![]() |
Toprak Sen Kokuyor.. Bugünde aksam oldu Sensizligin ötelerinde.. Bugünde günes batti Sevginin berilerinde... Düsünüyorum.. Simdi nerelerdesin? Kiminlesin.. Üsüyorsundur.. Korkuyorsundur belkide.. Üzerinde en sevdigin sari krizantem cicekleri Besleniyor ayrilikla benim gözyaslarimla.. Ben geldim.. görebilirmisin ki ? Sevdigimi bagirsam duyabilirmisin ki ? Toprak sen kokuyor yine.. Cicekler senin güzelliginde.. Dualarim hep seninle.. Seni seviyorum.. Korkma oralarda Yakinda bende geliyorum.. ! |
İlk Yağmurla Gel Bir gün Ümit etmediğim bir gün Alıverecekler seni benden Neler götürdüğünü bilmeyecek Düşünmeyeceksin Belki döneceksin Düşerken yıldızım Bir selvi gölgesine Belkide ömür boyu bekleteceksin İlk yağmurla gel Ne var ki bu dünyada Kaybedip bulmaktan güzel Öylesine yanıyorki için Doymak için susuzluğuna Seni yudum yudum değil Damla damla içeceğim |
aşkları yoksul, kimsesiz zamanlara saklama zamanı bak kadının yüzü sade, çılgın sözcüklerle kaplı seviyor, yaklaşıyor seviyor, okşuyor kah bir kuğu, kah bir kuzgun deli ediyor onu derindeki sözcük tartışmaları süzülüyor soğuk rüzgarlarla dolu geçmişine koyu karlı bir denizde ******p, yıkıyor zihnini buz kesiyor kibirli, ukala sevgisi nefreti emiyor tüm şarkılarını emiyor biriktirdiği gece yarısı sevişmelerini kah bir kuğu, kah bir kuzgun seviyor, uzaklaşıyor seviyor, seviyor, seviyor... |
Yalan da olsa... Alıp başını gitsen de bu diyardan Beni de götürürsün ardından. Gölgenin karanlığına gizlenirim Bir ömür seni izlerim. Yırtamazsın beni içinden gözünde renk, yüzünde gamzen Bağrında ateş olurum, sende gezen... Çıkarken kapıyı açık bırak kapanmasın, lazım olur dönerken. Gün lambayı söndürmeden Geri dön, ben ardına düşmeden. Şakaydı de, yalan da olsa İnanmasam da inanırım sen söylersen... Esme dağlarımda ayaz ayaz dondurma kardelenimi ılıkça es biraz biraz Isıt artık donan şu yüreğimi. Vurma şafaklarıma bir kurşun gibi Dolma gözlerime yağmur misali Gözümden akacaksan eğer sevgini de getir yağmurla yağ dağlarıma, yağ bağlarıma. Yalan da olsa, yağacağım de inanmasam da inanırım sen söyle bir kere... Umudun perdesini kapatma bir köşesi bari açık kalsın. Güneşi söndürüp de yarını karartma Umutların hep güneşle açsın. Uzat ellerini yıldızlara, tutamasan bile Yalan da olsa, tutacağım de bir kere... Yürüdün bu yolda bunca sene Bir kaç adım daha ne kaybettirir kendine Yarın önünde, umudun önünde Bense, yarın ki umudun içinde Seni bekliyorum dört gözle. Yalan da olsa, geleceğim de inanmasam da inanırım senin söylediğine Yeter ki sen söyle... |
Neden? Neden tilki gibi bekleriz hep geceleri de sinsice düşünür ve gündüzü def etmek isteriz inimizden yavrusunu koruyan anne gibi içimizin yaşaması için savaşırız her gece gündüzle? Neden hep zorlukları göğüslemek isteyip de basit anları gözümüzün önüne getiremeyiz ve basitçe bakamayız kendimize nasıl olur da sevgililerimizin özünü kabul ettiremeyiz gözlerimize? Neden mucizeler aradık birbirimize inanmak için de göremedik bedenimizin her köşesinde saklı olmayan mucizeyi çok mu basit gördük bunları ve bunu anlatabilmek için mi soluttuk ömrümüze havayı? Neden hem uygarlık marşlarıyla coşup da hem anlatamadığımız acılarla uyuştuk sessiz bir köşede başkalarının acılarıyla kendimizi susturup aklımızı kanattık dışarıya doğru? Neden hep korkularımızı sevdik de onları gerçekleştirince sevindik bu yüzden mi savaşlarda kahramanlar yarattık ve evlerde korkaklar bıraktık? Acaba acı duymaya bağımlı kaldık da kemanların konuştuğuna mı inandırdık kendimizi ve bunun için mi paylaşmak istedik dostlarımızla yalnızlığımızın bizi daha güçlü gösterdiğini? Acaba boşlukta yaşamaya alıştık da neyi ondan mı üfledik tersten ve bu nedenle mi döndük acı güneşinin etrafında bedene sıkışmış gezegenler gibi vurduk demden? Acaba ağlamakla mı boşalttık kinlerimizi de yine annelerimizin şefkatini özledik içimizdeki o özlemi kinlerimizi yok etmek için de karşımızdakine söylemedik? Neden hep gizemli bilgiyi arar olduk da esir ettik insanlığın her bilgisiyle kendimizi bilgi edinip, özgürlük isteyip efendi olunca hemen haritalarda sınırları çizip hiçliğe kapılmasını istediğimiz köleler diledik? Neden hırslandık sahip olma gücüne de çocuğumuzun yaşayacağı yerlere çöpler döktüğümüzü önceden göremedik orada kokacak çöplerinse bizim hırslarımızın yenisini getireceğini bilemedik? Neden sevişmekten korktuk ve gökten yalanlar bulaştırdık ona da yanımıza yalnız kalmamak uğruna yeni korkaklar topladık neden ateşli sevişmelerimizi anlatamadık etrafımıza ve samimiyetimizi ifade etmek için çaba sarfetmek zorunda kaldık? Neden bedenlerimizi günah diye mimledik de onlara bakamadık bir ressam gibi anlatamadık çıplaklığımızın da bir çiçek bir dağ gibi koklanması ve keşfedilmesi gerektiğini? Neden doğadaki kutsal bilgileri çalıp da onu yok etmek için kullandık sonra evlatlarımıza saray bırakırken yemyeşil kokulu ağaçlar istedik bahçesinde? Neden hep uzaklarda olmayı istedik de yanımızdakilerin de o bilinmeyende olmak istediğini görmedik söylemeye korktuk mu çevremizde hesap verecek kimse görmek istemediğimizi ve hala direttik uzakların, bulunduğumuz yerden daha güzel olduğunu söylemeyi? Neden hatalarımızı anlamadık birbirimizin de bunun için mutsuz insanlar olduk hepimiz bunları kabuğumuza korumak adına her gün birbirimizin yüzüne vurup baskı kurduk oynadığımız bu saçma oyunda kardeşimize? Neden bu oyunu oynadık binlerce yıldır da bir an için sevgimizi kalbimizin tozlu çatı katından indiremedik ve orada bulduğumuz hafızamızın çektiği fotoğrafların sadece siyah-beyaz olduğuyla kandırdık beynimizi? Neden karşımızdakinin içindeki özü görmedik de kendi özümüze ağ ören nefreti yakıştırdık ona ve her gün kimse beni anlamıyor deyip aslında herkesin şarkısını söyledik dört duvar arasında? Neden bu yüzden yalnız kaldığımıza inandık da intiharlarla yırttık hayat tuvalini düşünemedik aslında çoğunluk ve bir olduğumuzu insanlığın mutluluk resminin renksizleşeceğini? Neden oyaladık bunca yıldır insanlığı felsefi karşıtlıklarla da kral çıplak ve aşık diyemedik çocuk saflığında Güç lanetine kapılıp büyük olmaya özendik de o zaman neden hep çocukluğumuzun özgürlüğünü özledik? Neden tanımlama ihtiyacı duyduk herşeyi de hissetiklerimizin ve düşündüklerimizin mezarını kazdık herkes farklı tanım koyunca haliyle ilim pınarının önüne önyargıdan barajlarlarla set çekip akamadık sevgi denizine? Neden bir kez olsun hayallerimize korkularımız kadar şans vermedik de cenneti boyayamadı yeryüzüne dillerimiz acaba hep mutlu kalmaktan, daha mutlu olmadan korkuyoruz da yine cehennemi istiyor haşarı hayallerimiz? Neden bu kadar soru işaretiyle doldu gözlerimiz de cevabın sorunun kendisi olduğunu söylemedi bir türlü geçmişimiz soru işaretini kullanmanın nokta kullanmaktan daha barışçıl olduğunu bir türlü yediremedi kendine kibrimiz? |
Her Ayrılık Son Değildir Zaman ödünç alınmış sevinçlerin iade zamanı. Birazdan kalkacak tren Kirli bir hüzün kalacak, Yorgun banklarında istasyonun... Raylar arasına düşmüş bir hıçkırık Karışıp kaybolacak solgun havaya Çalınmış bir zamandan Ödünç alınmış sevinçler Bir kampana sesinde Duman duman kaybolacak... Geride sadece Buruk bir acı kalacak.. Hoşça kal! ! Ne martıların çığlığında ara sesimi Ne de kokumu, esişinde rüzgarın “sözüm teneşir vadesi”demiştim ya Baştan başa kaldırımlarına yazdım o şehrin Şimdi her sokak bana uzanır Her köşe başında bekleyen ben Yaşlı faytoncuda şaklayan kamçı Ada vapurunda ağlayan çocuk Yuşa tepesinde inleyen derviş... Gece sularda yıkanan ben... Geç kalmış sevdalara çalınır bütün kemanlar Bütün şiirler ayrılıklardan yana Bütün şairler az buçuk melankolik Bütün ayrılıklar hüzün dolu Sen benim tek gerçeğim Her ayrılış son değildir bilmelisin Sevince ölürcesine sevmelisin... Ne çıkar ayrılık çalıyorsa barlar Tavernalar Ne çıkar ayrılık varsa sarhoş naralarında Bütün postacılar ayrılık taşıyorsa ne çıkar Aşk var ya Her ayrılık son değildir bilmelisin... Sevince ben gibi Ölümüne sevmelisin... |
Bugün moralin bozuktu ya dostum, Bak ben bir şiir yazdım sana... hayat zaten kısa.. bak seninkinden bir gece gitti boşu boşuna... halbu ki yaşanacak bir şeyler vardı elbet bir yerlerde... mesela ben bugüne yaşama sebebi olarak aylardır bozuk olan o kapıyı tamir etmeyi koymuştum.. yaptım.. bir amaç uğruna yaşadım.. yarın bambaşka bir amaç... yeni bir gün, yeni umutlar... hayat güzel be dostum her şeye rağmen... yeter ki tad almayı bil yaşamayı bil... sevmeyi bil en önemlisi bir karıncayı bile olsa... gülmeyi bil, gerekli de olsa gereksiz de olsa, ağlamayı da bil, ama sadece kahkahalar yetersiz kaldığında... gün gelip de bu diyardan göçerken bambaşka diyarlara, yaşadığın hiçbir şey için pişman olma... küçük mutlulukların gülümsemesi belirsin yüzünde, yıldızlar gibi parlasın yaşama sevinci, son anda bile... giderken bile geride kalanları mutlu etmeyi bil... |
Nisan Yagmuru Asklarla geldi nisan yagmuru Sevgi tohumlari filizlendi gene Sensiz gecen hasretli günlerime sirilsiklam sevdama indi gene. Yüzümü oksayarak düstü,süzüldü Yanagimdan asagiya Agir adimlarla ilerlerken Düsüncelerimde nice buzlar cözüldü. Aldi beni götürdü diyar diyar Seyre daldim sevdigimi Hasretimi bir an unutturdu Karsimdaydi sevdigim yar. Götür beni nisan yagmurum Birak beni sevdigimin kapisina Asik masukunu bulmus Farketmez beklerim kapisinda |
Özlemlerde Islanmış yokuşların Yamacında ‘ben’ varım. Ağlayan göz içinde, Derman çanaklarında, Kalemimle ‘ben’ varım. Yağmur tanelerinin Düştüğü çukurlarda, Yıllanmış şarkıların Söylendiği yollarda, Haykırarak ‘ben’ varım. ‘Ben’ varım her yağmurda, ‘Ben’ varım her güneşte; Hasret türkülerinde, Bahar sevgilerinde, Özlemlerde ‘ben’ varım. |
SÖYLENMEYECEK TEK CÜMLE ASILACAK ADAM KADAR ENDİŞELİYİM, SARILACAK NE CAN KALACAK NE DE CANAN... LİMANIM MEÇHULE DOĞRU SÜRÜKLENMEKTE BU ZAMAN IRAK SAYMIŞ BENİ KENDİSİNE,BANA BÖYLE YÜKLENMEKTE. KIYMETİNİ BİLİYORUM,BİLMEZ DEĞİL. ÜSTÜME VAZİFE BİLİRİM İHTİLAL KASIRGALARINI ÇEKİLİN ARTIK OCAĞIMIN BAŞINDAN ÜŞÜMEK DE PARAYLA OLMAZ ELBET KADERİME TUTSAK,YİNE KADERİME MAHPUS BAHARIM DA AYNI KIŞIMDA AYNI ARALIK DA AYNI TEMMUZUM DA HATIRI BİLE SAYILMAZ OLDU BU DEVİRDE KAHVENİN ASILACAK ADAM KADAR ENDİŞELİYİM RİVAYET OLSA KEŞKE SÖYLENMEYECEK TEK CÜMLEYİM. |
| Saat: 19:07 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık