![]() |
Kendimi unutacak kadar çok sevdim seni Bu öyle bir sevgiydi ki, Sen yanımda yokken Kördüm,sağırdım,dilsizdim Güneş doğardı,ben gecenin en koyu karanlığında kalırdım Sen yanımdayken,yalnız seni görürdü gözlerim Senin sesindi, duymayı beklediğim Dilim, yalnız sana söylerdi yüreğimdekileri Sen yanımdayken gecelerim,gündüzlerim kadar aydınlıktı Bu öyle bir sevgiydi ki Senin beni düşünmediğin anlarda bile Bir an olsun düşlerimden silemedim seni Ya sen sevdin mi beni? Ben içimdeki kıyameti susturmaya çalışırken, Duydun mu sesimi? Şimdi duydun işte Seni çok sevdim Beni sev demiyorum Yeter ki esirgeme içimi ısıtan sıcak merhabanı, Tatlı gülümseyişini ve seni sevdiği için, Kelepçeleme yüreğimi. Nilay Gedikli |
Yüreğini Koy ... Yüreğini koy Bütün gücünle koş zamanın sırlı derinliğine Bir yalnızlık şarkısı söyle Gelsin kelebekler dökerek kanatlarındaki süslü renkleri Pembe yüzlü sokaklardan Geçerek Gelincikler tarlasından... Asla umut bekleme siyah yüzlü kaldırımlardan Bütün gayretinle gökyüzüne ulaşmaya Ellerin yansa da güneşi tutmaya Çalış.. Çalış ki azmin seni soluklasın Güce erişsin kasların Yıldırım hızıyla Sana yardıma koşsun evren. Şayet yorulursan En parlak yıldız konağın Huzur dolu bir mekân olsun Duygularındaki ışıklar.. Görkemli saadet asrının içine ak Karışarak pınarın gizemli sularına. Ve pınardan ebediyete kadar kana kana iç.. Denizin keskin kokulu mavisini ara Semanın esrarlı köşelerinde. Bir yetim barındır Gönlünün tam ortasında Gözyaşlarını şahit tutarak. Kalabalıklara dağıt sende can bulan yalnızlığını Bilesin kimsesiz çiçeklerin boynu hep büküktür. Güneşi emen toprağın Suyu dallarına taşıyan akasyanın Yaprakları gibi yemyeşil ol /imrensin erguvanlar-manolyalar.. Ta ki kahramanların ulu bayrağı olasın Öksüzlerin sıcak barınağı Masum gülüşü çocukların.. Kartal kadar özgür Dağ gibi yüce Nehirler gibi can olasın Söz tutar isen.. Yüreğini koyup yüreğime Gözlerini atarak gözlerime Göresin..! Ve , bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdim olursa; dönüp Rabbime : "Benim çok büyük bir derdim var" demeyeceğim! Dönüp derdime ; "Benim çok büyük bir Rabbim var"! demeye ahdim olsun.! İbrahim Zarifoğlu |
Öylesine Sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden Sevdiğimiz şarkıları da Pencareme konan yusufcukları da Bana karanlığı bırak Beni bırak, beni böyle bırak Böyle ansızın, böyle yakışıksız Böyle anlamsız, böyle dağınık Öyle kapıda susuşun Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun Koy beni sensizliğe Ve otursun içime kül gibi kor yangının Şimdi gidiyorsun, git Hadi git Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git Hadi kanatma Hadi yıkma Hadi dokunma Zaten ben seni öylesine sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin İbrahim Sadri |
Ömrümce hep adım adım Heryerde seni aradım Ben kalbimden başka yerde İnan seni bulamadım Kenarlarda köşelerde Kadehlerde şişelerde Ben kalbimden başka yerde İnan seni bulamadım |
Ben Aşkı Satın Aldım ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı o zamanlar bakır rengindeydi dağlar daha şıvan düşmemişti böğrüme daha deli deli esmemişti ruzigar kalbim acıya düşmemişti sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım halayda delikanlı başı olacaktım bıyıklarım yeni terlemişti gurbeti ismail dayımın gönderdiği kuru üzüm ve fıstık'nan bir de istanbul fotoğraflarından tanımıştım hey deli yanım! türkülerim ince gül dalım gönül közüm verdiğim sözüm ne zaman duman olsa munzur'un doruklarında kalırdı gözüm aradabir durup fırat'a bakışım ve yanımdan ayırmadığım bir üveyikten satın aldığım aşkım yani ahretlik gülüyordum istanbulu fotoğraftan vurgunu üveyikten biliyordum bir zemheri akşamında oturtup tandırın karşısında babam oğul yürü, dedi yürüdüm topak oldu babam,acıdan yundu gözleri yalınız bir ''ah''etti anam sessizce ırmağa düştü sözleri yürüdüm terleyen bıyıklarım şahin bakışım ve yıldızlı gecelerimden birinde canım üveyikten satın aldığım halis aşkım geride kaldı ormanlar gördüm ağaçlar gördüm dallarında adamlar asılıydı ipince fidanlar ipil ipil kan sızardı dudaklarından baykuşlar gecenin koyukatmer al basması karanlığına karşı nasıl da gülüyorlar nasıl da gülüyorlardı hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani sazım ve halıs aşkım dağlardan geliyorum ben fıratın doğduğu yerden gönle aktığı yerden serin göze başından soğuk bulgur aşından dağlardan geliyorum ben aşkın doğduğu yerden hey! yusuf'un kuyusundan eyyub'un sabrından geliyorum etmeyin elemeyin ben istanbulu fotoğraftan vurgunu üveyikten belliyorum hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani sazım ve bir üveyikten satın aldığım halis aşkım hey anam ne aynam ne tarağım ne sedef çakım ne tesbihim ne mintanım bir han odasında akşam alacası değip geçerken böğrüme yavaşça önüme düştü alınyazım kim tutar kaldırır başımı yerden kim dinler türkülerimi bozlağımı sazımı bir duan olaydı ah, yanıbaşımda iki çift lafın bir tas ayranın bir dağ soluğun entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin bir tesbih böceğin bir avuç toprağın bir küçük taşın bir tel saçın alyazmanın altından hey anam akşam indi kırıldı sazım istanbulda haramiler sokağında bir han odasında yavaşça önüme düştü alınyazım hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani dağlara verdiğim aşkım akşam dediğim ana istanbulda ay karanlık yürek ****ur bir de hikayesi var kanadı kırık martıdan dinlediğim: çok önceden zebaniler yakıp geçerken şehri üç damla baldıran zehri üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize üç martıyı boğmuşlar herşeyi gördüler diye akşam dediğim dam aralıklarından han bacalarından kaçıp giden güneşin vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma değil mi ana yani akşam dediğim isli han odasında bir ben bir viranşehirli yakup bir de çaykaralı musa üç bardak çay hatrına üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz üç damla baldıran zehri değil mi ana akşam dediğim buradan bu halis aşkımı bir han kirasına sattığım hovarda istanbuldan aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına budur havadisim hatırladığın ne bulgur tadı ne bir çiçek ne bir isim ben gündüzleri müslüm gürses dinlemeye geceleri han odasında alınyazımı görmeye hüküm giymişim yine de ana ana yine de öperim gözlerinden dağlarımın çimenimin ve kanayan gençliğimin öperim hepsinin tekmil gözlerinden bıyıkları yeni terleyen gençliğimin adına ana can ana yaran ana oyy ana hani benim yıldızım hani şehla bakışım hani sazım bir üveyikten satın aldığım halis aşkım ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı o zamanlar bakır rengindeydi dağlar daha şıvan düşmemişti böğrüme daha deli deli esmemişti ruzigar kalbim acıya düşmemişti sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım halayda delikanlı başı olacaktım bıyıklarım yeni terlemişti İbrahim Sadri |
Senin Yokluğun Var ya... Ölenin adresi bellidir toprağına dokunursun, konuşursun, sesini duyurursun. Ya giden nerdedir, ne yapar bilemezsin onu iki dünyada da bulamazsın, yokluğundan başka hava soluyamazsın... Tuz tadını, şeker adını yitirmiş, su saflığını geceler gündüze ilişmiş, bütün duvarlar aynı soğuk yüzünü sakınmıyor, adı gibi duvar işte ne dersem aldırmıyor kaç çığlığıma direndi... Toprak otlara can değil ki çiçekleri hiç aramasın o papatyanın göbeği gözlerin... Yıllarca anlattıkların asırlara taşıyor sözlerinin harfleri milyon sayıda gökyüzünden üstüme dökülüyor, her biri kurşun tanesi kalabalık kentte tek hedef benim hiç kimse farkında değil kan içinde yaralı gezdiğimin... Yokluğun var ya... senin akla ziyan, bela yokluğun var ya... her şeyi ters düz eden yokluğun var ya... Güneş dünyayı terk etmiş, ay peşinden gitmiş, yıldızlar yere düşmüş, yağmur toprağa küsmüş, bebeklerin benzi solmuş, yeni gelinler dul olmuş, çığlığın bademcikleri alınmış, dağlar heybetini yitirmiş, tümseklerin şaklabanı olmuş koca dağlar her ne oluyorsa vallahi senin yokluğundan oluyor. Yokluğun var ya... senin akla ziyan, bela yokluğun var ya... her şeyi ters düz eden yokluğun var ya... limiti dolmuş hastaneler, kifayetsiz cümleler, Mavihüzün’ün şiirleri iç karartıyor, iki metre boyunda cüceler, her şey saçma, her şey anlamsız akıllara ziyan geliyor, tıka basa tımarhaneler Mazhar Osman’ı arıyor ziftlenmiş zavallı zihinler. Aşk a kilitli bütün kalpler sevda virüsü saldırıda salgın kenti aşmış dünyaya yayılmakta... Sevdalıları imha ediyor askerler salgın bulaşıcı aşıkların sayıları arttıkça yok olacak evren, satılık aşklar sahibinden devren ama alan yok. ´´ nasıl aşık olunmaz´´ dersleri veriliyor kenar, köşe, her bir adım kalpte. Her şey şer, her şey saçma anlamsız, mantıksız. her ne oluyorsa vallahi senin yokluğundan oluyor. Yokluğun var ya... dermanı dermansız yapan yokluğun, yokluğun açlık, yokluğun soğuk, yalınayak yetimin gözyaşı yokluğun... Yokluğun var ya... öksüze atılan şamar, yetimden esirgenen sevgi, kelime-i şahadet için saklanmış son nefesi çalan adi hırsız yokluğun... bakire kalpleri dul eden virüs yokluğun dünyamı metrekareye sığdıran mercek yokluğun... Yetmez! daha anlatayım mı? Yokluğun var ya... tat alma duyumu bozan, dünyayı gözümde kıyamet kılan yokluğun var ya... yaşarken ölümle metres kalmak, ölememek sürünmek,ziyan olmak,harcanmak yokluğun. Hiç bir zaman terk edişini hazmedemez bu yürek metresimle nikah kıyana dek peşimi bırakmaz yokluğun. Yokluğun yokluk, yokluğun açlık, kanatsız kuş yokluğun, sinsice katlettiğin aşkımın çığlığı yokluğun. Yokluğun var ya... sırat köprüsünden geçmeye bir adım kala uçurumdan düşmek yokluğun yokluğun boşluk, huzursuzluk, bir lokma ekmeği boğazıma dizen zehir zıkkım, akla zeval yokluğun... Senin yokluğun var ya...... Alıntı |
SENSİZ Bu gün sensiz,hiç bir şeyin tadı yoktu. Ne deniz maviydi,ne de gökyüzü parlak. Orman bile serinletmedi içimi. İçtiğim suyun da hiç tadı yoktu. Kır çiçekleri de renksizmiydi ne? Bilmiyorum neden,bu gün hiç keyfim yoktu. Ben de sensiz olduğu için, Yaşamadım saydım bu günü. Macide Şeyhoğlu |
BELA ÇİÇEĞİ Alsancak Garı'na devrildiler Gece garın saati bela çiçeği Hiçbir şeyin farkında değildiler Kalleş bir titreme aldı erkeği Elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler Çantasını karısı taşıyordu Hiç kimse tanımıyordu kimdiler Gece garın saati bela çiçeği Üçüncü mevki bir vagona bindiler Anlaşıldı erkeğin gideceği Bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler Bir türlü karısına bakamıyordu Ayaküstü birer bafra içtiler Gece garın saati bela çiçeği Şimdiden bir yalnızlık içindeydiler Karanlık gelmişi geleceği Birdenbire sapsarı kesildiler Vagonlar usul usul kımıldıyordu Attila İLHAN |
Resmini Çiziyorum Duvarlara Bu gece yine mahpusum, Sensizliğin zindanlarında, Hayaller salıyorum çıkmaz sokaklara, Umutların gideceği yer mechul, Döneleyip duruyorum mahzun mahzun, İçimde bir sızı beliriyor ansızın usul usul, Resmini çiziyorum duvarlara, Belki can bulur inersin diye gönlüme, Tebessümler düşürüyorum, Gül dudaklarına, Gülüşlerin dolsun diye mahzun gönlüme, İçli bakışlar düşüyorum gözlerine, Kıvılcımlar düşsün diye yüreğime, Saçlarına yıldızlar serpiyorum, Işık tutsun diye karanlık düşlerime, Şaşıyormusun yoksa,,,,? Zindanda resim nasıl çizilir diye? Ben seni gönül gözüyle sevdim be, Gönülden yüreğin kalemiyle çizdim be, Sonra çizdiğim resmi öpüyorum, Gönülden öpüyorum hissedersin diye, Gözleriyin önüne düştüğünü görüyorum, Yanakların kırmızılaştı utandınmı ne? ? Sen olunca sensizlik ayrı bir güzel, Mahpus olduğum sensizliğin zindanları, Saraylaşıyor gönlüme, Bu gece benliğimi hazırladım sana özel…………, Gel yüreğimdeki saraya sultanım ol, Duvarlara resmini çizdiğim,,,, Gönlümün perisi güzel……………………. Ahmet Şadi |
KARA SEVDA ...ve nihayet gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Masallarla indi yere Sebil oldu cümle hikayelere kara kara kazanlarda kaynadı Diyar diyar al kanlara boyandı Türkülerde ateş alev yandı tutuştu Gördes kiliminde nakış Minyatür bahçelerinde suret kesildi. Ve nihayet gelip çattı Elveda belirsiz bedava sevince Uçan kuşa eşe dosta elveda Bütün haşmetiyle gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Bedri Rahmi EYÜBOĞLU |
TAŞRA KIZININ DELİCELERİ Gözlerim seni görünce güzel Saçlarım senin için uzun Tenim seninle sıcak böyle. Sakınmaklar gereksiz bunu yeni anladım kırıp dikenli telleri geldim yanına. Dört tarafımda elle tutulan karanlıktı-bilirsin raylarca uzuyordu yalnızlığım körkandil kısır anlayışlara bir kinim vardı , zamanın eritemeyeceği bir sancım vardı öylesine belirgin yokluğun özlü çıbandı sanki Duramadım. Duramadım dayanılmaz isteklere bütün bağlardan kurtulup bir an gözlerinin büyüsüne geldim ellerinin ateşine Yak beni. Sen uykusun vazgeçilmiyorsun Seni kendim kadar seviyorum Günlerden bir gün duysam acısını Beni ilk öpenin sen olmasını istiyorum Beni ilk öpenin sen olmasını. Türkan İLDENİZ |
CIGARAYI ATTIM DENİZE Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüşüyoruz Gökyüzünün o meşhur maviliginde Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden Alıp yaracak olsak yüreğini Şimdi bir güvercinin Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak Önünde durulacak tam elinden tutulacak Hangi bir elinden güzelim hangi bir Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz Öbür elinde yetişkin bir günışığı Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük Çalışan insanlar için akşamlara kadar Toz duman içinde Bir elinle de boyuna ekmek kesiyorsun Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen Bir bulut geciyorsa onu görürdük Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına Bir cıgara atmışsak denize Sabaha kadar yandı durdu CEMAL SÜREYA |
Öksüz Çocuklar Gibi Dağların şiirini dinliyorum Gözlerimde bir tutam yaş, boynum bükük Çaresizliğim diken diken avuçlarımda Gönül kapılarım kapanmış Ne arayan var, ne soran beni Gözlerimde bir tutam yaş, boynum bükük Öksüz çocuklar gibi Ellerim, ah ellerim Böyle değildi eskiden Turnalar sunamdan söz açardı Turnalar hâlimi sorardı Dostlar gülüşürdü çevremde Acılı şarkılara ağlamazdım Yüreğim taş taş oldu sevgiden uzak Bu garip diyarın yabancısıyım Gülücüklerini kıskanır oldum çocukların Acıya, kedere, neş’eye Hey, hey! diyen kuzucukların Ellerim, ah ellerim Böyle değildi eskiden Bir bilinmez geceler gibi Adı bilinmez şafaklarda umudum Yarım elma, gönül alma Ey güzel çocuklar n’olur alın Ham meyvenin yarısını size sakladım Adı bilinmez şafaklarda umudum Gelecek günlerin neş’esine kadar Güzel oyunlarınıza katılmayacağım Bir köşede yaşayacağım Gözlerimde bir tutam yaş, boynum bükük Dağların şiirini dinleyeceğim Bir bilinmez gecede çaresiz Öksüz çocuklar gibi. Alıntı |
SEVGİ BAYRAK OLURSA EVRENE Dağılıp belkileri aramak öyle Sonuçta belki şenlik belki yenik İNSAN olmak sorunu ilk büyük açılar bileşkesinde. Hep kurtarmak baş tutku Duyguları katı çarklardan Korkusuz yaşamak hançer ucu Şimdi yoluna ayna tutan. Kurur savaşlar , haksızlıklar Altı Kıta yürür el ele Kurur şüphesiz kötülükler kökünden Sevgi Bayrak olursa evrene Yaklaşır arsız ve çabuk Ölüm fırtınadır her an Belirgin ve kesin Tek tek başlarda esecek olan. Yürek özgür yaşamak ister Kimselere yüksünmeden , kızmadan Buyurmaya açılan ağızlara bir tomurcuk Barış Çocuklarından. Türkan İLDENİZ |
Birbirimizi Anlamak Her şeyi bakıp duruyoruz, Neden birbirimizi anlamıyoruz, Dertleri neden dinlemiyoruz, Yanlış mı biz aynı dili konuşuyoruz.. Duygularımızı açık anlatıyoruz, Dillerle zar zor olsa da aktarıyoruz, Bunları yazılarla da aktarıyoruz, Duygularımızı dilimizle aktarıyoruz.. Hep dillerle anlatıyoruz ama Bazen aktarılıyor yazılarla, Bu hayatta yaşananlar da, Aynı dilledir anlatılar da, Anlaşmak güzeldir sözle olmasa da, Anlatıyoruz bunu yazılarla, Başka dille anlatmıyoruz ya, Aynı dille anlatıyoruz anlasanıza, Sevgiler bir şekilde anlatılacaktır, Bazen konuşmayla, bazen yazıyladır, Anlaşılmak bir hayat yaşamaktır, Sevgileri aynı dille anlatmaktır. Anlaşılmak, anlatmak güzel bir olaydır, Ahvallerin anlaşılması güzel olacaktır. Emelimiz bu dünyada yaşamaktır, Meramımızı aynı dille anlatmaktır. Yazılı ve sözlü olsa da anlatıyoruz, Hepimiz duygularımızı yaşıyoruz, Gönüllerde olanları aktarıyoruz, Çünkü bunları aynı dille aktarıyoruz... Zekeriya Başgün |
Aşk Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu. Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler Nicedir bir pencereden deniz güzel değil Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden. Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar. İlhan BERK |
Anlayamadığın... Anlayamadın yine, Senin kahrından batmıştı güneş, Ve küresel ısınma zannettiler iç sıkıntısını, Canımız sıkıldı, bütün buzullar eridi, Bütün ormanlar kendini yaktı bu gece, Sen uykunda kâbus gördün diye, Haber bültenleri, mangalcı ziyafeti sandılar, Ve sürmanşet vermediler, sensizliği... Sen aynadayken hani demiştim ya Bakmayı bilmiyorsun gökyüzüne, Bakabilseydin görürdün, Kâinatın kalbini. Ürkememiştin bile, Anlayamadığın kadardı, kaybettiğin. Pencerene bu sefer yeminliydi, düşebilmeye, Bir yağmur damlası buharlaşıp gelmiş gözyaşımdan, Soluğun olmaya adamıştı kendini bir yudum oksijen parçası, Son selamlaşmamızdaki tıkanık bir iç çekişime özenip, Ve bir yakamoz en yakın bir deniz penceresinden kaçıp, Senin en sevdiğin bir şarkında adının geçmesini bekleyecekti içinden, söylediğin. Az sonra tükenecekte olsa, Ve az sonra söneceğini bile bile bir ateş böceği, Pencerenin saçağında son nefesini bir rengini göstermeye çalışan, Menekşenin dalına tırmanmış, Gözlerine son bir kez yanmaya çalışırken can veriyordu. Az önce gücü yetmemiş gölgende uyumaya,, Bir ipek böceğinin başucuna anlarsın diye bıraktığı, Sevdasının yarasını anlatan kozasının yanında... Ve biz bütün kâinatla beraber her gece senin için öldük, Sen her yeni sabaha uyanırken, Yeter ki anla diye bir gün aşkı... Önder Kaç |
ÇOCUKSUN SEN Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil AHMET TELLİ |
Çıldırası Duygularım Var... Hadi bütün olanları unut gitsin sevgili, Ben de, silip atacağım her bir şeyi görürsün. Bir boş şişeyi bulursun yanımda saklı, Bir de aklım sana sarhoşluğundan kalan. Tek nefesle göçeceğim gör sana. Hadi, kucak açsana. Kucaklasana beni. Seninim senin. Delinim.. Yok dersen..çıldırırım..! Belli, tan fırtınalı gelir seherden önce Sürükler her seferde. Ve bin beteri vuran olur günün kızılı Ve çöker mavi gök. Geceden öp beni sevgili, karanlıktan kop Gören sadece melekler olsun Periler duysun hışıltıları Kapat bütün ışıkları.. Gölgen düşerse yere..çıldıracağım..! Dursun an, tutulsun soluk, bitsin yokluğun sarmalı Sarılmalı ölümüne mutluluk bize. Açılmalı sonsuza dek mavi denize, el ele İste hele, çökeriz dibe. Bir de..denizkızı masalını dinleriz soluksuzca Çok uzunca yol alırız ikimiz bir can Utanır mercan o gözlerinden. Denizyıldızları vurur sahile Kıskanır cinler bile.. Yoksa..çıldırırım ben..! Sen kaldırmıştın hani, dağlar başına aklımı Saklımı bulutlara. Umutlarımı da vurmuştu avcı, acımasızca Ezildi hep içimde ki karınca. Kararınca değildi aşk belliki o sende ki. Bende şimdi çıldırası haldeyim Sorma nerelerdeyim? Her yanım acı. Hadi yabancı. Susma şimdi. Haykır Kesilirse soluğun..çıldıracağım..! Duyulsun yüreğin sesi, titresin tel tel Çıldırası duygulara olunmaz engel Dön gel fırtınam, an tamam Anlatamam tutuklu dil Sensiz lal..! Bütün cümlelerin tek anlamı var şimdi Tek manası aşk, gör. Sor beni sana. Al cevabı al. Anla artık..çıldırası duygularım var...! Mehmet Kesici |
Senin Harflerin İçin 1. Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin kapanınca harflerinin kapısı: Adın şiirim! Heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış harflerinin arasından öpüyorum: Ağzın cennetim! Dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli ve haylaz suyundan öpsem küskün bir çeşmenin harflerin susuz. Dilin cehennemim 2. Mırıldan dur bana, senin üstüne harf getirmem daha, ağız ağıza duruyor harflerin: Sevmenin birinci hâli gibi telaşlı duruyor da ben utanıyorum üçü bakarken birini öpmeye senin! 3. Harflerin aralanmış sesliler sevişiyor sessizlere bu cümlede sıra gelmeyecek gibi Harflerin yatışınca belki duyarsın içinde sessizlerin uykusuz kaldığı o cümleyi Aşkı seslendirirken unuttuğun mırıltı bizi sessizliğimizden doğru bağışlar belki 4. Bir ses sesini öpse harflerin uykusuz kalır 5. Dün sabah önünden geçtim kağıt gibiydi harflerinin yüzü araları açılmış olmalı bütün gece sevişmekten 6. Mırıldandığımız şeyler kalmayınca aramızda ağızda söz, gövdede ter, bir aşk bunlarla biter 7. Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm! .. alıntı |
Sahte Gözyaşları .. içimdeki acı yetmiyor sen artık bana çoksun sana aşkım bitmiyor giderim dünyadan yoksun seni düşündüm ben hep beni düşünmediğin kadar ilacımdın sen benim hep tedavi sonuna kadar artık hasta değilim hey sen! benim için yalandan ağlama o kadar belli ki sahte gözyaşları anlamamak için salak olmalı! ağzına hiç yakışmıyor seni seviyorum demek gerçeği .............geç anladım üzülerek yine geçeçek hayatım denek oysa çok sevdim sanmıştım seni aslında evet çok sevdim ama senden karşılığını alamama uğruna uğraşmışım durmadan boşuna durmuyor senin açtığın yarada kanlar tutmuyor bir türlü pansumanlar ama olsun boşveririm bunu da ben nasıl olsa kanım bir gün biter! Özgen Kırmızıbekmez |
Sana Aşk Getirdim Sana,aşk getirdim. Aşk,sana getirdim: Elimde arta kalan hasretleri, Heybemde her zaman taşıdığım Ve niçin taşıdığımı bilmediğim özlemleri. Denli-densiz aşk maceraları Adamı ipe sapa gelmez yalanlarla oyalayan. İpsiz sapsız yaban dikenleri. Sana,aşk getirdim. Aşk sana getirdim. Yüreği hüzün vadilerine pusu kurmuş., Kabuk bağlamaktan her defasında uzak, Kanamaya hasret aşk yarası Gözleri buram buram aşk kokan, Dudakları bülbül misali aşk fısıldayan Diline aşkı tesbih yapan, Sevgili Sana,aşk getirdim. Aşk sana getirdim İçimde yıllardan beri yaktığım Düşlerimle kavurduğum ateşi Korkudan ve çaresizlikten o kadar uzak Sana aşk getirdim. Aşk sana getirdim. Gökyüzünde Sahipsiz ne kadar yıldız varsa Aşka davet namına Ve mutlu yaşamın her sahasında Büyümeyi bekleyen, Sana aşk getirdim. Aşk sana getirdim. Erkan Gümüşsoy |
Sana Mutluluklar Dilemiyorum. Haberini aldım bugün, İnanmadım, inanamadım. Ve bu bana vurduğun en büyük darbe oldu... Evet kanatmıştın bir yerlerimi, acıtmıştın canımı, Kanasa da bir yerlerim, acısa da canım, Katlanıyordum... zorda olsa umutlanıyordum. Yaşananlar ne oldu? Ya paylaştıklarımız... Nasıl unutabildin sana bakışlarımı, Titreyen ellerimi, ya yerinden fırlayacak gibi olan kalbimi? Bak neler oldu... Hemen gittim, kalbimin senin için ilk çarptığı yere, Yaşadım dayasıya, daha çok içime akan yaşlarla. Hayalini oturttum karşıma, Sordum... neden, neden? Diye, Sustun, ne sen cevap verdin, nede... kayaları döven dalgalar... Kabullenemedim, isyanımı haykırdım uçan martılara, Fırlattım ayakkabımı kumsala, Düğmesizdi artık gömleğim, Ağlarken buldum başımı ellerimin arasında, Kayıt ettim bunları, yazdığımla kirlense de bu beyaz kağıda, Dinledi beni, suskun, cevap vermese de... Benliksiz geçen günlerle boş kaldı yazacaklarım, Gecelerim zaten zindandı görünmez yaşadıklarım, Sana mutluluklar dilemiyorum, nişan gününde, Belki aradığını bulamayacaksın tebriklerimde, Üzülüyorum, kim bilir okumayacaksın bile, Bak kanat taktım uçuyorum işte sonsuzluğa, Dilerim sende tez gelirsin yanıma, Cemil Yıldırım |
Yapma Çiçekler Çırılçıplak bir kadın İniyor güzellik dağlarının Esmer akşamlarından, Yalnızlığının ve yalanlarının Karanlık uykusuzluklarına. Ellerinde yapma çiçekler Çiçekler yalana ve ölüme yakın Kadının sakladıklarının Günlere gecelere bölünmüş Üşümüşlüğü Bakın Sizlerle, Yapma çiçeklerle örtülmüş. Yapma çiçekler Kadını kırmayın, rahat bırakın. Yapma çiçekler Solan renkleriyle ellerinde kadının Bunu bilmeyecekler. Yapma çiçeklerin renkleri soluyor Kadının ellerinde Ah o çılgın renkler Kadının gözlerinde Soldukça kadın daha da esmer O.Asaf |
Dönmem Dünya Yıkılsa Mademki git diyorsun başım alır giderim Pişman olup çağırma dönmem dünya yıkılsa Ben boynumu bükerim derim buymuş kaderim Unuturum adını anmam dünya yıkılsa. Kırılan bu kalp benim taş kesilmiş senin ki Bir daha hatırlamam dönüp bakmam inan ki Nefret dolu kalbin var sevgi dolu benim ki Gel desen gelir miyim Sanmam dünya yıkılsa Kalbin insafa gelse sevdiğimi bir bilsen Pişman olup ardımdan bin defa selam salsan Bal arısı olsam ben sende bir çiçek olsan Gel kon desen balıma konmam dünya yıkılsa Seni ne çok sevmiştim sende seversin sandım Aklım başımdan gitti birden deliye döndüm Saflığım zirvedeymiş sana nasıl inandım Bir kez kandım bir daha kanmam dünya yıkılsa Son verdim bu sevdanın defterini kapattım Mecnun ettim kendimi ben ömrümü tükettim Sel ettim ırmak gibi gözyaşımı akıttım Bal olsan ekmeğimi banmam dünya yıkılsa El âlem sana koşsa sen bir abide olsan Kapılmam cazibene çağıran nida olsan Kaparım kulağımı çok güzel seda olsan Tufan olsa gemine binmem dünya yıkılsa Hayatıma yön verdim sensiz olacak şimdi Ağlamak bitti artık yüzüm gülecek şimdi Akan gözyaşlarımı elim silecek şimdi Bir daha aşk narına yanmam dünya yıkılsa Mustafa Kuruldak |
ask böyle bir şey...Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir. Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygidir. Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir. Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir. Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlasmaktir. Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini tanimak Alıntı |
Seni Sevmek Için Gecemde gündüzümde sen varsın Kalbimin atışında nefes alışımda sen Ben seni sevmek için yaratılmışım Sen beni vurmak için Ben aşkı korkusuzca yaşarım Sonunun olmadığını bilsem bile Ateşe atarım yüreğimi bile bile Sevmek ise söz konusu Ölümüne, tutkuyla, delice... Ben aşkı yaşamak için yaratılmışım Sen beni öldürmek için... Tuğba Kaval |
İsyanım Bitti bak, eskisi gibi degilim yufka yurekli oldum bagırıp cagıramıyorum artık sessiz gecelerime hancerle dalıyorlar son heyecanlarım kuru bir dal gibi akdenizin dalgaları arasında yavasca kaybolup gitmekte icimdeki volkan sonup gitti isyanım bitti... alıntı. |
Dermanı Sensin Ruhum hep titriyor adını duyunca İnleyen gönlümün dermanı sensin Akıpta gidiyor ömrüm suyunca İnleyen gönlümün dermanı sensin *** Karanlık gecemin yıldızı oldun Yüreğime sevinç neşeyle doldun Sevdamı yaşatan yegane kuldun İnleyen gönlümün dermanı sensin *** Sevdan fırtınası estirir yeller Gönlüm de açılır goncayla güller Şarkılar söylerler dalda dülbüller İnleyen gönlümün dermanı sensin *** Kuşun kanadından aldım nameni Unutmam bir türlü gülümsemeni Aşkın rüzgarıdır sağaltan beni İnleyen gönlümün dermanı sensin *** Ruhi mutluluğu seninle bulur Ufacık sevinle bahtiyar olur Hergün aşk deryan da sen de boğulur İnleyen gönlümün dermanı sensin Ruhi Hatunoğlu |
Hepinize Sevgiler kalemi ele aldım selam verdi yürekler gönül dostum oldunuz hepinize sevgiler bana ilham verdiniz yine geldi periler benim şiir dostlarım hepinize sevgiler yüreğimin içinden sade bir köy evinden bütün şiir dostları hepinize sevgiler. Behiye Akmeşe |
Rengim Lal... Ben koruktum yağmur yağdı ıslandım,yıkandım Güneş vurdu ısındım,piştim olgunlaştım, Üzüm oldum... Rengim Lal... Kök salmıştım çoktan toprağa, Asma idim bağ oldum Geldi köye bir ağa, Topla dedi bağmancıya üzümü Topladı bağmancı tek tek üzümü, Doldurdu küfelere,çıkarmak için özümü, Yolladılar bir fabrikaya,gittiğim yerde,şarap oldum... Rengim Lal... Geçmişti üzerimden bir teleferik,yabancı topraklardayken, İmrenmişti bir fani,hani bizde de olsa diye. Gözü gönlü donandı,bir hayli zamandı görmemişti böylesini Yaman bir gündü, Bir bahçeden çılgın bir müzik eşliğinde, Neşe taşıyordu duvarlarından ötelere... Coşku ile dansediyorlardı... Çok eski bir hatıraydı. Evlerinin önünde şarap fabrikası, Bizim şehrimizdeydi,üzümün hası... Ben koruktum yağmur yağdı ıslandım,yıkandım, Güneş vurdu ısındım,piştim olgunlaştım... Lezzetim bir yana,rengim, Lal... Yüksel Nimet Apel |
AŞKNAME dudaklarından sözler dökülürdü hangi kelimeler..hangi sözcükler duymazdım nefesinin tınısına takılı kalırdı ruhum söyleyeceklerim kurur kalırdı dudaklarımın susuzlugunda bir gözlerimden akardı sevda sana yanaklarında bir çiçek acardı bazen bazen koca bir bahar eserdi gülümsemende üşürdün belli belirsiz günesin şulesi gibi gelip yapışıp kalmak isterdim teninde bazen uzağımda durur kıpırtısız belki soluksuz… öyle bakardın zarafetin dökülürdü sevdamın ucuna bilsen nasıl su değmiş toprak gibi canlanırdım yine bir şeyler söylerdin sen sevdaya yorardım ne dersen belki sevişmeye çağıran o tınıyı beklerdim göz bebeklerinin sevdaya büyüdüğü geceyi aydiniğinla allak bullak eden o ani beklerdim ya da her an sevişirdim de... bekleyişimde bile bilmezdim.. ya da bilmezlikten gelirdim varlığında aşkı bin türlü tanıma bürünürken sevişmelerinden doyacağım aklıma gelmezdi ve sen erseyin farkında öyle bakardın bana bazen yemek hazırlarken ya da kitap okurken televizyon seyrederken ya da birine laf yetiştirirken göz ucuyla bakardın bilirdin belki sen göz ucundan dökülecek her bakıştan ben sevişme sağnağına düşeceğim hoşuna giderdi belli belirsiz gülümsemendeki o sevişme dolu tattan anlardım seni sevmek ne güzel diye düşünürdüm ve sen anlardın ne düşündüğümü göz ucunda yine bir güneş patlaması gönderirdin ruhuma depremlerle sallanırdı varlığım gelgitler tasardı okyanuslardan balıklar az şaşkın çokça bilmeden hissettikleri sevdayla sarhoş ben öyle kalakalırdım ortasında evrenin ve sen bunu da bilirdin yine bir gülümseme daha dökülse yanaklarından bilirdin yanıp kul olacağım hiç bir ormanı sağ bırakmayacak ateşim belli belirsiz göz kırpardın beni anlamışsın gibi bunu söyler gibi bense ilanı ask olarak alırdım bunu omuzbaşının çıplak kalan dokusunda bir sevişmenin romanını yazardım okumayı severdin içinde ask olan her sözcüğü iste sırf bu yüzden acemice nice hikayeler örgülerdim özlemimde hasret şiirlerini de severdin sen belki kavuşmaları sevdiğindendir kim bilir belki yalnızlığından sonra gelen bu sevdayı en iyi anlatan budur diye senin yanında o en yaman hasreti anlatmamı severdin kavuşmalar hep vardı aslında bizdik yaratan en yalın en çıplak ve en basit haliyle sen yine de anlamak istemezdin aslında o çok iyi anladığın şeyi bu askın gücü nerden beslenir anlamaz gibi belli ki anlatmamı seviyordun bir kez daha… bir kez daha ve sonsuz kere sevişirdin o an bilirim en derin sularda dalan bir ruh gibi en yükseklerdeki bir çift kanat gibi yağmura gebe şehvetli bir bulut gibi sevişirdin sana akan sevdanın anlatımlarında ben sana bakar o sevişmelerini anlamanla oluşan mahcup bakisini yakalardım seker hırsızlayan çocuklar gibi olurdun hiç kızılamayan ve sacı okşanan avuçlarını açtırırdım iki seker daha koyardım kaçmak isterdin hemen gitme kal diye çok seslenmek isterdim ama bilirdim askı yeniden yenilenerek yasamak isterdin en çok o anda zirvelerde olurdu ruhunun tatmin kuşu ben o hiç dinmeyen fırtınanın içinde olmayı en çok bu çocuk arsızlığını şımartmak için severdim doğal bir yeşil renk gibi kaplardın dokumu yağmur yağmış tazeliğinde kokardı tenim hep seni düşünürken.. hep seni severken hep seninle sevişirken olurdu bunlar ve sonra yeniden gelirdin gözlerinde o tutku ateşi o beni deli eden arzu volkanlarına atan sevdana gülümsemen yetmezdi “seni ağlayacak kadar seviyorum” diye fısıldardın usulca üstelik saclarını örgüleyen masum çocukluğun üstelik teninde yangınlar olan kadın yanınla dört mevsimi yasardım ben ne yağan yağmur ne de ayni anda açan güneş şaşırtırdı beni. Ne kabaran dalgaların şehveti ne de aynı dalgaların huzurlu ask şarkisi ayni anda olan hiç bir zıtlık şaşırtmazdı beni sevdanın gücünde boynum kildan ince ben emanet etmişim imanımı üstelik dualarım da yer değiştirmiş yani hepten gitmişim kendimden bu yüzden şaşırtmazdı beni o tutku ve o çocuk yanım seninle her insanin kılığına girerdim öfkeli ve neşeli sabırsız ve bekleyen sevgi dolu ve senden uzaklığına nefret besleyen bazen hepsi birden olurdum bazen hiç biri sadece adi senle olabilen bir adamdım yani üstelik hangi zaman diliminden hangi zaman dilimine kadar sürerdi bu bilmezdim bazen bir anda yaşanırdı bütün bu yolculuk bazen asırlar sürecek kadar zamanda yine de hiç bir şey şaşırtmazdı beni seni bulmuşluğun alınyazısı kadar hiç bir alınyazı ve hiç bir kader bu kadar sevilmez diye düşünürdüm ve sen o anda yine bana bakar ve yine anlardın ne düşündüğümü ben sevdamdan beslenen yanını da anlardım bilirdim sen mahcup sen sevilmeyi daha önce hiç alamamış yüreğine… gonca bir çiçeksin ilk benimle öğreneceğin düşüncesi ilk kez askı benim avuçlarımdan yudumlayacağını bilmek olmaz düşlere daldırırdı beni ve ben buna da şaşırmazdım her şey öyle olağan gelirdi ki sevdanın hangi tanımını buna sığdırsam diye düşünürdüm yani anda herzeye şaşıran ve hiç olmadık kadar buna alışkın olan bir adamdım ve bilirdim sen de benim gibi olurdun hiç bir aynılıkta bu kadar beslenmemiştir hiç bir varlık zıtlıklarda öğrenmeye çalışanlara gülerdim de biraz seni anlatmak isterdim.. bendeki sevdayı yine de susardım buyuşu bozulacak muska gibiydi belki bu gizem hep sende ve bende kalması gereken susardım inceden sadece senin duyabileceğin bir sesle seslenirdim evrene seni sevdiğimi… ilanı aşkımı ....... |
Konuşamıyorum.Her kelime ya asılı kalıyor. Yada ben vazgeçiyorum.Konuşmadan dinlemeden söylemeden... Seni anladığımı biliyorsun *Seni anlayıp seni suçlardan arındırıp daha fazla acı çektiğimi de..Biliyorsun Ayrılığın tam öncesi Bir adım öncesi ne kadar varsan bir adım sonrası o kadar ayrılık... Keşke bir tablo gibi olsaydı sevdamız çizilse boyansa ve öylece kalsa idi... Yaşanmışlıklarımızı hiçbir şey değiştiremeseydi Yorgun kabullenişlerin mevsimini geçtim artık Çoktan sandığa kaldırdım "alıp başımı gideceğim" lerimi Seviyorsam sevdiğimce Biliyorsam bildiğimce En çok da gönlümce...buradayım! Kendi söylencelerime inanıp Kendi düşlerime kanıp Benim kalemimden çıktığı halde Ortasından girip sonunu yakalayamadığım bir masalda ölme hakkımı saklı tutacağım... Ve kendime saklayacağım bu neresinden tutsan elinde kalan hayata bir dize çalma hakkımı Tüm şehir seyretse de umurum değil Bırakamam tüm deliliğimle yaptığım dansımı bundan gayrı.... Değiştiremem yazılı kelimelerimi -yazılmışa dokunmak günah! değil mi- Alev sönse de hatırlatmaya küller yetmez mi? Ve işte sandığa kaldırdım umutsuz bekleyişlerimi Neredeyse alın yazımın gerçeği Gidip bulacağım -alacağım! koparmak gerekse de yerinden- Bir acıya tutsak olan ben Bin ok yarasına eğilmeden Güleceğim –hem de nasıl- Bir ejderha yaratacağım kendimden Tozlu bir kitabın sayfalarında yaşamak gerekirse Gocunmayacağım ve o sayfaları gene kendi soluğumla yakacağım ! Ruhumun sıcağından kıpkırmızı olacak gökte ay Bense tek bir dokunuşa gönüllü aldanacağım... Bir tek denize sesleneceğim -yalvaracağım utanmadan- "Sonuma değmesin kimsenin eli Gökte ayın kıpkırmızı olduğu bir gece Yakamozunda öldür beni..." |
Bize Kalan Neye elimiz atsak hep yarım kalıyor Bıkkınlık bizi teslim alıyor Vazgeçişlere duyduğumuz aşinalık Bizi kendimizden uzaklaştırıyor Nedense bize hep yalnızlık kalıyor Amansız bir yara gibi vücudu sarıyor Senle ruhum arasındaki varlık Çözümü sersefil meyde buluyor Niye yüreğim hep sende kalıyor Kayısız şartsız bir insana bağlanıyor Terk edişlerle bulunan yalnızlık Varlığıyla hep beni suçluyor Hakan Aydın |
Unutmuş beni demişsin Ardım sıra söylenmişsin Beni ateşlere atar Bırakır da gidermişsin Hatırlamadığım yalan Sanma ki unuttum seni Unutsam da ben kendimi Hiç aklımdan çıkmadın ki Hasan Görgü |
Senden Öğrendim Gülüm http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif Gözlerinden öğrendim ben herşeyi Siyahın ne güzel renk olduğunu İlk görüşte aşkın ne olduğunu, Sevgiyi ve onun büyüklüğünü Ellerinden öğrendim ben dokunabilmeyi Bir dokunuşun nasıl iç yaktığını O anki dünyayı umursamazlığı Sanki o anın hiç bitmeyecekmişliğini Saçlarından öğrendim ben neşeyle savrulmayı Seni bağrıma basmanın mutluluğunu Kollarına atılıp hiç bırakmamacasına sarılmayı Teninin kokusunu unutmamayı Resimlerine bakıp avunmayı, Sana ancak dualarla ulaşmayı Sadece rüyalarda görüşmeyi öğrettin be Gülüm Sen bana acıyı, hüznü öğrettin Bir de bırakıp gitmeyi öğrendim senden Sessizce, ardına bakmadan kaçıp gitmeyi Çaresizlikten ağlamayı öğrendim be Gülüm Mutluluğu özlemeyi de öğrendim Ben de sana kaybetmeyi öğreteyim, Severken ayrılmayı, ayrılırken yıkılmayı Elvedanın anlamını öğretiyorum sana ben Elveda çiçeğim, Elveda Gülüm, Elveda... Mavi PRENS |
Yüzleri aklıma kazıdım bütün yüzsüzlüklerine rağmen .. Sığındığım her limanda reddedildim, eskimiş filikalarımla Çıkarı için birbirini yiyenler arasında çıkmazlardayım. Dudaklarımda yeniden başladığım sigaram,bir duman daha aldım ölüme inat .. Payıma düşeni aldım hayattan biraz hüzün,birazcık gözyaşı Acıyı tattı hücrelerimin her biri,tek tanığım fersiz bir sokak lambası .. Soruların muhatabı olmaktan bıkmışken, içimde volta atan soru İşaretleriyle doluyum. Aynada baktığım çökmüş bu yüz benim mi? Bu kaçıncı eziyet ettiğim kül tablası? Sigaramdan çektiğim kaçıncı nefes? Kaçıncı kendime küsüşüm? Avucumu kanattığım kaçıncı kalem? Kaçıncı intihar provam? Yüksek dozda yalnızlık aldım bu gece Sessizce ölmek istiyorum .. |
Gece bile fazla bu akşam bana… Öyle siyah öyle alacalı ki karanlık..Uyumak istiyorum alabildiğine..Kapatıyorum gözlerimi sen oluyorsun uykularım.. Açıyorum gözlerimi yalnızlığa kapılıyor düşüncelerim… Anlamsızlığımla eş değer oluyorsun aniden… Gidişini seyrediyorum anılarımın arasından…Tozlanmış duyguları temizliyorum kelime kelime..İçim acıyor derinden… Gülüşünü anımsıyorum… İçim burkuluyor… Sensizliğe alıştırırken günlerimi şimdi ne gerek vardı ki sana ? Düşüncene bile tahammülü yok yüreğimin.. Silebilsem yüzünü gözlerimden… Ne acı…Seni hiç unutamamışım ki ben…Eskiyen eşyalarım arasına saklamışım yaşanmışlıkları...Ertelemişim sensizliği bile bile… Şimdi…Ne şarkılar ne satırlar dolusu cümleler..Hiçbiri iyi gelmiyor sensizliğime.. Belki çığlıklarımı susturmasam ağlasam yağmur misali damla damla…Kimbilir unutulursun belki ozaman… O an duygularıma baş kaldırıyorum…Bakıyorum gökyüzüne bırakıyorum çığlıklarımı yıldızlara doğru… Atıyorum seni özleyen her bir parçamı…Yüreğimi arındırıyorum fazlalıklardan… Bu kadar kolay olmamalı…İçimdeki ses seni çağırıyor her darbemde… Durmuyorum…Parçalıyorum seni…Kanıyor her bir yanım... |
Artık onu unut dediler. Demesi kolay. Nasıl unutayım. Adı hala aklımda. Gönlünü avut dediler. Demesi kolay. Nasıl avutayım. Fotoğrafı hala elimde. Gözlerini artık uyut dediler. Demesi kolay. Nasıl uyuyayım. Hayali hala gözlerimin önünde. 11.11.2008 Nihat İlikcioğlu |
Gözlerime Işık Ol En çok kalabalıkta yanlız kalıyorum Ve en çok böyle anlarda özlüyorum seni Kimsesizliğimi yüzüme vuruyor sanki bu sesler Mutsuzluğumu hissettiryor bana bu gülüşler... Sen gittin gideli Anlamlı, Anlamsız Tek bir gülüşüm olmadı yüzümde Dilim sus pus oldu Senden sonra konuşmadı kimseyle... İnsan kendini unutur mu? Ben unuttum sevdiğim Nelere güler Nelere ağlardım Yaşamıma anlam katan neydi İnan, İnan ki unutmuşum herşeyi... Peki insan kendini özler mi? Ben özledim sevdiğim Kulaklarımda çınlıyor kahkahalarım Neydi bu denli mutlu eden şey Şimdi neden yok sanki... Hayata bağlı olan İçi içine sığmayan Kendimi öyle çok özledim ki... Ne olur dön sevdiğim Kendimi daha fazla yitirmeden Dön... Sana bakan gözlerime ışık ol yeniden... Pınar Yılmaz |
Ömrümün Özeti Doğduğum gün, ölümle nikâhlandım Gözümü açtığım andan itibaren Rabbinle arama girdi şeytan Büyüyüp adam olduğumu sandığım da Yavaş yavaş küçüldüğümü gördüm Zaman kıvrım kıvrım akarken Akan zaman değil, kendim olduğunu anladım Güzeldim ama yavaş yavaş beni terk ettiğini gördüm Varlığımın beni mutlu ettiğini sandım Oysa mutluluğumun, hırsızıymış aldandım Ömrümün çok olduğunu sandım, bittiğinde aslında Hiçte o kadar çok olmadığını anladım Güneş doğarken, zaman uzun diye hep oyalandım Güneş battığında, hiç bir işe yaramadığımı fark ettim Mutluluğum arttıkça hüzünlerimde artı Yaralarım çoğaldıkça, alınganlığımda arttı Hayata tek başladım, sonra çoğaldım Yeniden azaldım,bir başıma kaldım Ölümü yanımdan hiç ayırmazdım, yanımdan ayırdığımda tattım. Tülay Bilgin |
Son Tren |
Yokluğun Her Dakika Ölüm Demek Gitme Kal Yokluğun her dakika ölüm demek gitme kal Hasretim daha yüz yıl dinmeyecek gitme kal Yetişir senden uzak yıllardır kahrolduğum Ayrılma hiç yanımdan mahşere dek gitme kal Ümit Yaşar Oğuzcan |
Deli Divane http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif Sarılasım gelir, seni içime alasım, Kalbimin en köşesine koyasım gelir Üzülesim gelir senin üzüntüne, Ağlayasım gelir yerine, Hayran olasım gelir Ay Yüzüne, Gül kokuna ölesim gelir Ceylan Gözlerine dalasım gelir bakarken, Sarhoş oluncaya kadar seni içesim gelir Ellerini sonsuza kadar tutasım, Bir ateş gibi yanasım gelir uğruna, Sana deli divane, sana Mecnun, Sana Ferhat, sana BEN olasım gelir Mavi PRENS |
Hayalmi Bakarak resmine gülüyorum, Verdiğim sevgiye yanıyorum. Belki seversin diye, Giden günlere kanıyorum. Üzülme,ben mutsuzsam sana ne, Tek tek yaratılmışız şu evrende. Sen mutlu olacağın sahte insanlara koş, Ölürken belki benim kadar, Mutlu olamıyacaksın. Ne olurdu kenetlenmiş doğsaydık, Aramadan bulsaydık birbirimizi, Evreni beraber tanısaydık, Üzülmeden sevseydik günlerimizi. Geceleri koştuğum yollarda aradım, Düşününce içtiğim yudumlara sordum, Uyuyunca rüyalarımda gördüm, Benim için sen hayal mi olacaktın. M.Yaşar Kopuz |
Senden Öncesi Yoktu |
Aşk Kapali Bir Göz Gerçeklerden uzaktı yaşamak Her anımızda bir düşün kölesi olduk Oysa sevdik belkide sevildik Bazen yalan söyledik bazende inandık yalanlara Aslen gerçeği bildiğimiz halde Gerçeklerden uzaktı yaşamak Çatı köşelerinde tenhalarda sevişirken Nefes aldığımızı anladık yaşadığımızı fark ettik ölümün kıyısında ölümle dans edercesine Gerçeklerden uzaktı yaşamak Oysa gerçek yoktu ki ortada Önce kazandık sonra kaybettik Ağladık hiç susmayacaksına Bazen kabullendik Anladık gerçeğin nelerden ibaret olduğunu Kahroluşun bir sebebiydi bu Sustuk bir daha konuşamamacasına Bazen dalıp gittik derinlere Acabalara kaplıp düşündük delicesine Herşeyi kabullenip geri istedik Yanlış olduğunu bilircesine Ama hiç kötü düşünmedik düşünemedik belkide Gerçeklerden uzaktı yaşamak Buz gibi odalarda ölüm sessizliğinin içinde Soğuktan titrerken farkettik yanımızda olmadığını Oysa biz kalabalığın içindede yanlızdık Herşey yabancıydı bize Sesimizin yettiğince bağırmak istedik bazen Ama sustuk yarım kalan sevdanın ibret verici görüntüsü karşısında Gerçeklerden uzaktı yaşamak Zarar veren herşeyi sevdik Cebimizden çıkartıp bir sigara yaktık sonra Her dumanda biraz daha yok olduğumuzu bilmeden Keyif almaya baktık soluduğumuz dumandan Gerçeklerden uzaktı yaşamak Bazen kaçtık gerçeklerden Bazense saklanmaya çalıştık Ama nereye kaçarsak kaçalım Ölene dek dönüş yolundydık Aslında gerçeklerden öyle uzaklaştıkki Sonunda tek gerçek bizdik Cümlesi belirdi ağzımızda. Ufuk Şentürk |
Hatırlar Mısın ? |
KİMBİLİR |
Çal kapımı… Önce düşlerimi getir, hayallerimden bir gemi yap, Yelkenlilerinin içinde savrulsun rüzgara karşı umutlarım… Benden ve senden bildiğim bütün olmazları bindir, Kaptanı sen, tayfası sen, rotası sensiz çiçekler olsun… O çiçekler ki her çalan kapı zilinde soldu… O çiçekler ki kitap sayfalarında kurudu, Bana çiçeklerimi de getir gelirken, Düşlerden bezenmiş olsun, Kırmızı, mor, demet demet değil, Bir gonca gül gibi birkaç yaprak olsun… Her yaprağında ayrı sözcükler olsun, Hiç yazılmamış, hiç söylenmemiş bir türküde söylensin adım… Kelimelerde yerini bulmamış bir şiir olsun Her yaprağı, yeni doğmuş bir bebek kadar taze ve güzel, Masumiyetiyle kokusu tütsün üstünde buram buram… Çal kapımı…. Her günü bir çok güne benzeyen, Her yılı bir çok yılla değişen, Mevsim değil, ay değil saat değil, Saniyeler geçmeden gel… Gel ki, açtığım kapı gülsün… Gel ki güneş doğsun artık gecenin üstüne, Aydınlatsın, aydınlansın tüm dünya gelişinle… Birdenbire, ansızın gel, çay demlenirken, Öylesine bir halde seni düşünürken, Her gün gelirmiş gibi, kapı komşusu, Kırk yıllık ahbap gibi, Bir bahar sabahı henüz ortalık ağarmadan, Alacakaranlıkta gel… Dönüşsüz olsun gelişin, yolları ve yılları çalarak, Bir kilit vurarak yokuşlara, aydınlık bir yüzle, Gülümseyen bir yarınla, gel… Çal kapımı… Bir evliya ocağından, Nur yüzlü bir derviş kapısından gelirmiş gibi, Yaradandan el açıp dua etmiş, Duası kabul görmüş bir garip kul gibi, gel… Tövbe edip günahsız, yalansız ve hiç bir an düşünmeden, Düşündürtmeden gel… Dualarla, besmeleyle, günahsız, vebalsiz, kul hakkı yemeden, Geriye bakmadan gel… Varlığınla bezensin düşüncelerim, destan yazılsın gelişinle, Hiç okunmamış, sana saklanmış, seni anlatmış destanlarla gel… Çal kapımı, Serzenişim sanadır, şikayetim sana, Nazım, isyanım, küskünlüğüm, deliliğim, Delişmenliğim, hüznüm sana, gidişlerim hep sana, Döndüğüm bütün yollar sanadır… Garipliğim, yoksulluğum, yalnızlığım, Susamışlığım, yakarışım sendendir… Seninle gördüm yaşamak denilen oyunu, Seninle bitti dünya, Yeniden bir fidan yeşert içimde… Gel de dünya unutsun seninle dönmeyi, Bahara dönsün mevsimler, çiçek açsın her ağaç… Kapımı çal, gel de yüzüm gülsün, Gel de; son nefesim olsun… Sen bana gel, çal kapımı… Ben, kendime geleyim… Alıntı. |
| Saat: 23:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık