![]() |
ISLAK MENDİL Madem ki bu gece ayrılacağız. İstemem bir daha güneş doğmasın. Madem ki son defa sarılacağız, İste gözyaşını kimse görmesin. Nasıl nuturum sevgilim seni Ölume götürür hasretin beni Islak mendilini yırtık resmini Al Götür sevgilim bende kalmasın.. Neyleyim doğacak güneşi artık Neyleyim olacak sabahı artık Sevgilim bizde mi ayrılacaktık Git veda etmeden duyan olmasın.. |
Kaldım Sensiz Buralara hasretin çöktü bir ayaz gibi her dem titretir oldu şu cılız bedenimi. Senden sonra dalıma bir damla su gelmedi gözlerim hep nemliydi yüzüm hiç gülmedi. Kaldım sensiz, zehir olur günlerim kırıp penceremden yollarını gözlerim her şeyi unuttum adın tel ezberim gel yetiş kara gözlüm çok beterim. |
Tinctura Auri I. O yaprağı yerine koy! Mevsimler bilmez tadını şarabın, o köhne ay da yorulur susmaktan, kimbilir kaçıncı teknedir batan bu sularda, bu sularda kurulur pusu; döner kendimizden kendimize dil! Bir çeviri yanlışıdır, yuvasını yadırgayan dokunuşlar ve kuşlar, başımız eğik, geçeriz akşamın hanlarında uyuklayarak ve çalar tepemizde o ürkünç çan! Sonra ayağı kırık bir iskemlede geçirilen loş saati güzlerin, sereserpe yatılan toprak, yapışır avuçlarımıza ölgün kil! Kim bilebilir, belleğimizdeki göçmen kuşların gittiğini, kimbilir hangi diyarlara ve beynimde durmadan kanayan yara, baktıkça eskiyen yüzüm, son alışkanlığım, som akışkanlığım, bendim o kadırga. II. O sözcüğü yerine koy! Kitabın içinde tut yasını, iğne deliğinden geçir her şeyi; sesimi, sanma ki söylenmedi deniz gören odalarda aktığımız bir yastıktan bir yastığa, elimden tutan tek heceli taş, düşerken kör kuyulara. Ters çevrilmiş bir kayık ol, ne olursa o zaman olsun, albatros yaralansın bakışlarınla, göze güzel görünsün ahtapotlar, eşele toprağını bu hepimizi katleden ülkenin, beynim ve dilim, nasıl da kanıyor ahh! Sana gelince ey cani okur! Kolla kendini, koru tenini benden, ey uyumlu aşkların egemen böceği, tinim bir kara kasırga; susma! Sana göre değil bu doygun zaman, seyrek ve garip bir mürekkeple çizilmişsin sen; bulutsu! oysa pervanedir şair ahh! Yaklaştıkça uzaklaşır şiir; koru kendini! |
Bir Gün Uyanacaksın Serin Sabaha Bir gün uyanacaksın serin sabaha İşe gitmek gelmeyecek içinden Yalın ayak vuracaksın kendini sokaklara Ruhun çıplak Yüreğin çıplak Düşüneceksin zamanı Zaman geçiyor Sen özlediklerinin içinde kaybolmuş Kaybediyorsun Kaybolan özlemlerinde kaybediyorsun kendini Derin bir ah düşecek çıplak yüreğinden Bir ah düşecek çıplak ayak izlerine Sokak taşlarının arasına dolacak isyanın Bir gün uyanacaksın serin sabaha Her şeyi ardında bırakacaksın Atacaksın kendini bir sahil kenarına Dalgaların sesine vereceksin kendini Yalnızlığında bir sevinç kaplayacak ruhunu Yalnız olmadığını anlayacaksın Sana dokunan dalga sesinde sen olacaksın Bakışlarına dolan mavide sen olacaksın Ardında kalanların kalabalıklığında kalacak yalnızlığın Dalgalar aşkı fısıldayacak Uzun süredir ilk kez yüreğin duyacak bu kadar derinden İlk kez ruhuna ulaşacak aşkın sesi Anlayacaksın özlemişsin yaşamayı Özlemişsin yaşamayı yarını düşünmeden Özlemişsin aşkı Bir yaşayamadıklarını düşüneceksin Yaşadığını sandığın şeyleri düşüneceksin Bir de yaşamak istediklerini Özlemlerini düşüneceksin Dalgaların sesi bastıramayacak isyanını Bir derin ah dökülecek çıplak ruhundan Bir ah dökülecek çıplak ayaklarına Denize karışacak isyanın Bir gün uyanacaksın serin sabaha Geceden kalan bir rüyanın kırıntılarıyla Teninde emanet ürpertilerle Atacaksın kendini bir ormanın içine Ormanın sesleri dolacak ruhuna Sevişmeleri anacaksın Uzak bir ülkenin yitik şehrini anar gibi Yeşil bir yaprağa dokunacak parmakların Bir çiğ damlası düşecek Kolundan akacak parmaklarına Dudaklarına gidecek ellerin Bir ıslaklık kalacak dudaklarında Aklına yitik geceler gelecek Dudaklarının prangaladığı öpüşlerin ıslaklığını anacaksın Ruhuna değmeyen dokunuşlara düşecek aklın Sevişmeyi ne kadar özlediğini anlayacaksın Bir ah düşecek kurumuş dudaklarından Bir ah düşecek çıplak ayaklarına Ormanın yüreğine karışacak isyanın Bir gün uyanacaksın serin sabaha Yatağındaki soğukluğa gidecek aklın Ayaklarına vuran ağırlığı tutacaksın Özgürlüğünü anacaksın Çok eskilerde kalan bir çocukluk anısı gibi Özgürlüğünü özlediğini anlayacaksın Gözlerindeki ışıltıyı özlediğini anlayacaksın Çocuksu kahkahanı özlediğini anlayacaksın Yakmayı özlediğini anlayacaksın Yanmayı özlediğini anlayacaksın Baktığın her nesnede Kendini görmeyi özlediğini anlayacaksın Doğrulacaksın yavaşça Bakacaksın odandaki eşyalara Yabancı gelecek her şey Anlamsız gelecek bütün çabalar Bir ah dökülecek beyaz çarşafına Özlemlerin büyütmüş isyanını Bir karanfil açacak ahlarının düştüğü yerde İsyanlar çiçek açtırırmış, anlayacaksın Veya erteleyeceksin kendini yaşamayı yeniden Dün ertelediğin gibi Ve daha önceki gün ertelediğin gibi Ya da koparacaksın kendi isyanından yeşeren karanfili Takacaksın göğsüne kırılan prangaların müjdesi gibi Yaşayacaksın aşkı Yaşayacaksın özgürlüğü Yaşayacaksın yeniden kendini Anlayacaksın bilmediklerin bildiklerinin içinde gizli Ve anlayacaksın cesaretin korkularının içinde Ve anlayacaksın, özgürlüğün sadece senin elinde…. |
Saatin Beşindeyim Acıların İçinde Bu gece yine soğuk bir düşle uyandım Hala üşüyordu parmaklarım Bakışlarım seni aradı karanlıkta Umut yoktu oysa bu olasılıkta Kısık bir sevda ateşiyle sigaramı yaktım Efkarım dağıldı odama Duman duman oldu bakışlarım Saatin beşindeyim acıların içinde Özleminle dans ederken yüreğim Acı bir sevda türküsüydü söylenen Uzaklarda ‘Sonbaharda ‘ diyordu belli belirsiz sesiyle Diyordu ki kavuşmak sonbaharda... |
Hatırına Düşeceğim Kopkoyu bir sis içinde bir akşam Hatırına düşeceğim belki Bir an ıslayacak yağmur yüzünü Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın Sonra sıcak yatağında uzun uzun Ağlayacaksın Ağlayacak.! Boğazında bir şeyler düğümlenecek Ah yanımda olsaydı diyeceksin Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak Iliklerine işleyecek bensizlik Kahrolacaksın...! Bir sigara tüttüreceksin ihtimal Ufku seyredeceksin saatlerce Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü Sonra hayalim gelecek karşına Bir şiirimi mırıldanacaksın Hıçkıracaksın..! Gönlünden atamadığın gibi kafandan'da Silemeyeceksin beni, düşlerine gireceğim her gece Ince bir hüzün bürüyecek yüzünü Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman Anlayacaksın..! Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin Kafan gibi kaleminde işlemeyecek Unutmak isteyeceksin herşeyi Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi Kıvranacaksın.!! |
Duygular Gergedan Olur Her günün bitiminde Dövülgen yüreğim kararır Başlar gergefte hayaller dokumaya Duygular gergedan olur Büyür de büyür Yarasalar kol gezer penceremin önünde Kanım vurur beynime Tufanlar fırtınalar kopar Zavallı yüreğimde Karanlık bir sis gibi çöker odama Mehtap penceremden bir hançer gibi Saplanır karanlığın bağrına Feryadım patlar yıldızlar gibi Delik deşik eder gökyüzünü Alıcı kuşlar gibi Düşünceler üşüşür üstüme Her defasında derin bir çentik atar Duygular gergedan olur Ne zaman son bulur Bu karanlık sağır geceler Ne zaman düşünceler Simsiyah bir hüzün olmaz Ne zaman fırtınalar Bir sabun köpüğü gibi söner Duygular gergedan olur Bir çığ gibi Büyür de büyür |
Susuyorsun Güneş kadar sessiz bakıyorsun gözlerime, Rüzgâr gibi fısıldayarak esiyorsun yanımdan, Hani, hani bir gülüşün olurdu ya gamzelerin görünürdü, Ha işte o anı ne olur yüzünden hiç silme. Susuyorsun; Nefesin dipsiz kuyularda infaz mı bekliyor nedir? Neden suratın bu kadar asık bana karşı? Gözlerini yere indirme, bitkin durma bu kadar. Ya, ya senin için yazdığım onca şiir ne için. Susuyorsun; Son bir kez olsun dokunamaz mıyım ellerine, Yüreğime koy avuçlarını, hisset içimden geçen kıpırtıları, Bakmıyorsun bana, yüzünü çevirme ne olur. Bütün sevmeler boş mu olacak artık. Gittin; Ve bana bıraktığın tek emanetin suskunluğun. |
Simeranya’da Aşk kanayan suskularda çehresi solmuş aşktan geriye iki yürek gölgesiydi akkor denizlerine fırlattığımız mendil bile sallayamadan ardından yakamozlara gömdük esrikliğini sonra sürgün ettik ruhumuzu simeranya’ya sahte cennetlere düştük irem bahçelerince aldatıcı aymaz aydınlığımızda farklı dillerden konuşur olduk sevdâyı kimi vefâ kimi de aldatış ama hep o aşka adanış hep râm oluşlarımız handede raks eyleyen sözlere tutanaklarında infâza kırılmış kalemler üçayakların yağlı urganında boynu ve vâveylâsı arşa çıkar vicdânın kaderler hep kederdir simeranya’da yaktığımız ateşlerde gelgitlerimiz kanadı tutuştukça pervânenin döker küllerini korlar üstüne şahmaran yapar dansını semâzenler tutar yasını boyar figâna ebrûli dağları ağlasak aşkın sanrısı düşer gözlerden beyâbân yalımlarına firâkın ceste ceste fevvâresinden âşiyânında bir kızıl günün kaknüsün küllerinden devinip belki bir simurg doğar efsâne olur dillerde müptelâsı olduğumuz aşkları sükûta kanatır yalnızlığımız kalabalıklarda |
Şiirler Ölmez Neleri anlattım şu satırlarda, Biliyorum asla şiirler ölmez. Hepsinin mâzisi var anılarda, İnsanlık ölse de şiirler ölmez. Sarın benim tabutuma bu şiirimi, Şairlerle ziyaret edin kabrimi, Mezartaşıma yazın bu sözlerimi, Şairler ölse de şiirler ölmez. .......in son sözlerine kulak verin, Ben ölüyorum dizelerime devam edin, artık son nefesim şunu iyi bilin, Ummanlar ölse de şiirler ölmez. |
| Saat: 13:01 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık