![]() |
SABIR Yangın yerine döndü üçbuçuk zaman Beklentiler yerini hüzüne bıraktı Kırıldı çatladı orta yerinden sabır taşı. Gittin sen benden Ben gittim senden Gittik birbirimizden Muammalarla dolarken zaman ve mekan Kırıldı çatladı orta yerinden sabır taşı Gelsen bana Gelsem sana Gelsek birbirimize yeniden O ait olduğumuz zaman ve mekana Zaman yok ağlamaya Zaman yok ağıt yakmaya Dayan can dayan yürek Az kaldı Az kaldı Sevdaya umuda ve yarına Dayan be can. Öner Polat |
ISLAK GÖLGE... Sağ selamet git yorulmasın düşlerin Ben burada seni aşka boğan el duygularının bedduasını okumaya niyetliyim. Sevsem seni içimde körelesi bir isyan. İfadesizliğimi bağışla. Seni zamansız sarasım var Gece şelalesi gibi akışın şimdi gözlerimden Ansızın notalarında susmuşluğum bu ilk değil Adı aşk gibi Kendime bu kiralık ifadesizlik Beni bekleme Sobe de tam kaçarken Seni deli gibi sevip, ağlayasım var. Gün gibi başla yeniden içimde Kimse kanıtlayamamış ki yokluğunu Bir aşılmazlık var yurdundan yurduma Anlasana Yürekliliğim yalnızlıktan Baş edilmez bir deniz üstüme üstüme bu gelen Adı nedir Nasıl sünger çekilir Sarmalandım mahpus gibi kırık raylarını aşıp sana Kuş olup uçasım var İki pencere arası baksam Seni ararım içimden her an gelen tüm manzaralarda Sen denince Sokak arası kayıp hep bizde Ölesiye asansörlü düşler Bir aşağı Bir yukarı Sallantıda şimdi aşkta tüm basamaklar Şairliği reklam Kendisi haram İdam seyirlik yüzüm var sonrasına İçimde bir sen suskunluğu Yasak edip kendimi aşka Seni öldüresiye kıyılarıma hapsedesim var Korkma Büyülü bir gizdir Deli gibi bayram Kökünden sökülen tüm aşk yollarından adı çıkan “sen” Toprağa ölüm kokusu mu sindi.. Ölülermi toprağa girdi..Kıyamet mi geldi desem Değirmene dönmüş yüzüm Elinin hamuruyla şekillendiren beni sen İçimde on kavga on aşk üstüne Dönmedolap gibi Dönüp dönüp sana koşasım var... Shera... / Yağmurun Kızı |
KOPARDIN Bir hicran çölüne bıraktın beni Kalbine girdiğim yolu kopardın Yaydın üzerime yalan gölgeni Adını andığı dili kopardın İçimden boşluğa savruldu külün Hüznün ateşiyle yandı kakülün Yıllardır ruhumda öten bülbülün Her seher konduğu dalı kopardın Uzattıkça sana boş ellerimi Birer birer yıktın hayallerimi Bilmem, ölü müyüm, yoksa diri mi Saçımdan son siyah teli kopardın Gönlümde aşkınla hergün yeşeren Göğü yıldız yıldız önüme seren O güzel, bembeyaz gülü kopardın NURULLAH GENÇ |
EĞER Neler yazar kalemler, Sen yazmak istersen eğer, Nelere şahit olur kağıtlar Anlatmak istersen eğer Hüzünler bile güzeldir, Sevinçlerini görebilirsen eğer, Çözümsüz değildir bilmeceler Çözmek istersen eğer, Yaşamak güzeldir,seversen Ellerini uzat bana sende Seversen eğer.... Nesli Tezcan |
Saklı Geçmiş Uzun süreli istirahatgahından bir adam, Sessizliğini bozup yüzyılların ardından Kalktı artık tanımadığı bir dünyada ayağa! İlk gördüğüne yapıştı ve söylenmeye başladı, Dinleyen yaşlı bir adamdı, anlamadı, sıyrıldı kaçtı. İkinci adamı yakaladı ve genç adama kendi dilinden elverdiğince, Dokunaklı bir türküyle yakardı. Çaresiz o da “kim bu deli” diyerek kaçtı! Bir güzel gördü, gönlünün bahçelerinde ki Tüm çiçekleri terennüm etti, anlaşılmadı! Çocukları gördü en sonunda, yaklaştı, Ne söylediyse alay edip kaçıverdiler. Biri kaçmamıştı ve yeni yürümeyi öğrenmiş gibiydi. Adamın aklına ninni söylemek geldi Ve derinden söylemeye başladı ninniyi! Çocuk o güzel bebek ifadesiyle gülümsedi, Anlamlı anlamlı büyülenmiş gibi bakakalmıştı! Uzunca bir süre söyledi adam Bir hortlaktan beklenmeyecek kadar duygulu, Kendi diliyle söylediğinden midir nedir? Ninniyle sanki can suyunu yürüttü tersinden! Çocuksa masmavi gözlerle, Gök gözlerle ninninin çekilmişti bir kez içine! Artık bilmediği o dili anlar gibi Başlamıştı mırıl mırıl mırıldanmaya! “Ay day dalalay! ” *** Birgün öldüğünde kimse, Kendisiyle beraber mezara Bir dili de taşıdığını nereden bilebilir ki? Bilse ölmek o kadar kolay Gelebilir mi ki? *** Birgün rüyasında bir taş kaldırır genç, O taşın altında geçmişi saklıdır onun, Geçmişin üstünde bir yazıt: “İşte burada sen yatıyorsun! ” Semih Seyyid |
IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden Bebekler hayta hayta yürümeden Geleceğim diyorum, geleceğim sana Ne olur kesin bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.Beklesen de olur, beklemesen de Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde Hangi ses yürekten çağırır beni sana Geleceğim diyorum, takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi? Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden Gemileri yaksalar da geleceğim sana On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız Ey benim alfabemdeki kadîm Elif Ne güzellik, ne de tat var baharsız Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ihlamurlar çiçek açtığı zaman Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan Kimseye uğramam ben sana uğramadan Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana Takvim sorup hudut çizdirme bana Ben sana çiçeklerle geleceğim -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Bilirsin ki burda değilim artık Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Gelir benim yüreğimde toplanır, Dağların üstünden sıyrılan duman. Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz, Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz. Can evime bakışların saplanır; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …Ihlamurlar çiçek açtığı zaman; Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı. Senden gayrısına bakmam mümkün mü; Gözlerimi esir alan dağlardan. Kapımı üç defa çalan postacı Adresinde yok! Diye notlar düşer, Eski adresimde bir hüzün eser; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …Eski adresimse kurumuş bir gül, Gizemli bir ıtır, domur domur kan, Yaba yaba yelde savrulur gönül, Firkatli turnalar geçer uzaktan. Dalgınlığım debimetre tanımaz, Başım çarpar bir gemi bordasına Düşerim bir girdabın ortasına -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Birden bezeklenir sevda haritam, Ihlamurlar çiçek açtığı zaman… Lâleler toplarım ben tutam tutam, Bizim için çalar kıvrak bir keman. Gök papatya, yer ise lâle bahçesi, Aşka ışık dokur kuşların sesi. Seninle hep aynı yerde oluruz; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer, İlkyazla uyanır derin uyuyan. Tan sesine cıvıldaşır serçeler, Sevdadır anlıma namlu dayayan. Havuzuma ay ışığı dökülür. Bilirsin ki burda değilim artık, Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Gülde çiy damlası… Buzum sırçayım; Güneşe çarpınca param parçayım. Bir gün Emirgândayım, bir Kanlıcada, Üsküdarda, Beykozda, Çamlıcada. Şehir bir hançerken kan burgacında. Mekâna sığar mı bu deli yürek? Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek. Baylanır, beklerken baygın düşerim; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Saçlarına pütür pütür yapışmış, Gözlerinin rengi ile sıvanmış Bir avuç kuru çiçek topladım. Kırılıp dökülmesinler diye Sevgiyle, özenle tek tek topladım. Yürek fideledim zamana ve mekâna, Hasat vakti geldi yürek topladım. Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek Aşıdır, serumdur, besindir her umut, Ey sevgili umudunu diri tut! … Bedenim hür değil, mühlet ver bana, Er veya geç çıkıp geleceğim sana; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın, Hep böyle dönüyor zaman tekeri. Biri gider, biri gelir mevsimlerin, Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın. Acılardan damıtırsın şekeri, Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların. En ışıltılı çağında yıldızların Kaç bıldır öteden göz kırpar bana, Her umut bir yoldaş, her dert âşina. Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? … Beni güneşin ortasına atsalar da Yanarım, pişerim, gelirim sana; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … BAHAETTİN KARAKOÇ |
Efsane Yıldızlar uzaktan bakarlar, Hayatın akış tarzına, Güneş ise dinlemekle yetinir, Yüreklere fısıldanan şarkılara.. Efsanelere inanır mısın bilmem! İnanmak önemli değil aslında, Mühim olan efsaneyi yaşamak, Az da olsa birşeyler yakalamak. Efsaneye göre, Yıldızlar sevenleri anlarmış, Her zaman yanlarındaymış. Güneş ise sevgilileri yanına alırmış, Onların arası soğumasın diye.. Peki sen ne dersin? Güneşin yanına varmaya Yıldızların yanında olmaya!! 2001 Fuat Polat |
BİR KARINCANIN AYAK SESİ bana ‘ben’ değil bana ‘Sen’, bana ‘biz’ bana ölümsüz ‘giz’ gerekçok aldandım kendime bir hardal tanesi gibi savrulurken yeryüzüne hiç düşünmeden yasak meyvayı yerken kaybettim mukaddes emaneti ve kaybetmeden bir karıncanın kalbindeki merhameti bana ‘ben’ lazım değil kudret helvasını istemiyorum bıldırcın etini istemiyorum istemiyorum cennetin üzümünü, narını hurmasını, hûrisini düşmeden nâr-ı cehenneme; yani karanlığın diline el ele yürürken, geçerken köprülerden tut kırık elimizden her daim ‘sen’ lazımsın bize dayanma gücü ver bize bize sabır, bize metanet ver Allah’ım! bir yağmur tanesi gibi düşmeden susak ve çorak çöllerine dünyanın bize vahayı, bize vahyini göster her şey senden, senden bu Nûr, bu ölümsüz huzur… toprağa düşen yağmur yerine denizde bir kaya olmayı öğretirken bize ‘biz’deki ‘ben’e bir daha düşürme sır aradık, sır verdik, sırra düştük sırra kadem bastı yediler içimde hasretler can verir yediler şehrine üç arkadaş, üç civanmert yoldaş yüklenirken ağırlığını yeryüzünün bir anda yok’u var, var’ı yok eder Allah nerde içimdeki ‘ben’ sus, dinle! bir uğultudur gelen kimine yakın, kimine uzak kimine kendi hazırladığı tuzak… şimdi sana doğru gelen bir karıncanın ayak sesini işitiyor musun! Zafer ŞIK |
Sen vardın bir zamanlar ikimizi bağlayan sen Bir Eylül akşamında başlamıştı aşkımız Yaprakların dökülüp uçuştuğu yolda el ele yürümüştük Ben seni seviyorum demiştim sende bende demiştin Bir eylül akşamıydı hiç unutmuyorum hava hafif soğuktu Seni seviyordum ve artık biliyordun sen vardın yalnız sen Aşkımız vardı güller vardı ve papatya sen papatyayı çok severdin ben seni Beni sevdiğini bilmek de güzeldi dedim ya aşkımız vardı artık Sahilde gezerken elini tutmak da güzeldi üşüdüğümüzde sarılmak Eylül çok soğuk değildi ama sarılmak için bahanemizdi üşümek Sen olan her şey güzeldi aşkımızda tıpkı sen gibi güzel Nargile içmeyi de çok severdik birlikte sen elmalı içerdin ben sade Yanında Türk kahvesi ve yarım bardak su ile Tavla oynardık sen beni yener hep kızdırırdın bilemezdin ki bilerek yenildiğimi Seni öyle mutlu görmek bir yana beni kızdırman hoşuma giderdi Seni çok seviyorum ve senle olmayı çok istiyorum Yıllar sonra yine bir eylül akşamında aynı sokaklarda gezmek istiyorum Hep beraber olmak istiyorum senle ömrümüz birlikte olsun istiyorum Dedim ya sen ben ve aşkımız birde bizi birleştiren EYLÜL yusuf balcı |
http://img105.imageshack.us/img105/6713/9232485bgxnicjgjdph3pu.jpg --- Nezaman sevdimse --- Kaç kere yaşadım ben bu romanı Ne zaman sevdimse ayrılık vardı Hep kendim kuruttum gözyaşlarımı Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı Sen de git bırak git beni düşünme Kader de, hayat de boşver üzülme Alıştım hasretin her türlüsüne Ne zaman sevdimse ayrılık vardı Alıştım kaderin her cilvesine Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı Yaşamadım gitti gönül tadında Nelerden vazgeçtim senin uğrunda Seni de kaybettim yol ortasında Ne zaman sevdimse karanlık vardı Ne zaman sevdimse pişmanlık vardı Ahmet Selçuk İlkan |
| Saat: 05:39 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık