![]() |
Daha Ben Daha ben ilk kazmayı vurmadan Elime gelen Karabitki'li testi, Nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde Koyu sır yeni hicret yollarını kesti. Terimler eşekarıları sözcüklerin, Acımasızdırlar, adsız ve sueldirler?, Önlerine katarak insan ve hayvan listelerini Sabah akşam kapınızın önünden geçirirler. Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?.. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya |
Sevgi Emek İster ellerimde kaldı yüreğin bakışların düşlerde kimsesiz bir sevgiydi öylesine garip bir çocuk gibi aldım büyüttüm emzirdim sevdanın göğüslerinde sevgi emek ister diye şimdi istiyorum düşmeyi hüznün uçurumlarından yalnızlıkların koynuna Birsen Ateş |
Elimde kaldı umutlarım Her sabah hüzünle karışı bir umut var içimde. Sensizliğin hüznünü, yeni bir günün seni getirmesi umuduyla bastırıyorum. Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için. Belki sana kavuşacağım ana bir gün daha yaklaşıyorum, bugün değilse yarın... Kim bilir belki de yanlızca kendimi avutuyorum. Gittiğinden beri hep yanlızlık şiirlerine takılır gözüm. Bir başıma değilim, sensizlikten yanlızım. Terk edilip gitmek en çok nasıl koyar insana bir ben bilirim. Gitmelerin, gidenlerin arkalarında bıraktığı çaresizlikleri, en koyu özlemleri... Senin gidişin de ateş gibi çöktü yüreğime. Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşi küllendirmeye. Hiçbir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeye. Ben her sabah beni sana götürecek yollarda yürüdüm, Senin duyacağın sarkıları söyledim yanlızca. Ve gelmeyişinin her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle Beraber ben de battım bir kez daha... Geceleri hep uyudum, uyudum; Gün boyu hasretini rüyalarımda biraz olsun giderebilmek için. Her şeye iyi gelen, yaraları iyileştiren zaman hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi. Bin bir umutla sarıldığım sabahlar artık hiç doğmaz oldu. Benim günün de gecem de karanlık şimdi. Ne ay uğruyor gecelerime, ne sana benzettiğim yıldızlar parlıyor. Elimde kaldı umutlarım... Sensizlik öyle kötü bir yara oldu ki artık, içimde öyle bir yara açtın ki, bir gün Olurda geri dönersen kendi yaptığın boşluğa sende yetmeyeceksin. Orası hep bomboş, paramparça kalacak. Büsbütün cam kırıklarıyla kaplı kalbim. Ne zaman seni düşünsem, seni hatırlatacak en ufak bir görsem o kıraklarla dolu Yerim batmaya başlıyor yüreğime. Artık sabahları yanlızca hüzünle uyanıyorum. Hiçbir şey beklemiyorum günden, seni bile... Varlığında sensizliği yaşamaktansa içimdeki boşluklarla kırıklarla, boş umutlarımla Sensizken alışırım, alışmaya çalışırım yokluğuna... NURİ CAN |
Diyebilseydim Anladım diyemem ki ! Suçluyum. Belki ben anlatamadım sana kendimi Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi. http://www.kumru.net/konuksiirler/diyebilseydim/yildiz.gif Her gün her dakika seni özlerdim Bitmezdi kederim senin yanında bile Susardım, gözlerime baktığın zaman Mermer bir heykelin çaresizliğiyle http://www.kumru.net/konuksiirler/diyebilseydim/yildiz.gif Oysa neler düşünürdüm sen yokken Sana kavuşunca neler söylemek isterdim Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi Ayrılık başlayınca ben biterdim. http://www.kumru.net/konuksiirler/diyebilseydim/yildiz.gif En kötüsü beni koyup gitmendi O, öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz. http://www.kumru.net/konuksiirler/diyebilseydim/yildiz.gif Ve nice yıllar kovalardı birbirini Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler Bütün teselliler uzaklarda kalırdı Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler http://www.kumru.net/konuksiirler/diyebilseydim/yildiz.gif Ne olurdu saadetlerin en büyüğü İşte ellerimde al, diyebilseydim Anlardın ve hiç gitmezdin, değil mi? Bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim. http://www.kumru.net/konuksiirler/diyebilseydim/yildiz.gif Ümit Yaşar Oğuzcan |
Maceram genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün güz bir yandan uçuşur saçlarımda kış bir yandan ihtimal ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün dev adımlarla buluştu ayaklarım ah ne çabuk kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları uçura uçura yürüdüm rüzgarında ölümün en güzel nakışını vururken kanatları kuşun delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın ılık bir ıslık gibi aktı kanım fakat ölmedim bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne heey kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık durmuşken seksen mart akşamlarına bahar gibi ışık duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbul'un gayrettepe'yi samandıra'yı... ah gülüm ne bilsin parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder ta kökünden türükdüm dilsiz kalaçmışım ne gam işte böyle başladı benim yıllar süren maceram Ekim 1985-Haziran 19 Nevzat Çelik |
GİDİŞ VAR DA ne anlamsız duygudur bu, anlatılması imkansız,yaşansa da, bir gidiş var, ama dönüş yok hala..... inceden kulağıma geliyor türkü, düşündürüyor ister istemez geleceğin günü, bir sevdiğim var uzaklarda, bilinmez bensiz ne yapıyor oralarda, yarime şöyle doya doya sarılmak varda, engeller var arada, ilk ve son aşkım bıraktığın yerdeyim bekliyorum seni hala.. Nurgül Gündoğdu |
Mansur Mercan mercan, uçuk dudağında kan, İnci inci, soluk şakağında ter. Ne baş yedi, ne kan içti bu meydan Bu meydan aşıktan canını ister. Tatlıydı akrebin sana kıskacı, Acıya acıda buldun ilacı; Diyordun, geldikçe üstüste acı: Bir azap isterim bundan da beter. Sana taş attılar, sen gülümsedin, Dervişin bir çiçek attı, inledin, Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin, Halden anlayanın bir gülü yeter.. Necip Fazıl Kısakürek |
Geçici Bu Ayrılık Şimdi yoksun yanımda Elbet bir gün geleceksin buraya, Bensiz ağlama oralarda Unutma yüreğim hep yanında Sensizlik acıtıyor içimi, Çok özledim sevdam seni, Yoksun yanımda,gittin uzaklara Unutma sevgilim oralarda beni... Dünya gözüme boş geliyor, İçim sıkılıyor,yüreğim daralıyor, Sen yoksun yanımda, Bu şehir beni boğuyor... Senelerimi verdim sana, Yıllar dayanmadı bu aşka, Sakın gidip beni bırakma Seni çok seviyorum unutma.... Nurgül Gündoğdu |
Baba Bana Bağırma yol ıslanmasın diye şemsiye açanlara... baba bana bağırma bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler tenorlar kaçtı ses tellerinden çevreye saçıldı yavru diktatörler seni ne sopranolar istedi de vermedik baba baba bana bağırma bayrak direklerine konan kartalları anlat uzun uzadıya nasıl da göremediler avcıları o keskin gözleriyle vah hah ha şans yıldızlara özgü bir yalan baba yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna yalanları yazdım defterime hiç unutmadım radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların hiç unutmadım sakallarını yüzlerinde yüzlerini sakallarında unutan adamları ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın hiç unutmadım uzak yakın tüm tuzakları baba yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen bir gam ağacısın kar yüküne dayanamayıp kırılan ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin geri getirmediler güneşin başına gelenleri biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba baba bana bağırma bir kulağımdan giriyor sözlerin öbür kulağımı tıkıyor Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden Eva'nın peronunda karanlıktan kuşlar çalan bir tren bir bıçak kaçağı tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan burada bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde burada, tam karşında hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi yol alırdı saatler karılarının namuslarını dillerinde saklayan adamlar vardı bir taraflarda televizyon kanallarında yitirilen çocuklar gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı Sovyet Rusya'da kafandaki duvarları niye cebine koymuyorsun sen baba baba bana bağırma farkında değilsin arkasını ezilenlerin yaladığı bir posta puludur dünya bir kara delik yutana kadar uzayda bizi asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen söylemenin tam sırası ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin partiler getirdi baba ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan bir yaşamlık kaygı duruşundayım yakın tarihimiz için baba bana bağırma bacağından vurulursa bir şiir nereye kadar gidebilir bana bağırma baba kendine bağır yoksa her şey bitebilir Akgün Akova | |
Gizlerim Umutsuz sevdanın peşinden koşar, Yorgun olduğumu gizlerim senden. Ayrılık çölünde yollara düşer, Sürgün olduğumu gizlerim senden. Her yanım yaralı, attığın taşla, Ayrılmam dedikçe, ağıta başla. Yaz yağmuru gibi döktüğün yaşla, Vurgun olduğumu gizlerim senden. Her sabah dirilir, her akşam ölür, Bir tatlı sözünde bin umut bulur, Gönlüme yaptığın yanlışı bilir, Ergin olduğumu gizlerim senden. Ayrıldım desen de, bitmiyor göçün, Mağlubu olmuşum, hasretle maçın. Zoraki gülerim, hatırın için, Kırgın olduğumu gizlerim senden. Ne kadar kastetse alevin cana, Savrulan külleri göstermem sana. Bir tek selamını duymak uğruna, Dargın olduğumu gizlerim senden. Mehmet Nacar |
Ucundan Kan Damlayan Hançerdeyim Gün Grinin tonlarıyla uğraşta Geceye özlemdeyim Güneş Kirli duman rengi Bulutlarla oynaşta Ben her zaman sendeyim Ve yağmur Önce selamladı yaprağı Sonra kucakladı toprağı Vuslata sevinmek var Lakin sensiz kederdeyim Şimdi gün Kan kırmızı oyalanmada Çek git; uzan yatağına Sevdamı kıskanan güneş Ben hala geceye özlemdeyim Ey ay yüzlüm üzüm gözlüm Kim bilir imdi neredesin Ah bir bilsen Ben adına sevda dedikleri Ucundan kan damlayan Hançerdeyim. Harun Nevruzoğlu | |
NARİN YÜREĞİM Aşkınla çarpar narin yüreğim Bir kere olsun seni göreyim Dinmiyor sana olan hasretim Tarifsiz duygular içindeyim Gün geçmiyor seni anmadığım Boşuna mıydı yalvarmalarım Hiç mi yok kıymeti aşkımızın Kayboldum içinde yalnızlığın Beraber o gezdiğimiz yerler Birlikte kurduğumuz hayaller Karşılıklı verdiğimiz sözler Artık hepsi şimdi mazideler Bir bahar günü beni terk ettin Ayrılmamıza sen tek sebeptin Hani ömür boyu sevecektin Gönlünü aşkını verecektin Gün geçmiyor seni anmadığım Boşuna mıydı yalvarmalarım Hiç mi yok kıymeti aşkımızın Kayboldum içinde yalnızlığın. Timür İLKAN |
Yıllar boyu kalın duvarlar ardından baktım hayata Sevip, sevilip üzülmemek adına Günün birinde o, başlayınca duvarları yıkmaya Ilık bir bahar esintisi dolmaya başladı yaşantıma O bahar ki hem sıcak hem sevecendi Günden güne de bana ümit verdi Artık zamansız duygular vardı başımda Savunmasızca teslimdim o yalancı bahara Ruhum ve bedenim çiçeklenmiş Kalbim çarparak ümitlenmişti Hiç bitmeyecek sanmıştım bu güzel rüya Ama zamansız açan çiçeklere acımasızdı dünya Artık karakış yüzünden donmuştu çiçeklerim Tüm ümitsizliğime rağmen yinede çiçek açabilmeyi dilerim Keşke diyorum, hemen örseydim o duvarı Hiç içeri almasaydım bunca yıldan sonra o zamansız baharı tijen över |
GÖZLERİM GÖZLERİNDE Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar? Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var; Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin... Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum. Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum; En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında... Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin, Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim! Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim! Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin; Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini, O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Yanan Su Beni gecelerde buldu suskunluk Ayrılık bir durak oldu gönlüm kaldı bir ben Yokluğunu yaşadım öksüz kaldım gittiğinde Sen giderken yolumdan ben durdum Üşürken yıldızların uzağında En derin yara oldun bende Yaşarken yokluğunu varlığın yoruldu Tuttuğum bir nefes oldun bırakamadım Bir yaprağın süzülüşünde düştüm Bir ben kimsesiz bir şehir yetim kaldı Bir rüyaydı diye avuturken kendimi O yara gönlümdeki acıttı gene beni Göğün mavisinde sen varken Gecelerde aradım seni, Dalgalı denizlerde bir esintiyken sen Ben karanlıklarda yürüdüm sana Yalnızlık oldu suskunluğum Sensizlik su oldu yanan. Erhan Gezer |
Görmeden sevdim Gözüm sevdi seni, Bir manzara bir resim gibi Gözüm sevdi seni, Bir çiçek bir kelebek gibi Gözüm sevdi seni, Bir deniz bir derya gibi Gözüm sevdi seni, İpek böceğinin kozaya girmesi gibi Gözüm sevdi seni, Senin için akan yaşı silmemek gibi Gözüm görmeden sevdi seni, Bir annenin doğmamış Bebeğini sevmesi gibi İbrahim Ethem Bingül |
şiir yazmak başka seni yazmak apayrı... var olan her şeyi, bir derenin suyuyla anlatabilirim. oysa seni yazmaya kalksam okyanusun tam ortasında ölebilirim... şiir yazmak başka seni yazmak apayrı... yaşadığım onca şeye sadece “ bir tırnağım... “ derken, seni yazmaya kalksam bir hayatı feda edebilirim... şiir yazmak başka seni yazmak apayrı... her şeyimi paylaştığım şu dünyada sana ait bir yüreği sonsuza dek saklayabilirim... şiir yazmak başka seni yazmak apayrı... iki kelimeyle anlatabilirken derdimi senin için tüm kelimelerimi hiç çekinmeden feda edebilirim... cafer yılmaz |
açtım kapadım gözlerimi bir film gibiydi anladım gibi anlamadım gibi değdimi şimdi ya kırıldıysa ya üzüldüyse biri geçip gitti gelmezki geri paylaş yüreğini,fikrini paylaş elindekini beklersen filmin bitmesini ne seninki ibrahim düşkün |
Seninle Buluşalım Hayatın yokuşları sensiz çıkılmıyor Senin yokluğun inan ki hiç çekilmiyor Bil ki hasretine artık can dayanmıyor Mahzun gönlümü avutmak mümkün olmuyor Kalbim oldu kırık dökük Uykularım bölük pörçük Aşk ateşim artık sönük Sen yokken tüm dünyam çökük Bedenim ruhumdan sökük Yüreğim hep sana dönük Seninle buluşalım Görüşüp,konuşalım Aşka doğru birlikte yelken açalım Maziyi unutalım Gülüşüp,koklaşalım Derdi kederi bir kenara atalım Varlığın içimi ısıtan kor ateştir Yokluğun benim için cehenneme eştir Gözlerin dünyamı aydınlatan güneştir Seni seven bu gönlüm sensiz çilekeştir. Timur İlikan |
Bakma bana öyle! Her bakışta yanar yüzün! Ter boşanır şakaklarından Alnına vurur ateşin, Buharlaşır damarında kan, İki kutba ayrılır fikrin Buzullar erir… Bakma bana öyle! Parça tesirli bir bombadır kalbin, Değerse gözüme, Bir kıvılcım! Dağılır her yana tozpembe rüyan, Boşluğa savrulur cesaretin, Lerzeye gelir depremlerle dünyan! ... Bütün kuru yapraklar düşer dallarından, Sararıp gider her yan, Hasret yeşerir… Bakma bana öyle! Göz kapakların sırrını gizlesin, Ağlarsın sonra durmadan… Koşarsın okyanuslara, Su yüzünde silinir hayallerin… Uyku tutmaz ne seni, ne geceyi! Fâniliğini anlayamadan inan, İki yana düşer cansız ellerin, Toprağına karanfiller serilir… Bakma bana öyle….! yunus emre gördük |
Dağlarda Ateşler Yandıkça Oda karanlık Odadan dışarı çık Şehir karanlık Şehirden dışarı çık Korkma Yürü bir hayli yürü Gördün mü Dağlar başladı artık. Korkun dağılır rüzgarda Bekle biraz Dağlarda ateşler yandıkça Karanlıktan korkulmaz. Dağlar karanlık Dağlara yukarı çık Korkma Yürü bir hayli yürü Az daha yukarı çık Birbirinden uzakta Gördün mü Ateşler parladı artık. Şimdi dağlar kaldı yine ardında Odan yendi karanlığı, ölümü Dağlarda ateşler yandıkça Karanlıktan korkulmazmış, gördün mü? Behçet Necatigil |
GİT Yeşil gözlerinle, yaşlı gözüme Çok görme, son defa bakıp öyle git Gülmüyorsam şayet, bir gül yüzüme Çeşminden sîneme akıp öyle git Gidenler dönmedi, Sende gidersen Yerime tarihi, yakıp öyle git Gittiğine değsin, bedel istersen İlmeği boynuma, takıp öyle git yunus emre gördük |
Ağıt ve Raks Ben oyumu felakete veriyorum seyda sana dönük yanımda çengiler mat oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve seyda ben oyumu felakete veriyorum Yolum uzadıkça kabaran direncimi her düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden çıktı seydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için seyda dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum. Geç bi yol, nazlı güleryüzlü şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben Endülüs'ü evetliyorum Artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım esenlik bildirilerini harcıalem mutlulukları denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat seydam bir avuç külü yakamadığım için ben oyumu felakete veriyorum. Mustafa İslamoğlu |
DÜŞLEDİĞİN GİBİ Küçük bir dünyanin içine gizlenmissin Sadece hissedebiliyorum seni Tipki senin beni hissedebildigin gibi Bazen bütün umutlarimi ,bütün sikintilarimi Oradan sana söylüyorum Tipki senin bana söyledigin gibi Içimizin karanligini bosaltiyoruz bazen Bazen de iki kelime saklayabiliyoruz Seni böyle hissetmek, seni böyle sevmek güzel Bir bakiyorum bir adim geliyor, Bir bakiyorum kilometrelerce uzaksin Geceleri seni düslüyorum yine Küçük bir makinenin içinden Biliyorum ayni yerdeyiz ayni seyi dinliyoruz Hissedebiliyoruz ayni seyi Elimde sana dair hiçbir sey yok Sadece yani basim da çalan minik bir radyo Bilmiyorum su an ne haldesin Ve de evin neresindesin Belki salon da koltuga oturmus, Belki odanda yatagina uzanmis Ayni seyleri düslüyoruz Gecenin bizim için hazirladigi güzelligi dinliyoruz Ben bu gece çok hüzünlendim Göz yaslarim yanagimda kaldi Bir ananin acisini paylasti göz yaslarim Bir sevgilinin siirinde duygulandim Ama bunlarin hepsinde seni düsledim Tipki senin beni düsledigin gibi erkan kültekin |
SEN AKLIMA GELİNCE Çıksam, Çıkıp gitsem uzaklara, Burdan çok uzaklara, Yine yanımdasın ya, burkulur içim.. Hani sen gider gidersin de Evler,köyler durur ya orda, Akşamsa kuşlar göçer, Işıkları yanar evlerin, Bir hüzün çöker ya hani Karanlık iner dağlara.. Buğulanır gözlerim,burkulur içim.. Kaçsam, Kaçıp bağırsam dağlara, Feryadım yine sen olursun ya, Burkulur içim... Hani bağırsan da çıkmaz sesin Uyansam bitse bu karabasan dersin, Bir gülüş, bir dokunuş arar yüreğin.. Uyanır bakarım yoksun, Boğulur sesim... Girsem, Girip yıkansam sulara, Buz gibi denizlerde yanar, Etim cayır cayır seni bağırır ya Burkulur işte o zaman içim... Aksini görüp sularda Sarılır kucaklarım hayalini... Koşsam, Koşup karışsam kalabalığa, Gürültülü, cıvıl cıvıl, Işıl ışıl vitrinler Gidenler gelenler. Telaşlı koşarak yürüsem, Sanki bir yere yetişecekmişim, Aceleymiş işim, Bekleyenim varmış gibi hani... İçim burkulur yine Sen gelirsin aklıma. Ayaklarım ağırlaşır gitmez... Buluşurmuşuz seninle Dediğimiz yer ve saatte. Özlermişiz, Elele yürür gülüşürmüşüz. Çok şeyimiz olurmuş konuşacak, Kimseyi görmezmiş gözlerimiz. Dünya durur, seyreder Yollarımız gül olurmuş ya hani, Dertler tasalar biter, Simit alır yermişiz Dilenciye para verirmişiz hani, İçim burkulur, burkulur içim... Kalksam, Kalkıp sofralar kursam, Mumları yaksam, donatsam, Herkesi çağırıp toplasam Sen gelirsin yine aklıma Burkulur içim... Hani çok açmışız da Güle oynaya iştahla Bağıra çağıra, döke saça yer, '' Bugün neler oldu neler '' diye Hepbir ağızdan konuşurmuşuz ya... Bir sessizlik boynunu büker, Yemekler tatsız tuzsuz olur, Kurur ekmek, lokmalar büyür. Çınlar tabak çatal Sessizlik ölüm olur Dağıtmak için pusu Sözler diken olur, Sofra küser, Gönüller alıngan olur... İçim burkulur burkulur... Düşsem, Düşüp yatsam yataklara, Sen gelirsin yine aklıma... Hani çocukmuşuz, hasta olmuşuz Gözlerimiz baygın, buğulu Yanaklarımız al al, ateşli, Dışarda oyunlar oynanır neşeli Kalkamaz yataktan Kesiliriz ya iştahtan hani... Öyle işte, boynum bükülür Sen gelirsin aklıma öksüz, yalnız Bakarım camdan, yoksun Burkulur içim.... Ölsem, Ölüp gitsem mesela, Nasıl öldüğümü bilmeden, aniden. Sen gelirsin aklıma yine... Hani ölmüşüm de Sevdiklerim, sevmediklerim, Üzgün, ağlamaklı herkes. İyiliğim, güzelliğim, bahtsızlığım, Pişmanlıklar, keşkeler, feryatlar.. Ürpertiler rüzgarla karışık, Sessiz dualarla örtülür ya toprak... İçim burkulur, üzülürüm.. Ölüp gittiğime değil de Seni burda yapayalnız, bensiz Koyup gittiğime yanar, yanar içim... Sen aklıma gelince Sessizce akar süzülür gözyaşım. Sevdiğim, yoldaşım, aşkım... Burkulur yanar içim... Nurdan Ünsal |
Gözlerindeyim Sen gözlerime bakarken Umurumda değil nerdeyim, hangi mevsimdeyim... Sahildesin, Ilık esen rüzgar ve dalga sesleri Kaldır başını bak Gökyüzündeyim... Güneşi hisset, göreceksin Ellerimde çiçek, gözlerindeyim. Neslihan Ege |
Bırak Beni Gideyim Aldırma göz yaşıma benim biricik kızım ; Bırak beni gideyim ayılmadığım yere. Bir gamlı bülbülüm ki yavruma geçmez nazım; Neden feryat edeyim duyulmadığım yere? Madem ki görenlerin ürperdiği yarayım; Kimden medet umayım, kimden derman arayım? Bir selamı çok gören semte neden uğrayım? Girmem sevilmediğim, sayılmadığım yere. Beni aldatan benim, eşim, dostum, bigünah. Ne gafil serseriyim, bin kere, eyvah, eyvah! Mecnun etsin de beni, mecbur etmesin Allah; Dönmem insan yerine konulmadığım yere. Cemal Safi |
ARAZ'A ARAZ'A Yalnızım çünkü sen varsın Gel, desen gelirdim Gittiğin uzakta bendim Dağ gibi bir ihanetten düştüm Bu kendime son gelişim Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime Kendimi suçüstü yakalıyorum Ve kentsizliğimin isimsizliğini Araz'a uyak düşüyorum Gözlerime senden düşler sürüyorum Islak bileklerim kan bayramına yatıyor Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum Sonra bir durağa yaslanıyorum Sonra bir kente Ve sen gidiyorsun Ben kanıyorum Diyorlar ki kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun Oysa "gel" desen gelirdim, biliyorsun Yorgun Haliç'e biraz inat Biraz ihanet bırakıyorum Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum Aklıma düşüyorsun Düşüyorum Düşünce Üşüyorum Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum Yalanlarımla bir hiçlikteyim Beni içinden kaç! Bu kentte her yağmur kendini ağlar Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir Nerde, kimi üşüyorsun? Artık kendini yakan bir ateşim Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum Boş kentlere Oysa "gel" desen gelecektim Gün düşlerime dönüşlerimde Bakışın içiyor beni gözlerimden Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara Uzaklığına uzanıyorum Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan Yıkılıyorum şarkılara Kimseler biliyor? Yalnızlık dostumdu Şimdi korkum oluyor Oysa "gel" desen gelecektim Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum Uysal yalnızlıklar satın alıyorum Gülüşümle ödeyerek Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben Kirli sözlerimi temize çekme Oysa "gel" desen gelecektim Gözlerim ihanete ihbar taşıyor Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına Sözü namluna sürmelisin şimdi En yaralı yanımdan vurmalısın beni Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam Susuşuna kan döküyor gözlerim Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun Oysa bilmelisin Araz'ım Kimsenin içi görünmez Ve hiç bulamadıklarını Asla yitiremezsin Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor Söylenecek bütün sözler Her sabah akşam oluyorsun Alnından ellerine damlıyorsun Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente İçine dert oluyorsun kentin Dışına yağmur Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler Duvarların kan öksürüyor Ve sen Başkalarının gözlerini Yüzümde aramamayı öğreniyorsun Beni bir durağa yaslıyorsun Beni bir kente Gidiyorsun Oysa "gel" desen gelecektim Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın En susmakta neydi öyle Sen en dinlerken Biliyorum Araz'ım İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse Gece cinnetlerimi de alıp yanıma Denize bakmayı bilmeyenler Bir gün mutlaka boğulur İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı? Ben şimdi gurbetim İçimde taşıyorum Heba olsa da senlerce yılım Oysa "gel" desen gelecektim Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden Şairler ölüdür derler (inanmıyorum)! En karanlık ceketimi giyiyordum Işığa kördüm çünkü Şimdi ise güneşe ilerliyorum Dirilmek için Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin Gecenin kör gözünden utanıyorum Hadi bana en militan kelimelerle saldır Batır içime cümlelerini Beyhude bir dehşet bırak bana Hak ediyorum Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime Can kaybından ölüyorum Cenazemde namaz kılacağım Zan altındayım Yalanıma inanıyorum Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin Kinim kendime Susuşum sana Küsüşüm tüm dünyaya Üstü kalsın ihanetimin "Gel" desen gelecektim Yine bir tren geçiyor içimden Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan Süsle beni ey aşk! Geçtiğin yerleri öpüyorum Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum Dişlerindeki nikotin tadı terkimde Sirenler ve ateş hatları içip Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla Ve bir asansör kapısı önünde Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi Ben habersiz gülümsüyorum Yasadışıyım Tutukla beni gözlerimden Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur Öldü kanımdaki mürekkep balığı Solumdaki sise intihar etti intiharlar Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek Yaşamak için geç bir zaman Ölmek için ise erken Çok davullu bir senfoni sürçüyor Dikiş tutmaz ayrılığımda Kirpiğinden yapılma bir darağacına Geceyi asıyorum Yoksun Bu yağmurlar ıslatmıyor beni Bir durağa yaslanıyorum sensiz Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum "Gel" desen gelecektim oysa Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor Şimdi herkes biraz sen, biraz acı Göğsümde bir vagon Gizli sözler batıyor Fırtınalar çıkıyor üstüme Şakağımda İntihar acemisi bir şairin Delilik provaları Arkandan uluyan kapılardan Söküyorum kokunu Yokluğunu kokluyorum Yokluğunu yokluyorum Çöz gözlerimi senden hadi ! Ücranda yak bakışımı Gözlerine bekçi sevdam Dünden ve senden kalmayım İçine her düşen Kendi keşfi sanıyor seni Oysa sen Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin Ve kendini acıtmak istiyorsun Ama güller kendine batamaz Bilmiyor musun? "Gel" mi diyorsun? Herkes kendi gördüğüne bakar Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz? Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu Hadi ! en kanadığımız yerden susalım "Gel" desen gelirdim "Git" dedin ve gittin Aşka... Rüzgara... Ayrılığa... Zamana... ... Kahraman Tazeoğlu |
Sensiz İki Gün Nere gizlendimse aşikâr oldum Hedefte gördüler sensiz iki gün Dertler avcı oldu, ben şikâr oldum İnsafsız vurdular sensiz iki gün. Gözlerde avcıya yaranmak hazzı Zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı Üstüme atıldı yüzlerce tazı Başımda durdular sensiz iki gün. Ayağıma prangalar taktılar Gözlerimi dağladılar yaktılar İki koldan, bir alnımdan çaktılar Çarmıha gerdiler sensiz iki gün. Kâle almadılar dileklerimi Yarasalar emdi iliklerimi Bükülmez sandığın bileklerimi Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün. Tenimle bin çeşit dert senli benli Her yanım kan revan gör ki ne denli İğneli, çivili, çatal dikenli Tellere sardılar sensiz iki gün. Her cevre göğsünü geren kalbime Eyyub'un sabrına eren kalbime Cennete sorgusuz giren kalbime Sırrını sordular sensiz iki gün. Eseni Efsanem olmasın kuşkun Ecel âciz kaldı, Azrail şaşkın Nihayet onlarda ölümsüz aşkın Farkına vardılar sensiz iki gün. Cemal Safi |
Yağmur Yüreklim Aklıma takıldın yine bu gece Uykumu bölenim, yağmur yüreklim Çakıldım resmine kaldım öylece Mazide olanım, yağmur yüreklim. Dün gibi aklımda tanıştığımız Göz göze sessizce konuştuğumuz Her gece düşlerde buluştuğumuz Kalbimi çalanım, yağmur yüreklim. Ayrılmak yok diye yemin ederken Hasretle tanıştık bu kadar erken Unutmak kolay mi ben seni derken Aklımda kalanım, yağmur yüreklim. Seviyorum derken titrek sözlerle Yüzüme bakardın ıslak gözlerle Kalbimi yakardın cilve nazlarla Koskoca yalanım, yağmur yüreklim Şiirim yazmadan tükendi bende Hatıran ne yazık kaldılar dünde Tomurcuklar çiçeğe döndüğü günde Açmadan solanım, yağmur yüreklim Alıntıdır. |
Ağıt ve Raks Ben oyumu felakete veriyorum seyda sana dönük yanımda çengiler mat oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve seyda ben oyumu felakete veriyorum Yolum uzadıkça kabaran direncimi her düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden çıktı seydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için seyda dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum. Geç bi yol, nazlı güleryüzlü şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben Endülüs'ü evetliyorum Artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım esenlik bildirilerini harcıalem mutlulukları denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat seydam bir avuç külü yakamadığım için ben oyumu felakete veriyorum. Mustafa İslamoğlu | |
- Az kaldı, döneceğim diyorsun – isyan saatimdeyim; Kağıtları yırtarcasına yazmak istiyorum bu gece. Sesim gidene kadar bağırmak. Oysa ne kadar açım sevdaya ve sana ne kadar uzak. Tam ortasındayım yangının ama üşüyorum. Bir şeyler değişebilse bu akşam… Tersine aksa zaman, Yıldızlar yanak yanağa dizilse mesela Tek olsa… Ve ay parça parça dağılsa Saçılsa düş kırıklarım. İsyan saatimdeyim; Yüreğimi koparırcasına dokunmak istiyorum yokluğuna Tenime sıvazlıyorum hayali öpüşünü Ve sevişiyorum usul usul satır arası anılarda bu yüzdendir bedenimde parmak izlerim mavi. “Tam ortasındayım aşkın” Ama özlüyorum. Bir şeyler değişebilse bu akşam Tersine aksa beyaz Gece tel tel dizilse saçlarıma Ve düğümlense kirpiklerim. Bedenimde dar ağacı kırılsa, uçsa kelebeklerim. Saçılsa gözyaşımın tüm renkleri. İsyan saatimdeyim; Ben, sensizliği biriktiriyorum an be an. Ben, sensizliği iğneliyorum günlüğüme. Parmakların…parmakların diyorum Hani dolaşsa kıvrımlarımda. Ilınsa ayaz yemiş mürekkep Sıcağa çalsa aşk Ve dökülsen en boş yanıma. Sen koksam artık. En sevdiğin yerimde şu an ellerin diyeceğim de; Saçlarım artık yok. Ve sarısını çaldı eylül Kara bağladı mevsim, suçsuzum. Ama bir o kadar da günahkar Dedim…isyandayım. Tenimi tırmalıyor bir şeyler Tırnaklarım avucumda Karşımda, suçlu aşk … Ve sen… sol yanında esaret… - Az kaldı, döneceğim! diyorsun – Ya döndüğünde ben olmazsam… Arzu Altınçiçek |
Karıma Mektup Bir tanem! Son mektubunda: "Başım sızlıyor yüreğim sersem!" diyorsun. "Seni asarlarsa seni kaybedersem," diyorsun, "yaşayamam!" Yaşarsın, karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı, en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki, sevgili, zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım'a! Ben, alacakaranlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim... Karım benim! İyi yürekli, altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim; ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın. Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal! Paran varsa eğer bana fanila bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı. Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı. Nazım Hikmet Ran |
Ne Oldu Dağı duman dünyanın, iki yüzlü işine, Hakikat bir yüzümle, çattım ise ne oldu, Bura hakkın yeridir, berhavanın işi ne, Leb sokakta leblebi, sattım ise ne oldu. Toprağı taşı yalan, dağları yalan dünya, Ekmeği aşı yalan, bağları yalan dünya, İki göz yaşı yalan, ağları yalan dünya, Her nefeste merhamet, yuttum ise ne oldu. Ne usta var ne çırak, ortada kaldı keser, Testere seksek oynar, körebe tahta küser, Her yanda kahbe rüzgar her yandan kahbe eser, Sam yelinde gülleri, tuttum ise ne oldu. Ömür yutan mevsimler, ne bahardı ne yazdı, Düşü gece sevdamın, umutları beyazdı, Kazma kürek korkular, kudrete mezar kazdı, Her birine kefensiz, yattım ise ne oldu. Kelamla tevil olmaz, yürünür hak hak ile, Ne eder gölü ördek, avunur vak vak ile, Karga bile eminken, sesinden gak gak ile, Söze sultan bülbülüm, öttüm ise ne oldu. Rızkı ölüm yerlerde, çifte tuzak kurdurdum, Akrep yılan geçerken, canevinden vurdurdum. Vel hasıl kahbe çarkı, döner iken durdurdum, Haklı hakkın meydana, attım ise ne oldu. Koç yiğitler şahlanıp, kahramanca! pusarken, Hazmı iffet olanlar, sözü özü kusarken, Güle esen sam yeli, kahbe rüzgar susarken, Varıp tozu dumana, kattım ise ne oldu. Herkesi yolda bilip, kendime yol buyurdum, Taşa tohum ektiler, toprağımla doyurdum, Uykumu dahi bile, tomurcukta uyurdum, Bir gece de hasada, yattım ise ne oldu. Mansur derki devrimin, gelsin çakıl taşları, Tane tane örülsün, duvar olsun başları, Gayrı beni götürün, muzafferin kuşları, Canan ile vuslata, gittim ise ne oldu. Mansur İlhan Yakar |
Su Firuze rengi suların önünde diz çökmüş bir okçu, elinde altın yayıyla. Karalarla kaplanlarla oynuyordu, kemanıyla oynadığı gibi. Firuze rengi sularda yüzen sarı güller... lerin yansıttığı yanılsamalar... içindeyim... O uzun siyah eldivenimle yürüyorum sularda. sularla evlilik akuatik yeşillerle gri gözlerle bir anima-kadın soluk alıp verişi karanlık yaprakların ardında Bir yıldız gümüş notalar fısıldıyor onun da kulağına... dolendo... Seslerin ve notaların gümüş ağırlığıyla dalıyor sulara, dalıyoruz. bir denizaltı konuşması gibi artık kimsenin dinlemediği iki insan arasında boğulmamak için denizin dibinde konuşmaya çalışan İki insan gibi neredeyse dolendo O uzun beyaz eldivenimle tekrar çıktığımda sulara Miras'ım, alnıma saplanacak altın bir ok olabilir. Erden kızların önünde eğilmiş oturuyor olabilirim alnımda altın bir okla. Aramızda belirli uzaklıklarla eğilmiş şarkı söylüyor olabiliriz gri sulara. Aramızda kristal uzaklıklarla göğe çekilmiş olabiliriz, ağlayan ünikornlar gibi. Orion çekimi belki de yalnızca... ANONİM |
Gözlerim hayale daldığı zaman İçimde bir ateş yandığı zaman Arzularım yarım kaldığı zaman Boynum büker kaderime ağlarım Belli değil benim gecem gündüzüm Ellerim koynumda sanki öksüzüm Şu deli gönlüme geçmiyor sözüm Boynum büker kaderime ağlarım Sana olan aşkımı inkar edersen O mutlu günleri siler gidersen Benden başkasına gönül verirsen Adını nefretle anar ağlarım Yıllar geçsede sanma unuturum Sanma gönlümü sensiz avuturum Adını andıkça yanar dururum Bu kötü talihime yanar ağlarım ayhan okumuş |
Gönül seni yaktılar bu genç yaşında Bin bir dert dolaşıyor garip başında Hani gönül dostların varmı yanında Hepsi birer birer yok olup gitti Hani sana bin bir umut verenler Bir ömür boyu huzur vadedenler Hani bir zamanlar yüzüne gülenler Hepsi birer birer kaybolup gitti Gözlerimin yaşı döndü sellere Karışıp ta gitti sanki göllere Bir zaman sardığım ince bellere Başkasının kolunu sardıda gitti Anladım bu dünyada sevgiler yalan Kırık dökük anılar maziden kalan Söyle kime güvensin derbeder ayhan O bütün ümitlerimi yıktıda gitti ayhan okumuş |
İki Kalp İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde gösterisi zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya |
gözlerin kal diyor,dudakların git!.... Zoruma gideni icime attim Bitmesin diye bu büyü... yüzüne vurmadim hatalarini Seni bagrima bastim..kopamadim Bile..Bile! Icime sinmeden Ayrilamadim..! Biz Kirlendik.. Sana da, banada eller dokundu Azar..azar kaybettik birbirimizi Gitmelerin korkutmuyor artik beni Kokunu sök duvarlardan! Bütün esyalarini topla! Kapiyi hizli carp kararli olsun! Yalin ayak kaldi bir sevdam daha Kederim bana ders olsun..! Bu nasil ayrilik..? Bu nasil veda..? Gözlerin kal diyor...dudaklarin git Bakisin anahtar..sözlerin kilit Ellerin ac diyor..dudaklarin git Gidersen.. bir daha dönmeyecegim Kalirsan.. kalbime yenilecegim Cözemedim seni cözemedim..delirecegim Gözlerin kal diyor..dudaklarin git Ayrilik dönüsü olmayan bir nehir Yalnizlik yikilmis bombos bir sehir Kac sevda..kac sevda kül oldu böyle kim bilir Gözyasin kal diyor..dudaklarin git Duvardan insin mi resimlerimiz..? Yabanci olsun mu isimlerimiz..? Ya o dopdolu gecelerimiz..? Anilar kal diyor..dudaklarin git Bu romanda biter belki birazdan Ne asklar yikildi gururdan..nazdan Agliyor besteler yine hicazdan Sarkilar kal diyor..dudaklarin git Yine yokusa sürüyorsun herseyi... Yine kandiriyorsun beni... Ama unutma bu son sansimiz... Seni unutmak icin son defa özlüyorum..! Ahmet Selcuk Ilhan |
EY KOCA DÜNYA BENDE ÖLDÜM SEVGİLİ ARKADAŞLAR ELİME YENİ GECEN BU ŞİİRİ SİZİNLE PAYLAŞMA GEREGİNİ DUYDUM YORUM AÇIK TEŞEKKÜR EDERİM SAYGILARIMLA Hrant DİNK’ in ölümünden sonra yaşananların ardından, VATAN’ ı için (adını bile sonradan öğrendiğim) DİYARBAKIR Lice’ de şehit olan J.Komd.Astsb.Kd.Çvş. Kadir AYDIN’ a ithafen yazılmıştır. Ruhu şad olsun. EY KOCA DÜNYA BENDE ÖLDÜM Ey koca dünya bende öldüm. Belli ki hiç birinizin haberi yok. Hem de DİNK’ ten sadece bir gün önce. Ama sen ne duydun, ne gördün, ne de umursadın. Ölümünden hemen sonra kameralar gelmedi oraya. Halk’ ta toplanmadı ellerinde karanfil ve mumlarla, Hiçbir devlet büyüğü ve Amerika’da kınamadı ölümümü. Ve yazmadılar adımı mezar taşımdan başka, hiçbir yere… Hâlbuki benim adım öz be öz Türkçe idi, “Kadir AYDIN… Okunması, söylenmesi ve yazılması onunkinden daha kolaydı. Ama anmadı beni babamdan gayrı kimse, onu andıkları gibi, Ve yazılmadı başka hiçbir yere adım, anamın yüreğinden Ben gencecik fidandım, daha hiç tomurcuk vermemiş. Ve soldurdular beni Lice’ de, hayatımın baharında, Beni de vurdular ben de öldüm, bilmem duydunuz mu? Ama Bulamadılar beni vuranları 32 saatte, belki de hiç aramadılar… Ben kendi vatanımda, vatanımı vatansızlardan korumak için öldüm, Ben Türk’tüm, adım Türkçe, ama öğrenemedi adımı hiç kimse. Bir kez bile manşet de olmadım ya o gül yüzümle gazetelere, İşte EY KOCA DÜNYA BEN ASIL O GÜN ÖLDÜM… Sitemim Hrant Dink’ e veya Ermeni Cemiyetine değil, onlara bizden çok değer verenleredir. |
Yol Uzun Bu gece yol uzun Ve gölge gece değil, Karanlık, senin sesinin yokluğu. Yön gösteren ne çok tabela. Radyoda muhbir gürültüsü, Acıyan bir yanım var, öbür yanımda. Çukur uyandırır her seferinde yokluğunu. Başım ne yanda öğrenemedim bu saatte, Sol omzum camı kaldırır, alışamadım... Burundan bezdiren yanık kahve kokusu. Eğildim gövdeme, boynum biraz ağrıdı, Sonra sol omzumun üstüne konsun istedim kokun... Şimdi yarın olsun, yarın da sen ol. Tebessüm gider ardından ama sen yüzün önünde yürürsün. Amacından amaç arayışın, arayışın ve buluşun. Kirli bir pazartesi sabahı, sen temizle bugün bu günü. Alışsın ellerin, ellerin yaptığına. Düşün ve sevdana seslen şimdi. Yutkun ,yutkun... Hakan Taşdelen |
Su Firuze rengi suların önünde diz çökmüş bir okçu, elinde altın yayıyla. Karalarla kaplanlarla oynuyordu, kemanıyla oynadığı gibi. Firuze rengi sularda yüzen sarı güller... lerin yansıttığı yanılsamalar... içindeyim... O uzun siyah eldivenimle yürüyorum sularda. sularla evlilik akuatik yeşillerle gri gözlerle bir anima-kadın soluk alıp verişi karanlık yaprakların ardında Bir yıldız gümüş notalar fısıldıyor onun da kulağına... dolendo... Seslerin ve notaların gümüş ağırlığıyla dalıyor sulara, dalıyoruz. bir denizaltı konuşması gibi artık kimsenin dinlemediği iki insan arasında boğulmamak için denizin dibinde konuşmaya çalışan İki insan gibi neredeyse dolendo O uzun beyaz eldivenimle tekrar çıktığımda sulara Miras'ım, alnıma saplanacak altın bir ok olabilir. Erden kızların önünde eğilmiş oturuyor olabilirim alnımda altın bir okla. Aramızda belirli uzaklıklarla eğilmiş şarkı söylüyor olabiliriz gri sulara. Aramızda kristal uzaklıklarla göğe çekilmiş olabiliriz, ağlayan ünikornlar gibi. Orion çekimi belki de yalnızca... Lale Müldür |
Remzi Ne sorayım sana Kulak dolgunluğu belediklerini mi söylersin Uyku sersemliği göz gezdirdiğin kitaptan Aklında kalanları mı Çalışmadın istediğim gibi Ya komşunun suyunu taşıdın Bekar çamaşırı yıkarken annen Ya da beşiğini salladın kardeşinin Gaz yoktu belki bu gecelik Şişesi çatlamıştı lambanın Karşılıksız kalacak sorularım demek Ama vakti gelince senden öğreneceğim Makarna verildiğini karneyle Bulgaryadan gelen kömür motorlarının Yanaştığını Kumkapı'ya Kulağına kar suyu kaçan toriklerin Karaya vurduğunu Boğaz'da Yaramasa da işimize, kahvenin Kaça sürüldüğünü el altından Yaz ortasında bulursun Hasta için olduktan sonra Limonun en sulusunu Mahalle kırılırken uyuzdan Sen taşırsın kükürtü Mısır Çarşısı'ndan Kursağına girmese de bulursun Yumurtanın en tazesini Her derdine koşarsın mahallenin İnsaflısını verem doktorunun Dişçinin en ucuzunu Sen salık verirsin komşulara Bildiklerin de vardı fazladan Kalayla çivi üzerine Biraz daha kurcalarsam Dökersin içyüzünü nalburların Benim bilgili becerikli çocuğum Derse kalktığın zaman Yüzünün kızarması neden Üstte başta yok diye mi Utanmak bize düşer çocuğum Çalışmadığın içinse Bildiklerin sana yeter Notun önceden verilmiş Bilmediğin şahıs zamirleri olsun Rıfat Ilgaz | |
Bahar yaşanmalı, sele kapılmadan. Tutkuya dilenen sevgi, günahı gelmeyene, tek gecelik gitmiyorum. Ömür olmalı aşk, seni aramak ulaşamamak, bulmak unutmak olmasın, Sustum kendime. Yazamadıklarım sendeki özlemim. Tuzlu yanaklarında dudaklarım, Dudağının kız kurusu yalnızlığında. ömer şancı |
Haber Vermeyecektin Güneş fecre dalıp kaybolduğunda Ben de kaybolurum her akşamüstü Açarım göğsümü karanlıklara Çekerim içime cıgaramın zehri Seni düşündükçe her akşamüstü Haber vermeyecektin giderken bana Sarıldığını bir başkasına Çekerdim özlemini vuslat anının Haram katmasaydın hayallerime Dalgalar sahile her vurduğunda Peşinden sürükler dönen her damla Bir ağırlık çöker omuzlarıma İçimi dökerim uçuşan martılara O uğursuz sahile gittiğim zaman Haber vermeyecektin giderken bana Sarıldığını bir başkasına Beni avuturdu o an martılar Haram katmasaydın ak tüylerine Ali Ekinci |
Penceremde Eylül Uyu zifiri karanlık elimdeki şarap bıçak kesmez gözlerimin üşümesini aylak güvercinler pencerede çığlık secerem kapalı kapılar da Düşün cennetinde adam aynada bulut yüzdürür yılgın,asi toprağa sancısı büyür...büyür Sus gamzende şehvet, gece kuytuda duvardaki resim serseridir günaydınlar Eylül Ekim ağıtları duraksız çiy soyunur akşamın teni giyin bahçende gelincik aşk kırmızı kirpiklerinde mavi yağmursuz da bahtiyar anla bu mevsim yaşlanmanın tam sırası cevizin yaprağı omuzunda kurşundan şiir şarap sızıyor kıyılarıma yüzümde koşulsuz gün ışığı Hakan Kartal |
MUTLULUĞUN RESMİ Bugün; bütün ağaçlar yüreğimdeydi. Bütün çiçekler gözlerimde. Güneş, ışıklarını dudaklarıma kondurmuştu. Neydi kanımı kaynatan bu güzelliğin adı? Mutluluk muydu? Bugün, Ne varsa hüzünden yana denize fırlattım az önce. Sanki beklermiş gibi hepsini, hop hop hoplatıverdi dalgalarında. En güzel maviliğiyle oynaşıp durdu. "Bak" dedi "fırlattığın hüzünlerine... İşte; onların bendeki hükmü sadece bu!" Sonra, şakalaşırcasına bir kaç tuzlu damlasını sıçratıverdi yüzüme. Gülümsedim mahcup mahcup, onun bu neşesine... Duruldu. Bir deniz yıldızı bıraktı avuçlarıma. Yoksa mutluluk bu muydu? Herkes kalabalıkken, içimdeki yalnızlığı alıp, gidiverdi sihirbaz martılar! Bir de arkasından o bildik şen kahkahalı bağırışmalar! Hiç bu kadar güzelini görmemiştim. Beyazmış meğerse beni, onlarla bütünleştiren mucize! Kanat çırpa çırpa, yüreğimdeki isyanları uçurdular... Yaşamaktan aldığım tad; işte buydu! Yoksa mutluluk bu muydu? "Sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?" Evet... Adım İNSAN... Ya, tabii ki, çizerim! Az önce; ağaç oldum, çiçek oldum, güneş oldum, deniz oldum, martı oldum, ölümsüzleştim... Meğerse, hep yanıbaşımdaymış bu güzel resim! Ben çizdim. Adı umudum'du! Yoksa tüm umutlarım beni hiç terketmeyen mutluluğum muydu? * * * Mutluluk, hepimize sadece kendi çizdiğimiz resimler ve uzaklıklar kadar yakındır! Nedret Türer |
Ne sorayım sana Kulak dolgunluğu belediklerini mi söylersin Uyku sersemliği göz gezdirdiğin kitaptan Aklında kalanları mı Çalışmadın istediğim gibi Ya komşunun suyunu taşıdın Bekar çamaşırı yıkarken annen Ya da beşiğini salladın kardeşinin Gaz yoktu belki bu gecelik Şişesi çatlamıştı lambanın Karşılıksız kalacak sorularım demek Ama vakti gelince senden öğreneceğim Makarna verildiğini karneyle Bulgaryadan gelen kömür motorlarının Yanaştığını Kumkapı'ya Kulağına kar suyu kaçan toriklerin Karaya vurduğunu Boğaz'da Yaramasa da işimize, kahvenin Kaça sürüldüğünü el altından Yaz ortasında bulursun Hasta için olduktan sonra Limonun en sulusunu Mahalle kırılırken uyuzdan Sen taşırsın kükürtü Mısır Çarşısı'ndan Kursağına girmese de bulursun Yumurtanın en tazesini Her derdine koşarsın mahallenin İnsaflısını verem doktorunun Dişçinin en ucuzunu Sen salık verirsin komşulara Bildiklerin de vardı fazladan Kalayla çivi üzerine Biraz daha kurcalarsam Dökersin içyüzünü nalburların Benim bilgili becerikli çocuğum Derse kalktığın zaman Yüzünün kızarması neden Üstte başta yok diye mi Utanmak bize düşer çocuğum Çalışmadığın içinse Bildiklerin sana yeter Notun önceden verilmiş Bilmediğin şahıs zamirleri olsun Rıfat Ilgaz |
Güldüğümü gördün de mi, geldin yanıma, İki cilve bir naz, girdin kanıma, Ben sensiz ne mutlu, ne bahtiyar idim, Hayatımı kararttın, kastettin canıma... sedat sözen |
Sensiz oturdum bu akşam penceremdeki köşeme Başımı dayadım buhulu camlara Dışarda soğuk bir sensizlik var yine Bu gece simsiyah bulutlar var gözyaşı dolu sanki İsmin var aklımda hep böle pusulu akşamlarımda dilime dolanan Sevgin var içimde hiç bir zaman sonu olmayan Sensizliğim var şu dört duvar odamda Ölü umutlarım var hayata döndürülemeyen sevdiğim Yanlızlığım var sensiz geçen her uykusuz gecemde... ASLAN YILDIZ |
| Saat: 15:11 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık