![]() |
A DOSTLAR BENİM DE BİR GÖNLÜM VAR Nedir beni kendimle kendim kılan azarlayan beni bu hain pusu nedir. Esenlik içinde miyim yoksa çaresiz miyim hiç aldırmıyor bana aldırmıyor çünkü içimde taht kurmuş o acımasız zemheri. Ama n olur kalmasın artık kalmasın uzaklarda yüreğini çatlatan biri acıyla inleyen biri ukdesi olan biri. Peki yetiyor mu bana bu çınar ağacının müntesip serinliği Müslim aydınlığı kuşları azad edelim su verelim yolcuya. A Dostlar Benim de bir gönlüm var. Nurettin Durman | |
(Ağla Aney) Hasretlik benim tek derdimdi Sabretmedin yurdumda Aney Bir göçere soru sordum da Akıttı gözümden yaşımı Aney Gözlerimden kanlı yaşlar aktı Göz pınarlarım kurudu Aney Bir dert yüreğimi yaktı Hıçkırıklara karıştım Aney Ağlamaktan yoruldu gözlerim Derdime bir merhem bul Aney Nice zaman yaramı gizlerim Usulca merhemi sür Aney Hasretlik bitsin artık özledim Kavuşmak tek hayalim Aney Yıllarca yolları gözledim Vuslat çok yakın Aney Murad-i yi götürdüler tabibe “Görünürde yarası yok” dedi Aney Lakin yaşı küçük bu garibe “Bu karasevda çok” dedi Aney ………………………….. Yıllarca gözyaşı döktüm Kaplar ağzınca doldu Aney Yâre bir türlü kavuşamadım Kavuşmak hayal oldu Aney Gözyaşı döker dururum Gözyaşımla avunurum Aney Ağlamakta onu bulurum Ağlamasam ölürüm Aney Izdırabım büyük, acıma denk yok Acımı bilen gülmez Aney Aşk savaşından büyük cenk yok Nefer olan zar-ü zar ağlar Aney Saçlarım ağardı tel tel Bilmem ki neden Aney Geceleyin olur damlalar sel Olmayan gözyaşımı neyleyim Aney Aka aka gözyaşım oldu bahri Bir gemide her şey çift, hani eşim Aney Verse elinden içmez miyim zehri? O benim sarı saçlı güneşim Aney Sarı saçları sanki kement Bağlamış yüreğimi çözemiyom Aney Akan çeşmime bir bent Elimde değil yapamıyom Aney Ol yaşlarım kim için akar Bu muammayı sezemedin Aney Hisli gözlerimle dalarak bakar… Neler gördüm, bilemezsin Aney Şuurumdan gizli hisler Şiir oldu çıktı Aney Murad-inin gözündeki sisler Şair olup aktı Aney Sivas 02.12.2005 murad -i Murat Dağlıbeg |
hiç inanmadım belki de iki cins arasında yaşanır dediklerine ne olanı belli ne niyeti... cins-i latif dediklerinin beklentisi adam denilene endeksli bir danışıklı döğüş bir tarafı kirli biraz da salkım saçak bir düş ucuz bir pazarlığa alet edilmiş değerler o güzelim üç harfi çoktan azraile teslim etmişler bulmak istiyorsa insan sevgiyi bir ölüden umudu kesmeli Ayfer Artuç |
Ö.L.Ü.M Hayat sıkmaya başladı artık, Gidiyorum sensizken sensizliğe, Bir masal gibiydi sen ve dünya Bir varmış bir yokmuş diye başlayan, Ve sona doğru yaklaşılan. Ölümden korkmuyorum artık, Korkularımı sende bıraktım, Ölmekten korkmuyorum artık, Ben ölümü ilk seninle tattım. İlk gördüğümde gözlerini, Dünya sanki cennet oldu bana, Kalbini tanıdığımda Düşlerim yoluma çıktı her sokakta Seninle tanışmam bir anlıktı Kaybetmem de bir anlık oldu. Ölümden korkmuyorum artık, Ölmekten korkmuyorum, Ben ölümü ilk gözlerinde tattım. Kaybetmekten korkmuyorum artık, Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım. Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde, Uğrunda yıllarımı harcadım, Anlatmaya kalktım aşkımı, Ya ben anlatmayı başaramadım, Ya sen anlamamayı başardın. Ölümden korkmuyorum artık, Son satırlarını yazıyorum, Sensiz hayatın. Ölümden korkmuyorum artık, Ben uğruna canımı adadım. Sevdiğim, gözlerin hiç geceleri Ağlamaktan ağrıdı mı senin. Hiç elin kolunun, bağlı olduğu oldu mu, Sen dünyanın en kalpsiz insanını Sevdin mi hiç, Uğrunda ölmeyi düşündün mü, Bu dünyanın yalan olduğunu, Geç olsa da anladın mı sen. Ölümden korkmuyorum artık, Alıştım ben her gün ölmeye, Ölümden korkmuyorum işte Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki Senin hep o gözlerini izlemekte. Ölümden korkmuyorum artık, Yaklaşıyorum her geçen dakika, Bu dünyadan göçüp gitmeye. Ölümden korkmuyorum artık, Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından, Korkuyorum canının acımasından, Ölümden korkmuyorum artık, Son satırları yazıyorum, Korkmadığım ölüme yaklaşırken, Sana ve hayata. Ben hep gülümseyeceğim, O yaşlarla dolu gözlerimle, Bulutların arasından, Sana ve yalan insanlara.! Eren Özen | |
BABA Sevgisiz çıkarsan hayat yoluna Dünyada tek başına kalırsın baba Unutma ki bizler hep biriz Birlikten güç doğarmış baba Karanlık yüreğinin efendisi olmuş Bizi karanlığa neden sokarsın baba Yüreğin korkuyla beslenir olmuş Bizi neden korkutursun baba Neden bu şiddet bu celal Biz sana ne yaptık ki baba Her zaman kanımız sana helal Bizi neden yaraladın ki baba Bunca yıl umutla bekledik Umutlarımız acıyla söndü baba Ufacık gülüşüne bile sevinirdik Artık bize gülmez oldun baba Baba şefkati nedir bilmez misin Bunu neden bize çok görürsün baba Dayanışma nedir bilmez misin Neden hiç yanımızda değilsin baba Baba olmaya hiç çalışmadın Aldırış bile etmedin baba Sende alıp başını gidersen bir gün Kin nefret ayırmasın bizi baba Tanju Göçmen not:Babam benim hayatımdaki en önemli kişi bir kac gün önce biraz kırılsamda ki haklıydı biliyorum ama cezası cok ağırdı Allahtanki beni anlayışla karşılayan ablam sayesinde o kötü günler ki 2 gündü ama bana seneler gibi geldi her şey güzellikle son buldu burdan canım ablama cok teşekkür ederim ve babacığım seni cok seviyorum |
Yok oluşun başlangıcına yürek koydum ben Düşlerimde uyurken sen Değişim bir derdimin oluşu Saksımda beslediğim çiçeğin yağmursuz bir gecede soluşudur Değişim bir derdimin oluşu Sevip taptığım meleğin sadece düşlerde dokunuşudur hakan iyihuylu |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
Eskisinden daha az seviyorum Saygımı yitiriyorum Yaz'ım diyorum Kurumuş sıcağında iklimlerimle titriyorum Kanımı görüyorum sakarya yollarında Kadranın sonu ve titreyen arabalar Her mevsim yağan karlar Ve aşk başında kadınlar, adamlar Körükleyip ateşi yakarlar Sıcakta iklimlerimle titriyorum diyorum Artık seni daha az seviyorum hakan iyihuylu |
Oğlum Gerçek hayat nedir bilirmisin sen Dinlede sana anlatayım ben Henüz yaşın çok genç,vakitte erken Doğru yolu sende öğren bil OĞLUM Hayat bir kumardır hep kazanılmaz Başarıya hep başarı katılmaz Zarı tutmak ile düşeş atılmaz Atarsın bazende sen hepyek OĞLUM Baba parasıyla adam olunmaz Silah zoru ile kalp kiralanmaz Şiddetle servetle sevgi alınmaz Yaşarsan anlarsın dünyayı OĞLUM Bugün sana candan olan arkadaş Yok gününde olur hep ayrı yoldaş Vurursun kafana heran karataş Bunlardır hayatın cilvesi OĞLUM Aşk denen deryaysa çileli yoldur O na rastlayanlar Kederli kuldur Kadınlar hep zehir saçan bir fuldur Uzak dur sen aşktan irkilde OĞLUM Kaybetme sen sakın ümit,neşeni Gördüğün her gün mutlu etsin seni Şu an değil sonra anlarsın beni Geçen hergün sana bir derstir OĞLUM Muzaffer YILMAZ oğluma ne olursa olsun dürüslükten ayrılmaman dileğiyle yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar |
AŞK ve SEVGİ AŞK bir yıl sürer SEVGİ bir ömür AŞK gözünde büyütür SEVGİ razı olur AŞK aldatır SEVGİ ikna eder AŞK (aşık) kıskanır SEVGİ (sevgili) güvenir AŞK seni de onu da ikiye böler SEVGİ ikinizi bir eder AŞK zehir gibidir SEVGİ ilaç AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır AŞK gider (isteyince) SEVGİ kalır (isteyerek) AŞK çeker, ezer, cesaret kırar SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir. AŞK ise; o senin için hedeftir SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız. Gül Ozan |
İki hüzün, bir aşk... İki hüzün, bir aşk... Serseri sokak yalnızlığım Yosma gecenin kasıklarında Gel-Git bakışlarda kararsızlığım Bu yüzden… Sahilde kalender sofrası Sözleri yarım kalan şiir Bir yanı dağ yangını öfke Bir yanı kül olmuş, viran şehir… Çoğul anlamların yazgısı Belki küflenmiş duvarlarda Soğuk mahpushane ezgisi Ellerimi üşüten… Ve sen büyüme çocuk Maviyi sakladım sana Umudu yükle uçurtmana Çıkma bu düşten… ………. İki şehir, bir yol… Sabır dudağımda kan izi Tedirgin kuşkulu sürgün akşamlar Gölgemi acıtan pervasız dokunuşlar Bu yüzden… Sevmek dediğin ayak sesi Yürek kırpıntısı kış ayazında Say ki pencere pervazında kanadı kırık Beyaz güvercin üşümesi… Yine yokluğuna takılıp düştüm Çıkmaz sokaklarda dizlerim kanıyor Her solukta çoğalıyor yenilgilerim Ben ki, ne kavgalar görmüştüm… Boynumda dudak lekesi İklimin değişmesi ayaz tenimde Yakan, yıkan, çoğalan sancı Yüzümde yalancı çocuk gülümsemesi… …….. İki suç, bir ceza… Tövbesi yok biliyorum Günahın koynuna arsızca girmenin Belki dualarıma düşen öfke, kin Bu yüzden… Kirlenmeden arınır mı insan? Yarına saplı bıçak gibi Elleri kan içinde dün Hüzün efkar vakti bir duman… Oysa giden gelmiyor Ve yalnızca gövdeyi delmiyor Namludan çıkan kurşun Haydi düşün Hangi bulut örter üstünü Boynu kırık bir kuşun? Kanar göğün mavisi Zor iştir üç kuruşa soyunmak Meze olmak rakı sofralarında Boşalır şişeden namus bekçisi… ……………… İki sus, bir çığlık… Yine de özlemek var Erteledim vurulup düşmeyi Sırtımı verip yasladığım duvar Bu yüzden… Bu yüzden aklımda duruşun Çıplak bileğinde biriken ter Yanağında tuz tadında keder Saçlarıma dokunuşun… Üç somun ekmeğin kavgası Oltasında uskumru dualar saklı Ve bir Eylül vakti denize yasaklı Yaşlı ihtilal balıkçısı… Sevmek bu yüzden Biraz umut, biraz kavga, biraz emek Kolay değil bir insana sevdiğini söylemek Devrik cümle edasında Yorgun Satır arası... Yazan : DeNiZ ÜLKEGÜL |
Ölü Bir Martıyım Ben ölü bir martıyım ne kumrular gibi destansı bir aşkım ne de göçmen kuşlar gibi terkedişlerim oldu. Buradayım ne geldim ne de gideceğim. Emaneten geldim zannedenler vazgeçtiler benden ve gitmelerimden. Bazen gözgöze geliyorum ‘evsahiplerim’ le kaçırıyorlar bakışlarını. Ait olmadıkları topraklarda beni ancak yok farzederek yaşayabilirler. Ben ölü bir martıyım. Bir geminin arkasından gittiğim dostlarımla, her seferinde yalnız dönüyorum ‘karaparçam’ a. Gitmeyeceğimi bildiğimden uzun yol dostlukları kurmuyorum. Ne sıkıcı bir düzenle uçan göçmen kuşlara, ne yırtıcı kartalların yanlızlığı kutsayan hallerine özeniyorum Bu karanlık denizler, bu ölü balıklar, bu bana aldırmayan vatoslar oldukça ne ölmekten korkarım ne de yaşamaktan. Şimdi; şefkatsiz ellerde kanatlarım uçmaktan vazgeçti. Ruhum şaşırtıcı bir intihar yolu buluyor. Bir şairin; “kuş ölülerine” ihtiyacı vardır umuduyla bir rakı masasına pike yapıyorum. Ben ölü bir martıyım.. Yazan : SuaRe |
YAŞAMAK GÜZEL HERŞEYE RAĞMEN Bir durgunluk var bu gün sende Yüzündeki hüzün ele veriyor Donuk bakışların dalarken uzaklara Belirli olmayan ifadeler. Dünyayı bir pula satacak kadar umursamaz. Üzerine çöken kara bulutları dağıt ne olur Gülümse ki güneş doğsun dünyama Karanlıklar dağılsın Solmasın gönlünün çiçekleri Sen ki yegâne yaşam sebebimsin Dayanamam böyle üzülmene senin Göz pınarlarım hazır akmak için Senin gözlerinin yerine Yeter ki yaş akmasın gözünden Bahar tüm ihtişamıyla hissettirirken kendini Nerden sardı bu sonbahar havası seni Kov tüm karamsarlıkları Olumsuzluklara karşı diren Yılmadan, bıkmadan mücadele et Çünkü yaşamak güzel her şeye rağmen Mehmet İliter |
Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası İlkönce yağmurla sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah. Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla. Harp esirleri çoktan iş başındaydılar. Topraktan nefret duyarak - halbuki köylüydü birçoğu - tıraşlı ve korkak çapalıyorlardı patatesleri. Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana köy kilisesinden gelen çan sesleri. Pazardı. Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı kadınların değil, içlerinde büyük memeli kızlar, ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı. Maviydi gözleri. Başları önde, kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı. Terliydiler. Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu. Kürsüde muhterem peder "beyannameyi" okuyordu, - gözlerini gizleyerek -. Renkliydi pencere camlarından biri. Bu camdan içeri giren güneş duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde eski bir kan lekesi gibi. Ve hiçbir zaman doğurmamış olan göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk : başı öyle büyük o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları hazin ve korkunçtu. Önlerinde kandil yanıyordu eski sert ve boyalı tahtayı aydınlatıp... İki adam boyundaydı tahta heykel. Şeytan saklanmıştı arkasına - kaşları çekik, sakalı sivri, Mefistofeles olması muhtemel,-- ve âlim bir tebessümle dinliyordu muhterem pederi. "- Avrupa'nın bekası, (okuyordu beyannameyi muhterem peder) Avrupa'nın bekası için harbediyoruz." Dinliyordu Şeytan sivri sakalında keder ve âsi ve selîm aklına dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan. Okuyordu rahip : " Avrupa milletleri el ele verip harbediyoruz, ve mutlak imha edeceğiz medeniyet için tahripçi bir unsuru." Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip kaldırdı elini rahibe doğru - etsizdi, uzundu bu el, hakikat gibi, kemikli ve kuru -. Ve ne olduysa o anda oldu işte. Renkli camın altındaki kadın çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte. Memeleri ağırdı ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler. Düşürdü kâadı muhterem peder ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı : "- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye. Harbediyoruz, fuhşun bekası için, kerhane kapıları kapanmasın diye. Ve sen orda, arkada içinde beyaz entarisinin bir erkek çocuğu gibi duran, sen ****** olacaksın kızım. Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler büyük şehirlerimizden birinde. Baban dönmeyecek Yatıyor şimdi yüzükoyun çok uzak bir toprağın üzerinde. Şimdi kan içindedir etli, kalın kulaklar ve ince kollarının dolandığı boyun. Yattığı yerde yalnız değil. Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada." Kendi sesinden ürkerek sustu rahip. Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu. Kadife ceketli bir erkek - ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin - bir şeyler söylemek istedi. Sivri sakalını kaşıdı Şeytan, rahibe : "Devam et," - dedi. Ve muhterem peder başladı tekrar konuşmaya : "- Harbediyoruz : pazar ve mal nizamının bekası için. Kömür, lâstik ve kereste, ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti satılmalıdır. Patiska, benzin buğday, patates, domuz eti ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet satılmalıdır. Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun ve ihtiyarlığın emniyeti satılmalıdır. Şan, şeref ve saadet, ve kuru kahve topyekun pazar malı olup tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır. Harbediyoruz : harbi bitirdiğimiz zaman aç, işsiz ve sakat - harp madalyasıyla fakat - köprü altında yatılmalıdır..." Yine sustu muhterem peder. Şeytan emretti yine : "- Naklet onun macerasını, o ne idi, ne oldu, anlat..." Ve anlattı rahip : "- Onu hepiniz hatırlarsınız, toprağın içindeki bir patates tohumu gibi fakir, çalışkan ve neşesiz geçti çocukluğu. Sonra uyandı birdenbire on yedi yaşına doğru. Yine fakirdi, çalışkandı. Fakat aylarca gidip bulutsuz bir denizde altında sönük yelkenlerin sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi... Mahallede sesi en güzel olan insandı ve en güzel mandolin çalan. Hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?.. İçinizde kimin kalbini kırdı, kime yalan söyledi, sarhoş olduğu vaki midir, ve kiminle dövüştü? Çocuklara saygısını ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz? Belki biraz kalın kafalı fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz onu geçen sene harbe gönderdik. Şimdi gerilerinde cephenin işgal altındaki bir köyün odasındadır. Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul bir tahta masanın üzerinde. Beli çıplak pantolunu dizlerinde başında miğfer ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler. Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu direkte bağlı bir erkek. Dışarda yağmur yağıyor ve uzaktan uzağa motor sesleri. Kadını masadan yere iterek doğrulup çekti pantolonunu... Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu, hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?" Yine birdenbire sustu muhterem peder. (Susabilmek bir hünerdir insanın ağzından çıkan sözler kendine ait olmazsa.) Fakat tahta Meryem'in arkasından yine emretti Şeytan : "- Rahip, devam et," - dedi. Ve devam etti rahip : "- Harbediyoruz. Çalıştırılan insan yığınları birbirine devrederek zinciri, karanlık ve ağır, beton künklerin içinde akmalıdır. Ve sen kocakarı - ön safta, solda, diz çöküp yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan - seni temin ederim ki kilise kapısında oynayan torunun - beş yaşında, başı altın bir top gibi yuvarlak - dedesi, senin kocan, babası, senin oğlun ve komşuların gibi kömür ocaklarında çalışacak. Hiçbir şeyi ümit etmemeyi öğrensin. Bu maksatla uçuyor bombardıman birliklerimiz tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp iki gergin kanatla. Ve motorlarına benzinle beraber belki bir parça keder dolarak (öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey), uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak bombardıman birliklerimiz birbiri ardından giden dalgalar halinde... Harbediyoruz : öldürdüklerimizin sayısı - bizden ve onlardan aralarında meme çocukları da var - şimdilik beş altı milyon kadar. Harbediyoruz : kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri. Harbediyoruz : parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde hapisane demirleri..." Hakikat çok taraflıdır. Fakir bir Şimal kilisesinde - Şeytan'ın iğvasıyla da olsa - fakir bir papaz onu o kadar uzun anlatamaz. İnzibat kuvvetleri aldı haberi - kadife ceketli orman bekçisinden - gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi. Ve asfalt yolun üzerinde arasında silâhlı iki adamın giderken muhterem peder Şeytan baktı arkasından : çekik kaşlarında ümit ve sivri sakalında keder. 12.9.1941 Not : Alamanya yıkıldı. Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder. Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde. Halbuki yine uydu Şeytan'a. Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken 41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen bilhassa mal nizamına ait olanları. Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle (tevkif edilmediyse de bu sefer) kovuldu kiliseden muhterem peder. Yine arkasından baktı Şeytan : çekik kaşlarında biraz daha çok ümit sivri sakalında biraz daha az keder... 1946 Şubat 17 Nazım Hikmet Ran | |
Ay dolunay ay seni yaşatıyor bana sevgili yakamozlarla deniz beni uzakları okşuyor ay ışıkları kolların bomboş bilmekteyim hissetmek medcezirlerini bütün denizlerin aşk cığlıklarını evrenin yakomazların çakıltaşlarının tüm şarkıların sesinde baktığım noktadan aydınlıkların yansımasını anılarımın sen ben ve nevbaharın artakalan zamane aşklarından dolunay zamanlarının yarımdan iki karanlık iki ay gelişinden belli mehtap ay dolunay Nevin Kalafatoğlu |
Unutulmaz anları vardır hayatın Islak kirpiklere takıp kalan Zamana meydan okuyan Biz de öylesine yaşadık seninle Öylesine sevdik Hatırla aşkım... Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda Beni sensizliğe nikahladılar Yenildim duygularıma Yenildim gururuma ağlayamadım Şimdi sanadır bu ağlayışım Hatırla aşkım.. Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin Gelip gelip özlemin doluyor içime Yokluğunda şair kesildi gönlüm Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım Sen de nasıl sever nasıl söylerdin Hatırla aşkım.. Oysa nelere katlandı bu gönül Ne acılara halay çekti bu yürek Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler Bir yokluğuna alışamadım Bir de sensiz bu akşamlara Unutamam demiştin giderken bana Ben de unutamadım Bu bizim son yeminimizdi Hatırla aşkım.. Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor Gözlerine başka gözler gülüyor Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın Bitmedi bitmeyecek bu şarkım Nerede olursan ol Kiminle olursan ol Hatırla aşkım.. Hatırla Yanındayken bile özlerdim seni Şimdi içimde bir başka yangın Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın Ölmek kaderde var biliyorum Her şeyin sonu yakın Ama sen de bil ki Yağmurlarca sevdim seni Yağmurlarca sana yandım Hatırla derya gözlüm Hatırla Aşkım.. Ahmet Selcuk İlkan |
Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Şöyle diyebilirim : 'Gece yıldızlardaydı Ve yıldızlar, maviydi, uzaklarda üşürler' Gökte gece yelinin söylediği türküler Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Hem sevdim, hem sevildim, ya da o böyle söyler Bu gece gibi miydi kucağıma aldığım Öptüm onu öptüm de üstümde sonsuz gökler Hem sevdim, hem sevildim, ya da ben böyle derim Sevmeden durulmayan iri, durgun bakışlı gözler Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Duymak yitirdiğimi, ah daha neler neler Geceyi duymak, onsuz daha ulu geceyi Çimenlere düşen çiy yazdığım bu dizeler Sevgim onu alakoymaya yetmediyse ne çıkar Ve o benimle değil, yıldızlıdır geceler Yürek zor katlanıyor onu yitirmelere Bakışlar sanki onu bana getirecekler Böyle gecelerdeydi ağaçlar beyaz olur Artık ne ben öyleyim ne de eski geceler Sesim ara rüzgarı ona ulaşmak için Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hala sever Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer Bu gece gibi miydi kollarıma almıştım Yüreğimde bir burgu ah onu yitirmeler Budur bana verdiği acıların en sonu Sondur bu onun için yazacağım dizeler Pablo Neruda |
Gafil Durma Şaşkın Bir Gün Ölürsün Gafil durma şaşkın bir gün ölürsün Dünya sana baki değil ne fayda Ettiğin işlere pişman olursun Pişmanlığın ele girmez ne fayda Bir gün seni iletirler evinden Hakk'ın kelamını kesme dilinden Kurtulmazsın Azrailin dilinden Türlü türlü yolun olsa ne fayda Söylersin de sen sözünden şaşmazsın Helalini haramından seçmezsin Kepeğin tükenir su da içmezsin Hep deryalar senin olsa ne fayda Teslim Abdal eder çöksem otursam Cümle varlığımı ele getirsem Şu yalan dünyayı zapta getirsem Hep dünyalar senin olsa ne fayda Teslim Abdal | |
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili. İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır, Yitirdikleri de... New York'ta, Bir Sokakta, Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının Çıplak Yalnızlığı da Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki, Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de... Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili, Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır, İnan... Kim Demiştir Hatırlamıyorum, Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye. Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde, O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda, Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır, İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim. Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye... Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da... Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider, Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya... İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır Kimselere Veremez Sevgisini, Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır... Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı. İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz, Oysa Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu. Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara... Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın Tüm İnsanlara Yayılması Gibi... İşte Şimdi Biz de Sevgili, Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp, Soluğu Evlerde Alacağız, Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi. Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak, Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak, Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu... Birazdan Sabah Olacak... Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Başlayacak... Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili. Birbirimizi Kandırmayalım... Hadi Güne Hazırlan, Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü, Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel, O Yaban Ağrısını Geri Alacak Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek, Sonra Geçecek... Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak... AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ Cezmi Ersöz |
Gitti Ah Gitti gitti ah.. gecelere hüzünleri serperek yarali bir kus gibi kanarcasina gitti.., yalvaran gözlerime, elemi pay ederek, bir kabahatmis gibi, kacarcasina gitti... gitti ah.. sarkilara bel baglamak faydasiz. üstüme kapilari kaparcasina gitti... gecenin geldigini haber vermeden; hirsiz... yasanmis bir ömrü calarcasina gitti gitti ah... bir nehirdi, yazamadigim siirdi. yüzüme son bir defa bakarcasina gitti... gitti ah... gözyaslari yanaklarimda kaldi. hayatin perdesini cekercesine gitti... belki doyulmamis toz pembe bir masaldi. gögsümden yüregini sökercesine gitti... gitti ah... karsilasmak ömür boyu imkansiz. beni hazanda koyup bahar dalina gitti... bilmiyorum ne yapsam, ne söylesem anlamsiz. ayrilmisti dünyamiz; kendi yoluna gitti... gitti ah... bir mevsimdi, cizemedigim resimdi. kalbime bir civiyi, cakarcasina gitti... Yusuf Hayaloğlu |
Dağların arasında Bu şehrin karanlığı Gün batmadan daha Buluyor aydınlığı Rüzgar temizlerken Şehrin üstündeki sisi Sokaklar üşüyor sanki Yanınca sarı lambalar Çöpleri döküyor Duvarlarda kediler Atıyorum kendimi, yorgun Tanıştığımız parkına şehrin Arıyor gözlerim Öyle bir iz senden, Üşüyor bekliyorum Yılların ötesinden hüseyin seyfi |
itiraz/ Öncesi; bir düğünün başka düğünlere gebe vakitleri samanlık arkalarında mektup aşklar tensiz köpek üç kere havlarsa kahvehanelerden çıkış saati helalar ev dışı, bahçe dibi kızların ishal sevdaları ah annemin gençliği ne zormuş babama varmak bahçe küçük, yangın büyük köpeğin besbelli vakti gelmiş ağlar O da meşkten bir öpücüğe yetmez vakit bütün samanlıklar seyran balya balya aşk Sonrası; kıymık olmuş ilerliyor deri altı ihanet *****ce bir kadın ardındakileri sayıyor sevişmeyi günah bellemese tespih çekecek imameye varana kadar daha kaç kere sevişecek babam bunu bilmeyecek Keşkesi; iş bellemese sevişecek ah annemin gençliği bir şeftali ağacının gölgesine hapsedilmeseydi namus güneş doğardı besbelli vakti gelmişti bahçe küçüktü yangın büyük YaZaN : aYBeN ÇeViK |
Başın düşüvermiş yastık üstüne Gül demeti gibi Dudakların, yanakların... Her uzvun bir çiçek sanki Hele gözlerin, başka güzel Uzanıvermiş narin bedenin yatağa Kıskanırcasına her yerini sarmış nevresim. Uyku nasıl da yakışmış yüzüne Dudakların açmaya hazır gonca gül sanki Ya incecik bedenin! Yıllarca sarılıp uyuyası geliyor insanın. Ama ben atdınlık istiyorum gözlerini Uyan artık meleğim, bir ses ver sessizliğe Sen gözlerini açtığında aydınlanır dünya Senin gözlerinde doğar güneş Her gün yeniden yeniden. Yıllar süren bir uykuya dalarsan eğer Önce hayat durur Sonra dünya can çekişir kahrından. Korkarım sensiz uyanık kalmaktan Haber ver gözlerini açtığında Yoksa sonsuz uykulara dalarım ben de ardından sami bağcı |
sert rüzgar Üzerimden geçen sert rüzgarsın, Yağan yamurun ardına bakan sert bir ıslaklıksın, Yok gülüm açmıyor güneş. Yağan yamurun altında sırıl sıklam olmuş ıslanırım bakan gözlerin ardında, bir kere gel özledim Yanar yüreğim erircesine, Gurbette kaldın bitircesine , Anıyorum senin kızgın vicdanı, Yolsun esen rüzgarın sertliginde. YaZaN:.... Kuru Dalda Çiçekler… Uyuturum seni her ana gibi koynumda Savurur zaman saçlarımı Sıvazla beyazıyla. Bilme ardında değilim “kaç günüm var daha? ” Bir gün uyanır sarsarsın usumu çocuksu sorularla “Kim taşlıyor bu kadınları meydanda? ” … “Çamurda ekmek kapışanlar kim? ” … “Kim patlatmış o kadının karnındaki balonu? ” … “Kırmızıya boyayan kim kundaktaki çocuğu? ” ... Konuşamam… susarım Anlatamam… susarım İnsan aşkına susarım! Allah aşkına susarım! Sonuna varırım bir gün susmanın… “Kopartıp imanın kollarını daha da çoğalttığımız yaratıklar! ” derim belki usulca… Anlamaz dinlersin bir şarkı gibi yabancı… Aktarırım sloganları; “Ergenekon! ” derim “Fatih Sultan! ” derim “Atam! ” derim Buğulanır gözlerim “Çanakkale! ” diye eklerim… Çevirip başını “Ya sen? ” dersin Dillendirip tüm soruları Yer yarılsa içine girerim. Sorarsın sonra “Bu kurumuş ağaçta niye sallanır çiçekler? ” …… Bir buzul kadar donarım Süner kollarım Birer yumru olur gözlerim boğazımda Yutkundukça düşer ayaklarıma… O an doğurgan çığlıklar sarar gökleri Korkuyla büyür gözbebeklerin Dayanamam Patlar, saçılırım konfeti gibi… “Urganlara çengeldeki et gibi asılan umutları boğulan kalemleri kırılan günün kızgın alnında ince bir gülüş tutunmuş suratlarıyla serin şelale kuytusunu düşleyen bu çiçekler gözü toprak sulayan anaların koynundan koparılan sen gibi fidan! ” diye patlarım… Durur, bir neden, bir yol sorarsın Usundan her dem on yol geçen Durak bilmez anana. Bir durak sorarsın… Boğulurum bu defa yanıtlar ortasında… “Yorgunum” derim Sen susmaz konuşursun çocuk aklınla “Bir andan daha mı fazla yaşamın yorgunluğu? ” Olgun bir meyvanın tadını doldurursun damaklarıma Uçurtmalara takarsın göğsümü Sudan nedenlerle büyüttüğüm acılardan Mutluluğu çıkarıp uzatırsın bana Umutlu bir türkü olurum Sığmam ufuklarıma… “Dur’u var oğul” derim “kan kusan bu çılgınlığın! Usumuzu parçalayan kurnazlığın Cahilliğin sonu var! Bu zulmün bir sonu var, savaşların, düşmanlığın Bu kuru dallar Senin gibi çiçekler açtıkça! ” Yazan : FİLİZ BEDÜK |
Çok ileri bir tarihte Çok yaşlı olarak Sessizce ayrılmalıyım Kimseye pek gözükmeden Ve kimseyi rahatsız etmeden. Masamın üzerinde Dünden kalan işler Tamamlanmamış yazılar Okunmayı bekleyen kitaplar Ve anılar ve umutlar. Filleri kuyruğundan çekerek Tepeleri aşırtmaktı görevim Günler bitti filler tükenmedi Ben elimden geleni yaptım Gerisini siz tamamlayın. Boşa geçmedi hayatım Daha fazlası olabilirdi ama 'Buna da şükür’ demeliyim Işte sevgili dostlar Ben böyle veda etmeliyim. ismail cem |
kokusu soldu gülün göverdikçe gönenen sevdaydık yüreğimizde sarkaçlı saat tiki söyle ne kaldı ki bozdursan para etmez sözlerden ne kaldı soruyorum hercainin yırtık renginden yağmurları paslanmış buluttan bir de böğürtlen çalılarından ve sisten zaman yadsırken düşlerimizi serseri bir umarsızlık değil mi biriktirdiğimiz dağarcığımızda kendimizi öğüttüğümüz değirmenlerimizde iki bıçak gibi birbirine bilenmiş kıyılarımızda fırtına tanrıları uyandığımız sabahlar kokusu solmadı mı önce gülün kapı önüyüz tenha akşamların tünediği küflendi zaman saksısını yitirmiş sardunyadan söz etme bana ayrılıklardan ya da özlemlerden çıkmaz sokak gibi geçerken içimizden tabulardan söz etme bana tabular ki gül makası en güzel masallarımızı budayan Emre GÜMÜŞDOĞAN |
Duyguların Savaşı Öyle bir alemde yaşıyorum ki, sağ mıyım, ölümü bilemem, Sağıma bakar, soluma bakar, dört duvar haricinde bir dost göremem, Etrafımda hareket eden bir şeyler vardır, el uzatıp erişemem, Kimi doğru, kimi yanlıştır, uyarmak isterim söyleyemem, Konuşmak isterim, bir iki kelime, sesim çıkmaz dinletemem. Sarılmak isterim, sıcaklıklarını hissetmek, var olduğumuzu bilmek, Düşünmek isterim, paylaşmak acıları tatlıları, onlarla dertleşmek, Ben adım attıkça, kahrolası gölgeler uzaklaşır, arzuladıklarıdır gitmek, Bırakırım peşlerini, bakarım ardından gölgelerin, görürüm onlarda da yok istek, Bilmezler ki tek arzumdur, onlarla bir olmak, acıyı tatlıyı paylaşıp, dertlerini gidermek! A.Cenan Akpınar |
Senin için bir şiir yazsam Herkes aşkımı anlasa... Senin için bir şiir yazsam Bana geri dönsen... Bilmiyorum duyuyor musun bu şiiri... Ama duyuyorsan... Duyuyorsan Duy beni işte. Eğer okuyorsan Oku beni işte. Gözlerim gözlerini özledi. Ellerini, dudaklarını yanaklarını, Seni öpmeyi özledim. Hem de çok özledim... Senin için bir şiir yazdım. Hadi bana geri dön! nihan yıldırım |
Kırık bir düştür mehtap bir düşüştür bir ayaz geçidi ve zamana yolcu bir kervan bu günü dünden bitirdim toplayamam dağılmış yalnızlığımı sererim de sefil geçer ah kırklar kölesi inat alımsız yediler böldüler pervasız yine de dipsiz denizler taşırım bilmezsin ateş üşür sensiz Sait EKİNCİ |
Biz Ölebilirmiyiz Kopan her takvim yaprağında, Yağan her yağmur damlasında, Ve çırpınan her martı kanadında, Hatırlanırken sen,., Seni ben nasıl unutabilirim..? Oysa kaç kez indirdim resmini duvardan, Kaç kez yumrukladım hayalini git! diye... Ama heyhat! ne sen unutuldun, Nede hayalin gözlerimden kurtuldu. Gömülmüşken kalbimize bu umutsuz aşk, Ne sen unutabilirsin, Ne de ben sevgili.!.. El ele gezilen umut sahillerini, Düşler kurulan yürüyüşlerini, Her akşam gelen hüzün nağmelerini, Seviyorken sende umutsuz aşkla beni, Unutabilirmiyim... Unutabilirmiyiz..?. Birbirimiz için yaşarken umutsuz da olsa.. Söyle biz ölebilirmiyiz...! Gülden Işık |
Bugün ilk kez düşündüm Benden aldıklarının, hesabını yaptın mı diye Ben hiç düşünmemiştim, gidenlerimi hesap etmeyi Hep yaşadığım birkaç yudum sevincimin, hesabıydı aklımdaki Bir dakikada olsa, gözlerine bakabilmek için Sadece bir nefes alışı kadar seni yaşamak, Sana akan yüreğimin hatırına, Gözlerimin sevdasına, Meğer ne ödünler vermişim sana Meğer özümmüş benden eksilen Hep bir şeyler eriyordu içimden damla, damla Hissediyordum amma, aldırmıyordum Sen vardın yüreğimde, ruhumda Dolaşıyordun tüm iliklerimde Sen oluyordun saatimde, yelkovanla akrep Tüm vakitlerim sana dönüyordu, seninle dönüyordu dünyam Kanıma karıştırmıştım kanını Seninle yaşayabilmek için Sen, hesabını yaptın mı? Benden aldıklarının… Neydi ki seni bana getiren? Sevgi değilse neydi Düşünmekte acı veriyor bana Kuşkularım, beynimi kemiriyor Bir şeyler kaynıyor beynimde sana dair Bir sarmaşık gibi dolanmışsın bedenime Sana akan sevgim, beni benden alıp götürüyor Yüreğimin akışına doğru Sana akıyor yüreğim, sana doluyor sevgim Yüreğinde yer var mı bana sevgili Çeviremiyorum akışımın yönünü Bağışla beni Yüreğin alabildiğine derya gözüme Bu yüzden akıyorum sana coşarak Sığdıra bilir misin beni içine Hesabını yaparak, Yüreğimden akıp sana dolan sevgimin nermin erol |
Ve sen gidiyorsun Ve sen gidiyorsun Yaşananları yok sayarak Cami kapısına *** bırakırcasına Ardına bile bakmadan gidiyorsun Ve sen gidiyorsun Dünümüzü silerek Bugünümüzü kırıp dökerek Yarınımızı yok ederek gidiyorsun Ve sen gidiyorsun Sensiz olamayacağımı Yanımdayken bile seni özlediğimi Saçının bir teline dahi kıyamadığımı Bile bile gidiyorsun Ben şimdi kimin gözlerinde öleceğim Ben şimdi kimin dizlerine yatıp Kimin ellerini tutacağım Kabuslar gördüğüm Karabasanlarla sarmaş dolaş olduğum Sehpalı hazan düşlerimde Kimi uyandırıp Kimin omuzlarında ağlayacağım Senden başka kimsenin yanında Ağlayamayacağımı Bile bile gidiyorsun Ve sen gidiyorsun Kafamı duvarlara vura vura Hücre hücre parçalasam İşkencecilerin yapamadığını Yapsam kendime Kendimi içten içe yesem bitirsem Yok etsem bile Kapının önüne çıkınca gönlüm olsada yıkık Yine alnım ak yine başım dik olacağımı Sanki sen hiç gitmemişsin Sanki Hiç bir şey olmamış gibi davranacağımı Bile bile gidiyorsun Ve sen gidiyorsun Sensizlikten çıldırsam Ecelim olacağını bilsem de Sana gitme demeyeceğimi Sana yalvarmayacağımı Bile bile gidiyorsun Velhasılı kelâm sevdiğim Uğruna ömrümü verdiğim Uğruna Gecelerimi çarmıha gerdiğim Sensiz yapamayacağımı Sensiz yaşayamayacağımı Bile bile gidiyorsun Ve sen gidiyorsun Git... Beni hayallerimle Beni terkedilmişliğimle Beni sensizlikle başbaşa bırakarak git Git artık git Ve sen gittin Ve ben sensiz yokum Ben sensiz bitmişim Ben sensiz bir hiçim artık Ama giderken Bir şey unutmadın mı gülüm Sen Sen varya sen Sen artık Bensiz Hiç bile değilsin AHMET YILMAZ |
ZULASIZ zulası tükenmiş aşklara pusulasız yön belirleyen ıslak işaret parmağım! rüzgarı üfleyen kadın çenesinde buruk sözcüklerin kırılmış azıları ağzı dolu dolu laf gözleri bir taşım yalnızlık ihanetleri boy boy lakin kısa kalmış sadakate sırıtıyor entarisi /Biz Meneviş’e hiç gitmedik zaten menekşelerimiz de morarmadı alabildiğine biz sarı dedik sizse renksiz bir makamın uvertürü / avam ışıkların bel altı söz boşluklarında bir bozgunluk daha . . . kadın boy veremez kadın kısa kadın olmadığı kadar kara kırık kemikleri. . . Yazan: Cameron... |
Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. İyisi mi,beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin Fedakarlığımı anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacağız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak : biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da Bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde? İçimden bir şey : belki diyor. Nazım Hikmet |
Gitme ey yolcu beraber oturup ağlaşalım: Elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım: Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim bilmem ki? Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki! ah! karşımda vatan namına bir kabristan Yatıyor şimdi... nasıl yerlere geçmez insan ? ŞU mezarlar ki,uzanmış gidiyor, ey yolcu, Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu! MEHMET AKİF ERSOY |
Diyarbekir Kalesinden Notlar Ve Adiloş B****** Ninnisi 1. Varamaz elim Ayvasına, narına can dayanamazken, Kırar boynumu yürürüm. Kurdun, kuşun bileceği hal değil, Sormayın hiç Laaaaal... Kara ferman çıkadursun yollara, Yarin bahçesi tarumar, Kan eder perçem Olancası bir tutam can, Kadasına, belasına sunduğum, Ben öleydim loooy... Elim boş, Ayağım pusu. Bir ben bileceğim oysa Ne afat sevdim. Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi... 2. Açar, Kan kırmızı yediverenler Ve kar yağar bir yandan, Savrulur Karacadağ, Savrulur zozan... Bak, bıyığım buz tuttu, Üşüyorum da Zemheri de uzadıkça uzadı, Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, Seni, Diyarbekir gibi, Nelere, nelere baskın gelmez ki Seni düşünmenin tadı... 3. Hamravat suyu dondu, Diclede dört parmak buz, Biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa, Çayı kardan demliyoruz. Anam sır gibi saklar siyatiğini, "Yel" der, "Baharın geçer". Bacım, ikicanlı, ağır, Güzel kızdır, bilirsin. İlki bu, bir yandan saklı utanır Ve bir yandan korkar Ölürüm deyi. Bir can daha çoğalacağız bu kış. Bebeğim, neremde saklayım seni? Hoş gelir, Safa gelir, Ahmed Arif'in yeğeni... 4. Doğdun, Üç gün aç tuttuk Üç gün meme vermedik sana Adiloş Bebem, Hasta düşmeyesin diye, Töremiz böyle diye, Saldır şimdi memeye, Saldır da büyü... Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır, Bunlar, Aşımıza, ekmeğimize Göz koyanlardır, Tanı bunları, Tanı da büyü... Bu, namustur Künyemize kazınmış, Bu da sabır, Ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara Sarıl da büyü. Ahmed Arif |
Ayrılacağız bir gün birbirimizden Yollarımız uzun olacak Unutmak, unutulmak isteyeceğiz, istemeden Son gemi demir alırken bu iskeleden El sallamayacağız birbirimize Elveda diyemeden ayrılacağız Hatıralar karışırken sonsuz denize Gözlerimiz nemli, ağlayacağız sessizce Anılarımız ıslanırken yağmurlarda Akşam güneşi tükenecek, yorgun aşkımızda İçimize düşünce bu sonsuz yalnızlık, Geri döndüremeyecek bizi bu son pişmanlık rahmi hakim |
Ağustos Çıkmazı Beni koyup koyup gitme,ne olursun Durduğun yerde dur Kendini martılarla bir tutma Senin kanatların yok Düşersin yorulursun Beni koyup koyup gitme,ne olursun Bir deniz kıyısında otur Gemiler sensiz gitsin bırak Herkes gibi yaşasana sen İşine gücüne baksana Evlenirsin,çocuğun olur Beni koyup koyup gitme,ne olursun Atilla İlhan |
Ne sellerin çoşkun çoşkun akışı, Ne baharda sümbüllerin kokuşu, Ne siyah, Ne beyaz.. Ne de yalan dünyanın iki kuruşu..... Ne olurdu bitmeseydi rüyalar. Ne yeşil ovalar, ne karlı dağlar, Her taşı mücevher, altın osa da, İlham vermez bana aşkımız kadar... Sonra sen kelırsın aklımda, Her zaman ismine aşina dilim. Ne yazsam az gelir sevdamıza, Vefalı yarim, Canım sevgilim! halil gülşen |
BAYRAĞIMA SAYGIM SONSUZDUR Adına nice destanlar yazılmış canımsın bayrak Ay yıldızın üzerine ne güzel de yakışmış bayrak Ülkemin her yerinde uçar dalgalanırsın bayrak Benzeri olmayan bayrağıma saygım sonsuzdur... Genç kızlar seninle gelin olmak istiyor bayrak Şehitlerin tabutlarına örtülür hep sarılır bayrak Kale burçlarına dikilmiş dalgalanırsın bayrak Şehitler kanıdır bayrağıma saygım sonsuzdur.... Düğün varsa biryerde yükseklere dikilir bayrak Bayramlarda törenlerde kurtuluşta asılır bayrak Hacdan dönenler evlerine asar sallanır bayrak Manevi değerli bayrağıma saygım sonsuzdur... Gönüllüyüm istekliyim bayraktarın olayım bayrak Gücün bize güç katsın hız versin millete bayrak Bayrağa hürmetsiz kimler varsa hepsi soysuzdur Atadan emanet bayrağıma saygım sonsuzdur... Mehmet Karlı |
Ne mavi bir ay düşeceğiz geceye ne de sevişken ayaklarımızı tuzlusulara demirleyeceğiz körebe oynarken ayrılık başına döndük sevgilim koynundan kaçan uykuları topluyorum hergece bir ses yalnızlığıma saplanıyor şen kadın: 'seni seviyorum' gözyaşlarının bağını çözmüş koşuyor ah köreltilmiş karanlık yüreğimi mayın tarlasına düşürdüm ıslanmış kibritimi geri ver kanımı barutlayıp çakacağım öyle bir leşlik ki bu ayrım hıncımı ortaçağın karanlığına salsam tanrılaşır vicdanım duy beni kan kaynatan kudüs kuşatılmış kentlerin inancı Tantalus'un agonisiyim nezaman dudaklarıma nemlense dudakların Michelangelo'nun mermerine oyulur dudaklarım Argos'un veledleri uykudan uyanalı gizlenecek yerde bulamadım umutlarım piyasalara düşeli uluorta okşanır olmuş artık eskili mektupların tozuyla soluyorum hayatı bir kelebek kozasına kapandı ömrüm nereye uçursam hayallerimi mezarımı kazarken buluyorum kendimi günahkar mabedine dönerken sevgilin meçhule ertelendik sevgiliM seraceddin baran |
Annem Öldü Mü? ne hız ellerini üzdün dünyadan balanı tek koyup nereye gittin? nasıl yok oluyormuş bir anda insan sanki bu dünyada hiç yok imişsin.. güneş gurup etti... oda karardı... bir anda yok oldun sen hayal gibi. şimdi düşünürüm senden ne kaldı.. gönlünde hatıran kara hal gibi... beni boya başa yetirdin anne bize borçlu bildik her zaman seni sen beni dünyaya getirdin anne bense yola saldım dünyadan seni... sen bana beşikte ninni çalmışsın bugün ninni çalsam sana ben de mi? senin şirin şirin ninnilerini sana gaytarayım cenazende mi? "uykun şirin olsun" diyerdin bana "uykun şirin olsun" deyim mi sana gerek ben başına dönüm dolanım, beni hayat için hep uyutanım, söyle ölümçün nasıl uyutayım seni ben bugün? bu nasıl dünyadır anlayamam ben, cilvesi cürbecür, rengi cürbecür dün öz nefesiyle seni isiden bugün buza dönüp, taşa dönüptür bu nasıl dünyadır... insanoğlunun hayali göktedir kendi yerdedir... sağken omuzunda hayatın yükü ölende ceseti çiyinlerdedir... bu nice dünyadır bu nice dünya ölüm hakikat hayatı rüya derdimin gamımın ortağı sendin niye yüz çevirdin ya niye benden?... "derdin bana gelsin" hani diyerdin niye dert ekledin derdime ya sen annem, kimse seni darıltmamıştır, ben seni ben seni darıltan kadar. şimdi kime açsam derdimi bir bir kim benim derdime yanar sen kadar? evin her yerinde görülür yerin gözüm ahtarcıdır anne ey anne "ninem" "hani" diyor küçük azerin ne cevap verem ana ey ana bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir hayat var iken nefesin ey anam hala evdedir kendin yer altında taşa dönmüşsün bugün yedin oldu... annem yedi gün, bizimle beraber ağlar odalar sana yalnız sana sana demek için gönlümde ne kadar bilsen sözüm var... annem ısmarlandın anne toprağa bu ölüm sineme çekti dağ benim sen benim arkamda benzerdin dağa sanki de arkamdan uçtu dağ benim... ömrü başa vurdun altmış yaşında altmışın üstünde durup yaşında artık senin için durudğu zaman benim çün dolaşır gün olur akşam... vakit geçer sen benden uzaklaşırsın ben sana günbegün yakınlaşırım... Şubat 1963 Bahtiyar Vahapzade | |
Haber Veriyorum Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana Ey gücü toprak kadar eski Ey gücü yer kadar ağır çocuk Büyüyen elimin üstüne koy elini Sana bir yürek vuruşu gibi belirli Gelen zamanı haber veriyorum. Ankara - 1967 Erdem Bayazıt |
Bir Adın Olaydı Unuttuğum adındır rüyalarımı süsleyen Öylesine hatırlayamadığım adın İşte bundandır yanlış isimlere şiirler yazışım, Ve bundandır umarsız/sessiz bakışım Bir adın olaydı yüreğimi yakan Unutaydım sonra yine Böyle eli böğründe bırakaydı, Hatırlayamadığım saçların. Simdi savrulan her saç senin Şimdi her menevişli göz senin Hani yüreğin, Hani veremediğin sözlerin Ve de ümide boğan gözlerin Bakmasaydın keşke hatırlayamasam da Bakmasaydın... Erguvan örerdi bahar saçlarına Ben görmedim hiç Kimse görmedi... Hiçbir kör görmedi işte... Bir adın olaydı keşke Uyuduğumda sayıklayıp uyandıran Sonra en derinlere daldıran Orda bırakan Bir adın olaydı keşke... Mehmet Kabakçı |
Seni düşündüm yine bu akşam üstü Gelmedin, mor salkımlar sana küstü Umutsuz bekledim sabaha kadar O çok sevdiğim yağmurlar sustu http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif Seni düşündümde çıldırdım yine Kahrettim seni benden alan geceye Seni sordum yastığıma, seni sordum boş odama Hesap sordum yumrukladığım duvarlara http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut Okşa yine saçlarımı, dizinde uyut Ne çok severmişim, gidince anladım Bu serseri gecelerde sana ağladım http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif Bu akşam da sensizliği anılara sarıp içtim Kaybettikten sonra anlıyor insan, Meğerse hiç kimseyi senin kadar sevmemişim Bir dönsen, en güzel yerinde biten bu rüya yeniden yaşanır istesen Yıldızları sermez miyim ayaklarına,geldiğin yollara toz olmaz mıyım Yine şafak söküyor Uykuları unuttu gözlerim, yine tavanda Ne vardı diyorum Ah bir dönseydi son anda Şarjörüne hasret, işgalinde yüreğim Ve ben hala mor salkımlı o sokakta, bıraktığın yerdeyim http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut Okşa yine saçlarımı, dizinde uyut Ne çok severmişim, gidince anladım Bu serseri gecelerde sana ağladım http://www.kumru.net/konuksiirler/morsalkimlisokak/cicek.gif Fatih Kısaparmak |
UYU EY PERİ masal bu ya develer tellaldı pireler berber iken eflatun beşikte bir mavi peri tıngır mıngır derin uykuda sallanırken gökten elmalar düşmüş en büyük nasibi Newton almış Deli Dumrul küsmüş Yolları paraya bağlamış Boğaçhan entegre et tesisi açmış Kül kedisi bacacıya kaçmış Pinokyo ortalıkta sersefil Oz yolcuları ağlar tesiste Alice diyar diyar gezmez gafil Aleaddin iflas üzere Simbad çoktan küsmüş denizlere Yiğit cengaverler oturmuş okeye Uyu ey peri uyu Uyu da büyü Elleri teni pamuk Kırmızı dudaklı prenses Gitti elden Rakseder cadının kahkaları Aşkın iksiri şüpheli ellerde Önemsiz Midas’ ın kulakları Kimin umurundaki Gölün çirkin vakvakları Sayende tiryaki kibritçi kız Yeni moda kel kafalı Rapunsel Zaten artık obez prensesler Sırım gibi oldu civadan Yedi hatta seri cüceler İşgalde kurşun askerler Uyu ey peri uyu Uyu da büyü Mevsim diye bişey yok ki Yazlar kışlar karışık Yardım sevmiyor cinler artık Ölümüne seven bitti Hepsi çerez bir tadımlık Robin patron oldu Afrodit mama Yağmur yağar sadece Zeus yenilince tavlada Nemrut uysal ev erkeği Üstelik yakışmış kılıbıklık Uyu ey peri uyu Uyu da büyü Elinde küçücük sapanlı Cılız bir adem Cenge hazırlanıyor Peri uyuyor madem Aşk için tenekeden zırhlı Sineklerden atlı Minicik yüreği Devlerden daha bir katlı Savrulsun kötülük Tutsun matem Uyu ey peri uyu Sen uyursan Nasıl çözülür Büyü? Nadir Atalay……..19/07/2006 |
Eğer bana karşı sevgin var ise Bir damlacık kalan sevgin var ise Kavuşacağımız bir gün var ise Ben o günü seve seve beklerim Sevmek çok kutsaldır benim nezdimde Aşkı okuyorum ela gözlümde Gelir diye bekliyorum nazlım da Ben o günü seve seve beklerim Sanki yollarına köstek olan var Gitme diye ona destek olan var Bilmiyor ki yare hasret olan var Ben o günü seve seve beklerim Ben aşkıma büyük değer veririm Onun için tükenirim, eririrm Nerde olduğunu bilsem gelirim Ben o günü seve seve beklerim Aşkı yudum yudum tadarak içtim Ecele benzerdi kendimden geçtim Bütün yakarışla ellerim açtım Ben o günü seve seve beklerim seher atan |
Gecenin sessizliğinde.. Gece beni dinledi, ben geceyi.. belki de hep ben konuştum, o dinledi.. Dizlerime yatırdım, anlat dedim, söyle her şeyi yine o rüzgar esti, sustu.. bekledi gece, bekledim çaresizce Uzattım ellerimi dokunmak istedim yüreğine bir yıldız kaydı, ürperdi.. benimdi gece, sarıldım sessizce Okşadım saçlarını, bir yalnızlık şarkısı söyledim kulağına buğulandı gözleri ağladı.. mutsuzdu gece, sevdim ümitsizce Daldı gözlerim gecenin sessizliğinde, yandı özlemim.. Hayallerim titredi.. 19.12.2006 jadore |
Kaçışlara Sebep Ben sendeki yalan, sendeki gerçek Yaklaşıyorum, derin gölgelerden. Karanlıklardan uzaklaşıyorum. Can diyorum sana, Sarılıp sarılıp derinlere iniyorum. Sevgi kuyuları gibi, Karanlıkları beni ürperten. Kollarımdan kayıp gideceksin sanıyorum. Kalbim kırık, Sevgi ve hüznü seninle yaşıyorum. Kaçıp gitmek istiyorum bu şehirden. Kaçtığım aslında kendim. Sen de biliyorsun, Gerçeklerden kaçılmaz. Ayşegül Toker | |
Birgün yolda yürüyordum… Sustun , kayboldun yeniden ,,, Beklettin beni yine unuttuğum sokak köşelerinde ... Yalnız bıraktın beni yağmurla ... Ağlattın yine !!! Susuyorum,,, Sonra en çok ben konuşuyorum. Yalnız kalıyorum ... Kalabalıkta dolaşıyorum. Resimleri yırtıyorum . Sonra ağlayıp tekrar birleştiriyorum . Sevdiğim şarkıları dinliyorum. Sonra, hiç sevmediklerimi ... Seni çıkaramıyorum içimdenn ... Birgün yolda yürüyordum , Bir şarkı duydum ... kalbim acıdı . “ Seni Seviyorum “ diyordu şarkı . Yüreğimde saklı kudretimle Hem ömürde hem ölümde Ben seni seviyorum ... Sen sevsende sevmesende, gönlüme gelmesende Ben , seni Seviyorum !!! Yeter artık yüreğimm ! Yapma bunu kendine . Geçmişi göm artık bir daha bulamayacağın yerleree ... Çok zor değil mi ??? Şarkılar , şiirler, resimler, bir ömür verebileceğin ufacık cümleler , Beraber aldığın her nefes, Yaşadığın her an , Özlemler, tebessümler , ayrılıp , sonra dayanamayıp tekrar birleşmeler ... Hangi kalp alır saklar bunca yaşanmışlığı acı vermeden ??? Dedim yaa ,,, Birgün yolda yürüyordum , Bir şarkı duydum ... kalbim acıdı !!! Bu kadar !!! Bilgen |
| Saat: 21:50 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık