![]() |
Aşk İki Kişiliktir Değişir rüzgarın yönü, Solar ansızın yapraklar; Şaşırır yolunu denizde gemi, Boşuna bir liman arar. Gülüşü bir yabancının, Çalmıştır senden sevdiğini; İçinde biriken zehir, Sadece kendini öldürecektir; Ölümdür yaşanan tek başına Aşk iki kişiliktir. Bir anı bile kalmamıştır, Ataol Behramoğlu |
onbeş Yaş Yaşı onbeşe ermiş büyümeye karar vermiş ... artık o çocuk değilsin Karşı köşede gördüğüm bakışları kördüğüm .. artık o çocuk değilsin Sokağını yıprattığım yüreğini hoplattığım ... artık o çocuk değilsin Kaç defa daha büyüdük masumiyetten sürüldük ... artık o çocuklar değiliz O bahçe, o ev, sokak aynı mı? Yüreğinde biraz sevda kaldı mı? Onbeş yaşındaydık, aldın aklımı! ... artık o çocuk değilsin ... ama hala tek sevdiğimsin! Gül Ozan |
Yağmurun Altında Yirminci yüzyılı yaşadım Ertelenmiş bir yüzyıldı bu Yıkık bir sur yazgımızın uydusu Bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte Bırakmaz günün adını koyalım. Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz Herkes içindi ve kimse içindi Okunmamış bir yazı, umudu doyuran, Duaları düşünmek neye yarar Kurgular tutuşturdu bacalardan. Yirminci yüzyılı taşıdım Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle Çıplak su gibi yinelenir zaman Gökyüzünde usumuzun dirliği Aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik Bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan Bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi Sabırsız testi, hep dolar gibi olan Her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki! Yiminci yüzyılı yaşadım Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz İnsan yeryüzünde durur, bulutlar Bulutlar düşümüzde doludizgin Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz. Ellerinde oyuk gözlü idoller Yüreğimin yalanını besler üç güzel Bir dağın tepesinde buldum üç güzeli Ama ses yok, sessizlik yok, önce erte yok. Yirminci yüzyılı taşıdım Golgota' ya dirilemem ki, Taşlar arasında yabanıl erinç Ölümü diriltiyorduk hep Yaşam tabular arasında bir esinti. Mevsimler kurgularla oyaladı bizi Tarlaya bırakılmış bir at gibi Bağlı, yalnız ve özgür, Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi. Yirminci yüzyılı yaşadım Dingin karştlıkların adını bulmalı Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik Sanki melekleri gördük uzun saçları Tanrının unutkan kuzgunu idik. Nasıl unuturum ey doğa Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım, Vaktim yetmedi, ölüm kalım, Bütün yüzyılları yaşadım Vaktim yetmedi anlamaya. Yirminci yüzyılı taşıdım Atalardan kalma huysuzluk Kuşku, yeryüzü deliliği, Kıralımız doğuştan yarım Ama tanrımız Ara Ara idi. Yaşayamadım yirminci yüzyılı Kim yaşadı ki kendi yüzyılını Akarsuyun dilinden sezenimiz yok Orpheus' tan sonra ben geldim Giz dönüp baktığımız yerde kaldı. Görüp de bilenimiz yok. Ah acımasızdır uykusuz soru Delice zeytin yerdi atamız Homeros Biz yemezdik, aşılı zeytindi bizimki Suskun arpa, uyur uyanık harlı toprak Ama yüzyılımız hamdı, delice idi. Yirminci yüzyılı yaşadık O çağa bu çağa gömüldük Bir şey var, susar, bakar durur Ölümün soluduğu denizle varolan Gökyüzünden başka çağ yoktur. Oysa ne cok gecmis var, ne cok zaman Ne cok gelecek, ne az zaman Benzerlikle karşılaştık, susalım, Kapalı bir avuçtur sözcük Neden açıp da sormak ister insan? Sorup da dönenimiz yok. Hiçbir yüzyılı yaşamadım Tüy kuşun ruhudur, ses teni Hep anlar gibi oldum duvara vuran güneşi Nesne ve bilinç birdir, çağ atlattı beni Bir hoş bilmece içinde yaşadım. dingin ol ruhum, belki uzaklarda Bir yerde nicedir ilk dizeleri Yaratılıyor acıklı destanımızın Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa. Kalk dostum ormana gidelim Geyik sesleri içine çökelim Yeniden doğuş, kıvanç, uyum Kurgular bir yana, biz bir yana İlk kez düşünmeden görelim Martılar gibi yağmurun altında Melih Cevdet Anday |
Mahur Beste Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara Attila İlhan |
Seni Aradım... Seni aradım yıllarca Durmadan,usanmadan. Karınca yuvalarını eşeledim, Kartal yuvalarına çıktım, Üşenmedim, Yalçın kayalara. Aynı caddede Günlerce bekledim, Belki buradan Bir daha geçer diye. Kapıları çaldım Birer birer, Postacı gibi, Tüm perdeleri açtırdım, Belki Bi-yerde kapıya çıkar diye. Haber saldım deniz kızına, Resmini verdim, Tarif ettim, Kurye balıklarıma Belki tanır da bulurlar diye. Doğum servislerini dolaştım bir bir, Mezarlıklarda bekledim Okudum bir bir mezar taşlarını Belki Habersiz ………..diye. Deseler ki bir karpuzun içinde Ya da bir şişede, Kıracaktım, Tüm…………………..! Ve Deseler ki; O da seni arıyor, Bucak bucak, Belki de İnanmayacaktım Doğrudur belki diye! Muharrem Çetinkaya |
Seviyorum Seni Kördüğüm sevdalarına yandığımız sevgili İçimizden alıp giderken seni Sözlerden soyutlayıp Kelamsız ve selamsız gelişin gibi Gidiyorsun şimdi öyle mi Git. Yanarsa ardından yürek Ağlarsa gözlerim Bir damla yaş akıtırsam gidişine Namerdim. Sevdin de gidiyorsun öyle ya Sevdin de vakti doldu bana sevdanın İçinde bir ukde gibi kalmıştı gitmek senin Başardın işte gidiyorsun Dön demem sana Yollarına çıkıp yalvarmak mı asla Rüzgarın önünde savrulan yaprakları Sevdiğin kadar sevseydin sen beni Gidemezdin, gitmezdin Sen bendeyken elleri sevdin Benim üç beş yalanımı bahane edip kendine Ardına bakmadan kaçıyorsun Oysa senin yalanın ömrümün talanı Gider mi insan seviyorum deyip de Karanlık gecedir bana gelişin Gidişin şenliğim olsun Dönme bir daha sakın yıkılır yüreğim Seni görmeden yaşamayı da bilsin Ve öğrensin sevda ne yalandır ellerde Ne yıkımdır terk ediliş bir el uğruna Öğrensin, acısını tatsın yüreğim. Gözlerinde deli bir fırtınaydı yakaladığım Ölümü göze alırken uğruna Meğer bir yalandan ibaretmiş sevdan Ya da başkasının sevdasını verdin O başkasının yokluğunda bitmesin diye içinde Biterken bende senin el sevdan Sen gittin, Benim bilmediğim yaban yerlerde Birkaç pusu düşecek payına Sevdiği yerlerde, başka ellerle Düşlerin düşecek birer birer Zapt edilmesi imkansız düşmanın olacak Karanlıkta bekleyişlerin Gittin ve beklemem seni Dönme bana beklemeyeceğim sesini Sevdanı içimde sensiz yaşatacağım Sen benim dilimde duamdın Artık vazgeçtim senden Sevdan yaşama ümidimdi Hep böyle kalacak fakat sen olmayacaksın Yıllarını kemirecek yokluğum Belki umurunda olmayacak Yenilgisini tadacaksın bensiz yokluğun Dilinde hep bir inkar kalacak Sen beni hiç sevmedin Sevseydin gider miydin Yıllarımı yolunda yenilgisiz yakarken Adımı hırpalayıp sevdanın düşlerine Gözlerime bıraktığın yalandan sevmelerine inat SEVİYORUM SENİ Seni seviyorum gelmemene ve gitmene rağmen Beni bu yollarda yalnızlığıma satmana rağmen Düşlerimi yolunda çekinmeden harcayıp gitmene Beni ardımdan adamlığımla yargılayıp Sonra şerefimi bilmeden söylenenlere rağmen Bir yanılgı gibi sevmene Ve gerilerde kalan yüreğimin hatırına SEVİYORUM SENİ Çıldırsam da yokluğundan Ah etmem gidişine Varlığında bu sevda can çekişiyordu Yokluğunda aşkı çırılçıplak yaşıyor Gidişin sevdamın ilacı oldu şimdilerde Dönüşün olmasa da olur Ben seni gitmelerinle sevmedim mi Sen her gelişinde bırakma derken Biliyordum gideceğini Bu kez de dönüşün olmasın ne çıkar Yokluğun varlından hafif Ruhum isyanlarından kurtuldu sonunda Ve yangından geriye savrulan Bir ses gibi sevmem seni SEVİYORUM SENİ Zamansızlığında sevdaların Geçmişi olmadan Şimdisi yokken Geleceği kalmadan Zamansız ve amansız seviyorum seni Duyma sakın söylediğimi Dönme bir daha geri Yalvarmam bir daha Bir daha eyvallah etmem sana Bilirsin ki bu savaşta yenik benim yolunda Sen galipsin Dönme bana Yıkma vuslat umudunu gönlümün Yokluğunda yeter bana SEVİYORUM SENİ İlla gönlümün sultanısın İlla ömrümün darağacı Elbet benimde vardır düşlerim Gittin de kaldı yarım bütün sevinçlerim İhaneti tadalı beri gözlerinde İçimde yalınayak bir yangın Bir kor tutuşup sarıyor gezdiğimiz yollarda Her günüm yağmur Islanmadın sen bir kere sevdamla Bitmedin bende bitmeyeceksin Ölümler gelecek sen dönmeyeceksin Dizlerimiz bağı çözülürken sevdana Seni bir kez daha seviyorum Seni yalnız seviyorum SENİ SEVİYORUM Ardına bakmadan yüreğimin Yollarına çıkmadan senin Ve sevdalarının Yolumda ayrılığınla kol kola Ateş merdivenlerinde Mumdan düşlerimle eriyen bir beden ile Geçip gidiyorum yar bildiğime Aşkının ateşinde yanarak yıllar boyu Beklerim seni kimsesiz Talan edip bıraktığın benden kalanlarla Yarım yaşanmış ve eskimiş gençliğim kollarımda SEVİYORUM SENİ Nuh tufanı gibi yaktıkça ömrümü sevdan Umut seninle bırakıp kaçtıkça Ruhumda isyan gibi adın yankılandıkça Aşkın ile yanarak, toz duman Yağmur düşlerinde gülüşünün SEVİYORUM SENİ Kor ateşinde sevdamın, yangın gibi Ulu yurdunda dedemin ocakta har gibi Zemheri sözlerinde aşk var gibi Umudumu vururken sen, umut diye SEVİYORUM SENİ Varılmayan durağı gibi ömrümün Ezberimde düş çığım gibi sürdüğüm Aşk elinden dizeler içinde Leyla çölü sürgününde senden kalan Bahtımı karartıp gittiğin dünden Alevlerinde sevmelerimin Ters giden ömrümün yamacında Ruhumun isyana karıştığı her davamda Olmazsa olmazımsın sen SEVİYORUM SENİ Firak çığlığında savrulanlarla Aşk ateşinde senden bende yananlarla Tur dağında Musa’nın Hakka yalvarması gibi İçimde dışımda duasın sen Her dem zarında SEVİYORUM SENİ Kurt kuş yuvasında, dağlarında ömrümün Ellerim bomboş duada gördüğün Meleklerin safiyetinde sevdiğim Aşk içinde içimdesin ne var ki Leyla’m olsan da, olmasan da SEVİYORUM SENİ. Albatros Fatih Kemâl |
Sevdalı Şehit Yildizlari toplayip matarama koyarken Alnima degen kursun kaderimle bulustu Goturdu kursun beni uzaga otelere Geceye niyet etti safaklarla bolustu Yildizlari al gotur Nazli yarime yetir Ona gidemem ama Onu kabrime gotur Ah ana ben olurmuyum acep yok olurmuyum Nazli yarin dilinde Ad olur kalirmiyim Mataram yildiz dolu yar icin sakla anne Hergun benim yerime paptya kokla anne Kavusuruz otede duslerde bekle anne Ben nazlimdan ayrildim daglar daga kavustu Nazli yar beklemsin Kinayi saklamasin Sursun pamuk eline Kabrime gelsin anne Ah ana ben olurmuuyum Acep yok olurmuyum Nazli yarin dilinde Ad olur kalirmiyim Ahmet Şafak |
seni seviyorum EYLÜL BAKISLIM Bende olduğundan beri ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum. Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum. Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor. Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda. Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne. İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu. Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor. Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam. Aşk can çekişiyor gecelerimde. Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde. Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor. Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın. Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak, yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için. Bedeninde serilmeliyim gece gibi. Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda. Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha? dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine? Hani utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ? Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim, güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna, kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni. Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını, dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin, sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi. Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime. Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede. İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı... Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm. ‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan, sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye, yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim, tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle. Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime. Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum. Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında. Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim. İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak, sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım... ‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım? Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın, Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım. Seni seviyorum eylül bakışlım. Arzu Altınçiçek |
Anne Beni ***** dünyaya yaşa diye sen attın Şimdi bu hatana ağlama anne, Sen daha beni doğururken ağlattın, Şimdi ne yaptım diye ağlama anne! Anne sen bilemezdin böyle olacağını Suçun yok,ferah tut yüreğini,sıkma canını, Oğlunda düşe kalka öğrenir yaşamayı, Benim kaderime sen ağlama anne Anne ağlama,bak bende ağlayacağım, Kıracağım zincirleri,sana koşacağım Belki bir bayram sabahı yanında olacağım Benim yokluğuma sen ağlama anne ; Ana düşün beraber geçen günleri Kuranda zamanın varmı geri gelmesi, Resimlerime bakıpta üzülme sakın emi Benim hatırama sen ağlama anne. Şimdi uzaklardayım,ne olur bilmem halim Halim değil düşündüren,halindir halin İnsanlar binbir çeşit,kimi iyi kimi zalim En zalimleri ise,.., Boşveeer! Bende kalsın be anne Benim sevdama sen ağlama anne Bir sabah belki çıkar gelirim, O mübarek ellerinden doya doya öperim, Belkide önünde secdeye eğilirim, Beni görünce sakın ağlama anne Benim kaderime sen ağlama anne Biliyorum yine ağlıyorsun Sil gözyaşlarını,mutluluk oyunu oyna, Beni herzaman sev ama ağlama Bak ben ağlıyormuyum,sende ağlama Ağlama....Ağlama.....Ağlama! Serhat Çalışkan |
AÇIK Biz hep açık konuştuk. Gökyüzünden maviydi sözlerimiz. Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik, Uçarıydık. Gözlerimizde Şavkıyan parıltılar gibiydik. Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik. Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi. Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik, Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik. Biz buğday tarlalarında buğday, Ağu yeşili bahçelerde ot, Trenlerde düdük sesiydik. Yıldızlara çobandık, değirmenlere su, Bozkırlara bulut gölgesiydik. Seller aktı gitti. Biz kaldık. Bulutlar uçtu gökyüzünden. Rüzgarlar darmadağın etti. Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden. Akıl da bulutlar gibi çekip gitti. Nerden bilirdik, çalışmaktan Kocayacağını sevgililerin, Yaşamanın güzelliği kadar Hoyratlığını, bezginliğini... Biz kaldık, koyup gitti bahar, Her şeyi nerden bilirdik. Cahit Külebi Cebeci Köprüsü Cebeci köprüsünün üstü Karınca yuvasına benziyor, Hamallar, körler, topallar, Oturmuş nasibini bekliyor. Cebeci köprüsü yüksek Altından tren geçiyor, Ya benim aklımdan geçenler? Kimse bilmiyor. Şu dünya güzelim dünya Tıkır tıkır işliyor, İnsanlar insanlar insanlar Neden böyle çekişir durur Aklım ermiyor. Cebeci köprüsünün korkulukları Kara boyalı, Daha böyle köprülerden geçersin çok Cahit Külebi Şiiri gönderen kişi : 1 |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık