![]() |
NASA, Soyuz'a Muhtaç Oldu Ares 1 fırlatma sisteminin askıya alınmasıyla uzaya sefer sıkıntısına düşecek olan NASA, Rus uzay aracı Soyuz'u 'taksi' olarak tuttuABD'nin Ulusal Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), 6 Amerikalı astronotun Rus uzay aracı Soyuz ile 2013-2014 yıllarında Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) uçması için Rus Federal Uzay Ajansı ile astronot başına 55,8 milyon dolarlık kontrat imzaladı. NASA'dan yapılan açıklamaya göre, Amerikalı astronotlar Soyuz ile UUİ'ye 2013'te 4, 2014'te de 2 uçuş yapacak. NASA, Amerikan uzay mekiklerinin bu yıl içinde emekliye ayrılma planları nedeniyle, yeni fırlatma sisteminin hazır olması beklenen 2015 yılına kadar, UUİ'ye uçuşlar için Soyuz füzelerine ihtiyaç duyuyor. NASA halen, Rus uzay gemilerini kullandığı zaman, kontratın içerdiği rakamın hemen hemen yarısına tekabül edecek biçimde, astronot başına 26,3 milyon dolar ödüyor. NASA sözcüsü John Yembrick, ücretin artışına gerekçe olarak, Rusya'nın ek uçuşlar için daha fazla uzay aracı inşa etmesi zorunluluğunu gösterdi. ABD'nin UUİ'ye astronot taşıyacak yeni bir fırlatma sisteminin 2015'ten önce hazır olması beklenmiyor. Vazgeçilen Constellation uzayı keşif programındaki Ares 1 fırlatma sistemi projesinin de terk edilmesiyle bu tarih iyice belirsiz hale geldi. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(07 Nisan 2010 Çarşamba/TSİ:10:26) |
Yönünü Şaşırmış Gezegenler Yeni keşfedilen bir grup Güneş dışı gezegen, modellerin gözden geçirilmesini gerektiriyorİngiliz Kraliyet Astronomi Derneği’nce yapılan açıklamada dokuz yeni Güneş-dışı gezegenin duyurulmasıyla, şimdiye kadar bulunanların sayısı 452’ye yükselmiş oldu. Ancak, yaklaşık 15 sene öncesine kadar ender olduğu varsayılan gezegenlerin görece yakın çevremizde bile gözlenen bu bolluğu, gökbilimde oluşturduğu yeni paradigmanın ötesinde gezegenlerin oluşum ve dinamikleri konusundaki modelleri zorluyor. Gökbilimciler, yeni keşfedilen gezegenleri, eskileri de içeren daha geniş bir grupla birlikte incelediklerinde, 27 gezegenden altısının yıldızlarının dönüş yönünün tersi yönde dolandıklarını belirlemişler. Ayrıca, şimdiye kadar keşfedilen “sıcak Jüpiterlerin” yarısından çoğunun, yıldızlarının ekvator düzlemlerne eğik açılarda dolandıkları gözlenmiş bulunuyor. Normalde gezegenler, merkezinde yıldızın ortaya çıktığı gaz ve toz diski içinde yıldızla aynı zamanda ortaya çıktıklarından, yörünge turlarını da yıldızın dönüş yönünde yaparlar ve yörünge düzlemleri, yıldızın ekvator düzlemiyle aşağı yukarı örtüşür. Güneş Sistemimizdeki manzara bu. Keşfedilen gezegenlerin çoğunluğunu oluşturan gaz devi gezegenlerin çoğu Jüpiter kadar ya da daha büyük kütleye sahipler. Gaz devi gezegenlerin katı merkezleri, yıldızın oluşum aşamasında diskin soğuk dış kısımlarında kaya ve buzlardan oluşuyor ve bunlar belirli bir kütleye ulaştıktan sonra çevredeki gazı üzerlerine toplayarak büyüyorlar. Ancak yine keşfedilen gaz devlerinin çoğunun yıldızlarının yanıbaşında dolanıyor olmaları, modelle çelişen bir paradoks. Bu gezegenler, yıldızlarına, Merkür’ün Güneş’e olan mesafesinden daha yakın dolandıkları için yüzeyleri ve atmosferleri çok yüksek derecelerde bulunuyor. “Sıcak Jüpiter” diye adlandırılmalarının nedeni bu. Yıldızlarına neden bu kadar yakın olduklarına gelince, Oluşma aşamasında, içinde doğdukları gaz ve toz diskiyle kütleçekim etkileşmeleri nedeniyle içeriye doğru birkaç milyon yıl süren bir “göç” süreci yaşıyorlar ve yıldızın çok yakınlarına kadar sokuluyorlar. Yıldızlarının dönüş yönüne ters yönde yörünge hareketine sahip olanlar içinse farklı bir senaryo geliştirilmiş bulunuyor: Buna göre “sıradışı” sıcak Jüpiterlerin yıldızlarına yaklaşmasının nedeni, ötekiler gibi gaz ve toz diskiyle değil, daha uzaktaki gezegenler ya da yıldızlarla giriştikleri çok daha uzun süreli kütleçekim etkileşimleri. Birkaç milyon değil, yüzmilyonlarca yıllık bu süreç sonunda gezegenler uzamış ve disk düzlemine eğik eliptik yörüngeler kazanıyorlar ve yıldızlarına her yaklaştıklarında ortaya çıkan gelgit etkileri nedeniyle yörünge hızları biraz azalıyor. Sonuçta, yıldızın hemen yakınında, daireye yakın ama yıldızın ekvator düzlemine rastgele eğimlerde yörüngelere oturuyorlar.Araştırmalar, daha şimdiden ters yönlü gezegenlerin ikisinin, daha uzak yörüngelerde dolanan kardeş gezegenlere sahip olduğunu ortaya koymuş. Kaynak:Ntvmsnbc(13 Nisan 2010 Salı/TSİ:13:58) |
Satürn halkalarının gizemi çözüldü Satürn halkalarının gizemi çözüldüBilimadamları, satürn`ün etrafındaki halkalar sisteminin yapısını çözme yolunda önemli bir adım attı. En dıştaki halkanın uzaktaki büyük bir uydunun etkileşimiyle yapısını koruduğu anlaşıldı. G halkası, Satürn`ün etrafındaki halkaların en dışında yer alanı.Bilimadamları, yakınlarında bu halkayı oluşturan bu toz parçacıklarını bir arada tutacak manyetik alanı olan bir uydu olmadığı için, halkanın dağılması gerektiğini düşünüyordu.Ancak Cassini uzay aracıyla yapılan gözlemler sonucu, halkanın Satürn`ün en uzaktaki, en büyük uydusu olan Mimas`la etkileşim halinde olduğu ve bu uydunun yarattığı manyetik alanın halkayı bir arada tuttuğu anlaşıldı.Amerikan Uzay ve Havacılık dairesi NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve İtalyan Uzay Ajansı`nın ortak çalışması Cassini-Huygens uydusu sayesinde alınan veriler, bilimadamlarına G halkasıyla ilgili olarak daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı araştırma imkanı verdi.Bu veriler G halkasının yapısının diğerlerinden farklı olduğunu ortaya koydu.Halkanın bütününe eşit olarak dağılan toz parçacıklarının yanı sıra, halkanın yaklaşık altıda birinin, büyüklüğü bir kaç santimetreden, bir kaç metreye kadar değişen buz parçalarından oluştuğu anlaşıldı |
Stephen Hawking demek istediniz herhalde...Hawking, kendi düşünceleri doğrultusunda olasılık teorilerini sıralamış hepsi bu.Dünya dışı varlıkların dost ya da düşman olup olmadıklarını hawking de dahil kimse net olarak bilemez. Sadece bu alanda tahminlere göre teoriler üretiliyordur Ayrıca hawking'in bu açıklamalarından önce de dünya dışı yaşamla ilgili araştırmalar sürüyordu Bu aşamadan sonra kesin ve net olarak nasıl artık varlar diyebiliyorsunuz? Bu açıklamadan önce de var olabilecekleri aklınıza hiç gelmedi mi?!Kaldı ki hawking bir olasılıktan bahsetmiş(düşman oldukları yönünde) Bahsettiğiniz haber aşağıda; Stephen Hawking Uyardı İngiliz evrenbilimci Stephen Hawking, uzaylıların gerçekten var olduğunu, ancak onlarla irtibata geçilmesinin insanlık için tehlikeli olabileceğini söyledi. Belgesel kanalı Discovery Channel için hazırlanan bir programda konuşan Hawking, evrende 100 milyar galaksi, bu galaksilerin her birinde de 100 milyonlarca yıldız olduğunu söyledi. Bu şartlar altında sadece dünyada yaşam olduğunu düşünmenin imkânsız olduğunu savunan Hawking, “Benim matematiksel beynime göre, bu rakamlar bile uzaylıların varlığını gayet rasyonel kılıyor. Esas soru, uzaylıların neye benzediğini çözebilmek” dedi. Bu zeki yaşam formlarının insanlık için tehdit oluşturabileceğini söyleyen Hawking, bu canlılarla irtibata geçmenin yıkıcı sonuçları olabileceğini vurguladı. Uzaylıların dünyaya yapabileceği olası bir ziyareti kaşif Christoph Colomb’un Amerika’yı keşfine benzeten evrenbilimci, “İşin sonu, Amerikan yerlileri için pek iyi sonuçlanmamıştı” dedi. Kaynak:Ufoloji(Milliyet) |
Atlantis Son Kez Uçacak Atlantis Son Kez UçacakAmerikan uzay mekiklerinin 'emeklilik' süreci başlıyor. İlk olarak Atlantis, son uçuşunu yaptıktan sonra müzeye kaldırılacak. Amerikan uzay mekiği Atlantis, son uzay uçuşu için 14 Mayıs'ta fırlatılacak. Böylece 29 yıldır kullanılan uzay mekiklerinin emeklilik süreci başlamış olacak. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) üst düzey yetkilileri, Atlantis'in Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) gitmek üzere fırlatılacağı tarihi 14 Mayıs'ta yerel saatle 14.20 (TSİ 21.20) olarak belirledi. Atlantis, UUİ'ye son seferinde 6 astronot ile çeşitli malzemeler götürecek. NASA'nın yıl sonunda emekliye ayıracağı 3 mekiğinden biri olan Atlantis, son yolculuğunun ardından parçalanmayacak ve bir müzeye konacak. Kaynak: Ntvmsnbc(06 Mayıs 2010 Perşembe/TSİ:16:18) |
Spitzer'e Göre "Bu Gezegenin Tadı Biraz Tuhaf" 1 ek Spitzer'e Göre "Bu Gezegenin Tadı Biraz Tuhaf"21 Nisan 2010 Pasadena - Kaliforniya / ABD - NASA'nın Spitzer Uzay Teleskobu, uzak bir gezegen hakkında tuhaf bir şey keşfetti; bu gezegen güneş sistemimizdeki pek çok gezegende ortak bir bileşen olan metanı içermiyor. ![]() Metan içermeyen, tuhaf bir dünya yukarıdaki sanatçı çalışmasında kendi yıldızı tarafından tutulmuş olarak görülüyor. Görüntü katkısı : NASA / JPL - Caltech Bu keşif gökbilimcileri Dünya büyüklüğündeki uzak gezegenlerin havakürelerini derinlemesine inceleyebilme noktasına bir adım daha yaklaştırdı. GJ 436b olarak adlandırılan bu metansız gezegen, yaklaşık olarak Neptün büyüklüğünde ki; bu da onu herhangi bir teleskobun başarılı bir şekilde "tattığı" ya da incelediği en küçük uzak gezegen konumuna getiriyor. Daha büyük bir uzay teleskobu da aynı tekniği kullanarak, önünde sonunda daha küçük ve Dünya benzeri gezegenlerde metan veya su, oksijen ve karbondioksit gibi yaşama işaret eden diğer kimyasalları araştırabilecektir. Stevenson konuyla ilgili olarak "En nihayetinde küçük ve kayaç bir dünya üzerinde biyolojik imzalar bulmak isteriz. Oksijen, özellikle de bir miktar metan ile birlikte olursa, biz insanlara yalnız olmadığımızı söyleyebilecektir". Florida Merkez Üniversitesi'nde bu araştırmanın başı olarak görev yapan Joseph Harrington "Bu olayda, hayatın varlığı için değil ama gezegenin kimyası nedeniyle metan bulmayı ümit ediyorduk. Bu tür bir gezegen metan yaratabilmiş olmalıydı. Bu daha çok çırpılmış yumurtaya ekmek batırıp, kızartmaya ve sonunda yulaf ezmesi elde etmeye benzer" diyor. Yaşam içermekte olan bizim gezegenimizde, en çok sığırlar içerisinde yaşayan mikroplar ile içi su dolu çeltik tarlalarında bekleyen mikroplar tarafından üretilen metan mevcuttur. Sığırları olmasa da, güneş sistemimizdeki tüm dev gezegenlerde de metan bulunmaktadır. Örneğin, Neptün kırmızı ışığı soğuran bu kimyasal nedeniyle mavi renktedir. Metan, aralarında kahverengi cüceler adı verilen "başarısız olmuş" yıldızların da bulunduğu nispeten soğuk nesnelerde ortak olarak bulunan bir bileşendir. Aslına bakarsanız, hidrojen, karbon ve oksijen karışımından oluşan sıradan bir havaküreye sahip olup, 1000 Kelvin (726 santigrat) derecelik sıcaklığa sahip her dünyada büyük miktarda metan ve az miktarda karbonmonoksit olması beklenir. Karbon, bu sıcaklıklarda metan biçiminde olmayı "tercih eder". 800 Kelvin (527 santigrat) derecelik sıcaklığa sahip GJ 436b'de bol miktarda metan ve az miktarda karbondioksit bulunması beklenir. Spitzer gözlemleri ise bunun tam tersini göstermiştir. Uzay teleskobu gezegenin ışığını altı farklı kırmızı ötesi dalga boyunda yakalayarak, karbonmonoksit bulunduğuna dair kanıtları gözler önüne sermiş, ancak metan bulamamıştır. Harrington "Kafalarımızı kaşıyıp duruyoruz. Fakat bu durumun bize söylediği şey modellerimizde geliştirilecek yönler olduğudur. Şimdi elimizde uzak gezegenlerin havakürelerinde gerçekten neler olup bittiğini öğretecek gerçek veriler var" diyor. GJ 436b, Aslan Takımyıldızı içerisinde 33 ışıkyılı uzaklıkta yer almaktadır. Gezegen, Güneşimizden çok daha soğuk bir "M sınıfı cüce" olan kendi küçük yıldızı çevresinde 2,64 günlük dar bir yörüngede dolanmaktadır. Ayrıca, Dünya'dan görüldüğü haliyle yıldızı önünden geçiş yapmaktadır. Spitzer, gezegenin ikinci tutulma olarak adlandırılan bir olay dahilinde kendi yıldızının arkasına kaymasını izleyerek GJ 436b'nin soluk ışımasını tespit edebildi. Gezegen gözden kaybolduğunda yıldız sisteminde gözlenen toplam ışık azalır. Daha sonra bu azalma gezegenin parlaklığını bulmak üzere farklı dalga boylarında ölçülür. İlk defa 2005 yılında Spitzer'in öncülüğünü yaptığı bu teknik, o zamandan beri Jüpiter büyüklüğünde birkaç güneşdışı gezegenin havaküre bileşenlerini ölçmek için kullanılmış olup, şimdi de Neptün büyüklüğündeki GJ 436b için kullanılmıştır. NASA'nın her ikisi de Pasadena - Kaliforniya / ABD'de yer alan Jet İtiş Gücü Laboratuvarı'ndaki Güneşdışı Gezegen Bilim Enstitüsü ile Kaliforniya Teknoloji Enstitülerinde genel müdür olarak görev yapan Charles Beichman, "Spitzer tekniği, daha önceleri incelenen sıcak Jüpiter'lere kıyasla Dünyamıza daha çok benzeyen küçük ve daha soğuk gezegenlere doğru ilerletilmektedir. Gelecek yıllarda, bir uzay teleskobunun Dünya'nın birkaç katı büyüklüğündeki kayaç gezegenlerin havaküre özelliklerini tespit etmesini umabiliriz. Böyle bir gezegen yaşamın işaret levhalarını gözler önüne serebilecektir" diyor. Bu araştırma, Spitzer soğutma sıvılarını bitip, resmi olarak "ılık" görevlerine başladığı Mayıs 2009'dan önce gerçekleştirilmişti. |
Jüpiter’in Kuşağı Nereye Gitti? Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter “alamet-i farikası” olan renkli kuşaklarından en büyüğünü kaybetti.Jüpiter’in atmosferinin üst katmanlarında oluşan ve gezegeni çepeçevre saran bu kuşakların en belirginleri, “Güney ve Kuzey Ekvatoryel Kuşaklar”. Dünya’nın iki katı genişlikte ve 20 kat uzunlukta olduklarından amatör teleskoplarla, hatta güçlü dürbünlerle bile izlenebilen bu kuşaklardan güneydeki şimdi tümüyle kaybolmuş durumda. Jüpiter ve öteki gaz devlerindeki kuşakların, gezegenlerin kendi çevrelerindeki hızlı dönüşünün yol açtığı muazzam atmosfer hareketlerinden kaynaklandığı düşünülüyordu. Yeni bir çalışmadaysa, bu “kuşaklanmada” gaz devi gezegenlerin küçük uydularının (Jüpiter’de irili ufaklı 60 kadar var) yol açtığı gelgit hareketlerinin payı olduğu da gösterildi NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’ndan gezegenbilimci Glenn Orton, “Bu, büyük bir olay; durumu yakından izliyoruz, ama ne olup bittiğini tam olarak anlayabilmiş değiliz” diyor. Araştırmacıya göre kuşak ortadan kalkmamış, ancak atmosferin daha üstünde oluşan bir bulut katmanınca gizleniyor olabilir. Dünyamız atmosferinin üst katmanlarında oluşan cirrus (sirus) bulutlarına benzeyen, ancak, gezegenimizdekinin aksine su buzu kristallerinden değil amonyak (NH3) kristallerinden oluşan bulut, atındaki kahverengi kuşağı perdeliyor olabilir. Peki, böylesine büyük bir amonyak sirüsü nasıl ortaya çıkar? Jüpiter’in rüzgar sistemlerinde küresel ölçekte meydana gelen değişikliklerin, amonyakça zengin maddeleri Güney Ekvatoryal Kuşak üstündeki berrak, soğuk bölgeye taşımış olabileceği düşünülüyor. Gezegenbilimciler, gözlenen olayın Güney Ekvatoryel Kuşağın ilk kayboluşu olamadığını belirtiyorlar. 1973-75, 1989-90, 1993 ve 2007 yıllarında da kayboluşlar gözlenmiş. Kuşağın yeniden ortaya çıkmasınınsa bazı dramatik olaylarla birlikte gerçekleşmesi bekleniyor. Kuşağın geçmiş “dirilişlerinin” izlediği süreç, bir noktada ortaya çıkan şiddetli fırtına ve girdapların hızla gezegenin çevresine yayılması biçiminde ortaya çıkmış. Kaynak: Ntvmsnbc (12 Mayıs 2010 Çarşamba/TSİ:16:12) |
Gezegenini Yiyen Yıldız Gezegenini Yiyen YıldızHubble Uzay Teleskobu, bir gezegenin yıldızı tarafından yenilmekte olduğunu belirledi.WASP-12b adlı gezegen, Arabacı (auriga) Takımyıldızı bölgesinde Dünya’dan 600 ışıkyılı uzaklıktaki Güneş benzeri bir yıldızın çevresinde dolanıyor. Kütlesi Jüpiter’den %40 daha büyük olan gezegen yıldızına öylesine yakın ki, bir yörünge turunu yalnızca 1,1 günde tamamlıyor. Yüzey sıcaklığı da yaklaşık 1500 derece olarak hesaplanıyor. Bu yakınlıkta yıldızın uyguladığı kütleçekimsel gelgitler nedeniyle bir Amerikan futbol topu biçimini almış olduğu düşünülüyor. Bu kuvvetler gezegenin içini olağanüstü ısıttığından atmosferi şişerek Jüpiter’in yarıçapının üç katı genişliğe ulaşmış. Atmosferin üst katlarındaki madde yıldızın çevresinde bir disk oluşturarak yıldız yüzeyine yağıyor. Araştırmacılar, gezegenin 10 milyon yıl içinde yıldızı tarafından tümüyle yutulmuş olacağını hesaplıyorlar. Kaynak: Ntvmsnbc(26 Mayıs 2010 Çarşamba/TSİ:17:26) |
Gizemli Spirallerin Sırrı Gizemli Spirallerin SırrıMars'ın yörüngesindeki Mars Reconnaissance Orbiter (MRO) uzay aracının gönderdiği yeni verilerle Kızıl Gezegen'in kuzeyindeki gizemli spirallerin sırrı çözüldü. Amerikan uzay çalışmaları kuruluşu NASA'nın Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan bilim adamları, uzay aracının sığ radarı sayesinde Mars'taki iklim değişikliği ve Kızıl Gezegen'in yüzey altı jeolojisi konusunda yeni bilgiler elde edildiğini belirttiler. Bilim adamları, uzay aracının gönderdiği bilgiler ve buz katmanlarının ayrıntılı radar verileri ile Mars'ta son birkaç milyondaki jeolojik değişikliklerin daha iyi çözümlendiğini, böylece kuzeydeki buzul şapkasının zaman içinde nasıl soğan gibi buz katmanları haline geldiğinin daha iyi anlaşıldığını kaydettiler. Mars'ın kuzey buzul şapkasındaki en dikkati çekici oluşumlardan Boreale Kanyonu'nun ABD'deki Büyük Kanyon kadar uzun, ancak daha derin ve daha geniş olduğunu bildiren uzmanlara göre, bazı bilim adamları buranın, volkanik sıcaklığın buz tabakasının altını eritmesi ve büyük bir su taşkınına neden olmasıyla oluştuğunu, bir grup bilim adamı da kuvvetli kutup rüzgarlarının buz kubbesinin dışındaki kanyonu şekillendirdiğini düşünüyor. NASA, MRO'nun yeni verilerine göre, kanyon ve spiralleri asıl rüzgarın şekillendirdiğini belirtti. Kaynak: Ntvmsnbc(28 Mayıs 2010 Cuma/TSİ:09:37) |
Ya Jüpiter'e Değil Dünya'ya Çarpsaydı? Ya Jüpiter'e Değil Dünya'ya Çarpsaydı?Bilim adamları, güneş sistemindeki en büyük gezegeni hedef alan cismin bir göktaşı olduğunu düşünüyor. Hubble teleskobunun sağladığı fotoğraflar, göktaşının çarpması ardından Jüpiter'in üzerinde oluşan tahribatını gösteriyor. Fotoğrafları inceleyen uzmanlar, benzer bir göktaşının dünyaya çarpması halinde meydana gelebilecekleri tahmin etmeye çalışıyor. Jüpiter'e bundan önce 1994 yılında da bir kuyruklu yıldız çarpmıştı. Bilimadamları, Jüpiter'in gök cisimleri ile çarpışmasının çok nadir olduğunu düşünürdü. Fakat 1994'deki çarpışma ardından geçen yıl 2009'da yaklaşık 500 metre genişliğinde bir kaya parçasının uzaydaki yolunun Jüpiter ile çakışması gökbilimcileri şaşırttı. Araştırmacılar, fotoğraflarda iki çarpışma arasındaki farkın ortaya çıktığını söylüyor. 1994'de gezegene vuran kuyruklu yıldız, toz bulutundan simit şeklinde bir hale oluşmasına yol açmıştı. Geçen yılki çarpışmanın ise ardında böyle bir toz bulutu bırakmadığı ve bundan dolayı göktaşı olması ihtimalinin çok yüksek olduğu bildiriliyor. İspanya'nın Bilbao kentinde bulunan Bask Ülkesi Üniversitesi'nin öğretim görevlisi Agustin Sanchez-Lavega, benzer bir göktaşının Dünya'ya çarpmasının 'tam bir felakete' yol açacağını söylüyor. İspanyol gökbilimciye göre, Jüpiter'in atmosferi ile Dünya'nın atmosferi arasındaki farklara karşın, benzer bir büyüklükte bir göktaşının etkisi yerkürede muhtemelen bazı kıtaların tamamen yok olmasına sebep olurdu. Kaynak: Ntvmsnbc-BBC(08 Haziran 2010 Salı/TSİ:08:06) |
Yedinci Nötron Yıldızını Bulduk Yedinci Nötron Yıldızını BuldukSabancı Üniversitesi'nde çalışan uluslararası ekip, galaksimizde bilinen yedinci nötron yıldızını tespit ederek dünya astronomi çevrelerinde yankı uyandırdı. Türk araştırmacılar, uzayda bugüne kadar varlığı bilinmeyen dünya'dan 40 bin ışık yılı uzakta, patlama özelliğine ve yüksek manyetik enerjiye sahip 7. nötron yıldızını keşfetti. Keşif evrenin gelişim sırlarının çözümü için uzayı gözlemleyen pek çok ülkenin bilim çevrelerinde heyecan yarattı. Türk araştırmacılar, keşfin ardından pek çok araştırma merkezinden astrofizikte ortak araştırmalar yapma teklifi aldı. Keşif, önümüzdeki ay, ''The Astrophysical Journal'' dergisinde yayımlanarak literatürdeki yerini alacak. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Ersin Göğüş, Dünya, Güneş ve Ay'ın yer aldığı Samanyolu Galaksisi'nde yüz milyarı aşkın yıldızın, 2 bin dolayında da nötron yıldızının bulunduğunu ifade etti. NÖTRON YILDIZLARI Maddenin en yoğun halde bulunduğu yapılar olan nötron yıldızları çok kuvvetli manyetik alanlara sahip. Bu yıldızlardan manyetik alanları en düşük olanların bile çekim gücünün güneşten 10 bin kat daha fazla olduğunu kaydeden Göğüş, ''Evrendeki en kuvvetli mıknatıslar olan nötron yıldızlarındaki patlamalar, saniyenin onda biri kadar sürüyor. Bu kadar kısa sürede, güneşin neredeyse bir yılda yaydığına eşit miktarda eşit enerji yayıyor'' dedi. Astrofizikçiler şimdiye kadar 6 tane çok kuvvetli manyetik alana sahip ve yüksek patlama özelliği gösteren nötron yıldızı keşfetti. Göğüş'ün verdiği bilgiye göre bu yıldızların ilk üç tanesi 1979'dan beri biliniyor. Yıldızların dördüncüsü 1998'de, beşincisi 2008'de, altıncısı 2009'da bulundu. TÜRK ARAŞTIRMACILARDAN 7. NÖTRON YILDIZI KEŞFİ Doç. Dr. Gögüş liderliğinde, aralarında aynı üniversitenin öğretim üyesi Dr. Yuki Kaneko'nun yer aldığı ekibin keşfettiği 7. nötron yıldızı, saniyenin onda biri süresinde gerçekleşen patlama sayesinde fark edildi. Göğüş, keşfe ilişkin şu bilgileri verdi: ''Ekibimiz, ilk olarak NASA'nın Swift uydu teleskobu ile patlamayı keşfetti. Yine, NASA'nın Chandra ve RXTE uydu teleskopları ile takip ederek yeni keşfettikleri nötron yıldızının genel özelliklerini ortaya çıkardı. Keşfettiğimiz 7. nötron yıldızının manyetik alanı, güneşin manyetik alanının 18 milyar katına eşit. Saniyenin onda birinden de kısa süredeki patlamada yaydığı enerji güneşin 1 saniyede yaydığı enerjiden on milyon kat daha fazla.'' ''EKSENİ ETRAFINDA 7,5 SANİYEDE BİR DÖNÜYOR'' Bilinen nötron yıldızlarının sayılarının çok az olması nedeniyle bilim dünyası tarafından dikkatle incelendiğini dile getiren Göğüş, ''Bu yıldızlar, maddenin çok yüksek manyetik alanlardaki davranışını anlamamız için adeta bir laboratuvar görevi görüyor. Yani biz direkt olarak bu manyetik etkileri dünyaya getiremiyoruz ama yıldızları takip ederek maddenin çok yüksek manyetik ortamlardaki hareketlerini inceleyebiliyoruz'' diye konuştu. 7. nötron yıldızının keşfinin ilk defa Türk araştırmacıların önderliğinde yapılmasının önemine işaret eden Göğüş, şunları kaydetti: ''Keşifte bizi en gururlandıran konu, Türkiye'deki bilimsel ve teknolojik birikimin belli bir düzeye erişmesini görmek oldu. İyi bir ekibin Türkiye'de önemli bir keşfe imza atması bilimin ülkemizde geldiği noktayı da gösteriyor. Yıldızın keşfinin yapıldığını duyan bilim çevreleri, ekibimizle irtibata geçerek ortak çalışmak istediklerini dile getirdi. Ekibimiz, aralarında İtalya, ABD, İspanya, İngiltere ve Hollanda'dan da astrofizikçilerin de yer aldığı 23 kişiden oluşuyor.'' 7. nötron yıldızının keşfi ile ilgili hazırladıkları makalenin astrofizik alanında dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden biri olan ''The Astrophysical Journal'' adlı yayına kabul edildiğini bildiren Gögüş, derginin gelecek ayki sayısında basılmasının ardından keşiflerinin uluslararası literatürdeki yerini alacağını belirtti. Dünya'ya uzaklığı 40 bin ışık yılı mesafede olan 7. nötron yıldızının adının, ''SGR J1833 – 0832'' olduğunu bildiren Göğüş, yıldızın çok hızlı bir dönme periyodunun bulunduğunu, ekseni etrafında 7,5 saniyede bir döndüğünü belirterek, yıldızın bu özellikleriyle diğer nötron yıldızları arasında farklı bir yeri olduğunu da sözlerine ekledi. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar (09 Haziran 2010 Çarşamba/TSİ:11:00) |
Güneş-Dışı Gezegen Dönerken Yakalandı! Güneş-Dışı Gezegen Dönerken Yakalandı!İlk kez bir Güneş-dışı gezegen kendi yıldızının yörüngesinde hareket ederken izlenebildi.Astronomlar ilk kez bir Güneş-dışı (Güneş Sistemi dışında) bir gezegeni kendi genç güneşinin yörüngesinde dönerken izledi. Gezegen Dünya’dan yaklaşık 60 ışık yılı uzakta. Avrupa Güney Gözlemevi’ne ait, Şili’de bulunan Very Large Telescope (VLT) kullanılarak yapılan gözlemde, ‘Beta Pictoris b’ adlı dev gaz topu şeklindeki gezegen genç yıldızı ‘Beta Pictoris’ çevresinde dönerken izlendi. Bununla birlikte Beta Pictoris yıldızının bugüne kadar tespit edilenler içinde, bir gezegene sahip en genç yıldız olduğu da açıklandı. Kaynak:Ntvmsnbc(13 Haziran 2010 Pazar/TSİ:13:03) |
Mars Okyanusuna Yeni Kanıt Mars Okyanusuna Yeni Kanıt Bir zamanlar 'kızıl gezegen”in kuzey yarıküresini kaplayan okyanusun, Dünya’daki tüm okyanusların onda biri hacminde su içerdiği öne sürüldü. Colorado Üniversitesi’nden (Boulder, ABD) yerbilimciler, onyıllardır süren tartışmaya yeni bir pencere açarak, Mars’ın 3,5 milyar yıl önce gezegenin üçte birini kaplayan ve mikroorganizmalara yaşam ortamı sağlayabilecek büyük bir okyanusa sahip olduğunu öne sürdüler. Şimdiye kadarki gözlemlerden derlenmiş veriler üzerinde kapsamlı incelemelerin bulgularını iki ayrı makaleyle Nature Geoscience adlı dergide yayımlayan bilimcilere göre veriler, Mars’ta da Dünyamızdakine benzer bir su döngüsünün (buharlaşan suyun yağışlarla yeniden gezegen yüzeyine inmesi akarsularla yüzeyi şekillendirip deniz ve göllerde birikmesi) varlığına işaret ediyor. Araştırmaları yöneten Gaetano Di Achille ve Brian Hynek adlı yerbilimcilere göre kuzey yarıküredeki düzlükleri kapsayan okyanus 124 milyon kilometreküp sudan oluşuyordu. Bu miktar, Dünyamızdaki tüm okyanusların toptan hacminin onda biri anlamına geliyor. Mars’ın milyarlarca yıl önce Dünya gibi ılıman bir iklime sahip olduğu konusunda gezegenbilimciler arasında görüş birliği var. Mars çevresinde dolanan uyduların gönderdiği görüntülerdeki derin vadiler ve benzer jeolojik oluşumlar, gezegen yüzeyinin büyük su havzaları ve akarsularca şekillendirildiğine işaret olarak yorumlanıyor. Radar ve tayfölçer verileri de Mars’ın kuzey kutup başlığında ve toprak altında büyük miktarda su bulunduğunu gösteriyor. Ayrıca, yüzeyde yıllardır araştırma yapan Opportunity ve Spirit adlı tekerlekli araçların (rover) gönderdikleri görüntülerle, yaptıkları jeofiziksel ve kimyasal analizler de kayaların bir zamanlar çok tuzlu sıvı su kütlelerinin altında evrim geçirdiğini gösteriyor. Okyanusların varlığı konusundaysa doğrudan bir kanıt şimdiye kadar bulunamamıştı. Nedeni, olası deniz tabanlarının etkin volkanizma nedeniyle lavlarla dolmuş olması ve gerek faylanma, gerekse de erozyon nedeniyle yaylalarla düzlüklerin sınırında olası okyanus kıyısı sayılabilecek süreklilikte oluşumlar gözlenememesi. Di Achille ve Hynek’in büyük Mars okyanusu için sunduğu kanıt, gezegen yüzeyinde belirledikleri 52 “nehir deltası” üzerine kurulu. Araştırmacılar ayrıca Mars görüntülerinde bu deltalarla ilişkili 40 bin kadar irili ufaklı akarsu yatağı belirlemişler. İki yerbilimciye göre bu deltalardan 29’u, aynı ya da benzer irtifada sonlanıyor (aralarında yalnızca 117 metre fark var) ve sona erdikleri yerler okyanusun kıyısını oluşturuyor ya da okyanus tabanındaki su tablasında ya da birkaç büyük göl kıyısında son buluyor. Mars’taki nehir deltaları, gezegenbilimcilerin başlıca ilgi odaklarından biri. Nedeni, Dünya’daki deltaların organik karbonu ve yaşamın öteki işaretçilerini hızla gömmeleri. Dünyadışı yaşamı araştıran pek çok astrobiyolog, eğer bulunursa Mars’ta geçmiş ya da halen mevcut yaşam formlarının, toprak altındaki mikroorganizmalar biçiminde ortaya çıkacağına inanıyor. Di Achille, “Dünya’da deltalar ve göller, geçmiş yaşamın işaretlerini toplayıp koruyan mükemmel ortamlar” diyor. “Eğer Mars’ta yaşam ortaya çıkmışsa, deltalar Mars’ın biyolojik geçmişinin kapılarını açacak anahtar olacak.” Hynek’e göre de varlıklarını uzun süre devam ettiren okyanuslar, Mars’ta mikrobiyel yaşama tutunabileceği bir ortam sağlamış olabilir. Kaynak:Ntvmsnbc(15 Haziran 2010 Salı/TSİ:10:26) |
Uzay İstasyonu'na 100. Seyahat Uzay İstasyonu'na 100. SeyahatRus uzay aracı Soyuz, Uluslararası Uzay İstasyonu'na 100. Soyuz seyahatinde iki ABD'li astronot bir de Rus kozmonot taşıyor. Yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) 3 kişi götürecek olan Rus Soyuz'u, Kazakistan'ın Baykonur üssünden TSİ 00.30 sularında başarıyla havalandı. Soyuz TMA-19 aracındaki Amerikalı astronotlar Douglas Wheelock ve Shannon Walker ile Rus kozmonot Fyodor Yurchikhin'in, UUİ'de yaklaşık 6 aylık bir çalışma yapması planlanıyor. Üçlünün bu süre içinde Endeavour uzay mekiğinin ''emekli'' olmadan önce Kasım ayında yapması planlanan son seferini UUİ'den gözlemlemesi de öngörülüyor. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Atlantis uzay mekiğini emekliye ayırdıktan sonra, Atlantis'in kardeşleri olarak görülen Discovery ve Endeavour'un da nihai uçuşlarını yapmalarının ardından uzay mekiği programını yıl sonuna kadar bitirmeyi planlıyor. Daha sonraki dönemde, yeni bir gelişme olmaması durumunda UUİ'ye ulaşım için sadece Rus Soyuz araçları kullanılacak. Yaklaşık 100 milyar dolara mal olan ve 16 ülkenin ortak projesi olan UUİ, yörüngenin ''alçak dünya yörüngesi'' adı verilen kesiminde, yeryüzünden yaklaşık 354 km uzaklıkta bulunuyor. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(16 Haziran 2010 Çarşamba/TSİ:15:36) |
Göktaşı Kaşifi Mercek Altında Göktaşı Kaşifi Mercek AltındaJaponya'nın 7 yıl önce uzaya gönderdiği ve göktaşından numune getirdiğine inanılan Hayabusa uzay sondasının kapsülü, 5 milyar km süren yolculuğun ardından Tokyo'daki araştırma merkezine bugün ulaştı. Japon Havacılık ve Uzay Keşif Ajansının (JAXA) Hayabusa projesi direktörü Junichiro Kavaguşi "Bu kapsülü en son 7 yıl önce görmüştüm. Yepyeni duruyor. Göktaşıyla buluşmadan sonra kapağı kapalı kalsın 2007'de mühürlenmiş, bu çok cesaret verici" dedi. Dünyaya döndükten sonra pazartesi Avustralya çölünde bulunan basket topu büyüklüğündeki kapsül, incelenmek üzere Tokyo'nun batısındaki Kanagava'da bulunan Sagamihara bilimsel araştırma merkezine teslim edildi. Kapsülün, Hayabusa sondasının 2005'te konduğu Dünya'dan 290 milyon km ötedeki "on milyonlarca ila yüz milyonlarca yaşındaki" Itokawa göktaşından numuneler getirmiş olması bekleniyor. Bu numunelerin güneş sisteminin kökeniyle ilgili daha fazla bilgi sağlamasını uman bilim adamları, Hayabusa'nın görevini yerine getirip getirmediğini öğrenmek için birkaç hafta beklemek zorunda bulunuyor. Kapsül boş bile olsa büyük miktarda fotoğraf çeken ve göktaşı üzerinde birçok analiz yapan Hayabusa, yine de üzerine düşeni yerine getirmiş olacak. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(18 Haziran 2010 Cuma/TSİ:15:57) |
Dev Yıldız Uzaya Oksijen Püskürüyor Dev Yıldız Uzaya Oksijen Püskürüyor NASA’nın kızılaltı (Infrared – IR) dalgaboylarında gözlem yapan WISE uydusunun izlediği dev bir yıldız, uzaya püskürttüğü dış katmanlarıyla ilginç bir görüntü oluşturuyor. Öpücük gönderen dudaklara benzeyen kırmızı halenin merkezindeki beyaz nokta, bir Wolf-Rayet yıldızı. İlk kez bu yıldızları tanımlayan gökbilimcilerin adını taşıyan sınıfa ait olan V385 Carinae adlı yıldız, aslında “O” sınıfı mavi dev yıldızlardan. Karina Takımyıldızı (gemi omurgası demek) bölgesinde Dünya’dan 16.000 ışıkyılı uzaklıktaki yıldızın kütlesi Güneş’inkinin 36, çapıysa 18 katı. Çok sıcak olduğundan Güneş’ten 1 milyon kez daha parlak. Muazzam kütlesi nedeniyle birkaç milyon yıllık ömrünün sonunda demirle dolup artık enerji üretemeyen merkezi yıldızın muazzam ağırlığını dengelemeyerek çökecek ve dış katmanlar muazzam bir süpernova patlamasıyla uzaya saçılacak. Birkaç Güneş kütlesinde demir içeren merkezse, nötron yıldızı (20 km çaplı bir küre) durağında bile duramayıp nokta halinde bir karadeliğe dönüşecek. Wolf Rayet sınıfına sokulmasının nedeni, çok güçlü rüzgarıyla (yüzeyinden uzaya savurduğu elektrik yüklü parçacıklar) dış katmanlarının büyük bir bölümünü uzaya saçması. Merkezde sentezlenen ağır elementler dış katmanlara yayıldığından, bu güçlü rüzgarla birlikte yıldızı çevreleyen bir hale oluşturuyor. Yaşam için gereksinim duyduğumuz oksijenin kaynağı, evrende ömürlerinin sonuna yaklaşmış süperdev yıldızlar. WISE’ın IR kameralarına kırmızı olarak yansıyan çember de, daha önce uzaya püskürtülmüş olan ve yıldızın yaydığı şiddetli morötesi (ultraviolet – UV) ışınımla iyonize olmuş (elektronlarından bazılarını yitirmiş) oksijen atomlarından oluşuyor. Bu elektronlar atomlarla yeniden birleştiklerinde uydunun algıladığı ışınım salınıyor. Kaynak: Ntvmsnbc(21 Haziran 2010 Pazartesi/TSİ:11:20) |
Gezegende Cehennem Kasırgaları Gezegende Cehennem Kasırgaları Dünya’dan 150 ışık yılı uzaklıktaki bir Güneş-dışı gezegende çok şiddetli kasırgalar oluyor. “Sıcak Jüpiter” olarak nitelendirilen gezegende rüzgarların hızı saatte yaklaşık 10 bin km. Güneş benzeri bir yıldızın çevresinde dolanan ve gökbilim kataloglarına HD209458b tanımıyla geçen gezegen, Kanatlı At (Pegasus) Takımyıldızı bölgesi yakınında ve Jüpiter’inkinin yüzde 60 kadarı kütleye sahip. “Sıcak Jüpiterler” olarak adlandırılan gruba dahil olan gezegen, yıldızına Dünya-Güneş mesafesi olan 150 milyon km’nin 20’de biri mesafede dolandığından yüzey sıcaklığı 1000 derece, esen rüzgarların hızı saatte 9920 km. Yıldızlarına böylesine yakın dolanan gezegenler yıldızın “kütleçekim kapanına” tutulduklarından (kendi çevrelerinde dönüşleriyle yörünge periyotları eşitlendiğinden) yalnız bir yüzleri yıldıza dönük oluyor. Bu durumda yıldıza bakan yüz çok yüksek sıcaklıklara erişirken, “gece yüzü” çok daha soğuk kalıyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (ABD) araştırmacılarından Dr. Simon Albrecht, tıpkı Dünyamızda büyük sıcaklık farklarının çok şiddetli rüzgarlara yol açtığı gibi gözlenen gezegende de aynı durumun sözkonusu olduğunu belirtiyor. Gezegen, bu yakınlıktaki yörüngesinde yıldız çevresinde bir turunu 3,5 günde tamamlıyor. Önünden her geçişinde yıldızının ışığında periyodik azalmalara neden oluyor. Araştırmacılar, ışıktaki bu dalgalanmalardaki örüntüden gezegenin atmosferi konusunda bilgi derleyebiliyorlar. Şili’de Avrupa Güney Gözlemevi’ne ait Çok Büyük Teleskop (VLT) dizgesiyle yapılan gözlemlerle gezegenin atmosferinde zehirli karbon monoksit gazı belirlenmiş. Gözlemler ayrıca gazın ne kadar hızla hareket ettiğini de ortaya koymuş. Araştırmacılar ayrıca yörünge periyodundan gezegenin kütlesini de hesaplayabilmiş. Kaynak: Ntvmsnbc(24 Haziran 2010 Perşembe/TSİ:10:20) |
'Hayalet Parçacık'a Kütle Ayarı 'Hayalet Parçacık'a Kütle AyarıMaddeyle çok ender olarak etkileştiği için bir ışıkyılı (yaklaşık 10 trilyon km) uzunlukta bir kurşun blok içinden bile adeta boşlukta yol alıyormuş gibi hiçbir atoma çarpmadan geçebileceği söylenen bu parçacıkların, önceden foton (ışık parçacıkları) gibi kütlesiz olduğu düşünülüyordu. Yıldızların merkezlerindeki nükleer tepkimelerde ortaya çıkan bu parçacıklar öylesine çok sayıda üretiliyor ki, her saniye vücudumuzun her santimetrekaresinden milyarlarcası geçip gidiyor. Dünyamız da bu nötrino akısına büyük ölçüde saydam. Yani (genellikle Güneş kaynaklı) olan nötrinolar, akılalmaz sayılarla Dünya’nın bir yanından girip hiç etkileşmeden öteki yanından çıkarken ancak içlerinden bir ikisi yeraltında sıvı dolu büyük havuzlardaki atomlarla etkileşiyorlar. Bu etkileşme sonucu ortaya çıkan elektrik yüklü parçacıklar, sıvı içinde yol alırken yaydıkları “Çerenkov ışınımı” ile hayaletin ziyaretini haber veriyorlar. Ancak ilk kez 1960’lı yıllarda ABD’li fizikçi Ray Davis, yine de Güneş’ten Dünya’ya gelen nötrino sayısının kuramların öngördüğünden çok daha az olduğunu belirledi. Bu bilmecenin yanıtıysa 2002 yıllarında geldi: Elektronların üç türü, ya da fizikçilerin deyimiyle “tadı” ya da “çeşnisi” bulunuyor. Bunlar elektron nötrinosu ile daha ağır türleri olan müon nötrinosu ve tau nötrinosu. Güneş’te (ve öteki yıldızlarda) nükleer tepkimeler en çok elektron nötrinosu üretiyor. Nötrino Detektörü 2002 yılında fizikçiler, nötrinoların Güneş’ten Dünya’ya doğru yol alırken çeşnilerin birbirlerine dönüşüp durduklarını keşfettiler. Bu keşfin iki önemli sonucu vardı. Birincisi, Dünya’daki detektörler genellikle elektron nötrinosuna duyarlı olduğundan, bu çeşni’nin yolda öteki çeşnilere dönüşmesi, gözlenen nötrino açığının kaynağını ortaya koyuyordu. İkincisiyse, çeşnilerin birbirine dönüşmesi ya da teknik deyimiyle “salınımı” ancak kütlesi olan parçacıklar için söz konusu olacağından “kütlesiz nötrino” düşüncesi çöpe atıldı.Daha sonra çeşitli deneyler, nötrino kütleleri için bir üst sınır olarak 1,8 eV (elektronvolt) değerini koydu. Ancak evrendeki en büyük yapıların biçimlerini inceleyen gökbilimciler, buradan yola çıkarak en küçük cisimlerden birinin kütlesi için yeni bir değer belirlediler. Dünya’nın önde gelen ilk 10 üniversitesi arasında sayılan University College, London araştırmacıları (İngiltere), evrendeki maddenin topaklandığı yapıları yani gökada kümelerini ve süperkümeleri incelediklerinde bu yapıların “düzleşmiş olduğunu” fark etmişler. Vardıkları yargı, tıpkı okyanus dalgalarının kıyıdaki kum yığınlarını düzleştirmesi gibi nötrinoların da evrenin büyük ölçekteki yapısını düzleştirmiş olması. Bilimcilerin yapıların bu biçimlerinden yola çıkarak nötrino için hesapladıkları yeni “tavan değer” 0.28 eV, yani eskisinin yaklaşık altıda biri. Bu durumda nötrino, tek bir hidrojen atomunun kütlesinin milyarda birinden daha küçük. Kaynak: Ntvmsnbc(24 Haziran 2010 Perşembe/TSİ:15:19) |
Hızlı Yıldızı 'Karanlık Madde' Dizginliyor Hızlı Yıldızı 'Karanlık Madde' DizginliyorBize doğru saniyede 695 km hızla savrulan SDSS J1539+0239 adlı yıldızı, içinde bulunduğu yoğun kütleli karanlık madde halesi engelliyor. Samanyolu’nun halesindeki en hızlı yıldızı izleyen Alman gökbilimciler, gökadamızın kütlesinin 2 trilyon Güneş kütlesine yakın olduğunu hesapladılar. Yılancı (Serpens) Takımyıldızı bölgesinde, gökbilimcilerce 39 bin ışık yılı uzakta olduğu tahmin edilen SDSS J1539+0239 adlı yıldızın, haleden bize doğru saniyede 694 km hızla hareket ettiğini belirlediler. Araştırmacılara göre böylesine hızlı bir yıldızın gökadadan kaçıp kurtulmasını ancak Samanyolu’nun önceki tahminlerden daha büyük bir kütleye sahip olması önleyebilir. Araştırmacıların hesapları, Samanyolu’nun en az 1,8 trilyon Güneş kütlesinde olduğunu gösteriyor. Bilimciler, öteki gökadalar gibi Samanyolu’nun da büyük bir “karanlık madde” halesinin ortasında bulunduğunu düşünüyorlar. Son yıllarda yapılan duyarlı uydu gözlemleri, evrende tanıdığımız (atomlardan oluşan) maddenin oranının yüzde 4,6, özellikleri bilinmediği için “karanlık” sıfatı takılan madde türününse yüzde 23 olduğunu göstermiş bulunuyor. Yani evrendeki toplam maddenin yüzde 80’i “karanlık”. Evrenin enerji içeriğinin (Einstein’ın ünlü E=Mc2 formülü uyarınca kütle de enerji cinsinden ifade edilebiliyor) geri kalan yüzde 73’ünü yine bilinmeyen, yerçekiminin tersine itici etki yaparak evreni ivmelendirerek genişleten bir “karanlık enerji” meydana getiriyor. Standart evren modellerine göre 13,7 milyar yıl önce evreni ortaya çıkaran Büyük Patlama’nın ardından karanlık madde topaklaşarak evrene süngerimsi bir yapı kazandırdı. Bu yapıyı oluşturan liflerin kesişme noktalarında da gökada kümeleri ortaya çıktı. Bu kümeler, her biri karanlık madde topaklarının ortasında toplanan (tanıdık) maddeyle oluşan irili ufaklı gökadalardan meydana geliyor. Dev gökadalar kategorisindeki Samanyolu’nda büyük çoğunluğu Güneş’ten hayli küçük olan yüzmilyarlarca yıldız (son tahminlere göre 400 milyar) ve içlerinde yıldızların kümeler halinde ortaya çıktığı dev gaz ve toz bulutları bulunuyor. Ama yine de gökada kütlesinin çok büyük bölümünün, karanlık maddeden oluşan “karanlık hale”de toplanmış olduğu düşünülüyor. Kaynak: Ntvmsnbc (29 Haziran 2010 Salı/TSİ:17:38) |
Güneş-Dışı Gezegenin İlk Fotoğrafı Güneş-Dışı Gezegenin İlk Fotoğrafı Dünya’dan görüntülenen ilk Güneş dışı gezegenin yakınındaki yıldıza ait olduğu anlaşıldı. Astronomik bir velayet dosyasını sonuçlandıran gökbilimciler, 2008 yılında görüntülenen bir gezegenin gerçekten de yanındaki yıldızın çevresinde dolandığı kararını verdiler. Dünya’dan yaklaşık 500 ışıkyılı uzaklıkta Akrep Takımyıldızı bölgesindeki gezegen (resmin sol üstündeki nokta) ilk kez yeryüzündeki teleskoplarla görüntülenmiş, ancak bir Güneş Sistemi’nin üyesi mi olduğu, yoksa yıldızın yakınında bulunmasının rastlantısal bir beraberlik mi olduğu konusu karanlıkta kalmıştı. Keşfi yapan gökbilimcilerden David Lafraniere, “O zaman emin olduğumuz tek şey, gezegen kütlesinde genç bir cismin, Güneş benzeri genç bir yıldızın yakınında görülmesiydi” diyor. Ancak Hawaii’de bulunan ve “uyarlanabilir optik” (adaptive optics) teknolojisine sahip Gemini teleskobuyla yapılan yeni gözlemler, çok daha net bir görüntü ve görüntüler üzerinde daha duyarlı analizlere olanak tanıdığından, kuşkular giderilmiş bulunuyor. Bu teknoloji, gökcisimlerinin ışığının Dünya’ya gelirken atmosferdeki moleküllerin titreşimi sonucu netlik yitirmesini önlüyor. Güçlü bir lazerle gökyüzünde oluşturulan bir “sanal yıldız”ın atmosferde uğradığı biçim bozulmaları izleyen bilgisayar, uzak yıldızlardan gelen ışıktaki bozulmaları da bu şablona göre düzeltiyor. Ortaya daha net ve ayrıntılı, gerçeğe daha yakın görüntü ortaya çıkıyor. Görüntülenen gezegen, 5 milyon yıl önce ortaya çıktığı hesaplanan ve Yukarı Scorpius (Akrep) Topluluğu diye adlandırılan genç bir kümedeki IRSX J160929.1-210524 tanımlı yıldızın çevresinde dolanıyor. Araştırmacılar, kütlesi Jüpiter’in sekiz katı olan gezegenin yıldızına Güneş-Dünya mesafesinin (150 milyon km) 300 katı uzaklıkta dolandığını belirlemişler. Gezegen, sistem henüz genç olduğundan 1500 santigrat derece yüzey sıcaklığına sahip. Ancak, geçecek milyarlarca yıl sürede sıcaklığını büyük ölçüde kaybedecek. Kaynak: Ntvmsnbc (02 Temmuz 2010 Cuma/TSİ:09:50) |
Son İki Mekik Gecikecek Son İki Mekik Gecikecek Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), uzay programı kapsamında bu yıl yapılması öngörülen son iki uzay mekiği gönderilmesinin gecikmeli olarak gerçekleştirileceğini bildirdi. NASA'dan yapılan açıklamada, yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) gönderilecek son malzemelerin hazırlanması sürecinin uzaması nedeniyle Discovery mekiğinin fırlatılmasının Eylül ayından 1 Kasıma, Endeavour mekiğinin fırlatılmasının ise Kasım ayından 26 Şubata ertelendiği kaydedildi. Mekik yolculuklarının Discovery ve Endeavour'un fırlatılmasıyla sonlandırılacağı anımsatılan açıklamada, Discovery'nin UUİ'ye ihtiyaç malzemesi ikmali yapacağı, mekik yolculuklarına 134'üncü uçuşla son noktayı koyacak olan Endeavour'un ise 1,5 milyar dolar değerindeki Alfa Manyetik Spektrometre parçacık algılayıcısı götüreceği ifade edildi. ABD yönetimi yüksek maliyet nedeniyle mekik uçuşlarının sonlandırılmasını, NASA'nın mali kaynaklarının çevre, iklim değişikliği gibi konulara yönlendirilmesini istiyor. Obama yönetimi, yeni uzay aracı ve bu yöndeki diğer uzay çalışmalarının özel sektöre devredilmesinden yana bir tutum izliyor. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar (02 Temmuz 2010 Cuma/TSİ:09:36) |
Betelgeuse'tan İkinci Güneş mi Çıkacak? Betelgeuse'tan İkinci Güneş mi Çıkacak? Rusya Uzay Ajansı "Roskosmos"un internet sitesinde yer alan habere göre, Hawaii'deki Mauna Kea yanardağının zirvesinde bulunan Keck Teleskobu vasıtasıyla ulaşılan verileri değerlendiren bilimadamları, Betelgeuse'nin son 16 yılda kutuplarından basılarak daha önce sahip olduğu yuvarlak şeklini hızla kaybettiğinin gözlendiğini aktardı. Bilimadamları, dev yıldızda meydana gelen bu değişikliklerin; aylar, hatta haftalar içerisinde Betelgeuse'nin süpernova'ya dönüşeceğinin işareti olabileceğini öne sürüyor.Bazı bilimadamları, meydana gelecek patlamada yayılacak ışığın şiddetinin Ay'ın yansıttığı ışığa eşdeğer olacağını söylerken; kimi bilimadamları ise patlamanın çok daha parlak olacağını iddia ederek, Dünya'nın kısa süreliğine de olsa adeta iki "güneşi" olacağını savunuyor. Patlamanın Dünya için tehlikeli olmadığını vurgulayan bilimadamları, patlama sonrasında oluşan zararlı parçacık dalgalarının yüzyıllarca sonra Yerküreye ulaşacağını belirtiyor. ‘Beyaz Geceler’ Süpernova patlamasının 5-6 hafta süreceğini belirten bilimadamları, patlama zamanı yayılan ışık nedeniyle gezegenimizin bazı bölgelerinde, insanların "beyaz geceler"le tanışacağını (kutuplar ve yakınlarındaki aydınlık geceler), bazı bölgelerde ise gündüz aydınlığının 2-3 saat uzayacağını söylüyor. Nebula Olacak Patlamanın ardından Betelgeuse tamamen sönerek, insanlara bulutsu (Nebula) şeklinde görünecek. Yengeç İki Yıl Parlamıştı 1054 yılında Çin ve Arap astronomlar tarafından kayıtlara alınan bir süpernova neticesinde oluşan Yengeç Bulutsusu (Crab Nebula), bize uzaklığının 6000 ışık yılı olmasına rağmen haftalarca Venüs'ten daha parlak görünmüş ve yaklaşık iki yıl boyunca da çıplak gözle izlenecek parlaklığa sahip olmuştu. Güneşin Bin Katı Yerküreye 500 ışık yılı uzaklıktaki Orion Takımyıldızı'nda yer alan dev Betelgeuse yıldızı, 4,5 milyar yaşındaki Güneş'e karşılık sadece birkaç milyon yaşında.Güneş'in 1000 katı büyüklüğünde ve 100 bin katı parlaklığında olan Betelgeuse, Güneş Sistemi'nin merkezinde olsaydı büyüklüğüyle Merkür, Venüs ve Dünya'yı içine alarak Jüpiter'e dek uzanırdı. Dev yıldızın yüzeyinde saptanan ortalama yüzey sıcaklığı, Güneş'in yüzey sıcaklığından 3 bin derece daha sıcak, 9 bin derece. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar (07 Temmuz 2010 Çarşamba/TSİ:11:56) |
Göktaşından Gelen Toz Göktaşından Gelen Toz Japonya'nın 7 yıl önce uzaya gönderdiği ve göktaşından numune getirdiğine inanılan Hayabusa uzay sondasının kapsülünde 'minik parçacıklar' bulundu. Japon Havacılık ve Uzay Keşif Ajansının (JAXA) bildirisinde, bu küçük tozların, ümit edildiği gibi, Itokava göktaşından mı yoksa yeryüzünden mi geldiğinin anlaşılması için incelenmesi gerektiği belirtildi. Bildiride, kapsülü açma işlemine 24 Haziranda başlandığı ve içeride minik parçacıklar bulunduğunun teyit edildiği kaydedildi.JAXA sözcüsü, sondanın 7 yıl önce dünyadan ayrılırken gerçekten sıkıca kapalı olmadığını, bu durumun da içinde yeryüzü kaynaklı tortuların bulunabileceğini akla yatkın hale getirdiğini söyledi. Bu minik parçacıkların kökenini belirlemek için yapılacak incelemelerin birkaç hafta süreceği kaydedildi. Kapsül, incelenmek üzere Tokyo'nun batısındaki Kanagava'da bulunan Sagamihara bilimsel araştırma merkezine teslim edilmişti. Kapsülün, Hayabusa sondasının 2005'te konduğu, Dünya'dan 290 milyon km ötedeki "on milyonlarca ila yüz milyonlarca yaşındaki" Itokava göktaşından numuneler getirmiş olması bekleniyor. Bu numunelerin güneş sisteminin kökeniyle ilgili daha fazla bilgi sağlamasını uman bilim adamları, Hayabusa'nın görevini yerine getirip getirmediğini öğrenmek için birkaç hafta beklemek zorunda. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(08 Temmuz 2010 Perşembe/TSİ:10:35) |
Rosetta 'Yeni Bir Dünya' Keşfetti Rosetta 'Yeni Bir Dünya' Keşfetti Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) Almanya'nın Darmstadt kentindeki uzay operasyonları merkezinin yetkilisi Holger Sierks, uzay aracının Osiris (Optical, Spectroscopic and Infrared Remote Imaging System) adlı kamerasıyla dün 100 kilometreyi aşkın çapı bulunan dev göktaşı Lutetia'nın krater ve birçok ayrıntısını gösteren harika görüntüler elde edebildiğini belirterek, "Rosetta bilim adamlarını yıllarca meşgul edecek yeni bir dünya keşfetti" dedi. Rosetta'nın hatasız bir yol izleyerek çok başarılı bir görev yerine getirdiğini söyleyen Sierks, "Eskiden uzaktaki bir yabancı olan göktaşı şimdi yakın bir dost oldu" diye konuştu. Avrupa sondası Rosetta, dün TSİ 19.10'da Mars ve Jüpiter'in yörüngeleri arasında bulunan ve güneş sisteminin geçmişi konusunda önemli ipuçları sağlayabilecek Lutetia'nın yaklaşık 3 bin km uzağından, daha sonra da 6 km uzunluğundaki daha küçük göktaşı Steins'a 800 mesafeden geçti. Dünyadan 450 milyon km uzakta bulunan ve gönderdiği veri sinyallerinin ulaşması 25 dakika süren Rosetta, saatte 55 bin km hızla yanından geçtiği göktaşının bileşenlerini tespit edebilmek için çevresinde gaz veya toz ya da manyetik alana sahip bulunup bulunmadığını ölçtü. 2 Mart 2004'te uzaya gönderilen Rosetta, Güneş çevresindeki seyahatinde şimdiye dek yaklaşık 5 milyar km yol katetti ve hızını artırmak, aynı zamanda rotasını değiştirmek için üç kez Dünya'nın (Mart 2005, Kasım 2007 ve Aralık 2009) ve bir kez de Şubat 2007'de Mars'ın yakınından geçerek gezegenlerin çekim gücünü kullandı. Bu kozmik bilardonun son etabında, Rosetta uzay aracı, 2014'te Dünya'ya 675 milyon km uzaktaki 67/P Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına toplam 6,5 milyar km yol katettikten sonra yaklaşacak. Gök cisminin yörüngesine girerek yan yana hareket edecek ve ayrıntılı görüntülerini Dünya'ya geçecek Rosetta, daha sonra kuyruklu yıldızın yüzeyine kimyasal analiz yapması için buzdolabı büyüklüğünde bir robotu Kasım 2014'te indirecek. Kuyruklu yıldızın yörüngesine girerek, Philae modülünü bırakması planlanan Rosetta'nın Amerikalıların kullanımına tahsis edilmesi öngörülüyor. Oluşumlarından bu yana çok az kimyasal değişikliğe uğrayan kuyruklu yıldızların keşfi, Güneş Sistemi ve evrenin gerçeklerinin anlaşılması açısından önemli bulunuyor. Uzay aracının asıl hedefi olan Wirtanen kuyruklu yıldızı ise çoktan Güneş Sistemi'nin dışına çıkmış bulunuyor. Yaklaşık bir milyar euroya mal olan Rosetta uzay mekiği Avrupa'nın uzay çalışmalarının amiral gemisi niteliği taşıyor. Uzmanlar, kuyruklu yıldıza inen aracın ayaklarının çok sağlam olması gerektiğini belirterek, inişin yıldızın seyir yönünün tersine olması nedeniyle bu operasyonun zorluğuna dikkat çekiyor. Kuyruklu yıldız projesine ve ilk kez bir kuyruklu yıldıza iniş yapacak uzay aracına, 1799'da Mısır'ın Reşit (Rosetta) kenti civarında bulunan, üzerinde Yunanca ve hiyeroglif yazılar ve hiyeroglifin çözülmesini sağlayan bazalt tabletten ''Rosetta'' adını veren bilim adamları, hedef olarak ilk başta, Dünya'yı sık sık ziyaret eden Wirtanen kuyruklu yıldızını seçmişlerdi. Kaynak:AA(11 Temmuz 2010 Pazar/TSİ:13:32) |
Balon Şişiren Karadelik Balon Şişiren Karadelik Yeni keşfedilen küçük bir karadelik, 1000 ışıkyılı uzunlukta parçacık fıskiyeleri püskürtürken gözlemlendi. Bu parçacıklar, dev bir gaz balonunun hızla büyümesine yol açıyor. Karadeliklerin ters yönde püskürttükleri bu parçacık fıskiyelerine gökbilim dilinde jet deniyor. Tabii karadelikler kendilerine “olay ufku” denen kritik bir mesafeden daha çok yaklaşan tüm maddeyi, hatta ışığı bile bir daha dışarı çıkmamak üzere hapsettiklerinden, bu jetler karadeliğin kendisinden çıkmıyor. Çevrelerinde bulunan (örn:yakındaki bir yıldızdan çaldıkları) madde güçlü kütleçekimine kapıldığı karadeliğe düşmeden önce çevresinde hızla dönen bir disk oluşturuyor ve disk içinde muazzam hızlara ve sıcaklıklara ulaşan madde X-ışınları yayarak karadeliğin varlığını belli ediyor. Disk içinde hızla dolanan gaz ve toz zerreciklerinin bir kısmı karadelik tarafından yutulmak üzere olay ufkundan içeri düşerken, bir kısmı da içeri düşmeden karadeliğin muazzam manyetik alanının kutuplarından uzaya püskürerek gözlenen bu jetleri oluşturuyor. Ancak bu jetler genellikle gökadaların merkezlerinde bulunan milyonlarca, hatta milyarlarca Güneş kütlesinde dev karadeliklerce püskürtülüyor. Bu dev kütleli karadeliklerin bazıları çevrelerinde çok yoğun “gıda” bulunduğu için öylesine faaller ki, yaydıkları ışınım, içinde yeraldıkları yüzmilyarlarca yıldız içeren gökadanın toplam ışığını bile bastırıyor. Böylesine yoğun ortamlara genellikle evrenin gençlik yıllarında rastlandığı için, “kuasar” denen bu dev karadelikler çok ötelerde, milyarlarca ışık yılı uzaklıklarda gözleniyor. Oysa gökbilimcilerin Şili’deki Avrupa Güney Gözlemevi’ndeki (ESO) Çok Büyük Teleskop (VLT) ile NASA’nın Chandra X-ışını Uzay Teleskobu ile gözlemledikleri karadelik yalnızca birkaç Güneş kütlesinde. Bunlar, Güneş’in en az sekiz katı kütlesinde büyük yıldızların kısa ömürleri sonunda merkezlerinin çökmesiyle oluşuyor. Birkaç Güneş kütlesindeki merkez çökerek boyutsuz bir nokta büyüklüğünde bir karadeliğe dönüşürken, yıldızın dış katmanları da çöküşün tetiklediği bir süpernova patlamasıyla uzaya saçılıyor. Bu tür karadeliklere gökbilim jargonunda “yıldız kütleli karadelik” deniyor. Kuasarlar gibi kutuplarından parçacık jetleri püskürten ve çok ender görülen bu tür karadelikler gökbilim dilinde “mikro kuasar” diye adlandırılıyor. Dünya’dan 12 milyon yıl uzaklıkta NGC 7793 adlı sarmal gökadada belirlenen mikrokuasarın daha da şaşırtıcı tarafı, görece küçük kütlesine karşın sahip olduğu muazzam güç. Bu jetler, yıldızlar arası ortamda bulunan gaza çarparak ısıtıyor ve genişliyor, sonuçta topak biçimli gaz balonları oluşturuyor. Yeni keşfedilen mikrokuasarın şişirdiği sıcak gaz balonların 1000 ışıkyılı uzunlukta olduğu belirlenmiş. Gökbilimcilere göre bu karadeliğin olay ufku zihinde bir futbol topu büyüklüğünde canlandırılacak olsa, aksi yönlerde fışkıran jetler Dünya’dan Plüton’un yörüngesinden daha ötede bir noktaya kadar uzanır. Mikrokuasardan çıkan jetlerin ortamdaki gaza çarptıkları noktaları belirleyen gözlemciler, gaz topaklarının saatte yaklaşık 1 milyon km hızla genişlediğini hesaplamışlar. Topakların büyüklüğü ve hızlarından da jetlerin en az 200 bin yıldır püskürmekte olduğu belirlenmiş. NOT:Mikrokuasar; biri yıldızdan oluşan karadelik veya nötron yıldızı ve diğeri yıldız olmak üzere en az iki nesneden oluşan ve yıldızdan karadeliğe madde akımına neden olan yapıya verilen özel ad. Kaynak:Ntvmsnbc(12 Temmuz 2010 Pazartesi/TSİ:11:41) |
Dünya Kaç Yıl Gençleşti? Dünya Kaç Yıl Gençleşti? Dünya’nın sanılandan daha genç olduğu kanıtlandı ama bu süre kimine göre 120, kimine göreyse 70 milyon yıl. İngiliz bilimcilerin jeolojik araştırmasına göre, Dünya'nın yaşının daha önce tahmin edilen 4,537 milyar yıldan 70 milyon yıl eksik. Araştırmaya başkanlık eden İngiltere'nin prestijli Cambridge Üniversitesi'nden Dr John Rudge, Dünya'nın yaşını teyit etmek için kabuğundaki bileşenleri Güneş Sistemi ile aynı yaşta olan göktaşındaki bileşenlerle mukayese ettiklerini belirterek, yerkürenin oluşumunun önceden düşünülenden çok daha fazla zaman aldığı sonucuna vardıklarını kaydetti. Haziran başında basına açıklanan bir başka araştırmadaysa, Dünya’nın yaşı 120-130 milyon yıl düşürülmüştü. Kopenhag’daki Niels Bohr Enstitüsü ve ABD’deki California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) araştırmacılarınca gerçekleştirilen yeni bir çalışmaysa, gezegenler arası çarpışmayı doğrulamakla birlikte Dünya ve Ay’ın daha geç, Güneş Sistemi’nin oluşmasından 150 milyon yıl sonra ortaya çıktığını gösteriyor. Araştırmacılara göre Dünya ve uydusu, Venüs ve Mars kütlelerinde iki gezegen arasındaki çarpışmanın ürünü. Çarpışmaların, gezegenin bir kısmının erimesine ve metalin çekirdeği oluşturmak üzere Dünya'nın merkezinden ayrılmasına yol açtığını belirten bilimciler, bu süreç sırasında gezegenin erimiş metal ve dış yüzey mantosunun birbirinden ayrılarak şu anki ölçü ve jelolojik formunu alan Dünya'nın doğduğunu ifade ettiler. Araştırmacılar, bu görüşü aydınlatmak için Dünya'nın mantosundaki 182-hafnium ve 182-tungsten adı verilen iki kimyasal izotopu incelediler. Birkaç milyon yıllık süre zarfında hafniyum tungstene dönüşürken, metal seven tungsten de oluşmakta olan çekirdeğe karıştı. Bu da Dünya'nın ne kadar sürede ayrıştığını gösteren bir işaret olarak mantoda kaldı. Mantodaki 182-tungsten miktarını göktaşlarında bulunan miktarla karşılaştıran araştırmacılar, böylece Dünya'nın mantosu ve çekirdeğinin tamamen ayrışmasının ne kadar sürdüğünü hesaplayabildiler. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(12 Temmuz 2010 Pazartesi/TSİ:10:09) |
Uzayda Bir Yıldız Doğdu! Uzayda Bir Yıldız Doğdu! NASA'nın yörüngedeki uzay teleskobu Hubble, 13 bin ışık yılı uzakta dev bir yıldızın doğuşunu görüntülemeyi başardı. Puppis takımyıldızının güneyindeki bir bölgede tespit edilen ve 'yıldızların küvözü' olarak tanımlanan çoğunluğu hidrojenden oluşan yoğun gaz ve toz bulutu 'NGC 2467'nin fotoğrafları, yıldızların nasıl doğup büyüdüklerini ayrıntılarıyla gösteriyor. Bilimadamları, NGC 2467 gibi yıldızların doğumuna yataklık eden bölgelerin evrende bu kadar uzaktan görülebilmesi ve incelenmesinin, diğer galaksilerin mesafesini ve kimyasal oluşumunu belirlemekte önemli olduğuna işaret ediyorlar. Bazı galaksilerin NGC 2467 gibi onbinlerce yıldız oluşturan bölgelere sahip olduğunu belirten astronomlar, bazı galaksilerin ise çorak olduğunu kaydediyorlar. Kısa bir süre önce toz ve çoğu hidrojen gaz bulutlarından oluşan genç yıldızların parlak mavi noktalar halinde göründüğüne, pek çok genç yıldızın da hidrojen gaz bulutunun arkasında görünmez olduğuna dikkat çekiliyor. Uzmanlar, NGC 2467'deki hidrojen gazının sadece birkaç milyon yaşında olduğunu tahmin ediyorlar. Nebuladaki radyasyonun büyük bölümü de 'HD 64315' isimli sıcak ve parlak dev yıldızdan geliyor. Kaynak: AA(15 Temmuz 2010 Perşembe/TSİ:00:56) |
Ay Delikleri Doğal Sığınak Ay Delikleri Doğal Sığınak Alice Harikalar Diyarı adlı ünlü romanın kahramanının bir tavşanı izleyerek girdiği delikten sürprizlerle dolu bir hayali dünyaya dalar. Gezegenbilimciler de Ay yüzeyinde keşfedilen yüzlerce metre derinliğindeki çukurların “jeolojik bir harikalar diyarı”na açılan kapılar olabileceğini düşünüyor. İlk kez Japonya’nın Kaguya uzay aracı tarafından görüntülenen çukurlar, şimdi NASA’nın Ay Yörünge Kaşifi (Lunar Reconnaissance Orbiter) adlı uydudaki güçlü kameraların hedefinde. Bilimciler, bu çukurların ay ovalarının altında yaygın bir lav kanalları ağının “bacaları” olduğunu düşünüyorlar. Boru biçimli bu tüneller, milyarlarca yıl önce lavın akarken üst kısmının soğuyarak katılaşması ve altta akmayı sürdüren lav derelerini yalıtan bir çeper haline gelişmesiyle oluşuyor. Bu yeraltı tünellerinin varlığı, 1960’lı yıllarda Ay yüzeyinde “deniz” (mare) denen geniş ovalar üzerinde uzayıp giden kıvrımlı dar kanalları gözleyen araştırmacılarca önerilmişti. Yüksek çözünürlüklü yeni görüntüler, öngörünün doğruluğunun kanıtı olarak değerlendiriliyor. Bu deliklerin açıldığı varsayılan tünellerin boş mu, yoksa katılaşmış lavla dolu olup olmadığı henüz bilinmiyor. Ancak, araştırmacılara göre bu tünellerin en az bir kısmı, Ay’da sürekli kalacak astronotlar için, kendilerini radyasyondan ve dondurucu soğuktan koruyacak doğal bir sığınak olabilir. Bilimciler, Ay yüzeyinin birkaç metre altının, eksi 30 ya da 40 santigrat derecede sabit bir “sıcaklığa” sahip olacağını düşünüyorlar. Gerçi Eskimo değilseniz bu dereceler size fazla sıcak gelmiyebilir, ama astronotların Ay ekvatorunun öğlen -100, geceleyin -150 dereceye ulaşan sıcaklıklarına kıyasla bu tünellere konforlu otel gözüyle bakacakları kesin. Kaynak:Ntvmsnbc(15 Temmuz 2010 Perşembe/TSİ:16:34) |
WISE, Altı Ayda 25 Bin Göktaşı Buldu WISE, Altı Ayda 25 Bin Göktaşı Buldu Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'nın, uzayın haritasını çıkarmayı amaçlayan en yeni uzay teleskobu, sadece 6 ay içinde daha önce görülmemiş 25 bin göktaşı tespit etti. NASA, WISE adı verilen teleskobun ilk uzay tam taramasını yarın tamamlayacağını, ardından da yeni görüntüleme turuna başlayacağını bildirdi. Yeni tespit edilen göktaşlarından sadece 95'inin "Dünya yakınında" olduğunun düşünüldüğünü belirten yetkililer, bunlardan hiçbirinin yakın zaman içinde Yer için bir tehlike oluşturmadığını kaydetti. Astronomide "dünyaya yakınlık" ifadesi Yer'e 48 milyon kilometre mesafe içindeki göktaşları için kullanılıyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden bilim adamı Richard Binzel, çoğu teleskobun evrende en sıcak ve en parlak nesnelere odaklandığına dikkat çekerek, WISE'ı farklı kılanın, uzayın görünmez nesneleri olarak adlandırılan soğuk ve karanlık nesneleri belirleme konusundaki hassasiyeti olduğunu ifade etti. Yerden 500 kilometre yükseklikte uzaya yerleştirilen ve 320 milyon dolara malolan WISE projesinde, teleskobun yıl sonuna kadar milyonlarca yeni bulunmuş nesneyle kozmik sayım yapması planlanıyor. Yeni bulunan nesnelerin gezegenler, yıldızlar ve galaksilerle ilgili sorulara yanıt bulunmasında yardımcı olması bekleniyor. WISE'IN gözlemi sırasında 15 yeni kuyruklu yıldızın yanı sıra birbirine çarpan galaksilerden oluşmuş ve 10 milyar ışık yılı ötedeki çok parlak bir galaksiyi de tespit ettiği kaydedildi. WISE'ın 16 inçlik teleskobu Utah Devlet Üniversitesi'nin Uzay Dinamiği Laboratuvarı'nda yapılmıştı. Teleskop her 11 saniyede uzayın görüntüsünü alıyor. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(16 Temmuz 2010 Cuma/TSİ:15:16) |
E.T İle Temas Zor! E.T İle Temas Zor! Yarım yüzyıldan uzun bir süredir Dünya dışı akıllı uygarlıkların varlığını gösterecek radyo sinyalleri araştıran SETI projesi, umudunu önümüzdeki yıllarda devreye girmesi beklenen dev radyo teleskop dizgelerine bağlamış bulunuyordu. Ancak, iki İngiliz gökbilimciye göre bir kilometrekare genişliğindeki bir dizgenin bile yabancı uygarlıkları işitmesi neredeyse olanaksız. Nedeni, gelişmiş uygarlıkların sessizliği tercih etmeleri. Edinburgh Üniversitesi’nden Duncan Forgan ile Portsmouth Üniversitesi’nden Bob Nichol’ün hesaplamalarına göre gökadamız Samanyolu’nda çok sayıda gelişkin uygarlık bulunabilir. Ancak, 2022 yılında tam kapasiteyle hizmete girmesi beklenen “Kilometrekarelik Dizge (Square Kilometer Array – SKA)” ile yapılacak taramalarda bile Dünya dışı akıllı varlıklardan işaret bulunması olasılığı on milyonda bir! İki araştırmacı, bilgisayarla sanal bir Samanyolu oluşturmuşlar. Modele pek çok sayıda parametre ve bu arada yıldız evrimi, gezegen sistemlerinin oluşumu, ve yaşam alanları (yıldızların çevresinde koşulların tanıdığımız yaşam için gerekli suyun sıvı halde bulunmasına uygun olduğu bölgeler) ile ilgili en son bilgileri de dahil etmişler. Sanal gökadaya bilinen istatistiklerdeki dağılıma göre yıldız tiplerini yerleştiren araştırmacılar, SETI projesi için “en iyi olasılığı” hesaplamak için iyimser bir varsayımla her Dünya benzeri gezegende akıllı bir uygarlığın gelişeceğini öngörmüşler. Modeli 30 kez çalıştıran iki araştırmacı sonuçta Samanyolu’nda 10 bin kadar akıllı uygarlığın bulunacağı sonucuna varmış. En Az 10 Bin Uygarlık Araştırmacılara göre bu kadar çok uygarlığın olması, onlarla iletişim kurabileceğimiz anlamına gelmiyor. Bir olasılık uygarlığın kendi kendini imha etmesi. Bir başkası, yaşanabilir bir dünyaya çarpan bir asteroidin, üzerindeki yaşamı silip süpürmesi. Ancak, iletişim olasılığını düşüren başlıca etken, “teknoloji geliştikçe onu saptamanın güçleşmesi.” Araştırmacılara göre son yüz yıldır uygarlığımız Dünya’dan uzaya radyo sinyalleri “sızdırıyor”. Forgan ve Nichol, SKA dizgesinin 100 parsek (326 ışıkyılı) yarıçaplı bir küre içindeki herhangi bir gezegen üzerinde kurulu olması halinde bizim varlığımızı belirleyebileceğini düşünüyorlar. Ancak, araştırmacılara göre sürekli gelişen teknolojimiz sayesinde sinyal iletişimi için gereken güç düzeyi azalıyor ve Dünyamız radyo gürültüsünden radyo sessizliğine doğru evriliyor. Bu unsurları, yani gökadadaki uygarlık sayısıyla ilgili tahmini, bir teknolojik uygarlığın ancak ilk 100 yılında “radyo gürültülü” olacağı varsayımını Dünyamızdaki fosil kayıtlarına dayalı “kitlesel yokoluş” projeksiyonlarına ekleyen araştırmacılar bizle, 100 parsek yarıçaplı küre içinde başka bir Dünya-benzeri (kısa ömürlü) bir uygarlık arasında radyo bağlantısı olasılığını on milyonda bir olarak görüyorlar. Ancak araştırmacılar, bu hesabın teknolojileri bize yakın uygarlıklar için sözkonusu olduğunu, radyo dalgaları yerine daha başka iletişim araçları kullanan çok daha ileri uygarlıkların sinyallerinin daha kolaylıkla saptanabileceğini söylüyorlar. Bunun içinde SETI’nin radyo sinyallerine dayalı “tek boyutlu” araştırmasının, daha güçlü radyasyon sinyallerini de tarayan gözlem araçlarıyla “yeni boyutlara taşınması” gereğini vurguluyorlar. Şimdilik Elimizde Bu Var 19 ülkenin işbirliğiyle Güney Afrika, Avustralya ya da Yeni Zelanda’da 2013 yılında inşaatına başlanacak olan ve çok sayıda çanak antenden oluşacak SKA, toplam bir kilometre kare genişliğinde sinyal toplama alanına sahip olacak. İlk aşaması 2017 yılında tamamlanmasıyla gökbilim gözlemlerine başlayacak olan dizge 2022 yılında tamamlandığında 1,5 milyar Euro’ya malolacak.Dış sınırlarının çapı 180 kilometre olacak olan dizgenin merkezinde 5 km çaplı bir alana yerleştirilmiş binlerce çanak antenden oluşan “yüksek frekans” dizgesi bulunacak. Bunun dışında düşük ve orta frekanslı sinyalleri taramak üzere ayrı ayrı yerleştirilecek anten tarlaları yer alacak. Henüz tasarım çalışmaları süren dizgedeki binlerce çanak ve onların ötesinde farklı “anten tarlaları” tarafından zaptedilen sinyaller bilgisayarlar aracılığıyla birleştirilerek 1 kilometre kare genişliğinde tek bir çanak anten gibi çalışacak. Araştırmacılara göre dizgenin işletilmesi ve antenlerce zaptedilen verilerin izlenmesi için gereken bilgisayar merkezleri ve uzun mesafeli data hatlarının yükü, günümüzde Avrupa’daki İnternet trafiğine eşit olacak. Dizge tamamlandığında halen mevcut radyoteleskoplardan 50 kat daha duyarlı olacak ve geniş bir radyofrekans aralığında gökyüzünü günümüzdekilerden 10 bin kat hızlı tarayacak. SKA’nın, temel hedefleri arasında evrenimizin en uzak köşelerine kadar dağılmış 1 milyar gökadanın incelenmesi, evrendeki tüm maddenin %80’ini oluşturduğu düşünülen ve özellikleri bilinmeyen “karanlık madde” ile evrenin enerji içeriğinin %70’ini meydana getiren ve hızlanarak genişlemesine yol açan gizemli “karanlık” enerjinin sırlarının araştırılması, Einstein’ın genel görelilik kuramının en duyarlı sınavlarının gerçekleştirilmesi bulunuyor. Bunları yaparken SETI araştırmalarına da katkıda bulunması bekleniyor. Kaynak: Ntvmsnbc(19 Temmuz 2010 Pazartesi/TSİ:10:03) |
Bütün Yıldızlar Benzer Doğar Bütün Yıldızlar Benzer Doğar Özel bir teknikten yararlanan gökbilimciler, oluşumunu henüz tamamlamış IRAS 13481-6124 adlı dev bir yıldızın çevresinde kalın bir gaz ve toz diski ile, kutuplarından aksi yönlere püsküren parçacık fıskiyeleri görüntülediler. Gökbilim dilinde “jet” olarak adlandırılan bu fıskiyeler yıldız çevresindeki diskten yıldız üzerine yağarken, üzerine düşemeyip yıldızın manyetik kutuplarından püskürtülen gaz ve tozdan oluşuyor. Bu toz ve gaz diskleriyle jetler, yaklaşık Güncel kütlesinde ve daha küçük yıldızların oluşum aşamalarında sıkça gözleniyor. Dünya’dan 10 bin ışıkyılı uzaklıkta Erboğa (Centaurus) Takımyıldızı bölgesindeki yıldızsa Güneş’in 20 katı kütleye sahip ve 30.000 kat parlak. Şimdiye kadar Güneş’ten 10 kat daha ağır yıldızların da böyle disklerin içinde oluşamayacağına inanılıyordu. Nedeni, oluşum halindeki yıldızın yaydığı şiddetli ışınımın, disk içindeki gaz ve tozu dışa doğru iterek yıldız üzerine düşmesini engelleyeceği ve kütlesini artırmasını önleyeceği varsayımıydı. Bazı gökbilimciler bu nedenle dev yıldızların, iki küçük yıldızın birleşmesiyle oluştuğunu düşünüyorlardı. Şili’de Avrupa Güney Gözlemevi’ndeki Çok Büyük Teleskop (VLT) tesisinde 1.8 metre çapında üç küçük yardımcı teleskobun görüntülerinin bilgisayarla birleştirilmesi yoluyla elde edilebilen çok yüksek çözünürlüklü görüntülerde izlenen disk, büyük yıldızların doğum sürecinin de küçük kardeşlerinkinden farklı olmadığını ortaya koymuş oldu. Verileri inceleyen gökbilimciler sistemin 60 bin yaşında olduğunu ve diskin merkezindeki yıldızın nihai kütlesine erişmiş olduğu sonucuna vardılar. Araştırmacılara göre disk dev yıldızdan gelen ışınıma daha fazla dayanamayıp kısa süre içinde dağılacak. Üç teleskobun birlikte kullanılmasıyla çok büyük ayna çaplı bir teleskoptan elde ediliyormuşçasına ayrıntı taşıyan görüntülerin, diskin yıldıza yakın iç kısmında olan bitenler hakkında da yararlı bilgiler sağlaması bekleniyor.“Girişimölçme” denen ve radyo teleskoplarda rahatlıkla ve sıkça uygulanan bu tekniğin optik teleskoplarla da uygulanmaya başlaması görece yeni. Kaynak:Ntvmsnbc(20 Temmuz 2010 Salı/TSİ:11:33) |
Evrenin En Ağır Yıldızı Bulundu Evrenin En Ağır Yıldızı Bulundu Bilimadamları evrendeki bilinen en ağır yıldızı keşfetti. Evrendeki en ağır yıldızdan iki kat daha ağır olan yıldız, Güneş’in 10 milyon katı kadar ışık yayıyor Tarantula Nebulasının merkezinde yer alan, toz ve gaz bulutundan oluşan dev yıldızın ağırlığı üzerinde çalışan bilim adamları, yaptıkları açıklamada, komşu bir galaksiye doğru çekilen ''R136a1'' adlı yıldızın kütlesinin bir zamanlar Güneş'in yüzlerce katına ulaştığını bildirdi. İngiltere'nin kuzeyindeki Sheffield Üniversitesi astrofizikçilerinden Paul Crowther ve ekibince, Monthly Notices of the Royal Astronomical Societies adlı bilimsel dergide yayımlanan yazıda, dev yıldızın ağırlığının, zaman içinde asıl ağırlığının önemli bir kısmını kaybetmiş olmasına karşın şimdiye kadar rastlanan en ağır yıldızdan 2 kat fazla olduğu belirtildi. Crowter basına yaptığı açıklamada, içindeki gazı büyük bir güçle yakan yıldızın yaydığı ışığın, Güneş'in yaydığı ışığın 10 milyon katı kadar olduğuna dikkati çekerek, ''İnsanların tersine yıldızlar ağır olarak dünyaya gelirler ve yaşlandıkça ağırlıklarını kaybederler. R136a1 ise orta yaşlı bir yıldız ve zaten oldukça yoğun bir ağırlık kaybetme programından geçmiş durumda'' diye konuştu. Uzmanlar, oldukça şişkin ve kırmızımtrak renkli olmaları nedeniyle kırmızı devler adı verilen diğer büyük yıldızların R136a1'den daha büyük olmalarına karşın, ağırlıklarının bulunan bu dev yıldızın ağırlığının çok altında kaldığına dikkati çekiyor. Kütlesi bir zamanlar Güneş'in 320 katı kadar olan R136a1 adlı dev yıldız, zaman içinde kütlesinin bir bölümünü kaybetmiş olmasına karşın halen Güneş'ten onlarca kat daha büyük bir kütleye sahip ve 40 bin santigrat dereceyi aşan yüzey ısısı da Güneş'in yüzey ısısından 7 kat fazla. R136a1 gibi dev yıldızlar, enerjilerini daha küçük yıldızlardan çok daha hızlı bir şekilde tükettikleri için, daha küçük yıldızlardan milyonlarca kat daha fazla ışık yayabiliyorlar.Ancak bu, aynı zamanda, bu dev yıldızların ömürlerini daha hızlı tükettikleri ve hızlı yaşayıp genç öldükleri anlamına da geliyor.Böylesine devasa yıldızların, görebileceği en uzun ömrün ''sadece 3 milyon yılla sınırlı'' olduğuna dikkati çeken Crowther, ''Astronomide bu çok kısa bir zaman dilimidir'' dedi. Crowther, kısa ömürlü olmaları ve sadece en yoğun yıldız kümelerinde oluşabilmelerinin, astronomların bu tip dev yıldızlara oldukça nadir rastlayabilmelerinin başlıca nedenlerini oluşturduğunu sözlerine ekledi. Kaynak: AA (21 Temmuz 2010 Çarşamba/TSİ:17:08) |
Dünya Benzeri Gezegen Bolluğu! Dünya Benzeri Gezegen Bolluğu! Yalnızca son birkaç hafta içinde yaklaşık Dünyamız boyutlarında 100’den fazla gezegen keşfinin açıklanması, evreni başka canlılarla paylaşıyor olduğumuz inancını güçlendiriyor. Dünya benzeri gezegenleri aramak üzere NASA tarafından 2009 Ocak ayında uzaya fırlatılan Kepler teleskobunun başarılı av sezonunda sağlanan verileri değerlendiren araştırmacılar, gökadamız Samanyolu’nda yaşama elverişli koşullara sahip yaklaşık 100 milyon gezegen bulunabileceğine inanıyorlar. Açıklamayı İngiltere’deki uluslararası gökbilimciler toplantısında yapan Dimitar Sasselov, yaşam destekleyebilecek bu gezegenlerden 60’ını önümüzdeki iki yıl içinde ortaya çıkarabileceğini belirtti. Sasselov , Dünya boyutlarında gezegenlerin bu bolluğunun sevindirici olduğunu, çünkü “bir kimyasal sistem olan yaşamın ortaya çıkıp gelişmek ve ayakta kalabilmek için küçük bir gezegene, sıvı suya, kayaç bir kabuğa ve karmaşık kimyasal süreçlere gereksinim duyduğunu” kaydetti. Son 15 yıl içinde 500 kadar gezegenin varlığı belirlenmişti. Ancak çoğu Jüpiter boyutlarında ya da çok daha büyük olan bu gezegenler arasında pek azı Dünya boyutlarındaydı. Aynı anda çok sayıda yıldızı gözleyen Kepler, gezegenleri önünden geçtikleri yıldızın ışığında meydana getirdikleri çok küçük ölçüde azalmayı belirleyerek keşfediyor. Bu döngüsel “ transit” in süresi 2-16 saat sürüyor. Yıldız ışığında gökbilimcilerin “göz kırpma” olarak adlandırdıkları bu düzenli azalışların değeri, iki göz kırpış arasında geçen süre ve yıldızın kütlesi gibi verilerle gezegenin boyutları, kütlesi , yörünge çapı ve periyodu hesaplanabiliyor. Kaynak: Ntvmsnbc (23 Temmuz 2010 Cuma/TSİ:12:13) |
Rusya Uzayda Çok Açılacak! Rusya Uzayda Çok Açılacak! Rusya, önümüzdeki yıllarda emektar Soyuz’un yerini alacak olan yeni insanlı uzay aracının maketini İngiltere’deki ünlü Farnborough Havacılık Fuarı’nda gösterime açtı. Araç, yapımına başlanan yeni nesil roketle fırlatılmak üzere ve Ay’a insan taşıyabilecek kapasitede tasarlanmış bulunuyor. Rusya’nın insanlı uzay araçları programının belkemiği olan ve 40 yıldır hizmet gören üç kozmonot kapasiteli Soyuz kapsüllerinin yerini alacak olan araç altı kozmonot taşıyacak. Araç ayrıca Avrupalı ve Amerikalı astronotları da taşıyabilecek. NASA’nın bu yıl sonuna kadar uzay mekikleri filosunu emekliye ayırmasının ardından, yeni Rus aracı geliştirilene kadar Soyuz kapsülleri ve yeni geliştirilecek olan Rus aracı, Uluslararası Uzay İstasyonu ile Dünya arasındaki tek yolcu taşıma araçları olacak. ABD daha önce Ay’a yeniden dönüş için tasarladığı Orion uzay aracını, Başkan Barack Obama’nın kararıyla rafa kaldırmıştı. Geçtiğimiz yıl Rus Uzay Kurumu Roskosmos tarafından aracı tasarlamakla görevlendirilen RKK Energia şirketinin yöneticilerinden Nikolai Zelenshikov, ön tasarımın Nisan’da Rus uzay kurumu Roscosmos’a sunulduğunu ve “eleştiriler de dahil” görüş alındığını açıkladı. Rus uzay programına yakın kaynaklar, yeni araçla ilgili eleştirilerin başında Dünya’ya dönüşünde yere inişini şimdiye kadar kullanılan paraşütler yerine, katı yakıtlı iniş motorlarının yardımıyla yapacak olması. Halen kıtalararası balistik füzelerde kullanılan katı yakıtların, kontrolünün güçlüğü nedeniyle altı insan taşıyacak bir araç için uygun olmadığı görüşü yaygın. Ancak, Rus askeri mühendislerinin yardımıyla katı yakıtlı motorlar kullanan bir deney aracı geliştiren RKK Energia tasarımcılarının, ön modeldeki iniş düzeneğine sadık kalmakla birlikte ek bir güvenlik önlemi olarak tasarıma bir de iniş paraşütü ekledikleri bildiriliyor. RKK Energia, kozmonot taşıyacak yeni aracı Rus Hükümeti’nin geçtiğimiz yıl geliştirilmesi talimatını verdiği yeni nesil fırlatma aracı Rus-M roketine monte edilecek şekilde tasarlamış. Roketin 2015 yılında Rusya’nın inşasına hazırlandığı yeni uzay üssünde hizmete girmesinin planlanmasına karşılık, Başbakan Vladimir Putin’in yapımını onayladığı Vostochny (Doğu) uzay üssünün yapımının uzun yıllar alabileceği söyleniyor. Ancak RKK Energia yetkililerine göre yeni roket halen Rus uzay programında kullanılan Zenit roketlerine hayli yakın olduğundan, yeni insanlı aracın ilk başta Zenit roketleriyle Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nden fırlatılabilecek. Yeni Hamle İçin Yeni Üs Ekonomik nedenlerle son yıllarda uzay programını büyük ölçüde askıya aldıktan sonra petrol ve doğal gaz satışlarının getirdiği zenginlikle uzayda yeni hamlelere hazırlanan Rusya, ülkenin uzak doğusunda Amur bölgesindeki Uglegorsk kasabası yakınlarında yeni bir uzay üssü kurmak için çalışmalara başlıyor. Geçtiğimiz günlerde Başbakan Putin, üssün kurulması için gelecek üç yıl içinde 800 milyon dolarlık bir harcama planına onay vermişti. Vostochny üssünün, Sovyetler Birliği döneminde Kazakistan’da inşa edilen ve halen kira ile kullanılan Baykonur uzay üssüne bağımlılığı azaltmaya yönelik olduğu söyleniyor. Baykonur’dan daha küçük olarak tasarlanan Vostochny, 700 kilometrekarelik bir alan içinde yeni tasarımlı roket rampaları, modern yaşam alanları ve gelişkin laboratuarlar içerecek. Yapımında 30.000 uzman personelin görev alacağı üssün 2015 yılında tamamlanması öngörülüyor. Aynı yıl içinde yeni roketin üsten fırlatılmasının ardından yeni geliştirilen insanlı araçla ilk uçuşun 2018 yılında gerçekleştirilebileceği umuluyor. Önce Ay,Sonra Mars Uzun bir aradan sonra iddialı yeni bir başlangıcın ilk adımlarını atmaya başlayan Rusya’nın stratejik hedefleri arasında uzayın fethi de bulunuyor. RKK Energia başkan yardımcısı Nikolai Zelenshikov, “Biz insanlı uzay programının ana hedefinin Mars , ara durağın da Ay olması gerektiği düşüncesindeyiz” diyor. ABD Başkanı Barack Obama da geçtiğimiz aylarda ABD’nin uzay programının stratejik hedefi olarak Mars’ı göstermişti. Ancak daha öncesi için planlanan Ay’a dönüş projesini ve bunun için tasarlanan Orion aracı ile Ares roket tasarımlarını durduran Obama, aldığı tepkiler üzerine “daha gelişkin” bir insanlı araç ve daha güçlü bir roket ailesi geliştirilmesi için talimat vermişti. Yeni programı için ortaklar arayışını sürdürmekte olan Rusya, halen Avrupa Uzay Ajansı ile birlikte Mars’a yolculuk koşullarının kapalı bir ortamda denendiği bir deneyi yürütüyor. 2011 yılı başlarında Soyuz uzay araçları, ESA’nın Fransız Guyana’sındaki Kourou uzay merkezi’nden de fırlatılmaya başlanacak. Aynı yıl Rusya Mars’ın uydusu Phobos’tan kaya örnekleri getirmek üzere planladığı Phobos_Grunt projesi kapsamında bir Çin uzay sondasını da Mars çevresinde yörüngeye yerleştirecek. Kaynak:Ntvmsnbc(24 Temmuz 2010 Cumartesi/TSİ:10:08) |
Samanyolu’nun Kovduğu Gurbetçi Yıldız! Samanyolu’nun Kovduğu Gurbetçi Yıldız!100 milyon yıl önce gökadanın merkezindeki karadeliğin uzaya fırlattığı yıldız, hız rekorlarını alt üst etti Hubble Uzay Teleskobu’nun gökadamız Samanyolu’ndan inanılmaz bir hızla kaçarken keşfettiği bir yıldızın olaylı öyküsü, hafiye gibi çalışan gökbilimcilerce ortaya çıkarıldı: Yıldız, gökadamızdan kovulan iki dev yıldızın yaşamak için buldukları bir çözüm. Üçüncü kardeşlerini aç bir canavara kaptıran yıldızlar, gurbet yolunda yaşamanın çaresini birbirlerine sarılmakta bulmuşlar. Hubble’ın keşfettiği, Gökada’nın merkezinden saatte 2,6 milyon km hızla hareket eden süperdev mavi yıldızın adı HE 0437-5439 (Böyle bol rakamlı “ad”lara ad demeye insanın dili varmasa da milyarlarca yıldıza Ayşe, Fatma gibi ad bulmanın zorluğu karşısında kaydedildikleri kataloglardaki numaraları kullanılıyor.) Hubble’ın yaptığı gözlemler, yıldızın gökadamızın merkezinden yola çıkmış olduğunu gösteriyor. Daha önce de Smanyolu’nun merkezinden uzaya fırlamış olduğu düşünülen 15 başka “hiper hızlı” yıldız keşfedilmiş. Ancak bu, çıkış noktası ve öyküsü “belgelenebilen” ilk yıldız. Harward-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden gökbilimci Warren Brown, yıldızın “akıllara zarar” hızının, gökadanın kütleçekiminden kurtulmak için gerekenin iki katı olduğuna işaret ediyor. “Dolayısıyla egzotik birşeyler cereyan etmiş olmalı!” Açıklaması güç bir başka olgu da, HE 0437-5439’un yaşı. Yıldızın hızı ve konumundan yola çıkan araştırmacılar, Samanyolu’nun merkezinden 100 milyon yıl önce hareket ettiğini hesaplamışlar. Ama yıldızın Güneşimizin 9 katı olan kütlesi ve mavi rengi, bu yaşa kadar erimesine izin vermez. Bu kütlede bir yıldızın merkezi, kütlesinin muazzam gücünü dengeleyebilecek enerjiyi üretebilmek için yakıtını çok daha hızlı biçimde yaktığından ömrünü 20 milyon yılda tüketir (karşılaştırmak için, Güneşimizin ömrü 10 milyar yıl.) Yani, yıldızın bugünkü konumuna erişebilmesinden çok önce bir süpernova patlamasıyla yok olması gerekiyordu. Bu paradoksu açıklamak için iki alternatif var: Ya yıldız bir “mavi hantal” olmalı, ya da Samanyolu’ndan değil, ya da gökadamızın uydularından olan, 65.000 ışık yılı uzaklıktaki Büyük Magellan Bulutu adlı gökadadan fırlamış olmalı. 2008 yılında bir grup gökbilimci HE 0437-5439’un kimyasal içeriğinin Büyük Magellan Bulutu’nun ortalama içeriğiyle örtüşmesi nedeniyle ikinci alternatifin geçerli olduğu sonucuna vardılarsa da, Hubble gözlemleri, yıldızın yolculuğuna Samanyolu’nun merkezinden yola çıkmış olduğunu kesinleştirmiş bulunuyor. Bu durumda yeni senaryoyu açıklamadan önce “”mavi hantal” (blue straggler)ın ne olduğuna bakalım. İngilizce’de “straggler”, en geride kalan, ayak sürüyen anlamına gelir. Çok özel bazı yıldızlara bu adın verilmesi, modellerde öngörülenin çok ötesinde ömürlere sahip olmaları. Bunlar, genellikle Samanyolu dahil büyük gökadaları çevreleyen (Samanyolu’nda 200’e yakın olduğu düşünülüyor) “Küresel yıldız kümeleri”nde bulunuyor. Bunlar, çok küçük hacimlere sıkışmış (örneğin 30-40 ışıkyılı) yüzbinlerce hatta milyonlarca yıkldızlardan oluşan kümeler. Bu kümelerin yaşları Samanyolu’nunkinden de eskiye gidiyor. Dolayısıyla içinde genç mavi yıldızların çoktan ölmüş olmaları, ve milyarlarca yaştaki yıldızlarla dolu olmaları gerekiyor. Ama içlerinde gencecik mavi dev yıldızlar var. Gökbilimcilerin bu olguya getirdikleri açıklama, ömürlerini tamamlayacak yerde hala ayak sürüyen bu “hantal” yıldızların, küresel yıldız kümeleri içindeki yoğun kalabalık içinde küçük kütleli (ve dolayısıyla uzun ömürlü) iki yıldızın çarpışıp birleşerek “gençlik pınarına” dalmaları ve büyük kütleli bir mavi yıldız haline gelmeleri. Sonuçta, araştırmacılar bu ikinci seçeneğin geçerli olduğu sonucuna vararak şöyle bir senaryo geliştirmişler: Gökadamızın merkez bölgesinde üçlü bir yıldız sistemiyle yola çıkıyoruz. (Samanyolu’nda Güneş gibi tek yıldızlar azınlıkta; yüzmilyarlarca yıldızın çoğunluğu, birbirinin çevresinde dolanan ikili ya da üçlü yıldız sistemlerinden oluşuyor. Bu üçlü, birbirine çok yakın bir ikili sistem ile, daha dışarıda bunlara kütleçekimsel bağ içinde bir üçüncü yıldızdan meydana geliyor. Sistem, gökada merkezinin büyük karmaşası içinde, son bulgulara göre 4 milyon Güneş kütlesindeki dev karadeliğe fazlaca yaklaşıyor. Dev kütleli karadelik, üçlünün en dıştaki yıldızı yakın ikiliden koparıp yutuyor. Bu kurbanın momentumu ikiliye transfer olarak bunların hızını gökadanın çekiminden kaçabilecekşleri düzeye yükseltiyor. İkili sistemdeki yıldızlar gökadadan uzaklaşırken bir yandan da normal yıldız evrimini yaşıyorlar. Yıldızlardan biri ömrünün sonlarına yaklaştığında merkezindeki yakıtı tüketip “kırmızı dev” aşamasına geçiyor. Bu aşamada yıldızlar çaplarının yüzlerce katına kadar şişiyor (Ömrünün yarısını tüketmiş olan Güneşimiz, bu aşamada Dünya’yı yutacak) . İkilide kırmızı dev olan yıldızın dış katmanları genişleyerek ikinci yıldızı içine alıyor. İki yıldızın kütlesi birleşiyor ve sonuçta “dev kütleli” , gençleşmiş, sıcak ve mavi tek bir yıldız ortaya çıkıyor. Senaryo’nun sonu acıklı: Kazanılan gençliğin bedeli yalnızlık ve fazla uzak olmayan bir gelecekte süpernova patlamasıyla yok oluş. Kaynak:Ntvmsnbc(24 Temmuz 2010 Cumartesi/TSİ:17:50) |
Google Earth'le Meteor Çukurunu Gördüler Google Earth'le Meteor Çukurunu GördülerYeryüzünün belirli bölgelerinde Google Earth kullanarak tarama yapan bilimciler, bu yolla 2009'da keşfettikleri 'Kamil' isimli meteor kraterinin çok özel olduğunu açıkladı. Mısır'ın güneyinde, çölde bulunan kraterin en büyük özelliği 'çok temiz' olması. Krateri heyecanla karşılayan araştırma ekibi, küçük ve orta boy meteorların yeryüzüne çarpış sırasında bıraktıkları etkiyi çok net şekilde görebileceklerini belirtti. Scientist dergisinde yer alan habere göre Dünya'ya çarpan meteorların açtığı kraterler, genelde yeryüzü koşulları yüzünden deforme oluyor ve meteorun çarpışına ilişkin bilgiler çoğunlukla silikleşiyor. Bilimcilere göre, 46 metre çapındaki 'Kamil' meteor krateri ise çok iyi korunmuş, hatta dünyada 'en iyi durumdaki' beş meteor kraterinden biri. 2 bin yaşında olduğu sanılan Kamil'in derinliği yaklaşık 15 metre ve içi beklendiği üzere kum dolu. Kaynak:Ntvmsnbc-scientist(27 Temmuz 2010 Salı/TSİ:10:01) |
Göktaşı 172 Yıl Sonra Çarpabilir! Göktaşı 172 Yıl Sonra Çarpabilir!Büyük göktaşını rotasından saptırma çalışmalarının 50 yıl sonra başlaması gerekiyor.Yoksa çok geç olacak! NASA tarafından sürekli gözlem altında tutulan bir asteroidin 2169 ile 2199 yıllarında Dünya’ya çarpabileceği ve en olası tarihin 2182 yılı olduğu bildiriliyor. Gerçi asteroidin Dünya’ya çarpma olasılığı şimdilik 1000’de 1 olarak hesaplanıyor. Ama 2182 yılında bu olasılık 500’de 1’in daha altına iniyor. Potansiyel katil, (101955) 1999 RQ36 adlı ortalama 560 metre çapında bir asteroid. Dünya’ya tehlikeli olabilecek kadar yakın yörüngelerde dolanan ve gözlem altında tutulan yaklaşık 2500 büyük asteroitten biri . Bunlara 236 kuyrukluyıldızı da eklemek gerekiyor. (NASA’nın son çalışmalarına göre çapı 1 km’yi aşan asteroidlerin sayısı (en büyüğü 25 km) 500-600 kadar. Ancak daha küçük çapta olan bilinen asteroidlerin sayısı 7000’i aşıyor. (101955) 1999 RQ36, NASA, ABD Hava Kuvetleri ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Lincoln Araştırma Kurumu’nun birlikte yürüttükleri Dünya’ya Yakın Asteroid Araştırmaları (LINEAR) programı çerçevesinde 1999 yılında keşfedilmiş. Güneş çevresindeki yörüngesini 1,2 yılda tamamlıyor. Keşfedildiğinden bu yana robot teleskoplarla 290 kez, uzay tarama radarlarıyla da 14 kez gözlenmiş. Dolayısıyla yörünge hareketi ve rotası en iyi hesaplananlardan biri. Tehlike, Belirsizlik Faktöründe Gelgelelim, kolayca hesaplanamayan bir etken, bilgisayar hesaplarını altüst edebiliyor: Yarkovsky Etkisi. 20. yüzyılın başlarında bir Rus inşaat mühendisinin zihin egzersizlerinin ürünü olan bu etki, Güneş ışınımının küçük gökcisimlerine verdiği çok küçük ölçekli hareketle kendini gösteriyor. 10 cm ile 1 kilometre aralığındaki çaplara sahip gökcisimlerinin yörüngelerini saptırabiliyor. Etkinin işleyiş mekanizması şöyle: Güneş’ten gelen enerjik fotonlar, kendi çevresinde dolanan bir asteroide çarptığında ısınmasına yol açıyorlar. Asteroid daha sonra bu ısıyı uzaya geri yayıyor. Ancak, Dünyamızda günün en sıcak zamanlarının öğleden sonrası ve gecenin ilk saatleri, en soğuk zamanlarınınsa gecenin geç sabahın da erken saatleri olması gibi, asteroidlerin en çok ısınmış yanı gün batımı ve gece tarafı, en soğuk bölgesi de gündoğumu ve gündüz (Güneşe bakan) tarafı oluyor. Dolayısıyla asteroidlerin gece tarafından uzaya yayılan radyasyon (ısı), gün tarafından yayılandan daha fazla. Bu da asteride çok hafif de olsa gün tarafına doğru net bir itki sağlıyor. Sonuçta Güneş çevresindeki eliptik yörüngesinin “yarım majör ekseni” (uzun yarıçapı olarak düşünülebilir) çok az genişliyor, bu da uzun yıllar biriktikçe yörüngenin giderek değişmesine yol açıyor. İspanyol ve İtalyan üniversiteleri ve araştırma kurumları ile NASA’nın jet itki Laboratuvarı araştırmacılarından oluşan bir araştırmacı ekibi, Dünya’nın yerçekimi ve Yarkovsky etkisi nedeniyle sözkonusu asteroidin Dünya’ya yaklaşımı sırasında ortaya çıkacack belirsizlikleri hesaplamış. Bilim dergisi Icarus’ta yayımlanan araştırma sonuçları 2060 yılına kadar asteroidin yörüngesindeki değişimler fazla önemli olmayacağını gösteriyor. Ama 2060 ile 2080 yılları arasında Asteroid Dünya’ya yaklaşacağı için bu değişimin ölçeği 10.000 kat artacak. Daha sonra 2162 yılında yeni bir yaklaşıma kadar biraz daha arttıktan sonra düşmeye başlayacak ve 2182 yılı en olası çarpışma tarihi olacak! Hazırlık Gerekiyor Araştırmaya İspanya’nın Valladolid Üniversitesi’nden katılan Maria Eugenia Sansaturio’ya göre, bu karmaşık dinamik görece büyük bir çarpma olasılığını gündeme getirmenin ötesinde, asteroidin rotasını değiştirmek için “ciddi” bir çalışma sürecinin 2080 yılından önce, tercihen 2060 yılından önce başlatılması gerektiğini ortaya koyuyor. Sansaturio, “Eğer bu cisim 2080’den sonra keşfedilmiş olsaydı, onu yolundan saptırabilmek için henüz sahip olamadığımız bir teknoloji gerekirdi” diyor. Araştırmacı, bu nedenle günümüzde ancak 80-100 yılı kapsayan gözlem ve çarpma projeksiyonlarının daha uzun sürelere taşınması gerektiğini, böylece “saptırma” işleminin daha mütevazi teknoloji ve bütçelerle gerçekleştirilebileceğini vurguluyor. Arkada Başkası Var! Bu teknolojilerinin ve daha gelişkin olanların gerçekleştirilmesi zorunluluğu giderek artıyor. Çünkü, eğer (101955) 1999 RQ36 bize değmeden geçerse ya da onu bir biçimde rotasından çıkarabilirsek bile, bize daha iyi nişan almış, daha büyük birinin hedefindeyiz: (29075) 1950 DA adlı asteroid, ilk kez 1950 yılında keşfedilmiş sonra gözden kaybolmuş ve 2000 yılında yeniden bulunmuş. Bunun çapı ötekinin iki katı kadar. (1,1 – 1,4km). Çarpması büyük bir kenti haritadan silebilir, Dünya çapında yangınlara, tsunamilere yol açabilir. Üstelik çarpma olasılığı, şimdiye kadar hesaplananların en yükseği; 300’de 1. Tabii Yarkovsky etkisi son sözü söyleyecek; ama şimdilik olası çarpışma tarihi günü gününe hesaplanmış: 16 Mart 2880! Tehdit Kaç Numara? Olası çarpışma tarihinin belirlenmesi, tabii ki çarpmanın gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. Zaten bu asteroidin oluşturduğu tehdit, 10 basamaklı Torino Çarpma Tehdidi Ölçeği’nde 2.nci sıraya oturtulmuş. Bu, 0’dan 10’a kadar uzanan basamaklara bölünmüş bir tehdit değerlendirme cetveli. 0: (beyaz bölge) tehdit söz konusu değil. 1: (yeşil ) - uzak geçiş). 2-4: (sarı) – fazla yakın olmasa da gökbilimcilerce sürekli izlenmesi gerekir. 5-7 (turuncu):– ciddi tehdit; yakın/çok yakın geçiş. Bu yüzyıl içinde çarpma olursa yerelden, dünya çapına kadar olabilecek felaket. Ve nihayet 8-10 (kırmızı) – kesin çarpma. Uluslararası işbirliğini gerekli kılan, yerel, bölgesel, hatta uygarlığa son verecek küresel çapta felaketler. 8. basamaktaki çarpmalar, 1000 yılda, 9. basamaktakiler her 10.000 yılda, 10.dakilerse her 100.000 yılda bir meydana geliyor. Dolabımızda Neler Var? Neyse ki, daha vaktimiz var; ama böylesine büyük bir asteroidi (belki de o zamana kadar yeni keşfedilebilecek daha büyüklerini) yoldan çıkarmak için gereken teknolojileri oluşturmak da hayli zaman alabilir: Teknoloji dolabımızda halen olanların dışındakilerin sınırı şimdilik hayalgücüyle sınırlı. Dünya’ya çarpma tehlikesi gösteren asteroidlere karşı önerilenler, önlerinde ya da üzerlerinde patlatılacak nükleer bombalardan başlıyor. Ancak bunların etkisinin asteroidin kütlesi, yoğunluğu ve yapısına göre değişebileceği belirtiliyor. Nükleer silahların büyük ya da “moloz yığını” halindeki asteroidlere karşı fazla etkili olmayacağı, araştırmacılarca vurgulanıyor. Önerilen çareler arasında uyduların çarptırılması ya da bunlardan ateşlenecek “mermiler” aracılığıyla asteroidlere indirilecek “kinetik enerji darbeleri” bulunuyor. Yaratıcı bir çözüm, asteroitleri siyaha boyayarak daha fazla Güneş radyasyonu soğurmasını sağlamak ve böylece Yarkovsky etkisini yükseltmek. Uzun dönemde (on yıllar hatta yüzyıllar) etki yapmak üzere güneş yelkeni projeleri de var. Bunlardan kimisi asteroidi bombardıman edecek donanıma sahip olarak tasarlanıyor. İlginç bir güneş yelkeni projesiyse 1 tonluk bir “kütleçekim traktörü”. Güneşten gelen fotonların itkisiyle giderek hızlanarak hareket edecek büyük ve hafif bir yelken ve manevra için iyon motorlarıyla donatılacak uzay aracı, hedef asteroidin yakınlarına sokularak ona uygulayacağı küçük ama sürekli kütleçekimiyle rotasından saptıracak. Bazı reçeteler, yakınlarına gönderilecek araçlarla asteroide lazer darbeleri indirmek. Lazer ışınlarının buharlaştıracağı kayaların, asteroide ters yönde bir itki vereceği düşünülüyor. Önerilen bir başka seçenek de dev aynalar ve merceklerle Güneş ışığını asteroid üzerine odaklayarak itki oluşturmak. Güneşe dönük dev bir parabolik aynanın odağındaki bir yansıtıcı, toplanan ışığı aynanın merkezindeki mercekten asteroidin üzerine odaklayacak. Tabii, tüm bu önerilerin yaşama geçirilmesi, önemli mühendislik sorunlarının aşılmasını, yeni malzemelerin sentezlenmesini, uzay teknolojilerinde sıçramaları gerekli kılacak. “En kötü senaryo” olasılığında bile her iki tehditin savuşturulmasına yarayacak teknolojiler şimdilik bilimkurgunun alanında görülse bile, bunların ya da daha etkili yenilerinin geliştirilmesi için yeterli zaman var görünüyor. Ancak rehavet lüksümüz de yok. Çünkü bir başkası biz farkında olmadan üzerimize yaklaşıyor olabilir! Not:Yukarıda verilen çarpışma tarihi,gözlemler ve astronomik hesaplamalar sonucunda ortaya çıkarılmış olan tahmini bir tarih olarak belirtiliyordur (Olasılık). Kaynak:Ntvmsnbc(29 Temmuz 2010 Perşembe/TSİ:11:38) |
Rusya: Uzayı En Çok Çin Kirletiyor Rusya: Uzayı En Çok Çin KirletiyorABD'nin suçlamalarına yanıt veren Rusya Uzay Ajansı (Roskosmos), uzayı en fazla Çin'in kirlettiğini, onu ABD'nin izlediğini açıkladı. Roskosmos'un internet sitesinde yayımlanan açıklamada, uzayı Çin'den sonra en fazla kirleten diğer iki ülkenin ABD ve Rusya olduğu kaydedildi. Açıklamada, uzaydaki atıkların yüzde 93'ünün bu 3 ülkeden kaynaklandığı belirtilerek, "Tahminlere göre atıkların yüzde 40'ını Çin, yüzde 27,5'ini ABD, yüzde 25,5'ini Rusya, yüzde 7'sini uzay araştırmalarına katılan diğer ülkeler üretiyor" denildi. NASA, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi ülkelerin uzayı en fazla kirleten ülkeler olduğunu açıklamıştı. NASA'ya göre, Rusya ve eski Sovyet cumhuriyetleri, imha ettiği toplam 1402 uydu ile 4 bin 431 uzay aracı parçasını dünya yakınlarında uzaya fırlattı. NASA, dünya yörüngesinde yaklaşık 15 bin 550 "ölü" uzay aracı ve roket parçasının dolaştığını belirterek, uzayda çevre kirliliğine en fazla yol açan ülkeler arasında Fransa, Japonya ve Hindistan'ı da saymıştı. Rus bilim adamları, bu sorunun çözümü için uluslararası gözlem sistemi kurulması önerisinde bulunmuştu. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(30 Temmuz 2010 Cuma/TSİ:14:50) |
Mars'ta 'Eski Bir Yaşam' Olabilir Mars'ta 'Eski Bir Yaşam' OlabilirABD'nin California eyaletindeki "Search for Extraterrestrial Intelligence" (SETI) Dünyadışı Zeka Araştırmalar Merkezi'nden bilim adamları, yayınladıkları makalede, Kızıl Gezegen'in Nili Fossae bölgesinde 'fosillerden oluşan' kayalar keşfettiklerini iddia etti. Araştırmalarını Earth and Planetary Science Letters bilimsel dergisinin son sayısında yayımlayan bilim adamları, bu bölgedeki karbonat katmanlı kayaların hidrotermal oluşumlarını incelediklerinde, Mars'ta yaklaşık 4 milyar yıl önce yaşamış olabilecek organizmaların kanıtlarını elde ettiklerini kaydettiler. Amerikalı bilim adamlarının, yörüngedeki Mars Reconnaissance Orbiter'ın (MRO) kızılötesi görüntüleme tekniği sayesinde yaptıkları incelemede, Nili Fossae bölgesindeki kayalarda gözlemlenen mineral içeriğin, Avustralya'nın kuzeybatısındaki Pilbara bölgesinde bulunan ve Dünyadaki yaşamın ilk izlerinin mineral biçimde muhafaza edildiği yerdekiyle aynı olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya başkanlık eden Adrian J. Brown, bunun en azından Mars'ın bu bölgesinin benzer bir kanıta evsahipliği edebileceğini gösterdiğini belirterek, "Eğer Mars'ta katmanlar, mercanlar veya bir tür mikrosbik alanlar oluşturmaya ve bunları burada gömülü tutmaya yetecek yaşam varsa, Dünya'daki fiziğin aynısı burada da olmalıdır" dedi. Bu arada, MRO'nun çok yüksek çözünürlüklü High Resolution Imaging Science Experiment camera (HiRISE) ile elde ettiği son görüntülerde, NASA'nın Viking uzay aracının 1976'da çektiği fotoğrafta yer alan "Mars yüzeyindeki gizemli surat"ın, kayalık ve düz bir tepeden ibaret olduğu açıkca görülüyor. Komplo teorisyenleri, bunun Marslıların varlığının açık bir kanıtı olduğunu, NASA ve ABD hükümetinin uzaylıların varlığını bildiklerini iddia etmişlerdi. Öte yandan, Kızıl Gezegen'e sadece üç aylığına gönderilmelerine rağmen 6 yılı aşkın süredir görevlerini sürdüren ikiz robotlardan Opportunity, Mars'ta ilk kez toz hortumunu görüntülemeyi başardı. Opportunity'nin kızkardeşi Spirit, daha önce birkaç kez Kızıl Gezegen'e özgü toz hortumunu görüntülemişti. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(01 Ağustos 2010 Pazar/TSİ:10:20) |
Gökbilimciler Sıradışı Bir Kozmik Lens Keşfettiler Gökbilimciler Sıradışı Bir Kozmik Lens KeşfettilerABD'nin Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü (California Institute of Technology -Caltech) ve İsviçre'nin Lozan Federal Teknik Enstitüsü (Ecole Polytechnique Federale de Lausanne - EPFL)’ndeki gökbilimciler uzak bir kuazarın kütleçekimsel bir mercek işlevi görmesi sayesinde bir gökadanın, olduğundan daha büyük göründüğü ilk olayı keşfetti. Evrenin uzak köşelerindeki kuazarların gökadaların çekirdeklerindeki süper kütleli karadeliklerden güç aldıkları tahmin ediliyor. Bir kuazar milyarlarca yıldız içeren bir gökadadan daha parlak olabildiği için, içinde bulundukları gökadaları incelemek oldukça zor.Gökbilimciler bu keşifle kütleçekimsel mercek etkisi kullanılarak kuazarların içinde bulundukları gökadaların kütlelerinin ölçülmesi sonucundan bu zorluğun aşılabileceği görüşündeler. Kozmik merceği keşfetmek için gökbilimciler Sloan Dijital Gökyüzü Taraması(Sloan Digital Sky Survey - SSDS)'nın veritabanını taradılar. Takip eden gözlemler W. M. Keck Gözlemevi'nin on metrelik teleskobunu kullanarak en iyi adayı, 7.5 milyar ışıkyılı uzaklıktaki bir gökadayı mercekleyen 1.6 milyar ışıkyılı uzaklıktaki SDSS J0013+1523 kuazarını tespit ettiler. Kaynak:Astro Haber(Ege Üniv.Astronomi Topluluğu/01 Ağustos 2010-Sayı:56) |
Güneş'ten Şok Dalgaları Gelebilir! Güneş'ten Şok Dalgaları Gelebilir! Geçen haftasonunda Güneş'te art arda çok büyük patlamalar gözlemlendi. Bunlar Dünya'ya ulaşan şok dalgaları oluşturabilir. Güneş yüzeyinde haftasonu havai fişek patlamalarını andıran çok sayıda patlama gözlemlendi. Dünyanın heryerinden gökbilimciler bu küçük patlamaların yanı sıra dev bir patlamaya da şahit oldu. İngiliz Daily Telegraph gazetesine göre Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) uzmanları dev patlamanın ardından Güneş’ten Dünya’ya tsunami benzeri şok dalgalarının yöneldiğini söylüyor. Bilimadamları hızı saatte 15 milyon kilometreye yaklaşan tsunami dalgalarının dünyayı vurabileceği görüşünde. Uzmanlara göre bu çok yüklü gaz dalgasının dünyanın manyetik alanına çarpması halinde, uydu, elektrik ve iletişim ağları zarar görebilir. Ama bu zararın boyutları tam olarak kestirilemiyor. Güneş’teki bu gaz patlamaları solar atmosferdeki çok büyük manyetik yapıların dengelerini kaybetmesi sonucu oluşuyor. Nasa'dan bilimadamları 2013 yılında da Güneş’in derin bir uykudan uyanmasının ardından patlamalar sonucu oluşacak benzeri görülmemiş manyetik enerjinin dünyayı etkisi altına alabileceği uyarısında da bulunuyor. Kaynak:Ntvmsnbc(03 Ağustos 2010 Salı/TSİ:13:10) |
Süpernova 3D Görüntülendi Süpernova 3D Görüntülendi168 bin ışık yılı uzaktaki yıldız patlamasının sonrası, 3D olarak görüntülendi. Astronomlar ilk kez süpernova olarak bilinen bir yıldız patlaması sonrasını 3 boyutlu gözlemledi. 168 bin ışık yılı uzaktaki 1987A adlı süpernovayı gözlemlerinde Şili'deki Very Large Telescope'u kullanan astronomlar, gözlemlerinin sonucunda, asıl patlamanın çok şiddetli ve bir yöne yoğunlaşmış olduğunu gördü. 1987'de ilk kez görülen ve 383 yıldır çıplak gözle izlenen ilk süpernova patlamasının 3 boyutlu görüntüleri, patlamanın bazı yönlerde diğer yönlerden daha şiddetli ve hızlı olduğunu, düzensiz bir şekil oluşturduğunu gösteriyor. Bilim adamları, patlamadan fışkıran ilk materyalin hızının, bir yolcu uçağından 100 bin kez hızlı, saatte 100 milyon km hızla yol aldığını belirtirken, ilk çıkan materyalin bu inanılmaz hızla bile, yıldızın ölürken püskürttüğü gaz ve toz bulutuna ulaşmasının 10 yıl aldığını kaydediyor. Görüntülerde, patlamanın oluşturduğu radyoaktif unsurlarca ısınan bir başka materyal dalgasının ise 10 kez daha yavaş ilerlediğini tespit eden bilimadamları, araştırmalarını Astronomy and Astrophysics akademik dergisinde yayınladı. Kaynak:Ntvmsnbc(05 Ağustos 2010 Perşembe/TSİ:11:59) |
100 Milyon Yıldır Süren Çarpışma 100 Milyon Yıldır Süren ÇarpışmaChandra teleskobuyla çekilen x-ray fotoğraflarda, Dünya’dan 62 milyon ışık yılı uzakta ‘çarpışma sürecindeki’ Antennae galaksileri bütün ihtişamıyla gözler önünde. Antennae galaksilerine, antene benzer uzantıları yüzünden bu ad verilmiş. Yaklaşık 100 milyon yıl önce çarpışma sürecinin başladığı tahmin edilen galaksiler, Dünya’dan 62 milyon ışık yılı uzakta bulunuyor. Ağır çekimdeki çarpışma süreci boyunca milyonlarca yıldız oluştu. Hatta bunların en büyükleri, oluştuktan milyonlarca yıl sonra süpernovaya dönüşerek infilak etti. Chandra X-ray Gözlemevi’nin yeni fotoğraflarında, süpernovayla salınan zengin elementlerle dolu büyük, sıcak, yıldızlararası gaz bulutları da göze çarpıyor. Oksijen, demir, magnezyum ve silikon gibi çok sayıda gaz içeren bulutlar yeni gezegen ve yıldızların oluşumunda rol üstlenecek. Kaynak: Ntvmsnbc(10 Ağustos 2010 Salı/TSİ:11:59) |
Perseid Meteor Şölenine Davet Perseid Meteor Şölenine Davet Her yıl Ağustos aylarında yaşanan meteor yağmuru, 12 Ağustos gecesi doruğa çıkacak ve yerden net şekilde izlenebilecek Temmuz ortalarında başlayan Perseid meteor yağmuru, yarın gece en yoğun zamanlarını yaşayacak. Dünya atmosferine girecek olan binlerce meteor, 12 Ağustos gecesi gökyüzünde izlenebilecek. Perseid meteorları gece şehir ışıklarından uzakta ve bulutsuz bir gökyüzünde net şekilde saatlerce izlenebilecek. Ankara Üniversitesi rasathanesi başta olmak üzere pek çok kurumda bugün ve yarın Perseid izleme faaliyetleri düzenleniyor. Perseid meteor yağmuru; Dünya’nın, Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının geride bıraktığı kaya bulutunun içinden geçmesiyle oluşuyor. Bu kalıntı göktaşlarının bazıları saatte 11 ila 72 km hızla Dünya atmosferine giriyor ve alevlenerek ışık saçıyor. Astronomlar Türkiye’den kuzey-batı yönünde yoğunlaşabilecek meteor yağmuru sırasında, sabırlı olunursa 100’e yakın ‘yıldız kayması’ görülebileceğini söylüyor. Kaynak:Ntvmsnbc(11 Ağustos 2010 Çarşamba/TSİ:12:51) |
UUİ'deki Arızaya İkinci Müdahale Başarılı UUİ'deki Arızaya İkinci Müdahale BaşarılıUzay İstasyonu'nun hayati önemdeki soğutma sistemi ve borularındaki arızayı gidermeye çalışan astronotlar bugün ikinci kez uzay boşluğuna çıktı Uluslararası Uzay İstasyonundaki (UUİ) pompa ve soğutma arızasını gidermek üzere bugün ikinci kez uzay yürüyüşüne çıkan astronotlar, arızalanan pompayı sökmeyi başardı. NASA'dan yapılan açıklamada, 7 saat 26 dakika süren bugünkü yürüyüşün çok başarılı geçtiği belirtildi. Yetkililer, yedek pompanın bu hafta sonu yapılacak üçüncü uzay yürüyüşü sırasında takılacağını açıklamıştı. ABD'nin Florida'daki uzay merkezi Cape Canaveral'dan yapılan açıklamada, NASA astronotları Douglas Wheelock ve Tracy Caldwell Dyson'ın, TSİ 15.00'de istasyondan çıkarak, aciliyet gerektiren tamir için son 5 günde ikinci kez uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi. Wheelock ve Dyson pompayı sökmeye çalışırken uçuş kontrolörlerinin büyük bir sızıntı olmasının önüne geçmek için yeni bir plan yaparak devre dışı kalan soğutma hattında basıncı düşürdükleri kaydedildi. Yetkililer, yedek pompanın ise bu hafta sonu yapılacak üçüncü uzay yürüyüşü sırasında takılacağını açıkladı. Amonyak pompasının geçen hafta devre dışı kalması sonucu UUİ'nin soğutma sisteminin yarısı işlemez hale gelmişti. Sistemle, elektronik cihazların aşırı ısınması engelleniyor. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(12 Ağustos 2010 Perşembe/TSİ:09:49) |
Ay'a Araç Gönderme Yarışı Ay'a Araç Gönderme Yarışı Aya insansız araç indirme yarışında bir tarafta Rusya ve Hindistan, diğer tarafta ise Çin var gücüyle çalışıyor Ayladır süren pazarlıklar ardından Rus ve Hintli mühendisler aya gönderilecek bir robot üzerinde birlikte çalışmaya başladı. 2013 yılında aya iniş yapması hedeflenen robot projesi, Çin'in göndermeyi planlandığı Change-3 uzay aracıyla hemen hemen aynı zamana denk gelecek. Ayın yüzeyi ile temasa geçen son insan yapımı araç, 1976 yılında dünyanın uydusuna iniş yaptıktan sonra toprak numuneleri ile geri dönen Luna-24 adlı Sovyet aracıydı. Rusya-Hindistan ortak projesinde, Hintli mühendisler ayın yörüngesine oturacak uzay aracını, Ruslar ise iniş platformunu inşa ediyor. Yaklaşık 15 kilogram ağırlığındaki robotun yapımını da Hindistan üstleniyor. Su Arayışı Rus yetkililer, bu projenin öncelikle Hindistan'ın aydaki varlığını kanıtlaması açısından önem taşıdığını gizlemiyorlar. Rusya'nın Luna-Resource, Hindistan'ın ise Chandrayaan-2 adını verdiği projenin başlıca hedefi, aydaki toprağın jeo-kimyasal analizini yapmak. Uzmanlar, ayda su aramanın bu çalışmanın önemli bir ayağını oluşturacağını söylüyor. ABD'nin gönderdiği bir uzay aracının ayın kutuplarında buza rastlamasından bu yana, suyun varlığını kanıtlama girişimleri uzay araştırmacıları açısından öncelik kazandı. İnsalığın bir gün ayda daimi bir üs kurma hayali suyun varlığıyla yakından alakalı. Rus ve Hintli araştırmacılar, ayın yüzeyini 1 metre derinlikte kazabilecek teçhizat geliştirmeyi planlıyor. Robotun iniş alanı olarak düşünülen yerler arasındaysa ayın güney kutbu öne çıkıyor. Bugüne değin aya iniş yapan diğer bütün araçlar, ayın ekvator bölgesindeki yerlere inmişti. Kaynak:BBC Türkçe(13 Ağustos 2010 Cuma/TSİ:17:27) |
Evdeki Bilgisayar Yeni Yıldız Buldu Evdeki Bilgisayar Yeni Yıldız Buldu Binlerce kişinin bilgisayarına yüklenen yazılım sayesinde çok nadir görülen ve pulsar olarak adlandırılan bir yıldız keşfedildi Uzay araştırmalarında kişisel bilgisayarların kullanılmasına imkan veren küresel bir proje geçtiğimiz yıl başlatılmış ve binlerce insan gönüllü olarak bilgisayarlarına yazılım yüklemişti. Proje şimdiye kadar ki en önemli sonucunu verdi ve çok ender görülen bir yıldıza ulaşıldı. Pulsar'ın bulunmasına Einstein@Home (Evdeki Einstein) projesine katılan üç kişi ön ayak oldu. Bu kişiler, ABD'nin Iowa eyaletinde bilişim teknolojisi alanında çalışan Chris ve Helen Colvin çifti ile Almanya'nın Mainz kentinden bilgisayarlı müzik alanında çalışan sistem analisti Daniel Gebhardt. Bilimadamları, Dünya'dan 17 bin ışık yılı uzaktaki pulsarın evrenin temel fizik kurallarını çözmekte yararlı olacağını belirtiyor. Atarca da denilen pulsarlar, içinde bulundukları nebulaların çekirdeği olan ve düzenli şekilde uzaya radyo dalgaları gönderen nötron yıldızları. Bu nedenle pulsarlar, yanıp sönen bir deniz feneri gibi görünüyor. Dev bir yıldız patladığında oluşan pulsarın "düzensiz ikili pulsar" denilen ve çok ender görülen bir yapıda olduğu belirtiliyor. Saniyede 41 Dönüş PSR J2007+2722 adı verilen yeni pulsar, genelde süpernova denen yıldız patlamalarından sonra oluşan türden; hızla dönen bir nötron yıldızı olarak tanımlanıyor. İon pulsarı saniyede 41 kez dönüyor ve benzerlerinin aksine, alışılmadık düzeyde düşük bir manyetik alan oluşturuyor. ABD'deki Cornell Üniversitesi'nin astronomi profesörlerinden Jim Cordes, bu nesnenin bir zamanlar yanında ikinci bir yıldızın daha olduğunu ama bu yıldız patlayınca, geride kalan kütleyi serbest bıraktığını, bu nedenle de ikili bir pulsar olarak adlandırıldığını söyledi. Cordes "Bu konuda başka ne öğrenirsek öğrenelim, bu pulsarın nötron yıldızları ve ulaşımı konusunda son derece ilginç bilgiler vereceği kesin" dedi. Kullanıcı Farketmiyor Bile Bilimadamları bilgisayarlardaki işlemcileri kullanarak dev boyutlarda bir veri tabanını inceleyebiliyor. Bu şekilde atıl işletim kapasitesinin birbirine eklenmesiyle çok miktardaki veri, çok daha kısa zamanda taranıyor. Sistemde bilgisayar çalışırken, atıl olan kapasite geri planda araştırma için kullanıldığından, kullanıcı bir şey farketmiyor. Ancak her bilgisayara bir kimlik numarası verildiğinden, bir keşif yapıldığında buna kimin bilgisayarının katkıda bulunduğu belirlenebiliyor. Colvinlerle Gebhardt da bilgisayarlarının Haziran ayında yaptığı keşif konusunda geçtiğimiz günlerde bilgilendirildi. Süperbilgisayarlara başvurmaktan çok daha ucuz ve verimli bulunan "dağınık işletim" sistemi ile yürütülen projeye 250 bin kişi bilgisayarları ile destek veriyor. Sisteme destek verenlerin bilgisayarına yüklenen bir 'ekran koruyucu', gökyüzünün neresiyle ilgili verilerin taranmakta olduğunu kullanıcılara gösteriyor. Einstein@Home girişimi başta uzay-zaman sistemindeki bükülmeleri incelemek üzere oluşturuldu. Oluşturulan ağın üçte biri sadece ABD'nin Porto Rico'daki Arecibo Rasathanesi'nden alınan verileri tarıyor. Elde edilen bilgiler Cornell Üniversitesi, Hannover'deki Albert Einstein Enstitüsü ve ABD'nin Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi'ndeki uzmanlara iletiliyor. Yeni Yıldız Sistemleri de Bulundu Projenin yöneticisi Bruce Allen, pulsarın keşfinden bu yana proje sayesinde yeni bir ikiz yıldızlı sistem bulduklarını ancak bu konuda daha fazla ayrıntı edindikten sonra açıklama yapacaklarını söyledi. Bu keşfi de Rusya ve İngiltere'deki bilgisayarların yaptığı belirtiliyor. Kişisel bilgisayarların birbirine bağlandığı 'dağınık işletim' sistemleri bu gibi projelerde son yıllarda sıkça kullanılıyor. Örneğin üç yıl önce de bilimadamları internet kullanıcılarından yeni galaksiler belirlemekte yardım almak üzere Galaxy Zoo (Galaksi Hayvanat Bahçesi) adlı bir proje başlatmıştı. Kaynak: BBC Türkçe(14 Ağustos 2010 Cumartesi/TSİ:10:12) |
En Büyük Teleskop Gece Mesaisinde En Büyük Teleskop Gece Mesaisinde 150 santimetre çapıyla Türkiye'nin en büyük teleskobunun yer aldığı Saklıkent'teki gözlemevinde görev yapan uzmanlar, çalışmalarını gece yürütüyor TÜBİTAK tarafından Antalya Saklıkent'teki 2 bin 500 rakımlı Bakırlıtepe'de kurulan Ulusal Gözlemevi'nde görevli uzmanlar, gece başladıkları çalışmalarını sabahın ilk ışıklarına kadar sürdürüyor. Gözlemevi yerleşkesi içinde yer alan, 150 santimetre çaplı Türkiye'nin en büyük teleskobuyla birlikte 100, 60 ve 45 santimetre çaplarındaki diğer 3 teleskop aracılığıyla gök cisimlerini ve foton ışınlarını inceleyen bilimciler, elde ettikleri verilerle ulusal ve uluslararası çeşitli bilimsel çalışmalara da imza atıyor. TÜBİTAK tarafından projelerine onay verilen uzmanlardan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Fizik Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Sinan Kaan Yerli, gözlemevinde günün yorucu fakat keyifli geçtiğini belirterek, buradaki hayatlarının klasik bilim yaşantısına benzemediğini ve gece boyunca çalıştıklarını anlattı. Sıradan bir gözlem gününün sabahında, günlük çalışmalarına ilişkin hazırlıkların yapıldığını ve kullanılacak ekipmanların kontrol edildiğini belirten Yerli, hangi yıldızların nasıl gözleneceği ve hangi testlerin yapılacağına dair hesaplamaların ele alındığını kaydetti. Yıllar önce bilim adamlarının teleskobun yanında gözlem yaptıklarını anımsatan artık teleskopların ayrı bir bölümde yer aldığını, kendilerinin ise bilgisayar başında gelen verileri değerlendirdiklerini belirten Yerli, ''Teleskopları bilgisayarlar yardımıyla yönetiyoruz. Üzerine takılı araçları çalıştırıp, onlardan veri alıp saklayabiliyoruz'' dedi. Yaz aylarında günde yaklaşık 10 saatlik gözlem süreleri olduğunu ifade eden Yerli, bu süre boyunca gök nesnelerinden gelen fotonları tek tek kontrol ettiklerini, sabahları da alınan görüntülerin doğruluğunu denetleyerek, o günkü işlerini tamamladıklarını aktardı. Yerli, ''Sabah insanların yeni uyanmaya başladığı saatlerde bizler uykuya yeni vakit bulmuş oluyoruz. Çok fazla uykuya da vakit ayırmadan çoğu zaman üç ya da dört saatlik bir uykunun ardından güne tekrar başlıyoruz'' diye konuştu. ''Işıklar Gökyüzümüzü Kirletiyor'' Zaman zaman gerekli izinleri alarak TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'ni gezmek için gelenlerin ilk olarak gökyüzünün siyah rengini ve beraberinde birçok yıldızı fark ettiklerini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Yerli, şunları kaydetti: ''Şehirlerdeki tüm ışıklar o doğallığı kirletiyor. Nasıl havamız ve suyumuz kirleniyorsa, ışık kirliliği dediğimiz bir kavram daha var ve gökyüzümüzü de kirletiyorlar. Işığı açık bırakanlar, yukarıya doğru aydınlatılan binalar, lazer şovları insanların gökyüzünü görme ve tanıma şansını yok ediyor. Bir ışığı açık bırakıyorsanız ya da hiç önemsemeden kullanabiliyorsanız, bu ışık kirliliği demektir. İnsanın yaşadığı bölgenin sürekli aydınlık olması, onun gelişimi için negatif bir etkidir. Bir diğer konu da bilimsel olarak bizleri etkiliyor. Kemer'de diskoda insanlar eğleniyorlar ama eğlenirken bizim alacağımız veriyi kalitesizleştiriyorlar. O insanlar her zaman eğlenebilirler ancak biz aynı veriyi aynı kaliteyle bir daha alamayız. Yapmaları gereken sadece ışıklarını yukarıya değil, aşağıya çevirerek eğlenmek. Belediyeler, yol kenarlarını ışıklandırırken aşağıya doğru eğsin, daha düşük güçte lambalar kullansınlar.'' Aydınlatma ışıkları dışında bölgedeki mermer ocaklarının da kendileri için ciddi bir sorun oluşturmaya başladığını belirten Yerli, 24 saat çalışan ocaklardan çıkan tozun, aldıkları verinin kalitesini düşürdüğünü ve kendilerini çalışamaz hale getirdiğini söyledi. ''İnternet Ortamında Dolaşan İddialar'' Yrd. Doç. Dr. Yerli, vatandaşlardan gelen soruları da yanıtladıklarını ancak bazen kendilerine ''oldukça garip sorular'' gelebildiğini ifade ederek, bunun temelinde de bilinmeyene olan merakın yattığını vurguladı. Özellikle internet ortamındaki çeşitli iddialar karşısında sorulara muhatap olduklarını anlatan Yerli, ''Mesela (Mars, Ay kadar büyüyecek) diyorlar. Bu ünlü bir yanlış bilgilendirmedir. Böyle bir şey olamaz ama internette bu haber dolaştığı zaman telefonlar kilitleniyor. İnsanlar Mars'ı görmek istiyor. (Ne zaman Mars'ı göstereceksiniz?) demeye başlıyorlar. Güneşte bir patlama oluyor. Bu kez de insanlar (Ne zaman deprem olacak?) diye telefonları kilitliyorlar.'' Yerli; insanlara, evrenin ne kadar büyük olduğunu, ölçeklerin ne kadar farklı olduğunu anlatabilmek için çok çaba sarf ettiklerini ancak karşı taraftan aynı çabayı göremediklerini de sözlerine ekliyor. Kaynak: Ntvmsnbc - Ajanslar (16 Ağustos 2010 Pazartesi/TSİ:12:08) |
Astronotlar, 7.5 Saatte Yeni Pompayı Taktı Astronotlar, 7.5 Saatte Yeni Pompayı Taktı Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) iki astronotu, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) pompa ve soğutma arızasını gidermek üzere devre dışı kalan pompanın yerine yenisini taktı ABD'nin Florida'daki uzay merkezi Cape Canaveral'dan yapılan açıklamada, NASA astronotları Douglas Wheelock ve Tracy Caldwell Dyson'ın, dün 7 saat 20 dakika süren 3. uzay yürüyüşünde geçen hafta sökülen arızalı pompanın yerine 355 kilo ağırlığındaki yeni amonyak pompasını takmayı başardıkları belirtildi. UUİ'nin 31 Temmuzda arızalanan bir pompası, soğutma sistemlerinden birini devre dışı bırakmış, sistemi istasyon komuta merkezinden onarma girişimi başarısız olmuştu. NASA, 3'ü Rus kozmonot toplam 6 kişilik mürettebat için tehlikenin söz konusu olmadığını duyurmuş, ancak arıza nedeniyle istasyonun bazı bölümlerinde sıcaklığın normalin biraz üzerinde olduğunu açıklamıştı. Astronotların onarım için toplam 22 saat 49 dakika uzayda kaldığı belirtilirken NASA, bu onarımın, UUİ'nin yörüngeye oturtulduğu 1998'den beri yapılan görevlerin en zorlularından biri olduğunu vurguladı. Astronotlar, geçen hafta, 7 saat 26 dakika süren ikinci uzay yürüyüşünde arızalanan pompayı sökmüştü. Isıtma ve soğutma sistemleri istasyonda yaşamın devamı açısından büyük önem taşıyor. Sistemin çökmesi halinde güneş tarafında sıcaklık 121 dereceye çıkarken, diğer tarafta eksi 157 dereceye kadar düşüyor. Kaynak: AA (17 Ağustos 2010 Salı/TSİ:16:31) |
Çin’den İlk İnsansız Uzay Aracı Çin’den İlk İnsansız Uzay Aracı Çin, ilk insansız uzay aracını yaptıklarını ve aracın elektronik, mekanik ve termal test aşamasında olduğunu açıkladı.8,5 ton ağırlığındaki Tiengong-1 isimli aracın, gelecek yıl yörüngeye gireceği belirtilerek, aracın ‘’Uzun Yürüyüş II-F’’ roketleriyle uzaya taşınacağı söylendi. Tiengong-1, kısa süre sonra uzaya gönderilecek ve halen yapım aşamasında olan Şıncou-8 adlı uzay aracıyla kenetlenecek. Kenetlenme sırasında görev yapacak taykonotlardan ikisinin bayan olduğu öğrenildi.Ayrıca 2012 yılında uzaya gönderilmesi planlanan Şıncou-9 ve Şıncou-10 uzay araçlarının da Tiengong-1 ile kenetleneceği kaydedildi. Kaynak:AA(17 Ağustos 2010 Salı/TSİ:17:16) |
| Saat: 00:53 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık