![]() |
Yaprağın Öyküsü... ..................................-Takvimden yaprak düşer ........................................................zaman sarsılır- tarihe bağdaş kuran şehir hüzünler haykırır hangi darbeye gömülür gölgesi hangi bağlaç ular yılları âh!... neyi çekip alsam deprem yanar kuş ormanları hangi pişmanlığın ardında çağdaş kumkuma mıhlanan zulüm hırsın kıskacı dinse/sökülse/çözülse gücünü toplasan bir böcek etmez her doğan ölmeye başlar definler çoğaltan cinnetli nokta suretini parçalar yalnızlığın kim kurtarır hasretme ânında ölümlerden hangisini alsa ey sonsuzluk özgürlüğün tadı ağzında çırpınmalı .........................................- zavallı aklım menzil yürüdükçe ........................................................hangi deliliğe kapılanmalı- susuyor ayın şavkıması döner/söner/yanar hep ve hiç hadi göğü de lanetleyelim mavi etine neler gizliyor hadi kovalım ağaçları çöl sesli kuş yeşil ötüyor tüm sınırlardan yasaklandım ağzım ateşe alışkın hangi yarda biterse bitsin aynı yoldayım adının şiirleşmesi bundan hadi çık gel bütün kapılardan ey dudağını öpücükle boyayan unutmasan yaşamazdın ....................................-sanrılar arkacında toy çanları- çağırdığında gürültü kopsun bir mavi damar yansın olmadık yerde kabuk değiştiren yaşam yeminler koparsın ilâhi defterden değirmende buğday çığlıkları çalsın aynı ateşte tanrının ıslığını âh! uykun bölünmüyorsa dalganla çekil tuzunu bırakıp boğulsun düşünde sis kulesi/hayalet sesi kurgan eşilsin yudumlansın bozulan nektar nefsine takılsın avucunda koşan çocuk her kaktüs çölünü kalbinde taşımalı ey zaman / ey çiçekli engerek! tanrıyı yaratan yok edecek elbet .......................................-elbet aşk da bizden bir şeyler öğrenecek- Mortaka Dergisi/2006 |
Hangi Ayrılık Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın? Yusuf Hayaloğlu | |
nemli tütsü.. ikiz tövbelere soyunur acıtan gölgeler yakıcı yeni günahları giyinmek için makaslanır ruhum bedenimde sensiz çekilir is isi siyah perdeleri üstüme serilir nafile bekleyişlerime özlemin.. yoksunluğundan ter içinde gecenin alnı boğulur ıslak serçe düşümün kıyısında dokunamam kopyasız ağzının sözüne sarılamam kırmızı yemin sesine içinin yıldız çokluğu kördüğüm boğazımda usul sevişmeleri firarda cümlelerimin ağırlığınca elem hasret yükü sırtımda dindiremem titreyen deliliğini ellerimin önemse(v)mek koyusundan sencileyin aklımın aklıma üşüşüdür bu direngen şans eseri varırsam sabahın bir ucuna ilikle..kar canözüne sarsın asi maviliğin sen denizin yakamoz çocuğu vesselam suçlu nokta gibiyim uzaklığın üstümde uçurum kuşları bırakır mı sanırsın kalanımı bulanmışken gamzelerinin çukur rengine ... hare^ .. Sinem Sevinç YILDIZ |
İstesemde kalamam bu yerlerde Mezarında rahat yat sevdiğim Buralar bana haram oldu gitti Mezarında rahat yat sevdiğim Elimden aldı kader doysun toprak Göz yaşlarım durmuyor oldu ırmak Yüreğimi derinden vurdu hoyrat Arada rüyama gel can sevdiğim Edemem sana asla yok ihanet Bitti içimde yoktur aşk muhapbet Olsada peri kızı ile vuslat Yapamam rahat uyu gül sevdiğim Taşında yazılıdır bir Fatiha Beyaz tenin deydi yar bak toprağa Götürdüler gömdüler az uzağa Bir metrede olsa zor duy sevdiğim Halil yarda olsa bak oda beşer Nasılda bu can onsuz olur yaşar Yapayalnızım şimdi akıl şaşar Avuturmu hatıran zor sevdiğim İBRAHİMOĞLU HALİL |
http://www.muhammedmustafa.net/resimler/web/roseb.giflere Vurgunum Güllere vurgunum güllere sevdalı, Bana güller derin kırmızı güller verin Kan rengi hüzünlü şehit edalı, Bana güller derin kırmızı güller verin Güller ağlar bana bu derdi güller anlar Bana güllerimi güllerimi verin Gül yüzlü şehadet gülleri derin, Gül kokulu yâre, yâre gönderin Ölsem ölsem yine dirilsem derim, Bana güller derin kırmızı güller verin Güller ağlar bana bu derdi güller anlar Bana güllerimi güllerimi verin Gün olur yaprağı düşer güllerin, Bu can ten evinden çıkar giderim Sevdam güle döner ben de gülerim, Bana güller derin kırmızı güller verin Güller ağlar bana bu derdi güller anlar Bana güllerimi güllerimi verin Söz, Beste Yorum MustafaDemirci |
Farkımız Ben de sıradan biriyim Tıpkı sen gibi Ben de severim Sen sevdiğin gibi Ağlarım ben de Sen ağladığın gibi Ben de güler sen güldüğün gibi Sen seversin sevgi sözlerin uçup gider Sen ağlarsın Gözyaşların kaybolur gider Sen gülersin Gözyaşların seni terkeder Ya ben? Mısralarda coşar sevgim Dizelere hayat verir Gözyaşlarım ve gülüşlerim Sevgin, gözyaşların ve gülüşlerin Acımasızca seni terkeder Benimkilerse vefalı Hep yanımdadır, yazdıklarımdadır... 27.05.1999 Özcan Günergök |
Bu Can Hep Seni İster Seni düşündükçe ağlar gözlerim, Titrer, hiç birşey tutamaz ellerim, Seninle olmak bir tek hayalim, Ben yalnız seni, seni isterim. Hasretim sana, güzel yüzüne, Bakmaya doyum olmaz inci gözüne, Sen süslersin, hep sen girersin düşüme, Senden başkası zaten yok ki gönlümde. Hadi gel aydınlat karanlık dünyamı, Hadi gel gönlüme kur sarayını, Seni istiyorum ben, yalnız seni, Gelde sar, seni seven kalbimin yarasını. Gönlümde sen, düşümde sen, her yerde sen varsın, Şu garibin derdini ne zaman anlarsın, Hayatım zehir oldu panzehiri sensin, Yaralı yüreğimi ne zaman sararsın. Bu yürek öldü seninle can bulacak, Kalbimin yarası sürekli kanayacak, Gönlümde açan gül bir anda kuruyacak, Sen yoksan eğer, bu canda yok olacak. Sen; Bedenimin ruhu, gözlerimin güneşisin. Sen; Gecemin yıldızı, gündüzümün ışığısın. Sen; Gönlümün sultanı, kalbimin sahibisin. Söylesene bana; bu can sensiz neylesin? Fatih Mertaslan |
Yağmur Altında Öpüşmek hava kararmıştı yağmur yağıyordu dudakları sımsıcaktı elleri üşüyordu bir öptüm bir daha öptüm kimseler görmedi öpüştüğümüzü yağmurdan başka iki gözüm çıksın şimdi ne zaman yağmur yağsa utanıyorum... Ümit Yaşar Oğuzcan... |
kuru sıkıydı attıkların hiç acımadı sol yanım hayata ’yandan çarklı’ bakandın sen işlemedin ruhuma ‘yarım’bile kalmadın.. oyunun bir yerinde hiç duymadığın alkışlar eşliğinde kapanırken perde ‘eğildim ‘ben.. ‘yıkıldın’ sen.. zifir bir karanlığın zemherisinde yalnızsın.. acıdım.. zavallısın.. Ayfer Artuç |
Memleketimi Seviyorum Memleketimi seviyorum : Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. Memleketim : Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. Memleketim. Memleketim ne kadar geniş : dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum ve güneye pamuk işleyenlere gitmek için Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye utanıyorum. Memleketim : develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler, kavak söğüt ve kırmızı toprak. Memleketim. Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık ve onun yarım kiloluğu pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla Bolu'nun Abant gölünde yüzer. Memleketim : Ankara ovasında keçiler : kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. Yağlı, ağır fındığı Giresun'un. Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması, zeytin incir kavun ve renk renk salkım salkım üzümler ve sonra karasaban ve sonra kara sığır ve sonra : ileri, güzel, iyi her şeyi hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır, çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım yarı aç, yarı tok yarı esir... Nazım Hikmet Ran |
Gidemem sana takılı kalır hasret çeken yanım Gidemem bu yürekle başkasına yar olamam Bırakalım nefeslerimiz solusun bu sevdayı Kalbim kalbinin içinde atsın Ellerim avuçlarının içinde terleyip ıslansın Alabildiğine yaşayalım bu sevdayı Sevişmelerimiz emanet olmasın Dudaklarımızdaki sıcaklık eskimeden Teslim olalım sevdamıza Bakışlarını gün ışığı gibi tenime sal Ruhum eş olsun varlığına Kapılalım o muhteşem büyüye Zamanı bırakmayalım içimizde erisin Kalmasın gözlerimizde Yürek dolusu yaşanmamışlık Bırakalım yıllar yılı yaşasın Tanrıdan armağan bu aşkımız alaşara ışık |
Pervânenim... Ateşinde sevdan ile yanarım Divânenim, sende yansam ne olur? Kerbelâ’da aşkı içer kanarım Pervânenim, sende yansam ne olur? Yaratılmış yedi katman yeryüzü Hayalmiş beşere sidrenin yüzü İç geçirmiş seni gören gökyüzü Pervânenim, sende yansam ne olur? Öfkelensen ateş olur çağlarsın Geceleri gündüz olup bağlarsın Hallerime lapa lapa ağlarsın Pervânenim, sende yansam ne olur? Yol benim içimde “mezhep” ne demek? Aşk benim gönlümde “esvap” ne demek? Bu engin denizde “girdap” ne demek? Pervânenim, sende yansam ne olur? Söz okundan hızlı gider düşünce Gökler senden alaz alıp pişince Aklım erip gönül sana düşünce Pervânenim, sende yansam ne olur? Yüreğim Mahşer |
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum... Nazım Hikmet Ran |
BİRTANEM'E Seni sevdim, sevgilerin en güzelini vermek için. Seni düşündüm gecelerce, en güzel düşlerimde yaşattım seni. Ne varsa sana adadım elimdekileri, sana adadım, yüreğimin her zerresini. Yanlızca sen sev istedim, sen sar istedim, yüreğimin her köşesini. Seni gördüm nereye baktıysam, gözlerime işledim gözlerini. Ve yalandan uzak, en temiz sevdayla, yarınlarımda bir sana yer verdim. Bir tek, seni yazdım kaderim diye, bir tek seni istedim, herşeyden çok. Sen yoksan, anlamsız dünya, anlamsız yaşamak. Sensizliği, ölümden bin beter bildim. http://www.yazgulu.com/karisik/gatherinflowersbutterfly.jpg Gülüyorsam, mutluysam, bunca çileye inat, bilirim ki, bu senin eserin. Bir tek senin kollarındayken, yaşamayı seviyorsam, senin kollarındayken acıları siliyorsam, her ne kadar kabul etmesende, ben seni, daha çok seviyorsam, biliyorum ki, bu senin eserin...... http://www.yazgulu.com/karisik/gatherinflowersbutterfly.jpg Ve, hiç bir zaman anlatamam, seni sevmenin tadını. Ve, doymaz yüreğim, doymaz ellerim, bedenim, seni sevmeye.. Bunca sene sonra seviyorsam kendimi, sen sevdiğin içindir beni. Ve seviyorsam seni, bana sevmeyi öğrettiğin içindir. Sevebildiğim tek insan, sen olduğun içindir. Biliyorum ki; ne zaman dolsa gözlerim, bir an acıyla, sen sileceksin gözyaşlarımı. Ne zaman sarılacak bir beden arasam, sen saracaksın beni. Ve, senin sıcaklığında tanıyacağım şefkati. Seninle gülecek, seninle ağlayacağım. Benim bildiğim tek gerçek, sen olacaksın hep. Ve ben, http://www.yazgulu.com/karisik/gatherinflowersbutterfly.jpg en güzel şiirlerimi sana saklayacağım, en güzel düşlerimi sana.. Sen yeter ki, yarınlarda, bugünkü gibi, sev beni. Senin sarhoşluğundan, hiç ayılmasın yüreğim. Ve, ecele kadar, benimle kal, yanlız benimle. Seviyorum seni, ve bir ömür yaşatacağım, yüreğimde SEVGİNİ............ Nuri CAN |
“i n n a l i l l a h . . . kadim bir pişmanlık mı büyüyen rüyâ mıdır delikanlı atlasında demirleyen kan bakışı doğuştan buğulu yıldız serçe parmağından düşen yüzükte abdullah'ın dudağı ellerinden de beyaz tutsun o ellerden günahkâr yüzler öpsün biraz ısırgan ve nergis suyu içerek silindi sayfaları omuzlarının patikasında kesilen adımlar nefesin k a n / s e r din emrine uyarak şâfî olanın toprağı okşayan yıldız kokusu teker teker çağırıyor sofrasına ölümü saatlerin oyun halkalarında gece ve gündüz bir elif tılsımından yansıyan hüzün kefenliyor adımını gecenin matemini çocukları taşıyacak gündüzün bir yağmur bir duadır silecek ardınızdan günahı pencerede taze üzüm yaprağı babanın sakalında çırpınışın izleri yastıkta kan kulaktan kulağa akan akan akan toprak nasıl döner insana ve nasıl düşer toprağa insan bir şehre gidiyordun düşlerinde bir gece “a b i y o l b i t t i” diyordun ben limanlar kuruyorum gözlerinde ıssız ve soğuk yanağımda kurumuş öpücük izlerinden biten ne acıdır ne de hasretin yüzümüzde saklanan bir ağıt ki tetikte çarpıyor / dağılıyor duvarında odanın bir sülüs hattır gözlerinin dokunduğu durakladığı nefesin yağmura tutarak bakışlarını devralan hangi çiçek meydanda çoğalan ağlayışı mazinin ateşten bir ırmak boğazımda kuruyan dediğin gibi “b i r y ı l d ı z h e p k a y a c a k” aslına çağrılan kelebek yolcuları saçlarında kararan beyazlığı toprağın ağrıyan sesiyle bir anne oğul “oğul...” oğul . . . v e i n n a i l e y h i r a c i u n” 26 ağustos 2001 |
Biliyor musun Ayak sesini duysa kalbim Bir başka çarpıyor En güzel tonları sürünmüş Nağmelerle bezenmiş sesini duyduğunda Başı dönüyor kalbimin Sarhoş oluyor. Biliyor musun Gözlerini görse gözlerim Çiviler çakılıyor bir yerlere Başka yönler yasaklanıyor Başka şey yokmuş gibi dünyada Sadece Gözlerine bakıyor. Biliyor musun Saçların dalgalansa hafif bir rüzgârda Kalbime kasırgalar doluyor İçim eriyor Parmaklarım Hep “Okşasam! ” diyor. Biliyor musun Dudaklarına yaklaşsa dudaklarım Güller tek renge bürünüyor Ciğerlerim kokunla kendinden geçiyor Dudaklarım büzülüyor Şu fani dünyada Hiç değilse bir defa “Öpsem! ” diyor. Çok kötüsün Biliyor musun Ne yaptın vücuduma bilmiyorum Her hücrem Gönlüm gibi seni istiyor Sen hâla gelmiyorsun. turgut uzdu |
Eylül Sonunda Bir Gün Şimdi tedirgin bir öğle sonudur zaman Nice çiçekler suluyorum ellerimle Begonyalar büyüsün diye Gülüşlerin tökezlerken dudaklarında Ne çok şeyi unutmak isterdim Bir çoban türküsünde Kaç kez kırmak istedim kalemimi bilsen Lakin işte yoktun sen... İşte başucumda gülümsüyor akşam Üstümde içli bir derviş edası Kulağımda ürperen, bir annenin sedası Hanidir görünmüyor çiçekçi kız Yalnızlığı deli gömleği gibi giyerken Yüreğimde saltanatın yıkılırken Kaç kez vurmak istedim kalbimi bilsen Lakin işte yoktun sen... Gün sonunda koynuna alır lacivert gece Bir mahşer sessizliğiyle uyurken aşk Yoktur yüreklerde artık bir firak Bir kar soğuğu sesine hasretim Bir de sessizliğin sensiz gürültüsü Gibi çınlar eylülün cüretkâr sesi Kaç kez kayboldum soğuğunda bilsen Lakin işte yoktun sen... Mehmet Kabakçı |
Döne döne yağarken kar taneleri Tertemiz sevginin nur taneleri Beyazlara bürünmüş dağlar tepeler Açmış kollarını cananın bekler süleyman sönmez |
Şehr-i Aşk bir şehir/ güzelliği fotoğraflarda kalmış/siyah beyaz ... Gün aşıran kadınlar sokağında hüzünbaz evler, Cumbalarından mendil düşürüyor avare aşıkların ayak ucuna _____lale kokusunu yenilerde tanıdı kent biraz sarhoş taklidi biraz yalan dolan bir gün daha nasılsa geçer başın ölüme dönük ______ne çok istemiştim büyümeyi, büyümek ölmekmiş anlatmadı hilebaz hayat... sallantısı ağaçların zevk-i sefadan devir aşk devri.. Aşka rastgelsin diye karşılaşmalar zaman kollanıyor şimdilerde.. Bahisler akreple yelkovanın bitmeyen yarışına.. ______kentin en yüksek yerine dikilmiş saat kulesi, ki evine saat alacak kadar zamanı yok kimsenin... Adımlarım ağır aksak aşktan döndü, yalnızlık çarpıldı yüz kere yüzüme ah yüzüm ne kadar sahte yüzüm neden yüzsüz _____ay ışığından aydınlık çalan sokak lambaları yirmi bir mumluk bir hayatı üflediler nefesime,büyüyorum... köşe başlarını tutan meçhul dokunuşların eşliğinde eksiliyorum toplanmak isterken kaça bölünür bir insan bu kadar yokken.. ah ellerim neden titrek ellerim neden (el)sizsiniz tutun beni düşüyorum aşk gibi gelen,aşka çarpmadan dönenlere... ilknur yildirim |
Belki Yine Gelirim Cemile Çakır hocaya Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum okuduğum bütün kitaplar paramparça çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük İçimde zaptedilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan bir at sanki bu soluksoluğa kalıyorum her sonbahar ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum bütün gençliğim böylece geçip gitti işte ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün Ahmet Telli | |
Sana gel desem Çabuk ol Dans et yüreğimde okşa Gel desem Geç kalmasın hiçbir şey Sevdanı yaşat desem Zamanım yok bilirsin Korkarım geç kalmandan Ben ömrümün hazanında Seni bulmuşken çabuk ol Ahhh Sev desem delicesine Sararmış ömrümde bir gül Bir damla yağmur ol desem Ben giderken bir tanem Benim gibi sen de sevsen... şengül deper |
Küskünüm Aldana aldana geçti bir ömür Dünlere küskünüm yarına küskün Nerede mutluluk nerede huzur Hayata küskünüm devrana küskün Yıllar var bitmedi kadere borcum Delice sevmekmiş en büyük suçum Sayende tükendi kalmadı gücüm Aşklara küskünüm sana da küskün Peşimde bir gölge zehir gözlerin Aklımdan çıkmıyor yalan sözlerin Beni öldürmeye yetti hasretin Dünyaya küskünüm zamana küskün Herkese küskünüm sana da küskün Ahmet Selçuk İlkan |
Besmele Her gün biraz daha yoruyor beni, Hasretinle başa çıkamıyorum. Her gece bir yerden vuruyor beni, Sağ salim sabaha çıkamıyorum... Savaşta geçirdim sanki bir ayı, Düşmandan almadım ben bu yarayı, Giderken verdiğin tek sigarayı, Hatıradır diye yakamıyorum... Vicdanın halimi hiç mi sormuyor? Küsecek ne yaptım, aklım ermiyor! Zalimsin demeye dilim varmıyor, Tavrına bir isim takamıyorum... Yeter ki mektup yaz canımı dile! Yetmezse uğrunda çektiğim çile! Nazar değer diye resmine bile Besmele çekmeden bakamıyorum... Cemal Safi |
Rüyalarım Olmasa Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun, Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa. Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun; Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa... Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak? Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak? Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak, Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa... Sevmesem özler miyim seni can pahasına? Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına. Adını söyleyemem, senden bir başkasına; Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa... Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam, Sana değil, saçının bir teline kıyamam. Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem; Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa... Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da, Su serp yanan sineme sağlığını duyur da, Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda; Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa... Cemal Safi |
Hoş geldin aşk hangi renge teslimiyetti bu uçarcasına coşarcasına açtı kadın gözlerini sabaha doğruldu boş yatağında maviler uzanmıştı yanına _gülümsedi kadın maviye __mavi yakıştı kadına hangi besteydi sazında çalınmayı bekleyen hangi güfteydi kağıda dans ritmiyle süzülen kulak kesildi kadın kadın kesildi şahdamarından _aktı kadın maviye __mavi aktı kadından yüzleşti kadın iyelik ekli geçmişiyle. aşk çekti gözlerine, sürme niyetine. attı omuzlarından, şalımsı günahlarını. _öptü kadın maviyi __mavi kaldı dudaklarında yükseldi kadın göğe yıldızlar topladı harman mevsimlerine bir eylülü sevdi kadın bir de maviyi mavi ruhunda bir fırtına şimdi ve eylül mavilerinde dindi _baktı kadın maviye __mavi gözlerinde eridi hiçbir bahar soyunmadım ben aşka ve hiçbir bahar sürgün vermedim, kıracaksan dallarımı söyle, aldanmasın bu yalancı bahara… Yazan : MeHTaP |
Aç Gözlerini En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni. Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini. Can Dündar |
Sevdan Beni Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip can suskun Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz, uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni... Ahmed Arif |
yuregı yangınım belaya bulaşanım hayata sataşanım sakın sebepsız gıtme şeytan etse hedıye yakışmaz gölgene bıle seril gönül bahçeme sakın ıhanet etme derındır hayat aynaları huzunludur yansımaları yalnız yapıp yolculukları sakın bensız ölme nurcan usta |
** hiç'sin ** deli taylar çiftelenir içimde, arsız sevdamı dizginlemek ne zor. kimse bilmez halimi el kapılarında, yokluğun en çok gözlerimi yoruyor. girdap nasıl da yakıştı kalbine... huzur adınla başlamaktı güne, sonu hep 'gitme' ile bitse de. özlem sıkışmış birkaç şiir, durgun su misali yatağımda birikiyor. sağırlık nasıl da yakıştı kalbine... paslı bir bıçağın kana susamış hali, yüreğin geceye inen şafak tortusu. çiy düşmeli öldürse de çiçeğini, öfkeni devleştirmiş, yenilmenin korkusu. basiretsizlik nasıl da yakıştı ömrüne... çabuk unutursun kulağına küpe gerçekleri, hayat çayına bandığın kurabiye değil. gözlerin ve sözlerin arası uçurum, bilirim! çabuk uçuşur namerdin etekleri. döneklik nasıl da yakıştı ismine… *Yaklaşma bir adım daha, olduğun yerde nefessiz kal. Geldiğin gün de yaşamıyordun zaten.* Yazan : MeHTaP |
Ayrılık Hediyesi şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben... şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun! şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben... şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun... kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun) Yusuf Hayaloğlu |
Demek gidiyorsun... Ben bunu hakketmedim! Ne varsa aşka ve cesarete dair Sırtlayıp o büyük yangınınla gidiyorsun demek!! Git........ Oysa Sen öğretmen çıktığın yıl Vurup alnıma kavgayı Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı Akşamlarım olmuştu ve kuduz gecelerim Göz yaşlarım ağlarken Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime O gün bugündür tetikte bir ömrün son kurşunusun Hiç aklıma gelmezdi gülüm Buda bana ders olsun!!!! Demek gidiyorsun... Böyle olsun istemezdim oysa!! Hazin vedaların bu baş dönmesi Cellat kırmızısı bir hüsrandı yollarda. Sen öğretmen çıktığın yıl Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler Eyvahhhhh... Esmer bir ağadı bileylemişsem Cinnetin ucunu yakmışsam bir kez Cehennemin nizamiye kapısındaysam Ateşten bir nehre dönen bu isyan Hep o gül yangınına kanat çırpar Ve en korsan şarkılar yüzünü şarapla yıkar. Gidiyorsun demek... Ben bunu hakketmedim!! Ne varsa aşka ve cesarete dair Sırtlayıp o büyük yangınınla git. Hadi durma,gençliğimin vebalini, Ve sevgisiz hayatımızın bedelini ödemeden git.. Bu şiiri sana armağan ettim Yanına almayı unutma sakın Issız gecelerde okur ağlarsın Kimseler görmese de kanarsın gülüm Neler çektiğimi o gün anlarsın!!! Sonbahar yağmuruyla ıslandım sokaklarda Ağladım ikimize senden çoook uzaklarda. Şimdi hüzün makamında bütün şarkılar Bu yorgun ses,bu kör lamba,bu ateşi sönmüş soba Tanığıdır yanlızlığın,pişmanlığın tanığıdır. Çünkü,çünkü benim kitabımda, aşk bir defa yaşanır.. Demek gidiyorsun... Git.......................... Bir yanda ölümün alnındaki ter Bir yanda suya düşen sardunya Ve sabahın saçlarındaki kırağı kadar ışıyorsun Hadi durma, Sırtlayıp o büyük yangının vebalini Ve sevgisiz bir hayatın bedelini ödemeden git. Bilirsin,gecenin en karanlık olduğu an Sabahın en yaklaştığı zamandır Ve hiç bir şey hakkında bildiğimiz her şey Aslında YALANDIR.... Demiştim ya... Sen öğretmen çıktığın yıl Vurup alnıma kavgayı Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı, Hüzün sarısı yapraklarını Akşamlarım olmuştu,kuduz gecelerim Göz yaşlarım ağlamıştı Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler. Demek gidiyorsun... Git... Bu şiiri sana armağan ettim Yanına almayı unutma Belki soban sönmüş,kitabın bitmiş,dizlerinde battaniye Yanlızlığın iç çekişini duyarsın Paketteki son sigaran Ve titrek bir mum alevi hüznüyle geçmişe dalarsın Kimseler görmese de kanarsın gülüm. SENDE YANARSIN ?????? Fatih Kısaparmak |
Küs Çiçeği diller mi vefasız yürekler mi gömüt taşına mı yazılacak zamansız kayboluş şiirlere karıştı sevdam unuttum günleri külrengi yolculukta gelirsen bulacaksın gücenmemiş şiirlerde kıpırdamayan akrep de yelkovan da şiirlerimin gizli öznesi ilkyaz tufanımsın gidersen eksilirim sanma aşkların mevsimi binlerce renk çökerken sisleriyle gökyüzü yüzüne yangın yerine çevrilen eylem su kuşunun belirsiz serüveninde noktalama imleri dolaşır sokağında sen bana dokun anılarıma dokunma sen bana dokun yüreğime dokunma konuşurum susarsın sustukça içimde isyan yoruldum sevgimi taşımaktan sanık dillerimdi gelmek istesem yeminin gölgemdi hoşçakal demedim savunmanı üstlendim gönül bahçemde gülüyorsun ateş böceği gibi kayboluyorsun bir aşk daha karışıyor tarihin sararmıuş sayfalarına yalnızım çırılçıplak kaldım sevdam da aşkın onuru yokmu dünyada bıkkınlığım yok ne de ihanet hain deyilim korkak hiç deyil kim bilir kimse sormasa da adımı hatırlamasa da ırmaklaklarda yüzümü desinler ki denizdeki balıklar gii heyecanlı desinler ki aşkın örülmemiş dili sevdamı boğsada ellerin yüzümde ilkbahar sevinci ekiyorum düşünceme yıldızlar aşk rüzgarlarına savruluyorum ya sen hangi rüzgarlara küs çiçeği ey! beyaz günlerimin ışığı karanlığı aydınlat kini nefreti at gel dola saçları saçlrıma çözülmüş gözlerinle gel kaçışın:yitiriş kaçışın:yok oluş kaçışın: aşkın alaborası sen hayatımın sevdası doığrumda yanlışımda olsan konuşturuyor yüreğim beni bak! yaşlanıyor gençliğimiz alıp götürüyor yıllar bakarsın aniden gelir ayrılık ne adın kalır ne de sevdan saniye gündüz yıldırım'ın GÜNEŞ AY YALINAYAK adlı şiir kitabından(Makedonya,Gürcistan,Moldova'da yayımlanmıştır şu anda arapçaya çevirisi yapılmıştır.) Saniye Gündüz Yıldırım |
Aşk Bilmecesi Boynumu uzatırken urganlara Lacivert bir geceyi alıyorum koynuma Aşk, cellattır ilmek ören Adım atıştır yokluğa. Heceler dizilirken boğazıma Bir çırpıda çıkıveren bir hecedir aşk. O kuytu kimsesiz sokakların beslediği Baharların çiçek gibi devşirdiği Umudun bir çelenk olduğu Üç harfli, çok kanatlı bir devdir aşk. Bir kar soğuğudur alev alev yüreğimdeki Olmayan/Olmayacak bir sevgilidir aşk. Sızıların topak olduğu yürekte Dağlarda hiç açamayan bir çiçekte Yumak olmuş bir 'hiç'tir aşk. Bu, sesin midir ölü uykusundan uyandıran? semayı aydınlatan bir kandildir aşk. Karanlığın ışık olduğu bir yerde Bazen salarken en onulmaz derde Yüreklere sürülen bir merhemdir aşk. Hiçliğin yedi kapısından ilkinde yığıldım Bir de kapıda sessiz bekliyordu uçarı aşk. Yerin yedi katını birleştiren Göğün yedi kapısına açılan Öylesine bir garip iklimdir aşk. Genç kızların gergeflerde dokuduğu İlmik ilmik damıttığı bir nakıştır aşk. Dağların omuzlamaktan çekindiği Yiğidin yakalanmaktan korktuğu Ama pervane misali uçtuğu Marazî bir bilmecedir aşk. Mehmet Kabakçı |
Küstüm Artık Barışmamki Bu dünyada her bir şeye Küstüm artık barışmam ki Ağaya paşaya beye Küstüm artık barışmam ki Kahrolası şu dilime Yamulmuş olan yoluma Bütün sağıma soluma Küstüm artık barışmam ki Sahte çıkan sevgilere Tutulmayan o sözlere Utanmaz olan yüzlere Küstüm artık barışmam ki Izdıraplı gecelere Söylenmeyen hecelere Daha daha nicelere Küstüm artık barışmam ki Mazideki günlerime Hiç gülmeyen kaderime En kötüsü ben kendime Küstüm artık barışmam ki Usta derki bak yüzüme Dilden dökülen sözüme Kara yazılmış yazıma Küstüm artık barışmam ki Mustafa Usta2 |
T e k Bir şiirim olsun Bu dünyalık Tek bir şiir... Bir taşın ya da Kağıdın üzerinde Yüzyıllara direnen... Yaşamın nöbetçilerine Teslim edilecek Bayrak misali... Evrenin sonsuzluktaki Misafirlerine İkram edilecek Bir bardak çay misali Tek bir şiir... Bodrum - 03.05.2001 13:06 M. Gülderen Şancı |
Barış Barış Açlığa inat yüregini doyurmaktır barış, Barış,barut kokusunu ıtıra gömmektir, Bir karanfil sunmaktır en kanlı savaşlara. Özgür olmaktır barış. Çocukların oyun taşlarıdır... Bir kız çocuğun ip atlaması kadar masumdur barış gülümsemelerde Barış Deniz'in Özgür olmasıdır Savaş gemilerini gömüp Okyanusun en dipsiz dibine... Bütün öldürüm silahlarının geri tepmesidir! Barış Evlerin duvarıdır mermi izi olmayan, Kaldırımlardır üzerinde hiç ayak izi kovalanmayan! Babasız kalmamaktır çocuk haylazlığında, Evin balkonundan el sallamaktır uzaktan bıyıklarına,barış! Barış Tespih taneleri gibi acıların kanlısını temizlemektir barış, Barış,göklerin karanlık,eşkiya rengi olmayan ülkedir Sesidir halkın ülke ülke, Gelecege inanmaktır barış mavinin en güzel renginde. Oyuncak atların üzerine, Çıplak uzanmayan çocukların gamzeleridir barış. Anadır barış avuçlarında evladım kokusu, Kirli bir gömlegi saklamaktır barış. Kaçak tütün kokusudur, Her yudumda dağ dağ çekmektir içine. Barış tabakasıdır köylünün, Çiftçinin toprağı, Emekçinin teridir alnının orta yerinde duran. Barış, Kucaklayıp dostu ayağı kaldırmaktır Ayak olmaktır,ayakkabısız kalsada! Barış Ho Şi Ming olmaktır barış Kara öfkemiz Mandela Rahibe Teresadır barış Spartaküs'ün çığlıdır arenalarda Jerenimonun uzun saçlarındaki dalgadır Barış Barış,rüzgarında salınmadık dallarıdır bir çınarın! Köyleri yakılmamış bir köylüdür çatlamış dudaklarıyla; Toprak damlı evlerinde şimal rüzgarına yüzünü tutan. Barış Sabahları Nemruda çıkıp güneş olmaktır barış Karacadağa çıkmaktır zılgıtlarla barış, Dicleye akmaktır gürül gürül, Mezopotamyada bereketli doğurgan toprak, Akşamın alacasında yürümektir derin koyaklarda süzülüp. Sırtına vurmaktır hayatın anlamını inadına... Bir ayağın çukurda olsada Diğer ayağınla ezmektir savaşı,barış Ve barış, Yaşama uğruna ölecek kadar sevdalanmaktır... Sevgilinin gözlerinde... 01.09.2006/Diyarbakır Gizemli Deniz |
sen gittin güzel bir mevsimin ardından eteklerimde çiçekler çiçekler içinde değil sen gittin özel bir hevesin ardından içimde sevgiler sevgiler içinde değil sen gittin mustafa semerci |
Belki Yine Gelirim Cemile Çakır hocaya Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum okuduğum bütün kitaplar paramparça çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük İçimde zaptedilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan bir at sanki bu soluksoluğa kalıyorum her sonbahar ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum bütün gençliğim böylece geçip gitti işte ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün Ahmet Telli |
Seni, Anlayabileceğin kadar sevmeli… Benim kadar sevmiyorsun,deme bana… Sevebildiğin kadar sevsem, Seni seviyorum,bile diyemem… Benim kadar özlemiyorsun,deme bana… Beni özlediğin kadar özlesem, Adını duyduğum anda hatırlarım sade… Ya da aradığında günün herhangi bir saati… Oysa ben… Sana umulmadık anda, seni seviyorum, derken… Geceleri başımı her yastığa koyuşumda düşünürken… Hatta özleyip de bir iki damla yaşla ıslatırken yanaklarımı… Ve tüm gece seni koruması içim bir melek dilerken Tanrıdan… Keşke yanımda olsan,deyip sarılırken hayaline… Sevdalı her şarkıda dalarken senin olduğun yerlere… Bana, Senin aşkından bahsetme… Anlayabileceğin kadar sevebilseydim, Bu kadar acı çekmezdim… Yüreğime sığan bu kadarmış… Seni en az bu kadar sevebilirim... sevnur şaylan |
Acının Duvarı Asılınca Kendisi çatlamadan Toprağı çatlatamaz tohum Aşmışım sınırını mutsuzluğun Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum Acısını artık duyamıyorum Ki kendim öyle bir acı olmuşum Nasıl görmezse göz kendini Kendimi arıyor bulamıyorum. Kaynak: Sondan Başa - Adam Yayinlari Aziz Nesin | |
Sevmemiştim kimseyi seni sevdiğim kadar Yüreğimde seninle açtı tüm dallar Şimdi senle mutluyum sevgin ile yaşarım Işıklara boğuldu o simsiyah akşamlar Tut ki sen ellerimden bana sonsuz sevgi ver Kışları yok et artık gelsin bana baharlar Şimdi senle mutluyum sevgin ile yaşarım Işıklara boğuldu sevmediğim akşamlar doğan ümit aksel |
Kibritçi Kız Kendine çıkar bu sokak ağır bir taş gibidir ağzında yalnızlık çarpar ve düşer zaman kanadı kırılarak Kuytusuna eski bir evin küçük bir kız düşer masallardan yüreği titrek kibrit yalımlarında annesiyle buluşan Yüksek ökçesiyle salınan sarışın bir şiirdir şimdi gökyüzü saçları akasyalı akşamın sularında Beni saymazsan kimse bilmez burada temmuz saatlerini karlı akşamların gelinlik badem ağaçlarını arsız duruşlarını kozalakların Beni saymazsan kimse tanımaz beni gözleri hep yıldızlara dönük bu kimsesiz sokakta.... Yüreğim Mahşer/1999 |
Her an sensiz yollarda yürürüm adım adım Yüreğimde sevgiler seni arar sorarım Hayatımda bir tatsın senle olmak maksadım Şu an uzaklardasın sana aşka susadım Senden uzak sanma ki mutlulukla yaşadım Çiçekleri sevmedim hayattan zevk almadım Tütüyorsun burnumda kadehimde şarabım Dilden düşmez duamsın sığındığım mihrabım doğan ümit aksel |
Bekleme sakın beni sana dönmeyeceğim Yoruldu aşktan gönül artık sevmeyeceğim Sevginle yıllar yılı ağlasam da kahrolsam da Senden uzak bir sevgi bir aşk bekleyeceğim doğan ümit aksel |
Unutma ki Sen uykusuzluk nedir bilir misin Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı Gözlerini tavana dikip Düşündüğün oldu mu bütün gece Ve bütün bir gün Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç? Gelmeyince Seni aramayınca Ölesiye ağladın mı? Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların Ona ait ne varsa Bir bir hatırladın mı Sen günden güne erimeyi bilir misin Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi Bir teselli aramayı Issız parklarda, tenha sokaklarda Ve bütün şehir uyurken uzaklarda Deli divane yollara düşüp Yaşlanmış bir köpek gibi Eskimiş bir gömlek gibi Atılmışlığını hissettiğin oldu mu Sevmekten Günler geceler boyunca yürümekten Elin, ayağın, kalbin yoruldu mu Sen yalnızlığın acısını bilir misin Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı Bütün gururunu çiğneyip Sevdiğinin geçtiği yollarda Bastığı toprakları eğilip öptün mü Sen çaresizlik nedir bilir misin Sen yokluk nedir gördün mü Yanan başını Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden Sen her gün bin defa öldün mü Böyleyim diye ayıplama beni Bir gün kendimi Sonsuzluğun koynuna bırakırsam Yaralı ve yenik bir asker gibi Darılma Unutma ki Her seven adsız bir kahramandır Unutma ki İnsan; sevebildiği kadar insandır. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Bütün beddualarım isyanlarım seninle Bunun için hayatı aşkı sevemediğim Bana sevgi verseydin ellerimden tutsaydın Senle mutsuzluklardan kaçmaz karşı gelirdim Şimdi sana ağıtlar yakmaktayım yıllardır Suç olduğunu aşkın daha önce bilseydim Kalbimi zincirleyip sevgiye kapatırdım Yeminler ederim ki seni bir an sevmezdim doğan ümit aksel |
Sevda yüklü bulutlara bir martının kanadında sana geliyorum Nefes almakta bir gün zor gelecek miydi bana Şimdi tek hayalim bir an önce yanına gelmek Sevgili hiç sevmedim kimseyi senin kadar Biliyorum giden geri gelmiyor SOL YANIM ………. Sende gelmeyeceksin kara toprak aldı seni benden Ama ben seni bekliyorum bir yürek çarpıntısı ile Acılar , ölümler unutulmuyor sevgili Yıllar hızlı bir kurşun sanki yüreğime vuran Sensiz her gün sonu olmayan bir uçurum .. Yanımdaydın canımdaydın şiirler ,şarkılar okuyorduk, Bana SENİ SEVİYORUM SENİ ASLA BIRAKMIYCAĞIM Diyordun oysa bende seni seviyordum ama hiç söylememiştim sana hiç fısıldamamıştım kulağına, şimdi içimde acı bir pişmanlık var Şimdi her gece yıldızlara bakarken SENİ SEVİYORUM diyorum Duyuyor musun ? SOL YANIM Bir ses bir nefes ver sevgili.. Büyük Aşklar hep böylemi biterdi ?susma susma ne olur? Ağlayınca gözlerimden silinmiyor acın Gecelere ,yollarla düşman oldum Seni benden aldılar diye Hayat çare olmuyor sensizliğe sevgili Sanki apansızın kapı çalacak ve sen koşup sarılacaksın bana Olmuyor olmuyor inan bana Odamda bir ölüm sessizliği var birde sesinin açtığı yara var Kulağımda çınlayan bir daha asla duyamayacağım sesinin Ellerimde ellerinin sıcaklığı var bir daha hissedemeyeceğim Sıcaklığının SOL YANIM DİĞER YANIM Hangi ırmağın suyu seni bana getirirr Hangi toprak seni bana kavuşturur Hangi yollar birleştirir bizi Rüzgarla yarışıyorum sevgili Sevda yüklü bulutlara sana kavuşmaya geliyorum Ölümü hiç yakıştıramazdım sana bensiz İşte geliyorum ; hayallerim gerçek oluyor Bir martının kanadında aç kollarını Geliyorum SOL YANIM.. Zeynep Zuhal SAYGIN |
Sevmek ağlamaksa, Akmasın gözümden tek damla. Zira kalmadı bu gözlerde, Akacak tek bir damla. Sevmek acı çekmekse, Çekmesin bu yürek çile. Acı mayam oldu benim, Görmedim tek bir gün bile. Sevmek sensizlikse, Geçmesin sensiz tek bir gün bile. Ama mahkum oldum ben, Çaresizce sensizliğe. Sevmek özlemekse, Özledim seni tüm benliğimle. Bana hasret rüzgarlarını, Koklamak kaldı yine. Sevmek paylaşmaksa, Paylaşırım bu kaderi seninle, Yeterki ayrılmasın kalbimiz, Yaşatalım bu aşkı sevgimizle. vildan bayraktar |
Nehir Nehirin bir ucunda bekliyordu Kimsesi ve kimseseye bir kisvesi yoktu. Usanmış bir halde uzandı kuma doğru Hayellerinin uzağında... Yorulmuş olsada hayattan Kimseye belli edemezdi Omuzlarında olan o yük O nun vazgeçemediği Anlatamadığı bir yüktü... Ayaklarını suya dokundursanda Benliğini anlatsan da büyük bir sabırla Kum tanelerini sayabilecek kadar sabırlı olabilir misin? Ya da damlatarak sayabilir misin nehir'i? Damlatarak sayabiliyordu oysa hayatını gözyaşlarını eteğine dökerek. Yalnızdı tabi ve umutsuzdu da! Umutlarını da sayıyordu usulca içerek zaman dedikleri zehiri damlatarak dudaklarına... Yenilmişti bir kere mağlup olmalara! Hayata, sana ve sevdiklerine! Ağlamak istiyordu ama korkuyordu Ya karıştırırsa gözyaşlarını eteğine döktüğü nehir damlalarına!!!!!!! Yazan: YıLDıRıM |
Artık dinlenmeliyim Yapamıyorum bir durumun analizini Ve göremiyorum gün doğumunu doğudan Kuru otlara basıp seslerini duymak her günün güneşiyle uyumak Yetmiyor artık sesimi titretemeyen ciğerlerim oldu İlkbaharım, sonbahar gibi soldu Ve uykularım onları yitirmek evlat acısı gibi koydu Yazmıyorum artık hakan iyihuylu |
| Saat: 11:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık