![]() |
NE GÖRÜYORSUN Gözlerimin içine bak Ne görüyorsun? Göz yaşımı,mutluluk mu? Yüzüme bak ne görüyorsun? Acı mı,gülücük mü? Kalbime bak ne görüyorsun?! Hasret mi,paramparça bir kalp mi? Yoksa içi senle dolu bir yürek mi? En iyisi ben söyleyeyim; Gözlerimde gözyaşı,yüzümde acı, Kalbimde biraz hasret ve sen varsın. Aynur Çiçek |
Emine Sen bir tarihin iğfalinden doğdun Emine Emin’in iğnesi teyelledi kader çizgini Yansır suyun akışında kırık bir ayna gibi Doğduğun coğrafyayı kanatmaktı ilk işi Zamanın avlusuna bırakılan soy ad eksiklisiydin Emine, kimlik etiketsizi Ağladın, ağlamayı çoğalttı yanın Güldün, küldökenler bürüdü sesini Kalbin, beyaz – mavi bir bulutun önünde saçların, Emin’in arkasında yürüdü Sen bir dilin zinasında büyüdün Emine Utanır anlatmaya sözcükler sana giydirilen sözleri Saklar yaşamın aynasından, provasız biçilen elbiseni Eğildin, başına kahır gülü takıldı Doğruldun alnına töre çakıldı Susma öyle Emine, susma öyle Kıvranan belin üstünde, taç yaprak gibi omzun çağın uzun ve karanlık mahzeninden o şarap testisini kimin için taşıdı Sen hangi acını işliyorsun Emine Hangi sevmeni Söyle artık Söyle bir tokat gibi zamanın yüzüne Kendini hangi iğneden geçirdiğini Sen kendini kaç yıl büyüttün Emine Sahi sen... hangi kahrı kaç yıl... Sordun mu hiç annene Bir şeyler karışır mı annelerin gözyaşından Kader gibi, gen gibi, Emine’lerin geleceğine Yürüdün, önünde gölgeler süründü Durdun, varlığının uçurumu büyüdü Sana uygun görülen Emine Sana uygun görülen: Önde Emin silueti Sen tarihi yeniden doğurabilir misin Emine Biçebilir misin zamanın gömleğini yeniden Yapabilir misin sahi, Emin’in ipliğini çekmeden Ali Rıza Kars |
HAYAL KIRIKLIĞI Yüzüne dönemiyorum son zamanlar Hasret kaldığım bakışlardı Unutamıyorum Seni bana bağlayan, Kızgınsın;başını çeviriyorsun, "Artık"gözlerinde,eski ışık yok. Yıllarca kurduğun Hatırlar mısın hani pembemsi, Hayaller;yaşlandı bizimle. Gerçekleşmeyince yalan demeye O tatlı dilin varmadığı, Tükenen ümidin soytarıya döndüğü Bir zamandayız şimdi. "Yaş"larımızla büyüttüğümüz Yorgun ve düşkün hayalleri, Gözlerin taşımıyor gibi. Biliyorum saftır onlar narin, Çok da kırılgan, Her zerresinde bir ben. Hayalindeki adam! Layık olamayıp sana Üzmesini becerebilen. Af dileyemiyorum, Sana diyebileceğim tek söz Ayrılmalıyız! Yine ağlatacağım seni. Anlamsızca savrulacak kırıklar, Boşluğa süzülen ben gibi Düşünce kestane gözlerinden. Yeter ki sana batmasın... Ahmet Çayakar HAYALDİ BİTTİ Uzaklarda yağmur yağıyordu Yağmur damlalarını izliyordum Birden seni gördüm Bana yaklaşarak "Ne kadar uzakta demi"dedin İşte bende sana O kadar uzaktayım Aradan yıllar geçti O yağmur Hala daha uzaktaydı Bir gün yine izliyordum ki Bir rüzgar esti O rüzgarın soğukluğunda Senin yüzünü kaybettim Ve bir daha seni hiç görmedim Beni terk edip gittin Aslında benim olmamıştın bile Ama onu seçip GİTTİN... İrem Deniz |
SAKSIDAKİ KADINLAR üç oda bir salondu evler önceleri önlerinde bahçeleri, bahçelerinde rengarenk çiçekleri bir köşede olurdu odunluk diğerinde küçücük bir köpek evi daha sonra kondu, üç oda bir salonlar üst üste /yan yana, Daha sonra oldu Tek katlar , apartman Sokaklar cadde, caddeler bulvar ya bahçeler… hep aynı insanlar yaşardı üç oda bir salon evlerde en çokta kadınlar... ıslak çamaşırlarını balkona asan, asmadan önce kuvvetli seslerle çırptıran balkonun bir köşesinde ki saksıdaki çiçekleri sulayan ve seven kadınlar. pembe diziler seyredilirdi kim bilir neler düşlenerek yarınlarına dair.. neler konuşulurdu kendileri ile birbirlerine gittikleri günlerde Onlar Kadın. nasıl da eriyik hayatlar yaşanır… hangi günler sayılır hangi günler özlenir karar verilir girilmeye çocuklara hapishane olsun diye üç oda bir salon kooperatiflere çocukların aşkları bilinmez bu evlerde ve istenilmezde yaşansın sere serpe bilinir sadece komşu kızlarının ki sinsi bir böbürlenme ile karışılır arkadaşlıklara karışılır nefes alışlara kalp atışlarına... belki bir gün saksıdaki kadınlar lazım olursa diye sakladıkları kapaklı kutuları çöpe atmaya başladıklarında yada kocaları bir akşam eve bir saksı çiçekle döndüğünde işte o gün başlarını okşadıkları çocukların saçlarından fesleğen kokusu bulaşacaktır ellerine… Sefer YEŞİLYURT |
HAYALİN ÖTESİ İki adım sonrası imkansız Çünki iki adım kaldı Hayallerimin sabahına Sana dokunacak kadar yakındım Ve sevecek kadar uzak Ağlayacak kadar yalnızdım Belki de ben imkansızdım Sahte bakışlarındaki aşktım Ben sana ve Senin imkansızlığına aşıktım. Taha Solak |
Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar Meşeler göğermiş diyorsun, varsın göğersin Anlamını yitiren bir şeyler mi var şimdilerde Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım Taşı delemiyor bir çığlık ve apansız Su oluyorum ipince, kendime sızıyorum Dünya yetmiyor bazan, bırakıp gidebilir miyim? Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun! Efkar da yakışırdı sana, ilk kadeh kekik kokardı Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam mektup yazarım dağlar kadar Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim! Ahmet Telli |
Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni Az eyleme inâyetini ehli derdden Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni Oldukça ben götürme belâdan iradetim Ben isterim belâyı çü ister belâ beni Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola getürmek saba beni Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni Fuzuli | |
Bil ki durmam gelirim Çagrin olsun yeter ki Seni yine severim Yerim olsun yeter ki Birakirim herşeyi Kalsin oldugu gibi Gelirim koşar gibi Çagrin olsun yeter ki Etmem bir şey bahane Hayat senle şahane Dönerim tez gün ile Çagrin olsun yeter ki Her zamanki o yerde Beklerim seni yine Bir iki cümle ile Çagrin olsun yeter ki Bir an tereddüt etmem Istegini reddetmem Namerdim gelmez isem Çagrin olsun yeter ki Hala sicak bak sinem Eksilmedin hiç benden Çok severim eskiden Çagrin olsun yeter ki Sedat Hünkar Kravzer |
NASIL BİR DÜNYA İSTEDİĞİM Gönlümden geçen dünya ya da ütopya ulaşılmak istenen… Yalnızlığın kahredişinin ve unutulmuşluğun, Güzelliğin ve sevginin yok edilmişliğinin, Aşksızlığın, kavuşamamışlığın, ayrılmışlığın, Gönül kırmışlığın ve birbirine kırdırmışlığın, Gülümsemeyi unutmuşluğun, ruhunu silikleştirmişliğin, Umudun bitmişliğinin ve ot olarak yaşamışlığın, İnsanlığın, çevrenin ve yeşilin katledilişinin, Karanlık gelecek endişesinin, sahtekarlığın, Olmadığı bir dünya… Haram varsıllığın, kahreden yoksulluğun, Sefilliğin, üryanlığın ve iliklere işleyen ayazın, Hırs ve doymazlığın, bir lokma ekmeğe muhtaçlığın, Sefalette ve sınırında açlığın; gözü yaşlı çocukların, Anaların gözyaşlarının, Dolandırıcılığın ve ahlaksızlığın, sapkınlığın, Hırsızlığın, hainliğin, yedi düvel arsızlığın, hayasızlığın, Çatlatılıp ar damarı kabak çiçeği açılmışlığın, Şirretliğin, kalleşliğin ve düzenbazlığın, Olmadığı bir dünya… Hacıyatmazlık, dalkavukluk ve kuklalığın, Kirli yüzlerdeki hissiz maskelemenin ve kibirin, Soysuzların önünde el pençe divan duruculuğun, Satışa getirmenin, pohpohçuluğun ve alkışçılığın, Zırvalayıcılığın, havanda su dövücülüğün, Çanak tutuculuğun ve şakşakçılığın, kayırıcılığın, Ezerek diğerlerini; omuzlarında zirveye çıkmışlığın, Duyarsızlığın, cehaletin, beyni sulanmışlığın, Bir top beze kendini satmışlığın, oy vermişliğin, Olmadığı bir dünya… Kan emiciliğin, kemirgenliğin ve leş yiyiciliğin, El parasıyla har vurup harman savuruculuğun, Cefa çekenlerin sırtında sefa sürmüşlüğün, Mirasyediliğin, ekmek banıp yetim malı yiyiciliğin, Tatlı vaatlerle, bin bir yalanla; Aldatılmışlığın, ezilmişliğin, üstüne basılmışlığın, Bilmeyip te bir şey böbürlenmişliğin, kaykılmışlığın, Çirkefliğin, et kafalılığın, kurdeşenliğin ve embesilliğin, Yalanlarla dolu geçmişle kandırılmışlığın, Olmadığı bir dünya… Bolluk içinde beyin yoksulluğu yaşamanın, Örümcek kafalılığın, kuş beyinliliğin, magandalığın, Pişkinliğin, rant peşinde koşmuşluğun, pisboğazlığın, Görmemişliğin, duymamışlığın, bilmemişliğin, Konuşamamışlığın, gölgesinde kalınan ürkmüşlüğün, Kaybolmuşluğun ve faili meçhullüğün, kayıtsızlığın, Hakaretin, sömürünün, yargısız infazların, sürünmüşlüğün, Her türlü ruhsal ve bedensel tecavüze uğramışlığın, Bir türlü filizlenip yeşeremeyen barışın, Olmadığı…………………….. Daha ne sayayım dostlar… En önemlisi acı ve ızdırabın, eziyetin, yalvarışın, Kan ve gözyaşının, evlat acılarının, kahırın, Buğunun, belirsizliğin ve zifiri karanlığın, Olmadığı bir dünya dileğiyle… Islah etmesi umuduyla cümlemizi Yüce Allah. Ölümlerin sadece yatakta ve huzur içinde, Yalnızca umudun, barışın, sevginin olduğu dünya, Sonsuzluğa dek uzanan… Kötüden geriye bir şey kaldıysa eğer… İbrahim SOYALAR |
Çekilmiş Kanda Bu kentin şu damarlarında, Saat çekilmiş kanda, Yelkovanla akrep birbirini kovalama da. Gecenin koyulduğu şu anda, Aradıkları mı tam bulamasam da, Şarapsız kalmaz ya kursağım, Evde huzur, sükun içinde uyuyor şişeler. Ağızlarında tıpa, açılmayı bekleyen, İçilmeyi, koca hazlarla, Dışarıda güz yaprakları. Yel enseme enseme, Aşk ediyor serinliğini, Ürperen tenim, dikeliyor, Hızla geçiyorum, kentin damarlarından. Bu kentin şuh damarlarında, Arsız, duyarsız ve hoyrat, Yorulmayasıya, heyecanla koşuyorum, Saat çekilmiş kanda. En azami sınırlarındayım aşkın, Beni bu denli yollara düşüren, Rüzgarıyla güz sarhoşluğu, Küt küt atıyor kalbim. Semih Seyyid |
| Saat: 18:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık