![]() |
Sen Olmasaydın Yükü çok ağır geliyor bu ayrılığın, İnan ölürdüm sen olmasaydın. İçine düşerdim karamsarlığın, Yıkılırdım sen olmasaydın. Hasreti içimde yakardım, Belki de insanlıktan çıkardım, Dünyayı acımadan satardım, Cani olurdum sen olmasaydın. Tebessümü unuturdu gözlerim, Zehir gibi acı olurdu sözlerim, Ölümü anlatırdı şiirlerim, Beni bulan sen olmasaydın. |
Sendin Ey Aşk Güzle gelen sendin ey aşk, sıcacık! Üzgün yeşiller arasında büyüyen... Uykusuz ve sarhoş ve yılgın bir gecede Sendin ey aşk, yaşamaya el eden! Sendin ey aşk, habersizce gelişen çocuklarla! Anılarımızda bir dizi, bitip tükenmeyen... Sendin ey aşk öfkemde güzelleşen! Sendin, geldim; yorgun içine giremediğim evren... Durmadan öğüten, durmadan hem ince, Sendin ey aşk, sendin, o rüzgârsız değirmen! Direncimde, sendin ey aşk, hem de en! Sızar kan, acısız, uzanmaz, kesik ellerimden.. |
Sen Nehri geceyi lapa lapa böldüler sevdiğim derinliğinde yansıttılar ölümün renkli elbisesini yazmamalı insan ağrırken dişleri yazmamalı düşerken gözlük burnun güncesinden oysa eski zamanların lirik tanrıları aşkı kutsal sayarken Mısır’da piramitleri yapıyorduk biz bir şişe bira ve bir dilim ekmek için ama sen, Sen nehrine bakarak yalanlar söylüyordun bana oltanın ucundaki balığın sana anlattığı acıklı öyküye dayanamayıp özgürlüğe buluyordun levrekvari düşlerini karpuzların hasat mevsimiydi güneydeydim yerkürenin en hüzünlü bitki örtüsünde salyangozların yalnızlığı emdiği bir coğrafi bilinmezlikte kurabiyeler yaparken gecikmiş ikindiye televizyonların cinayet sahnelerinde koşuşuyordun odadan odaya ağlamak bir kulis hatasıydı gözyaşların dağılıyordu ne zaman gülsen gözyaşın kanadı kanayacak gibi oluyordu ağladığında alfabelerim eksik kalıyordu hep sabah içilen likörün akşama ne nanesi kalıyordu ne de muzu Afrika’da tırnaklarını yiyerek yaşayan bir kabileydim gözlerinde hüzünlü bir şiirin dörtlüğünde asmıştım kendimi dağ köylerine acımtırak bir sis çökmüştü sokakların arasında yeşeren küfürlerin gençliğine kusarken gölgen köşe başındaki köşk utancından yakıyordu kendini bir intiharın beklendiği saatlerde kaldırımların sızladığı duyulurdu şehrin ortasından süzülen ırmak aylarca kırmızı akardı keserdi bileklerini terk edilen kentler kutsal kitapların en bilindik ayeti olurdu bu ve bütün ölüler akranlarını öperdi odanın ortasında incecik dolaşan bu kan eski aşkların kırıklığından kime sorsalar lapa lapa bölünür gece diyecekti kime sorsan kalarak gitmenin ziftini dökecekti fincanına sen halâ Sen nehrinin yanılgısında boğuyorsun sözlerimi dudağımdaki Afrika’ya anlatırken yenmiş bir aşkın kangrenli etlerini |
Basortusu.., Istek sende, mesiyyet sende Alt ilk adimi basla bir hele Etme matem, guven kendine Korkma basaracaksin sende.. Tak basortunu takma elalem Dene bir kere, deme basaramam At o olumsuz kelimeyi kafandan Korkma basaracaksin sende.. Bilirim basortuye imrenirsin Basortululeri hayranlikla seyredersin Can-i gonulden sen de istersin Korkma basaracaksin sende.. Haydi durma, tak basortunu Tamamla, butunlestir tesetturunu Yen icindeki tereddutunu Korkma basaracaksin sende.. Gul hissetikce kendini, gulsun Kapanirsan eger degerini bicersin Ilk degeri kendine kendin verirsin Korkma basaracaksin sende.. Takarsan eger basortunu Bulacaksin kendi ozunu Acacaksin kalp gozunu Korkma basaracaksin sende.. Dolacak kalbine bir sevgi Giyeceksin kimligini Gostereceksin kendini Korkma basaracaksin sende.. |
Peşim Sıra Gökyüzü kara bulut Bir gurbet sabahında Sensin yitirdiğim umut Hasretin gelir peşim sıra Bomboş bir yalnızlık Kor alevler ortasında Nefret gibi bu ayrılık Hüznüm yürür peşim sıra Mezarlık olmuş yürek Bir matem makamında Öyle sessiz ve de ürkek Gözyaşları peşim sıra Varmıştır bahar Sıla'ya Düşüncesi bile yara Dert yanarım sayfalara Ak saçlarım peşim sıra Dört duvar kuru, nefessiz Korkarım ya sorarsa Hangimiz daha kimsesiz Hayallerin ardında kalmış deniz Umutlar gömerim peşim sıra |
DENİZ FENERİ Sen Deniz Feneri Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun Çocukluğun yıkık kentlerde Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti. Okuma yazmayı öğrendiğin Gazetelerdeki terör sayfaları Ve Haliç tersanelerinde korsanlar Evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar.. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Her sokağın başında anaların isyanı dururdu Ve günler kısa ama geceler uzun olurdu. Bir kurşun bir liraya Ve bir hayat bir kurşuna mal olur, Senin doğduğun yerlerde İnsanlar can evinden vurulurdu. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Sen Deniz Feneri Sarayburnu'nun dimdik delikanlısı Yavuz zırhlısında deniz piyade eri Yetmişikiye dört çakı gibi asker Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan Ve giderken bıraktığı sevdiğini döndüğünde bulamayan... http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Yıkar mı bizi bu sevda! Bir aşk delikanlıyı bozar mı be adam? http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Hadi kalk! Eski günlerde olduğu gibi Karanlığa yine ışık yak! http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Arka bahçedeki mahalle kavgalarında Kaşına sapan taşı geldiği günden beri Hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri Can dostum ve kan dostum İster kalbine gömdüğün sevdamın aşkına İster Allah'ın aşkına.. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Kalk bir ışık yak ve bir kor düşür yüreğimize Savaşmak ne güzel bir şey uğruna Ve yeniden âşık olmak.. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Ve Sen Deniz Feneri Sarayburnu'nun dürüst delikanlısı Kalbine gömdüğün aşkın Gönlündeki sevdan ve aydınlık gözlerinle Senin işin karanlığa korkuturcasına bakmaktı Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Deniz Feneri Unutmadık o günleri Sevdamız yüreğimizde gizli kalır Ve mahallenin kızına âşık olmak Ayıp sayılırdı Bir kıza âşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı Ve dünya dedikleri şey yalandı.. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz Silah çekmek ve tesbih sallamak değildi delikanlılık. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Tesbihi çekmek, silahı saklamaktı Yazık.. Gün geldi delikanlılık kabadayılığa yenildi Sonra üç kuruşa satılan sevdalar ve ucuz aşklar Artık senin işin değildi... http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Sen Deniz Feneri Sarayburnu'nun dik ve yitik delikanlısı Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni Ne de geleceğe satılan aşklar http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Sen doğarken bir ölüm şaşkınlığıyla Gökyüzüne uzanmış düşmanlık türküleri Suçüstü yakalanırken en güzel umutların Gözlerini bir ihanet anında açmışlığın Ve yakmışlığın gecenin karanlığına en derin aydınlığını. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Hey Deniz Feneri! Parayla satın alınamayacak aşkların sevdalısı Çektiğin çileleri özenle saklıyorsun seyir defterinde Sarayburnu'nun dimdik ve yakışıklı delikanlısı.. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Gidiyorsun belki Deniz Feneri Sana "kal" diyemem giderken Sevmek kadar ölmek de kader Ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün Ve sen ölsen bile bir gün Nâmın yürüsün, Ve sen ölsen bile bir gün Nâmın yürüsün... Uğur Aslan |
Benden Ayrılırken Hüzünlü sesimin Hırıltılı nağmeleriyle sesleniyorum Yüzüme kapıları çarpan aşkına, Ve en derin mavilerimle bakıyorum Karanlık yüzüne. Aslında gözlerine bakmak isterdim de, Onlar da alev saçıyor Gönlümün kır çiçeklerine. Keşkelerin katlettiği bir hayat Bırakıyorum avuçlarına, Gözyaşlarımla yazdığım Bir mektuba iliştirip. Okuyup da bana dönesin diye değil bu mektubum, Seni ne kadar sevdiğimi Benden son kez duyasın diye. |
SAKARYA TÜRKÜSÜ İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat: Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne? Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine: Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur. Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan: Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan! Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu? Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek: Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz: Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! |
Ben Bir Eylül Sen Haziran Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgar Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilkyaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım onüçüncü aylara Ben bir eylül, sen haziran. |
Sevgi Bir sevgi ki bu anasini evladina baglayan Öyle bir sevdadir ki bu evladi icin aglayan Her evde vardir bu mutluluk rüzgari Ana evlat sevgisi dir bu mutlulugun adi. Yemeden icmeden kesilip deryaya dalan Gercek mutlulugu yalniz onda buldum sanan Gözü birsey görmeyip ayri bir dünya kuran Iste gönül sevgisi bu yasantimiz da bulunan. Seher vaktinde kalkip abdest alanlar Allah´in huzurunda secde duranlar Dogru yolda huzuru Rahman´i bulanlar Bu da ALLAH sevgisi dir ey inananlar !!!!! |
| Saat: 09:10 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık