MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

MaKaLeLe 25 Ocak 2007 01:55

A DOSTLAR BENİM DE BİR GÖNLÜM VAR

Nedir beni kendimle kendim kılan

azarlayan beni

bu hain pusu nedir.



Esenlik içinde miyim yoksa çaresiz miyim

hiç aldırmıyor bana aldırmıyor çünkü

içimde taht kurmuş o acımasız zemheri.



Ama n olur kalmasın artık

kalmasın uzaklarda yüreğini çatlatan biri

acıyla inleyen biri ukdesi olan biri.



Peki yetiyor mu bana bu çınar ağacının

müntesip serinliği Müslim aydınlığı

kuşları azad edelim su verelim yolcuya.



A

Dostlar

Benim de bir gönlüm var.

Nurettin Durman |


BARIŞ 25 Ocak 2007 02:19

(Ağla Aney)

Hasretlik benim tek derdimdi
Sabretmedin yurdumda Aney
Bir göçere soru sordum da
Akıttı gözümden yaşımı Aney

Gözlerimden kanlı yaşlar aktı
Göz pınarlarım kurudu Aney
Bir dert yüreğimi yaktı
Hıçkırıklara karıştım Aney

Ağlamaktan yoruldu gözlerim
Derdime bir merhem bul Aney
Nice zaman yaramı gizlerim
Usulca merhemi sür Aney

Hasretlik bitsin artık özledim
Kavuşmak tek hayalim Aney
Yıllarca yolları gözledim
Vuslat çok yakın Aney

Murad-i yi götürdüler tabibe
“Görünürde yarası yok” dedi Aney
Lakin yaşı küçük bu garibe
“Bu karasevda çok” dedi Aney


…………………………..

Yıllarca gözyaşı döktüm
Kaplar ağzınca doldu Aney
Yâre bir türlü kavuşamadım
Kavuşmak hayal oldu Aney

Gözyaşı döker dururum
Gözyaşımla avunurum Aney
Ağlamakta onu bulurum
Ağlamasam ölürüm Aney

Izdırabım büyük, acıma denk yok
Acımı bilen gülmez Aney
Aşk savaşından büyük cenk yok
Nefer olan zar-ü zar ağlar Aney

Saçlarım ağardı tel tel
Bilmem ki neden Aney
Geceleyin olur damlalar sel
Olmayan gözyaşımı neyleyim Aney

Aka aka gözyaşım oldu bahri
Bir gemide her şey çift, hani eşim Aney
Verse elinden içmez miyim zehri?
O benim sarı saçlı güneşim Aney

Sarı saçları sanki kement
Bağlamış yüreğimi çözemiyom Aney
Akan çeşmime bir bent
Elimde değil yapamıyom Aney

Ol yaşlarım kim için akar
Bu muammayı sezemedin Aney
Hisli gözlerimle dalarak bakar…
Neler gördüm, bilemezsin Aney

Şuurumdan gizli hisler
Şiir oldu çıktı Aney
Murad-inin gözündeki sisler
Şair olup aktı Aney

Sivas 02.12.2005 murad
-i
Murat Dağlıbeg


arwen 25 Ocak 2007 02:22

hiç inanmadım belki de
iki cins arasında yaşanır dediklerine
ne olanı belli ne niyeti...
cins-i latif dediklerinin beklentisi
adam denilene endeksli
bir danışıklı döğüş
bir tarafı kirli
biraz da salkım saçak bir düş
ucuz bir pazarlığa
alet edilmiş değerler
o güzelim üç harfi
çoktan azraile teslim etmişler
bulmak istiyorsa insan sevgiyi
bir ölüden umudu kesmeli

Ayfer Artuç



MaKaLeLe 25 Ocak 2007 02:30

Ö.L.Ü.M

Hayat sıkmaya başladı artık,
Gidiyorum sensizken sensizliğe,
Bir masal gibiydi sen ve dünya
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Ve sona doğru yaklaşılan.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkularımı sende bıraktım,
Ölmekten korkmuyorum artık,
Ben ölümü ilk seninle tattım.
İlk gördüğümde gözlerini,
Dünya sanki cennet oldu bana,
Kalbini tanıdığımda
Düşlerim yoluma çıktı her sokakta
Seninle tanışmam bir anlıktı
Kaybetmem de bir anlık oldu.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ölmekten korkmuyorum,
Ben ölümü ilk gözlerinde tattım.
Kaybetmekten korkmuyorum artık,
Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım.
Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde,
Uğrunda yıllarımı harcadım,
Anlatmaya kalktım aşkımı,
Ya ben anlatmayı başaramadım,
Ya sen anlamamayı başardın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırlarını yazıyorum,
Sensiz hayatın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ben uğruna canımı adadım.
Sevdiğim, gözlerin hiç geceleri
Ağlamaktan ağrıdı mı senin.
Hiç elin kolunun,
bağlı olduğu oldu mu,
Sen dünyanın en kalpsiz insanını
Sevdin mi hiç,
Uğrunda ölmeyi düşündün mü,
Bu dünyanın yalan olduğunu,
Geç olsa da anladın mı sen.
Ölümden korkmuyorum artık,
Alıştım ben her gün ölmeye,
Ölümden korkmuyorum işte
Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki
Senin hep o gözlerini izlemekte.
Ölümden korkmuyorum artık,
Yaklaşıyorum her geçen dakika,
Bu dünyadan göçüp gitmeye.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından,
Korkuyorum canının acımasından,
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırları yazıyorum,
Korkmadığım ölüme yaklaşırken,
Sana ve hayata.
Ben hep gülümseyeceğim,
O yaşlarla dolu gözlerimle,
Bulutların arasından,
Sana ve yalan insanlara.!

Eren Özen |


BARIŞ 25 Ocak 2007 02:43

BABA

Sevgisiz çıkarsan hayat yoluna

Dünyada tek başına kalırsın baba
Unutma ki bizler hep biriz
Birlikten güç doğarmış baba

Karanlık yüreğinin efendisi olmuş
Bizi karanlığa neden sokarsın baba
Yüreğin korkuyla beslenir olmuş
Bizi neden korkutursun baba

Neden bu şiddet bu celal
Biz sana ne yaptık ki baba
Her zaman kanımız sana helal
Bizi neden yaraladın ki baba

Bunca yıl umutla bekledik
Umutlarımız acıyla söndü baba
Ufacık gülüşüne bile sevinirdik
Artık bize gülmez oldun baba

Baba şefkati nedir bilmez misin
Bunu neden bize çok görürsün baba
Dayanışma nedir bilmez misin
Neden hiç yanımızda değilsin baba

Baba olmaya hiç çalışmadın
Aldırış bile etmedin baba
Sende alıp başını gidersen bir gün
Kin nefret ayırmasın bizi baba

Tanju Göçmen
not:Babam benim hayatımdaki en önemli kişi bir kac gün önce biraz kırılsamda
ki haklıydı biliyorum ama cezası cok ağırdı Allahtanki beni anlayışla
karşılayan ablam sayesinde o kötü günler ki 2 gündü ama bana seneler
gibi geldi her şey güzellikle son buldu burdan canım ablama cok
teşekkür ederim ve babacığım seni cok seviyorum


arwen 25 Ocak 2007 02:44

Yok oluşun başlangıcına yürek koydum ben
Düşlerimde uyurken sen
Değişim bir derdimin oluşu
Saksımda beslediğim çiçeğin
yağmursuz bir gecede soluşudur
Değişim bir derdimin oluşu
Sevip taptığım meleğin
sadece düşlerde dokunuşudur


hakan iyihuylu


BARIŞ 25 Ocak 2007 02:55

Sana Ne Demeliyim bilmem ki


Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek
Mevsimler birbiri ardına akarak gitti
Sözler sevileşti suskun gönülde
Yürekte zamanlar zay olup gitti

Gömdük düşleri, duyguları
Kül bastırdık üzerine
Ne gönlün ocağı kabullendi
Ne iç yangını yüreğimizin
Umuda el salladık, ufuk yanarken
Diyemedik birbirimize
Dememiz gerekeni
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Soğuklar apansız bastırdı
Kar kapıda, ben yangınlardayım
Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti...
Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime
Ve ben, senli düşlerin buğusundayım

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Sana ne demeliyim bilmem ki

KÖMEN
Haydar Okur


arwen 25 Ocak 2007 03:05

Eskisinden daha az seviyorum
Saygımı yitiriyorum
Yaz'ım diyorum
Kurumuş sıcağında iklimlerimle titriyorum

Kanımı görüyorum sakarya yollarında
Kadranın sonu ve titreyen arabalar
Her mevsim yağan karlar
Ve aşk başında kadınlar, adamlar
Körükleyip ateşi yakarlar
Sıcakta iklimlerimle titriyorum diyorum
Artık seni daha az seviyorum


hakan iyihuylu


celo 25 Ocak 2007 10:38

Oğlum

Gerçek hayat nedir bilirmisin sen
Dinlede sana anlatayım ben
Henüz yaşın çok genç,vakitte erken
Doğru yolu sende öğren bil OĞLUM

Hayat bir kumardır hep kazanılmaz
Başarıya hep başarı katılmaz
Zarı tutmak ile düşeş atılmaz
Atarsın bazende sen hepyek OĞLUM

Baba parasıyla adam olunmaz
Silah zoru ile kalp kiralanmaz
Şiddetle servetle sevgi alınmaz
Yaşarsan anlarsın dünyayı OĞLUM

Bugün sana candan olan arkadaş
Yok gününde olur hep ayrı yoldaş
Vurursun kafana heran karataş
Bunlardır hayatın cilvesi OĞLUM

Aşk denen deryaysa çileli yoldur
O na rastlayanlar Kederli kuldur
Kadınlar hep zehir saçan bir fuldur
Uzak dur sen aşktan irkilde OĞLUM

Kaybetme sen sakın ümit,neşeni
Gördüğün her gün mutlu etsin seni
Şu an değil sonra anlarsın beni
Geçen hergün sana bir derstir OĞLUM

Muzaffer YILMAZ

oğluma ne olursa olsun dürüslükten ayrılmaman dileğiyle
yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar


Misafir 25 Ocak 2007 11:03

AŞK ve SEVGİ

AŞK bir yıl sürer
SEVGİ bir ömür

AŞK gözünde büyütür
SEVGİ razı olur

AŞK aldatır
SEVGİ ikna eder

AŞK (aşık) kıskanır
SEVGİ (sevgili) güvenir

AŞK seni de onu da ikiye böler
SEVGİ ikinizi bir eder

AŞK zehir gibidir
SEVGİ ilaç

AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen
SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır

AŞK gider (isteyince)
SEVGİ kalır (isteyerek)

AŞK çeker, ezer, cesaret kırar
SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.

AŞK ise; o senin için hedeftir
SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.



Gül Ozan


Misafir 25 Ocak 2007 11:48

İki hüzün, bir aşk...


İki hüzün, bir aşk...

Serseri sokak yalnızlığım
Yosma gecenin kasıklarında
Gel-Git bakışlarda kararsızlığım
Bu yüzden…

Sahilde kalender sofrası
Sözleri yarım kalan şiir
Bir yanı dağ yangını öfke
Bir yanı kül olmuş, viran şehir…

Çoğul anlamların yazgısı
Belki küflenmiş duvarlarda
Soğuk mahpushane ezgisi
Ellerimi üşüten…

Ve sen büyüme çocuk
Maviyi sakladım sana
Umudu yükle uçurtmana
Çıkma bu düşten…


……….


İki şehir, bir yol…

Sabır dudağımda kan izi
Tedirgin kuşkulu sürgün akşamlar
Gölgemi acıtan pervasız dokunuşlar
Bu yüzden…

Sevmek dediğin ayak sesi
Yürek kırpıntısı kış ayazında
Say ki pencere pervazında kanadı kırık
Beyaz güvercin üşümesi…

Yine yokluğuna takılıp düştüm
Çıkmaz sokaklarda dizlerim kanıyor
Her solukta çoğalıyor yenilgilerim
Ben ki, ne kavgalar görmüştüm…

Boynumda dudak lekesi
İklimin değişmesi ayaz tenimde
Yakan, yıkan, çoğalan sancı
Yüzümde yalancı çocuk gülümsemesi…

……..

İki suç, bir ceza…

Tövbesi yok biliyorum
Günahın koynuna arsızca girmenin
Belki dualarıma düşen öfke, kin
Bu yüzden…

Kirlenmeden arınır mı insan?
Yarına saplı bıçak gibi
Elleri kan içinde dün
Hüzün efkar vakti bir duman…

Oysa giden gelmiyor
Ve yalnızca gövdeyi delmiyor
Namludan çıkan kurşun
Haydi düşün
Hangi bulut örter üstünü
Boynu kırık bir kuşun?

Kanar göğün mavisi
Zor iştir üç kuruşa soyunmak
Meze olmak rakı sofralarında
Boşalır şişeden namus bekçisi…

………………

İki sus, bir çığlık…

Yine de özlemek var
Erteledim vurulup düşmeyi
Sırtımı verip yasladığım duvar
Bu yüzden…

Bu yüzden aklımda duruşun
Çıplak bileğinde biriken ter
Yanağında tuz tadında keder
Saçlarıma dokunuşun…

Üç somun ekmeğin kavgası
Oltasında uskumru dualar saklı
Ve bir Eylül vakti denize yasaklı
Yaşlı ihtilal balıkçısı…

Sevmek bu yüzden
Biraz umut, biraz kavga, biraz emek
Kolay değil bir insana sevdiğini söylemek

Devrik cümle edasında

Yorgun

Satır arası...






Yazan : DeNiZ ÜLKEGÜL


Misafir 25 Ocak 2007 12:01

Ölü Bir Martıyım

Ben ölü bir martıyım
ne kumrular gibi destansı bir aşkım
ne de göçmen kuşlar gibi
terkedişlerim oldu.

Buradayım
ne geldim ne de gideceğim.
Emaneten geldim zannedenler
vazgeçtiler benden ve gitmelerimden.
Bazen gözgöze geliyorum
‘evsahiplerim’ le kaçırıyorlar bakışlarını.
Ait olmadıkları topraklarda
beni ancak yok farzederek yaşayabilirler.

Ben ölü bir martıyım.

Bir geminin arkasından
gittiğim dostlarımla,
her seferinde
yalnız dönüyorum ‘karaparçam’ a.
Gitmeyeceğimi bildiğimden
uzun yol dostlukları kurmuyorum.
Ne sıkıcı bir düzenle uçan
göçmen kuşlara,
ne yırtıcı kartalların
yanlızlığı kutsayan hallerine özeniyorum

Bu karanlık denizler,
bu ölü balıklar,
bu bana aldırmayan vatoslar oldukça
ne ölmekten korkarım ne de yaşamaktan.

Şimdi;
şefkatsiz ellerde
kanatlarım uçmaktan vazgeçti.
Ruhum şaşırtıcı bir intihar yolu buluyor.

Bir şairin;
“kuş ölülerine” ihtiyacı vardır umuduyla
bir rakı masasına pike yapıyorum.

Ben ölü bir martıyım..


Yazan : SuaRe


Misafir 25 Ocak 2007 13:54

YAŞAMAK GÜZEL HERŞEYE RAĞMEN

Bir durgunluk var bu gün sende
Yüzündeki hüzün ele veriyor
Donuk bakışların dalarken uzaklara
Belirli olmayan ifadeler.
Dünyayı bir pula satacak kadar umursamaz.
Üzerine çöken kara bulutları dağıt ne olur
Gülümse ki güneş doğsun dünyama
Karanlıklar dağılsın
Solmasın gönlünün çiçekleri
Sen ki yegâne yaşam sebebimsin
Dayanamam böyle üzülmene senin
Göz pınarlarım hazır akmak için
Senin gözlerinin yerine
Yeter ki yaş akmasın gözünden
Bahar tüm ihtişamıyla hissettirirken kendini
Nerden sardı bu sonbahar havası seni
Kov tüm karamsarlıkları
Olumsuzluklara karşı diren
Yılmadan, bıkmadan mücadele et
Çünkü yaşamak güzel her şeye rağmen


Mehmet İliter


MaKaLeLe 25 Ocak 2007 14:44

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :
Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...
1946 Şubat 17

Nazım Hikmet Ran |


BARIŞ 25 Ocak 2007 15:03

Ay dolunay


ay

seni yaşatıyor bana sevgili
yakamozlarla deniz beni
uzakları okşuyor ay ışıkları
kolların bomboş bilmekteyim
hissetmek
medcezirlerini bütün denizlerin
aşk cığlıklarını evrenin
yakomazların
çakıltaşlarının
tüm şarkıların sesinde
baktığım noktadan aydınlıkların
yansımasını anılarımın
sen ben ve nevbaharın
artakalan
zamane aşklarından
dolunay zamanlarının
yarımdan
iki karanlık
iki ay
gelişinden belli
mehtap
ay
dolunay


Nevin Kalafatoğlu


Mystic@L 25 Ocak 2007 15:36

Unutulmaz anları vardır hayatın


Islak kirpiklere takıp kalan
Zamana meydan okuyan
Biz de öylesine yaşadık seninle
Öylesine sevdik
Hatırla aşkım...
Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde
Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda
Beni sensizliğe nikahladılar
Yenildim duygularıma
Yenildim gururuma ağlayamadım
Şimdi sanadır bu ağlayışım
Hatırla aşkım..
Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin
Gelip gelip özlemin doluyor içime
Yokluğunda şair kesildi gönlüm
Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım
Sen de nasıl sever nasıl söylerdin
Hatırla aşkım..
Oysa nelere katlandı bu gönül
Ne acılara halay çekti bu yürek
Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler
Bir yokluğuna alışamadım
Bir de sensiz bu akşamlara
Unutamam demiştin giderken bana
Ben de unutamadım
Bu bizim son yeminimizdi
Hatırla aşkım..
Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor
Gözlerine başka gözler gülüyor
Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi
Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın
Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın
Bitmedi bitmeyecek bu şarkım
Nerede olursan ol
Kiminle olursan ol
Hatırla aşkım..
Hatırla
Yanındayken bile özlerdim seni
Şimdi içimde bir başka yangın
Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın
Ölmek kaderde var biliyorum
Her şeyin sonu yakın
Ama sen de bil ki
Yağmurlarca sevdim seni
Yağmurlarca sana yandım
Hatırla derya gözlüm
Hatırla Aşkım..

Ahmet Selcuk İlkan



BARIŞ 25 Ocak 2007 15:47

Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim


Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim


Şöyle diyebilirim : 'Gece yıldızlardaydı
Ve yıldızlar, maviydi, uzaklarda üşürler'

Gökte gece yelinin söylediği türküler

Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Hem sevdim, hem sevildim, ya da o böyle söyler

Bu gece gibi miydi kucağıma aldığım
Öptüm onu öptüm de üstümde sonsuz gökler

Hem sevdim, hem sevildim, ya da ben böyle derim
Sevmeden durulmayan iri, durgun bakışlı gözler

Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Duymak yitirdiğimi, ah daha neler neler

Geceyi duymak, onsuz daha ulu geceyi
Çimenlere düşen çiy yazdığım bu dizeler

Sevgim onu alakoymaya yetmediyse ne çıkar
Ve o benimle değil, yıldızlıdır geceler

Yürek zor katlanıyor onu yitirmelere
Bakışlar sanki onu bana getirecekler

Böyle gecelerdeydi ağaçlar beyaz olur
Artık ne ben öyleyim ne de eski geceler

Sesim ara rüzgarı ona ulaşmak için
Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler

Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi
Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler

Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hala sever
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer

Bu gece gibi miydi kollarıma almıştım
Yüreğimde bir burgu ah onu yitirmeler

Budur bana verdiği acıların en sonu
Sondur bu onun için yazacağım dizeler


Pablo Neruda


MaKaLeLe 25 Ocak 2007 15:56

Gafil Durma Şaşkın Bir Gün Ölürsün

Gafil durma şaşkın bir gün ölürsün
Dünya sana baki değil ne fayda
Ettiğin işlere pişman olursun
Pişmanlığın ele girmez ne fayda

Bir gün seni iletirler evinden
Hakk'ın kelamını kesme dilinden
Kurtulmazsın Azrailin dilinden
Türlü türlü yolun olsa ne fayda

Söylersin de sen sözünden şaşmazsın
Helalini haramından seçmezsin
Kepeğin tükenir su da içmezsin
Hep deryalar senin olsa ne fayda

Teslim Abdal eder çöksem otursam
Cümle varlığımı ele getirsem
Şu yalan dünyayı zapta getirsem
Hep dünyalar senin olsa ne fayda

Teslim Abdal |


BARIŞ 25 Ocak 2007 16:09

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili

O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
İnan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
İşte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...
Birazdan Sabah Olacak...
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım...
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek...
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

Cezmi Ersöz


CaNaRY 25 Ocak 2007 16:39

Gitti Ah Gitti

gitti ah..
gecelere hüzünleri serperek
yarali bir kus gibi kanarcasina gitti..,
yalvaran gözlerime, elemi pay ederek,
bir kabahatmis gibi, kacarcasina gitti...

gitti ah..
sarkilara bel baglamak faydasiz.
üstüme kapilari kaparcasina gitti...
gecenin geldigini haber vermeden; hirsiz...
yasanmis bir ömrü calarcasina gitti

gitti ah...
bir nehirdi,
yazamadigim siirdi.
yüzüme son bir defa
bakarcasina gitti...

gitti ah...
gözyaslari yanaklarimda kaldi.
hayatin perdesini cekercesine gitti...
belki doyulmamis toz pembe bir masaldi.
gögsümden yüregini sökercesine gitti...

gitti ah...
karsilasmak ömür boyu imkansiz.
beni hazanda koyup bahar dalina gitti...
bilmiyorum ne yapsam, ne söylesem anlamsiz.
ayrilmisti dünyamiz; kendi yoluna gitti...

gitti ah...
bir mevsimdi,
cizemedigim resimdi.
kalbime bir civiyi,
cakarcasina gitti...


Yusuf Hayaloğlu


arwen 25 Ocak 2007 23:30

Dağların arasında
Bu şehrin karanlığı
Gün batmadan daha
Buluyor aydınlığı

Rüzgar temizlerken
Şehrin üstündeki sisi
Sokaklar üşüyor sanki
Yanınca sarı lambalar

Çöpleri döküyor
Duvarlarda kediler
Atıyorum kendimi, yorgun
Tanıştığımız parkına şehrin

Arıyor gözlerim
Öyle bir iz senden,
Üşüyor bekliyorum
Yılların ötesinden



hüseyin seyfi


Misafir 26 Ocak 2007 00:41

itiraz/

Öncesi;


bir düğünün başka düğünlere gebe vakitleri
samanlık arkalarında mektup aşklar
tensiz
köpek üç kere havlarsa
kahvehanelerden çıkış saati
helalar ev dışı, bahçe dibi
kızların ishal sevdaları

ah annemin gençliği
ne zormuş babama varmak
bahçe küçük, yangın büyük
köpeğin besbelli vakti gelmiş
ağlar O da meşkten
bir öpücüğe yetmez vakit


bütün samanlıklar seyran
balya balya aşk

Sonrası;



kıymık olmuş
ilerliyor deri altı ihanet
*****ce
bir kadın ardındakileri sayıyor
sevişmeyi günah bellemese
tespih çekecek
imameye varana kadar daha
kaç kere sevişecek
babam bunu bilmeyecek




Keşkesi;


iş bellemese
sevişecek

ah annemin gençliği
bir şeftali ağacının gölgesine
hapsedilmeseydi namus
güneş doğardı
besbelli vakti gelmişti
bahçe küçüktü
yangın büyük



YaZaN : aYBeN ÇeViK


arwen 26 Ocak 2007 00:54

Başın düşüvermiş yastık üstüne
Gül demeti gibi
Dudakların, yanakların...
Her uzvun bir çiçek sanki
Hele gözlerin, başka güzel
Uzanıvermiş narin bedenin yatağa
Kıskanırcasına her yerini sarmış nevresim.
Uyku nasıl da yakışmış yüzüne
Dudakların açmaya hazır gonca gül sanki
Ya incecik bedenin!
Yıllarca sarılıp uyuyası geliyor insanın.
Ama ben atdınlık istiyorum gözlerini
Uyan artık meleğim, bir ses ver sessizliğe
Sen gözlerini açtığında aydınlanır dünya
Senin gözlerinde doğar güneş
Her gün yeniden yeniden.
Yıllar süren bir uykuya dalarsan eğer
Önce hayat durur
Sonra dünya can çekişir kahrından.
Korkarım sensiz uyanık kalmaktan
Haber ver gözlerini açtığında
Yoksa sonsuz uykulara dalarım ben de ardından



sami bağcı


Misafir 26 Ocak 2007 00:58

sert rüzgar


Üzerimden geçen sert rüzgarsın,
Yağan yamurun ardına bakan
sert bir ıslaklıksın,
Yok gülüm açmıyor güneş.

Yağan yamurun altında
sırıl sıklam olmuş ıslanırım
bakan gözlerin ardında,
bir kere gel özledim


Yanar yüreğim erircesine,
Gurbette kaldın bitircesine ,
Anıyorum senin kızgın vicdanı,
Yolsun esen rüzgarın sertliginde.
YaZaN:....

Kuru Dalda Çiçekler…


Uyuturum seni her ana gibi koynumda
Savurur zaman saçlarımı
Sıvazla beyazıyla.
Bilme ardında değilim “kaç günüm var daha? ”
Bir gün uyanır sarsarsın usumu çocuksu sorularla

“Kim taşlıyor bu kadınları meydanda? ”

“Çamurda ekmek kapışanlar kim? ”

“Kim patlatmış o kadının karnındaki balonu? ”

“Kırmızıya boyayan kim kundaktaki çocuğu? ”
...

Konuşamam… susarım
Anlatamam… susarım
İnsan aşkına susarım!
Allah aşkına susarım!

Sonuna varırım bir gün susmanın…

“Kopartıp imanın kollarını
daha da çoğalttığımız yaratıklar! ”
derim belki usulca…

Anlamaz
dinlersin bir şarkı gibi yabancı…

Aktarırım sloganları;
“Ergenekon! ” derim
“Fatih Sultan! ” derim
“Atam! ” derim
Buğulanır gözlerim
“Çanakkale! ” diye eklerim…

Çevirip başını
“Ya sen? ” dersin
Dillendirip tüm soruları
Yer yarılsa içine girerim.

Sorarsın sonra
“Bu kurumuş ağaçta niye sallanır çiçekler? ”
……

Bir buzul kadar donarım
Süner kollarım
Birer yumru olur gözlerim boğazımda
Yutkundukça düşer ayaklarıma…

O an doğurgan çığlıklar sarar gökleri
Korkuyla büyür gözbebeklerin
Dayanamam
Patlar, saçılırım konfeti gibi…

“Urganlara çengeldeki et gibi asılan
umutları boğulan
kalemleri kırılan
günün kızgın alnında
ince bir gülüş tutunmuş suratlarıyla
serin şelale kuytusunu düşleyen bu çiçekler
gözü toprak sulayan anaların koynundan koparılan
sen gibi fidan! ”
diye patlarım…

Durur, bir neden, bir yol sorarsın
Usundan her dem on yol geçen
Durak bilmez anana.
Bir durak sorarsın…

Boğulurum bu defa yanıtlar ortasında…

“Yorgunum” derim
Sen susmaz konuşursun çocuk aklınla
“Bir andan daha mı fazla yaşamın yorgunluğu? ”

Olgun bir meyvanın tadını doldurursun damaklarıma
Uçurtmalara takarsın göğsümü
Sudan nedenlerle büyüttüğüm acılardan
Mutluluğu çıkarıp uzatırsın bana
Umutlu bir türkü olurum
Sığmam ufuklarıma…

“Dur’u var oğul” derim
“kan kusan bu çılgınlığın!
Usumuzu parçalayan kurnazlığın
Cahilliğin sonu var!
Bu zulmün bir sonu var, savaşların, düşmanlığın
Bu kuru dallar
Senin gibi çiçekler açtıkça! ”

Yazan : FİLİZ BEDÜK


arwen 26 Ocak 2007 01:10

Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.

Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.

Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.

Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür’ demeliyim
Işte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim.


ismail cem


Misafir 26 Ocak 2007 01:14

kokusu soldu gülün

göverdikçe gönenen sevdaydık
yüreğimizde sarkaçlı saat tiki
söyle ne kaldı ki
bozdursan para etmez sözlerden
ne kaldı soruyorum
hercainin yırtık renginden
yağmurları paslanmış buluttan
bir de böğürtlen çalılarından ve sisten

zaman yadsırken düşlerimizi
serseri bir umarsızlık değil mi
biriktirdiğimiz dağarcığımızda
kendimizi öğüttüğümüz değirmenlerimizde
iki bıçak gibi birbirine bilenmiş
kıyılarımızda fırtına tanrıları
uyandığımız sabahlar
kokusu solmadı mı önce gülün

kapı önüyüz tenha akşamların tünediği
küflendi zaman
saksısını yitirmiş sardunyadan söz etme bana
ayrılıklardan ya da özlemlerden
çıkmaz sokak gibi geçerken içimizden
tabulardan söz etme bana
tabular ki gül makası
en güzel masallarımızı budayan


Emre GÜMÜŞDOĞAN


blood_lovee 26 Ocak 2007 01:18

Duyguların Savaşı

Öyle bir alemde yaşıyorum ki, sağ mıyım, ölümü bilemem,
Sağıma bakar, soluma bakar, dört duvar haricinde bir dost göremem,
Etrafımda hareket eden bir şeyler vardır, el uzatıp erişemem,
Kimi doğru, kimi yanlıştır, uyarmak isterim söyleyemem,
Konuşmak isterim, bir iki kelime, sesim çıkmaz dinletemem.

Sarılmak isterim, sıcaklıklarını hissetmek, var olduğumuzu bilmek,
Düşünmek isterim, paylaşmak acıları tatlıları, onlarla dertleşmek,
Ben adım attıkça, kahrolası gölgeler uzaklaşır, arzuladıklarıdır gitmek,
Bırakırım peşlerini, bakarım ardından gölgelerin, görürüm onlarda da yok istek,
Bilmezler ki tek arzumdur, onlarla bir olmak, acıyı tatlıyı paylaşıp, dertlerini gidermek!

A.Cenan Akpınar


arwen 26 Ocak 2007 01:22

Senin için bir şiir yazsam
Herkes aşkımı anlasa...
Senin için bir şiir yazsam
Bana geri dönsen...

Bilmiyorum duyuyor musun bu şiiri...
Ama duyuyorsan...
Duyuyorsan
Duy beni işte.
Eğer okuyorsan
Oku beni işte.

Gözlerim gözlerini özledi.
Ellerini, dudaklarını yanaklarını,
Seni öpmeyi özledim.
Hem de çok özledim...

Senin için bir şiir yazdım.
Hadi bana geri dön!



nihan yıldırım


Misafir 26 Ocak 2007 01:31

Kırık bir düştür mehtap

bir düşüştür

bir ayaz geçidi

ve zamana yolcu bir kervan

bu günü dünden bitirdim

toplayamam dağılmış yalnızlığımı

sererim de sefil geçer

ah kırklar kölesi inat alımsız

yediler böldüler pervasız

yine de

dipsiz denizler taşırım

bilmezsin

ateş üşür sensiz


Sait EKİNCİ


blood_lovee 26 Ocak 2007 01:36

Biz Ölebilirmiyiz

Kopan her takvim yaprağında,
Yağan her yağmur damlasında,
Ve çırpınan her martı kanadında,
Hatırlanırken sen,.,
Seni ben nasıl unutabilirim..?
Oysa kaç kez indirdim resmini duvardan,
Kaç kez yumrukladım hayalini git! diye...
Ama heyhat! ne sen unutuldun,
Nede hayalin gözlerimden kurtuldu.
Gömülmüşken kalbimize bu umutsuz aşk,
Ne sen unutabilirsin,
Ne de ben sevgili.!..
El ele gezilen umut sahillerini,
Düşler kurulan yürüyüşlerini,
Her akşam gelen hüzün nağmelerini,
Seviyorken sende umutsuz aşkla beni,
Unutabilirmiyim...
Unutabilirmiyiz..?.
Birbirimiz için yaşarken umutsuz da olsa..
Söyle biz ölebilirmiyiz...!

Gülden Işık


arwen 26 Ocak 2007 01:47

Bugün ilk kez düşündüm
Benden aldıklarının, hesabını yaptın mı diye
Ben hiç düşünmemiştim, gidenlerimi hesap etmeyi
Hep yaşadığım birkaç yudum sevincimin, hesabıydı aklımdaki

Bir dakikada olsa, gözlerine bakabilmek için
Sadece bir nefes alışı kadar seni yaşamak,
Sana akan yüreğimin hatırına,
Gözlerimin sevdasına,
Meğer ne ödünler vermişim sana

Meğer özümmüş benden eksilen
Hep bir şeyler eriyordu içimden damla, damla
Hissediyordum amma, aldırmıyordum
Sen vardın yüreğimde, ruhumda
Dolaşıyordun tüm iliklerimde
Sen oluyordun saatimde, yelkovanla akrep
Tüm vakitlerim sana dönüyordu, seninle dönüyordu dünyam

Kanıma karıştırmıştım kanını
Seninle yaşayabilmek için
Sen, hesabını yaptın mı?
Benden aldıklarının…

Neydi ki seni bana getiren?
Sevgi değilse neydi
Düşünmekte acı veriyor bana
Kuşkularım, beynimi kemiriyor

Bir şeyler kaynıyor beynimde sana dair
Bir sarmaşık gibi dolanmışsın bedenime
Sana akan sevgim, beni benden alıp götürüyor
Yüreğimin akışına doğru
Sana akıyor yüreğim, sana doluyor sevgim

Yüreğinde yer var mı bana sevgili
Çeviremiyorum akışımın yönünü
Bağışla beni
Yüreğin alabildiğine derya gözüme
Bu yüzden akıyorum sana coşarak
Sığdıra bilir misin beni içine
Hesabını yaparak,
Yüreğimden akıp sana dolan sevgimin


nermin erol


CaNaRY 26 Ocak 2007 04:57

Ve sen gidiyorsun
Ve sen gidiyorsun
Yaşananları yok sayarak
Cami kapısına *** bırakırcasına
Ardına bile bakmadan gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Dünümüzü silerek
Bugünümüzü kırıp dökerek
Yarınımızı yok ederek gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Sensiz olamayacağımı
Yanımdayken bile seni özlediğimi
Saçının bir teline dahi kıyamadığımı
Bile bile gidiyorsun
Ben şimdi kimin gözlerinde öleceğim
Ben şimdi kimin dizlerine yatıp
Kimin ellerini tutacağım
Kabuslar gördüğüm
Karabasanlarla sarmaş dolaş olduğum
Sehpalı hazan düşlerimde
Kimi uyandırıp
Kimin omuzlarında ağlayacağım
Senden başka kimsenin yanında
Ağlayamayacağımı
Bile bile gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Kafamı duvarlara vura vura
Hücre hücre parçalasam
İşkencecilerin yapamadığını
Yapsam kendime
Kendimi içten içe yesem bitirsem
Yok etsem bile
Kapının önüne çıkınca gönlüm olsada yıkık
Yine alnım ak yine başım dik olacağımı
Sanki sen hiç gitmemişsin
Sanki
Hiç bir şey olmamış gibi davranacağımı
Bile bile gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Sensizlikten çıldırsam
Ecelim olacağını bilsem de
Sana gitme demeyeceğimi
Sana yalvarmayacağımı
Bile bile gidiyorsun

Velhasılı kelâm sevdiğim
Uğruna ömrümü verdiğim
Uğruna
Gecelerimi çarmıha gerdiğim
Sensiz yapamayacağımı
Sensiz yaşayamayacağımı
Bile bile gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Git...
Beni hayallerimle
Beni terkedilmişliğimle
Beni sensizlikle başbaşa bırakarak git
Git artık git
Ve sen gittin
Ve ben sensiz yokum
Ben sensiz bitmişim
Ben sensiz bir hiçim artık
Ama giderken
Bir şey unutmadın mı gülüm

Sen
Sen varya sen
Sen artık
Bensiz
Hiç bile değilsin

AHMET YILMAZ


Misafir 26 Ocak 2007 11:37

ZULASIZ


zulası tükenmiş aşklara

pusulasız yön belirleyen

ıslak işaret parmağım!



rüzgarı üfleyen kadın
çenesinde buruk sözcüklerin
kırılmış azıları
ağzı dolu dolu laf
gözleri bir taşım yalnızlık
ihanetleri boy boy
lakin kısa kalmış sadakate
sırıtıyor entarisi

/Biz Meneviş’e hiç gitmedik zaten
menekşelerimiz de morarmadı alabildiğine
biz sarı dedik
sizse renksiz bir makamın uvertürü /

avam ışıkların bel altı söz boşluklarında
bir bozgunluk daha . . .

kadın boy veremez

kadın kısa

kadın olmadığı kadar kara

kırık kemikleri. . .


Yazan: Cameron...




Misafir 26 Ocak 2007 16:12

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

Nazım Hikmet


alehandro 26 Ocak 2007 18:56

Gitme ey yolcu beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım:
Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!
ah! karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi... nasıl yerlere geçmez insan ?
ŞU mezarlar ki,uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu!
MEHMET AKİF ERSOY


DEsssT16 26 Ocak 2007 18:59

Diyarbekir Kalesinden Notlar Ve Adiloş B****** Ninnisi

1.
Varamaz elim
Ayvasına, narına can dayanamazken,
Kırar boynumu yürürüm.
Kurdun, kuşun bileceği hal değil,
Sormayın hiç
Laaaaal...
Kara ferman çıkadursun yollara,
Yarin bahçesi tarumar,
Kan eder perçem

Olancası bir tutam can,
Kadasına, belasına sunduğum,
Ben öleydim loooy...
Elim boş,
Ayağım pusu.
Bir ben bileceğim oysa
Ne afat sevdim.
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir Kalesi...

2.

Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan...
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı...

3.

Hamravat suyu dondu,
Diclede dört parmak buz,
Biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa,
Çayı kardan demliyoruz.
Anam sır gibi saklar siyatiğini,
"Yel" der, "Baharın geçer".
Bacım, ikicanlı, ağır,
Güzel kızdır, bilirsin.
İlki bu, bir yandan saklı utanır
Ve bir yandan korkar
Ölürüm deyi.
Bir can daha çoğalacağız bu kış.
Bebeğim, neremde saklayım seni?
Hoş gelir,
Safa gelir,
Ahmed Arif'in yeğeni...

4.

Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.

Ahmed Arif


arwen 26 Ocak 2007 22:59

Ayrılacağız bir gün birbirimizden
Yollarımız uzun olacak
Unutmak, unutulmak isteyeceğiz, istemeden
Son gemi demir alırken bu iskeleden

El sallamayacağız birbirimize
Elveda diyemeden ayrılacağız
Hatıralar karışırken sonsuz denize
Gözlerimiz nemli, ağlayacağız sessizce

Anılarımız ıslanırken yağmurlarda
Akşam güneşi tükenecek, yorgun aşkımızda
İçimize düşünce bu sonsuz yalnızlık,
Geri döndüremeyecek bizi bu son pişmanlık



rahmi hakim


Misafir 26 Ocak 2007 23:19

Ağustos Çıkmazı

Beni koyup koyup gitme,ne olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup koyup gitme,ne olursun
Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana
Evlenirsin,çocuğun olur
Beni koyup koyup gitme,ne olursun


Atilla İlhan



arwen 26 Ocak 2007 23:26

Ne sellerin çoşkun çoşkun akışı,
Ne baharda sümbüllerin kokuşu,
Ne siyah,
Ne beyaz..
Ne de yalan dünyanın iki kuruşu.....

Ne olurdu bitmeseydi rüyalar.
Ne yeşil ovalar, ne karlı dağlar,
Her taşı mücevher, altın osa da,
İlham vermez bana aşkımız kadar...

Sonra sen kelırsın aklımda,
Her zaman ismine aşina dilim.
Ne yazsam az gelir sevdamıza,
Vefalı yarim,
Canım sevgilim!


halil gülşen


Misafir 26 Ocak 2007 23:47

BAYRAĞIMA SAYGIM SONSUZDUR

Adına nice destanlar yazılmış canımsın bayrak
Ay yıldızın üzerine ne güzel de yakışmış bayrak
Ülkemin her yerinde uçar dalgalanırsın bayrak
Benzeri olmayan bayrağıma saygım sonsuzdur...

Genç kızlar seninle gelin olmak istiyor bayrak
Şehitlerin tabutlarına örtülür hep sarılır bayrak
Kale burçlarına dikilmiş dalgalanırsın bayrak
Şehitler kanıdır bayrağıma saygım sonsuzdur....

Düğün varsa biryerde yükseklere dikilir bayrak
Bayramlarda törenlerde kurtuluşta asılır bayrak
Hacdan dönenler evlerine asar sallanır bayrak
Manevi değerli bayrağıma saygım sonsuzdur...

Gönüllüyüm istekliyim bayraktarın olayım bayrak
Gücün bize güç katsın hız versin millete bayrak
Bayrağa hürmetsiz kimler varsa hepsi soysuzdur
Atadan emanet bayrağıma saygım sonsuzdur...
Mehmet Karlı


arwen 27 Ocak 2007 00:03

Ne mavi bir ay düşeceğiz geceye
ne de sevişken ayaklarımızı tuzlusulara demirleyeceğiz
körebe oynarken ayrılık başına döndük sevgilim
koynundan kaçan uykuları topluyorum hergece
bir ses yalnızlığıma saplanıyor
şen kadın: 'seni seviyorum'
gözyaşlarının bağını çözmüş koşuyor
ah köreltilmiş karanlık
yüreğimi mayın tarlasına düşürdüm
ıslanmış kibritimi geri ver
kanımı barutlayıp çakacağım
öyle bir leşlik ki bu ayrım
hıncımı ortaçağın karanlığına salsam
tanrılaşır vicdanım

duy beni kan kaynatan kudüs
kuşatılmış kentlerin inancı
Tantalus'un agonisiyim
nezaman dudaklarıma nemlense dudakların
Michelangelo'nun mermerine oyulur dudaklarım
Argos'un veledleri uykudan uyanalı
gizlenecek yerde bulamadım
umutlarım piyasalara düşeli uluorta okşanır olmuş
artık eskili mektupların tozuyla soluyorum hayatı
bir kelebek kozasına kapandı ömrüm
nereye uçursam hayallerimi
mezarımı kazarken buluyorum kendimi

günahkar mabedine dönerken sevgilin
meçhule ertelendik sevgiliM



seraceddin baran


MaKaLeLe 27 Ocak 2007 00:51

Annem Öldü Mü?

ne hız ellerini üzdün dünyadan
balanı tek koyup nereye gittin?
nasıl yok oluyormuş bir anda insan
sanki bu dünyada hiç yok imişsin..

güneş gurup etti... oda karardı...
bir anda yok oldun sen hayal gibi.
şimdi düşünürüm senden ne kaldı..
gönlünde hatıran kara hal gibi...

beni boya başa yetirdin anne
bize borçlu bildik her zaman seni
sen beni dünyaya getirdin anne
bense yola saldım dünyadan seni...

sen bana beşikte ninni çalmışsın
bugün ninni çalsam sana ben de mi?
senin şirin şirin ninnilerini
sana gaytarayım cenazende mi?

"uykun şirin olsun" diyerdin bana
"uykun şirin olsun" deyim mi sana
gerek ben başına dönüm dolanım,
beni hayat için hep uyutanım,

söyle ölümçün
nasıl uyutayım seni ben bugün?

bu nasıl dünyadır anlayamam ben,
cilvesi cürbecür, rengi cürbecür
dün öz nefesiyle seni isiden
bugün buza dönüp, taşa dönüptür

bu nasıl dünyadır...
insanoğlunun
hayali göktedir kendi yerdedir...
sağken omuzunda hayatın yükü
ölende ceseti çiyinlerdedir...
bu nice dünyadır bu nice dünya
ölüm hakikat hayatı rüya
derdimin gamımın ortağı sendin
niye yüz çevirdin ya niye benden?...
"derdin bana gelsin" hani diyerdin
niye dert ekledin derdime ya sen

annem, kimse seni darıltmamıştır,
ben seni
ben seni darıltan kadar.
şimdi kime açsam derdimi bir bir
kim benim derdime yanar sen kadar?
evin her yerinde görülür yerin
gözüm ahtarcıdır anne ey anne
"ninem" "hani" diyor küçük azerin
ne cevap verem ana ey ana
bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir
hayat var iken
nefesin ey anam hala evdedir
kendin yer altında taşa dönmüşsün

bugün yedin oldu...
annem yedi gün,
bizimle beraber ağlar odalar
sana
yalnız sana
sana demek için
gönlümde ne kadar bilsen sözüm var...

annem ısmarlandın anne toprağa
bu ölüm sineme çekti dağ benim
sen benim arkamda benzerdin dağa
sanki de arkamdan uçtu dağ benim...

ömrü başa vurdun altmış yaşında
altmışın üstünde durup yaşında
artık senin için durudğu zaman
benim çün dolaşır
gün olur akşam...
vakit geçer sen benden uzaklaşırsın
ben sana günbegün yakınlaşırım...

Şubat 1963
Bahtiyar Vahapzade |


Mystic@L 27 Ocak 2007 01:06

Haber Veriyorum

Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana
Ey gücü toprak kadar eski
Ey gücü yer kadar ağır çocuk
Büyüyen elimin üstüne koy elini
Sana bir yürek vuruşu gibi belirli
Gelen zamanı haber veriyorum.

Ankara - 1967
Erdem Bayazıt


blood_lovee 27 Ocak 2007 01:14

Bir Adın Olaydı

Unuttuğum adındır rüyalarımı süsleyen
Öylesine hatırlayamadığım adın
İşte bundandır yanlış isimlere şiirler yazışım,
Ve bundandır umarsız/sessiz bakışım

Bir adın olaydı yüreğimi yakan
Unutaydım sonra yine
Böyle eli böğründe bırakaydı,
Hatırlayamadığım saçların.
Simdi savrulan her saç senin
Şimdi her menevişli göz senin
Hani yüreğin, Hani veremediğin sözlerin
Ve de ümide boğan gözlerin

Bakmasaydın keşke hatırlayamasam da
Bakmasaydın...
Erguvan örerdi bahar saçlarına
Ben görmedim hiç
Kimse görmedi...
Hiçbir kör görmedi işte...

Bir adın olaydı keşke
Uyuduğumda sayıklayıp uyandıran
Sonra en derinlere daldıran
Orda bırakan
Bir adın olaydı keşke...

Mehmet Kabakçı


Misafir 27 Ocak 2007 01:26

Seni düşündüm yine bu akşam üstü
Gelmedin, mor salkımlar sana küstü
Umutsuz bekledim sabaha kadar
O çok sevdiğim yağmurlar sustu


http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif
Seni düşündümde çıldırdım yine

Kahrettim seni benden alan geceye
Seni sordum yastığıma, seni sordum boş odama
Hesap sordum yumrukladığım duvarlara


http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif

Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut
Okşa yine saçlarımı, dizinde uyut
Ne çok severmişim, gidince anladım
Bu serseri gecelerde sana ağladım

http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif

Bu akşam da sensizliği anılara sarıp içtim
Kaybettikten sonra anlıyor insan,
Meğerse hiç kimseyi senin kadar sevmemişim
Bir dönsen, en güzel yerinde biten bu rüya yeniden yaşanır istesen
Yıldızları sermez miyim ayaklarına,geldiğin yollara toz olmaz mıyım
Yine şafak söküyor
Uykuları unuttu gözlerim, yine tavanda
Ne vardı diyorum
Ah bir dönseydi son anda
Şarjörüne hasret, işgalinde yüreğim
Ve ben hala mor salkımlı o sokakta, bıraktığın yerdeyim


http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif

Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut
Okşa yine saçlarımı, dizinde uyut
Ne çok severmişim, gidince anladım
Bu serseri gecelerde sana ağladım


http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif

Fatih Kısaparmak


Misafir 27 Ocak 2007 01:56

UYU EY PERİ




masal bu ya
develer tellaldı
pireler berber iken
eflatun beşikte
bir mavi peri tıngır mıngır
derin uykuda sallanırken
gökten elmalar düşmüş
en büyük nasibi
Newton almış
Deli Dumrul küsmüş
Yolları paraya bağlamış
Boğaçhan entegre et tesisi açmış
Kül kedisi bacacıya kaçmış
Pinokyo ortalıkta sersefil
Oz yolcuları ağlar tesiste
Alice diyar diyar gezmez gafil
Aleaddin iflas üzere
Simbad çoktan küsmüş denizlere
Yiğit cengaverler oturmuş okeye
Uyu ey peri uyu
Uyu da büyü

Elleri teni pamuk
Kırmızı dudaklı prenses
Gitti elden
Rakseder cadının kahkaları
Aşkın iksiri şüpheli ellerde
Önemsiz Midas’ ın kulakları
Kimin umurundaki
Gölün çirkin vakvakları
Sayende tiryaki kibritçi kız
Yeni moda kel kafalı Rapunsel
Zaten artık obez prensesler
Sırım gibi oldu civadan
Yedi hatta seri cüceler
İşgalde kurşun askerler
Uyu ey peri uyu
Uyu da büyü

Mevsim diye bişey yok ki
Yazlar kışlar karışık
Yardım sevmiyor cinler artık
Ölümüne seven bitti
Hepsi çerez bir tadımlık
Robin patron oldu
Afrodit mama
Yağmur yağar sadece
Zeus yenilince tavlada
Nemrut uysal ev erkeği
Üstelik yakışmış kılıbıklık
Uyu ey peri uyu
Uyu da büyü

Elinde küçücük sapanlı
Cılız bir adem
Cenge hazırlanıyor
Peri uyuyor madem
Aşk için tenekeden zırhlı
Sineklerden atlı
Minicik yüreği
Devlerden daha bir katlı
Savrulsun kötülük
Tutsun matem
Uyu ey peri uyu

Sen uyursan
Nasıl çözülür
Büyü?


Nadir Atalay……..19/07/2006


arwen 27 Ocak 2007 03:27

Eğer bana karşı sevgin var ise
Bir damlacık kalan sevgin var ise
Kavuşacağımız bir gün var ise
Ben o günü seve seve beklerim

Sevmek çok kutsaldır benim nezdimde
Aşkı okuyorum ela gözlümde
Gelir diye bekliyorum nazlım da
Ben o günü seve seve beklerim

Sanki yollarına köstek olan var
Gitme diye ona destek olan var
Bilmiyor ki yare hasret olan var
Ben o günü seve seve beklerim

Ben aşkıma büyük değer veririm
Onun için tükenirim, eririrm
Nerde olduğunu bilsem gelirim
Ben o günü seve seve beklerim

Aşkı yudum yudum tadarak içtim
Ecele benzerdi kendimden geçtim
Bütün yakarışla ellerim açtım
Ben o günü seve seve beklerim


seher atan


Misafir 27 Ocak 2007 04:35

Gecenin sessizliğinde..

Gece beni dinledi, ben geceyi..
belki de hep ben konuştum,
o dinledi..

Dizlerime yatırdım, anlat dedim, söyle her şeyi
yine o rüzgar esti,
sustu..
bekledi gece,
bekledim çaresizce

Uzattım ellerimi dokunmak istedim yüreğine
bir yıldız kaydı,
ürperdi..
benimdi gece,
sarıldım sessizce

Okşadım saçlarını,
bir yalnızlık şarkısı söyledim kulağına
buğulandı gözleri
ağladı..
mutsuzdu gece,
sevdim ümitsizce

Daldı gözlerim gecenin sessizliğinde,
yandı özlemim..
Hayallerim titredi..


19.12.2006
jadore


MaKaLeLe 27 Ocak 2007 04:55

Kaçışlara Sebep

Ben sendeki yalan, sendeki gerçek
Yaklaşıyorum, derin gölgelerden.
Karanlıklardan uzaklaşıyorum.
Can diyorum sana,
Sarılıp sarılıp derinlere iniyorum.
Sevgi kuyuları gibi,
Karanlıkları beni ürperten.
Kollarımdan kayıp gideceksin sanıyorum.
Kalbim kırık,
Sevgi ve hüznü seninle yaşıyorum.
Kaçıp gitmek istiyorum bu şehirden.
Kaçtığım aslında kendim.
Sen de biliyorsun,
Gerçeklerden kaçılmaz.


Ayşegül Toker |


kambis 27 Ocak 2007 09:32

Birgün yolda yürüyordum…




Sustun , kayboldun yeniden ,,,

Beklettin beni yine unuttuğum sokak köşelerinde ...

Yalnız bıraktın beni yağmurla ...

Ağlattın yine !!!



Susuyorum,,,

Sonra en çok ben konuşuyorum.

Yalnız kalıyorum ...

Kalabalıkta dolaşıyorum.

Resimleri yırtıyorum .

Sonra ağlayıp tekrar birleştiriyorum .

Sevdiğim şarkıları dinliyorum.

Sonra, hiç sevmediklerimi ...

Seni çıkaramıyorum içimdenn ...



Birgün yolda yürüyordum ,

Bir şarkı duydum ... kalbim acıdı .



“ Seni Seviyorum “ diyordu şarkı .

Yüreğimde saklı kudretimle

Hem ömürde hem ölümde

Ben seni seviyorum ...

Sen sevsende sevmesende, gönlüme gelmesende

Ben , seni Seviyorum !!!



Yeter artık yüreğimm !

Yapma bunu kendine .

Geçmişi göm artık bir daha bulamayacağın yerleree ...

Çok zor değil mi ???

Şarkılar , şiirler, resimler, bir ömür verebileceğin ufacık cümleler ,

Beraber aldığın her nefes,

Yaşadığın her an ,

Özlemler, tebessümler , ayrılıp , sonra dayanamayıp tekrar birleşmeler ...

Hangi kalp alır saklar bunca yaşanmışlığı acı vermeden ???



Dedim yaa ,,,

Birgün yolda yürüyordum ,

Bir şarkı duydum ... kalbim acıdı !!!

Bu kadar !!!




Bilgen



Saat: 21:50

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık