![]() |
♥ Sen Hiç Gülmedin Ki ♥ sen peri, sen hiç gülmedin ki... kırmızılarını giydiğinde karanfile düştü bir kıskançlık ’’ bana da ayır ’’ dedi ’’bir satır ölümün üzerine anılmasın adım ’’ _da ölümü kendi kattı yarınına düğümlendi can suyu boğazına ’’O hiç gülmedi ki ’’ dedi gül koktu yanağında ki çukurda ondandır karanfilliğe isyanım hani yeşillerini giydiğinde sen salkımsöğüt toplardı eteklerini saklanırdı kim varsa etrafında nazlı pınarın sesi kadar istekliydin hatta tohuma dokunan nem kadar gerekliydi bu halin tazeliğine ayak uyduramayan ciddiyetime birde yüzüm eskirdi sadece gülümsediğinde salkım söğüte sığınasım gelirdi tek satırda düzgün yürüyemezdi aslında karakalem bilsen bu ne koyulukta bir dem mey mi desem eflâtunlarına, ney mi? semâzenliğimin odak noktasıyken sen bu kaçıncı az pişmiş tarifin bilsen uykuların öncesine diz çöküp rüyaların dilenen öznesine dönüşmem kardelenden daha dirençli oysa sayfada ki gölgem sen peri, sen hiç gülmedin ki... güneş açtı yanaklarında geceleri ıslanmamış ebemkuşaklarıyla tanıştım paralel baktıkça ve enine ölçsem gerdanını, milyon karıştın sevda bazında boyuna ulaştığımda cenneti gördüm ağlıyorken anasızlara anladım ki ondandı ebem kuşağının yağmursuzluğu ve tuzuydu ummanlarının gerdanında ki uçsuz bucaksızlığım kaç istanbul fethettim dudaklarında savaş çıktığında kaç istanbul’u yaktım yokluğunda ya birde gülseydin peri bir de gülseydin... |
İçimdeki Sen Hırçın deniz iken hep gözlerinde duruldum Kısır döngülerde pervaneyken kalbinde durdum Sevdayı gözlerinde anlatırken ben hep sustum Yalnızlığı toprağa gömüp sende acılarımı unuttum Islak gözlerimi senin gülüşlerinde kuruttum. İçimdeki sen bir avuç toprakken; Ben sevginde yeşerecek tohum oldum Kanatlanıp özgürlüğe uçarken Yine senin dalına kondum Sen yokken yarınlarında Dört mevsim dal dal kurudum durdum Seni sevince anladım ki Gülüşlerin ; Acılarıma verdiğim son umudum Sevdaya yelken açmak için Kalbimi avuçlarına sundum. |
Yağdıkça Yer İle Yeksan, Islak Saçlı, Kem Gözlü, Kavim Göçlerinden Bu Yana Ağlayan Ve Durmadan Cep Kanyağı Yakıcılığında Ezgiler Çalan, Çaldıran, Yakalatan Adı Bende Gizli Bir Kadındı İstanbul Şehre Bir Yağmur Yağdı Ben Ağladım Sevilirken Ayrılmak Mı Kaldı Bizanstan Yalan Dolan Yoktu Gözlerde Sadece Ses Verilen Sözler Birdi Edilen Yeminler Sıfır Eşyalar Alındı Fotoğraflar Söküldü Yerlerinden Bir Aşkın İzlerini Yok Edecek Yeni Bir Aşk Sipariş Edildi Yeniden Bir Şehre Yağmur Yağdı Ben Ağladım Kim Daha Çok Yalan Söndürdü Çay Bardaklarında Hangisi Talandı Demli Öpücüklerin Ve Buğularda Yitirilen Kimin Adıydı Bir Aşktan Diğerine Kaç Saate Gidiliyordu Soyulur Muydu Kabuğu Hayatın Yoksa Bütün Vitamini Kabuğunda Mıydı? Yağmur Şehre Bir Yağdı Ben Ağladım Ben Giderken Ençok Seni Götürdüm Aklımın Nakliyesiydi Asıl Yoran Taşıyıcıları Yardan Düşmüştüm Yaralarım Yardan Armağandı Kutsal Kitabımdı Ziyan Edilmiş Sevgililer Atlası Ben Sevmeyi Beceremedim Belki De Sevilmeyi Benim Sevmeye Engel Evcil Acılarım Vardı Ben Yağmur Ağladım Bir Şehre Yağdı Ben Şehre Ağladım Bir Yağmur Yağdı Ben Bir Ağladım Şehre Yağmur Yağdı Ben... Yağmur... Ağladım... |
Binmediğim hiç bir otobüs Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde.. Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam Hep ona geç kalıyorum Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum Susmaktan yoruldum Kuşlar ve şarkılar, bu şehri terk edeli Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM Ne unutacak kadar nefret ettin Ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile Pişman değilsin biliyorum.. Beni hep bulmamak için aradın Yanıldığımdın... Yangınımdın... Yangındın... Sensizliğe yenilmek Sana yenilmekten zor olsada Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak Seni içimden terk ediyorum Şimdi İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık... Tamamlayamadık bizi Elinden tutamadık yanlızlığımın Saçlarımı da uzaklarına gömdün İçimin mavisi senin okyanusundandı Al! geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terkediyorum "Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi? Ne tuhaf değil mi? İçimi acıtanda sendin, Acımı dindirecek olanda... "Ya öldür beni"dedim Ya da git benden. İçi bulanık bir sevdanın ucunda Seni kaybettim. Aldırmadın aldırmalarıma... Bir gecede yakıp yarini Şafaklara sattın ihanetini Küllerime basanlar bile utandı yaptığından İşte soluk bir ömrün son nefesi Benden |
İçimdeki Sensizlik Sen ölümle arana mesafe koyacak kadar soğuk bir kışı andırıyordun Geride ise, gözyaşlarına acımayacak kadar masum bir seveni kandırıyordun Özlemlerime koşacağım anların teneffüs zilini çalmadığında, Geçmişteki mutluluklar yeter dermişçesine Tren çığlığı rayların küflü demirlerinin, Masumiyetine benzediği zamanları kazıdım hafızama. Şeytanla dost olan acımasızlığının teseddürüne bürünmüş sahte yüzün Kim bilir Daha kaç kişiye verecek hüzün. Başkalaşan kişiliğin, kimden darbe almışdı da Yoksulluğumu büyüttüğüm kurak tarlamın ekinlerine, Bir karga gibi sokulup, oruç bozarcasına İyinin ve kötünün kararsızlığıyla saldırdın? Asil bir sefillik deryasında Oltama takılan yosun kaplamış yüreğin, Gurur diyerek yaşamaya çalıştığım Paslanmış ufkumun sis çökmüş hayalini çürüttü. Duymayı çoktan unuttuğum Sağırmı oldum yoksa dedirten tatlı sözlerini, Hangi sütü lekeli ananın evladına söyledin de Notasız besteler gibi Türküsüz bir ömre mahkûm bıraktın beni? Ama bir gün hepsinden bıkıp, Bakkal defteri ve taksit kartları sıkıntısında Sade bir ömrün kenar mahalle saflığında yaşamak istiyorum dersen, Ve sorarsan bu acımasızlığından kurtulmanın yolunu Sana tek tavsiyem, Azraillin elinden su iç! Bir insanı sevmekle başlıyordu aşk Ve terk etmesiyle acı. |
Öyle Bakma Çünkü... güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden dünyaya, hayret, hasret ve biraz da bayat bayram şekeri kederiyle bakan, aklı canbaz, yanağı al, sesi çilek aroması bir çocuk oturuyor gözlerinde... |
İçimden Geldiği Gibi Pazartesi sendromu bitmek üzere şu saatlerde, İnsan iç huzurunu yakalamışsa bir kere, Yığınla işin üstesinden neşeyle gelebilmekte, Hayal kırıklıklarına eyvallah edip, Kendine güvene her daim "Merhaba" diyebilmekte... Evet, bir daha yaşayamıyacağım nitelikte, O en değerli saatlerim geçti bugün de yine. İçimde varolmanın müthiş enerjisi ve sevinci, Ümitle bakmaktayım gelecek günlere... İçimden gelen duyguları paylaşmak istedim şuan sizinle dostlar, Hani derler ya:" Damdan düşenin halinden yine damdan düşen anlar, Her ne kadar gelmiş olsa da sonbahar, Benim gönlüm her zaman ilkbahar... Bazen coşar bu gönlüm kabına sığmaz, Bazen de boşver aldırma der, akıl sır almaz, Açmışım yine çenemi korkarım kapanmaz, Koptu yine bu gönül dostlar, Bağlasalar durmaz... Bence insan her zaman kendisine çıkan bir yokuştur, Kendi iç dünyasında kendi eksileriyle boğuşur. Değilmi ki çiçeği yeşerten hava, güneş ve sudur, İnsanı yaşatan da işte bu gönül coşkusudur... Sana sesleniyorum ey İstanbul duy sesimi İşte budur Nil'in gönlünün sesi Dilerim dostlar şuan hepiniz atarsınız tüm stresinizi, Doyasıya tadına varmaya çalışıp hayatın, eksik etmezsiniz, Gönlünüzden yüzünüze yansıyan o eşsiz gülümseyişinizi.... |
şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben... şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun! şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben... şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun... kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun |
Başkalaşan Aşk adini anmak güzeldi dost agizlarda sana dair cümlelerin islatilmasi... adini anmak... yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel avuntularina sirt çevirip senden söz açmak... biraz gülünç, biraz sitemkar... güzeldi... adinin türkçedeki yankisi özeldi... seninle yogurt yemek, kendi Kanlicanli, sülalesi kandilli yogurtçunun mekaninda... denize amors durup, yüzüne cepheden bakmak güneşli bir mavilikte.... güzeldi.. ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak, yüzünde yüzyillik bir hasreti gidermek güzeldi... Güzeldi'li geçmiş zamanlari düşünüyorum şimdi... cümlelerimiz öznesiz...umursayan yok Kanlica'daki yogurdu... ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir aşkin mührüdür artik... |
Her İntihar Yaşamayı Özler Kamburlu imge ıssız meydanda oturuyor öylece sırtı dönük hem gündüze hem geceye gövdenin şiddeti düşüyor gözlerine tanrıdan bile gizlice kapalı bu sessizlik herşeye kulakları patlayacak biraz daha sessizleşirse kış gibi güz gibi rüzgar gibi kurşun ve kurşun keskin iniyor göğsüne yalnızlığı içgüdüsel edebiyatın! bir kuş geçiyor işte herşey kendi gövdesinde ıssız toprak yol uzanıyor ardı boyunca şehre değil işe değil içe açılanın ! tahta ve kurtlu kapılar devriliyor kocaman olması umulan yaşam öykülerine kuşlar sürüleştikçe kimi zaman ve sadece. ölüleri seviyor bu yüzden onlar ölü çocuklar dineliyor geçici bedenlerinde merhaba Pavese merhaba adın prensesim ( yıldızlara düşen ağır başın ) kirpik döküyor yollarınıza kıyamadığım intiharlarım |
| Saat: 23:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık