim bu sevdanın defterini kapattım
Mecnun ettim kendimi ben ömrümü tükettim
Sel ettim ırmak gibi gözyaşımı akıttım
Bal olsan ekmeğimi banmam dünya yıkılsa

El âlem sana koşsa sen bir abide olsan
Kapılmam cazibene çağıran nida olsan
Kaparım kulağımı çok güzel seda olsan
Tufan olsa gemine binmem dünya yıkılsa

Hayatıma yön verdim sensiz olacak şimdi
Ağlamak bitti artık yüzüm gülecek şimdi
Akan gözyaşlarımı elim silecek şimdi
Bir daha aşk narına yanmam dünya yıkılsa


Mustafa Kuruldak


ener 28 Şubat 2009 23:30

ask böyle bir şey...Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir.
Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini
teslim etmektir. Saygidir.
Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir.
Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.

Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir
Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini
bilmektir.Anlasmaktir.
Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini
tanimak

Alıntı


ahmed 28 Şubat 2009 23:32

Seni Sevmek Için




Gecemde gündüzümde sen varsın
Kalbimin atışında nefes alışımda sen
Ben seni sevmek için yaratılmışım
Sen beni vurmak için

Ben aşkı korkusuzca yaşarım
Sonunun olmadığını bilsem bile
Ateşe atarım yüreğimi bile bile
Sevmek ise söz konusu
Ölümüne, tutkuyla, delice...
Ben aşkı yaşamak için yaratılmışım
Sen beni öldürmek için...

Tuğba Kaval


Nisyan-ı Bâtın 1 Mart 2009 11:04

İsyanım Bitti

bak, eskisi gibi degilim
yufka yurekli oldum
bagırıp cagıramıyorum artık
sessiz gecelerime hancerle dalıyorlar
son heyecanlarım
kuru bir dal gibi
akdenizin dalgaları arasında
yavasca kaybolup gitmekte
icimdeki volkan sonup gitti
isyanım bitti...

alıntı.


arwen 1 Mart 2009 14:00

Dermanı Sensin


Ruhum hep titriyor adını duyunca
İnleyen gönlümün dermanı sensin
Akıpta gidiyor ömrüm suyunca
İnleyen gönlümün dermanı sensin
***
Karanlık gecemin yıldızı oldun
Yüreğime sevinç neşeyle doldun
Sevdamı yaşatan yegane kuldun
İnleyen gönlümün dermanı sensin
***
Sevdan fırtınası estirir yeller
Gönlüm de açılır goncayla güller
Şarkılar söylerler dalda dülbüller
İnleyen gönlümün dermanı sensin
***
Kuşun kanadından aldım nameni
Unutmam bir türlü gülümsemeni
Aşkın rüzgarıdır sağaltan beni
İnleyen gönlümün dermanı sensin
***
Ruhi mutluluğu seninle bulur
Ufacık sevinle bahtiyar olur
Hergün aşk deryan da sen de boğulur
İnleyen gönlümün dermanı sensin

Ruhi Hatunoğlu


ahmed 1 Mart 2009 14:02

Hepinize Sevgiler



kalemi ele aldım
selam verdi yürekler
gönül dostum oldunuz
hepinize sevgiler

bana ilham verdiniz
yine geldi periler
benim şiir dostlarım
hepinize sevgiler

yüreğimin içinden
sade bir köy evinden
bütün şiir dostları
hepinize sevgiler.

Behiye Akmeşe


arwen 1 Mart 2009 14:06

Rengim Lal...




Ben koruktum yağmur yağdı ıslandım,yıkandım
Güneş vurdu ısındım,piştim olgunlaştım,
Üzüm oldum...
Rengim Lal...
Kök salmıştım çoktan toprağa,
Asma idim bağ oldum
Geldi köye bir ağa,
Topla dedi bağmancıya üzümü
Topladı bağmancı tek tek üzümü,
Doldurdu küfelere,çıkarmak için özümü,
Yolladılar bir fabrikaya,gittiğim yerde,şarap oldum...
Rengim Lal...
Geçmişti üzerimden bir teleferik,yabancı topraklardayken,
İmrenmişti bir fani,hani bizde de olsa diye.
Gözü gönlü donandı,bir hayli zamandı görmemişti böylesini
Yaman bir gündü,
Bir bahçeden çılgın bir müzik eşliğinde,
Neşe taşıyordu duvarlarından ötelere...
Coşku ile dansediyorlardı...
Çok eski bir hatıraydı.
Evlerinin önünde şarap fabrikası,
Bizim şehrimizdeydi,üzümün hası...
Ben koruktum yağmur yağdı ıslandım,yıkandım,
Güneş vurdu ısındım,piştim olgunlaştım...
Lezzetim bir yana,rengim,
Lal...


Yüksel Nimet Apel


kambis 2 Mart 2009 12:05

AŞKNAME
dudaklarından sözler dökülürdü
hangi kelimeler..hangi sözcükler duymazdım
nefesinin tınısına takılı kalırdı ruhum
söyleyeceklerim kurur kalırdı dudaklarımın susuzlugunda
bir gözlerimden akardı sevda sana
yanaklarında bir çiçek acardı bazen
bazen koca bir bahar eserdi gülümsemende
üşürdün belli belirsiz
günesin şulesi gibi gelip yapışıp kalmak isterdim teninde
bazen uzağımda durur kıpırtısız
belki soluksuz… öyle bakardın
zarafetin dökülürdü sevdamın ucuna
bilsen nasıl su değmiş toprak gibi canlanırdım
yine bir şeyler söylerdin sen
sevdaya yorardım ne dersen
belki sevişmeye çağıran o tınıyı beklerdim
göz bebeklerinin sevdaya büyüdüğü
geceyi aydiniğinla allak bullak eden o ani beklerdim
ya da her an sevişirdim de... bekleyişimde bile
bilmezdim.. ya da bilmezlikten gelirdim
varlığında aşkı bin türlü tanıma bürünürken
sevişmelerinden doyacağım aklıma gelmezdi
ve sen erseyin farkında öyle bakardın bana
bazen yemek hazırlarken
ya da kitap okurken
televizyon seyrederken
ya da birine laf yetiştirirken
göz ucuyla bakardın
bilirdin belki sen
göz ucundan dökülecek her bakıştan
ben sevişme sağnağına düşeceğim
hoşuna giderdi belli belirsiz
gülümsemendeki o sevişme dolu tattan anlardım
seni sevmek ne güzel diye düşünürdüm
ve sen anlardın ne düşündüğümü
göz ucunda yine bir güneş patlaması gönderirdin ruhuma
depremlerle sallanırdı varlığım
gelgitler tasardı okyanuslardan
balıklar az şaşkın
çokça bilmeden hissettikleri sevdayla sarhoş
ben öyle kalakalırdım ortasında evrenin
ve sen bunu da bilirdin yine
bir gülümseme daha dökülse yanaklarından bilirdin
yanıp kul olacağım
hiç bir ormanı sağ bırakmayacak ateşim
belli belirsiz göz kırpardın
beni anlamışsın gibi
bunu söyler gibi
bense ilanı ask olarak alırdım bunu
omuzbaşının çıplak kalan dokusunda
bir sevişmenin romanını yazardım
okumayı severdin içinde ask olan her sözcüğü
iste sırf bu yüzden acemice
nice hikayeler örgülerdim özlemimde
hasret şiirlerini de severdin sen
belki kavuşmaları sevdiğindendir kim bilir
belki yalnızlığından sonra gelen bu sevdayı
en iyi anlatan budur diye
senin yanında
o en yaman hasreti anlatmamı severdin
kavuşmalar hep vardı aslında
bizdik yaratan en yalın en çıplak ve en basit haliyle
sen yine de anlamak istemezdin
aslında o çok iyi anladığın şeyi
bu askın gücü nerden beslenir anlamaz gibi
belli ki anlatmamı seviyordun
bir kez daha… bir kez daha ve sonsuz kere
sevişirdin o an bilirim
en derin sularda dalan bir ruh gibi
en yükseklerdeki bir çift kanat gibi
yağmura gebe şehvetli bir bulut gibi
sevişirdin sana akan sevdanın anlatımlarında
ben sana bakar
o sevişmelerini anlamanla oluşan mahcup bakisini yakalardım
seker hırsızlayan çocuklar gibi olurdun
hiç kızılamayan ve sacı okşanan
avuçlarını açtırırdım
iki seker daha koyardım
kaçmak isterdin hemen
gitme kal diye çok seslenmek isterdim
ama bilirdim
askı yeniden yenilenerek yasamak isterdin
en çok o anda zirvelerde olurdu ruhunun tatmin kuşu
ben o hiç dinmeyen fırtınanın içinde olmayı
en çok bu çocuk arsızlığını şımartmak için severdim
doğal bir yeşil renk gibi kaplardın dokumu
yağmur yağmış tazeliğinde kokardı tenim
hep seni düşünürken.. hep seni severken
hep seninle sevişirken olurdu bunlar
ve sonra yeniden gelirdin
gözlerinde o tutku ateşi
o beni deli eden
arzu volkanlarına atan
sevdana gülümsemen yetmezdi
“seni ağlayacak kadar seviyorum” diye fısıldardın usulca
üstelik saclarını örgüleyen masum çocukluğun
üstelik teninde yangınlar olan kadın yanınla
dört mevsimi yasardım ben
ne yağan yağmur
ne de ayni anda açan güneş şaşırtırdı beni.
Ne kabaran dalgaların şehveti
ne de aynı dalgaların huzurlu ask şarkisi
ayni anda olan hiç bir zıtlık şaşırtmazdı beni
sevdanın gücünde boynum kildan ince
ben emanet etmişim imanımı
üstelik dualarım da yer değiştirmiş
yani hepten gitmişim kendimden
bu yüzden şaşırtmazdı beni o tutku ve o çocuk yanım
seninle her insanin kılığına girerdim
öfkeli ve neşeli
sabırsız ve bekleyen
sevgi dolu ve senden uzaklığına nefret besleyen
bazen hepsi birden olurdum
bazen hiç biri
sadece adi senle olabilen bir adamdım yani
üstelik hangi zaman diliminden
hangi zaman dilimine kadar sürerdi bu bilmezdim
bazen bir anda yaşanırdı bütün bu yolculuk
bazen asırlar sürecek kadar zamanda
yine de hiç bir şey şaşırtmazdı beni
seni bulmuşluğun alınyazısı kadar
hiç bir alınyazı
ve hiç bir kader bu kadar sevilmez diye düşünürdüm
ve sen o anda yine bana bakar
ve yine anlardın ne düşündüğümü
ben sevdamdan beslenen yanını da anlardım
bilirdim sen mahcup
sen sevilmeyi daha önce hiç alamamış yüreğine… gonca bir çiçeksin
ilk benimle öğreneceğin düşüncesi
ilk kez askı benim avuçlarımdan yudumlayacağını bilmek
olmaz düşlere daldırırdı beni
ve ben buna da şaşırmazdım
her şey öyle olağan gelirdi ki
sevdanın hangi tanımını buna sığdırsam diye düşünürdüm
yani anda herzeye şaşıran
ve hiç olmadık kadar buna alışkın olan bir adamdım
ve bilirdim sen de benim gibi olurdun
hiç bir aynılıkta bu kadar beslenmemiştir hiç bir varlık
zıtlıklarda öğrenmeye çalışanlara gülerdim de biraz
seni anlatmak isterdim.. bendeki sevdayı
yine de susardım
buyuşu bozulacak muska gibiydi belki bu gizem
hep sende ve bende kalması gereken
susardım inceden
sadece senin duyabileceğin bir sesle seslenirdim evrene
seni sevdiğimi… ilanı aşkımı .......
alıntı


ÖmÜrCeK 2 Mart 2009 18:43

Konuşamıyorum.Her kelime ya asılı kalıyor.
Yada ben vazgeçiyorum.Konuşmadan
dinlemeden söylemeden...
Seni anladığımı biliyorsun
*Seni anlayıp seni suçlardan arındırıp daha fazla acı çektiğimi de..Biliyorsun
Ayrılığın tam öncesi
Bir adım öncesi ne kadar varsan bir adım sonrası o kadar ayrılık...
Keşke bir tablo gibi olsaydı sevdamız
çizilse boyansa ve öylece kalsa idi...
Yaşanmışlıklarımızı hiçbir şey değiştiremeseydi



Yorgun kabullenişlerin mevsimini geçtim artık
Çoktan sandığa kaldırdım
"alıp başımı gideceğim" lerimi
Seviyorsam sevdiğimce
Biliyorsam bildiğimce
En çok da gönlümce...buradayım!
Kendi söylencelerime inanıp
Kendi düşlerime kanıp
Benim kalemimden çıktığı halde
Ortasından girip sonunu yakalayamadığım
bir masalda ölme hakkımı saklı tutacağım...
Ve kendime saklayacağım
bu neresinden tutsan elinde kalan
hayata bir dize çalma hakkımı
Tüm şehir seyretse de umurum değil
Bırakamam tüm deliliğimle yaptığım dansımı
bundan gayrı....
Değiştiremem yazılı kelimelerimi
-yazılmışa dokunmak günah! değil mi-
Alev sönse de hatırlatmaya küller yetmez mi?







Ve işte sandığa kaldırdım umutsuz bekleyişlerimi
Neredeyse alın yazımın gerçeği
Gidip bulacağım
-alacağım! koparmak gerekse de yerinden-
Bir acıya tutsak olan ben
Bin ok yarasına eğilmeden
Güleceğim –hem de nasıl-
Bir ejderha yaratacağım kendimden
Tozlu bir kitabın sayfalarında yaşamak gerekirse
Gocunmayacağım ve o sayfaları gene kendi soluğumla
yakacağım !
Ruhumun sıcağından kıpkırmızı olacak gökte ay
Bense tek bir dokunuşa gönüllü aldanacağım...







Bir tek denize sesleneceğim
-yalvaracağım utanmadan-
"Sonuma değmesin kimsenin eli
Gökte ayın kıpkırmızı olduğu bir gece
Yakamozunda öldür beni..."


ahmed 2 Mart 2009 21:00

Bize Kalan




Neye elimiz atsak hep yarım kalıyor
Bıkkınlık bizi teslim alıyor
Vazgeçişlere duyduğumuz aşinalık
Bizi kendimizden uzaklaştırıyor

Nedense bize hep yalnızlık kalıyor
Amansız bir yara gibi vücudu sarıyor
Senle ruhum arasındaki varlık
Çözümü sersefil meyde buluyor

Niye yüreğim hep sende kalıyor
Kayısız şartsız bir insana bağlanıyor
Terk edişlerle bulunan yalnızlık
Varlığıyla hep beni suçluyor

Hakan Aydın


arwen 2 Mart 2009 21:25

Unutmuş beni demişsin
Ardım sıra söylenmişsin
Beni ateşlere atar
Bırakır da gidermişsin

Hatırlamadığım yalan
Sanma ki unuttum seni
Unutsam da ben kendimi
Hiç aklımdan çıkmadın ki
Hasan Görgü


ener 2 Mart 2009 22:19

Senden Öğrendim Gülüm http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif


Gözlerinden öğrendim ben herşeyi
Siyahın ne güzel renk olduğunu
İlk görüşte aşkın ne olduğunu,
Sevgiyi ve onun büyüklüğünü


Ellerinden öğrendim ben dokunabilmeyi
Bir dokunuşun nasıl iç yaktığını
O anki dünyayı umursamazlığı
Sanki o anın hiç bitmeyecekmişliğini


Saçlarından öğrendim ben neşeyle savrulmayı
Seni bağrıma basmanın mutluluğunu
Kollarına atılıp hiç bırakmamacasına sarılmayı
Teninin kokusunu unutmamayı


Resimlerine bakıp avunmayı,
Sana ancak dualarla ulaşmayı
Sadece rüyalarda görüşmeyi öğrettin be Gülüm
Sen bana acıyı, hüznü öğrettin


Bir de bırakıp gitmeyi öğrendim senden
Sessizce, ardına bakmadan kaçıp gitmeyi
Çaresizlikten ağlamayı öğrendim be Gülüm
Mutluluğu özlemeyi de öğrendim


Ben de sana kaybetmeyi öğreteyim,
Severken ayrılmayı, ayrılırken yıkılmayı
Elvedanın anlamını öğretiyorum sana ben
Elveda çiçeğim, Elveda Gülüm, Elveda...



Mavi PRENS


kAryAminA 2 Mart 2009 22:20

Yüzleri aklıma kazıdım bütün yüzsüzlüklerine rağmen ..
Sığındığım her limanda reddedildim, eskimiş filikalarımla
Çıkarı için birbirini yiyenler arasında çıkmazlardayım.
Dudaklarımda yeniden başladığım sigaram,bir duman daha aldım ölüme inat ..
Payıma düşeni aldım hayattan biraz hüzün,birazcık gözyaşı
Acıyı tattı hücrelerimin her biri,tek tanığım fersiz bir sokak lambası ..
Soruların muhatabı olmaktan bıkmışken, içimde volta atan soru İşaretleriyle doluyum.
Aynada baktığım çökmüş bu yüz benim mi?
Bu kaçıncı eziyet ettiğim kül tablası?
Sigaramdan çektiğim kaçıncı nefes?
Kaçıncı kendime küsüşüm?
Avucumu kanattığım kaçıncı kalem?
Kaçıncı intihar provam?
Yüksek dozda yalnızlık aldım bu gece
Sessizce ölmek istiyorum ..


ÖmÜrCeK 2 Mart 2009 22:24

Gece bile fazla bu akşam bana…
Öyle siyah öyle alacalı ki karanlık..Uyumak istiyorum alabildiğine..Kapatıyorum gözlerimi sen oluyorsun uykularım..
Açıyorum gözlerimi yalnızlığa kapılıyor düşüncelerim…

Anlamsızlığımla eş değer oluyorsun aniden…
Gidişini seyrediyorum anılarımın arasından…Tozlanmış duyguları temizliyorum kelime kelime..İçim acıyor derinden…

Gülüşünü anımsıyorum…
İçim burkuluyor…


Sensizliğe alıştırırken günlerimi şimdi ne gerek vardı ki sana ? Düşüncene bile tahammülü yok yüreğimin..
Silebilsem yüzünü gözlerimden…

Ne acı…Seni hiç unutamamışım ki ben…Eskiyen eşyalarım arasına saklamışım yaşanmışlıkları...Ertelemişim sensizliği bile bile…

Şimdi…Ne şarkılar ne satırlar dolusu cümleler..Hiçbiri iyi gelmiyor sensizliğime..
Belki çığlıklarımı susturmasam ağlasam yağmur misali damla damla…Kimbilir unutulursun belki ozaman…

O an duygularıma baş kaldırıyorum…Bakıyorum gökyüzüne bırakıyorum çığlıklarımı yıldızlara doğru…
Atıyorum seni özleyen her bir parçamı…Yüreğimi arındırıyorum fazlalıklardan…
Bu kadar kolay olmamalı…İçimdeki ses seni çağırıyor her darbemde…

Durmuyorum…Parçalıyorum seni…Kanıyor her bir yanım...


arwen 2 Mart 2009 22:26


Artık onu unut dediler.
Demesi kolay.
Nasıl unutayım.
Adı hala aklımda.

Gönlünü avut dediler.
Demesi kolay.
Nasıl avutayım.
Fotoğrafı hala elimde.

Gözlerini artık uyut dediler.
Demesi kolay.
Nasıl uyuyayım.
Hayali hala gözlerimin önünde.

11.11.2008

Nihat İlikcioğlu


ahmed 2 Mart 2009 22:59

Gözlerime Işık Ol



En çok kalabalıkta yanlız kalıyorum
Ve en çok böyle anlarda özlüyorum seni
Kimsesizliğimi yüzüme vuruyor sanki bu sesler
Mutsuzluğumu hissettiryor bana bu gülüşler...


Sen gittin gideli
Anlamlı,
Anlamsız
Tek bir gülüşüm olmadı yüzümde
Dilim sus pus oldu
Senden sonra konuşmadı kimseyle...

İnsan kendini unutur mu?
Ben unuttum sevdiğim
Nelere güler
Nelere ağlardım
Yaşamıma anlam katan neydi
İnan,
İnan ki unutmuşum herşeyi...

Peki insan kendini özler mi?
Ben özledim sevdiğim
Kulaklarımda çınlıyor kahkahalarım
Neydi bu denli mutlu eden şey
Şimdi neden yok sanki...
Hayata bağlı olan
İçi içine sığmayan
Kendimi öyle çok özledim ki...


Ne olur dön sevdiğim
Kendimi daha fazla yitirmeden
Dön...
Sana bakan gözlerime ışık ol yeniden...

Pınar Yılmaz


ahmed 3 Mart 2009 13:15

Ömrümün Özeti





Doğduğum gün, ölümle nikâhlandım
Gözümü açtığım andan itibaren

Rabbinle arama girdi şeytan
Büyüyüp adam olduğumu sandığım da

Yavaş yavaş küçüldüğümü gördüm
Zaman kıvrım kıvrım akarken

Akan zaman değil, kendim olduğunu anladım
Güzeldim ama yavaş yavaş beni terk ettiğini gördüm

Varlığımın beni mutlu ettiğini sandım
Oysa mutluluğumun, hırsızıymış aldandım

Ömrümün çok olduğunu sandım, bittiğinde aslında
Hiçte o kadar çok olmadığını anladım

Güneş doğarken, zaman uzun diye hep oyalandım
Güneş battığında, hiç bir işe yaramadığımı fark ettim

Mutluluğum arttıkça hüzünlerimde artı
Yaralarım çoğaldıkça, alınganlığımda arttı

Hayata tek başladım, sonra çoğaldım
Yeniden azaldım,bir başıma kaldım
Ölümü yanımdan hiç ayırmazdım, yanımdan ayırdığımda tattım.



Tülay Bilgin


sanar 3 Mart 2009 14:12

Son Tren

Son tren de geldiyine yoksun içinde
günlerdir uykusuzum gözlerim kararıyor
döndüm geriye çaresizlik içinde
gözlerimde yaşlar var
saçlarım ağarıyor..
yürüyorum gecede her adım bir işkence
beynimde gelmeyişinin o zorlu bilmecesi
bir türkü tutturmuşum dudaklarım kanıyor
yüreğimde yokluğunun ayak sesleri
son trende geldi yine yoksun içinde
günlerdir uykusuzum
yıldızlarım düşüyor
döndüm geriye çaresizlik içinde
türkümüzü söylüyorum
dudaklarım üşüyor...

Ümit Atayman


sanar 3 Mart 2009 14:21

Yokluğun Her Dakika Ölüm Demek Gitme Kal

Yokluğun her dakika ölüm demek gitme kal

Hasretim daha yüz yıl dinmeyecek gitme kal
Yetişir senden uzak yıllardır kahrolduğum
Ayrılma hiç yanımdan mahşere dek gitme kal


Ümit Yaşar Oğuzcan


ener 3 Mart 2009 14:24

Deli Divane http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif


Sarılasım gelir, seni içime alasım,

Kalbimin en köşesine koyasım gelir

Üzülesim gelir senin üzüntüne,

Ağlayasım gelir yerine,

Hayran olasım gelir Ay Yüzüne,

Gül kokuna ölesim gelir




Ceylan Gözlerine dalasım gelir bakarken,

Sarhoş oluncaya kadar seni içesim gelir

Ellerini sonsuza kadar tutasım,

Bir ateş gibi yanasım gelir uğruna,

Sana deli divane, sana Mecnun,

Sana Ferhat, sana BEN olasım gelir



Mavi PRENS


ahmed 3 Mart 2009 14:27

Hayalmi




Bakarak resmine gülüyorum,
Verdiğim sevgiye yanıyorum.
Belki seversin diye,
Giden günlere kanıyorum.

Üzülme,ben mutsuzsam sana ne,
Tek tek yaratılmışız şu evrende.
Sen mutlu olacağın sahte insanlara koş,
Ölürken belki benim kadar,
Mutlu olamıyacaksın.

Ne olurdu kenetlenmiş doğsaydık,
Aramadan bulsaydık birbirimizi,
Evreni beraber tanısaydık,
Üzülmeden sevseydik günlerimizi.

Geceleri koştuğum yollarda aradım,
Düşününce içtiğim yudumlara sordum,
Uyuyunca rüyalarımda gördüm,
Benim için sen hayal mi olacaktın.



M.Yaşar Kopuz


sanar 3 Mart 2009 14:35

Senden Öncesi Yoktu

Bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin
Neden bu durup durup isyan etmeler Allaha
Bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış
Hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha
Seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra
Sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes
Belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim
Hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese
Yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum
Yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var
Öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum
Yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil
Gözlerim gözlerinden başkasını unuttu
Sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.


Ümit Yaşar Oğuzcan


ahmed 3 Mart 2009 14:36

Aşk Kapali Bir Göz



Gerçeklerden uzaktı yaşamak
Her anımızda bir düşün kölesi olduk
Oysa sevdik belkide sevildik
Bazen yalan söyledik bazende inandık yalanlara
Aslen gerçeği bildiğimiz halde

Gerçeklerden uzaktı yaşamak
Çatı köşelerinde tenhalarda sevişirken
Nefes aldığımızı anladık yaşadığımızı fark ettik
ölümün kıyısında ölümle dans edercesine

Gerçeklerden uzaktı yaşamak
Oysa gerçek yoktu ki ortada
Önce kazandık sonra kaybettik
Ağladık hiç susmayacaksına
Bazen kabullendik
Anladık gerçeğin nelerden ibaret olduğunu
Kahroluşun bir sebebiydi bu
Sustuk bir daha konuşamamacasına
Bazen dalıp gittik derinlere
Acabalara kaplıp düşündük delicesine
Herşeyi kabullenip geri istedik
Yanlış olduğunu bilircesine
Ama hiç kötü düşünmedik düşünemedik belkide

Gerçeklerden uzaktı yaşamak
Buz gibi odalarda ölüm sessizliğinin içinde
Soğuktan titrerken farkettik yanımızda olmadığını
Oysa biz kalabalığın içindede yanlızdık
Herşey yabancıydı bize
Sesimizin yettiğince bağırmak istedik bazen
Ama sustuk yarım kalan sevdanın ibret verici görüntüsü karşısında

Gerçeklerden uzaktı yaşamak
Zarar veren herşeyi sevdik
Cebimizden çıkartıp bir sigara yaktık sonra
Her dumanda biraz daha yok olduğumuzu bilmeden
Keyif almaya baktık soluduğumuz dumandan

Gerçeklerden uzaktı yaşamak
Bazen kaçtık gerçeklerden
Bazense saklanmaya çalıştık
Ama nereye kaçarsak kaçalım
Ölene dek dönüş yolundydık
Aslında gerçeklerden öyle uzaklaştıkki
Sonunda tek gerçek bizdik
Cümlesi belirdi ağzımızda.

Ufuk Şentürk


sanar 3 Mart 2009 14:38

Hatırlar Mısın ?

Hatırlar mısın
Gözgöze gelişimizi ilk defa
Bakışlarımızın çakmaklanışını
Bir akşam vakti, yakınlarda
Bir yerlerde bir şeylerin yanışını
Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

İlk öptüğüm günü dudaklarından
Başımın dönmesini, tenimin tutuşmasını
Yıllar yılı kendi yatağında kaybolan
Nehrimin, denizine kavuşmasını
Hatırlar mısın

Hatırlar mısın
Ayrı ayrı yaşadığımız binlerce geceden ayrı
Bir geceyi, sabahsız, çılgın, dopdolu
Ve senin özleminle sımsıkı saran kolu
Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Ormanda dibe vuruşunu gün ışığının
Ağaçların ürperişini derinden
Başını omuzuma koyuşunu, dalgın
Sonra bir yangının başlayışını ellerinden
Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Kendimizden geçerek, alabildiğine
Birlikte gittiğimiz o yerleri
O ağaçlı yol, o serin kumsal, o meyhane
Ve güllerin ağlayışını bir akşam üzeri
Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Nasıl bir koşuydu o doludizgin
Ne kadar yoğu var etmiştik birlikte
O seven gönüllerimiz bir çift güvercin
Gibi nasıl kanat çırpmışlardı mavilikte
Hatırlar mısın

Hatırlar mısın

Gün boyu seninle çağlar aştığımızı
Bir yalan dünyada yalansız severek
Tanrıya yaklaşıp Tanrılaştığımızı
Söyle hatırlar mısın bir gün beni
Hatırlar mısın ?………

Ümit Yaşar Oğuzcan


sanar 3 Mart 2009 15:43

KİMBİLİR

Bir yere yaklaşıyoruz seninle
Belki bilinmeyen bir azak şehir
Belki o, en sakin deniz kıyısı
Belki de bir dağ yamacı kimbilir
O yerde her şey değişecek ansızın
Hiç ayrılmayacak ellerimiz
Kuşlar en yakın dostlarımız olacak
Terkedilmiş bir kulübe evimiz
Gün doğmadan uyanacağız seninle
Tenimizde kırağların serinliği
Kulaklarımızda en güzel şarkılar
Çiçeklerin, ağaçların söylediği.
Seninle mevsimler orada bambaşka
Zaman bir suyun akışı, o yerde
Hüzün artık unuttuğumuz bir şey
Yalnızlıksa bizden çok ötelerde
O yerde bütün güzellikler hayran sana
İçi gülsün diye gözbebeklerinin
Ve döndüren başını içki değil artık
O baygın kokusu kır çiçeklerinin.

Ümit Yaşar Oğuzcan



Nisyan-ı Bâtın 3 Mart 2009 17:08

Çal kapımı…

Önce düşlerimi getir, hayallerimden bir gemi yap,
Yelkenlilerinin içinde savrulsun rüzgara karşı umutlarım…
Benden ve senden bildiğim bütün olmazları bindir,
Kaptanı sen, tayfası sen, rotası sensiz çiçekler olsun…
O çiçekler ki her çalan kapı zilinde soldu…
O çiçekler ki kitap sayfalarında kurudu,
Bana çiçeklerimi de getir gelirken,
Düşlerden bezenmiş olsun,
Kırmızı, mor, demet demet değil,
Bir gonca gül gibi birkaç yaprak olsun…
Her yaprağında ayrı sözcükler olsun,
Hiç yazılmamış, hiç söylenmemiş bir türküde söylensin adım…
Kelimelerde yerini bulmamış bir şiir olsun
Her yaprağı, yeni doğmuş bir bebek kadar taze ve güzel,
Masumiyetiyle kokusu tütsün üstünde buram buram…

Çal kapımı….
Her günü bir çok güne benzeyen,
Her yılı bir çok yılla değişen,
Mevsim değil, ay değil saat değil,
Saniyeler geçmeden gel…
Gel ki, açtığım kapı gülsün…
Gel ki güneş doğsun artık gecenin üstüne,
Aydınlatsın, aydınlansın tüm dünya gelişinle…
Birdenbire, ansızın gel, çay demlenirken,
Öylesine bir halde seni düşünürken,
Her gün gelirmiş gibi, kapı komşusu,
Kırk yıllık ahbap gibi,
Bir bahar sabahı henüz ortalık ağarmadan,
Alacakaranlıkta gel…
Dönüşsüz olsun gelişin, yolları ve yılları çalarak,
Bir kilit vurarak yokuşlara, aydınlık bir yüzle,
Gülümseyen bir yarınla, gel…

Çal kapımı…
Bir evliya ocağından,
Nur yüzlü bir derviş kapısından gelirmiş gibi,
Yaradandan el açıp dua etmiş,
Duası kabul görmüş bir garip kul gibi, gel…
Tövbe edip günahsız, yalansız ve hiç bir an düşünmeden,
Düşündürtmeden gel…
Dualarla, besmeleyle, günahsız, vebalsiz, kul hakkı yemeden,
Geriye bakmadan gel…
Varlığınla bezensin düşüncelerim, destan yazılsın gelişinle,
Hiç okunmamış, sana saklanmış, seni anlatmış destanlarla gel…

Çal kapımı,
Serzenişim sanadır, şikayetim sana,
Nazım, isyanım, küskünlüğüm, deliliğim,
Delişmenliğim, hüznüm sana, gidişlerim hep sana,
Döndüğüm bütün yollar sanadır…
Garipliğim, yoksulluğum, yalnızlığım,
Susamışlığım, yakarışım sendendir…
Seninle gördüm yaşamak denilen oyunu,
Seninle bitti dünya,
Yeniden bir fidan yeşert içimde…
Gel de dünya unutsun seninle dönmeyi,
Bahara dönsün mevsimler, çiçek açsın her ağaç…
Kapımı çal, gel de yüzüm gülsün,
Gel de; son nefesim olsun…
Sen bana gel, çal kapımı…
Ben, kendime geleyim…

Alıntı.



Saat: 23:14

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık