![]() |
Sen bir çığlıksın nefesimde düğümlenen Kısmetsiz haykırışların son durağı Durağanlık namına teslim oluşların adına Bir nefeslik yaşam uğruna yaklaş bana Duvarların ardında saklanan suç olmak Cezaların uçkuruna çöreklenmiş idamım Suçsuz sabıkalı yanlardayım… Ne sağda ne soldayım Ortalarda yer edinmeye çalışan bir çaylağım Sık dişini diyor arkalardan biri Oysa ben bir boy büyük gelen sevdaların daraltılmış yarınındayım Bir aşka yaklaşıyorum,farkındayım Saldırıyor hokkabazlar yok oluyorum Bulamıyorum ben bile kendimi Ne zamandır kayıbım,bir ayıbın altından sesleniyorum Bütün kinayelerden özür diliyorum Biliyorsun işte seni bir şeye benzetemiyorum Oysa yer gök sana benziyor sen farkında değilsin Dolandırılmamış sözlerin imgesel rahatlığındayım Hadi gel artık birazdan kıyamet kopacak İmanla bağlayacağız mahşeri bir an bile beklemeye tahammülüm kalmadı Yeminlerimiz vardı bilirsin Her akşam güneş karanlığa bırakırken evreni Boynuma sarılırdın gök gürlediği zaman Sevişmelerimiz olurdu yağmur yağdığında Bitti işte hepsi … osman çoşkun |
BAKTIĞIM HER YERDE SEN VARSIN Hatıralar canlandı gözümde Üzerindeydi hep gözlerim Lae gibi kısa bir ömür sürecektim. Yağmurlarım hep yağıyor, Artık bir araya gelemeyiz biz. Hayallerden gerçeğe büründüm. Üzerime ruhum yeniden kuruldu. Lakin bu tek taraflıydı. Yazık değil ama tuhaftı. Artık çok uzaklardayız. Hayatta bazı şeyler vardır Üzülürüz veya seviniriz Leyla’mızı buluruz veya bulup kavuşamayız. Yalnızlığı üzerimizden atalım diye Aradığımız belayı buluruz. BİLAL AYDIN |
Güzelliğin On Par'Etmez Güzelliğin on par'etmez Bu bendeki aşk olmasa Eğlenecek yer bulaman Gönlümdeki köşk olmasa Tabirin sığmaz kaleme Derdin dermandır yareme İsmin yayılmaz aleme Aşıklarda meşk olmasa Kim okurdu kim yazardı Bu düğümü kim çözerdi Koyun kurt ile gezerdi Fikir başka başk'olmasa Güzel yüzün görülmezdi Bu aşk bende dirilmezdi Güle kıymet verilmezdi Aşık ve maşuk olmasa Senden aldım bu feryadı Bu imiş dünyanın tadı Anılmazdı VEYSEL adı O sana aşık olmasa. Aşık Veysel Şatıroğlu |
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadınmı,yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir,bir kuşa,bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde,onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla,gövdenle,tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi,bir yaprak gibi,bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle,ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni,tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak,bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederide yaşamalısın,namusluca,bütün benliğinle Çünki acılar da,sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünki ömür dediğimiz şey,hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana. Ataol Behramoğlu |
virane hayaller yıkılır hayallerin ne beklediğin an gelir nede beklediğin sevgili girerken hayatına yoktur hesap kitap sadece ben sana aşık oldum dersin aşık olmak nedir bilirmisin alt üst olur herşey yıkılırsın kaçıncı kez sen bilmezsin ama yakan yıkan bilir o hesap eder bütün bunları o sevmez sadece sevilir. ağlasam yalvarsam gelirmisin sana ihtiyacım var desem yumuşarmı taş kalbin gelmemek için bahaneler hazır mı bir başka seferde ne olacak gelme gelme gelme ağlıyorum gelme derken bile... çetin özdemir . |
Hasretlik benim tek derdimdi Sabretmedin yurdumda Aney Bir göçere soru sordum da Akıttı gözümden yaşımı Aney Gözlerimden kanlı yaşlar aktı Göz pınarlarım kurudu Aney Bir dert yüreğimi yaktı Hıçkırıklara karıştım Aney Ağlamaktan yoruldu gözlerim Derdime bir merhem bul Aney Nice zaman yaramı gizlerim Usulca merhemi sür Aney Hasretlik bitsin artık özledim Kavuşmak tek hayalim Aney Yıllarca yolları gözledim Vuslat çok yakın Aney Murad-i yi götürdüler tabibe “Görünürde yarası yok” dedi Aney Lakin yaşı küçük bu garibe “Bu karasevda çok” dedi Aney 05.08.2005 Sivas murad-i ………………………….. Yıllarca gözyaşı döktüm Kaplar ağzınca doldu Aney Yâre bir türlü kavuşamadım Kavuşmak hayal oldu Aney Gözyaşı döker dururum Gözyaşımla avunurum Aney Ağlamakta onu bulurum Ağlamasam ölürüm Aney Izdırabım büyük, acıma denk yok Acımı bilen gülmez Aney Aşk savaşından büyük cenk yok Nefer olan zar-ü zar ağlar Aney Saçlarım ağardı tel tel Bilmem ki neden Aney Geceleyin olur damlalar sel Olmayan gözyaşımı neyleyim Aney Aka aka gözyaşım oldu bahri Bir gemide her şey çift, hani eşim Aney Verse elinden içmez miyim zehri? O benim sarı saçlı güneşim Aney Sarı saçları sanki kement Bağlamış yüreğimi çözemiyom Aney Akan çeşmime bir bent Elimde değil yapamıyom Aney Ol yaşlarım kim için akar Bu muammayı sezemedin Aney Hisli gözlerimle dalarak bakar… Neler gördüm, bilemezsin Aney Şuurumdan gizli hisler Şiir oldu çıktı Aney Murad-inin gözündeki sisler Şair olup aktı Aney Sivas 02.12.2005 murad-i Murat Dağlıbeg |
KADIN KADIN BİR DAĞDIR GÖNLÜMCE YALÇIN KAYALIKLARI KÖKLÜ MEŞELERİ İLE SAĞLAM TUTUNAN TOPRAĞA BODUR ARDIÇLARI İLE BAZEN ÇIPLAK KAYALARI BAZEN YEMYEŞİL YAYLALARI İLE KADIN BİR DENİZDİR GÖNLÜMCE YAĞMUR ALTINDA MASMAVİ BİR ÇARŞAF OLAN GÜNEŞ ALTINDA İNADINA KÖPÜREN DALGALANAN HİÇ BEKLEMEDİĞİN ANDA HIRÇIN BİR FIRTINA KOPARAN OLMADIK ZAMANDA SÜTLİMAN OLAN KADIN BİR ÇÖLDÜR GÖNLÜMCE YAKAR ADIMLADIĞIN HER BİR TANESİNDE HEP KURAK YAKICI DERKEN HİÇ UMMAZSIN BİR VAHA ÇIKAR ÖNÜNE EN OLAMDIK YERİNDE KADIN BİR IŞIKTIR GÖNLÜMCE SADECE BEYAZ BİR IŞIKTIR GÖRMEYENE BEYAZ İÇİNDE SAKLI BİR GÖKKUŞAĞI GÖRENE SARI MAVİ YEŞİL TURUNCU MOR YAŞAMIN HER RENGİ AMA BAZEN RİYANIN RENGİ SİMSİYAH BİR IŞIK SANKİ.... ŞAFAK KILINÇ |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun Yaklaştıkça büyüyen Ayrıntıları setleri bahçeleri Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan İşte ben o şehri yaşadım yıllarca İstanbul'da parça parça Çeşmelerinde ayı yaşadım Servilerinde ayla birlik bölündüm Ayla birlik yaralandım İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla Soludum bölük bölük ahiretin Keskin çizgili özgürlüğünü Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım Taşlarına adeta resmim işledi Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre İstanbul damla damla içimde birikti Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin Kozmik bakış metafizik sezgi Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi Hep İstanbul'da kırık dökük Parçalanmış silinmiş sönmüş Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler Su şırıltısından gök gürültüsüne değin Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi Ben yaşadıkça o yaşayacak bende Kimbilir belki o da dirilecek benimle İslam Milletinin dirilişinde O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya İnsanın insan olduğu o günde Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa Doğrul ve kalk ayağa Kemiklerinle etin arasında Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim Fırtına yaprak yaprak dökülüyor Gecenin tüyleri savruluyor havaya Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla Mübarek toprağın anlamından bile yoksun Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim Denizi yüklendim adeta denizle evlendim Denizle yaşadım denizle öldüm Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm Denizden denize yükseldim Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek- Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana olup biteni O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı Bir kartal taşırken yere düşmüş Ve kalakalmış kaldığı yerde Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne Yemişler ötesini berisini Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı Bir at gibi soluyorsun kulelerinle Deniz öfkenin köpükleriyle benekli Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda Yeniden sularından içelim kana kana Savaşabilirim bugün bütün dünyayla Gerekirse Ruhumuzun susadığı hakikat olan Evrensel İslam Barışının zaferi için Aşk için Tanrı hakikati aşkı için Göğe çıkan İsa yere insin diye -Fazla çıkardılar göğe- Gel ey Muhammed ve İsa hakikati Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları Savaşırım doğudan daha doğu Doğrudan daha doğru olanı bulmak için Zulme karşı savaşabilirim İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir Ebedi hakikat budur Bunun için savaşırım ben Bunun için kanım helal olsun Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak Bunun için savaşırım ben Servi için savaşırım çınar için savaşırım Tozlanmamış gün doğuşu için Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye Tuz deniz damlasında gülsün Çam denizle gülüşsün Su tenimizle barışsın Ruhumuzla ışısın diye Savaşçıyım ben atalarım gibi İstanbul için savaşırım Bağdat'ın dervişlik ortağı Şam'ın kılıç kardeşi Olan İstanbul için Benim güneşimden öteye kimse gidemez Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil "Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır" Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü Kıyamete kadar söylenecek türkü Sezai Karakoç | |
Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim Hayatta ben en çok babamı sevdim Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek- Nasıl koşarsa ardından bir devin O çapkın babamı ben öyle sevdim Bilmezdi ki oturduğumuz semti .......... .......... Can Yücel |
| Saat: 16:52 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık