![]() |
çalarken davulları yağmurun öyleydiniz işte! ! güne küskün geceydiniz hiç kımıldamamıştınız yerinizden - dokununca yalnızlığınıza - taş kesilmiştiniz taşkentin gündökümünde bir kış konaklıyordu yüreğinizde kendimi gözlerinize astığım yerdeydiniz bir gönül eskitip batağınızda çözüm bulamadığım gittikçe gömüldüğüm / gizlendiğim kendime seslenebildiğim ilk ve tek ve son gizdiniz o ' ydunuz, onlar ' dınız, siz ' diniz, biz ' diniz tüm içkileri tükettiğim meyhane çıkmazlarında suçlusu olmayan / halka açık duruşmalarda yüreği sevda bilmez yargıcın kırdığı kalemdiniz mevsiminizden geçtim ansızın mevsimsizliğimdendi güne kanıyordu gözleriniz kuru çiçekler vardı ellerinizde birini bekliyordunuz / umuyordunuz - ben değildim, beni unutmuştunuz - ve üşüyordu bir yanınız / sokaklarınız toprak altında kalmış / bulunamamış bir antik eser kadardı yalnızlığınız ölesiye yalnızdınız koyu vaktiydi intiharların kırılgandı yaşamın teni (bir parabasisti yaşam. ne denli sonsuz ve somutsa o denli geçici ve gerçeksiz.. yalın ve görkemli ve hain gecenin deşilmez ve soğuktu karanlıkları... daraldığınız..) kıyıya vurunca ölüyordu deniz sessiz besteler yazılıyordu öznesi ve özlemi olmayan oyunlara ilk ışıklarla tutuşuyordu gözleriniz ağır bir kahrın tavasında kızgındınız / kırgındınız çalarken yağmurun davulları gece vurulmalarında çok ama çok yalnızdı yalnızlığınız Orhan BASAT |
Dağlarının, dağlarının ardı, Nazlıdır. Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolan-dolana, Bir hastan vardır, umutsuz, Belki ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak, Memesinin, memesinin altında, Bir sancı, Bir hayın bıçak... Ölüm bu, Fukara ölümü Geldim, geliyorum demez. Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü, Ya da seher, mahmurlukta, Bakarsın, olmuş olacak. Bir hastan vardı umutsuz, Hayreti uykularda, Hayreti soğuk sularda. Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri, İki mavi, kocaman korku çiçeği, Açar, derin kuyularda... Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur. Hiç akıl edip de düşünen var mı? Gün kimin hesabına tutar akşamı, Rahmetinden kim demlenir bulutun, Hayırlı evlat makina Nasıl canavar kesilir. Kurdun, karıncanın rızkını veren Toprak nasıl ayartılır, Yüz vermez topal öküze, Ve almaz koynuna kara sabanı. Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir, Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif Mal, haraç-mezattır, Can, pazar-pazar. Kırmızı, ak ve esmer, Yumuşak ve sert buğdayları Yaratan ellerin sahibidir bu, Kör boğaz, nafaka uğruna, Haldan düşmüş, tebdil gezer... Dağlarının, dağlarının ardı, Nasıl anlatsam... Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz. Çırılçıplak, Vay kurban... "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda." Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile Fedayı kabul etmektir, Cennet yapabilmek için seni, Yoksul ve namuslu halka. Bu'dur ol hikayet, Ol kara sevda. Seni sevmek, Felsefedir, kusursuz. İmandır, konkunç sabırlı. İp'in, kurşun'un rağmına, Yürür, pervasız ve güzel. Sıradağları devirir, Akan suları çevirir, Alır yetimin hakkını, Buyurur, kitabınca... Gün ola, devran döne, umut yetişe, Dağlarının, dağlarının ardında, Değil öyle yoksulluklar, hasretler, Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır, Bir tek zeytin dalı bile yalnız... Sıkıysa yağmasın yağmur, Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ. bu yürek, ne güne vurur... Kaçar damarlarından karanlık, Kaçar, bir daha dönemez, Sunar koynunda yatandan, Hem de mutlulukla sunar Beynimizin ışığında yeraltı. Her mevsim daha genç, daha verimli, Sunar, pırıl-pırıl, sebil, Ömrünün en güzel aşk hasadını, Elimizin hünerinde yeryüzü. Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar, Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe Şafakla doğan işgücü. Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür, Olm kitapta böylece yazılıdır, Ol sevda, böyledir çünkü... Ahmed Arif |
sorguçlar takılana dek..... insanlar köşe başında ölüyorlardı yaşlı, yatalak yarım kalıyordu her hikaye her şey. tut dedim kendime ağacın altından yarım yamalak bir gölge olsun sarıl. olmadı. yıllardır kıvrımlaştım içimde ulanlaştığım varoşlar mıydı yoksa deliveren ırmağına uzanmış at üstünde oynaşan köy mü beni gece boyu efkarıyla şişleyen bu çolak sessizlik. bir kıvılcımla debeleniyordum içimde hayatsız bir an ölmek yatalak insanlar gibi sessiz uzanmak ırmağın yanındaki kahverengi toprağa beyaz süslemeli bir entarin de oldu mu düşmanını bile görürsün yanıbaşında. ölmek aykırı bir sanatıydı toprağın dönüşümlü suratlar kemikler unufak ırmağın boynundaki köy değirmeni çalışıyordu boyna gümbürtüsü günahların ve farkında olmadan öldüğünün şaşkın sorular geliyordu ve son ayak sesi .... .... ....... karanlık sadece güneşin gidişiydi bu sefer ilahiydi hikayeler bir sonuç bağlamak gerekli değildi o kadar bir sebep yeterdi azrailin perdesine olsundu ne çıkar hikayeler yarım kalsındı gitmek gitmek uzun uzun gitmek vardı şerit şerit sorgu sorgu sorguçlar takılana dek cennetin kapılarına deccal zincirini koparana dek ölmek bir firar kalbimden düşüncelerimde arta kalan ekmeğin buğusu kadar sıcak ensemde ölmek kapıların ardında boylu boyunca yatalak ve yaşlı. Ahmet Serdar... |
Boynu bükük bir sevdanın şu gam yükünü Sözlerine aldırmadan taşıdım durdum Bir gün bile umudumu terk edemedim Ne olurdu duymasaydım o son sözünü Kahverengi gözlerinde gözyaşı oldum Taştım sel gibi kayboldum yanaklarında Küçük bir yıldız düşürdüm yar saçlarında Ters esen rüzgarlarında hep savruldum Bir anda kayboluverdin terk eder gibi Aldın sessizliğimi de isyan bıraktın Aşkıma son darbeyi ellerinle vurdun Mutluluğun hülyasını yok eder gibi... ahmet emre |
Yok Sayılan Aşkların!... Duyulabilir uzak ülkelerden karıncaların çığlıkları denizler tanıdık gelebilir iç bükey nehirlere Nisan'da insan kendi sesine sağır yağmurlarla benzeşebilir bir dil geliştirir saksıdaki menekşeden gökdelenlerde farksız yalımı öpüşür tebessümün -sarı saman sevilerle- mümkün değil bulaşıcı yaraların onarılması vitrinsiz sularda bulanık cam büyülü endişe avuçların eksik kurgusuyla silinmez hatıralar haritası cebinden anısını çıkaramazsın -tesellisi- yok yok sayılan aşkların olmaz yaşanması Ay'ın hilal kesikleri yaşlandıkca derinleşir genleşir lacivert aynalarda dünyanın batıkları kahrı kendine varmanın yolu say semada tümsekler büyürmüş büyüsün... görünür kılınır kalbin közlenmiş gençlik ağıtları -ayna gibi- kağıt da senden yanadır karalanmış şiir de göğsünün alt yüzünde görürsün ıstırapla dağılmış varılmaz yangın sevdaları çok sonra çığlıkları duyulur karıncaların Nisan'da insan kendi sesine sağır bir yağmurdur yaşamayı dener geciktiği ne varsa -anlar yok sonra - yok sayılan aşkların olmaz yaşanması!... Nursel Türkemiş |
Nedir aslında hüzün? Hangi köşebaşında bekler ki sevgi bizi... Yoksa çoktan kaçırdık mı ucunu, en sevdiğimiz uçurtmanın. Şimdi, kim koyacak, teşhisimizi. Hasta ve yorgun olan sen mi? Yorgun ve dargın olan ben mi? Cebini yokla, Anıların geliyor mu hiç eline.. Anılar ki, umutlarımız.. Anılar ki, bizi tekrar var edecek iksir. Anılar ki, baharın sevdiği... çağrı göcek |
Vakti geldi gene kalbimin... Kağıda dökülme vakti... Bir yerlerde uyuduğu an, Ağzından küfür saçan hayat, Uyanıyor işte bu meret. E ne yapacaksın... Atsan atılmaz... Satsan satılmaz... murat tolga çıklaçiftçi |
YAĞMURLARI YAKAN BİZİZ... Bizdik o gökyüzünden düşen, Yağmur gibi toprağa Sevdayı yüreğimize nakşettik. Bizdik hasreti prangalara vuran, her yağmur damlasını yakan, Ömrümüzü sevdiğimize bahşettik. Bizdik Eylüllerde idam edilen, Ülkesi, ülküsü uğruna. Sevdayı ölünce keşfettik. Bizdik geceleri aydınlatan, Karanlığa baş koymuştuk, Geceleri gece gibi mestettik. Bizdik bayrağımıza kan veren. bizdik Vatan uğruna can veren, Bizdik sevdalarımıza aman veren. ... Bizim verdiklerimiz fermandır size. Bizi kara Eylüllerde ölenlerin. Kanıyla yıkadık yüreğimizi. Biz ipeğe sarılmış çeliğiz. Binlerce Eylüllerde ölsekte, VAZGEÇMEYİZ... Emrah ÖZTÜRK |
Gerçek sevgiliye aşık oldum; Sana sevgili oldum, Antrenman olsun diye, Aşk şiirlerini, Sana yazıp okudum. Gerçek aşk şiirini Kalbime kazıdım Düzeltmelerim var. Henüz ona okumadım. Bu yüzden, Kanatırım yüreğimi Ben gerçek sevgiliye aşık oldum. Ona hiç acemilik yapmayayım diye Hep yanında durdum Sadakâtli oldum. Seni hiç incitmedim, Onu üzerim diye, Ben gerçek sevgiliye söz verdim. Bu yüzden, Sana itaatkâr köle oldum. Sözümden dönmedim, Gözümden sakladım, Sana yalan söylemedim, Onu kandırırım diye. Ben gerçek sevgiliyi zor buldum. O senin içinde senden de ötede Bedenim ona elbise, Gözün ona pencere, Ben o sevgiliye aşık oldum. cengiz güzar |
Kırıldı gönlüm sözlerinden Yanarım geçen günlere, Dayanamam artık konuşma Boşuna bahaneler arama, Nasıl karşılık vereyim sana Hissettiklerimi yazamam da, Kalemimden yaş, Gözümden kan akar bugün, Nasıl tahammül edeyim... Bugün olmasın ayrılık, Daha hazır değilim. Benim ciğerim yanar Ayrıldım deme bugün Canımdan can çıkar cengiz güzar |
| Saat: 16:52 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık