MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Mystic@L 30 Ocak 2007 23:42

O An

Sensizliğin en sıcak mevsiminde,
Hasretinle uzanırken sana;
Bir pervasız "merhaba"
Asıldı kulaklarıma.
Sehpada bekleyen bir mahkum olup,
Durdu zaman,
Tam yaşamın sınırında.
Bir an bakındım boşluğa,
Anlamsızca...

Kimin bu umarsız ses?
Kimdi seni göremeyen beynimde.
Kimin bu aşkı tanımayan yürek?
Hangi beyhude mazeret,
Seni hayallerimden,
Apansız azad edecek kadar gerçek.

Omzuma asılan bu el,
İğne iğne batıverdi ruhuma.
Sen, hiç olmadığın kadar yok,
Hiç olmadığın kadar benimken,
Bir nefesle parçalanan resmini,
Kim gözlerime,
Nakış gibi işleyecek.

Kim dokundu bam telime?
Kim bu?
Resitalin tam ortasında,
Kemanımı kıran.
Notaları çivi gibi,
Kalbime kalbime batıran.
Kim bu kim?
Hayallerimdeki
Saltanatını yıkan.

Geldiğini anladığım
İşte o an,
Bir avuç kar olup,
Eridi sevdan.

06.05.2003
Hasan Yılmaz


kambis 30 Ocak 2007 23:49

Biliyor O

Kara lanetini
Kararsızlığın,
Ürkekliğini
emin olamamanın,
Umutsuzluğu ve umudu
Gülmeyi
hayata umutla,
Küsmeyi
hayata umutsuzlukla,
Düşündü O

Kaybolmayı
derin gözlerinde,
Erimeyi
Gülücüğünde,
Ümidi
Bir sözcüğünde,
Uyumu
Teninde,
Derin sırrı
Öpücüğünde,
Hissetti O

Acaba
artık yoktu,
Yok oldu
Anlamsızlık,
Karıştı
Yok yoka,
Düşünmeyi
Saatlerce,
Anladı O

Görmemeyi göze almayı
Kırılır diye,
Pişmanlığı
Sonra,
Gözyaşlarını
İçe akan,
Ağlamayı
Gülerken,
Bildi O

Duydu Sessizliği
Konuşurken,
Anladı Sesini
Sessizliğin,
Onu ne çok sevdiğimi
Biliyor O



shamefaced (alıntı)


Mystic@L 30 Ocak 2007 23:53

ÇÖL DAHA İYİ

çöle kıyısı olan kentlerin

limanları sıkıcı olur

kuş uçar gemi geçmez,

kervan zaman içinde.

böyle kentlerde insan

fırtına gibi sever,

sevdiği için ağlamayı.

hangi türküde sevmekten bahsedilse

ben hicaz olurum

elimi ıslatır elinin teri

ziyan olurum seni sevmekle ıslanır akşam sefalarım

hangi türküde sevmekten bahsedilse

bu çölde ben

"şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor"da

bahsedilen şair olurum!


Yılmaz Erdoğan...


Misafir 30 Ocak 2007 23:58

ÇEPNİ GÜLLERİ

Kükrerim asi sel gibi
Okşarım esen yel gibi
Açarım gonca gül gibi
Kibrim olmaz kula karşı

İçim dışım birdir benim
Kelamlarım sırdır benim
Aşka aşkım vardır benim
Payem olmaz pula karşı

Ben vefayı donanırım
Dostlarımla sınanırım
Muhabbetle onanırım
Arzum olmaz mala karşı

Divane bir Kargülüyüm
Dostlarımın ar gülüyüm
Sevdiğimin har gülüyüm
Sabrım olmaz kal''a karşı

Yarim benim tahtımdadır
İki cihan bahtımdadır
Mihrabımda ahdımdadır
Yaban olmaz Gül’e karşı


Aşık Çepni''nin
SELE KARŞI adlı eserine
naçizane naziremdir.



arwen 31 Ocak 2007 00:16

Sen varsan ölüm yok biliyorum
Kefen yok musalla taşı yok tabut yok
Öp beni doğur beni
Bırak kıskansın
Bırak çatlasın zaman
Sar koynuna
Yoğur beni sonsuza
Dek
Topukların güneşim olsun
Gün doğsun avuçlarıma
Sen varsan ölüm yok biliyorum
Aşk sevda sevgi lokum bana



celal aksu


MaKaLeLe 31 Ocak 2007 00:23

Hayat Bize Mutlu Olma Şansı Vermedi

Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü Dünya'nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı...
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın

Yılmaz Güney |


arwen 31 Ocak 2007 00:44

KOKUN BENDE KALMIŞ



Kokun yastığında kalmış,
Alma sakın bana bırak
Sigaran yanık sevda kokulu,
Şiirlerin terk etmemiş beni
Güller mumlara karışmış,
Aynalarda solgun yüzün
Hayalin beni esir almış,
Gözlerimden içime ak.



PERİNUR OLGUN


MaKaLeLe 31 Ocak 2007 01:42

Rabbim, Nihayet Sana

Rabbim, nihayet sana itaat edecegiz...
Artik ne kin, ne haset, ne de yaşamak hirsi,
Belki her sabah vakti, belki gece yarisi,
Artik nefes almayi birakip gidecegiz...
Ben artik korkmuyorum, herşeyde bir hikmet var
Gecenin sonu seher, kişin sonunda bahar.
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,
Birer agaç altinda sevgilimiz, annemiz.
Gece degmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
En güzel, en bahtiyar, en aydinlik, en temiz
Ümitler içindeyim, çok sükür ölecegiz...

1941
Ziya Osman Saba |


arwen 31 Ocak 2007 01:55

Durgun sular gibi dururum sakin
Bir saki eline düşmüş gibiyim
Çekiliyor kanım içim ürperir
Pervasızca bade içmiş gibiyim

Dünyanın çilesi umrumda değil
Hayattan elimi çekmiş gibiyim
Ezeli evrahta ölmeden evvel
Kıyamet içliği giymiş gibiyim

Ömrümü yel almış hazan yeriyim
Baharda yaprağın dökmüş gibiyim
Umudu unuttum ufku kararttım
Tarihidim yanmış bitmiş gibiyim


aliye budak


CaNaRY 31 Ocak 2007 02:27

İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın
Onca yaraların ardından
Yeni bir aşk yaratamazsın
Örselenmiş bir çocukluk
İşte benim bütün hikayem
Kaç sevda geçse de yüreğimden
Bu yıkıntıları onaramazsın

İstersen hiç başlamasın
Geç kalmışız birbirimize
Yanlış kapılarla geçmiş bunca yıl
Dönemeyiz artık ilk gençliğimize
İstersen hiç başlamasın
Söz verelim kendimize.

Murathan Mungan


arwen 31 Ocak 2007 02:31

Sen
Alıp gittin, bütün neş'emi
Rüyalarımı, hayallerimi, sevgimi
Alıp gittin tüm benliğimi
Sen
Öğrettim bana gülmemeyi
Gündüz, gece göz yaşı dökmeyi
Gittin kaybettim kendimi.
Sen
Bellettin aşk'ı kin bilmeyi
Ümit verip terketmeyi
Beddualarla doldu kalbimin her yeri
Sen
Ver artık çaldığın kalbimi
Sevgi dilenmiyorum, ver benliğimi
Rüyalarımı, hayallerimi.kendi sevgimi
Sen evet sen
Geri ver alıp gittiklerini
Neş'elerimi, kimliğimi
Sensizde yaşanır bu dünya
Senden önce yaşadığım gibi
İster dön, İster dönme geri.


cemal şimşek


Misafir 31 Ocak 2007 12:31

Uçurum Çığlığı



Neden her taş altından çıkıyor böyle ismin
Sonra kördüğüm gibi beynimde dolaşıyor
Benden çok uzaklarda bensiz yaşıyor resmin
Fakat aldığım nefes hep sana ulaşıyor

Tuttum kaldırdım yerden yarım bırakılanı
Bir kaç değişik renkle boyadım kırılanı
Hep bir yerden belirdi bana yabancı yanı
Ondandır hep dilime sitemler bulaşıyor

Bir boşluk var ruhumda, benziyor uçuruma
Yıldız yağıyor gökten, saplanıyor soluma
Bende takmak isterdim sevdigimi koluma
Çare ararken yolum, çıkmazlara varıyor

Bir hayal miydi yoksa, rüzgar hiç olmadı mı?
İki avare yürek, vuslatı bulmadı mı?
Ben seninle doluyken, sende hiç kalmadı mı?
Bu soruyu yüreğim her atışta soruyor

Asla gelmeyeceksin, beklerim bile bile
Sevdayı kanatıyor, yıllar süren bu çile
Ses ver! Sende rüzgarın kucağındakı güle
Biraktığın dikenler bilsen ne acıtıyor..


Şahika


MaKaLeLe 31 Ocak 2007 12:44

Babam

Mavi çakımlı tramway
Dubaları oynuyor
Galata Köprüsü’nün

Dar-ül-fünun talebesi
Mustafa Raşit
Halep’ten gelmiş
Idadi mezunu
Geçememiş köprüden
Parali o zaman

Banco Commerciale d’Italiana
Pera Palas
Beyoğlu Maksim
Sanoda Müzeyyen Senar
"Ferayi’dir kızın Adı..."

Ulufe aldım
Fukara Cemiyetine
Padişahım çok yaşa

Redingotum yastık
Yatağım tahta
Rehberlik ediyordum
İranlı softalara

"Ümmidi Afil"
İlk romanım
Muharrir idim

Averoff Samsun’da
Bombardıman
Gazhane yanıyor
Bin üç yüz otuz sekiz
Tarih düşürmüştüm
Kırkın çıkmamıştı daha

Tüttür tüttür zararı yok
Mis kokulu duman
Serkldoryan

Kaldır başını bak
Ankara Kalesi’ne
Beni kodun gittin
Elâ gözlü babam

Vüs'at O. Bener |


Misafir 31 Ocak 2007 15:15

ab-ı zen


aşk...

gecekondu sevda
yoksul ve kaçak
kapı önü düş kovanı
yokluk feneri lamba

ayrılık...

mürekkep uçlu zaman
dili kör bıçak
söker gözü gözden
çürük vicdanlı zorba

yalnızlık...

bahçede yele teslim
başı boş salıncak
yürek
yükünden ağır dipsiz torba

özlem...

kırlangıç yuvası
gölgesi sarhoş saçak
pencerede su nakışlı turuncu muşamba

sonrası...

gecekondu sevda
göçük ve yasak
yokluk
pimi çekilmiş şiirbaz bomba

Ferhat Gülsün


Misafir 31 Ocak 2007 18:02

SABRET

Sen petekte bir gömeç bal gibisin!
Renksin yazdan kıştan, tazeliksin bahardan.
Yapraklarda dolaşan serin bir rüzgarsın ki
Her gün eser durursun hafızamdan.

Ellerin var beyaz güller gibi küçücük,
Mutlak kalbin tomurcuklardan pembe!
Sanki yeşil yaylalardır gözlerin
Alnımda ter ve kuvvetsin işimde.

Ben kanadı kırık bir kuş değilim
Döner birgün gurbet ellerde kalan
Sabret neşem, sabret şarkım, sabret sevdiğim,
Sabret kalbi tomurcuklardan pembe olan.


CAHİT KULEBİ


arwen 31 Ocak 2007 18:22

Yağan yağmur gibi aksam avuçlarına,
Bir güneş misali doğsaydım dünyana.
Gururumu ayaklar altına alıp
Eğilseydim gülüm,eğilseydim önünde ayaklarına.

Bir gün döneceksin elbet elbet biliyorum.
Sarılacaksın boynuma diyeceksin seviyorum.
Hersey bitmiş olsada ben hala vurgun sana;
Derken ölüm sahnesi yıkılası dünyanda.


Ben kara toprak altında kaybolup gidiyorum.
Sana bugün ve yarınında mutluluk diliyorum.
Şunu bil ve şuna inan ki seni çok seviyorum
Gülüm benim BENİ UNUTMA...



uğur şahin


Mystic@L 31 Ocak 2007 20:01

Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü Dünya'nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı...
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın

Yılmaz Güney


kambis 31 Ocak 2007 21:24

Seni Sordum

Yüreğime seni sordum yokluğunda,
O'nun adı aşktı dedi.

Yıldızlara seni sordum, karanlığımda,
O, geceni aydınlatan aydı dedi.

Güneşe seni sordum, soğuk esen rüzgarda,
O, içini ısıtan Can'dı dedi.

Denizlere seni sordum, dalgalandığında,
O, durgun suların yakamozuydu, umutsuzluğunda,

Akşamın kızıllığına sordum, mutsuz,
O, gönlüne doğan seher vaktiydi dedi.

Resimlerine sordum seni, göster dedim sevgini,
O sevgi senin yüreğinde, ben zaten yoktum dedi.

Şimdi yüreğin ellerimde bir Can taşıyor,
Alma emanet sevgini, bu Can sensiz yaşayamıyor.



Mr Can Akın





kambis 31 Ocak 2007 22:18

Bilinmeyen Kadınım

saçları dağınık dalgalı
gözleri buruk
dudakları ince
geçiyor usulca
geçen otobüste
buğulu camda aksi
gözlerdeki nem mi
penceredeki buğu mu
hüzünlü yapan yüzünü
düşüncelere dalmış gibi
ellerinde kasvet
şiirlerim gibi kaos da
bilmece dünyasında
her gün geçen kadınım
sevgi yüklü yük gemisi
bandırası silinmiş
nereye gider bilinmez ki
her gün buğulu camda ağlayan kadınım
sevgi yüklü katarları
avuç içinde hasreti
dudaklarındaki ezgiyi
yüreğimdeki sevgiyi sana taşıyan
bilinmezlere giden bilinmeyen kadınım

Serdar San İzmir, 02 Mart 2005


kambis 31 Ocak 2007 22:27

HİÇ







Bir gün karşılaştığımızda yüz yüze,

Yine aynı soruyu soracaksın,

Kelimeler tek tek dökülecek dilinden,

Kendin için ne yaptın diyeceksin,

Bense, usulca gülümseyip

Gözlerinin içine bakacağım,

Aynı cevapla karşılık vereceğim,

Hep başkaları için çabaladım,

Kendim için seni çok sevdim,

Başka, başka ne yaptın,

Kocaman bir hiç,

Hiç işte,

Çünkü yanımda yoktun,

Sadece sevdim,

Başka,

Hiç,

Her şeyimdin,

Hiçin oldum.

Ve biliyorum bir gün,

Hiç olarak öleceğim,

Bir hiç olacağım.





Ayşe MANAV


Mystic@L 31 Ocak 2007 23:14

O An Unutulursun

Kalbimin durduğu an,
Kanımın donduğu an,
Ömrüm son bulduğu an,
O an unutulursun.

Kefeni giydiğimde,
Toprağa girdiğimde,
Üstüm örtüldüğünde,
O an unutulursun.

Mahşeri gördüğümde,
Tekrar dirildiğimde,
Sensizken güldüğümde,
O an unutulursun.

Hesabım çok olunca,
Günahım çok olunca,
Yol cehennem olunca,
O an unutulursun.

Sevabım çok olursa,
Yerim cennet olursa,
O an beni bulursun,
Yine benim olursun.

21.07.1997
Tuncer Oral


MaKaLeLe 31 Ocak 2007 23:26

Mahur Beste

Varamadım bir karara
Yaram derin inliyorum
Kainatta düştüm dara
Kimmişim ben bilmiyorum

Dert arasan deste deste
Gönlüm solmuş kuş kafeste
Burda başlar mahur beste
Gam içinde dinliyorum.

Turgay Demir





arwen 31 Ocak 2007 23:31

Esti bahar günümden geceye
Kapımda nöbetleri bekledim
Gelirsin ihtamilinde diye diye

Aradı gözlerim seni sevgili
Dize gelmiş ayaklarımda
Koşamadım sana aşkım

Uzandı elim sana dokunamadım
Tutundum mevlaya yoklugunda
Seni andım dualarımda sevgilim

Mutlumusun oralarda bensiz! ! !
Sevinçler yaşıyormusun sessiz
Aşık olmak cok zormuş yarim

Andım adını her adımlarımda
Yoksun diye yandı hayallerim
Yinede koparmadım çicekleri

Sensiz nikah kıymadılar bana
Haram koydular adını yaşama
Cocuklarımda olmadı boy boy

Sevmeyimi cok özledim sevgili
Unutamadıgım aşk gecelerinimi
Şimdi yanlızım ben delirmiş gibi

Seçtigimiz aşk bu olmalıydı
Hüzünden sevinçe giden günlerden
Sürüklenmiş düşlerden biri olmalıydı bu

Ben hala gölgemi taşıyorum
Ve hala seviyorum yeni yeni
Hatırladım seni sevgili deli gibi...


ali baksı


Mystic@L 31 Ocak 2007 23:45

Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü Dünya'nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı...
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın

Yılmaz Güney


MaKaLeLe 1 Şubat 2007 00:09

Alınyazısı Saati (İstanbul)

Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç |


arwen 1 Şubat 2007 00:25

her sürgün
bir intikam yemini gibi
çarparken yüzüne
üşümeye korktuğun rüzgarlarda
fırtınalar kopuyor şimdi.
kenarında durup seyrediyorsun geçmişini
avuçlarında bin yıllık bir masalın
geç kalmış telaşı...
neyine güveniyor
diye soruyorsun kendine bu zaman
akıp giden şu tek parça anda
kimin umrundasın sanıyorsun?
var gel 'özlem'lerin yorgun kalsın,
yırtıp attığın mektuplardan eline bulaşmış mürekkep kokuları
gözyaşlarına karışmasın.
sen varsan dünya dönüyor,
sen yoksan hayat yok.
kimse anlamasa da
fikrin bunu anlamaya alışsın!



turan demir


Mystic@L 1 Şubat 2007 00:32

Alınyazısı Saati (İstanbul)

Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç


arwen 1 Şubat 2007 00:40

Bu nasıl sevmektir, bu nasıl duygu
Başlamadan biten bu neyin nesi.
Aşk denilen şeye kalmamış saygı,
Başlamadan biten bu neyin nesi.

Moda oldu artık böylesi sevmek,
Basitleşdi şimdi eyvallah demek,
Mümkün değil sana akıl erdirmek,
Başlamadan biten bu neyin nesi

Mustafa usta'yım aklım ermiyor,
Hiç kimse verdiği sözde durmuyor.
Artık sevgilerde üçgün sürmüyor,
Başlamadan biten bu neyin nesi.

mustafa usta


MaKaLeLe 1 Şubat 2007 00:41

O Duygu

Duygu'ya

Yalan...
Yalan bu gülücükler, yalan bu neşe
Hayatı kandırmak istercesine yazılmış bir oyun
Sahne alıyor şimdi...

Gözlerimdeki parıltılar aldatmasın seni
Arkasına saklanmış binlerce korku, binlerce hayal kırıklığı
Ve milyonlarca sana olan sevdam anlatır
Ne zor günler geçirdiğimi
Ve avucuma alamadığım, sevmeye kıyamadığım
Hasretinden gözyaşlarına bulandığım o küçük kelebeğin
Başkalarına kanat açışını

Duygular yalancıdır
Hele adına sevmek denilen, aşk denilen bu duygu
Ah bu DUYGU
Tamamiyle yalan
Sadece üzerime çullanmış onlarca güzel şeyin birikimi
Aslında, ben aslında sevmiyorum seni
Ben sadece...
Ne gerek var ki
Nasıl olsa
Bu da yalan...

Yetti be şair, ne bu hep yalan, hep yalan
Yalandan başka şeyden anlamaz mısın sen?
Anlarım elbet...
Anlarım da ne yapayım?
Yalan, gönül penceremi buğulayan buhar
Yalan söyler dostum olan geceler
Yalan doğan güneş, yalan kayan yıldızlar
Sağımda, solumda, her tarafımda yalanlar var
Oysa ne kadar kolay cümle trenlerini yalanlarla doldurmak
Hiç acı vermiyor bir çırpıda fırlarken ağzımdan
Ama gerçekler
Ah o gerçekler ve o DUYGU
İkisi de birbirinden fazla acı yüklerler ruhuma
Gerçeklerden korkmazdım, ta ki
O girinceye kadar hayatıma...

Daha neleri düşman etti bana
Daha ne dostları boşverdim onun nefesi uğruna
Soldu bahçemde çiçekler
Kurudu çağlayanlar, nehirler
Bir kıskaç gibi sürekli sıkışan göğsüm artık vazgeçti
Yaşamaya çalışmaktan
Ama bu yorgun kalbim vazgeçmedi onu görmeye
Onu bir kez daha duymaya uğraşmaktan

Gerçekleri istiyordun benden ey hayat
İşte bendeki en sağlam gerçekler
Al, uzaklaştır ne olur hepsini yanımdan
Bana kalsın yalnız sahte düşler
Bir de o DUYGU olsun, bana yeter...

İsmail Can Coşkuner |


arwen 1 Şubat 2007 00:52

duyan duydu
gören gördü
kar suyu kaçtı toprağa
havada aksi sedası sevdanın
serçe kanadında bahar
silkelendi tozu hayatın
borana dönse de kar
ne gam
artık sırtımda hırkam
saçlarımda mavi çalımlı rüzgar
binbir çiçek kokusu ellerimde
hercai düşlere kiremitlendi çatılar
camlara düştü gülüşümün buğusu
silindi pası okşandı teni gecenin
ayak izlerime serildi
rıza bahçesinin çakılsız yolu
şimdi en güzel demindeyim
sevmenin sevilmenin
üşümelerden uzak
avuç avuç gül topluyor yüreğim…


nazlıhan hasköylü


Mystic@L 1 Şubat 2007 01:17

eryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç


arwen 1 Şubat 2007 01:31

Bu gece son kez mi baktın gözlerime
Son kez mi esti fırtınan yüreğime

Haram etme imkansız aşkını bana
Dar etme şu koca dünyayı bana

Gönlüm aşk ateşiyle yanıp kavruluyor
O ateş beni sarartıp solduruyor

Hayatımın anlamını senle çözdüm
Seni sevdiğimi söylemek için çırpındım

Umutlarıma sarılıp mavi düşler kurdum
Hayallerimin gerçeğe dönüşmesini bekledim

Sen benim için kutsal bir varlık ol
Mutluluk kalemiyle alın yazımı yaz


Ben hep bıraktığın yerde kaldım
Sen zifiri karanlıklarda kayboldun

Aşkını gönlüme kış düşlerimi kabus etme
Hüznüne kaptırma bana derinden of çektirme

Gel de doğsun karanlığıma gün ışığı
Gel de durdur yorgun sevda rüzgarımı

Coştu yine freni tutmayan duygularım
Yaslanıp omuzuna mahsun ağlayayım

Sevdamı senin yakamozlarında
Çırıl çıplak yıkayayım

Sen ne gerçeksin ne rüya
Yüreğime sımsıkı kilitlediğim

Sen bana imkansızsın
Tüm ***** yokluğuna rağmen
Seni ölesiye seviyorum be delikanlım


alaşara ışık


blood_lovee 1 Şubat 2007 01:32

Sonsuza Kadar

Denizi kar tuttu
Sıcaklığın eritti karı
Bense karşıdaki sana geliyordum
Denizin ortasında
Nasıl da heveslenmiştim
Gözlerini görür gibi oluyordum
Karşıdan

Eriyince kar
Beni yuttu sular

Sonra öldüm
Ruhum çıktı bedenimden
Ama bir de senin ruhun vardı
Kuş kadar bedenimde kainat kadardı

Ben gittim benden
Sen kaldın içimde
Ben seni görmeden
Yuttum her nefesimde

Sonra geri geldi
Bütün ölen ruhlar
Ruhum geldi
Bedenimin karşısına
Sen vardın bende
Seni benden atamadım

Döndüm mezarıma
Geleceğin günü bekledim
Sonsuza kadar..

Murat Ustaoğlu


arwen 1 Şubat 2007 01:35

Söyleyecek çok şey varken,
susturdun bir namlunun ucunda herşeyi;
savurdun fırtınanada iradesiz bir yaprak misali..
her eksilen parçam ruhuma ihanet edercesine,
eksildi seninle..
Yalanlar ruhuma işledi bir iğnenin ucunda..
gözyaşlarımı silen mendil gibi..
sahte aşklar,acımasız yalanlar,
burktu bu oyunda bileğimi...
artık beni kazan,
ben kendimi kaybetmişken..


nilgül gökçül


Misafir 1 Şubat 2007 01:50

Aşığım


Her dakikanı ayrı bir güzel hatırlarım,
Güneş gibi doğdun hayatıma..
Ve ben o güneşe deli gibi aşığım!!!
Sabahları gidiş yolunda, akşamları geliş yolunda,
Hiç yalnız değilim öyle bir ısıtıyorsun ki!
En arzulu düşüm,
En büyük yeminim..
Ve ben o yemine deli gibi aşığım!!!
Kıpırdamadan durmak geliyor zaman zaman içimden,
Yüzüm sana dönük,
Namusum bilirim seni o günden beri,
Ve ben o namusa deli gibi aşığım…!!

Işıklarla dolsun gözlerim bir tek seni göreyim,
Bir çocuk yüzüyle bir sana gülümseyeyim..
Hülyamsın seni nasıl inkar edeyim!!
Mehtaplı gecelerde bir sen varsın,
Küçük ve kırılgan olansın gönlüme,
Bir çözülmez bilmece,
Ve ben o bilmeceye aşığım..
Düşlerimde sükut, sessizliğin de narin,
Bir vazgeçilmezsin ki bilmen mümkün değil!!!
Gecenin geç vaktisin,sevdanın geç vakti olma..
Bir denklemsin sonucu olmayan,
Ve ben o denkleme aşığım!!!

Aşkım sana söylenmemiş sözü neyleyim??
Aşkım yoluna dökülmemiş gülü neyleyim??
Gel gör beni sensiz hangi mevsimim??
Dağımda ağacımda kar olsan da,
Ben o soğukla da başa çıkarım..
Yağan tane tane sen ol,
Ve ben o tanelere de aşık olacağım…!!


Mavi Umut


arwen 1 Şubat 2007 01:56

Ümitsizce bekliyorum gecenin karanliginda
Her bekleyis bir ölumdu benim icin
Gecmisin ayak seslerini duyuyorum
Her an gelecekmis gibi saga sola bakiyorum

Ümitsizce bekliyorum
Her gun,
Her gece,
Her saat basi
Hayalin canlaniyor karsimda
Sen saniyorum
Arkandan kostukca, uzaklasiyorsun
Gelecegini bilmesemde
Ümitsizce bekliyorum seni


yüksel akkas


arwen 1 Şubat 2007 02:27

Üzülmeyeceğim
Çok konuşmayacağım
Onu ağlatanlara inat edeceğim
Filmlerde ki gibi aşkı
Romanlar da yaşananları
Ayaklarına dökeceğim
Yere eğik suretini avuçlarımla seveceğim
Yabancısı olurum bize yabancılar yanında
Bir ateş düştü ki paçalara kimseye söylenmez
Yanarım ki yanar
Kavuşmalar da akşam erken iner duvar kenarlarımıza
Karanlık can sıkıntısı
Olamayan hayaller kurarız komik, romantik
Sigaraya öfke duyar
İlk nefeste yarısı gider
Yasakları şefkat olur parmak ucunda
İçimdeki yarımlara avuç avuç sözler verir
Elleri elimde buz gibi, yüreğinin ateşine inat
Yüzünü pencerelerime astım
Esmer ekmek lezzeti
Nazlı cenahımı severim kimse bilmez



ömer şancı


Misafir 1 Şubat 2007 02:50

AY YÜZLÜM

Umutlarımı tek tek uçurdum
Konacak bir dal bulsunlar diye
Kırmızı güldü, mor karanfildi derken
Ay yüzlüm kalbinde tutunsunlar diye

O zaman gözlerimizde bir bayram başlar
Gözlerin gözlerime takılı kalır
Yıkılır mor dağlar, kurur okyanuslar
Özlem dolu günlerimiz geride kalır

Senin dudaklarında çılgın türküler
Gökyüzünde yedi renkli gökkuşağı
Sevgimizi anlatan dizeler
Tutuşturur kim bilir hangi aşığı

Zaman değirmeni dönmez utanır
Gün uzar yüzyıl olur
Özlem dolu günlerimiz geride kalır
Kafdağları yıkılır

Ay yüzlüm kalbinde tutunsunlar diye
Umutlarımı tek tek uçurdum
Sıra sıra turnalar gökyüzünde
Şiirlerimi sana taşır

Oyhan Hasan BILDIRKİ


MaKaLeLe 1 Şubat 2007 04:11

G e c e

Ben gecenin en çok,
adını seviyorum.

Bir kere asildir gece...
Sonra karanlıktır.
Yüzlerdeki sahte tebessümler,
Yalan gülücükler,
Anlarsınız ya.
Sonra nefes alır çiçekler.

Arka odada bir ayin vardır,
Bense bir yangını doya doya yaşıyorumdur bu gece.
Elimde bir mücevher kutusu tutuyorumdur...
Mücevher kutusundaki afyon ruhunu,
şöminede yanan son fahişenin nefesi karışır
Ateşe gizli düşen silüete.
Süre baygın,
Kaygı sarhoş,
giz gözlerimde sarhoş.

Bebek kucağımda
ve
a
y
r
ı
n
t
ı

ayrıntı sırtıma geçirdiğim bin yıllık paltoda,
ayrıntı usul usul hayatı adımlayan saçlarımda.
ayrıntı ne kadar yağlasan da yine gıcırdayan kapıda.

Kapıyı açık unuttum,
Bir avuç su kadar masumsun oysa.
Zamanı yakabilir misin suyla?
Yap o zaman! Hadi ne duruyorsun!

Umutsuzluğu demin çöpe attım.
Biten şarap şişesiyle.
Gözlerimi mücevher kutusuna koydum.
Yatağıma girdim, mezara gömülen ceset gibi.
Geç kalıcağım dünden belliydi Ağustos`a.
Geceyi seviyorum dost!

Ben,
Gecenin
En Çok
Adını Seviyorum.!!

Ömer Kutlu |


Misafir 1 Şubat 2007 12:20

GÖZLERİN ÇAĞIRIYOR BENİ

Eflatun sular süzülüyor aynalardan
Damlacıklarında hicranlı yüzün
Ben kapıları aldatıyorum gün be gün
Sen pencereleri
Ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
Sen gemilere
Sonra liman bilmez korsanlara terk edip
Issız adalara sürüyorsun dizelerimi
Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
Parmak uçlarımda paslı çiviler
Bütün zindanları yıkarak birer birer
Gözlerin çağırıyor beni

Gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
Çeşmelerin bakınca gülümsediği
Irgatların göklere yöneldiği
Latince bilenlerin nergis akşamlarında
Göllere meydan okuyup
Kıyısında şarkılar dinlediği
Tutkular değirmeni

İnciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
Kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
Gözlerin çağırıyor beni
Kaşlarının cilveli bir ahu gibi
Ömrümüze düştüğü günden beri
Köleleri ağlattın ey sevda semenderi

Adı konulmamış yıldızlardan koparak
Vadilerde biriken yalnızlığım
Kalbimi avuçlarına almış
Tutuyor sana doğru

Çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
Geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
Ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
Biraz ateş ve hüzün
Biraz köpük ve leylak
Gözlerin çağırıyor beni

Gittim son ışığından bakışlarının
Kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
Zümrüdüanka kuşlarının
Şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
Umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
Bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
Turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
Damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
Kurtul karanlığından fotoğrafların
Her köşede ısırgan edalı kan evleri
Her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
Ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
Ne de son anlarında resmini büyütüyor
Yokluğunla savaşan intihar temrinleri

Gizlenme ardına fesleğenlerin
Bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
Yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
Derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
Bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
Bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler

O öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
Kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
Kollarına aldığın mutluluk servileri
Bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
Simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
Bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
Bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime

Geçerek en azılı köprülerden, duraksız
Varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
Duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
Yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
Çakallar iniyor dağlardan apansız
Ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
Rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
Gözlerin çağırıyor beni

Oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
Takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
Bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
Kalbinden benim adıma
Sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
Sokaklarımı, şehirlerimi
Gözlerin çağırsa da beni
Çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
Görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
Hangi tohumların yeşerdiğini
Tutunmayacağım zamana dilenci gibi
Hala uzaklardan işaret parmağıyla
Gözlerin çağırsa da beni
Gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni

Nurullah Genç


Misafir 1 Şubat 2007 13:15

Uçarı Yakamoz


Haziran çocuğuyum
avucumda annemin gözlerimi ilk öpüşü
biricik oğluyum babamın
Serkan'ın boyundan küçük ağabeyi
Rahmetli halamın elma yanaklı koca adamıyım

Maviyim
İstanbul kadar kalabalığım

Heybemde erguvan kokulu Marmara
Boğaziçinin en mutlu balığıyım

Sandal sefalarının ılıyan şarabı
Balıkçıların kirli sakallarında şımarık Nisan'ım

Konyalıyım
Manastır / Pirlepeliyim

Tahtalarım billahi de eksiksiz kayıp
çünkü,
İstanbul, Bakırköylüyüm

Asaf'ım,Hayyam'ım,Nazım'ım
Orhun ağabeyimin serserisiyim

Ben Allah'ın delisi
çizdiğim resmin en uçarı yakamozuyum

Uçurtmalarımın ipi yok !
yok..!






Hakan Kartal


Misafir 1 Şubat 2007 14:49

Sevdamiz Bir Umutlu Imkansizlik

Zemheri sogugundayim yarim
Sensizligin pencesindeyim
Bir adim otesindeyim ellerinin
Bir anlik zamandir sesinin uzakligi
Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini
Yurek verir de kendini duyamaz sesini
Bir baska dunyadasin sevgili
Seyran olmussun gozlerime yar
Seyrederim seni uzaklardan
Umutlu bir imkansizlikla beklerim
Istekli bir beklentisizlikle severim
Nasil anlatsam yarim derdimi
Haykiririm ismini
Dag duyar
Tas duyar
Gok duyar
Bilirim hissedersin sen de yarim
Duyamazsin ama beni
Bilirsin uzaklardayim ben
Yureginde yasatirsin sevgili beni
Gozyaslarin akar sessizce
Bilirsin hissederim gozyaslarini
Ama tutamam ellerimle
Silemem gozyaslarini dudaklarimla
Bilirsin sevgili
Mesafeler degildir bizi ayiran
Bir kus olur ucardim yine sana
Bir ruzgar olur eserdim senden yana
Yagmur olur yagardim sana
Gunes kavurmaz yuregimi
Bilirsin collleri asardim da gelirdim sana
Bilirsin mesafe tanimaz bu sevda
Bilirsin imkansizliklardir bizi ayiran
Sen ve yuregin kalirsiniz basbasa
Ne yere koyacagini sasirirsin sevdani
Kimle konusacagini bilemezsin
Bilirsin duslerine girer de dinlerdim seni
Sana kendimi verirdim de yoldaslik ederdim sana
Bilirsin uzakliklar degildir bizi ayiran
Bilirsin caresizliklerdir yollarimizi baglayan
Yuregin daralir
Gozlerin kisilir
Bir aci duyarsin sevince benzer
Bir yara olur imkansizliklar yureginde
Bilirsin lokman hekim gerekmez
Bilirsin ilac kar etmez
Bilirsin bir sevdali sozcugun yuregindedir dermanin
Bilirsin sevdali bir bakisin sevecenligindedir caren
Bilirsin bir anlik calinmis sevismelerdedir canin
Ah sevgili ah
Ahlar duser dillerden sevdamiza dair
Bilirsin bir imkansiz sevdadir bu
Bilirsin zamandan calinmis bir andir bulusmamiz
Yasamin bir armaganidir bu sevda bilirsin
Bir armagandir bu sevda imkansizliklar icinde yasansa da
Bilirsin sevgili bu sevda yasanmamistir kimselerce
Bilirsin belki yasanmayacaktir bir daha
Bilirsin umutlu bir imkansizliktir bu askin adi
Bilirsin de yuregine soz geciremezsin yine de
Yurek kanatlanmis sevene dogru
Yürek ne mesafe tanır
Ne de imkansızlıklar
Bırakırsın kendini yüreğinin sesine
Yuregin tasir seni askin denizine


Gassan Satar



blood_lovee 1 Şubat 2007 17:18

Gül Yüzlüm

Uzaklardasın biliyorum.
Acılarını kaynatırken isli kazanlarda,
Hasretini kaç kez kundakladım geceye.
Kaç kez adını yazdım yüreğimdeki son kelepçeye.
Vuslatlarımı adamışken ömrüne,
Sabah ezanında gözlerinle doğ pencereme.

Korkma gül yüzlüm.
Ayazlar vursa da gönül bahçemize,
Bakışlarını yüreğime,
Adını dilime mühürlemişken
Sevdanı sökemezler ki dudaklarımdan.
Ve sen acılarıma gülümse yeter ki,
Avuçlarından bal niyetine içeyim zehirleri,
Gözyaşın diye tozlu dudaklarımla emeyim nehirleri.


Yeminliyken gözlerin gülümsemeye,
Bırak aksın mürekkebin satırlara..
Öyle bir aksın ki,
Susuz ciğerlerim mutluluğu içsin
Zümrüdü ü Anka' nın avuçlarından.
Dertlerine derman diye gülüşlerini içiyorken
Bırak karanlıkların içine göm beni.
Ne de olsa bir gün toprakta filizlenip
Gözlerin içine doğacağım.

Bir kez olsun ağlarsan bensiz,
Ömrümün zulasına astığım kefenleri öpeceğim.
Bir gün benden önce göçersen
Bu fani âlemden.
Meleklerin kanadından
Usulca toprağındaki çiçeklere düşeceğim.

İsmail Sarıgene


kambis 1 Şubat 2007 19:14

Kördüğüm
ne vakit ıslatsa kaldırımlarını küçük şehrimin yağmur.
önce buğulu bir hal gözlerimin ferinde;
sonra damla tanecikleri.
yoldaş olur gözyaşım yağan yağmurla;
bir ürperti sarar bedenimi,
sensizlikten payıma düşen yalnızlıktan ötürü.
ne vakit ağlayıp sızlasa bir yorgun bulut,
kıramaz esaretin zincirlerini gönlüm,
kaçabilmek korkularımın ötesine geçemez asla.
kayıp giden her an kayıptır artık
ve yarınlara atılan kördüğüm yumağı.


kaya (gönül)


AlCoLiC 1 Şubat 2007 21:40

Alınyazısı Saati (İstanbul)

Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç


Mystic@L 2 Şubat 2007 00:20

Bir Gün İstanbul'da

Günlerden bir gün İstanbul'da
Sabah oldu eşya ışıdı
Bahçedeki horoz öttü
Horozun öttüğünü duyunca
Türkü tutturdu
Bir çiçek keyfine göre...

İşler bu yola döküldü mü,
İnsanoğlu durmaz
Yatağımdan kalktım
Kahvaltı ettim
Geceden kalma ne varsa
Ceketimi giydiğim gibi
Sokağa çıktım

Bir rüzgar esti hafiften
Sonra durdu
Yağmur çiseliyecek gibi oldu
Bir tramvaya atladım
Doğru parka gittim
Sıranın birinin üstüne
Uzandım
Gökyüzünü seyrettim

Gökyüzü de bir türkü söyledi
Gökyüzünün türküsü de
Horozunkine, çiçeğinkine uygundu
Öylesine maviydi gökyüzü
Öylesine derin
Öylesine sonsuz

Ama bıkılıyordu gökyüzünden
Kalktım kahveye uğradım
Bir çift söz ederim dedim
Ahbap aradım
Bulamadım
Bulamayınca
Elim şakağımda
Düşünmeye vardım

Derken öğle oldu
İş yerleri boşaldı
Cümle halkın karnı acıktı
Ben de acıktım
Bir köfteci dükkanına girdim
Köfteler kızardıkça
Ortalığı bir duman sardı
Bir soğan kokusu

Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre
Yalnız bir aralık
Bir sevda yaşadım düşümde
Büyük bir caddeden geçerken
Bir kadın görünce balkonda
Saçları alabildiğine sarıydı
Bugüne dek
Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu
Sabahlığında

Sevdalandım düşümde
O benden habersiz
Akşam gelecek aşığına
Hazırlandı durdu aynasında

Gönlü sevdayla dolanların
Son uğradıkları meyhane
Bir yudum aldım da
Kendimi buldum kocaman bir denizde
Nelerin unutulup gittiği nelerin
İzi bile görünmeyen gemilerin

Akşamları sokakları dolduran serinlik
Bir kahvecinin
Kahvesinin bahçesini suladığı
Anı hatırlattı bana
Bütün gün taban teptim
İçimde bitkinlik
Akşamı ettim

Sabahattin Kudret Aksal


MaKaLeLe 2 Şubat 2007 02:01

ÖLÜMLÜ AKARSU

Aktığı her yere,
Kırgınlığını götüren bir akarsuyum…
Ellerine saçıldım…
Yüzüne çarpılmak için…

Ayaklarının arasından geçerek,
Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum…
Nice denizlerde kendimi gizledim,
Kızaran yüzümü saklamak için…

Önündeki bentlerden aşamayan,
Asırlık taşları eriten,
Doğumundan çok
denize öldüğü yer önemli olan,
kıvrımlı bir coğrafyayım…
Bir ders kitabında
ölmeden önce,
son isteğim tenine dolanmak,
her bir hücrendeki acıyı yıkamak…

Volkan İPEK


Mystic@L 2 Şubat 2007 13:18

Hadi Git!

Belli ki, kor ateşler bir bende yanmış,
Belli ki, herşey gerçek yalan olan sevdanmış,
Belli ki, söylenecek bir kelime söz kalmış,
Hadi git! Bir hoşcakal desen de yeter...

Unut gitsin gözlerimi, unut verdiğin sözünü,
Ağlama sen ben ağlarım, bana bırak sen hüzünü,
Tebesümmü al koynuna asmadan git sen yüzünü,
Hadi git! Hatıran acı olsa da yeter...

Bir kalbi paramparça kırıp gittim de,
Bir aşkın baharını hazan ettim de,
Deryaydım bir yudumda bittim de,
Hadi git! Zalim olduğunu bil yeter.

Düşünme sen beni, ben sensiz de yaşarım,
Düşümde gördüğüm bir sevdaya koşarım,
Sevgiye gönül verdim korkma bunu da aşarım.
Hadi git! Gözlerin arkada kalmasın yeter...

Çorlu
Erkan Başok


Misafir 2 Şubat 2007 17:47

ıslığın ıslak sesi lâl



düştozu bahçelerden geçip giderken sen
ağustos yangını akşamlara kal demeyi de bilirdim
unutkan bir eylül eskicisine verip yorgunluğumu


ıslıklarını durdurur evhamlı sözardı fırtınalarının
gözyaşlarını silerdim merdivende yeminlenmiş
deprem sonrası sardunyalarının alaca bakışlarıyla


haraç mezat geriye dönük kırılganlıklar pazarında
peşin alırdım çiğnediğin gururumu ezilmemişçesine
apak sayfa gibi öncesinin incinmişliğini yok sayarak


yüzüne yakışan nergis gülüşüne ömrümü verirdim
emektar bahçevan inceliğinde özenip üstüne titreyerek
o zor ayaz mevsimlere direnemeyeceğinden haberdar


baktım seyirlik ayrılıklara aşinaydı ezberindeki aşk
yalnızlığıma yalnızlık ilikleyecek türden dilindeki lâl

kalbimi 'hoşçakal' la kilitleyip siyah güller yetiştirdim





Sinem Sevinç YILDIZ


careless_WhispeR 2 Şubat 2007 17:57

KAÇAK
-Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda ölenleri anarak-
Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,bir mektup yazıyorum size,bilmem vaktiniz var mıokumaya bu mektubu.Az önce verdiler elimeaskerlik kâğıtlarımı,savaşa çağırıyorlar beni,diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,dövüşmeye hiç istek yok içimde,insancıkları öldürmeye gelmedim ben,gelmedim ben bu yeryüzüne.Sizi kandırmak değil niyetim,ama söylemeden de edemem,savaş ahmakların işi, hem insanlar ondan hanidir bıktı.Doğduğum günden bu yanaölen çok babalar gördüm,gidip dönmeyen kardeşler gördüm,çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.Ya analar ne çekti, ya analar,bir yanda işi tıkırında bir avuç insanbolluk içinde rahat yaşar,bir yanda ölüm, çamur, kan.İnsanlar tıkılmış dört duvar içine,çalınmış neleri var neleri yok,karıları, eski güzel günleri bütün.Gün doğar doğmaz yarınkapatacağım şırak diye kapımıölmüş yılların suratına,alıp başımı yollara düşeceğim.Aşacağım karaları, denizleri,ne Avrupa'sı kalacak, ne Amerika'sı, ne Asya'sı,dilene dilene hayatımışunu diyeceğim insanlara:Üstünüzden atın yoksulluğu,durmayın bakın yaşamaya,hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,ey insanlar, ey insanlar, ey.İllâki kan dökmek mi gerek,gidin dökün kendi kanınızı,size söylüyorum bunu da,efendi misiniz, kodaman mısınız ne.Adam korsunuz arkama belki de,unutmayın jandarmalara demeye:üzerimde ne bıçak var, ne tabancakorkmadan ateş etsinler bana,korkmadan ateş etsinler bana.
Boris VIAN



Saat: 07:25

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık