![]() |
AĞLAYACAĞIM Birazdan bir yağmur başlayacak gözlerimde Sağnak sağnak ben yine ağlayacağım Gidişin gelecek gözlerimin önüne Rıhtımda sana el sallayacağım Bir hüzün şarkısı dolanacak dilime yeniden Bir ıslık seni bölecek yalnızlığı Bir martı havalanacak çok uzaklarda Ve bir rüya bölünecek hıçkırık seslerimden Yüreğimde birikecek damla damla sensizlik İçimi dökeceğim avuçlarıma Bir yıldız kayacak gökyüzünden Bir ümit kervanı daha göçecek Ve sen geleceksin tüm bunların ardından Gidişin gelecek gözlerimin önüne Kahırla ben yine ağlayacağım.. Harun Erdem |
Ömrüm Artık aynaya arada bir bakıyorsun. Farkında mısın? Ömrüm benden önde gidiyorsun. Yavaşla, yavaşla biraz Benim daha çok işim var biliyorsun. Ben akrep kadar yavaş Sen yelkovan kadar hızlısın. Ben düşlerken sen yaşıyorsun, Benden önce seviyor, Benden önce bıkıyorsun ömrüm. İsteklerimde geç kalıyorum sana söylemeye, Duygularımın önünden rüzgâr gibi geçiyorsun. Özgürlüklerimde uçmaya çalışırken ben, Dört duvar arasına düşmeye can atıyorsun. Yoruldum demeğe dilin varmıyor ömrüm. Ağacın en üst ucunda bütün umutlarım, Bana, ne yardım, ne takat olmuyorsun. Günahları bana bıraktın gibi, Ayrılıkları da bana, Benden habersiz Yanlış kavuşmalar peşindesin ömrüm. İşaretlerin cellâtlara, Bana hiç mi acımıyorsun. Ömrüm dur biraz, Soluklanacağım anlamıyorsun. Gerçekleşsin diye adaklar adıyorum, Tömbekiden gelip suda süzülen duman gibisine, Derinlerde çok derinlerde içimde sakladığım Yar dudağına buse olsun diye hayallerim. Anka kuşunu göremedim daha ömrüm, Benden önde nereye gidiyorsun. Kadir Bıyıklı / 2/24/2007 |
işin doğrusu önce sarıyı gördüm, sonra hepsini birden düşe dalmış bebekti gök oyuncağıyla ilerde adamla çocuk yürüyorlardı ikisi de tavşan uykusunda uzaktan yakından ilgileri yoktu gökkuşağıyla yemin ederim içimde bir sıkıntı o günden beri çocuğa yedi rengi bir arada işaret edemediğimden Akgün Akova |
Sarmam`mı Çaresiz kalmışsan kullar içinde, Senin için kanatlanıp uçmammı, Dermanın dualarda saklıysa eğer, Niyazlarla ellerimi açmam`mı... Bende yazlar, sen kışlarda kalmışsan, Senin için yar, yazları çağırmammı, Soğuk vurmuş acıyorsa her yanın, Hissederim avazsız bağırmam`mı... İncinmişsen can, yüreğin pare pare, Senin için çareler aramammı, Fayda vermez ise bağlandıkların, Derman olup yaraların sarmam`mı... Aydınlanmıyorsa günün ve gecen, Senin için ay ve güneş olmammı, Kalabalıklarda yalnız kalmışsan, Ardın sıra gelip seni bulmam`mı... Ürküyorsan ayazdan, karanlıklardan, Cemre olup üzerine yağmammı, Seher yıldızıysa can, bizi ayıran, Zühre olup gelir seni sarmam`mı... Ayser ÖZBAKIR |
Bende olduğundan beri ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum. Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum. Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor. Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda. Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne. İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu. Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor. Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam. Aşk can çekişiyor gecelerimde. Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde. Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor. Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın. Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak, yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için. Bedeninde serilmeliyim gece gibi. Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda. Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha? dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine? Hani utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ? Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim, güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna, kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni. Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını, dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin, sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi. Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime. Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede. İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı... Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm. ‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan, sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye, yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim, tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle. Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime. Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum. Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında. Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim. İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak, sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım... ‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım? Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın, Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım. Seni seviyorum eylül bakışlım. Arzu Altınçiçek |
Kolye Kolye Yaşanmamış bir sevdanın Külleriydi savrulan. Kum saatinin ince beline Takılıp kaldı hayaller… Ümitlerin bittiği yerde Kurudu karanfiller. Fayda vermezdi çırpınışlar! Ok saplandı yüreğe… Hoyrat ellerde, Savrulup gitti mutluluklar. Hiç gelmeyecek Özlenen yıllar… Gözler dalgın, sözler durgun. Sadece acılar… Sımsıkı tuttuğu avucunda Bir kolye, Sevdiğinden hediye. Ahmet Bektaş |
Beni geçmişin dehşetiyle besle beni geleceğin özsuyuyla Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan mendilimi fesleğenlerle yıka. Bana çılgın bir gürleyiş bellet yankısıyla kapan üstüme geceleri. Benimle rüzgârları tanıştır gözlerimi boralara düğümle. Beni kankardeşi bilsin gözyaşların beni umudunla büyüle. Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının. Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile. Ben seni esir alayım şiirlerle Sen beni kul bil kendine... Nihat Behram |
Seviyorum diyebilmeli insan, kucak açmalı uçsuz gökyüzüne, Sevdasını sayfalara değil gönlüne yazmalı sevdiğinin, Yazarken narin olmalı yüreği, inciltmemeli sevdiğinin gönlünü, Kalem değil hislerini kullanmalı, Mürekkep yerine gözyaşlarını kullanmalı sevdasını yazarken Gece olmamalı, güneş batmamalı bu sevda üzerine, ay gündüzde doğmalı, Sevdaları sözlere sığdırmamalı, anlatmalı gözleriyle, Kırmalı gönül zincirlerini, kaldırmalı prangaları Özgür olmalı bir kuş gibi sevdaları, Kanatlandığında sevdiğine uçmalı hisleri Ağlayabilmeli sevdasını yaşarken Ve haykırmalı hayata Ben seni seviyorum, Ben seni Hasan Demirçekiç |
AYAKÜSTÜ YAŞANMIŞ AŞK HİKAYELERİ Bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum, Bildiğim ancak aşıkken var olduğum... İşte bu yüzden,benim için aşık olmak; Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum Eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar Hiç bir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, Demiş La Rochefoucauld Benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum... 2 Her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim Bir bakışdan,bir duruşdan, Çağrışımın sonsuz hızından Unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda. Belki de yaşanabilecek en güzel serüveni Terk edeceğim daha otobüsün ilk basamağında Kim bilebilir ki,? Sonrayı,sonrasını kim bilebilir? Gizli gizli veda edceğim ona;görmeyecek Ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim Otobüs camına bağrında bir ok ile Bir aşk levhası çizecek,ah min-el! Bu da ötekiler gibi, Kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden Yaşayıp gidecek.. 3 Şimdi hemen kalksam buradan Hemen çıksam uzun sokaklardan birine Kiminle karşılaşabilirim Kime vurulum ölesiye,eve dönmeden Geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen Bir ölümcül sevda hangi köşe başında keser yolumu Bir tenhaya ulak olan o suret avı bırakırmı yakamı Haracı ödenmeden bırakırmı yakamı Bir suretten,bir şiirden,bir hüzünden Ak kağıda düşürülmüş İmzasını görmeden Bırakmazlar yakamı,bilirim,ben ölmeden 4 Hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden Her aşk,her şiir Ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden, Küskün omuzlu terkedilmişliklerden, Perspektifinde hep bir sokak taşıyan o sessiz O faili mechul cinayetlerden Resim altı sözcüklerden Aşk mümkün olsa idi ah,aşığı öldürmeden Bırakırmı yakamı kağıdın ölüm beyaz sureti Elle bilenmiş sözcükler, Yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı Nabzımın atışına ayak uyduran vezninde Gece adımları şiirlerimin Bırakır mı yakamı yaşadıklarımı Dökmeden imgelerin giysilerine Hayatın maskelenmiş gerçekliğine Upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için Yeniden ve yeniden. Murathan Mungan |
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YUCEL |
| Saat: 18:08 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık