![]() |
ÜMİT YAŞAR OGUZCAN : SONYAPRAK Son Yaprak Ulkenin batisindaki küçük bir mahallenin bir sokaginin neredeyse tamami ressamlardan olusmaktaydi. Bu mahallede, üç katli bodur bir tugla yigininin tepesinde iki kiz arkadasin stüdyolari bulunmaktaydi. Alt katlarinda ise yasli bir ressam otururdu. Günlerden bir gün kiz arkadaslardan biri zatürree hastaligina yakalandi. Genç kiz günden güne eriyordu. Bir gün, arkadasi resim yaparken O da yataginda pencereden disari bakiyor ve sayiyordu...geriye dogru sayiyordu. "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi". Arkadasi merakla disari bakti. Sayilacak ne vardi acaba?Görünürde sadece kasvetli, bombos bir avlu ile alti yedi metre ötedeki tugla evin çiplak duvari vardi. Budakli köklerinden çürümüs, yasli mi yasli bir asma, tugla duvarin yari boyuna kadar tirmanmisti. Dönüp arkadasina"Neyin var?" diye sordu. Hasta kiz fisilti halinde" alti" dedi. "Artik hizla düsüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardi. Saymaktan basima agri giriyordu. Ama simdi kolaylasti. Iste biri daha gitti. Topu topu bes tane kaldi simdi." "Bes tane ne?" diye sordu arkadasi. "Yapraklar, asmanin yapraklari. Sonuncusu da düsünce, ben de mutlaka gidecegim.Hissediyorum bunu." Arkadasi ona saçmalamamasini söyleyip içmesi için çorba götürdü. Fakat O; "Iste bir tanesi daha gidiyor. Hayir çorba filan istemiyorum.Bununla geriye dört tane kaldi. Hava kararmadan sonuncusunun da düstügünü görmek istiyorum. Ondan sonra ben de gidecegim."diyerek cevap verdi. Genç kiz uykuya daldiginda arkadasi da alt katta ki yasli ressama ziyarete gitti. Bu sirada yaprak olayini da anlatti yasli adama. Yukari çiktiginda arkadasi uyuyordu. Ertesi sabah hasta kiz hemen arkadasina perdeyi açmasini söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmis gibi gelen upuzun gece boyunca araliksiz yagan yagmur ve siddetle esen rüzgardan sonra, bir asma yapragi hala yerinde duruyordu. Sapina yakin taraflari hala koyu yesil kalmakla birlikte, testere agzi gibi tirtilli kenarlarina ölümün ve çürümenin sari rengi gelmis olan yaprak, yerden alti yedi metre yükseklikteki bir dala yigitçe asilmis duruyordu. "Bu sonuncusu" dedi hasta kiz."Geceleyin mutlaka düser diye düsünmüstüm. Rüzgari duydum. Bugün düsecektir, o düstügü an ben de ölecegim." Agir agir geçen gün sona erdiginde onlar alacakaranlikta bile, asma yapraginin duvarin önünde sapina tutunmakta oldugunu görebiliyorlardi. Derken siddetli yagmur tekrar basladi. Hava yeteri kadar aydinlanir aydinlanmaz, genç kiz hemen perdenin açilmasini istedi. Asma yapragi hala yerindeydi. Genç kiz, yattigi yerden uzun uzun yapragi seyretti. Sonra arkadasina seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan oldugumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yapragi orada tuttu. Ölümü istemek günahtir. Simdi biraz bana çorbaverebilirsin."dedi. Aksamüstügelen doktor ayrilirken; simdi alt kattaki bir hastaya bakmam gerekiyor. Yasli bir ressammis sanirim. O da zatürree. Yasli adamcagiz çok agir bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldiriliyor dedi. Ertesi gün doktor: "Tehlikeyi atlattiniz, siz kazandiniz." dedi. O gün ögleden sonra arkadasi artik iyilesmis olan arkadasina alt kattaki yasli adami anlatti. Yasli adam iki gün hastanede yattiktan sonra ölmüs. Hastalandigi günün sabahi kapici onu asagida, odasinda sancidan kivranirken bulmus. Pabuçlari, elbisesi bastan asagi sirilsiklam, her yani buz gibi bir haldeymis. Öyle korkunç bir gecede nereye çiktigina akil sir erdirememisti kimse. Sonra, hala yanik duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çikarilmis bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karismis sari, yesil boyalarla bir palet ve saga sola saçilmis bir kaç firça bulmuslar. O zaman o son yapragin sirri da çözüldü. Rüzgar estigi zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yasli ressamin saheseriydi. Yasli adam, son yapragin düstügü gece oraya bir yaprak resmi yapip yapistirmisti. |
YALNIZ BİR OPERA Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda Yorgun,kirli ve umutsuz geçmişim Oysa bilmediğin bir şet vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim İmrendiğin,öfkelendiğin,kızdığın yada kıskandığın diyeli Yani yaşamışlık saydığın geçmişim Dile dökülmeyen tenhalığında Kaçırılan bakışlarda Gündeliğin başı boş ayrıntılarında Zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbette üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, Biraz daha sevdiğim biraz daha fazla önem verdiğim Başlangıçta doğruydu belki Sıradan bir serüven rasgele bir ilişki gibi başlayıp Günden güne hayatıma yayılan, Büyüyüp kök salan, Benliğimi kavrayıp, Varlığımı ele geçiren bir aşka bedeldin Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazanan gibi TERKETTİN murathan mungan |
Yalnızlığım Birer birer silinir aklımdan herşey, Sadece kendimle başbaşayım, Ne acıları yaşamak isterim, Ne de sevdaları, Duygusallığım alıp götürür beni, Bir geceyi düşünürüm, Bir de o gecenin matemini, Sessizliğimi de çekerim içime doğru, Düşlerimin aynası olur yalnızlığım, Açmadıkça o güzel çiçekler, Kaybolacak içimden ruhum, Karışacağım kendime, Kalacağım yine yalnızlığa, Yapayanlız. Nazım Uzun |
O Dağların Kızıydı!!! O Dağları kızıydı!!! Adı: Selver'di.... O heybetli toros dağlarının kızıydı, Gözlerini denizden, Yüreğini dağlardan... Ormanlardan, sevgiden dermişti... O dağların kızıydı Adı: Selver'di, Bir namlunun gölgesin de, Zorla!... Bekaretini verdi! Kimseye anlatamazdı, söyleyemezdi, Anlatsa bile kimse ona inanmazdı! Yedi ay sonra anladılar! Önce ağabeyleri, sonra babası; Allah ne verdiyse... Anlatamadı dinlemediler! Gözyaşları karıştı yüreğinden akan kana... Satıldı sonra, babası yaşında adama Karnında 7 aylık bebeğiyle... Babası yaşında beş çocuklu adama! Şimdi onun çiftliklerinde köle! O dağların kızıydı; adı: Selver'di... Umutlarını, hayallerini, yarınlarını... Bir namlunun gölgesinde; zorla! O namussuza verdi... Ve bir kere bile göremeden; Koklayamadan, saramadan bebeğini... Bir kere bile!.. Onuda verdiler yaban ele O namussuz mu? Hala yaşıyor köyde, Utanmadan, yüzü kızarmadan Hala yaşatıyorlar onu! Bizim köyde!.... Selver!se hala köle, Beş çocuklu adamın çiftliklerinde... Hayvanlarla eşit muamelede!... alintidir--sairini bulamadim..özür diliyorum..ama paylasilmali bu siir.. insanlara verecegi dersler oldugunu düsünüyorum.. siir hakkinda olumlu-olumsuz düsüncelerinizi paylasin arkadaslar... siirleri yazib birakmak yerine, elestirilerimizi de yazalim.. |
DORUKLARA SEVDALANDIM Filiz filiz harelendim dağlara uymak için Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için. "Kekik kokusu duydum Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin Uyandım birdenbire Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden Yorgunum; Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına Düşmanlarım ulaşamazlar..." Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya. Denizlerde dalgalandım taşları oymak için Doruklara sevdalandım ışığa doymak için Irmaklarda durulandım dağları duymak için Irmaklarda durulandım dağları duymak için. "Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun. Bahar gelmiş balam benim Bahar gelmiş dayanmış Dalda yaprak bebeciğim Suda köpük uyanmış Kuzulara özenmiş kızım benim Körpe sesler dinlenmiş Ay ışığında yanmış yavrucuğum Onun için beyazmış." Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya NİHAT BEHRAM |
Gitme Kal Diyemedim Bir sevda dudağında tutsak kaldı özlemim uzun kara trenler alıp götürdü seni hasret boyu uzayan raylara döküldü gözlerim bütün insanlar ağladı sen giderken. bütün istasyonlar gözyaşlarına boğuldu bir ben ağlamadım inanki, bir ben ince bir duman gibi kaybolup gittin oysa seni sevdiğimi söylememiştim daha sensiz yaşamayacağımı, sana aşkımı anlatamamıştım gitme kal, giden ben olayım gitme kal diyemedim kahrolası gururum, kahrolası dilim arkanı dönüp giderken hıçkırıklar düğümlendi boğazıma kızdım ,bağırdım , haykırdım, isyan ettim yine de seni sevdiğimi söylemedim ardında ağlayan bir çift göz paramparça bir yürek ve dalları kırılmış bir ağaç gibi baktım ama gitme kal diyemedim kahrolası gururum, kahrolası dilim gittin hayallerim ardında yaprak yaprak düşüyordu bir çocuk üşüyordu elleri cebinde dalında bir gelincik ağlıyordu bir dağ yanıyordu içimde gitme, gidersen baharda git sonbaharda gitme yapraklar düşmesin ardında diyemedim kızdım ,bağırdım , haykırdım, isyan ettim yine de seni sevdiğimi söylemedim kahrolası gururum, kahrolası dilim gitme kal diyemedim .../ bir rüzgara açarım şimdi kalbimi bir de sulara alıp getirsinler diye sevgimi sana bir tutam sevgiydi yaşam kalbimde bir yudum hasret oldu döküldü gözlerimde tane tane -- B u K e T |
Güne doğmak… Acılarla yoğrulmuş yüreğine girmek için Zemzemle yıkayıp yüreğimi Arındırdım geçmişin tüm kasavetinden Titreyen dudaklarımdan döküldü adın Dolunaya dönüşürken ilk akşamın hilali Kabardı sevginin coşkusuyla ruhum Her şey yeni bir güne doğmak Yeni bir güne umutla bakmak için Huzurlu muyum yatağında akan su gibi Huzurlu musun aynaya baktığın gün gibi Mevsimin geçmişliği mi geriyor sevdayı Cümlelerinle gelen ışıkla genişliyor yüreğim Genişliyor bir hilalin koynunda acım Bu Şubat çok ılık esiyor be canım Eriyor eriyor kılcal damarlardaki kanım Ya ışık saçan gözlerin hangi renkte Ellerime sarılıyor sanki saçların En siyah gecenin ayazında çıktım Bağrım açık tırmanmak için yamaçlarına Sevda gibi kesiyor uzaklığın Uzaklığın kadar yakınlığın Gözlerime doluyor sevdanın kanları Yeni bir vadinin kutlu müjdesini vererek Bir turna geçiyor karanlığımdan Ve sen ey uzaktaki Dolunaylarımı oluşturacak tek hilalim 12.02.2007 Dr.Hamza Yasar OCAK |
İKİ SATIR Her günün akşamı kalem elimde İnan iki satır yazamıyorum Bir bir dolanıyor sözler dilimde İnan iki satır yazamıyorum Bu hasret gerçekten bitirmiş beni Bana çok görüyor severken seni Kaldıramıyorum yorgun bedeni İnan iki satır yazamıyorum Bıraktığın izler gönlümde ne çok Dokundukça yakar sanki kızgın ok Kağıt kalem nemli çizgi desen yok İnan iki satır yazamıyorum Engin NAMLI |
Elveda * sana elveda demiyorum biz ayrılırken yasta belki karşılaşırız yan yana musalla taşında sende affetmedin acı desenli bakışlarımda bittik elveda demeden biten aşkın iflasında * iki gözüm vardı şimdi ağlamaktan tanınmayan hiçbir şiir kuru değil , gözyaşımla yazılmayan sensiz içim yatalak , dışım dirhem dirhem yaşayan içimdeki çocuktu aşkı yalan gölü sanmayan * sana kapanmışken çaresizdim , şimdi naçar kaldım yarınlar pembe , beklentim yeşildi uzağa baktım mutsuzluğa demir atmışım yeni yeni anladım elvedaların kölesi olmuşken yaşayamadım * Serdar San İzmir , 17.09.2006 |
Alıntı:
canim..kusura bakma.. acik renk kullaniyorsun.. okumakta zorlaniyorum.. alinti yapip renklendirdim..izninle..:)) yüreginden öpüyorum arkadas.. harika paylasimin icin.. YUVARLAĞIN KÖŞELERİ Aşka gönül ile düşersen yanarsın. Zeka ile düşersen kavrulursun. Akıl ile düşersen çıldırırsın. Duygu ile düşersen gülünç olursun. Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin. Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç. Özdemir Asaf |
| Saat: 15:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık