![]() |
G İ T Acılarımın orta yerine kurduğun Derme çatma düşlerine yazık olur Git! Çoktan beridir; Dünlerimin ardı sıra gelen yarınlarımın, Müptelası kara bulutların ısrarı. O bulutlar ki bana sevdalı. Bence git! İncecik bir aşktan, Olmadık mucizeler bekleme. Düştüğün dehlizler Kabusun olur, Yazık olur. Git! Koptu kopacak avuntularıma, Sallanan yarınlarımın altına, Gazete kağıdı sıkıştırma çabaların öyle boş ki.. Alın yazım ağır gelir masalsı düşlerine, Çocukluk etme, Git! Git; Çünkü sen gelmeden çok önce Tükendi bende her şey. Son yarınımı da, Önün sıra çıkan bir umutsuza verdim. Köhne duraklarda, Yanlış zamanlarda bir hiçim ben. Umutlanma boşuna, tükenirsin.. Git! |
İki Sevgilifay hattında kurulu bir aşk sallandıkça kaçışan iki sevgili aşkının enkazını düşündükçe korkan günden güne yok olan iki sevgili her gün gözgöze telaşı düşüncelerinde yıkılma endişesi kalplerinde kocaman sevgisiyle aşkını söyleyemeyen iki sevgili |
http://www.myehost.de/resim/images/aUZ97837.gifDemek YaLanmış !http://www.myehost.de/resim/images/jO952391.gif http://www.myehost.de/resim/images/jO952391.gif Sen hiç hayal bahçesi duydun mu? İşte benim ruhum bitmeyen hayallerle dolu. Çoğu birbirine benzer ama hepsi farklıdır. Kahramanlar aynıdır her zaman. Ama sonu aynı değildir. Beni terk dene tek aynıydı terk ettikten. Sonra Değişti benimle beraber. Karanlık yollar başka insanlar karıştı araya. Biz yoktuk artık bu oyunda kukla gibi oynuyorduk sadece.... Yeşil çamdan kaçan kötü adamlar sardı dört bir etrafımızı. Sonra yollarda seni arıyorum sisli karanlık yollarda belki tanıdık suratlara rastlarım diye adını bilmediğim adamlar bana kucak açtılar rüyamdaki sevgilim de beni terk etti depresyondayım diyorum bir çare olması lazım aşk şarkıları dinliyorum belki o güzel sesini duyarım diye günlüğüme durmadan yazıyorum belki etkilenir gelirsin diye yağmurun düştüğü her damlaya bakıyorum sana gidecek bir ipucu bulurum diye kardan ismini yazıyorum duvarlara ben uyurken geldiğinde beni göresin diye moda olmuş televizyon dizilerinde seni arıyorum bulurum diye gazetelere bakıyorum aşk romanlarına bakıyorum bizim askımız yazılmış mı diye ayrılmadan önce son kez gittiğimiz parka ve kafe ye bakıyorum yoksun okula bakıyorum yoksun sonradan öğrendim ki nişanlanmışsın aşkımızın gücüne inanmıştım demek ki kocaman yalanmış tıpkı senin gibi... !http://www.myehost.de/resim/images/aUZ97837.gifhttp://www.myehost.de/resim/images/jO952391.gif http://www.myehost.de/resim/images/jO952391.gif |
Kelebek Kanadında aşk Zamanlar Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı. Hatırlıyorum... Ya önce sen vardın yürek olarak içimde Ya da aşk vardı önce Gelip içimde kestiğin Hatırlamıyorum... Ben imkansıza dudak bükerdim Sense halime gülerdin... Olsun! O günlerde ben Biraz mutlu biraz umutlu Biraz içliydim Doğrusu en çok da Kelebeklerin kanadına işlediğin aşkından dertliydim... Ama o zamanlar Güneş ekilip yıldız biçilen Zamanlardı aşk dediğin belki de Geceye veda etmeyen bir ay dı... Türküler saklardın derinlerinde Sazından kaçak... Bilmezdin. Ben görürdüm duyardım da Sen bir kez olsun söylemezdin Korkularını zaten Kimselere vermezdin... Ve böylece Sen yağmura Yağmur benim gözlerime hasret Yaşardık... Heyhat! Hep ama hep O imkansıza takıldın da sen Ve belki de bu yüzden aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: Ben ağlardım gözlerim gülerdi... Sen gülerdin gözlerin susardı... şimdi ben O zamanların renklerini unuttum. Belki mavi, belki sarı, belki aktı... Hatırladığım tek şey Güneşle yıldız arkadaştı... Bilenler bilirdi çok sevmiştik biz çok! Ben gönlümden Sen dilinden... Ben unutsam da şimdi Sen hatırlarsın. Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... Gelirdim... Gönlümden... Ve sen Å?Hoş geldin" derdin Dilinden.... Kocaman bir çocuktum o zamanlar Belli! Dil nedir, gönül ne? Anlamını bildiğim şüpheli! şimdi söyle bana! Kaldıysa geriye ne kaldı? Tek tarafı hesaplı bir sevda Niyeti bozuk bir dava Bir de Sadece dağlara caka satan bir sema... Ama ben bunların hepsini sevdim. şaşacak bir şey yok! Dedim ya... Ben Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim... Sonraları Belki de hiç gülmedim Ve sen Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu Hiç bilmedin! |
İncinen Gururum Pencereden baktığımda görüyorum Senin yüzün incir yaprağında Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kıvraklığında Aynada dururken görüyorum Kırmızı öpüşün sol yanağımda Dişimi fırçalarken senin ağzın Serin suların berraklığında Rakı devrilmiş masalarda yokluğun Veya benden önce kalkıp gitmişliğin Gece boyu dolandığım barlarda Sarhoşlara tekrarladığım adin Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda Dökülmek istemiyorum hayır! .. Çingene çiçekçiler habere yaltaklandığında Bilmediğim soruların açtığı çukuru Yalanlarla doldurmak istemiyorum Seni kaybettim galiba İki tasın arasında kaldım Bu, benim hatam değildi Seni ben çok geç tanıdım Derin acılar bahçıvanı Yüreğime ne ektin böyle... Aşk korkağını bağışlar mi? Söyle... Aramak ne kötü herkeste seni Her gözde bulup yanılmak seni Ah turuncu rüyalar güzeli Hem kendini yok ettin Hem beni Başka ne acıtabilir içimi Yasım kırkı devirmişken Seni böyle patavatsızca sevmişken Ve, tam aynayı güneşe çevirmişken Başka ne... Seni vefasız aşklara bırakıyorum Yüzümü kırılan bardaklarda ara Düşünme ben ne olurum Sanırım biç daha onarılmaz İncinen gururum......... |
İkimiz de Aşığızuykuya yatmadan gözyaşına uyanan gözlerle aramalarım seni bulmak için değil belki yüreğim aş eriyor gecenin üçünde... duymak, yıkılırken yaprağı dalından duvarlara dikmek tüm alıcılarımı gelişini önceden görmek için değil dağınık yakalama toplu bıraktığını... sınırlarını ihlal ederken aklımın kendine yetmeyen düşüncemde kirli bir mahkeme seni karalamak için değil bu duruşma aklamak adını tek fail olduğun halde... silkindiğimde üzerimden düşersin diye ıslak yaşadım nice zamandır yirmibeşinci saatin olduğunu başkası söylese deli, sen söylersen mutlak vardır... aşk; aramaksa, duymaksa, aklamaksa, inanmaksa... ikimiz de aşığız! |
Kim inandırabilir ki artık AŞKA beni..? Bilseydim severmiydim? Bozarmıydım aşka olan yeminimi? Taşların altında yüreğimi ezer; Özlemezdim; Seni özlediğim kadar Azraili Bilemedim Bilemedim göğüs kafesini zindana çevirip de, Beni oraya mahkum edeceğini.. Yüreğindeki mezara gömerek, Sevdanı da başıma taş yerine dikeceğini Okyanuslar aşıp gelmişken, Tek kelimede boğup öldürerek Kırmızı güllerin yerine, Zambaklar ekeceğini Nereden bilecektim? Bilemedim, iki damla yaşın gibi kolayca düşürüp, Silip bir kağıt mendille çöpe atıvereceğini Bilemedim, Bilsem; severmiydim hiç? Bozarmıydım aşka olan yeminimi? Kime şikayet edeyim ki seni? Aşkı böyle tanımamın sebebini Kime, kim anlar? Kim inandırabilir ki artık AŞKA beni? |
İlk Adım Senle tanıştığımda anlamıştım zaten İlk aşkım olacağını Senden ayrıldığımda farketmiştim Sensiz olamıyacağımı Seni düşünürken öğrenmiştim Seni unutamayacağımı Seni uzaktan süzerken kavramıştım Seni görmeden yapamıyacağımı Seni beklerken kapılmıştım sana kavuşamama korkusuna Ve hayatımın en mutlu gününü yaşamıştım Seni seviyorum dediğin an |
Unutamadım Bu nasıl sevgidir ki ben seni unutamadım Tövbeler ettim ama sözümü tutamadım aşk acısı çekmekten hiç kurtulamadım Unutamadım işte seni seviyorum kara kız Bir gün engin denizlerde yalnız kalacaksın Belki sığınacak bir liman bile bulamayacaksın Ama seni ne kadar sevdiğimi asla unutmayacaksın Sana kalbimin kapıları her zaman açıktır kara kız |
Ankara Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar... kimse keman çalmaz belki ama çok keman çalınsın balolarında diye yapılmış gri sisli binalar... alnının ortasında ciddi bir devlet asabiyeti. çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar, bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş! (biz bir şeyi delicesine severiz ama tanrım neyi?) kahve önü çatlak mozaik bel kemiğine tehdit kürsüler üstünde çok sigara içen öğrenciler bir daha asla yaşayamayacağı aşkları teğet geçerken hep onu sevmeyenleri severek hep onu sevenin gözlerinden kalabalıklara kaçarak karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara, yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını bir izmirli güzele dayatmak varken (hep kardeş olacak değiliz ya, yaşasın halkların sevgililîğî!) soyut bir sevdaya beşik kertilmiş olan dağda çoban, şehirde şark çıbanı sayılan, fırat'ın büyük elleri ararat'ın kız yelleri cilo'nun derin nefesleri hülasa kente hukuk mukuk okun mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar (belki balkona kar seyretmeye çıkar diye sevdiğimiz kızlar çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman bu kar mevzuu kızlara yeterince ilginç gelmemiştir hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar hüzünlü gelmez insana ankara'da, yoksa bugün bir hayat yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra. Kimse keman çalmaz belki Belki bu fiim hiçbir zaman o kadar fiyakalı olmayacak ama Hiçbir lahmacunda o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin tadını vermeyecek bir daha Çok daha iyilerini yedim sonra bizzat Urfa'da hatta Ama hiçbirinde o kadar aç oturrnadım sofraya ankara'ya öyle yakışırdı ki kar çok yabancı bir soluk duyulur bazı bilinmez bir dilin ıslığından anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan ankara'da yaşamak yollarına hep sevdiğimiz insanların adlarını vermediler ama biz her duvara bilvesile onların adını yazarak yaşadık kül ve betondan mürekkep yaşadıkça yaşanılası gelen o tuhaf bozkır kokusunda. ankara'ya öyle yakışırdı ki kar. asfaltlar ışıldar... bir günden bir sürü gün yapan mesai saatlerinde hiçbir şey yapan hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan rakıyı bol sulu içen dokunmasın için deği! çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı, hep kağıtlara bakarak, hep kağıtlardan bakarak hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u aynı anda sevmeyi başararak, karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı çok beğenmeyerek ama yine de bu tasarrufunu takdir ederek boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi yürüyen... memurlar....... ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar... biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi dükkanının -ki bütün plan kar altında tuzsuz ay çekirdeği çitieyip yanı sıra bafra içmektir- kötü ışıklandırılmış vitrininden umutsuzca içeri bakan, kimliği gereğinden fazla sorgulanmış, merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş, -yani sistem kendi verdiği kimliği zırt pırt geri istemektedir- doğduğu yer yüzünden doğuştan kavgacı zannedilen ama pek çoğu kavgadan nefret eden kavgacı esmer cesur korkak çoğu kürt çoğu türk çocuklardık... ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.... ha sonra belki ahmed arifin aklına hiçbir şairin aklına gelmeyecek -çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir: kar altındadır varoşlar hasretim,nazlıdır ankara..... ustam yine sen bilirsin ama hangi aralıkta bir şair ölmüşse işte o,en netameli aydır bence. ankara'ya öyle yakışırdı ki kar... asfaltlar ışıldar... yalanlar... şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa elim gönlüm, çocukluğum buz tutar. Yılmaz Erdoğan |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık