![]() |
Üçüncü Şahsın Şiiri Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu ağlardım Beni sevmiyordun bilirdim Bir sevdiğin vardı duyardım Çöp gibi bir oğlan ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu ağlardım Ne vakit Maçka'dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu Ağaçlar kus gibi gülerdi Bir rüzgar aklımı alırdı Sessizce bir cigara yakardım Kirpiklerini eğerdin bakardın Üşürdüm içim ürperirdi Felaketim olurdu ağlardım Aksamlar bir roman gibi biterdi Jezabel kan içinde yatardı Limandan bir gemi giderdi Sen kalkıp ona giderdin Benzin mum gibi giderdin Sabaha kadar kalırdın Hayırsızın biriydi fikrimce Güldü mü cenazeye benzerdi Hele seni kollarına aldı mı Felaketim olurdu ağlardım Attila İlhan |
UMUT GÜNEŞİ Güneşin eridiğini görmek; İnsanın hayatından ya bir nefes daha alıyor ya da Tertemiz bir soluk katıyor Umut İnsanın kendi güneşidir... SALİm GOK TAŞ |
Yanyana Bu gürül gürül otların yanı başında. Ağacın gölgesine değdi değecek Tam şeftalinin kokusu başlarken Öpüşmeye kıl kadar bitişik Akarsuyun burnunun dibinde Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence Melih Cevdet Anday |
Şimdi Sen Ağlarsın Şimdi sen, Gözlerimi düşürdüğüm Yağmura doygun bir bulut gibisin. Her çırpınışında Rüzgarıyla, Kanatlanan kirpiklerimden Akarsın Akarsın. Damlarsın, Toprağın susuzluğunda, kuruyan yüreğime. Şimdi sen, Bir kehribar güzelliğinde Siyah beyaz bir çizgi demeti gibisin. Yüzündeki bu çarpıcı hüznünle beni sen, Çizersin Çizersin. Kanarsın, Bağrımın arasında süzülen nehirlerime. Şimdi sen, Gülümseyen bu müstesna yüzünle Düşlerime bırakılan bir gül gibisin. Yaprağından fışkıran aşk kokunla sen, Yakarsın Yakarsın. Dökülürsün, İçimde dalga dalga coşan sevda denizlerime Şimdi sen, Şu saatlerde aklına her düşüşümle İstisnasız; Hüznünü dolayarak yüzünün tam orta yamacına, Kana kana, Bilirim ki, Ağlarsın Ağlarsın. Yanarsın, Alev alev tutuşan hüznünü bırakarak gözbebeğime. Ali Arslan ----------------------------------------------------------------------------- |
Dağlara Doruk beyaz, dere mavi; Etekler, yeşil çuhadan.. Dağlar, koskoca dünyayı İkiye böler ortadan... Ki nesi kalır dünyanın Dağları çeksen aradan? Kartal, süzülür yuvadan; Yuvası vardır kayadan. Dağlarda kartopu diye Birbirine ay atan Kızlar... ki dudakları al... Alları, değil boyadan. Dağ uykulariyle mahmur Yüzlerini, gün doğmadan, Seyrederler, ya suyun ya Ayın tuttuğu aynadan. Yaratırken şu dünyayı Yeri, göğüyle yaradan, Dağı sahiden yaratmış, Geri kalanı şakadan! Kurtlarına helâl olsun Ne alırlarsa ovadan! Kaynak: Kökler ve DallarArif Nihat Asya |
Senin için yağmurlar biriktiriyorum Ne zamanki dokunacaksın saçlarına ışıklar içinde doğan yeni bir gün gibi ben geleceğim Kimsesiz dağlar ve çöller dolaşan rüzgarları anlattım sana ve yağmurları damla damla O kadar yalnız o kadar yorgun rüzgar ve yağmurdur duvarların ardından gece yolcusu gibi kapına gelen Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Boz bulanık gece yarısı can çekişirken ay ışığı rüzgar ve yağmurdur senin korkaklığında tenine dokunmak için can atan Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Gecenin karanlığını aydınlatmaya çalışan solgun bir lambanın güçsüzlüğü ve senin gitmelere takılı emanet sevdanla erken biten rüyadır geç kalışımla gözyaşlarına karışan Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Ruhunun mahzenine sakladığın o kadar yalnız o kadar derinlerde uçmayı unutan bir kuştur sevdan Gecenin bu saatinde titreyen damlaları süzülürken camdan Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Atila IŞIK |
Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım- Sana ne verebilirdim? Bülbülü versem, Sabırsızdır, sitemlidir. Gülü versem, Gül yerinde güzeldir. Yıldızlar mı? Senin yanında sönük kalır. Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır.. Bendeki sana bakarak, Başladım mabedimi yapmaya. Kalbinin temizliğini kullanarak, Bembeyaz mermerler oluşturdum. Gözlerinden aldığım parlaklıkla, Mermerlerin içine, pırlanta koydum. Sevmeye doyamadığım ruhunla, Kubbe var oldu, tüm vakarıyla. İnsanca yaşamaktaki azminle, Minareler göklere uzandı, haşmetle. Bana akan sıcaklığınla, Duvarların her yerine, 'Seni seviyorum' yazdım. Yüreğinden taşan sevginle, Öyle bir bahçe oluştu ki, Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli. Şah Cihan görseydi, Sana gıpta ederdi. Mümtaz´a olan sevgisi, Seninkinin yanında azmış derdi. Üzgünüm canım.. İçimdeki seni, Hiçbir kalıba sığdıramadım. Yere, göğe koyamadım. Kalbimden sana yakışır, Taç Mahal yaptım. Şahı sen, Sultanı benim. Saltanatın ise, Yüreğim...! Nigar Yıldız 10.02.2004 (Açıklama - Taç Mahal: 1600’ lerde yaşanan trajik bir aşk öyküsü. Hint İmparatoru Şah Cihan, gözdesi Mümtaz Mahal’e aşık olur. Kaşmir’deki Shalimar bahçelerinde gizli gizli buluşur ve sonunda evlenirler. Ne yazık ki mutlulukları çok kısa sürer; Mümtaz Mahal hastalanır ve ölür. Karısının ölümüne çok üzülen Şah Cihan, onun anısına ünlü Taç Mahal’i yaptırır. Kendisi de ölünce buraya gömülür.) ---------------------------------------------------------------- |
Bir kasım yorgunluğu çöker Akşamüstleri kefenine girer Uzağım… anlarsın yalnızlığımı Anlarsın ve sessiz bir geceye kaçarsın Neden en çok gidenlerden oluruz Bir yerden bir yere Ve hep neden bir yerler kaçar bizden sessizce… Ben sensizliğin uykusuna yatar Kapatırım ışıklarını ruhumun Gece haracını ister Yağmuruyla uykularımı böler Gözlerim kelepçelenir sözlerine Ben bakıp da göremediğin her yerdeyim Susup kaldığın her sözde… Hiç göç almayan hep veren bir kent gibi ziyanım. Yıkılmış bir ev gibi viran Boş bir türkü söylerim Boş bir hayale girer susarım… Gecenin koynunda beslenirim Haram sütünü ****** defalarca ellenmiş göğsünden Taşlarda ezerim sesimi Sessizliğimi böler çığlığım. İç kanatan bir sis altında kalır koca şehir Ben koca bir şehrin altında kalırım. Şehrin damarlarında kan değil irin dolaşır Mağlup bir ordu gibi yağmalanırım Yağmalandıkça sunulurum masalara bir ****** gibi. Bir kasım yorgunluğu çöker Bir sözün bin susuşa gebe kaldığı an gelir Ben…be…b…n barış demirel |
Utanç bir gün seni bir ata bindireceğim ponilerin en küçüğüne / zira sen küçük bir çocuksun henüz dudaklarında iki çiy damlası en korkuncu düşlerimin beni en çok utandıranı dün seni gördüm avuçlarımda iki mandalina dilimi parmakların -günbatımı solgun ve ölü bir yüz koynuma seni sakladım teninde muson yağmurları üç beş köpük bir o kadar yosun bağışla çocuk koyacak yer yoktu ziyan olmadı dudaklarım -mevsimlerden güz şimdi; mor saçlı bulutun peşinden koşuyorsun mağaradaki yitik çığlıklara belki sesimi arıyorsun getirdiğin iki inci avuçlarında eğilerek -eflatun giysilerle olacak ölümümüz gecede üveyik sesleri var bırak ellerimi gideyim / zira sen küçük bir çocuksun henüz Fadıl Oktay |
Dalından kopan yapraklar gibi Savrulup gitmeliyim rüzgarlarda Katık olmalıyım karışmalıyım Bana katık olan toprağa Taze bir dal gibi fışkırmalıyım yerden Tutmalıyım elinden aşkın sevdanın sevginin Süzülmeliyim gözlerine Kirpiklerinin gölge yaptığı yerden Çınar ağacı olmalıyım kapına Kurbanlık koyun gibi yüreğim Adak etmeliyim kesmeliyim yoluna Bir parmak kan olmalıyım alnına celal aksu |
| Saat: 04:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık