![]() |
BEKLE BENİ "KARLAR TOZARKEN BEKLE ORTALIK AĞARIRKEN BEKLE, KİMSELER BEKLEMEZKEN BEKLE BENİ..." -K.Simonov- I Bekle beni küçüğüm, umudu karartmadan sevinci yitirmeden bekle döneceğim bir gün elbet bekle beni. Bahar geldiğinde kırlara çıkacaksın dizboyu otlar üstünde koş koşabildiğince ve sakın yitirme neşeyi. Kırların sessizliğinde yüreğinin sesini dinle ve orada benim için küçücük bir yer ayır ve bekle beni küçüğüm. Doğa pervasızdır biraz bakarsın en olmaz yerde masmavi bir su fışkırır ve suyun ışıldayan göğsünde sevincin nilüferleri. Bahar şaşırtmasın seni sırtüstü uzan bir gölgeye suların, kuşların sesini dinle ve bekle beni orada döneceğim küçüğüm II Mapusane türküleri hüzünlüdür biraz belki her dinleyişinde yüreğin burkulmakta için sızlamaktadır ama acılara alışılmaz birşeyler var değişecek, birşeyler var değiştirmemiz gereken önce acılardan başlanacak Beş on yıl dediğin pek kolay geçmeyebilir üstelik bu savaş, bu kahredici kıyım bitmeyebilir daha uzun süre Ama sen sahip çıkarak yaşama ve sevince bekle beni küçüğüm, acılar bitecek bir gün sevgiler çiçek açacak. Mapusane türküleri hüzünlüyse de biraz yüreğin burkulmasın için sızlamasın sakın ve bekle beni küçüğüm III Kış kıyamet bir gün bakarsın çıkıp gelmişim varsın azgınlaşsın tipi ve uğuldayadursun dışardaki rüzgâr Sakın şaşırma küçüğüm üşümüş bir serçe gibi titremesin ellerin apansız çıkıp geleceğim kış kıyamet de olsa bir gün Uğuldayan bu rüzgâr, bu delice yağan kar ürkütmesin seni direnmektir artık bekleyişin öbür adı Sen türküler söyle ve gülümse küçüğüm çünkü; sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları Bekle beni küçüğüm umudu karartmadan sevinci yitirmeden bekle döneceğim bir gün elbet bekle beni küçüğüm. Ahmet TELLİ |
Hangi Ayrılık? Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın? Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren? Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren. Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline? Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam? Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam? Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam. Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam. Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın? Hiç sanmam! ... Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! . Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye? Olur mu be! . olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi? Buruşturup bir kenara atılır mı? VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı? Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze eze! ..... Hangi anası tipli parlak çömeze, Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı? Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni? Ve! .. Hangi su bağışlatır? Hangi musalla temizler seni? Bu Nasıl Ayrılık? ... Yusuf Hayaloğlu __________________ |
SEN YÜREĞİMDE YEŞERENSİN Soğuk bir kış günüydü,kara ayazın hüküm sürdüğü, O günlerde tanımıştım seni, Ne kadar da mahzundun,bir o kadar da gururlu ve mağrur Beklemiştim seni saatlerce soğuğu iliklerimde hissederek Seni tanımak;geçen zaman içinde, Neredeydin bu zamana kadar ey sevgili Bu zamana kadar boşunamı?yaşadım Boşunamıydı ömrümün dikenli yollarda geçmesi Ben yaşamayı seninle tattım, Nefes almayı,yürümeyi,koşmayı,okumayı Kısacası hayatı seninle yeniden yaşamaya başladım Sevgi bu olsa gerek,aşk dedikleride... Şimdi tebessümle bakıyorum geleceğe Çünki içinde sen varsın, Ağustos böceği var, Adı konmamış maviş boncuk tomurcuk var Ne diyeyim yar sana,sen değilmisinki... Bana şiir yazmayı öğreten, Hayatı öğreten,yaşamayı öğreten Beni ben yapan SEN DEĞİLMİSİN EY SEVGİLİ Tuncay Özdemir |
EFKAR DAĞITALIM…. Yo Yo!! Vallahi de billâhi de olmaz, Kırk yıllık "Kâni"den "Yani" olmaz. Zaten memleketimiz Yobazsız olmaz. Olsa bile zaten bunun tadı tuzu olmaz. Siz nasıl bana "korkma sen" dersiniz, Ve de olmıyacak bir günah işlersiniz. Hem yobazın koluna girip gezersiniz, Hem de sizi kınayanları azarlarsınız. Yo! Yo! Vallahi de billâhi de olmaz, Bu sözlerle bizi uyutmak hiç olmaz. Verdiğiniz sözde durmamazlık olmaz. Hele hele ezansız namaz asla olmaz. Ben onların hakkındanda yalnız gelemem, Onlar sizin hakkınızdan gelsin istemem. Meydanın onlara kalmasını hiç istemem, Çünkü sonra ben ne yapacağımı bilemem. Gelin biz bunları unutup, rüyalara dalalım, Hacıyla Yobazı bırakarak keyfimize bakalım. Gözümüzü açınca gelin derdimizi unutalım, Dertleşip iki kadeh içkimizle efkâr dağıtalım. NECDET ÇOBANLI |
GÖZLERİN KAL DİYOR Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda Gözlerin kal diyor dudakların git Bakışın anahtar, gözlerin kilit Ellerin aç diyor, dudakların git. Ayrılık; dönüşü olmayan nehir Yalnızlık; yıkılmış bomboş bir şehir Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir Gözyaşın kal diyor, dudakların git. Gidersem, bir daha dönmeyeceğim Kalırsam, kalbime yenileceğim Çözemedim seni delireceğim Gözlerin kal diyor, dudakların git. Duvardan insin mi resimlerimiz, Yabancı olsun mu isimlerimiz? Ya o, deli dolu gecelerimiz Anılar kal diyor, dudakların git. Bu roman da biter belki birazdan Ne aşklar yıkıldı gururdan, nazdan Ağlıyor besteler yine hicâzdan Şarkılar kal diyor, dudaklar git... Ahmet Selçuk İLKAN |
SENİ ARIYORUM Şimdi bir an dönerek gerilere, hani Bir zamanlar beni ölesiye yaşatan Ellerimi bırakıp, sevecen ellerini Çevremi sımsıcak bir sevgiyle kuşatan Seni arıyorum. Bir deniz hıçkırıyor ta içimde, dinle Giderek yalçın kayalar, kumlar eriyor Şimdi baş başayım bir kıyıda kendimle Ve bende var ettiğin o ben, can veriyor Seni arıyorum. Gülerdin bir zamanlar güneş batmazdı Baştanbaşa bir gül bahçesiydi ortalık Renkler ya mavi, ya pembe, ya beyazdı Oysa şimdi ne yana baksam karanlık Seni arıyorum. Varsın ama yoksun. yanımdasın, değilsin Gözlerim boşuna deliyor geceleri Tek seni bir kez daha görebilmek için Daldırıp ellerimi benden içeri Seni arıyorum. Ellerim içimde bir kan golüne batıyor Bağırıyorum kimseler duymuyor sesimi. Dişlerim hırsla dudaklarımı kanatıyor Ve senden uzakta verirken son nefesimi Seni arıyorum. Bu son aldanışım, son yıkılışım olacak Gelsen de boş artık gelmesen de, ben yokum Yine de son bir ümit kırıntısıyla, bak O, her şeyi yitirdiğim anda bulduğum Seni arıyorum. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Deniz, durgun göl gibi gitgide genişliyor Sular kayalıklarda nur'dan izler işliyor, Engine sarkan gökler, baştan başa yıldızlı.. Şimdi göğsümde kalbim, çarpıyor hızlı hızlı. Göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya Dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya. Bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor, Durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor. Yakın olayım diye bu gökten gelen ize Öyle eğilmişim ki, kayalardan denize Alnımdan düşen saçlar yorulmuş suya değdi Baktım geniş ufuklar başımın üstündeydi. Bilemem nasıl oldu, geldi ki öyle bir an Yenilmez bir haz duyup denize atılmaktan Kurtulmak ne kolaymış faniliğimden dedim Doğruldum atılırken bir dakika titredim. Bir dakika sonsuzluk doldu, taştı gönlümden Bir dakika, bir ömrü kurtarmıştı ölümden. Nazım Hikmet Ran |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
YOKLUĞUNLA Zalim gurbetin kahrını Çile çile çekiyorum Ecel şerbetin zehrini Bile bile içiyorum... Yokluğunla dolup taşıp Girdaplarda akıyorum Çalkantılı ummanlara Dertlerimi döküyorum... Albümlere bakıp bakıp Resimleri yakıyorum Anıları karıştırıp Hayaline bakıyorum... Yastığında unuttuğun Bir tel saçın kokuyorum Yar bağımda büyüttüğüm Bir gül için şakıyorum... Mecnun gibi yarattığın Bana,seni soruyorum Gidişinde bıraktığın Yokluğunla duruyorum... Şu bitmeyen gecelere Yüreğimde sancılara Hiç dinmiyen acılara Kör kurşunlar sıkıyorum... Bazı dostluklar gözyaşı gibi akar geçer.Hüzünlendirir.. Bazı dostluklar da azgın sel gibidir. Yıkar geçer..Acıtır.. Kimi dostluklar da şırıl şırıl bir ırmak gibi.Ruhu besler.. Gerçekten kalıcı dostluklar da; içinde tüm güzellikleri barındıran durgun bir denizdir.Daldıkça çok şeyler öğretir.Hiç tükenmez... Abdullah ATAY |
Eskidendi, Çok Eskiden Hani erken inerdi karanlik, Hani yagmur yagardi inceden, Hani okuldan, işten dönerken, Işiklar yanardi evlerde, Eskidendi, çok eskiden. Hani ay herkese gülümserken, Mevsimler kimseyi dinlemezken, Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, Eskidendi, çok eskiden. Hani hepimiz arkadaşken, Hani oyunlar tükenmemişken, Henüz kimse bize ihanet etmemiş, Biz kimseyi aldatmamişken, Eskidendi, çok eskiden. Hani şarkilar bizi bu kadar incitmezken, Hani körkütük sarhoşken gençligimizden, Daha biz kimseye küsmemiş, Daha kimse ölmemişken, Eskidendi, çok eskiden. Şimdi ay usul, yildizlar eski Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden Geçen geçti, Geçen geçti, Geceyi söndür kalbim Geceler de gençlik gibi eskidendi Şimdi uykusuzluk vakti. Murathan Mungan |
| Saat: 16:52 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık