![]() |
Yağmalanmış bir şehir gibi sessizliğe bürünecek anıların...Karakışın koynunda kuruyacak baharın...İsminle başlayan tüm şiirlerim yanacak bir bir...Koynunda ihanetinin akrepleri kol gezecek...Ve sen uykularda kaçıncı rüyanı görürken ben toprakta çürürken yine sana ağlar olacağım.... Kanatları parçalanmış bir serce düşecek avuçlarına...Bensiz geçen günlerinde gözyaşların karışacak nehirlere....Gözyaşların bile fayda etmeyecek Cehennemin ateşine...Gece olup ıssızlığına büründüğünde beni arayacaksın....Tavan arasında sana gülümseyen yıldızları anlatan bu adamı arayacaksın...Duvarlara bakıp bakıp gözlerimi bulamayacaksın...Denizlerin dalga dalga acıyı taşıyacak sahillerine.... Ben senin uğruna canımı vermişken sen benim ismimi unutacaksın belki de....Sensiz yaşayamam derken bile bana inanmamıştın.Hangi yitik mevsimlerde acar artık baharların.....Hangi güneşte kurur ihanetinle dökülen gözyaşların.....Tüm şiirlerim yanacak ihanetinde...Beni düşünürken bir gece aklına düşecek sana yazdığım şiirlerin satırları.....Ağır gelecek yokluklumum.....Yıllanmış şaraplar kesmeyecek sarhoşluğunu.....Bir Maltepe paketi daha bitecek durgunluğunda....Arayacaksın beni sokak basında....Bulamayacaksın artık..... Sorgusuz sualsiz beni sırtımdan bıçaklığın anlar gözlerine düşecek perde perde....Güneşli sabahlarda ihanetin gölgelerinde üşüyeceksin...Üşüyen ellerini ısıtacak bir el arayacaksın....Kaldırımlarda gezerken düştüğünde seni kaldıracak bir adam bulamayacaksın....Kursuna dizdiğin düşlerimi arayacaksın perdesiz anılarında....Baharın koynunda karakışı yaşayacaksın.....Günden güne bir tomurcuk gibi kuruyacaksın...Ve ağlarken gözyaşlarını silecek bu adamı arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık.... Firari sevdalarda adın unutulacak.Martılara anlattığım gözlerin bir bir kaybolacak...Gökyüzünde gülüşlerini çizdiğim yıldızlar sönecek....İntihar kokan çiçeklerin eriyecek avuçlarında....Öldürdüğün bu adamın vicdanı çıkacak sokak başında.....Ve günden güne solarken yeniden yeşermek için bir dal arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık... Ben gözlerine ölmüşüm..Mezarıma adımı bile yazmadılar..Gelirde onu da silersin diye. Alıntı |
Rüyalarım Olmasa Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun, Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa. Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun; Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa... Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak? Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak? Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak, Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa... Sevmesem özler miyim seni can pahasına? Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına. Adını söyleyemem, senden bir başkasına; Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa... Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam, Sana değil, saçının bir teline kıyamam. Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem; Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa... Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da, Su serp yanan sineme sağlığını duyur da, Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda; Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa... CEMAL SAFİ |
Yaprak dökümü Ruhumda,yaprak dökümü var hislerim,gazellere karışıyor Kalbimdeki,kanayan yaram içimi,dışıma taşıyor Bir sisli,hayal peşindeyim lakin, bu da,beni aşıyor Ne çare,düşmüşüm el diline şimdi, herkes bana sataşıyor Önal Irgıt |
Anacığım Dünyada apayrı yeri olan bir sevgi Anne sevgisi. Artık ben de bir anayım. Anam seni dünden daha çok seviyorum! Çocukluğumda dua ederdim Allah'a Anam ölmesin diye. Tanrım kabul etti dualarımı, Göstermedi bana senin acını. Bu yıl da geldi 'Anneler Günü' Ne alsam sana yetmez, Senin hakkın ödenmez! Sana duygularımdan bir demet. Anneler günün kutlu olsun. Ellerinden öptüm,canım anacığım! Nuray (Kahveci)ZARALI |
Veda Busesi Hani o bırakıp giderken seni Bu öksüz tavrını takmayacaktın. Alnına koyarken veda busesi Yüzüne bu türlü bakmayacaktın. Gelse de en acı sözler dilime Uçacak sanırdım bir kaç kelime. Bir alev halinde düştün elime Hani ey gözyaşım akmayacaktın. Hani ey gözyaşım bu son vedada Yolunu kaybetmiş yolcunun dağda Birini çağırmak için imdada Yaktığı ateşi yakmayacaktın.. Orhan Seyfi Orhon |
Seni Bulamadım Bazen binlerce kum tanesinin arasında Bazen dalından kopmuş ve savrulmuş bir yaprakta Bazen bir çocuğun duruşunda Bazen bir ağacın yıllanmışlığında Bazen uzak da olsan gelen her ışıkta Bazen gecenin karanlığında akan gözyaşlarında Bazen oynanılıp bir köşeye atılan ilk gözağrısında Bazen beyazın saflığında Bazen soğuğun tene değdiği yerde Bazen de sonucu en basından beri bilinen tek kale macın malubiyetle biten sonucunda Her yerde buldum da yalnızlığı, Bir bendeki yalnızlıkta seni bulamadım. Alıntı |
Umut Umut kalbe saplanmış Umut derde dermanmış Umuda bel bağlanmış Umutsuz zaten yanmış Umut binbir ayaklı, umut Güneşte saklı Umut edenler haklı, umut insanın hakkı Umut insanla doğar Umut yağmurdur yağar Kimi gün keder olur Kimi sevince boğar Umut binbir ayaklı, umut Güneşte saklı Umut edenler haklı, umut insanın hakkı Usanma yalanlardan Umutsuz kalanlardan Belki denize maya Umut et yarınlardan Umut binbir ayaklı, umut Güneşte saklı Umut edenler haklı, umut insanın hakkı (Bestelendi) Recai Mert |
AYRILIK AYRACI Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor Ya da erteletiyorum biletimi son anda Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını AHMET TELLİ |
AĞLAR VEYSEL ÇIKMAZ SESİ Ah çektikçe erir gider Yüreğimin yağı benim Seni görsem durur gider Dillerimin bağı benim Gam leskesi saf saf oldu Hep sözlerim boş laf oldu Senin yolunda mahv oldu Gençliğimin çağı benim Ah belimi büken oldu Gurbet bana diken oldu Altı aydır mekan oldu Dibi kırkkız dağı benim Sensin derdine düştüğüm Hayal oldu konuştuğum Her gün yediğim içtiğim İçerimde ağu benim Ağlar VEYSEL çıkmaz sesi Gine coştu gam deryası Garip gönlümün yaylası Güzel hüsnün bağı benim AŞIK VEYSEL |
Zamanı Değil Zamanı değil susmanın göreceksin nice çiçeklerin dirildiğini, nice korkuların dağıldığını yüzlerden; gelip de bir kavşağa dirençsiz mi kalmışlar, güç katacak nice insana boşalınca dudaklarının arasından, göğsünün içinde tuttuğun hava. Yükle o soluğu ey suskun geliştir sınırlarını, varacağı yönleri genişlet, büyüt yeni bir gökyüzü kadar. Döndüreceği yeni kanatlar eklensin değirmenlere, yeni yataklar bulunsun ırmakların akacağı, yeni dallar yaratsın kavgadaki ağaç, kırdaki bekleyiş yeni anlamlar edinsin. Ümit Yaşantıları Bir gün yollarım sana ulaşacak biliyorum Senin için yazılmış hüzünlü şiirleri Sana adanmış herşeyi dudaklarımla Dudaklarından okuyacağim Dizlerim kapanmayacak Ellerim iki yana düşmeyecek artık Seni içimde büyüttüğüm gibi Yalnız seni yaşatacağım Gözlerinden belki iki damla yaş düşücek Ağliyorsun gözlerini dudaklarımla kurutacağım Yaşamak kadar tatlı şey seni sevmek Ölüm kadar acı şey gözlerinde ölmek Şimdi neredesin bilmiyorum Ellerin hangi varlığı hissediyor Ve dudaklarından düşürmediğin şarkı hangisidir Ne söylesem neyazsam seni anlatamıyorum En güzel kelimeler bile sana erişmiyor Hiçbir renk gözlerini tutmuyor evrende birgün Dudakları birbirine değmeyen sevgililer için Yazılmış bir şiir okursan eğer Belki bu benim şiirimdir o zaman Dudaklarını şiirimin üzerinde gezdir Terk Etti Korkularım Beni Bitmişti artık karanlığın korkusunu duymak, Artık duymuyorum, Sadece karanlığın korkusu kaldı bitişmiş ellerimde. Verdiğin en son karar ilk kararından dönmediğindi; Çeşmenin başında Arkaik atalarla cilveleşen güzel kızlar, Hayalini doldurdu yeryüzünün, Ve sustum ben o zaman, Ne kaldıysa atalardan kaldı, dendi artık. Düştüm ya bir kere bilmenin bilinmeyen örgüsüne, Okyanuslarda mesajlar aldığınız bu tadı yaşamın, Asla gerçeğinden içerik taşımadı hayalleriniz de; Son kez emin oldum kendimden, Karmaşık ne kadar yüz varsa elimde kaderimin, Aşağılık olmak değil, sadece yaşamaktı anlattığım. Son kez sarılıyorum yaşamıma; Beni dönüştüren ne kadar cinsiyet varsa terk ettim yeryüzüne, İnsanlar benle avunacak değil ya, İster bitiştir hikâyeni benle, İster romanlar çıkar bu boşluğun çılgınlığından... Bitmişti artık karanlığın korkusunu duymak; Paranoyalar, vecizeler, tutuşan vücutlar, Hamamını terk eden bir tellak, Neler anlattı sana yaşamaya dair? Bitmişti artık korkusu, Duyduğum bütün karanlık yapıların. Terk etti peşinden kimsenin koşmadığı anlamsızlık beni. |
Her Gidiş Bir Hüsrana Mecburi Sebeb dur bekle belki bu sefer bu sefer belki gidilmemek üzeredir ebediyete kadar kalıcı olmak zamana inat ve aslında uysal bir haykırıştır bu sefer dur gitme dinle bu sefer söylenecek her söz bir hayat kurtarabilir yaşlanmaktan korkan bir yalnızlık hastası ve aslında yaşlanmamış kırışık bir tendir dur sabret, sabret bu sefer her gidiş bir hüsrana mecburi sebeb kalanlara huzur uğramaz olur kalınmışlarla gidenlere verilen değer sevgidendir,gitmeseler gitmeseler olmazdı aslında gitsin gidenler... Emre Akkıran |
Başım gözüm üstüne senden başka yar bilmem ömür boyu gözüme bak desen bakarım başım gözüm üstüne ister aşk denizine ister hicran gölüne ak de yeter akarım başım gözüm üstüne yılda bir olsa bile seviyorum de hele senden gelmişse eğer sefadır bana çile yalnız kalbimi değil koca dünyayı yak de yeter yakarım başım gözüm üstüne yeterki sen bekle de hiç kalır sabır taşı küçük bir umut bile olur gönül yoldaşı razıyım ömür boyu gözyaşı dök de yeter dökerim başım gözüm üstüne seni bu kadar sevmek yalnız benim günahım hiç şikayet ettim mi bir gün çıktımı ahım bir elimde yüreğim bir elimde silahım sık de yeter sıkarım başım gözüm üstüne biliyorum biliyorum bu aşkın yalnız sensin galibi her derdine razıyım çıkmasın tek talibi varsın yağmur yağmasın sen iste şimşek gibi çak de yeter çakarım başım gözüm üstüne tek söz etmem bu sevda vursa beni her yandan tanrım beni korusun benden bıktığın andan ne kadar sevsem bile bir gün olsun dünyamdan çık desen çıkarım başım gözüm üstüne biliyorum sevgilim gönlümde yerin gurbet ister sılaya çağır ister hergün sürgün et sen mutlu ol birtanem ben ömür boyu hasret çek de yeter çekerim başım gözüm üstüne... BEDİRHAN GÖKÇE |
Hiç Değişmesin Gözlerininin Büyüsü ne olur hiç değişme... hiç değişmesin gözlerinin büyüsü... hep böyle uzak hep hatırladığım gibi kal.. ********* sadece sev beni.. uzaklardan öylesine sev ki beni... ne yakınıma gel ne de nefesin değsin nefesime... hep böyle uzak... hep böyle güzel kal ********* sadece sev beni benim seni sevdiğim gibi... uzaktan kokla yüreğimin güllerini... uzaktan okşa yüreğimin ellerini... uzaktan gecelerime dokun uzaktan okşa geceleri saçlarımı... ********* gülüşlerin ve alayların, sevmelerin... hep hatırladığım gibi kalsın yüzünde... ve ne olur hiç değişme.. hiç değişmesin gözlerinin büyüsü... Vildan Uyar |
BEN BU KÖYÜN DELİSİYİM Beni bilen böyle bilsin Ben dostluğun delisiyim Akıl irfan sizde kalsın Ben bu köyün delisiyim Bu acılar bitene dek Ağlayanlar gülene dek Bu can bende ölene dek Ben bu köyün delisiyim Sesi çıkmaz kırık sazın Tadı olmaz susuz yazın Mezarıma öyle yazın Ben bu köyün delisiyim Ne köleyim ne de bir kul Vicdan bir borç hayat okul Alın sizin olsun akıl Ben bu köyün delisiyim Benim yolum aşkın yolu Benim yolum hakkın yolu Bir tek derdim Anadolu Ben bu köyün delisiyim Sizde para sizde banka Sizde silah sizde bomba Bende dostluk bende sevda Ben bu köyün delisiyim Haydi koşun savaşmaya Bu dünyayı paylaşmaya Ben bakarım çocuklara Ben bu köyün delisiyin Aşk okurum aşk yazarım Aşktır benim tek pınarım Size değmesin nazarım Ben bu köyün delisiyim Yaşayın siz aklı selim Boşverin siz benim halim Siz bir dahi siz bir alim Ben bu köyün delisiyim Benim yolum gönül yolu Benim yolum sevda yolu Bir tek derdim Anadolu Ben bu köyün delisiyim Ben bu yurdun delisiyim... AHMET SELÇUK İLKAN |
SENİ NASIL SEVDİM BİLİYOR MUSUN? Bütün mevsimlerde yüzüm kırağı tutuyor sende benim gibi üşüyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Milyonluk nüfusun içinde yapayalnızım, bir gölgelik ışık bile parlamıyor. Sende benim gibi korkuyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Bıraktığın hatıralar kanıyor, yaralara gözyaşımı basıyorum. Sende benim gibi sızım sızım sızlıyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun Seni senden, seni benden, seni onlardan, seni ağrıyan yanımdan bile çok sevdim. Yoksa sen gülüyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Üstüne serpilecek topraktan da daha çok Sevgimden kefen biçip, aşkımdan tabut çaktım seni kalbime gömüyorum. Yoksa sen kaçıyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Bana on dakikanı ayır gözlerinle gözlerim buluşsun sana fısıldayacakları var diyorum bakarız kısmet, zaman diyorsun, beni zamana mı bırakıyorsun, bana saniyeleri heba mı görüyorsun, ben sana ömrümü veriyorum alıyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Sana bir şey olmasın diye kalbime dokunamıyorum içinde sen yaşarsın, sana bir şey olmasın diye tenime dokunamıyorum tenimde teninin izi var. Sense benden aldığın beni cömertçe har vurup harman savuruyorsun seni nasıl sevdim biliyor musun? Seni nasıl sevdim diyorum, beni duyuyor musun? Beni duyman lazım, beni duymalısın çünkü ; sen padişahların, perilerin kızısın sen Aslı’sın, Şirin’sin, Leyla’sın Ferhat´a dağları deldiren aşkı bana yaşatan kadınsın beni duymalısın. Sen yeni doğmuş, saf, sabi, zerre kadar günahı olmayan taze bebek canısın, otuzunda bile süt kokarsın, sen zalim olamazsın beni duyarsın. Sen duru bir susun, Peygamberin torunusun beni duyuyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Sensiz gelen her sabahın doğan güneşine uyanmak ne kadar zifiri karanlıkta kalmakmış sen biliyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Bütün saatlerde seni dolu dolu yaşarken, yüreğimin penceresinden sana koskoca Ankara´yı santim santim gezdirirken, ALLAH aşkına sen beni kaç saniye düşünüyorsun. Seni nasıl sevdim biliyor musun? Seni senden, seni benden, seni onlardan, seni ağrıyan yanımdan bile çok sevdim. Yoksa sen gülüyor musun? Seni nasıl sevdim biliyor musun? Alıntı |
ÇAY KÖKÜNDEN YAPILMIŞ BİR ÇİN ASLANI ÜSTÜNE kötüleri korkutur pençen iyileri sevindirir inceliğin, benzer şeyler duymak isterdim dizelerim için. BERTOLT BRECHT |
BERCESTE hiç kimseye söylemedim ihtiyar taşa aşık olduğumu. kimin dudağı değse kenarına, kıskançlığımın zincir boyu, ayaklarıma takıldığını. nihayetinde bir takunyaydım, sesimden başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; çirkin bir yaprağa aşık olduğumu. bulutları beklerken göğün mahrem yerinde sevgilimin tenine rüzgarların dokunduğunu. nihayetinde bir damlaydım, pıtırtımdan başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; eski bir kapıya aşık olduğumu. kuş kanadında sakallı adamların gelip, bir ekmeği bölerek pirleri gömdüğünü. ağzımı açıp "ah mine'l aşk" desem, aralıkları kapatıp, kalbime saklandığımı. nihayetinde bir kilittim, yasaklarımdan başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; bir adım ötedeki denize aşık olduğumu. uçanların gagasından ağıtlarımın döküldüğünü. bir yudum içmek için gönlünden uzayan köklerime, ömrümü verdiğimi. nihayetinde çıplak bir ağaçtım, yalnızığımdan başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; yarattığım çukura aşık olduğumu. yükseldikçe derinleşen benliğime, basamaklar ördüğümü kendimden. nihayetinde bir boşluktum, düşüşümden başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; duvarıma nakşedilen "vav"a aşık olduğumu kuyruğunda sabır çekerken alnımı nazif duygulara koyduğumu nihayetinde bir insandım, tanrımdan başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; ırak yalnızlıklarda kaybolurken gece gündüz. bir şehre nasıl sokak sokak benzediğimi. sokaklarımda târumar kalabalık, insanların bir telaş içinde koşturduğunu. nihayetinde bir şehirdim, insan'larımdan başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; derin bir arzu'yla bağlandığımı hayata. aşk'ın kuyusunda kaybolurken, nasıl da hayat bulduğumu ölüp-dirilirken... nihayetinde bir şairdim; kelimelerimden başka neyim ola... hiç kimseye söylemedim; nasıl da ağladığımı geceler boyu. arzu hâl'in nasıl da bu kadar vurduğunu. bir kaç resim birkaç sözdü oysa, âh keşke hepsi sadece bu olsa; cân'ımdan başka neyim ola... adının yanına adımı yazıyorum; bitmemiş bir şarkı gibi öylesine sonsuz. kaç mevsim beklenirken sen, beşinci mevsimi yaşamaktadır gönül. kalbimi, kalbinin yanına koyuyorum. senden başka neyim ola... MUSTAFA NAZİF |
İKİZ KARDEŞİM En iyi dostumdur yabancım değil Bu yalnızlık benim ikiz kardeşim En acı gerçeğim yalancım değil Bu ayrılık benim ikiz kardeşim... Siz bir bir sorun da konuşturayım En zalim dertlerle yarıştırayım Uzakta durmayın tanıştırayım Bu acılar benim ikiz kardeşim Belki de sebebi sevdiklerimde Düşmanımı canım bildiklerimde Nereye gitsem de kirpiklerimde Bu gözyaşı benim ikiz kardeşim... AHMET SELÇUK İLKAN |
Gözyaşında Islanmış Gülüşlerim... Zannetme bir nefes kadar uzaktasın.. Acıya inat hala yüreğimde yaşamaktasın.. Belki de gözyaşıyla adımı anmaktasın.. Belki de yıldızların koynunda karanlıktasın.. Sen ağlama ne olur.. Hatırlar mısın bir zamanlar.. Gözyaşında ıslanmış gülüşlerimi.. Ölümsüz sevdanla yeniden yeşertmiştin.. Şimdi sıkıca sarıl bana.. Usulca zifiri karanlıkları giydir tenime.. Yaşadığın şehrin günahlarını ser yüreğime.. Ve uyanmadan hasretinden bu sabah.. Tüm umutlarımı al gizlice.. Bundan sonra karanlıkların benim.. Yıldızlar ise hep senin olsun... Zannetme ki bir nefes kadar uzaktasın.. Sensizliğe inat hala yüreğimde yaşamaktasın.. Belki de baharın koynunda karakışlardasın.. Belki de Temmuz ortasında gözyaşında ıslanmaktasın.. Sen ağlama ne olur.. Hatırlar mısın bir zamanlar.. Tükenmekte olan nefesimi.. Gülen gözlerinle mutluluklara sermiştin.. Şimdi sıkıca sarıl bana.. Usulca acılarının gömleğini giydir bedenime.. Asırlık gözyaşlarını değdir yüreğime.. Ve uyanmadan özleminden bu sabah.. Tüm mutluluklarımı al gizlice.. Bundan sonra acıların benim.. Mutluluklarım ise hep senin olsun.. İsmaiL Sarıgene |
Adı Kader! .... Adına kader mi diyorlar? Tüm yaşananların, Kader mi hayatın, Sana sundukları? Kader mi yaşananlar? Kader mi hayatın, Senden çaldıkları, Fırtınalar boranlar, Kader mi,keder mi? Senden çalınan hayat! ... Hani kader diyorlar ya, Bende kader diyorum, Adına çaresiz, Kaderim kederim oldu, Ben kederimde, Kaderimde kaybedişin, Hüznünü yaşıyorum! . Adına kader dersen eğer, Kör topal umutlara Sığınıyorum kaderimde, Kader benim kederimde! ... Kader im dert içinde! .... Kader im dert küpünde! .... |
KURŞUN BUKETİM Yıllardır içimde bir çocuk ağlar İşte hep bu yüzden ıslak gözlerim Sen de çekip gitme dayanamam yar Gittiğin yollarda başlar hasretim Öyle taş değilim sandığın kadar Benim de içimde yıkılır dağlar Bir gözüm çıldırır bir gözüm ağlar Gittiğin yollarda başlar cinnetim Mazimde yılların cam kırıkları İçimde hasretin hıçkırıkları Sevmedim sevmedim ayrılıkları Gittiğin yollarda başlar gurbetim Dünyada benzersiz bir keder gibi Alnıma yazılmış bir kader gibi Dağlarda uykusuz bir asker gibi Gittiğin yollarda başlar nöbetim Kül de uçar gider ateş sönünce Senden ne kalır ki bu aşk bitince sen de vur sen de yak gitmeden önce Ah benim yangınım, kurşun buketim... AHMET SELÇUK İLKAN |
Kim bilir kaçıncı vedan? Kaçıncı ayrılığa imza attı yüreğin? Ve kim bilir kaç sevdanın failiydin? Alıp alıp yüzüme sürdüğüm ıslak avuç içlerini kim bilir kimler özlemekte… Ellerini tutan parmaklarımı sıkıyorum kırmak, kanatmak istercesine… Ve sessiz bir sitem gönderiyorum seni tanıdığım güne… Gün ağarıyor, her şey daha belirgin artık. Küçük dokunuşlarıyla rüzgar tenimi okşarken benden neler aldığını, bana neleri bıraktığını düşünüyorum... Giden sen miydin? Yoksa yarım mı? Kalkmam gerek, yola düşmem gerek… Bu ayrılık öldürmez beni anlıyor musun? Elif Eylem |
Jiyan son yolcu gitti, son yağmur yağdı sustu son şarkı bu ne ilk ne de son gece… soğuk sarılar içindeyim, boyun eğiyorum gidişin hangi tufanın gelişiydi boynumda muska gibi gezdirdiğim kasırgam kim var benden başka böyle bekleyen kimler senin kadrine kapanıktır benim kadar jiyan umuda buladığım hangi gülün bülbülüsün sevdayı yükledin yorgun kanatlarına söyle jiyan söyle, göç etme zamanı gelmedi mi hangi dağı aşsam hangi dala tutunsam hasretin göğsüme değen taşkınlığında ateş yanarcasına eriyip giden bu zavallı bedenim, bir avuç küldür jiyan alışamadım yokluğuna ölüme alıştığım kadar gitme, bırakma ellerimi demiştim gittin jiyan gittin gideli düşmelerdeyim sesinde gizlediğin neydi jiyan, bedenimi parçalara bölen sırrın neydi jiyan acıyı dillendiren hecelerim yorgun, haykırıyorum sensizliğe bir yanım düşer gibi toprağa jiyanım sıcaklığım jiyanım uysallığım yokluğunda yok olmuşluğum bin bir koku, bin bir renk, sokaklarımda izlerine kavuştuğum zaman eğiliyor yalnızlığa, düşün jiyan tükenerek yenilmeyi düşün söyleyecek söz bulamıyor insan uzayan yolları dinamitliyorum, sana erişilmezliği bağırıyorum sevdamın görkeminde gök yanıt vermiyor, yer yanıt vermiyor boşluklardayım sabaha düşman gecelerde buluyorum seni çiseliyorsun benliğime ılık ılık gün doğuyor, yankılana yankılana gidiyorsun çekiliyor yüreğimin kanı jiyan kerpiç duvarlım, yıkık damlım, kapılarda meltemim saçları buğday başaklım odam soğuk, yatağım yorgun, inliyor pencerem nereye baksam sen, neye dokunsam sen ah bir bilsen jiyanım bilsen kuşlar deli deli uçuyor yörüngesiz gel kıralım feleğin çemberini gel bozalım ayrılığın hesabını gel jiyanım gel, adınla gel toprağıma korkma kim kendi dağında düşebilir elini ver yanan parmakların ucunda kim üşüyebilir kurumuş dudaklarımda türkülerin en içlisi uzadıkça acının boyu düşlerimde, gökler düşüyor üstüme çöl fırtınaları üstüme üstüme ateş topuyla geliyor düş avcıları ıssız zamanlarda yitip sana koşuyorum yıldızlarım sönüyor sönüyor jiyan ve kimse görmüyor kesiliyor elim ayağım, siliniyor yüzüm hayallerine sığındığım, ateş bedenli tılsımım nice şehirler yıkıldı bir gecede sana hangisinden sesleneyim son şarkı kim içindi çanlar kime kimin bu nihayet, sessiz - kimsesiz bu ceset, bu cinayet kimin jiyan kimin Müsade Özdemir |
Beş Paralık Aşk sevda...yine sevda yol uzadıkça uzar gidenler unutulmuş- bekleyişler boş kusurlar çetelesi çentiklenir her gün bir ayrılık türküsünde çilekeş… ağlamaktan utanılmaz ağıtlar tırmanır sazın tellerine gün olur türküler de avutmaz kırılgan sevdalarda, aşikar ayrılıklar ateş çoğalır, duman yükselir damla damla gözyaşı dökülür kaşıklardan yer sofralarına soysuzca lekelenmiş yürekler avuç içinde gizlenmiş pençeler böğürmeler kükremeler paslı gırtlakta hırıltı asalak dudakta zırıltı beş paralık aşk debdebe ihanet çekişmeler denizler kurutmaya yılana sarılmaya yaşamaya değil yaşatmamaya sadakati avucumuzda boğarcasına ölüm gelir aklımıza kurşun hızında rüzgar durur, sular durur ve yine eser yine kudurur kimin umurunda suç mu hep aynı paylaşamamak almak…almak…hep almak bilememek..sevememek.. ömür denen şu namerdin koynunda gidenler-gelenler azalanlar-çoğalanlar kurşun hızında ömür denen şu namerdin koynunda Müsade Özdemir |
Avuçlarımda Bir Sevda Cesedi bir zamanlar bakır çalığı akşamlarda hüzne dönerdi yelkovan tutuştururken ateşi demlerdi uykusuzluğu gözlerim yudum yudum içtiğim yalnızlığımda bilirdim ki tek hasretim, yanında olamadığım bilirdim... uzaklarda bir yerlerdedir dokunamadığım yitik umutlarla dudaklarım hasrete gem vurduğunda aklıma düşerdin yürekte bir kıvılcım olurdu gülüşlerin dinlerdim ağlayışlarını düşlerin sen şarap rengi şafakların sarhoş gün doğumunun yorgunluğunda umutların soğukluğunda dururdun. ne zaman dokunacak olsam, buğulu camlar ardında hep kaybolurdun sen, sıcak bir yok oluşun içinde asalı sevdayı ölümün duvarına yokluğunda çoğalttım sesini oysa yüreğinin soğuğu alıp gitti seni dalgaların en büyüğü hani gittin ya o lavlara dönen yokluğunda anılara sıkılan bir yumrukla senden yana ne varsa yüreğimde yaktım ateşi sana külleri bana bıraktım avuçlarımda bir sevda cesedi... Müsade Özdemir |
Dönüşünle Vur Beni şimdi bana en yakın sensin en uzak da sen ellerinde mevsim çiçekleri buram buram kokan bir yaz gecesi çıkıp gelsen oysa sen acısın uykularımın ağlayan yerlerinde demlerken yüreğim damla damla kansın hangi doğmamış güne erteledin beni sen mi daha vurgun hayalin mi haydi kopart al hücrelerimi al kendini neleri uğurlamadım ki ne gecelerin yarısına düştün ne sabahların alacasına al sabrım senin olsun ağladığımı duymazsın işte yandığımı da kaç mevsim geçirdim böyle kaç rüzgarın önünde durdum avare gün geldi dağlara sis düşürdün gözlerde buğulandın gün geldi bir kara bulut umutsuzluk yağdırdın alıp giderken heveslerimi ne gözlerim, ne de yüreğim inandı sadece gidişine dair dilimde birkaç söz asılı kaldı ‘’gidişin kusursuzca dönüşünle vur beni ‘’ Müsade Özdemir |
Zaman Gitme Zamanı...! sen nesin ki böylesine kutsal nasıl yakalanabilirsin mutluluk nerdesin yaralanınca yürekler acıyınca eller çok oldu üstümüzü saralı yüksek tepelerden kan rengi gölgeler sahi...! sen neden zamansız gittin duyuramadık yüreğimizdeki yangını her gece yalnızlık uğrak yerimizdi yandık söndük, bir daha, bir daha adımların kulaçladığı küllerimizdi ne çok sırlarımız vardı yuttuk bir mağrur suskunluğun kıyısına yağınca sapsarı yağmurlar mil çekti gözlerine sevdalar karıştık gökyüzünün uğultusuna vuslatı unuttuk huzurdu aradığımız bir kuşluk vakti medcezirlerde hasreti nasır tuttu yüreklerimizin ellerimizde zincir ayaklarımızda pranga daldık uykuya ömrün yaralı yatağında gidiyoruz işte nedensiz hayatımızın yok karşılığı ne kaldı ki alacak kapanınca kapılar orada bir yalnızlığın bir de sessizliğin çanları çalacak zaman mutluluğun ötelerinde sahte düşlerde sahte gülüşlerde zaman gitme... zaman kahretme zamanıdır umutlarda döndü mühürlü kapılardan bizden bir söz kaldı geriye elveda Müsade Özdemir |
Kör Kuyu sen öfkeler tükettin, sabırlar çoğalttın çığlıklar sakladın, içinde boğulduğun taş duvarlar sustu, sen sustun bilemedin kıyametin gelişiydi susuşun derin düşündün, sessiz ağladın kabullenmiş gibi duruyordu duruşun şimdi ağıtlar duyuluyor gömütlerinde susuz kalmış damarları içine soluk renkli nergizler dökülmekte sen kör kuyu, yan boş beklemelerine yokluğun orda karanlıkta dalıp dalıp çıkmaların bundandır kendine razıyım dediğin her şeyi büyüttükçe büyüttün ayazlar çektin, yapraklar döktün çoğalttıkça çoğalttın yasları oysa çoktan durmuş fırtınalar doruklarda çoktan açmış gidenlerin akasyaları ne baharlarda hayır var, ne yazlarda bilemedin... yine de bekledin kapalı kapılar ardında of demedin kalabalıklar yıktın, sessizliğe yaslandın hesabında yoktu oysa acıya yakalandın, yağmurunda ıslandın en büyük oyundu sevda dediğin. bitti anla bitme, bitir uğrunda ölünecek ne varsa sen değildin ki kadrini bilmeyen dur gitme... bir sen misin yalnızlığa yenilen Müsade Özdemir |
Adını Sen Koy...! bir yaz sıcağının tenime dokunuşu yaralı yüreğim kadar yakar mı? bulutun yağmura kara sevdası, gözlerimdeki sevda kadar akar mı? her dem hasretindeyim bu yürek, candan gitmek üzere. hep…dağlar kadar özlemini büyüttüm içimi kavuran titreyiştin sen şimdi yüreğim çorak benim hiçbir göz anlatamaz sustu sırılsıklam gülüşlerim sustum göğsümü kanatarak gizledim o kederli siluetini artık kapanmaz yaramsın sen bu can, canımdan bitmek üzere o dumanlı duruşların simsiyah bir ufukla ömrüme düştü susturdum yetim çığlıklarımı içimde bitmeyen korkuya dönüştü şimdi…seni sadece sayıklayacağım yazık…kıramadım hasret servilerini artık seni, kara saplı bir ok gibi yüreğime saplayacağım kalbimi yerinden sökmek üzere yüreğim….kanayan bir yaz gecesi düşlerim… yarım kalmış bir yaz fırtınası kapanmışım terkisine simsiyah susarsa yüreğim susar parçalanır olanca öcüyle siz dinleyin bu yeryüzü, bu gökyüzü, hoyrat yıldızlar bu gürültüler, bu yankılar, bu arya bu benim son kanamam gün, bensiz yüreklere doğmak üzere bu halime aşina değilim, her an’ıma bin dirayet, oysa kifayetsizim, yüzümde renk sustu, dudaklarımda ses, dilimde kıyametin gizli harfleri, ömrüm ahrete gitmek üzere. 08/08/2006 - İzmir Müsade Özdemir |
Avuçlarımda Cam Kırığı hangi şekle koysan hayatı sıcak günlerin ölgün tortusu kuruyunca çiçekler otlar çekilince sular kim avutabilir deniz kuşlarını kartallar uçuyor yeşili bitmeyen ormanlarda ey kuytulara sığınan dondur kederli siluetini şifalar arama vurgun yemiş kalbine dağların toprağı tuttuğu gibi, adını ağzında tutuyor ölüm serzenişler binlerce yüreğin o hızlı atışının durduğu yerde yutkunup yutkunup durma saklama yaşlarını göz kapaklarında ne suçluluğun, ne de sindirimindir yoksunluk yoksunluk bir ömür boyu ölümden daha sağır daha dilsiz damarlarında öfkeyle balçık bir karmaşadır hayat durma yitikler ülkesine uçarcasına gir yağarcasına binlerce yanlışın sesini haykır indiği gibi yağmurun yeryüzüne kendini vedalara bağışla koy bir nokta daha ve ağla ağla utanma bir yaylım ateşi gibi yumrukların sonradan gelişmeyecek ya kır bütün aynaları al yanına yalnızlığını varsın mübarek kalsın yaşamak yaşamak, avuçlarında cam kırığı Müsade Özdemir |
Ardıç Gözlerin ardıç gözlerinin kuytularında sarhoşluğa soyunduğum günler hançerlenirdi gökyüzü ve bütün yağmurlar bende yağardı ıslanırdım toprak ıslanırdı tomurcuklar açardı dudakların var ya dudakların onlardı bir yudum bir yudum daha nehirler doğardı… ruhum sarhoş ben sarhoş ne zaman ayılmak istesem yağmur yağardı … Müsade Özdemir |
Huzuru İmbikten Çekmek Var Huzuru İmbikten Çekmek Var güneşi kucakladı geldi aktı toprağa tohum titredi sıcacık bir öpüş kondurdu güne adı çiçek de değil ne zaman dokunsa elleri bahar kokladıkça nefeste boy veriyor kökten yapraklara bu öyle bir ışık ki yanar sonsuza kadar şimdi huzuru imbikten çekmek var Müsade Özdemir |
Biz Çocuk Kalacağız Biz Çocuk Kalacağız bir rengi bir ahengi olmalı sevmenin derinliğin de gözlerin de kimse bilememeli içinden geçenleri çocuksu bir yanı olmalı sevdanın gül kokulu ellerin de salıverirken yamaçlara uçurtmayı yaşam denen uğraşın doymazlığında insan değil bir çocuk olmalı hani büyür, büyür de küçülürsün öz olsan suyunu verirsin gün boğulurken gecenin koynunda bulut boğuşurken fırtınayla kırağılaşan gözlere aldırmaz yürür ya birileri çocuk olmak gelir içimden utancımdan düşünemem çocuksu korkuları çocuk olmak gelir içimden bize iğreti gelir bu yaşam yüreğimizde bahar çırpınışları ayaklarımız çıplak çimenin-çiçeğin yumuşaktır dokunuşları oysa, saman örttü suları içinde su samurları, sanki çamurda döllenmiş ruhları insan değil insancıktır insanlığı yozlaştıran dur-durak bilmeden koşturan dolduran-boşaltan, dolduran- boşaltan o çamur dölleri değil mi karanlık kuyuları dolduran ben hayata umut ektim, gün gelecek yeşerecek ehil filizlere serçeler konacak bir şaşkını da yakama gagasında türküsü, gözlerinde yağmur damlası yüreğime akacak sevdası dünyanız sizin olsun biz çocuk kalacağız renkli-ahenkli, haykıracağız sevdamızı yamaçlara bulutlara gün geceye su samana varsın gömülsün biz çocuk kalacağız varsın kimsecikler tınmasın bilmesin biz çocuk kalacağız Müsade Özdemir |
Yaprak Dökümü Yaprak Dökümü dört başı mahmur bir mutluluk bu toprağa söz kestiğimizden beri yürek aynı yürek tutku başka sonsuz bir ninniyi dinler gibi sarılmışız turkuazın atlasına dağlarda koylarda uçsuz bucaksız bir ufuk uzanıyor göğsümüzde insanla insanlığı birleştiren yıkılmaz aşk ilkbaharda uyanan dal dal açan ağaçlar gibi yüzümüz bir çocuğun sıra dışı sevinciyle sokakları aralıyoruz dönüş yolunda delik cepten yokluk toplayan yorgun elleri işçilerin buğulu nefesiyle tenleri toprak kokuyor emekçilerin bir-bir okunuyor künyeleri kirlenmemiş sayfasında defterin sokakları aralıyoruz başlıyor serencam gölgesi titrek ağaçlarda bir yaprak dökümü ayak altında kuru otlar deviniyor asaleti bozuk zatlar zamanın serkeşleri çekmiş fitilini kurnazlığa tohum salıyor çekirdekleri üfürükçüler-sahte dinciler dümbeleği elinde vebalı bilimciler ve havariler genişletiyor boğazının kuburunu azledilmiş özsaygı utançlar karanlıkta saklı kanları dolanıyor hayvan damarlarında belleğindeki tılsımla faziletsizi en nefissizi durdukça hesaba sapa duruyor insanlık en keskin dönemeçlerin uçurumunda sessiz bir çığlık denizler karalar dumanı tütmeyen fabrikalar köprüler limanlar bankalar küçüldükçe küçülüyor karınca lokması kadar kabuklaşan yara bu biçimsizlikten hazin bir nihayet bunca cürüm bunca cinayet siyah beyaz bir resimdir suretini tarihin aşındırdığı sokaklar susmuş içindeki çığanın ağırlıyla çakıldık aralarına hangi yolda yürüsek kırgın ve öfkeli sözcükler küsmek ah küsmek küsmek zehir zemberek ne sokaklar ne insanlar ne de topraklar aynı renk kurşunileşmiş doğa kurşunileşmiş yürek silinmiş ihtilaller kazındığı taşların üstünden fırtınalara mahkum perili bir köşk gibi duruyor sokaklar umut az ötede umutsuzluk içinde Müsade Özdemir |
Çaresizim... Akrep yelkovanı kovalıyor, Günler ayları... Bense çıkmaz sokakta bir başıma kalmışım. Ne ileri gidebiliyorum, Ne de geri dönüş var... Karanlığın içinde, Gecelerin ayazındayım... Yüreğimde sen, Dilimde çaresizliğin türküsü... Sibel Uygun |
Jiyan son yolcu gitti, son yağmur yağdı sustu son şarkı bu ne ilk ne de son gece… soğuk sarılar içindeyim, boyun eğiyorum gidişin hangi tufanın gelişiydi boynumda muska gibi gezdirdiğim kasırgam kim var benden başka böyle bekleyen kimler senin kadrine kapanıktır benim kadar jiyan umuda buladığım hangi gülün bülbülüsün sevdayı yükledin yorgun kanatlarına söyle jiyan söyle, göç etme zamanı gelmedi mi hangi dağı aşsam hangi dala tutunsam hasretin göğsüme değen taşkınlığında ateş yanarcasına eriyip giden bu zavallı bedenim, bir avuç küldür jiyan alışamadım yokluğuna ölüme alıştığım kadar gitme, bırakma ellerimi demiştim gittin jiyan gittin gideli düşmelerdeyim sesinde gizlediğin neydi jiyan, bedenimi parçalara bölen sırrın neydi jiyan acıyı dillendiren hecelerim yorgun, haykırıyorum sensizliğe bir yanım düşer gibi toprağa jiyanım sıcaklığım jiyanım uysallığım yokluğunda yok olmuşluğum bin bir koku, bin bir renk, sokaklarımda izlerine kavuştuğum zaman eğiliyor yalnızlığa, düşün jiyan tükenerek yenilmeyi düşün söyleyecek söz bulamıyor insan uzayan yolları dinamitliyorum, sana erişilmezliği bağırıyorum sevdamın görkeminde gök yanıt vermiyor, yer yanıt vermiyor boşluklardayım sabaha düşman gecelerde buluyorum seni çiseliyorsun benliğime ılık ılık gün doğuyor, yankılana yankılana gidiyorsun çekiliyor yüreğimin kanı jiyan kerpiç duvarlım, yıkık damlım, kapılarda meltemim saçları buğday başaklım odam soğuk, yatağım yorgun, inliyor pencerem nereye baksam sen, neye dokunsam sen ah bir bilsen jiyanım bilsen kuşlar deli deli uçuyor yörüngesiz gel kıralım feleğin çemberini gel bozalım ayrılığın hesabını gel jiyanım gel, adınla gel toprağıma korkma kim kendi dağında düşebilir elini ver yanan parmakların ucunda kim üşüyebilir kurumuş dudaklarımda türkülerin en içlisi uzadıkça acının boyu düşlerimde, gökler düşüyor üstüme çöl fırtınaları üstüme üstüme ateş topuyla geliyor düş avcıları ıssız zamanlarda yitip sana koşuyorum yıldızlarım sönüyor sönüyor jiyan ve kimse görmüyor kesiliyor elim ayağım, siliniyor yüzüm hayallerine sığındığım, ateş bedenli tılsımım nice şehirler yıkıldı bir gecede sana hangisinden sesleneyim son şarkı kim içindi çanlar kime kimin bu nihayet, sessiz - kimsesiz bu ceset, bu cinayet kimin jiyan kimin |
BİR BEYAZ KARANFİL Benden son arzumu sorsaydın eğer Seni son bir defa görmek isterdim Ayrılıp gittiğin o günden beri Nerdesin nasılsın bilmek isterdim Bir beyaz karanfil vermek isterdim AHMET SELÇUK İLKAN |
Ey Meleğim canımı alsalardı acımazdı bu kadar. şimdi yokluğunla tek savaşıyorum. kafamı vurmak geliyor içimden taşlara. değermiydi diyorum bu akan yaşlara. hergece bölünüyor uykularım, allahın al bu canımı dayanamam acıya. her gece bölünüyor uykularım sancıyla. duvarda duruyor resmin,aldığımız o mavi çerçevede... nasılda acımasız bakıyorsun bana. ben seni mi sevmişim.... kaç gece böldün uykularımı saymadım. kan ter içinde seni sayıkladığım da çok oldu. bir görünüp , bir kaybolan sendin elbette. neden gittin meleğim ? seni de benden alacaklarmıydı böyle ? bir kuş gibi kaçıp gidecekmiydin ellerimin arasından ? umutlarla beslediğimiz o MAVİ sevda bitti mi şimdi? sen olamazsın bu sevdiğim. sen olamazsın uğruna can verdiğim. bir hayal olmalı bunlar. bu sen olamazsın ey meleğim... Erdoğan Alarçin |
BEYAZA DÖNSÜN DİYE DEVRAN Yanlış susuyorsun - gözlerin ağıt - maviye bak. Bir bugün mü , başında bunca bela. Hatırla , bulut değildi , umut hiç değil üstümüze abanan - isli duman. Biz ki milattan önce , milattan sonra acı kara yıllar devşirdik sabırla beyaza dönsün diye devran. Kimi zaman bir çığlıkla çıktık , çığ altından bir çığlıkla yıktık surları kimi zaman. Biz ki nice tuzaklardan , sunaklardan korlardan , korsanlardan kurtulan kurban. Yanlış susuyorsun - gözlerin ağıt - maviye bak. Sesin gökyüzüne akan ulu bir çavlan susma , zamanın durağı yok. yok tarihin molası. Bırak sesin gökyüzüne aksın , yıkasın yıldızları. Kapama şarkını , şarkını kapama durma öyle kendine uzak. Yanlış susuyorsun - gözlerin ağıt - maviye bak. Değer kıyımlarına en soylu yanıt şarkıyla güneşe köprü kurmak. Türkan İldeniz |
Bir sonbahar lezzetinde söyleyeyim merhabamı... Selamım! Ağustos sıcağı gibi olur çünkü Zemheri soğukluğunda buldum ben seni Bak nefesin donmuş, al nefesimden Selamım gibi sıcacık olur Kırma beni parkamı omzuna atayım Bahara kadar kalsın sende Tatlı bir esintiyle baharda gelirse kokun Gelir alırım ama sende bir kez yüreğime dokun.... Enver Çiçek |
Nikotin tadında birşey bu.. Hüzne alışık gönüller daha dayanıklı ... Bunu biliyorum... Hayata hep göz yaşı penceresinden bakmak. Acıyı saklamak ve onu mukaddes bir emanet gibi taşımak asilce... "Ardımda yangın bir şehir var... yıkıntıların üstünde hala dumanların tüttüğü... Köşe başlarında yaralı ve gönlü yaralı insanların dalıp dalıp gittiği sokak aralarında şaşkın kedilerin dolaştığı yangın yeri bir şehir... Dönüp bakıyorum. Sırtımda alevlerin sıcaklığı hala… Gözyaşı kaynağım kurumuş... Gözyaşım yollarımda sararmış otlar… Gözlerim ufukta ... Kaçıp giden rüzgarı yangın büyüten o rüzgarı ve geciken yağmuru arıyorum” Hüzün... Acının çiçeği. Acı ve acılar onlara esir olmak yerine oynaşmayı tercih edenleri heykeltıraş gibi biçimlendiriyor. Acılarla oynaşmak. Hüzün uzakların çağrısıdır... Her gün yüzlerce binlerce defa yollara düşerde düşüncelerimiz bedenin hapistir ve kaçıp kurtulamazsın. Hüzün uzakların çağrısıdır. Gidemezsin. Hüzün kaçıp giden son trenin ardından bakakalmaktır gece yarıları garlarda. Hüzün üşümektir gecenin bir vakti sizi aramak için çırpınan karanlık dalgalara ve şehrin ışıklarıyla oynaşan yakamozlara cevapsız kalırken… Hüzün ağlayamamaktır... Ağlamak için çırpınırken ağlayamamaktır... Hüzün aşksatmaktırduvarlara... Hüzün aşkta boğulmaktır ve kimsenin anlamamasıdır feryatlarımızı... Hüzün içten içe yanarken üşümek ve ürpermektir... Hüzün yalnızlıktır... Yalnızlıksa soylu bir duygu kristal kadehle sunulmuş. Ve alışkanlık yapar… Hüzün uzaklara ait olup yakınlara hapsolmaktır …” |
♥♥♥ Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum. (alıntı) |
Bu Gece Çalsın Kapımızı Aşk Sevgili Sil beynindeki zamanı Ayrılıkları unut İncilmişliğini İnciltmişliğini Geçmişe göm... Tüm gitmeleri bırak Kal yanımda... Avuçlarımda yansın ellerin Gözlerime bakarken hızlansın nefesin Dokunurken tenime titresin bedenin Bu gece çalsın yine kapımızı aşk... Sevgili,,, Sil ezberindeki benli cümleleri Unut geçmişi.... Sil ezberinden ayrılıkları Unut bensiz geçmişi... Bak bu gece Ankara çok soğuk Üşüyor bedenim Tut ellerimi Bırakma,,, Sar hadi beni... Gece kıskansın bu gece bizi Ayrılıklar acı çeksin, Kavuşmalara yenildiği için Bugünü gösteriyor takvimler Dünü unut,,, Yarını yoksay Tüm gitmeleri bırak Kal yanımda... Kal ki Bu gece çalsın yine kapımızı aşk Pınar Yılmaz |
Hadi anlat içine sağdıramadıklarını, Özlemlerini,rüyalarını Susma anlat yalnızlığın ızdırabını Seni anlat beni anlat Nasıl ikiye bölündüğümüzü anlat Anlat ki acımız azalsın Belki diyorum orta bir yol buluruz Bir kaldırımında sen diğerinde ben Yürürüz! Üzülme hey can elbet bizde Büyürüz! Şu hasretli günlerin duvarını yıkıpta. Hadi susma anlat bunu senden duymalıyım Takatim kalmadı yorgunum anlasana Ellerim son satırlarını döküyor Kanlı mısralarına Son bir kez ağlıyorum son bir kez Hem sana hem bana! ! ! Rüveyda Yılmaz |
Bekletme Ağlasam, ağlasam ne fayda ederdi, senin gidişine, Beni buralarda yalnız bırakmana ne fayda ederdi, Ağlayan gözler, duygularıma ne demeliydim, kanama, Benim gözlerimi değil, duygularımı kanattın gitme! Ağlasam, ağlasam kalır mıydın? duygumu kanatmaz mıydın Ağlıyorum, ağlıyorum gözümde yaş kalmadı bekletme, Kanayan gözüme, duygularımı yeter artık kanatma, Çabuk gel gözlerim görmez, duygularım kalmaz gecikme de...! Muharrem Ayrancı |
Neyin peşinde geçti bir ömür? Bir hayalim mi vardı? Sürekli sorulan soruların bir anlamı olmalı… Düşünmek bile isyana sürekler Işığında boğulursun doğruların Yüzüne vurulan acı gerçekler Geceleri vicdanın üzerine çöker. Artık çok geç geri dönemem ki! Kirlenen kaderim yenilenmez. Çıkmaya çalışsamda içinden bu bedenin Yok oldu parıltısı gözlerimin. Sürekli sorulan soruların bir anlamı olmalı. Kayboldum… |
Değerini Bilmek Gerekir Takvimler hep 1 ocağı gösteriyor odamda Günler eriyip gidiyor farkına varmadan. Koparmasam yaprakları ne fayda Akrep kafa tutmuş yelkovana Dakika saat birbirine karışmış Zamanı durdursam ne fayda Hayat ne güzelllikler sunmuş avucuma Zamana yenik düşmeden Değerini bilirsem Ne ala... Ayhan Çankaloğlu |
İyi Ki Varsın!.. dokunulmamış denizlerdeki balıklar gibi sonsuza dek kalbimde, özgürce yüzebilirsin dost ya da sevgili, iyi ki varsın sen kalbimin en taze ve en eski aşkısın dipsiz göklerin varılmamış yıldızları gibi sonsuza dek ruhumu, aydınlatabilirsin dost ya da sevgili, iyi ki varsın sen ruhumun en taze ve en eski aşkısın Tanrının günahsız melekleri gibi sonsuza dek ellerimden tutabilirsin dost ya da sevgili, iyi ki varsın sen gönlümün en taze ve en eski aşkısın... İsa Yılmaz |
Sevmeyeceksin Arkadaş sevmeyeceksin arkadaş, bilmiyorsa sevmeyi, sevmeyeceksin, alışmayı bırakıp, sevmeyi denemiyorsa, o karanlık yolu secmıyorsa, sevmeyeceksin aslında bizde, bilmıyoruz sevdigi kadar sevmeyi, sonrasında, tek başimiza yuruyoruz, karanlık yolları, varlıgı en güzel armagansa, yoklugunda armaganlıyla yetinmeyeceksin, sol tarafından cıkarıp, kapı arkasına asabıleceksin, sevmeyeceksin arkadaş, varlıgı şerbetse, yoklugunun, zehir oldugunu bileceksin, sevginin karşiligi oldugunda, karanlık yolun sonu aydınlık, goreceksin, Gürsel Aksoy |
GÖÇMEN KUŞUN VEDASI göçmen kuşun vedası I. aşka doğunca veda boğar aşkı hıçkırık şiir muztarip kalır kalemim aşka kırık zamanın kollarında büyüyemeyen sürgün göçmen kuş / ayrılığın hasretime dökülür yandıkça ve yağdıkça gözüm puslu / kalb üzgün deniz kırlangıcımsın anıların bendedir bir sonbahar çiçeği gibi soldurma beni göçebeyim göçmen kuş / benim dünyam sendedir yalnızlık yola çıkıp sevdaya yandığında hasretine susamış bir yâr gibi beklerim kelebek dolu ruhum adını andığında seyyahını özlemiş diyar gibi beklerim sahrama yaprak döken hazan olma göçmen kuş bir gece ayışığı ıslattı gözlerimi güneşi bulamadım yakamoz ağlarında yanına al da ısıt titreyen sözlerimi kanat çırp sırrımızın handesiz dağlarında bir gece ayışığı ıslattı gözlerimi II. şebnem yutan şûlede heybesiyim ezginin gezgin benim içimde / ben içinde gezginin gök / yüzümün sancısı kanayan yara mısın duydum aşka inleyen nağmesini ömrümün sen ıssız sefineden görünen kara mısın sensizliğin göğünde sessizliği yaşadım uzun lafın aşkıyım ve biten aşkın lafı dokunmayın ağlarım yas tutuyor kanadım hangi bir özlem böyle seni delice bekler gözesine dilenen pınar gibi beklerim bu güneşi ağlatan gelmeyişinmiş meğer izlerinin çölünde yanar gibi beklerim ardınsıra sevgime zindan olma göçmen kuş sana ben kadar yakın / bana sen kadar uzak ardında varlığımı serseri eden yollar bulduğum her işaret ya dönemeç ya tuzak uçurumuna vardı uzayıp giden yollar sana ben kadar yakın / bana sen kadar uzak III. derviş olsam da gece sana yıldız toplasam aşkın semaverinden sevdanı yudumlasam denize kırağılar düşmemişti ki henüz göçtün gittin sürüne yavru kırlangıç gibi kaç bahar sonra düşer can evime yönünüz yaz güneşi girince evine bir baharın binbir aşk masalında bulur muyum ben seni doğar mı hiçbir daha kanatlarında yarın acıları saklayan ayrılıklara küstüm çiçekleri büyüyen bahar gibi beklerim gittikçe boğsa beni hançeremde bir düğüm yolunu kâh gülerek kâh ar gibi beklerim dakika yudumlayan zaman olma göçmen kuş bebeler göçmen kuşu dinliyor masal diye ben seni sonbaharda serzenişle tanırım susmak bilmez bir ağıt kaldı senden geriye ay diyorum sadece dilimde ismin yarım bebeler göçmen kuşu dinliyor masal diye IV. hüzün lekelerimden bir baldıran büyüdü açtı da karanfilim ellerinde üşüdü dökülen her sağnağın rafından düştü melâl kanadın çalılara takıldı göçmen kuşum hüzünbaz gençliğimi bulmuş yine hoşça kal zambaklar üşüse de kırağı yine yakar azade leyl-ü nehar iğreti yazgısında boyun bükmüş mateme ayrılığında bahar göçebeyim göçmen kuş göçebesin göçebe gölgeni yıllar yılı nigâr gibi beklerim zihnim en cüretkar sitemlerine gebe buluta pusu kuran rüzgar gibi beklerim hayallerimi alıp kaçan olma göçmen kuş düşümde bir kelebek bataklığa düşüyor tavan aralarında kayboluyor sevincim ellerimde bir kızın avuçları üşüyor ayrılık çıkmazında çırpınıyor bilincim düşümde bir kelebek bataklığa düşüyor V. içimde mısra mısra büyüyen bir dünyasın ne açılan bir kapı ne varılmaz hülyasın meçhule giden aşkı beklese de limanım sen kıyı hilalinde fenerin yıldızısın yosun tutarken taka'm can çekişir zamanım hayat seninle başlar seninle biter madem rüzgar inmiş kıyıma köpük vurma ey deniz göçmen kuşun vedası derdi eylüle dedem vefa sana her sözüm feveranım ve yâdım izbesine dövünen vakar gibi beklerim susturulmaz bir dille duyulmazsa feryadım şiir olup kalbine akar gibi beklerim yine aşk dergahımda viran olma göçmen kuş ayrılığın öyküsü hicret kadar özgürdü davetimi taşırken yanık uçlu papirüs beni sevgin ağlattı / seni sevgim göçürdü hazin bir göç zamanı çöller aşka niye küs ayrılığın öyküsü hicret kadar özgürdü VI. sensiz geçen zamanın kapısında bir mühür resmini taşısa da dağında öldü ömür yüreğine açılan penceremde bir sancı özgürlük mü istiyor ölüme mi koşuyor ah yutkunamıyorum hançeremde bir acı hangi bir ayılığın kapısından girmişim üç beş satır yeter mi her aşkı söndürmeye elveda türküsüyle dokunmazken ibrişim sahici duygularım tükense yavaş yavaş umudu kamçılanan ısrar gibi beklerim yine yalnızlığımı etme bana arkadaş yıllardır dönülmeyen karar gibi beklerim içimdeki dünyaya nâdân olma göçmen kuş kim anlar kim anlatır sana benim aşkımı yanarım da derdimi kimseye söyleyemem yaşamın diğer adı ayrı düşmek aşkı mı veda vurma kıyıma hüznümü gizleyemem kim anlar kim anlatır sana benim aşkımı VII. ayrılık çiçeğinde damla damla vedasın gözyaşı düğünümde ne garip bir edasın elimden düştü kalem sırrı ifşada kağıt çifte minarelerde çifte hüzün saklıymış dağa çöküyor gibi kondu bağrıma ağıt neden ey yedi iklim yaz sonu üşür yüzün yorgun bir yürek gibi uçuşurken kuşların dolaştı dolaştı da eylülle geldi hüzün gözlerimden uçtuğun ayrılıkla süslenip bir martı çığlığında koşar gibi beklerim kanat sesini çalan kaldırımda tükenip yaşamak hevesiyle yaşar gibi beklerim nerdesin bilmiyorum yaban olma göçmen kuş çıkmaz sokaklarımın en gezgin adamıyım bana aşk kevserinden gülüşlerimi verin gözlerimdeki ferin kanayan yaşamıyım dualarım umudum gökyüzü kadar derin çıkmaz sokaklarımın en gezgin adamıyım VIII. bağrım yangın büyütsün bir umut toprağında adresini bulayım her gülün yaprağında aşk seninde kapını bir gün çalacak desen mısralarda aşkın var cümlelerde hayatın kalbimde bir elveda / bir yanardağ gibi sen kaç seveni ağlar ki ardından sevgilinin mevsimler yas tutmayı hediye etti bana gözyaşı çiselendi melül mahzun nazenin bir ebem kuşağıyla süsleyeceksen beni yağmuruna susayan gülzar gibi beklerim gizemli bir elveda alsa elimden seni ölüsünü gözleyen mezar gibi beklerim masmavi gökyüzüme duman olma göçmen kuş güneşlerim silindi yangınlardan dönerken yetişemedim göçmen yetişemedim sana göçüyorken ışıyan gözlerden erken erken ağlayık yüreğimden yalnızlık kaldı bana güneşlerim silindi yangınlardan dönerken IX. sana yazılan şiir hep sana okunuyor bana sadece senin gidişin dokunuyor adına ne demeli yarıda kalan düşün dallar aşkın kalbine güzden yuva yapınca göçmen kuş vedasını sevdalara not düşün ah eylülün çiçeği seni arayacağım hasret kalırsam eğer sevincinin yüzüne eylülde gittin dite susup ağlayacağım ben aşka düşen şair / dönüp dolaşıp yine şu gönlümü bin kere dağlar gibi beklerim sabrın en güzelinden güller sunup sevgine sevdiğini kaybedip ağlar gibi beklerim sen gelmeyi isteyip bîcan olma göçmen kuş doğmayacak günlerin korkusunda bul beni yüzümde figanımın yankıları olmasın bitmeyen gecelerin uykusunda bul beni düşümden arda kalan gündüzümde solmasın doğmayacak günlerin korkusunda bul beni X. aşka doğunca veda boğar aşkı hıçkırık şiir muztarip kalır kalemim aşka kırık şebnem yutan şûlede heybesiyim ezginin gezgin benim içimde / ben içinde gezginin derviş olsam da gece sana yıldız toplasam aşkın semaverinden sevdanı yudumlasam hüzün lekelerimden bir baldıran büyüdü açtı da karanfilim ellerinde üşüdü içimde mısra mısra büyüyen bir dünyasın ne açılan bir kapı ne varılmaz hülyasın sensiz geçen zamanın kapısında bir mühür resmini taşısa da dağında öldü ömür ayrılık çiçeğinde damla damla vedasın gözyaşı düğünümde ne garip bir edasın bağrım yangın büyütsün bir umut toprağında adresini bulayım her gülün yaprağında sana yazılan şiir hep sana okunuyor bana sadece senin gidişin dokunuyor mehmet şamil baş |
| Saat: 16:45 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık