MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

sanar 10 Nisan 2009 10:30

Yağmalanmış bir şehir gibi sessizliğe bürünecek anıların...Karakışın koynunda kuruyacak baharın...İsminle başlayan tüm şiirlerim yanacak bir bir...Koynunda ihanetinin akrepleri kol gezecek...Ve sen uykularda kaçıncı rüyanı görürken ben toprakta çürürken yine sana ağlar olacağım....

Kanatları parçalanmış bir serce düşecek avuçlarına...Bensiz geçen günlerinde gözyaşların karışacak nehirlere....Gözyaşların bile fayda etmeyecek Cehennemin ateşine...Gece olup ıssızlığına büründüğünde beni arayacaksın....Tavan arasında sana gülümseyen yıldızları anlatan bu adamı arayacaksın...Duvarlara bakıp bakıp gözlerimi bulamayacaksın...Denizlerin dalga dalga acıyı taşıyacak sahillerine....

Ben senin uğruna canımı vermişken sen benim ismimi unutacaksın belki de....Sensiz yaşayamam derken bile bana inanmamıştın.Hangi yitik mevsimlerde acar artık baharların.....Hangi güneşte kurur ihanetinle dökülen gözyaşların.....Tüm şiirlerim yanacak ihanetinde...Beni düşünürken bir gece aklına düşecek sana yazdığım şiirlerin satırları.....Ağır gelecek yokluklumum.....Yıllanmış şaraplar kesmeyecek sarhoşluğunu.....Bir Maltepe paketi daha bitecek durgunluğunda....Arayacaksın beni sokak basında....Bulamayacaksın artık.....

Sorgusuz sualsiz beni sırtımdan bıçaklığın anlar gözlerine düşecek perde perde....Güneşli sabahlarda ihanetin gölgelerinde üşüyeceksin...Üşüyen ellerini ısıtacak bir el arayacaksın....Kaldırımlarda gezerken düştüğünde seni kaldıracak bir adam bulamayacaksın....Kursuna dizdiğin düşlerimi arayacaksın perdesiz anılarında....Baharın koynunda karakışı yaşayacaksın.....Günden güne bir tomurcuk gibi kuruyacaksın...Ve ağlarken gözyaşlarını silecek bu adamı arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık....

Firari sevdalarda adın unutulacak.Martılara anlattığım gözlerin bir bir kaybolacak...Gökyüzünde gülüşlerini çizdiğim yıldızlar sönecek....İntihar kokan çiçeklerin eriyecek avuçlarında....Öldürdüğün bu adamın vicdanı çıkacak sokak başında.....Ve günden güne solarken yeniden yeşermek için bir dal arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık...

Ben gözlerine ölmüşüm..Mezarıma adımı bile yazmadılar..Gelirde onu da silersin diye.


Alıntı


sanar 10 Nisan 2009 11:09

Rüyalarım Olmasa

Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun,
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa.
Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun;
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa...

Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak?
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak?
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak,
Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Sevmesem özler miyim seni can pahasına?

Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına.
Adını söyleyemem, senden bir başkasına;
Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa...

Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam,
Sana değil, saçının bir teline kıyamam.
Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem;
Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da,
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da,
Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda;
Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa...

CEMAL SAFİ


arwen 10 Nisan 2009 23:32


Yaprak dökümü





Ruhumda,yaprak dökümü var
hislerim,gazellere karışıyor
Kalbimdeki,kanayan yaram
içimi,dışıma taşıyor

Bir sisli,hayal peşindeyim
lakin, bu da,beni aşıyor
Ne çare,düşmüşüm el diline
şimdi, herkes bana sataşıyor
Önal Irgıt


Sivoy 11 Nisan 2009 00:03

Anacığım

Dünyada apayrı yeri olan bir sevgi
Anne sevgisi.
Artık ben de bir anayım.
Anam seni dünden daha çok seviyorum!
Çocukluğumda dua ederdim Allah'a
Anam ölmesin diye.
Tanrım kabul etti dualarımı,
Göstermedi bana senin acını.
Bu yıl da geldi 'Anneler Günü'
Ne alsam sana yetmez,
Senin hakkın ödenmez!
Sana duygularımdan bir demet.
Anneler günün kutlu olsun.
Ellerinden öptüm,canım anacığım!

Nuray (Kahveci)ZARALI


sanar 11 Nisan 2009 16:29

Veda Busesi

Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın.
Alnına koyarken veda busesi
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın.

Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım bir kaç kelime.
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın.

Hani ey gözyaşım bu son vedada
Yolunu kaybetmiş yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın..

Orhan Seyfi Orhon


sanar 11 Nisan 2009 16:40

Seni Bulamadım

Bazen binlerce kum tanesinin arasında
Bazen dalından kopmuş ve savrulmuş bir yaprakta
Bazen bir çocuğun duruşunda
Bazen bir ağacın yıllanmışlığında
Bazen uzak da olsan gelen her ışıkta
Bazen gecenin karanlığında akan gözyaşlarında
Bazen oynanılıp bir köşeye atılan ilk gözağrısında
Bazen beyazın saflığında
Bazen soğuğun tene değdiği yerde
Bazen de sonucu en basından beri bilinen
tek kale macın malubiyetle biten sonucunda
Her yerde buldum da yalnızlığı,
Bir bendeki yalnızlıkta seni bulamadım.


Alıntı



Sivoy 11 Nisan 2009 16:47

Umut

Umut kalbe saplanmış
Umut derde dermanmış
Umuda bel bağlanmış
Umutsuz zaten yanmış

Umut binbir ayaklı, umut Güneşte saklı
Umut edenler haklı, umut insanın hakkı

Umut insanla doğar
Umut yağmurdur yağar
Kimi gün keder olur
Kimi sevince boğar

Umut binbir ayaklı, umut Güneşte saklı
Umut edenler haklı, umut insanın hakkı

Usanma yalanlardan
Umutsuz kalanlardan
Belki denize maya
Umut et yarınlardan

Umut binbir ayaklı, umut Güneşte saklı
Umut edenler haklı, umut insanın hakkı

(Bestelendi)
Recai Mert


Daisy-BT 12 Nisan 2009 13:12

AYRILIK AYRACI

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını


AHMET TELLİ


Daisy-BT 12 Nisan 2009 13:46

AĞLAR VEYSEL ÇIKMAZ SESİ

Ah çektikçe erir gider
Yüreğimin yağı benim
Seni görsem durur gider
Dillerimin bağı benim

Gam leskesi saf saf oldu
Hep sözlerim boş laf oldu
Senin yolunda mahv oldu
Gençliğimin çağı benim

Ah belimi büken oldu
Gurbet bana diken oldu
Altı aydır mekan oldu
Dibi kırkkız dağı benim

Sensin derdine düştüğüm
Hayal oldu konuştuğum
Her gün yediğim içtiğim
İçerimde ağu benim

Ağlar VEYSEL çıkmaz sesi
Gine coştu gam deryası
Garip gönlümün yaylası
Güzel hüsnün bağı benim

AŞIK VEYSEL


ayabakan 12 Nisan 2009 14:28

Zamanı Değil

Zamanı değil susmanın
göreceksin nice çiçeklerin dirildiğini,
nice korkuların dağıldığını yüzlerden;
gelip de bir kavşağa dirençsiz mi kalmışlar,
güç katacak nice insana
boşalınca dudaklarının arasından,
göğsünün içinde tuttuğun hava.
Yükle o soluğu ey suskun
geliştir sınırlarını,
varacağı yönleri genişlet,
büyüt yeni bir gökyüzü kadar.
Döndüreceği yeni kanatlar eklensin değirmenlere,
yeni yataklar bulunsun ırmakların akacağı,
yeni dallar yaratsın kavgadaki ağaç,
kırdaki bekleyiş
yeni anlamlar edinsin.

Ümit Yaşantıları

Bir gün yollarım sana ulaşacak biliyorum
Senin için yazılmış hüzünlü şiirleri
Sana adanmış herşeyi dudaklarımla
Dudaklarından okuyacağim
Dizlerim kapanmayacak
Ellerim iki yana düşmeyecek artık
Seni içimde büyüttüğüm gibi
Yalnız seni yaşatacağım
Gözlerinden belki iki damla yaş düşücek
Ağliyorsun gözlerini dudaklarımla kurutacağım
Yaşamak kadar tatlı şey seni sevmek
Ölüm kadar acı şey gözlerinde ölmek
Şimdi neredesin bilmiyorum
Ellerin hangi varlığı hissediyor
Ve dudaklarından düşürmediğin şarkı hangisidir
Ne söylesem neyazsam seni anlatamıyorum
En güzel kelimeler bile sana erişmiyor
Hiçbir renk gözlerini tutmuyor evrende birgün
Dudakları birbirine değmeyen sevgililer için
Yazılmış bir şiir okursan eğer
Belki bu benim şiirimdir o zaman
Dudaklarını şiirimin üzerinde gezdir

Terk Etti Korkularım Beni

Bitmişti artık karanlığın korkusunu duymak,
Artık duymuyorum,
Sadece karanlığın korkusu kaldı bitişmiş ellerimde.

Verdiğin en son karar ilk kararından dönmediğindi;
Çeşmenin başında Arkaik atalarla cilveleşen güzel kızlar,
Hayalini doldurdu yeryüzünün,
Ve sustum ben o zaman,
Ne kaldıysa atalardan kaldı, dendi artık.

Düştüm ya bir kere bilmenin bilinmeyen örgüsüne,
Okyanuslarda mesajlar aldığınız bu tadı yaşamın,
Asla gerçeğinden içerik taşımadı hayalleriniz de;
Son kez emin oldum kendimden,
Karmaşık ne kadar yüz varsa elimde kaderimin,
Aşağılık olmak değil, sadece yaşamaktı anlattığım.

Son kez sarılıyorum yaşamıma;
Beni dönüştüren ne kadar cinsiyet varsa terk ettim yeryüzüne,
İnsanlar benle avunacak değil ya,
İster bitiştir hikâyeni benle,
İster romanlar çıkar bu boşluğun çılgınlığından...

Bitmişti artık karanlığın korkusunu duymak;
Paranoyalar, vecizeler, tutuşan vücutlar,
Hamamını terk eden bir tellak,
Neler anlattı sana yaşamaya dair?

Bitmişti artık korkusu,
Duyduğum bütün karanlık yapıların.

Terk etti peşinden kimsenin koşmadığı anlamsızlık beni.


ahmed 12 Nisan 2009 21:45

Her Gidiş Bir Hüsrana Mecburi Sebeb





dur bekle belki bu sefer
bu sefer belki gidilmemek üzeredir
ebediyete kadar kalıcı olmak zamana inat
ve aslında uysal bir haykırıştır bu sefer

dur gitme dinle bu sefer
söylenecek her söz bir hayat kurtarabilir
yaşlanmaktan korkan bir yalnızlık hastası
ve aslında yaşlanmamış kırışık bir tendir

dur sabret, sabret bu sefer
her gidiş bir hüsrana mecburi sebeb
kalanlara huzur uğramaz olur kalınmışlarla
gidenlere verilen değer sevgidendir,gitmeseler

gitmeseler olmazdı aslında
gitsin gidenler...



Emre Akkıran


Sedef 21 12 Nisan 2009 22:19

Başım gözüm üstüne

senden başka yar bilmem
ömür boyu gözüme bak desen
bakarım başım gözüm üstüne
ister aşk denizine ister hicran gölüne
ak de yeter akarım başım gözüm üstüne
yılda bir olsa bile seviyorum de hele
senden gelmişse eğer sefadır bana çile
yalnız kalbimi değil koca dünyayı yak de yeter
yakarım başım gözüm üstüne
yeterki sen bekle de hiç kalır sabır taşı
küçük bir umut bile olur gönül yoldaşı
razıyım ömür boyu gözyaşı dök de yeter
dökerim başım gözüm üstüne
seni bu kadar sevmek yalnız benim günahım
hiç şikayet ettim mi bir gün çıktımı ahım
bir elimde yüreğim bir elimde silahım
sık de yeter sıkarım başım gözüm üstüne
biliyorum biliyorum
bu aşkın yalnız sensin galibi
her derdine razıyım çıkmasın tek talibi
varsın yağmur yağmasın
sen iste şimşek gibi çak de yeter
çakarım başım gözüm üstüne
tek söz etmem bu sevda vursa beni her yandan
tanrım beni korusun benden bıktığın andan
ne kadar sevsem bile
bir gün olsun dünyamdan çık desen
çıkarım başım gözüm üstüne
biliyorum sevgilim gönlümde yerin gurbet
ister sılaya çağır ister hergün sürgün et
sen mutlu ol birtanem
ben ömür boyu hasret çek de yeter çekerim
başım gözüm üstüne...

BEDİRHAN GÖKÇE


fadedliver 12 Nisan 2009 22:40

Hiç Değişmesin Gözlerininin Büyüsü


ne olur hiç değişme...


hiç değişmesin gözlerinin büyüsü...


hep böyle uzak


hep hatırladığım gibi kal..


*********


sadece sev beni..


uzaklardan öylesine sev ki beni...


ne yakınıma gel


ne de nefesin değsin nefesime...


hep böyle uzak...


hep böyle güzel kal


*********


sadece sev beni


benim seni sevdiğim gibi...


uzaktan kokla yüreğimin güllerini...


uzaktan okşa yüreğimin ellerini...


uzaktan gecelerime dokun


uzaktan okşa geceleri saçlarımı...


*********


gülüşlerin ve alayların,


sevmelerin...


hep hatırladığım gibi kalsın yüzünde...


ve ne olur hiç değişme..


hiç değişmesin gözlerinin büyüsü...



Vildan Uyar


Daisy-BT 12 Nisan 2009 23:05

BEN BU KÖYÜN DELİSİYİM

Beni bilen böyle bilsin
Ben dostluğun delisiyim
Akıl irfan sizde kalsın
Ben bu köyün delisiyim

Bu acılar bitene dek
Ağlayanlar gülene dek
Bu can bende ölene dek
Ben bu köyün delisiyim

Sesi çıkmaz kırık sazın
Tadı olmaz susuz yazın
Mezarıma öyle yazın
Ben bu köyün delisiyim

Ne köleyim ne de bir kul
Vicdan bir borç hayat okul
Alın sizin olsun akıl
Ben bu köyün delisiyim

Benim yolum aşkın yolu
Benim yolum hakkın yolu
Bir tek derdim Anadolu
Ben bu köyün delisiyim

Sizde para sizde banka
Sizde silah sizde bomba
Bende dostluk bende sevda
Ben bu köyün delisiyim

Haydi koşun savaşmaya
Bu dünyayı paylaşmaya
Ben bakarım çocuklara
Ben bu köyün delisiyin

Aşk okurum aşk yazarım
Aşktır benim tek pınarım
Size değmesin nazarım
Ben bu köyün delisiyim

Yaşayın siz aklı selim
Boşverin siz benim halim
Siz bir dahi siz bir alim
Ben bu köyün delisiyim

Benim yolum gönül yolu
Benim yolum sevda yolu
Bir tek derdim Anadolu
Ben bu köyün delisiyim
Ben bu yurdun delisiyim...

AHMET SELÇUK İLKAN


ener 13 Nisan 2009 08:49

SENİ NASIL SEVDİM BİLİYOR MUSUN?


Bütün mevsimlerde yüzüm kırağı tutuyor
sende benim gibi üşüyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Milyonluk nüfusun içinde yapayalnızım,
bir gölgelik ışık bile parlamıyor.
Sende benim gibi korkuyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?


Bıraktığın hatıralar kanıyor,
yaralara gözyaşımı basıyorum.
Sende benim gibi sızım sızım
sızlıyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun

Seni senden, seni benden, seni onlardan,
seni ağrıyan yanımdan bile çok sevdim.
Yoksa sen gülüyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Üstüne serpilecek topraktan da daha çok
Sevgimden kefen biçip,
aşkımdan tabut çaktım
seni kalbime gömüyorum.
Yoksa sen kaçıyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Bana on dakikanı ayır
gözlerinle gözlerim buluşsun
sana fısıldayacakları var diyorum
bakarız kısmet, zaman diyorsun,
beni zamana mı bırakıyorsun,
bana saniyeleri heba mı görüyorsun,
ben sana ömrümü veriyorum alıyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Sana bir şey olmasın diye
kalbime dokunamıyorum
içinde sen yaşarsın,
sana bir şey olmasın diye
tenime dokunamıyorum
tenimde teninin izi var.
Sense benden aldığın beni cömertçe
har vurup harman savuruyorsun
seni nasıl sevdim biliyor musun?

Seni nasıl sevdim diyorum,
beni duyuyor musun?
Beni duyman lazım,
beni duymalısın
çünkü ;
sen padişahların, perilerin kızısın
sen Aslı’sın, Şirin’sin, Leyla’sın
Ferhat´a dağları deldiren aşkı
bana yaşatan kadınsın
beni duymalısın.

Sen yeni doğmuş, saf, sabi,
zerre kadar günahı olmayan
taze bebek canısın,
otuzunda bile süt kokarsın,
sen zalim olamazsın beni duyarsın.
Sen duru bir susun, Peygamberin torunusun
beni duyuyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Sensiz gelen her sabahın doğan güneşine
uyanmak ne kadar zifiri karanlıkta
kalmakmış sen biliyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Bütün saatlerde seni dolu dolu yaşarken,
yüreğimin penceresinden sana koskoca Ankara´yı
santim santim gezdirirken,
ALLAH aşkına sen beni kaç saniye
düşünüyorsun.
Seni nasıl sevdim biliyor musun?

Seni senden, seni benden, seni onlardan,
seni ağrıyan yanımdan bile çok sevdim.
Yoksa sen gülüyor musun?
Seni nasıl sevdim biliyor musun?


Alıntı


Daisy-BT 13 Nisan 2009 12:34

ÇAY KÖKÜNDEN YAPILMIŞ BİR ÇİN ASLANI ÜSTÜNE

kötüleri korkutur pençen
iyileri sevindirir inceliğin,
benzer şeyler
duymak isterdim
dizelerim için.

BERTOLT BRECHT


ARMONİ 13 Nisan 2009 15:10

BERCESTE
 
hiç kimseye söylemedim

ihtiyar taşa aşık olduğumu.
kimin dudağı değse kenarına,
kıskançlığımın zincir boyu,
ayaklarıma takıldığını.
nihayetinde bir takunyaydım,
sesimden başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
çirkin bir yaprağa aşık olduğumu.
bulutları beklerken göğün mahrem yerinde
sevgilimin tenine rüzgarların dokunduğunu.
nihayetinde bir damlaydım,
pıtırtımdan başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
eski bir kapıya aşık olduğumu.
kuş kanadında sakallı adamların gelip,
bir ekmeği bölerek pirleri gömdüğünü.
ağzımı açıp "ah mine'l aşk" desem,
aralıkları kapatıp, kalbime saklandığımı.
nihayetinde bir kilittim,
yasaklarımdan başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
bir adım ötedeki denize aşık olduğumu.
uçanların gagasından ağıtlarımın döküldüğünü.
bir yudum içmek için gönlünden
uzayan köklerime, ömrümü verdiğimi.
nihayetinde çıplak bir ağaçtım,
yalnızığımdan başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
yarattığım çukura aşık olduğumu.
yükseldikçe derinleşen benliğime,
basamaklar ördüğümü kendimden.
nihayetinde bir boşluktum,
düşüşümden başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
duvarıma nakşedilen "vav"a aşık olduğumu
kuyruğunda sabır çekerken
alnımı nazif duygulara koyduğumu
nihayetinde bir insandım,
tanrımdan başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
ırak yalnızlıklarda kaybolurken gece gündüz.
bir şehre nasıl sokak sokak benzediğimi.
sokaklarımda târumar kalabalık,
insanların bir telaş içinde koşturduğunu.
nihayetinde bir şehirdim,
insan'larımdan başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
derin bir arzu'yla bağlandığımı hayata.
aşk'ın kuyusunda kaybolurken,
nasıl da hayat bulduğumu ölüp-dirilirken...
nihayetinde bir şairdim;
kelimelerimden başka neyim ola...

hiç kimseye söylemedim;
nasıl da ağladığımı geceler boyu.
arzu hâl'in nasıl da bu kadar vurduğunu.
bir kaç resim birkaç sözdü oysa,
âh keşke hepsi sadece bu olsa;
cân'ımdan başka neyim ola...

adının yanına adımı yazıyorum;
bitmemiş bir şarkı gibi öylesine sonsuz.
kaç mevsim beklenirken sen,
beşinci mevsimi yaşamaktadır gönül.
kalbimi, kalbinin yanına koyuyorum.
senden başka neyim ola...

MUSTAFA
NAZİF


Daisy-BT 13 Nisan 2009 22:37

İKİZ KARDEŞİM

En iyi dostumdur yabancım değil
Bu yalnızlık benim ikiz kardeşim
En acı gerçeğim yalancım değil
Bu ayrılık benim ikiz kardeşim...

Siz bir bir sorun da konuşturayım
En zalim dertlerle yarıştırayım
Uzakta durmayın tanıştırayım
Bu acılar benim ikiz kardeşim

Belki de sebebi sevdiklerimde
Düşmanımı canım bildiklerimde
Nereye gitsem de kirpiklerimde
Bu gözyaşı benim ikiz kardeşim...

AHMET SELÇUK İLKAN


sanar 14 Nisan 2009 10:10

Gözyaşında Islanmış Gülüşlerim...

Zannetme bir nefes kadar uzaktasın..
Acıya inat hala yüreğimde yaşamaktasın..
Belki de gözyaşıyla adımı anmaktasın..
Belki de yıldızların koynunda karanlıktasın..

Sen ağlama ne olur..
Hatırlar mısın bir zamanlar..
Gözyaşında ıslanmış gülüşlerimi..
Ölümsüz sevdanla yeniden yeşertmiştin..
Şimdi sıkıca sarıl bana..

Usulca zifiri karanlıkları giydir tenime..
Yaşadığın şehrin günahlarını ser yüreğime..
Ve uyanmadan hasretinden bu sabah..
Tüm umutlarımı al gizlice..

Bundan sonra karanlıkların benim..
Yıldızlar ise hep senin olsun...

Zannetme ki bir nefes kadar uzaktasın..
Sensizliğe inat hala yüreğimde yaşamaktasın..
Belki de baharın koynunda karakışlardasın..
Belki de Temmuz ortasında
gözyaşında ıslanmaktasın..

Sen ağlama ne olur..
Hatırlar mısın bir zamanlar..
Tükenmekte olan nefesimi..
Gülen gözlerinle mutluluklara sermiştin..
Şimdi sıkıca sarıl bana..

Usulca acılarının gömleğini giydir bedenime..
Asırlık gözyaşlarını değdir yüreğime..
Ve uyanmadan özleminden bu sabah..
Tüm mutluluklarımı al gizlice..

Bundan sonra acıların benim..
Mutluluklarım ise hep senin olsun..

İsmaiL Sarıgene


SercaN2 14 Nisan 2009 10:40



Adı Kader! ....

Adına kader mi diyorlar?
Tüm yaşananların,
Kader mi hayatın,
Sana sundukları?
Kader mi yaşananlar?
Kader mi hayatın,
Senden çaldıkları,
Fırtınalar boranlar,
Kader mi,keder mi?
Senden çalınan hayat! ...
Hani kader diyorlar ya,
Bende kader diyorum,
Adına çaresiz,
Kaderim kederim oldu,
Ben kederimde,
Kaderimde kaybedişin,
Hüznünü yaşıyorum! .
Adına kader dersen eğer,
Kör topal umutlara
Sığınıyorum kaderimde,
Kader benim kederimde! ...
Kader im dert içinde! ....
Kader im dert küpünde! ....


Daisy-BT 14 Nisan 2009 13:50

KURŞUN BUKETİM

Yıllardır içimde bir çocuk ağlar
İşte hep bu yüzden ıslak gözlerim
Sen de çekip gitme dayanamam yar
Gittiğin yollarda başlar hasretim

Öyle taş değilim sandığın kadar
Benim de içimde yıkılır dağlar
Bir gözüm çıldırır bir gözüm ağlar
Gittiğin yollarda başlar cinnetim

Mazimde yılların cam kırıkları
İçimde hasretin hıçkırıkları
Sevmedim sevmedim ayrılıkları
Gittiğin yollarda başlar gurbetim

Dünyada benzersiz bir keder gibi
Alnıma yazılmış bir kader gibi
Dağlarda uykusuz bir asker gibi
Gittiğin yollarda başlar nöbetim

Kül de uçar gider ateş sönünce
Senden ne kalır ki bu aşk bitince
sen de vur sen de yak gitmeden önce
Ah benim yangınım, kurşun buketim...

AHMET SELÇUK İLKAN


ik_ra 15 Nisan 2009 10:28

Kim bilir kaçıncı vedan?
Kaçıncı ayrılığa imza attı yüreğin?
Ve kim bilir kaç sevdanın failiydin?
Alıp alıp yüzüme sürdüğüm ıslak avuç içlerini
kim bilir kimler özlemekte…

Ellerini tutan parmaklarımı sıkıyorum
kırmak, kanatmak istercesine…
Ve sessiz bir sitem gönderiyorum
seni tanıdığım güne…

Gün ağarıyor, her şey daha belirgin artık.
Küçük dokunuşlarıyla rüzgar tenimi okşarken
benden neler aldığını, bana neleri bıraktığını düşünüyorum...
Giden sen miydin? Yoksa yarım mı?

Kalkmam gerek, yola düşmem gerek…

Bu ayrılık öldürmez beni anlıyor musun?

Elif Eylem


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:43

Jiyan
 


son yolcu gitti, son yağmur yağdı
sustu son şarkı
bu ne ilk ne de son gece…
soğuk sarılar içindeyim, boyun eğiyorum
gidişin hangi tufanın gelişiydi
boynumda muska gibi gezdirdiğim kasırgam
kim var benden başka böyle bekleyen
kimler senin kadrine kapanıktır benim kadar

jiyan
umuda buladığım
hangi gülün bülbülüsün
sevdayı yükledin yorgun kanatlarına
söyle jiyan söyle, göç etme zamanı gelmedi mi

hangi dağı aşsam hangi dala tutunsam
hasretin göğsüme değen taşkınlığında ateş yanarcasına
eriyip giden bu zavallı bedenim, bir avuç küldür jiyan

alışamadım yokluğuna ölüme alıştığım kadar
gitme, bırakma ellerimi demiştim
gittin jiyan

gittin gideli düşmelerdeyim
sesinde gizlediğin neydi jiyan, bedenimi parçalara bölen
sırrın neydi jiyan acıyı dillendiren

hecelerim yorgun, haykırıyorum sensizliğe
bir yanım düşer gibi toprağa
jiyanım sıcaklığım
jiyanım uysallığım
yokluğunda yok olmuşluğum
bin bir koku, bin bir renk, sokaklarımda izlerine kavuştuğum

zaman eğiliyor yalnızlığa, düşün jiyan
tükenerek yenilmeyi düşün
söyleyecek söz bulamıyor insan

uzayan yolları dinamitliyorum, sana erişilmezliği
bağırıyorum sevdamın görkeminde
gök yanıt vermiyor, yer yanıt vermiyor
boşluklardayım
sabaha düşman gecelerde buluyorum seni
çiseliyorsun benliğime ılık ılık
gün doğuyor, yankılana yankılana gidiyorsun
çekiliyor yüreğimin kanı jiyan

kerpiç duvarlım, yıkık damlım, kapılarda meltemim
saçları buğday başaklım
odam soğuk, yatağım yorgun, inliyor pencerem
nereye baksam sen, neye dokunsam sen
ah bir bilsen jiyanım bilsen
kuşlar deli deli uçuyor yörüngesiz

gel kıralım feleğin çemberini
gel bozalım ayrılığın hesabını
gel jiyanım gel, adınla gel toprağıma
korkma kim kendi dağında düşebilir
elini ver
yanan parmakların ucunda kim üşüyebilir

kurumuş dudaklarımda türkülerin en içlisi
uzadıkça acının boyu düşlerimde, gökler düşüyor üstüme
çöl fırtınaları üstüme üstüme
ateş topuyla geliyor düş avcıları
ıssız zamanlarda yitip sana koşuyorum
yıldızlarım sönüyor
sönüyor jiyan ve kimse görmüyor

kesiliyor elim ayağım, siliniyor yüzüm
hayallerine sığındığım, ateş bedenli tılsımım
nice şehirler yıkıldı bir gecede
sana hangisinden sesleneyim

son şarkı kim içindi
çanlar kime
kimin bu nihayet, sessiz - kimsesiz
bu ceset, bu cinayet
kimin jiyan
kimin


Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:44

Beş Paralık Aşk
 


sevda...yine sevda
yol uzadıkça uzar
gidenler unutulmuş- bekleyişler boş
kusurlar çetelesi çentiklenir
her gün bir ayrılık türküsünde
çilekeş…
ağlamaktan utanılmaz
ağıtlar tırmanır sazın tellerine
gün olur türküler de avutmaz

kırılgan sevdalarda, aşikar ayrılıklar
ateş çoğalır, duman yükselir
damla damla gözyaşı
dökülür kaşıklardan yer sofralarına

soysuzca lekelenmiş yürekler
avuç içinde gizlenmiş pençeler
böğürmeler kükremeler
paslı gırtlakta hırıltı
asalak dudakta zırıltı beş paralık aşk

debdebe
ihanet
çekişmeler
denizler kurutmaya
yılana sarılmaya
yaşamaya değil yaşatmamaya

sadakati avucumuzda boğarcasına
ölüm gelir aklımıza kurşun hızında
rüzgar durur, sular durur
ve yine eser
yine kudurur
kimin umurunda

suç mu
hep aynı
paylaşamamak
almak…almak…hep almak
bilememek..sevememek..
ömür denen şu namerdin koynunda
gidenler-gelenler
azalanlar-çoğalanlar
kurşun hızında
ömür denen şu namerdin koynunda

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:45

Avuçlarımda Bir Sevda Cesedi
 


bir zamanlar
bakır çalığı akşamlarda
hüzne dönerdi yelkovan
tutuştururken ateşi
demlerdi uykusuzluğu gözlerim
yudum yudum içtiğim yalnızlığımda
bilirdim ki tek hasretim, yanında olamadığım
bilirdim...
uzaklarda bir yerlerdedir dokunamadığım

yitik umutlarla
dudaklarım hasrete gem vurduğunda aklıma düşerdin
yürekte bir kıvılcım olurdu gülüşlerin
dinlerdim ağlayışlarını düşlerin

sen şarap rengi şafakların
sarhoş gün doğumunun yorgunluğunda
umutların soğukluğunda dururdun.
ne zaman dokunacak olsam,
buğulu camlar ardında hep kaybolurdun

sen, sıcak bir yok oluşun içinde
asalı sevdayı ölümün duvarına
yokluğunda çoğalttım sesini
oysa yüreğinin soğuğu alıp gitti seni
dalgaların en büyüğü

hani gittin ya
o lavlara dönen yokluğunda
anılara sıkılan bir yumrukla
senden yana ne varsa yüreğimde yaktım
ateşi sana
külleri bana bıraktım

avuçlarımda bir sevda cesedi...

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:46

Dönüşünle Vur Beni
 
şimdi bana en yakın sensin
en uzak da sen
ellerinde mevsim çiçekleri
buram buram kokan
bir yaz gecesi çıkıp gelsen

oysa sen acısın
uykularımın ağlayan yerlerinde
demlerken yüreğim
damla damla kansın

hangi doğmamış güne erteledin beni
sen mi daha vurgun hayalin mi
haydi kopart al hücrelerimi
al kendini
neleri uğurlamadım ki

ne gecelerin yarısına düştün
ne sabahların alacasına
al sabrım senin olsun
ağladığımı duymazsın işte
yandığımı da

kaç mevsim geçirdim böyle
kaç rüzgarın önünde durdum avare

gün geldi dağlara sis düşürdün
gözlerde buğulandın
gün geldi bir kara bulut
umutsuzluk yağdırdın

alıp giderken heveslerimi
ne gözlerim, ne de yüreğim inandı
sadece gidişine dair
dilimde birkaç söz asılı kaldı

‘’gidişin kusursuzca
dönüşünle vur beni ‘’

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:48

Zaman Gitme Zamanı...!
 
sen nesin ki böylesine kutsal
nasıl yakalanabilirsin mutluluk
nerdesin
yaralanınca yürekler
acıyınca eller

çok oldu üstümüzü saralı
yüksek tepelerden
kan rengi gölgeler

sahi...!
sen neden zamansız gittin

duyuramadık yüreğimizdeki yangını
her gece yalnızlık uğrak yerimizdi
yandık söndük,
bir daha,
bir daha
adımların kulaçladığı küllerimizdi

ne çok sırlarımız vardı yuttuk
bir mağrur suskunluğun kıyısına
yağınca sapsarı yağmurlar
mil çekti gözlerine sevdalar
karıştık gökyüzünün uğultusuna
vuslatı unuttuk

huzurdu aradığımız
bir kuşluk vakti medcezirlerde
hasreti nasır tuttu yüreklerimizin
ellerimizde zincir
ayaklarımızda pranga daldık uykuya
ömrün yaralı yatağında
gidiyoruz işte

nedensiz hayatımızın yok karşılığı
ne kaldı ki alacak
kapanınca kapılar
orada bir yalnızlığın
bir de sessizliğin çanları çalacak

zaman mutluluğun ötelerinde
sahte düşlerde
sahte gülüşlerde
zaman gitme...
zaman kahretme zamanıdır
umutlarda döndü mühürlü kapılardan
bizden bir söz kaldı geriye
elveda

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:49

Kör Kuyu
 


sen öfkeler tükettin, sabırlar çoğalttın
çığlıklar sakladın, içinde boğulduğun
taş duvarlar sustu, sen sustun
bilemedin kıyametin gelişiydi susuşun
derin düşündün, sessiz ağladın
kabullenmiş gibi duruyordu duruşun

şimdi ağıtlar duyuluyor gömütlerinde
susuz kalmış damarları
içine soluk renkli nergizler dökülmekte
sen kör kuyu, yan boş beklemelerine
yokluğun orda karanlıkta
dalıp dalıp çıkmaların bundandır kendine

razıyım dediğin her şeyi büyüttükçe büyüttün
ayazlar çektin, yapraklar döktün
çoğalttıkça çoğalttın yasları
oysa çoktan durmuş fırtınalar doruklarda
çoktan açmış gidenlerin akasyaları

ne baharlarda hayır var, ne yazlarda
bilemedin...
yine de bekledin kapalı kapılar ardında
of demedin
kalabalıklar yıktın, sessizliğe yaslandın
hesabında yoktu oysa
acıya yakalandın, yağmurunda ıslandın

en büyük oyundu sevda dediğin. bitti anla
bitme, bitir uğrunda ölünecek ne varsa
sen değildin ki kadrini bilmeyen
dur gitme...
bir sen misin yalnızlığa yenilen

Müsade Özdemir



Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:50

Adını Sen Koy...!
 


bir yaz sıcağının tenime dokunuşu
yaralı yüreğim kadar yakar mı?
bulutun yağmura kara sevdası,
gözlerimdeki sevda kadar akar mı?
her dem hasretindeyim
bu yürek, candan gitmek üzere.

hep…dağlar kadar özlemini büyüttüm
içimi kavuran titreyiştin sen
şimdi yüreğim çorak benim
hiçbir göz anlatamaz
sustu sırılsıklam gülüşlerim
sustum göğsümü kanatarak
gizledim o kederli siluetini
artık kapanmaz yaramsın sen
bu can, canımdan bitmek üzere

o dumanlı duruşların
simsiyah bir ufukla ömrüme düştü
susturdum yetim çığlıklarımı
içimde bitmeyen korkuya dönüştü
şimdi…seni sadece sayıklayacağım
yazık…kıramadım hasret servilerini
artık seni, kara saplı bir ok gibi
yüreğime saplayacağım
kalbimi yerinden sökmek üzere

yüreğim….kanayan bir yaz gecesi
düşlerim… yarım kalmış bir yaz fırtınası
kapanmışım terkisine simsiyah
susarsa yüreğim susar
parçalanır olanca öcüyle
siz dinleyin
bu yeryüzü, bu gökyüzü, hoyrat yıldızlar
bu gürültüler, bu yankılar, bu arya
bu benim son kanamam
gün, bensiz yüreklere doğmak üzere

bu halime aşina değilim,
her an’ıma bin dirayet,
oysa kifayetsizim,
yüzümde renk sustu,
dudaklarımda ses,
dilimde kıyametin gizli harfleri,
ömrüm ahrete gitmek üzere.

08/08/2006 - İzmir

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:51

Avuçlarımda Cam Kırığı
 


hangi şekle koysan hayatı
sıcak günlerin ölgün tortusu
kuruyunca çiçekler otlar
çekilince sular
kim avutabilir deniz kuşlarını

kartallar uçuyor yeşili bitmeyen ormanlarda
ey kuytulara sığınan
dondur kederli siluetini
şifalar arama vurgun yemiş kalbine
dağların toprağı tuttuğu gibi, adını ağzında tutuyor ölüm

serzenişler binlerce
yüreğin o hızlı atışının durduğu yerde
yutkunup yutkunup durma
saklama yaşlarını göz kapaklarında
ne suçluluğun, ne de sindirimindir
yoksunluk
yoksunluk bir ömür boyu
ölümden daha sağır
daha dilsiz

damarlarında öfkeyle balçık
bir karmaşadır hayat
durma
yitikler ülkesine uçarcasına gir
yağarcasına
binlerce yanlışın sesini haykır
indiği gibi yağmurun yeryüzüne
kendini vedalara bağışla
koy bir nokta daha

ve ağla
ağla utanma
bir yaylım ateşi gibi
yumrukların sonradan gelişmeyecek ya
kır bütün aynaları
al yanına yalnızlığını
varsın mübarek kalsın
yaşamak
yaşamak, avuçlarında cam kırığı

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:52

Ardıç Gözlerin
 


ardıç gözlerinin kuytularında
sarhoşluğa soyunduğum günler
hançerlenirdi gökyüzü
ve bütün yağmurlar bende yağardı
ıslanırdım
toprak ıslanırdı
tomurcuklar açardı

dudakların var ya dudakların
onlardı

bir yudum
bir yudum daha
nehirler doğardı…

ruhum sarhoş
ben sarhoş
ne zaman ayılmak istesem
yağmur yağardı


Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:55

Huzuru İmbikten Çekmek Var
 
Huzuru İmbikten Çekmek Var


güneşi kucakladı geldi
aktı toprağa
tohum titredi

sıcacık bir öpüş kondurdu güne

adı çiçek de değil
ne zaman dokunsa
elleri bahar

kokladıkça
nefeste boy veriyor
kökten yapraklara

bu öyle bir ışık ki
yanar
sonsuza kadar

şimdi
huzuru imbikten çekmek var

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:58

Biz Çocuk Kalacağız
 
Biz Çocuk Kalacağız

bir rengi
bir ahengi olmalı sevmenin
derinliğin de gözlerin de
kimse bilememeli içinden geçenleri
çocuksu bir yanı olmalı sevdanın
gül kokulu ellerin de
salıverirken yamaçlara uçurtmayı
yaşam denen uğraşın doymazlığında
insan değil bir çocuk olmalı

hani büyür, büyür de küçülürsün
öz olsan suyunu verirsin
gün boğulurken gecenin koynunda
bulut boğuşurken fırtınayla
kırağılaşan gözlere aldırmaz yürür ya birileri
çocuk olmak gelir içimden
utancımdan
düşünemem çocuksu korkuları
çocuk olmak gelir içimden

bize iğreti gelir bu yaşam
yüreğimizde bahar çırpınışları
ayaklarımız çıplak
çimenin-çiçeğin yumuşaktır dokunuşları
oysa, saman örttü suları
içinde su samurları, sanki çamurda döllenmiş ruhları

insan değil
insancıktır insanlığı yozlaştıran
dur-durak bilmeden koşturan
dolduran-boşaltan, dolduran- boşaltan
o çamur dölleri değil mi karanlık kuyuları dolduran

ben hayata umut ektim, gün gelecek yeşerecek
ehil filizlere serçeler konacak
bir şaşkını da yakama
gagasında türküsü, gözlerinde yağmur damlası
yüreğime akacak sevdası

dünyanız sizin olsun

biz çocuk kalacağız
renkli-ahenkli, haykıracağız sevdamızı yamaçlara
bulutlara
gün geceye
su samana varsın gömülsün
biz çocuk kalacağız
varsın kimsecikler tınmasın
bilmesin
biz çocuk kalacağız

Müsade Özdemir


Müsadenizle 15 Nisan 2009 21:59

Yaprak Dökümü
 
Yaprak Dökümü

dört başı mahmur bir mutluluk bu
toprağa söz kestiğimizden beri yürek aynı yürek
tutku başka
sonsuz bir ninniyi dinler gibi
sarılmışız turkuazın atlasına

dağlarda koylarda uçsuz bucaksız bir ufuk uzanıyor
göğsümüzde insanla insanlığı birleştiren yıkılmaz aşk
ilkbaharda uyanan dal dal açan ağaçlar gibi yüzümüz
bir çocuğun sıra dışı sevinciyle sokakları aralıyoruz
dönüş yolunda
delik cepten yokluk toplayan yorgun elleri işçilerin
buğulu nefesiyle tenleri toprak kokuyor emekçilerin
bir-bir okunuyor künyeleri
kirlenmemiş sayfasında defterin

sokakları aralıyoruz başlıyor serencam
gölgesi titrek ağaçlarda bir yaprak dökümü
ayak altında kuru otlar deviniyor asaleti bozuk zatlar
zamanın serkeşleri çekmiş fitilini
kurnazlığa tohum salıyor çekirdekleri
üfürükçüler-sahte dinciler
dümbeleği elinde vebalı bilimciler
ve havariler genişletiyor boğazının kuburunu

azledilmiş özsaygı
utançlar karanlıkta saklı
kanları dolanıyor hayvan damarlarında
belleğindeki tılsımla faziletsizi en nefissizi durdukça hesaba
sapa duruyor insanlık

en keskin dönemeçlerin uçurumunda sessiz bir çığlık
denizler karalar dumanı tütmeyen fabrikalar
köprüler limanlar bankalar
küçüldükçe küçülüyor karınca lokması kadar

kabuklaşan yara bu biçimsizlikten
hazin bir nihayet
bunca cürüm bunca cinayet
siyah beyaz bir resimdir suretini tarihin aşındırdığı

sokaklar susmuş içindeki çığanın ağırlıyla
çakıldık aralarına
hangi yolda yürüsek kırgın ve öfkeli sözcükler
küsmek ah küsmek
küsmek zehir zemberek
ne sokaklar ne insanlar ne de topraklar aynı renk
kurşunileşmiş doğa kurşunileşmiş yürek

silinmiş ihtilaller kazındığı taşların üstünden
fırtınalara mahkum perili bir köşk gibi duruyor sokaklar
umut az ötede
umutsuzluk içinde

Müsade Özdemir


arwen 15 Nisan 2009 22:40

Çaresizim...

Akrep yelkovanı kovalıyor,
Günler ayları...
Bense çıkmaz sokakta bir başıma kalmışım.
Ne ileri gidebiliyorum,
Ne de geri dönüş var...

Karanlığın içinde,
Gecelerin ayazındayım...
Yüreğimde sen,
Dilimde çaresizliğin türküsü...

Sibel Uygun


Müsadenizle 15 Nisan 2009 23:30

Jiyan

son yolcu gitti, son yağmur yağdı
sustu son şarkı
bu ne ilk ne de son gece…
soğuk sarılar içindeyim, boyun eğiyorum
gidişin hangi tufanın gelişiydi
boynumda muska gibi gezdirdiğim kasırgam
kim var benden başka böyle bekleyen
kimler senin kadrine kapanıktır benim kadar

jiyan
umuda buladığım
hangi gülün bülbülüsün
sevdayı yükledin yorgun kanatlarına
söyle jiyan söyle, göç etme zamanı gelmedi mi

hangi dağı aşsam hangi dala tutunsam
hasretin göğsüme değen taşkınlığında ateş yanarcasına
eriyip giden bu zavallı bedenim, bir avuç küldür jiyan

alışamadım yokluğuna ölüme alıştığım kadar
gitme, bırakma ellerimi demiştim
gittin jiyan

gittin gideli düşmelerdeyim
sesinde gizlediğin neydi jiyan, bedenimi parçalara bölen
sırrın neydi jiyan acıyı dillendiren

hecelerim yorgun, haykırıyorum sensizliğe
bir yanım düşer gibi toprağa
jiyanım sıcaklığım
jiyanım uysallığım
yokluğunda yok olmuşluğum
bin bir koku, bin bir renk, sokaklarımda izlerine kavuştuğum

zaman eğiliyor yalnızlığa, düşün jiyan
tükenerek yenilmeyi düşün
söyleyecek söz bulamıyor insan

uzayan yolları dinamitliyorum, sana erişilmezliği
bağırıyorum sevdamın görkeminde
gök yanıt vermiyor, yer yanıt vermiyor
boşluklardayım
sabaha düşman gecelerde buluyorum seni
çiseliyorsun benliğime ılık ılık
gün doğuyor, yankılana yankılana gidiyorsun
çekiliyor yüreğimin kanı jiyan

kerpiç duvarlım, yıkık damlım, kapılarda meltemim
saçları buğday başaklım
odam soğuk, yatağım yorgun, inliyor pencerem
nereye baksam sen, neye dokunsam sen
ah bir bilsen jiyanım bilsen
kuşlar deli deli uçuyor yörüngesiz

gel kıralım feleğin çemberini
gel bozalım ayrılığın hesabını
gel jiyanım gel, adınla gel toprağıma
korkma kim kendi dağında düşebilir
elini ver
yanan parmakların ucunda kim üşüyebilir

kurumuş dudaklarımda türkülerin en içlisi
uzadıkça acının boyu düşlerimde, gökler düşüyor üstüme
çöl fırtınaları üstüme üstüme
ateş topuyla geliyor düş avcıları
ıssız zamanlarda yitip sana koşuyorum
yıldızlarım sönüyor
sönüyor jiyan ve kimse görmüyor

kesiliyor elim ayağım, siliniyor yüzüm
hayallerine sığındığım, ateş bedenli tılsımım
nice şehirler yıkıldı bir gecede
sana hangisinden sesleneyim

son şarkı kim içindi
çanlar kime
kimin bu nihayet, sessiz - kimsesiz
bu ceset, bu cinayet
kimin jiyan
kimin


Daisy-BT 15 Nisan 2009 23:57

BİR BEYAZ KARANFİL

Benden son arzumu sorsaydın eğer
Seni son bir defa görmek isterdim
Ayrılıp gittiğin o günden beri
Nerdesin nasılsın bilmek isterdim
Bir beyaz karanfil vermek isterdim

AHMET SELÇUK İLKAN


ahmed 15 Nisan 2009 23:58

Ey Meleğim





canımı alsalardı acımazdı bu kadar.
şimdi yokluğunla tek savaşıyorum.
kafamı vurmak geliyor içimden taşlara.
değermiydi diyorum bu akan yaşlara.
hergece bölünüyor uykularım,
allahın al bu canımı dayanamam acıya.
her gece bölünüyor uykularım sancıyla.
duvarda duruyor resmin,aldığımız o mavi çerçevede...
nasılda acımasız bakıyorsun bana.
ben seni mi sevmişim....



kaç gece böldün uykularımı saymadım.
kan ter içinde seni sayıkladığım da çok oldu.
bir görünüp , bir kaybolan sendin elbette.
neden gittin meleğim ?
seni de benden alacaklarmıydı böyle ?
bir kuş gibi kaçıp gidecekmiydin ellerimin arasından ?
umutlarla beslediğimiz o MAVİ sevda bitti mi şimdi?
sen olamazsın bu sevdiğim.
sen olamazsın uğruna can verdiğim.
bir hayal olmalı bunlar.
bu sen olamazsın ey meleğim...


Erdoğan Alarçin


Daisy-BT 16 Nisan 2009 02:00

BEYAZA DÖNSÜN DİYE DEVRAN

Yanlış susuyorsun - gözlerin ağıt -
maviye bak.
Bir bugün mü , başında bunca bela.

Hatırla ,
bulut değildi , umut hiç değil
üstümüze abanan - isli duman.
Biz ki milattan önce , milattan sonra
acı kara yıllar devşirdik sabırla
beyaza dönsün diye devran.
Kimi zaman bir çığlıkla çıktık , çığ altından
bir çığlıkla yıktık surları kimi zaman.
Biz ki nice tuzaklardan , sunaklardan
korlardan , korsanlardan kurtulan
kurban.

Yanlış susuyorsun - gözlerin ağıt -
maviye bak.

Sesin gökyüzüne akan ulu bir çavlan
susma , zamanın durağı yok.
yok tarihin molası.
Bırak sesin gökyüzüne aksın , yıkasın yıldızları.
Kapama şarkını , şarkını kapama
durma öyle kendine uzak.

Yanlış susuyorsun - gözlerin ağıt -
maviye bak.

Değer kıyımlarına en soylu yanıt
şarkıyla
güneşe köprü kurmak.

Türkan İldeniz


arwen 17 Nisan 2009 22:39

Bir sonbahar lezzetinde söyleyeyim merhabamı...
Selamım! Ağustos sıcağı gibi olur çünkü
Zemheri soğukluğunda buldum ben seni
Bak nefesin donmuş, al nefesimden
Selamım gibi sıcacık olur
Kırma beni parkamı omzuna atayım
Bahara kadar kalsın sende
Tatlı bir esintiyle baharda gelirse kokun
Gelir alırım ama sende bir kez yüreğime dokun....
Enver Çiçek


ÖmÜrCeK 17 Nisan 2009 23:02

Nikotin tadında birşey bu..




Hüzne alışık gönüller daha dayanıklı ...



Bunu biliyorum... Hayata hep göz yaşı penceresinden bakmak. Acıyı saklamak ve onu mukaddes bir emanet gibi taşımak asilce...



"Ardımda yangın bir şehir var... yıkıntıların üstünde hala dumanların tüttüğü...




Köşe başlarında yaralı ve gönlü yaralı insanların dalıp dalıp gittiği sokak aralarında şaşkın kedilerin dolaştığı yangın yeri bir şehir... Dönüp bakıyorum. Sırtımda alevlerin sıcaklığı hala… Gözyaşı kaynağım kurumuş... Gözyaşım yollarımda sararmış otlar… Gözlerim ufukta ...



Kaçıp giden rüzgarı yangın büyüten o rüzgarı ve geciken yağmuru arıyorum”



Hüzün...



Acının çiçeği.



Acı ve acılar onlara esir olmak yerine oynaşmayı tercih edenleri heykeltıraş gibi biçimlendiriyor.



Acılarla oynaşmak.




Hüzün uzakların çağrısıdır...



Her gün yüzlerce binlerce defa yollara düşerde düşüncelerimiz bedenin hapistir ve kaçıp kurtulamazsın.



Hüzün uzakların çağrısıdır.



Gidemezsin.




Hüzün kaçıp giden son trenin ardından bakakalmaktır gece yarıları garlarda.



Hüzün üşümektir gecenin bir vakti sizi aramak için çırpınan karanlık dalgalara ve şehrin ışıklarıyla oynaşan yakamozlara cevapsız kalırken…




Hüzün ağlayamamaktır...




Ağlamak için çırpınırken ağlayamamaktır...




Hüzün aşksatmaktırduvarlara...




Hüzün aşkta boğulmaktır ve kimsenin anlamamasıdır feryatlarımızı...



Hüzün içten içe yanarken üşümek ve ürpermektir...



Hüzün yalnızlıktır...




Yalnızlıksa soylu bir duygu kristal kadehle sunulmuş.



Ve alışkanlık yapar…



Hüzün uzaklara ait olup yakınlara hapsolmaktır …”


Daisy-BT 22 Nisan 2009 21:55

♥♥♥
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

(alıntı)


ahmed 22 Nisan 2009 22:00

Bu Gece Çalsın Kapımızı Aşk





Sevgili
Sil beynindeki zamanı
Ayrılıkları unut
İncilmişliğini
İnciltmişliğini
Geçmişe göm...
Tüm gitmeleri bırak
Kal yanımda...


Avuçlarımda yansın ellerin
Gözlerime bakarken hızlansın nefesin
Dokunurken tenime titresin bedenin
Bu gece çalsın yine kapımızı aşk...


Sevgili,,,
Sil ezberindeki benli cümleleri
Unut geçmişi....
Sil ezberinden ayrılıkları
Unut bensiz geçmişi...
Bak bu gece Ankara çok soğuk
Üşüyor bedenim
Tut ellerimi
Bırakma,,,
Sar hadi beni...



Gece kıskansın bu gece bizi
Ayrılıklar acı çeksin,
Kavuşmalara yenildiği için
Bugünü gösteriyor takvimler
Dünü unut,,,
Yarını yoksay
Tüm gitmeleri bırak
Kal yanımda...

Kal ki

Bu gece çalsın yine kapımızı aşk


Pınar Yılmaz


arwen 22 Nisan 2009 22:10

Hadi anlat içine sağdıramadıklarını,
Özlemlerini,rüyalarını
Susma anlat yalnızlığın ızdırabını
Seni anlat beni anlat
Nasıl ikiye bölündüğümüzü anlat
Anlat ki acımız azalsın
Belki diyorum orta bir yol buluruz
Bir kaldırımında sen diğerinde ben
Yürürüz!
Üzülme hey can elbet bizde
Büyürüz!
Şu hasretli günlerin duvarını yıkıpta.
Hadi susma anlat bunu senden duymalıyım
Takatim kalmadı yorgunum anlasana
Ellerim son satırlarını döküyor
Kanlı mısralarına
Son bir kez ağlıyorum son bir kez
Hem sana hem bana! ! !
Rüveyda Yılmaz


ahmed 22 Nisan 2009 22:12

Bekletme





Ağlasam, ağlasam ne fayda ederdi, senin gidişine,
Beni buralarda yalnız bırakmana ne fayda ederdi,
Ağlayan gözler, duygularıma ne demeliydim, kanama,
Benim gözlerimi değil, duygularımı kanattın gitme!


Ağlasam, ağlasam kalır mıydın? duygumu kanatmaz mıydın
Ağlıyorum, ağlıyorum gözümde yaş kalmadı bekletme,
Kanayan gözüme, duygularımı yeter artık kanatma,
Çabuk gel gözlerim görmez, duygularım kalmaz gecikme de...!







Muharrem Ayrancı


ÖmÜrCeK 22 Nisan 2009 22:18

Neyin peşinde geçti bir ömür?
Bir hayalim mi vardı?
Sürekli sorulan soruların bir anlamı olmalı…
Düşünmek bile isyana sürekler
Işığında boğulursun doğruların
Yüzüne vurulan acı gerçekler
Geceleri vicdanın üzerine çöker.
Artık çok geç geri dönemem ki!
Kirlenen kaderim yenilenmez.
Çıkmaya çalışsamda içinden bu bedenin
Yok oldu parıltısı gözlerimin.
Sürekli sorulan soruların bir anlamı olmalı.
Kayboldum…


ahmed 22 Nisan 2009 22:20

Değerini Bilmek Gerekir





Takvimler hep 1 ocağı gösteriyor odamda
Günler eriyip gidiyor farkına varmadan.
Koparmasam yaprakları ne fayda

Akrep kafa tutmuş yelkovana
Dakika saat birbirine karışmış
Zamanı durdursam ne fayda

Hayat ne güzelllikler sunmuş avucuma
Zamana yenik düşmeden
Değerini bilirsem
Ne ala...




Ayhan Çankaloğlu


ahmed 22 Nisan 2009 22:23

İyi Ki Varsın!..





dokunulmamış denizlerdeki balıklar gibi
sonsuza dek kalbimde, özgürce yüzebilirsin
dost ya da sevgili, iyi ki varsın
sen kalbimin en taze ve en eski aşkısın

dipsiz göklerin varılmamış yıldızları gibi
sonsuza dek ruhumu, aydınlatabilirsin
dost ya da sevgili, iyi ki varsın
sen ruhumun en taze ve en eski aşkısın

Tanrının günahsız melekleri gibi
sonsuza dek ellerimden tutabilirsin
dost ya da sevgili, iyi ki varsın
sen gönlümün en taze ve en eski aşkısın...



İsa Yılmaz


ahmed 25 Nisan 2009 21:19

Sevmeyeceksin Arkadaş





sevmeyeceksin arkadaş,
bilmiyorsa sevmeyi,
sevmeyeceksin,

alışmayı bırakıp,
sevmeyi denemiyorsa,
o karanlık yolu secmıyorsa,
sevmeyeceksin

aslında bizde,
bilmıyoruz sevdigi kadar sevmeyi,
sonrasında,
tek başimiza yuruyoruz,
karanlık yolları,
varlıgı en güzel armagansa,
yoklugunda armaganlıyla yetinmeyeceksin,
sol tarafından cıkarıp,
kapı arkasına asabıleceksin,

sevmeyeceksin arkadaş,
varlıgı şerbetse,
yoklugunun,
zehir oldugunu bileceksin,
sevginin karşiligi oldugunda,
karanlık yolun sonu aydınlık,
goreceksin,




Gürsel Aksoy


ARMONİ 26 Nisan 2009 22:34

GÖÇMEN KUŞUN VEDASI
 
göçmen kuşun vedası
I.

aşka doğunca veda boğar aşkı hıçkırık

şiir muztarip kalır kalemim aşka kırık



zamanın kollarında büyüyemeyen sürgün

göçmen kuş / ayrılığın hasretime dökülür

yandıkça ve yağdıkça gözüm puslu / kalb üzgün



deniz kırlangıcımsın anıların bendedir

bir sonbahar çiçeği gibi soldurma beni

göçebeyim göçmen kuş / benim dünyam sendedir



yalnızlık yola çıkıp sevdaya yandığında

hasretine susamış bir yâr gibi beklerim

kelebek dolu ruhum adını andığında

seyyahını özlemiş diyar gibi beklerim

sahrama yaprak döken hazan olma göçmen kuş



bir gece ayışığı ıslattı gözlerimi

güneşi bulamadım yakamoz ağlarında

yanına al da ısıt titreyen sözlerimi

kanat çırp sırrımızın handesiz dağlarında

bir gece ayışığı ıslattı gözlerimi



II.

şebnem yutan şûlede heybesiyim ezginin

gezgin benim içimde / ben içinde gezginin



gök / yüzümün sancısı kanayan yara mısın

duydum aşka inleyen nağmesini ömrümün

sen ıssız sefineden görünen kara mısın



sensizliğin göğünde sessizliği yaşadım

uzun lafın aşkıyım ve biten aşkın lafı

dokunmayın ağlarım yas tutuyor kanadım



hangi bir özlem böyle seni delice bekler

gözesine dilenen pınar gibi beklerim

bu güneşi ağlatan gelmeyişinmiş meğer

izlerinin çölünde yanar gibi beklerim

ardınsıra sevgime zindan olma göçmen kuş



sana ben kadar yakın / bana sen kadar uzak

ardında varlığımı serseri eden yollar

bulduğum her işaret ya dönemeç ya tuzak

uçurumuna vardı uzayıp giden yollar

sana ben kadar yakın / bana sen kadar uzak



III.

derviş olsam da gece sana yıldız toplasam

aşkın semaverinden sevdanı yudumlasam



denize kırağılar düşmemişti ki henüz

göçtün gittin sürüne yavru kırlangıç gibi

kaç bahar sonra düşer can evime yönünüz



yaz güneşi girince evine bir baharın

binbir aşk masalında bulur muyum ben seni

doğar mı hiçbir daha kanatlarında yarın



acıları saklayan ayrılıklara küstüm

çiçekleri büyüyen bahar gibi beklerim

gittikçe boğsa beni hançeremde bir düğüm

yolunu kâh gülerek kâh ar gibi beklerim

dakika yudumlayan zaman olma göçmen kuş



bebeler göçmen kuşu dinliyor masal diye

ben seni sonbaharda serzenişle tanırım

susmak bilmez bir ağıt kaldı senden geriye

ay diyorum sadece dilimde ismin yarım

bebeler göçmen kuşu dinliyor masal diye



IV.

hüzün lekelerimden bir baldıran büyüdü

açtı da karanfilim ellerinde üşüdü



dökülen her sağnağın rafından düştü melâl

kanadın çalılara takıldı göçmen kuşum

hüzünbaz gençliğimi bulmuş yine hoşça kal



zambaklar üşüse de kırağı yine yakar

azade leyl-ü nehar iğreti yazgısında

boyun bükmüş mateme ayrılığında bahar



göçebeyim göçmen kuş göçebesin göçebe

gölgeni yıllar yılı nigâr gibi beklerim

zihnim en cüretkar sitemlerine gebe

buluta pusu kuran rüzgar gibi beklerim

hayallerimi alıp kaçan olma göçmen kuş



düşümde bir kelebek bataklığa düşüyor

tavan aralarında kayboluyor sevincim

ellerimde bir kızın avuçları üşüyor

ayrılık çıkmazında çırpınıyor bilincim

düşümde bir kelebek bataklığa düşüyor



V.

içimde mısra mısra büyüyen bir dünyasın

ne açılan bir kapı ne varılmaz hülyasın



meçhule giden aşkı beklese de limanım

sen kıyı hilalinde fenerin yıldızısın

yosun tutarken taka'm can çekişir zamanım



hayat seninle başlar seninle biter madem

rüzgar inmiş kıyıma köpük vurma ey deniz

göçmen kuşun vedası derdi eylüle dedem



vefa sana her sözüm feveranım ve yâdım

izbesine dövünen vakar gibi beklerim

susturulmaz bir dille duyulmazsa feryadım

şiir olup kalbine akar gibi beklerim

yine aşk dergahımda viran olma göçmen kuş



ayrılığın öyküsü hicret kadar özgürdü

davetimi taşırken yanık uçlu papirüs

beni sevgin ağlattı / seni sevgim göçürdü

hazin bir göç zamanı çöller aşka niye küs

ayrılığın öyküsü hicret kadar özgürdü



VI.

sensiz geçen zamanın kapısında bir mühür

resmini taşısa da dağında öldü ömür



yüreğine açılan penceremde bir sancı

özgürlük mü istiyor ölüme mi koşuyor

ah yutkunamıyorum hançeremde bir acı



hangi bir ayılığın kapısından girmişim

üç beş satır yeter mi her aşkı söndürmeye

elveda türküsüyle dokunmazken ibrişim



sahici duygularım tükense yavaş yavaş

umudu kamçılanan ısrar gibi beklerim

yine yalnızlığımı etme bana arkadaş

yıllardır dönülmeyen karar gibi beklerim

içimdeki dünyaya nâdân olma göçmen kuş



kim anlar kim anlatır sana benim aşkımı

yanarım da derdimi kimseye söyleyemem

yaşamın diğer adı ayrı düşmek aşkı mı

veda vurma kıyıma hüznümü gizleyemem

kim anlar kim anlatır sana benim aşkımı



VII.

ayrılık çiçeğinde damla damla vedasın

gözyaşı düğünümde ne garip bir edasın



elimden düştü kalem sırrı ifşada kağıt

çifte minarelerde çifte hüzün saklıymış

dağa çöküyor gibi kondu bağrıma ağıt



neden ey yedi iklim yaz sonu üşür yüzün

yorgun bir yürek gibi uçuşurken kuşların

dolaştı dolaştı da eylülle geldi hüzün



gözlerimden uçtuğun ayrılıkla süslenip

bir martı çığlığında koşar gibi beklerim

kanat sesini çalan kaldırımda tükenip

yaşamak hevesiyle yaşar gibi beklerim

nerdesin bilmiyorum yaban olma göçmen kuş



çıkmaz sokaklarımın en gezgin adamıyım

bana aşk kevserinden gülüşlerimi verin

gözlerimdeki ferin kanayan yaşamıyım

dualarım umudum gökyüzü kadar derin

çıkmaz sokaklarımın en gezgin adamıyım



VIII.

bağrım yangın büyütsün bir umut toprağında

adresini bulayım her gülün yaprağında



aşk seninde kapını bir gün çalacak desen

mısralarda aşkın var cümlelerde hayatın

kalbimde bir elveda / bir yanardağ gibi sen



kaç seveni ağlar ki ardından sevgilinin

mevsimler yas tutmayı hediye etti bana

gözyaşı çiselendi melül mahzun nazenin



bir ebem kuşağıyla süsleyeceksen beni

yağmuruna susayan gülzar gibi beklerim

gizemli bir elveda alsa elimden seni

ölüsünü gözleyen mezar gibi beklerim

masmavi gökyüzüme duman olma göçmen kuş



güneşlerim silindi yangınlardan dönerken

yetişemedim göçmen yetişemedim sana

göçüyorken ışıyan gözlerden erken erken

ağlayık yüreğimden yalnızlık kaldı bana

güneşlerim silindi yangınlardan dönerken



IX.

sana yazılan şiir hep sana okunuyor

bana sadece senin gidişin dokunuyor



adına ne demeli yarıda kalan düşün

dallar aşkın kalbine güzden yuva yapınca

göçmen kuş vedasını sevdalara not düşün



ah eylülün çiçeği seni arayacağım

hasret kalırsam eğer sevincinin yüzüne

eylülde gittin dite susup ağlayacağım



ben aşka düşen şair / dönüp dolaşıp yine

şu gönlümü bin kere dağlar gibi beklerim

sabrın en güzelinden güller sunup sevgine

sevdiğini kaybedip ağlar gibi beklerim

sen gelmeyi isteyip bîcan olma göçmen kuş



doğmayacak günlerin korkusunda bul beni

yüzümde figanımın yankıları olmasın

bitmeyen gecelerin uykusunda bul beni

düşümden arda kalan gündüzümde solmasın

doğmayacak günlerin korkusunda bul beni



X.

aşka doğunca veda boğar aşkı hıçkırık

şiir muztarip kalır kalemim aşka kırık



şebnem yutan şûlede heybesiyim ezginin

gezgin benim içimde / ben içinde gezginin



derviş olsam da gece sana yıldız toplasam

aşkın semaverinden sevdanı yudumlasam



hüzün lekelerimden bir baldıran büyüdü

açtı da karanfilim ellerinde üşüdü



içimde mısra mısra büyüyen bir dünyasın

ne açılan bir kapı ne varılmaz hülyasın



sensiz geçen zamanın kapısında bir mühür

resmini taşısa da dağında öldü ömür



ayrılık çiçeğinde damla damla vedasın

gözyaşı düğünümde ne garip bir edasın



bağrım yangın büyütsün bir umut toprağında

adresini bulayım her gülün yaprağında



sana yazılan şiir hep sana okunuyor

bana sadece senin gidişin dokunuyor


mehmet şamil baş



Saat: 16:45

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık