MsXLabs
Sayfa 2 / 5

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Sosyoloji (https://www.msxlabs.org/forum/sosyoloji/)
-   -   Ebeveynler ve Çocuklar (https://www.msxlabs.org/forum/sosyoloji/4010-ebeveynler-ve-cocuklar.html)

ahmetseydi 2 Nisan 2006 10:46

ANNE VE ÇOCUK

1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz
3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz
4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEM" diye ağlayarak teşekkür ettiniz
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz
9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu. Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz
10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü. Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü. "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz
15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi. Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz
17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi. Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz
21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi "Ben senin gibi olmayacağım" diyerek teşekkür ettiniz
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz
24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz
30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. "Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı "Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz
Derken bir gün..... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....





Misafir 2 Nisan 2006 11:18

Yaşamın En Zorlu Geçiti: Ergenlik

Her dört gençten biri ergenlik döneminde okul başarısızlığı, yaralanma ve ölüm tehlikesiyle karşılaşıyor. Uzmanlar, alkol sigara ve madde kullanımının bu dönemde başladığını belirtiyorlar.

Yaşamın en sağlıklı ancak en sorunlu dönemi olan ergenlikte araştırmalara göre her dört gençten biri okul başarısızlığı, yaralanma ve ölüm tehlikesi ile karşılaşıyor. Dört gençten biri ise sağlık koşullarının olumsuzluğu yüzünden ideal büyüme olanağından yoksun kalıyor. Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olarak adlandırılan ergenlik kızlar için 8-13, erkeklerde ise 9.5-13 yaşları arasında başlıyor.

Acıbadem Hastanesi Pediatri Bölüm Başkanı Dr. Ümit Şen şişmanlık, kalp dolaşım hastalıkları, akciğer kanseri gibi erişkin çağda ortaya çıkan hastalıkların yüzde 65’inin bu dönemdeki davranış ve alışkanlıklarla geliştiğine dikkat çekti. Dr. Ümit Şen, “Bu dönemde madde kullanımı, mental hastalıklar, okulda başarısızlık ve okuldan ayrılma, suç işleme, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve adolesan gebelikler en önemli risk faktörlerini oluşturuyor” diyor.
Türkiye’de yetişkinlerin birçoğunda içki, sigara içmek gibi anormal davranışların yaygın biçimde görüldüğünü hatırlatan Dr. Ümit Şen, “Araştırmalar sigara içen erişkinlerin yüzde 50’sinin 18 yaşından önce sigaraya başladığını gösteriyor. Türkiye’de gençler sigara ve alkol kullanımını sosyalleşme olarak görüyor. Ailelerinde ve yakın çevrelerindeki insanlar alkollü araç kullanıyorlar. Onlar da bu kötü örnekleri benimseyebiliyor” dedi.

Psikolojik Sorunlar
Çocuk Genç ve Aile Psikoterapisti Mehmet Zararsızoğlu ise ergenlik dönemindeki gencin yaşadığı psikolojik sorunları, hızlı büyümeyle ruhsal gelişmenin orantılı olmamasından kaynaklanan ruhsal çatışmaları gündeme getirdi. Psikolog Mehmet Zararsızoğlu, “Kişilik ve ruhsal bozuklukların en çok yaşandığı dönemlerden biri de ergenliktir. Bu dönemde korkaklık, ümitsizlik, hassaslık, dışlanma, özgüven eksikliği, protestocu tutumdan başıboşluk ve bakımsızlığa kadar uzanan sorunlar görülebiliyor” dedi.
Kuvvetli otorite çatışmalarına da değinen Psikolog Mehmet Zararsızoğlu, evden kaçmalarda bunun önemli rol oynadığını belirterek “Aile içinde olumsuzlukların arttığı dönemlerde gerçeklerden kaçma eğilimi ve sürekli bir mutluluk duygusu arayışı ile gençler alkol ve uyuşturucuya yönelebiliyor” diye ekledi. Psikolog Mehmet Zararsızoğlu, ailelerin bu dönemde gençleri iyi dinlemelerini ve sağlıklı bir iletişim modeli oluşturmalarını önererek “Sorunlar çözülemiyorsa bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin” dedi.

Omurga Problemleri
Ergenlik dönemindeki hızlı büyümeye bağlı olarak omurga, kalça ve dizlerde gözlenen sorunlarla ilgili bilgi veren Acıbadem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Osman Güven ise aileleri uyararak 30 saniyelik bir muayene ile bu sorunların saptanabileceğini vurguladı. Hızlı büyümenin gözlendiği 10-15 yaş döneminde omurganın yana eğilmesiyle gelişen skolyozun her 10 kişiden birinde görüldüğünü belirten Prof. Dr. Osman Güven, şöyle konuştu:
“Özellikle kız çocuklarında büyüyen göğüslerini saklama amacıyla duruş bozukluğu görüyoruz. Bunun sonucunda da kifoz adını verdiğimiz kamburluk gelişebiliyor. Osteokondroz adını verdiğimiz hastalık ise kalça, diz, ayak çevresi büyüme merkezlerinin geçici olarak zorlanması sonucu ağrılarla ortaya çıkıyor. Eklem ve kemik bozukluğuna neden olabiliyor. Şişman çocuklarda ise kalçadaki büyüme kıkırdağında kayma görülebiliyor.”


Pollyanna 2 Nisan 2006 14:00

http://www.milligazete.com.tr/images/spacer.gifhttp://www.milligazete.com.tr/images/spacer.gifhttp://www.milligazete.com.tr/newman/gfx/news/pasifvekayitsiz1.jpghttp://www.milligazete.com.tr/images/spacer.gifPasif ve kayıtsız ebeveynler

Pasif ve kayıtsız ebeveyn, çocuğun davranışları karşısında "ilgisiz ve kayıtsız" davranışlar sergileyen anne babadır. Onlar için çocuğun varlığı ve yokluğu belli değildir. Bu gruba giren anne babalar hoş görü ile boş vermeyi birbirine karıştırmaktadırlar.
Anne baba çocuğa karşı çocuğun kendisini rahatsız hissedecek kadar kayıtsız kalabilmektedir. Çocuğu ihmal eden anne baba zorunlu olduğu zamanlarda, çocukla yüzeysel bir ilişki kurabilmektedir.

Dengesizlik söz konusu
Çocuk anne babayı rahatsız etmediği müddetçe, görünürde çocukla ilgili pek bir problem yoktur. Eğer çocuk anne babayı rahatsız eder ve onların yollarına çıkıp engel teşkil ederse, anne baba çocuğa karşı düşmanca bir tutum ve tavır takınır. Çocuğu düşman kuvvet ilan ederler. Daha sonra ise çocuğa karşı yine kayıtsız tutum sergilerler. Anne babaların kişilik yapıları değişkendir. Rahat, sessiz, vurdumduymaz pasif oldukları gibi saldırgan da olabilirler.

Düşüncelerin kaynağı
Bazı anne babalarsa çocuğa karşı kayıtsız kalmanın ona ilgi ve sevgi vermemenin doğru olduğunu düşünmektedirler. Niçin böyle düşünürler? İhtimaller: "Çocuk şımarabilir. Yarın öbür gün anneyi anne babayı da baba olarak bilmez. Evde anne babanın otoritesi sarsılır. Doğru anne baba tavrı böyle olmalıdır. Çünkü benim annem de babam da bize böyle davranırdı..." gibi hiçbir bilimsel gerekçesi olmayan düşünceler nedeniyle istemelerine rağmen çocukları ile yakın ilişki kurmaktan kaçınırlar.

Hatanın geç telafisi
Yıllar sonra yaptıkları hatanın farkına varırlar ve bu hatayı telafi edebilmek için "Oğlumla/Kızımla yaşayamadım, bari bunları torunlarımla yaşayayım" düşüncesiyle torunlarına karşı aşırı sevgi gösterisinde bulunurlar. Torunlarının sevgilerini kazanmak için rüşvet verirler. Çocuklarının koydukları kurallarda hafif delikler açarlar ve torunlar için sığınılacak bir liman gibi olurlar. Ama tüm bu telafi çalışmaları çocukların geçmişte alamadıkları sevgiyi onlara geri vermez.

Gerekçeleri nedir
Kayıtsız, pasif ve ilgisiz anne babaların tutumlarının çeşitli nedenleri vardır. Kısaca bu nedenler şunlar olabilir:
Çalışma hayatının yoğun temposu nedeniyle anne babalarda oluşan aşırı yorgunluk ve çocuklara ayırabilecek zamanın çok sınırlı olması, ayrılan zamanın da etkin kullanılmayışı, çocuk bakımını annenin dışındaki büyükanne veya büyükbabanın üstlenmesi, evde bakıcının bulunması ve bunların çocuğu anne babayla paylaşmak istememeleri, çocuğun her işinin bu kişiler tarafından yapılıyor olması, çocukla paylaşımın az olması, çocuktan uzak yaşanılıyor olması, anne baba olmak için fiziksel, ruhsal ve bedensel açıdan hazır bulunuşluk seviyesinde bulunulmaması, anne babanın aralarında ki problemlerle çok fazla haşır neşir olmaları ve bu problem yumağında çocuğu yok saymaları, çok fazla çocuğa sahip olunduğu için gerekli ilginin gösterilmemesi gibi daha bir çok nedenler sayılabilir. Ama hangisi çocuğunuzu kaybetmeniz için yeterli neden olabilir?

Çocuklardaki ihmal edilmişlik
Kayıtsız, ilgisiz ve pasif anne baba tutumuna maruz kalan çocuklar kendilerine yöneltilen düşmanlıktan daha çok ilgisizliğe karşı savaşmaktadırlar. İhmal edilmiş bir kimse olarak, ana babanın ilgisini çekmek için çoğu zaman kötü davranışlar sergilerler. Çünkü uslu duran, problem çıkarmayan çocukla çoğunlukla kimse ilgilenmez. "Ağlamayan bebeğe meme verilmez" denilir. Bundan çıkardığımız sonuç şu ki:
"Çocuk doymak istiyorsa ağlamalıdır." "Anne babamın ilgisini çekmek istiyorsam yaramazlık yapmalıyım. Uslu durduğumda benimle ilgilenmiyorlar. Küçük de olsa yaramazlık yapınca evde ilgi noktası ben oluyorum" düşüncesi çocukta yerleşir.
Çocuğun ceza alması dahi kısa bir müddet için var olduğunu hissettirdiği için, ceza ödül durumuna geçmektedir.

Neler yapmalısınız?
Çocuklar agresif, saldırgan ve suça yönelik davranışlar gösterebilirler. Çünkü anne baba çocuğun olumlu değil de olumsuz davranışları pekiştirilmektedir. Oysa çocuk uslu durduğunda söylememiz gereken küçük sözler vardır."
Aferin oğluma/kızıma bak nasıl da uslu uslu kendi başına oynuyor. Kimseyi rahatsız etmiyor." Şeklinde davranışlar çocukta pekiştirilmiş olsa emin olun bir müddet sonra çocuğunuzun davranışları olumlu yönde değişecektir.
Davranışı değiştirmek istiyorsanız önce olumlu olanları pekiştirin çocukla iyi bir iletişim kurduktan sonra çocuğun olumsuz davranışlarına yönelin. Önce kolaylıkla düzeltebileceğiniz davranışlardan başlayın. İlerleme kaydettikçe çocuğa manevi ödüller vermeyi unutmayın. İlgisiz bir ailede büyüyen çocuğun tek amacı birazcık şefkat alabilmek dikkat çekmek ve varlığını ispatlayabilmektir.
Daha ileriki yıllarda ev ortamında bulamadığı ilgi ve sevgiyi dışarıda arayacaktır. Ufak da olsa sevgi mesajını farklı yorumlayacak ve sığınılacak bir liman arayacaktır. Çocuk büyüdükçe aile ile çatışmaları artacak, aileden intikam alma yolarını arayacaktır. Yaşı ilerledikçe aileden uzaklaşacaktır. Anne babanın ilgiye bakıma muhtaç olduğu zamanlarda onların yanında olmayacaktır. Çünkü kendisinin ilgiye sevgiye ihtiyacı olduğu zamanlarda anne baba tarafından bu ilgi ve sevgi ondan esirgenmiştir.


Misafir 2 Nisan 2006 17:33

ÇOCUKLAR NEDEN EVDEN KAÇAR?





EVDEN KAÇAN çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda, zihinsel özürlüleri hariç, hemen hepsinin aileleriyle sorunları olduğu görülmektedir. Ailede şiddetli geçimsizlik, işsizlik, fakirlik, dayak, eğitimsizlik gibi olumsuzluklar, öncelikle çocukları etkilemektedir. Çocuklar sıcak aile ortamından, sevgiden, ilgiden ve şefkâtten mahrum olarak büyümektedirler. Bu çocuklar kendi ayakları üzerinde duracak yaşa geldikleri zaman sıkıcı aile ortamından, dayaktan, kötü muameleden ve sefaletten kurtulma hayalleri kurarlar. İlk fırsatta ellerine biraz para geçince—bu para genellikle evden çaldıkları paradır—iyi bir iş bulmak, ses veya sinema sanatçısı olmak, kısa yoldan şöhrete kavuşmak ümidiyle evden kaçarlar.
Bazı çocuklar, ailenin maddî durumu iyi olduğu halde, anne ve babanın sevgisini denemek için evden kaçarlar. Ancak fazla uzağa gitmeyi göze alamazlar. Genellikle evin bodrumuna, bir akraba veya arkadaş evine sığınır; kısa zamanda geri dönerler. Anne babanın affedemeyeceği bir suç işlediklerinde, karneleri zayıf geldiğinde, dayak korkusuyla eve gelmeyip geceyi sokakta geçiren çocuklar da vardır.
Eğer sık sık evden kaçan bir çocuğunuz varsa, bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir. Yaptığınız yanlışların farkında olmadığınız için çocuğunuzun evden kaçmasına engel olamıyorsunuz. Bu durumda bir çocuk psikiyatrından veya uzman bir psikologdan yardım almanız gerekir. Psikiyatr, çocuk ve aile üzerinde yaptığı araştırma sonunda yanlış tutum ve davranışlarınızı ortaya çıkaracak, çocuğa nasıl davranmanız gerektiğini anlatacak, bir süre bunları denemenizi ve sonuçlarını gelip anlatmanızı isteyecek, deneme sonunda yeni tavsiyelerde bulunacaktır.
Sebepleri bilindiği taktirde evden kaçma probleminin çözümü kolaylaşır. Evden kaçan çocuğun terapisi, yukarıda açıkladığımız gibi, anne babanın tutumunu değiştirmeye ve aile ortamını yaşanır hale getirmeye yönelik olacaktır.

Evden Kaçmayı Önleyici Yaklaşımlar

Psikolojide ve koruyucu hekimlikte esas olan hastalık ortaya çıkmadan önce hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Bu prensibi evden kaçma olayına uygulayacak olursak, amaç çocuk evden kaçtıktan sonra onu eve bağlama çareleri aramak değil, evden kaçmasına yol açan tutum ve davranışlardan kaçınmak olmalıdır.
Aile içinde kendisini mutlu ve değerli hisseden bir çocuk evden kaçmayı düşünmez. Çocuğumuzu eğitirken onun kendisini mutlu ve değerli hissetmesi için anne baba olarak üzerimize düşen sorumlulukları şöyle özetleyebiliriz:
• Çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimi için sevgi, ilgi ve güven duygusu çok önemlidir. Maddî ihtiyaçların yerine getirilmesi çocuğun kendisini mutlu hissetmesine yetmez. Evet, aile için fakirlik gerçekten zor bir sınavdır. Ancak çocuğun ruhsal ihtiyacı olan sevgi ve ilgi, maddî imkânla ilgili değildir. Nice fakir aileler vardır ki çocuklarını sevgi ve ilgi ile büyütmekte, maddî imkânsızlıklara rağmen onları okutmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Çocuklar bu sıcak aile ortamında kendilerini mutlu hissetmekte, evden kaçmayı akıllarından bile geçirmemektedir. Yine öyle aileler vardır ki geniş maddî imkânlarına rağmen, anne baba sorumluluğunu yerine getirmez, çocuklarından ruhsal ihtiyaçları olan sevgiyi ve ilgiyi esirger, onlara zaman ayırmazlar. Bu anne babalar, çocukların maddî ihtiyaçlarını karşılamakla ve yatılı özel okullarda okutmakla görevlerini yaptıklarını zannediyorlar. Yanıldıklarını anladıkları zaman iş işten geçmiş oluyor. Zira çocuklar anne babalarından bulamadıkları sevgi ve ilgiyi arkadaş çevresinden, eğlence dünyasından veya uyuşturucudan sağlamaya çalışır, aileden gittikçe uzaklaşırlar.
•Çocuklar küçük yaşlardan itibaren anne babalarına duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, hayallerini, korkularını, endişelerini ve sıkıntılarını çekinmeden açabilmelidir. Onları yargılamadan, suçlamadan dinlemeli, kendimizi çocukların yerine koyarak anlamaya çalışmalıyız. Böyle yaptığımız zaman çekinmeden bize her türlü sıkıntılarını açacak, bizim şefkatli kollarımızda kendilerini güçlü hissedeceklerdir.
• Her konuda çocuklarımıza karşı adil ve tutarlı olmalıyız. Koyduğumuz kurallar onların bağımsızlık çabalarını engelleyici, uygulaması zor kurallar olmamalıdır. Onlara aile içinde yapabileceği basit işler vererek öz güvenlerini güçlendirmeliyiz. Aileyi ilgilendiren ortak kararlarda onlara da söz vermeli, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamalıyız. Yetenek ve becerileri konusunda gerçekçi olmalı, onlardan yapamayacakları şeyler istememeliyiz.
• Çocukların bizi taklit ederek kişilik kazandıklarını unutmayalım. Çalışkanlıkta, dürüstlükte, yardımlaşmada, iş bölümünde onlara iyi örnek olmalıyız. Bizleri izleyerek başarının tembellikten ve kolaycılıktan değil; çok çalışmaktan, sabırdan ve dürüstlükten geçtiğini öğreneceklerdir.
• Çalarak, yolsuzluk yaparak, görevini kötüye kullanarak zengin olan insanların toplum tarafından saygı görmediğini, haram yoldan servet yapanların sonlarının kötü bittiğini örnekler vererek anlatmalıyız. Çocuklar bu örneklerden lüks içinde yaşayarak değil, sıcak aile ortamında karşılıklı sevgi ve saygı içersinde insanca yaşayarak mutlu olunacağı sonucunu çıkaracaklardır.
• Gazete haberlerinden ve televizyon programlarından faydalanarak kolay yoldan şarkıcı ve artist olmak için evden kaçan gençleri bekleyen tehlikeler konusunda çocuklarımızı bilgilendirmeliyiz. Böylece evden kaçarak, kolay yoldan sanatçı olunamayacağını öğreneceklerdir.
• Dayak ve baskı ancak cahil anne babaların başvurduğu eğitim araçlarıdır. Disiplin dayak ve baskı ile değil, kurallarla sağlanır. Çocuklarımız kuralları çiğnediğinde karşılıklı konuşarak ve onların da fikirlerini alarak çözüm üretmeliyiz.
• Özellikle ergenliğe geçiş sürecinde çocuklarımıza karşı sabırlı ve hoşgörülü olmalı, onların yeni bir kimlik ve bağımsız kişilik kazanma çabalarını anlayışla karşılamalıyız. Çocuklarımız bu fırtınalı ve zor dönemi bizim yardımımız, anlayışlı ve sabırlı davranmamız sonucunda atlatabileceklerdir. Evden kaçmaların çoğu ergenlik dönemine rastlaması tesadüf değildir.
• Evde adam yerine konan, görüşleri ve duyguları önemsenen, kendisine ait bir odası ve eşyaları olan, boş zamanında müzik ve sporla ilgilenen, ailesi ile birlikte sinema, tiyatro, düğün, nişan gibi sosyal etkinliklere katılan çocuklar ve gençler alternatif heyecanlar arama ihtiyacı duymayacaklardır. Çocuğun hayatında arkadaşın önemi büyüktür. “Ya kötü arkadaş seçerse” endişesi ile çocuklarımızın arkadaş seçimine müdahale etmek doğru değildir. Evinde mutlu olan çocuklar kötü arkadaş seçmezler. Yani hiçbir çocuk kötü arkadaş kurbanı olmaz. Çünkü çocuklar arkadaş seçerken ailelerinden aldıkları eğitim ve terbiyeye uygun arkadaşlar arar ve bulur. Çocuk çeteleri üzerinde yapılan araştırmalar, çeteye mensup çocukların hemen hepsinin aileleriyle problemleri olduğunu göstermektedir.
• Çocuklarımız arasında ayırım yapmamaya, onları birbiriyle ve başka çocuklarla kıyaslamamaya, kardeş kıskançlığına yol açacak davranışlardan kaçınmaya özen göstermeliyiz. Kardeşleriyle ve başkalarıyla kıyaslanan çocuklarda, onlara yetişemediği ve onlar gibi olamadığı için kıskançlık ve düşmanlık duyguları açığa çıkar. Onlar yüzünden ailede istenmediğini, sevilmediğini ve değer verilmediğini düşünür.
• Çocuk ailede bulamadığı yakınlığı arkadaş çevresinde arar, grup içersinde yer edinmek için kolayca grup liderinin güdümüne girer. Liderden aldığı güç ve telkin ile anne ve babasına karşı gelir. Anne baba da onu uslandırmak ve itaate zorlamak için dayağa başvurur. O genç için aile ocağı önemini yitirir ve sıkı bir yer olur. Kendi hayatını yaşamak için evi terkeder.

• Çocuklar anne babayı kavga ederken gördükleri zaman, ailenin bir gün dağılacağından korkar, geleceğe ait ümitlerini yitirirler. Eşler mümkün mertebe çocukların yanında tartışmamalı, birbirine ağır sözler söylememeli, boşama ile tehdit etmemelidir.
Mutsuzluk kadar mutluluk da bulaşıcıdır. Mutlu çocuklar ancak mutlu ailelerde yetişir. Sevgi, saygı, şefkât, yardımlaşma ve iş birliği gibi sosyal değerler ancak anne ve babadan görerek ve yaşayarak kazanılır.


melish 2 Nisan 2006 19:14

1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı;
Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

2 yaşınızdayken size yürümeyi oğretti;
Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı;
Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu;
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi;
Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü;
Sokaklarda "gitmiycem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti;
Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.

9 yaşınızdayken size piano öğretmeni buldu;
Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz.

10 yaşınızdayken doğumgünü partilerinden, dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü;
Arabadan firlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak
teşekkür ettiniz.

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü;
"Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz.

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi;
O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi;
Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz.

17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi;
Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,
sizi arabayla kampüse götürdü ve eşyalarınızı taşıdı;
Arkadaşlarınız alay etmesin diye
kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili
size fikir vermek istedi;
"Ben senin gibi olmayacağım"diyerek teşekkür ettiniz.

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı;
Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi;
"Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz.

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,
sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı;
Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi;
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz.

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğumgününü hatırlattı;
"Anne işim başimdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz.

50 yaşınızdayken o, çok hastalandı, hafta sonunda
onu görmeye gittiginizde mutlu oldu;
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek
teşekkür ettiniz

Derken bir gün... O, öldü...
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa,
o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü...


EĞER HÃLÂ SİZİNLEYSE,

ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN...


Misafir 2 Nisan 2006 19:46

Aile içi şiddet
 
Aile içinde yaşanan şiddet, geniş bir tanımlamayla bireylerin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelendirilmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan fiziksel veya herhangi bir şekildeki hareket, davranış veya muamele olarak ele alınabilir. Şiddet dövme, yaralama, sakat bırakma, cinsel saldırı, tecavüz, ensest, öldürme şeklinde olabildiği gibi sözlü, duygusal ve zihinsel olarak da görülebilmektedir. Kısaca şiddet, fiziksel, cinsel veya psikolojik olarak yaşanabilir.


Aile içi şiddet herhangi bir birey tarafından diğer bir bireye uygulanabilmektedir. En yaygın şekli kocanın karısına ve ebeveynlerin çocuklarına yönelttiği şiddettir. Üçüncü bir grup olarak da yaşlılar şiddete maruz kalabilmektedir.


Aile içinde fiziksel şiddete maruz kalan kadın, bunu şikayet konusu yapmadan, bazı ailevi sorunlardan yakınmaktadır: Kocanın alkolik oluşu, sorumsuzluğu, başka kadınlarla ilişkisi, ilgisizliği, aralarındaki iletişimsizlik vb. sorunlar bunların başında gelir ve özellikle organik bir nedene bağlanamayan bedensel yakınmalar dikkati çeker. Baş ağrısı, aşırı duyarlılık, çarpıntı, göğüs ağrısı, mide ve bağırsakla ilgili yakınmalar, karın-bel ağrıları, alerjik sorunlar, astım, uykusuzluk, sıkıntı ve bazı bedensel hastalıkları taklit eden belirtiler başlıcalarıdır. Depresyon da bu konuda sık rastlanan bir tablodur.


Şiddete maruz kalan kadın birtakım psikolojik ve fizyolojik sorunlar yaşar. Genelde sessizlik, üzüntü, bazen öfke hali, tedirginlik, ajitasyon, ağlama, uykusuzluk, gerginlik, kabus görme, güçsüzlük, yorgunluk, halsizlik, enerjiden yoksunluk ümitsizlik, kendisini değersiz bulma, suçluluk, utanç duyma gibi birtakım tepkilere rastlanmaktadır. Ancak, intihar girişimleri, depresyon, alkolizm, vücuduna zarar veren türden davranışlara kadar varan durumlar söz konusu olabilmektedir.

Kadına uygulanan şiddetten çocukların da olumsuz yönde etkilenecekleri unutulmaması gereken önemli bir husustur.


Eşlerini döven erkeklere psikolojik danışma veya psikoterapi yardımı veren merkezlerde yapılan gözlemler, eşini döven erkeğin, etrafına sosyal ilişkilerinde yeterli, çevresi ile iyi ilişkiler kurabilen kişiler olarak görünmekle birlikte, içinde yıkıcı istekleri olan, içtepilerini denetleyemeyen, sık sık öfke patlamaları gösteren kimseler olduklarını ortaya koymaktadır.

Eşleri ile ilişkilerinde yaşadığı çatışmaları dayak yolu ile çözmeye çalışan erkekler, çocuğuna ağır bedensel cezalar veren babalar, sosyal ve kişisel yetersizliklerini ve engellenmiş duygularını, kendilerinden zayıf kimselere fiziksel güç gösterisi ile giderme yolunu seçmektedirler. Bunlar gerçek duygularını anlamakta ve tanımlamakta güçlük çekmekte ve sorumluluğu eşlerine, çocuklarına yüklemektedirler.

Toplumda konuşulması yasak olan, aile-içi cinsel saldırı sorununun da çok ender görülen bir psikolojik rahatsızlıktan kaynaklanan bir sorun olmadığı, son günlerde kitle iletişim araçlarına yansıyan örneklerden anlaşılmaktadır. Kadının, kocası tarafından, izni dışında cinsel birleşmeye zorlanması ise, geçmişte sorun olarak görülmeyen, ancak insan hakları kavramlarının gelişmesi ile cinsel istismar olarak şikayet konusu olmaya başlayan bir durumdur.

Çocuğun dünyaya gelmesinden itibaren ilk karşılaştığı toplumsallaşma kurumu ailedir. Ebeveyn-çocuk ilişkilerinde, ebeveynin çocuğa ilişkin bakım ve eğitimini içeren ana baba davranışları ve çocuğu bu davranışlara ilişkin algısı toplumsallaşma sürecinin temelidir. Yapılan araştırmalar, ailedeki şiddet, disiplin biçimi ve ceza yöntemleri ile çocuk suçluluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Yine çocuk suçluluğuna ilişkin yapılan araştırmalarda, aile ve suçluluk arasındaki ilişki bir çok etmene ayrılarak ele alınmıştır. Bunlar ‘’parçalanmış aile’’ “çatışan yani şiddet yaşayan aile”, “ihmalkar aile” ve “suçluluk davranışı barındıran aile”dir. Bu tür özellikler gösteren ailelerde yaşayan çocukların potansiyel suçlu olarak yetiştiğine ilişkin görüşler öne sürülmektedir.

Ebeveynlerin çocuklarına uyguladıkları kötü muamele “ihmal” ve “istismar” olarak iki grupta toplanmaktadır. Çocukta ihmal veya istismar sonucu ortaya çıkan örselenme durumu, her zaman gözle görülebilecek kadar açık olmayabilir veya örselenmenin etkisi daha uzun zaman içinde ortaya çıkabilir. Sevgisiz ve baskıcı ortamlarda yetiştirilen çocuklarda sürekli kaygı, kendine ve geleceğe güvensizlik, düşük özsaygı gibi kişilik özellikleri gözlenmektedir. Şiddete maruz kalan, şiddeti yaşayan veya şiddete şahit olan çocukların psiko-sosyal gelişimleri önemli ölçüde olumsuz olarak etkilenmektedir. Ayrıca bu çocuklar yetişkin olduklarında da birer şiddet uygulayıcısı olarak toplumda yer alacakları unutulmaması gereken bir konudur.

Çocukların aile içinde gördükleri şiddet, cinsel/fiziksel istismar çocukları sokak yaşamına itebilmektedir ve her türlü tehlikesine rağmen sokak, çocuklar için cazip hale gelebilmektedir. Şu ya da bu şekilde sokakta yaşamaya başlayan çocuklar, ortamın gereği olarak şiddete ve cinsel/fiziksel istismara maruz kalmakta uyuşturucuyla tanışıp çeşitli suçlara itilebilmektedir.


B. TÜRKİYE’DE AİLE İÇİ ŞİDDET


Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, aile içinde ve toplumsal alanda şiddetin sebep ve sonuçlarının belirlenmesi amacıyla Türkiye genelini kapsayan iki ayrı sosyal araştırma yaptırmıştır.
Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı tarafından yaptırılan Aile İçi Şiddetin Sebep ve Sonuçları (1994) araştırmasıyla Türkiye'de kent ve kır ayrımında aile içi şiddetin sebep ve sonuçlarının yaygınlığının, düzeyinin, görülme biçim ve sıklığının, şiddete uğrayanlarla şiddet uygulayanların şiddet kavramından ne anladıklarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada eşe karşı fiziksel şiddet, sözlü ve davranışsal şiddet ve çocuklara yönelik fiziksel şiddet olmak üzere üç konudaki şiddet yaygınlığı ölçülmeye çalışılmıştır.
Araştırma sonuçlarına göre, fiziksel şiddete ailelerin yüzde 34'ünde, sözlü şiddete ise yüzde 53'ünde rastlanmaktadır. Çocuklara yönelik fiziksel şiddete rastlanma oranı da yüzde 46'dir. Anne babaların geçmişteki dayak deneyimi (%70) şiddeti bugüne taşımaktadır. Dayağın şiddetinden ve sıklığından çok varlığının önem taşıdığı görülmektedir. Aile büyüdükçe şiddet artmaktadır. Özellikle kayınvalide ile anlaşmazlıklardan doğan sorunlar eşler arasında da çatışmaya yol açmaktadır. Hamilelik döneminde de fiziksel ve sözlü şiddetin sürdüğü, sıklığının da azalmadığı anlaşılmaktadır. Ailelerde cinsel şiddet ve tacize rastlanma oranı yüzde 9'dur. Şiddete maruz kalanların yüzde 80'i yapacak fazla bir şey olmadığına inanmaktadırlar. Eşlerden birinin alkol kullanıyor olması aile içi şiddeti artırmaktadır. Eşlerin daha iyi eğitim görmüş olması ise aile içindeki şiddeti azaltmaktadır.

Araştırmanın genel bulgularından biri de şiddetin kuşaktan kuşağa sorun çözme biçimi olarak aktarılması ve yaşam pratikleri içerisinde bunun pekiştirilmesi ile şiddet davranışının hem devamının hem de alanının genişlemesinin sağlandığıdır.

Yine Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı tarafından yaptırılan Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet (1997) konulu araştırma ile aile içindeki ve toplumsal yaşam alanındaki bazı değişkenlerle bireylerin şiddet içeren davranışları ve şiddet eğilimleri arasında bir ilişkinin olup olmadığının, eğer varsa ilişkilerin nicelik ve niteliklerinin araştırılması amaçlanmıştır.

Araştırmanın bulgularına bakıldığında şiddet ölçeğinden alınan puanlara göre katılanların yüzde 35’inde şiddet eğilimi 40 puanın, yüzde 2’sinde 60 puanın üzerinde bulunmuştur. Kadınların aldığı puanlar erkeklere göre belirgin biçimde daha düşüktür. 15-22 yaş grubunda belirgin biçimde yükselen şiddet ölçeği puanları, şiddet gösterme eğilimleri açısından gençlerin en önemli risk grubunu oluşturduklarını göstermektedir.

Kadınların yüzde 10'u eşlerinden sık sık (%3.6) ve ara sıra (%6.5) dayak yediklerini bildirirlerken yüzde 12’si eşleri tarafından sık sık ve ara sıra hakarete uğradıklarını, erkeklerin ise yüzde 2'sinin sık sık, yüzde 1.2'sinin ara sıra eşleri tarafından dövüldüklerini söylemişlerdir. Eşin hakaretine uğrama oranının kadınlarda iki misli fazla olduğu ama yaşla birlikte değişmediği saptanmıştır. 14 yaşından büyük kişilerin karı-koca ilişkilerindeki gerginleşme nedenleri arasında en çok yer verdikleri durumlar, "eşin evle ilgilenmemesi" (%66.2), "eşin saygısız tavır ve davranışları" (%56.6), "eşin kötü alışkanlıkları" (%56.5) olarak sıralanmaktadır. Bu değerlendirmeler, bir bakıma gerçek hayatın yansımaları olduklarından aile içi gerilimlerin nedenlerini araştırmaya ve bu gerilimleri azaltmaya yönelik girişimlerin hangi konular üzerinde yoğunlaşması gerektiği konusunda bir fikir vermektedir.

Çocuklu ailelerin çocuklarının yaramazlıkları için uyguladıkları yöntemler arasında "açıklama ve ikna etme" çok yüksek oranlarla ilk sırada yer almakta, onu "azarlama, utandırma", "cezalandırma ve yoksun bırakma" ve "korkutma" izlemektedir. Evde çocukların hiç dövülmediğini söyleyen aileler yüzde 55 oranındadır; çocuklarını ayda birden fazla ve çok şiddetli dövdüklerini söyleyenler yüzde 3, yılda 1-10 arası çok şiddetli dövdüklerini söyleyenler yüzde 1.5 oranındadır. Ailelerin yüzde 40'ı ise çocuklarını hafif şiddette dövdüklerini belirtmektedirler. Evde çocukları dövmeyi daha çok annelerin üstlendiği görülmektedir.

Şiddete maruz kalınan bir çocukluk yaşamak, sonraki yaşamda ailede ve toplumsal alanda bir şiddet uygulayıcısı olma ihtimalini artırmaktadır ve büyük olasılıkla tüm bu alanlardaki şiddet zincirinin temel ve başlatıcı halkasını oluşturmaktadır. Bu açıdan Türkiye'deki şiddet eğilimlerini düşürmenin yolu, çocuk eğitiminde şiddeti bir yöntem olarak kullanmaktan kaçınmaktır.

Ailenin yapısal özelliklerinden olan birey sayısının 7'ye kadar artması şiddet ölçeğinden alınan puanları da artırmaktadır. Birey sayısı 7'yi aştığında şiddet ölçeği puanları gerilemektedir.
Aile içi dayanışma ile akrabalarla görüşme ve yardımlaşma oranları azaldıkça, şiddet ölçeği puanları yükselmektedir.

Alkol kullanımı ile şiddet arasında da açık bir ilişki görülmektedir.

Bireylerin eğitim düzeylerindeki artışa bağlı olarak, şiddet eğilimleri azalmaktadır. Aynı şekilde gelecekle ilgili beklentilerdeki olumluluk düzeyine bağlı olarak da şiddet eğilimleri azalmaktadır.

Siyasal sistemle ilişkileri kötü olan bireylerin şiddet eğilimleri ile siyasal sistemle ilişkileri iyi olan bireylerin şiddet eğilimleri arasındaki farklılaşmalar anlamlı bulunmuştur.

Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı’nın Türkiye’de Televizyon ve Aile Araştırması (1995) sonuçlarına göre yetişkinlerin yüzde 35’i televizyon programları arasında kendilerini en çok rahatsız eden programların “cinselliği ön plana çıkaran erotik yapımlar” olduğunu belirtmiş; ikinci sırayı reklamlar (%24.8) alırken yayınlardaki şiddet unsurundan rahatsız olanların oranı yüzde 4.4’tür. Kadınlar, televizyonda şiddet unsuru içeren programlardan ve genel olarak yayınların çocuk üzerindeki etkisinden daha fazla şikayetçi olmaktadırlar.

Yine bu araştırma sonuçlarına göre, yetişkinler, çocuklarının nasıl televizyon izlediklerine ilişkin fazla bir bilgiye sahip değiller ve çocuklarının hangi kanalı/programı ne zaman seyredeceklerine karışmamaktadır. Bu durum iller, ebeveynlerin cinsiyeti ve ailelerin gelir durumlarına göre değişmemektedir. Çocukların yüzde 82 oranında televizyon izlemekle ilgili kararları kendilerinin verdiği, yüzde 31’inin gece saat 22’ye kadar ekran başında kalabildikleri tespit edilmiştir. Kısacası Türk ailesi içinde çocuklar televizyon izleme açısından özgürdürler.

Araştırmadan edinilen bulgular ışığında Türkiye’de televizyondaki şiddetin çocuklara denetimsiz bir biçimde izletildiği ve çocukların şiddet unsuru içeren programlara direkt olarak ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu durumun çocukların psikolojik gelişimlerini olumsuz yönde etkileyeceğini söyleyebiliriz.

Araştırmalardan elde edilen bulgular ve değişen toplum şartlarının etkileri dikkate alınarak ailenin bütünlüğü ve devamı için tehdit unsuru olan, aile içindeki şiddeti önlemek amaciyla 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un hazırlanarak çıkarılması sağlanmıştır.
Ailenin Korunmasına Dair Kanun hükümlerine göre, “Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını kendilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde Sulh Hukuk Hakimi re’sen meselenin mahiyetini göz önünde bulundurarak, Kanunda sayılan tedbirlerden bir ya da bir kaçına veya uygun göreceği benzeri başkaca tedbirlere hükmedebilir.” Kanunda zikredilen tedbirler şunlardır:

a) Kusurlu eşin diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,

b) Kusurlu eşin müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara tahsis ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya işyerlerine yaklaşmaması,

c) Kusurlu eşin diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,

d) Kusurlu eşin diğer eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
e) Kusurlu eşin varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,

f) Kusurlu eşin alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.

Yukarıda zikredilen tedbirlerin tatbiki maksadıyla öngörülen süre altı ayı geçemez ve kararda hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması halinde tutuklanacağı ve hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedileceği hususu kusurlu eşe ihtar olunur. Hakim bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini göz önünde bulundurarak nafakasına hükmeder.

Mahkemece alınan koruma kararının bir örneği, mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararının uygulanmasını zabıta marifetiyle izler. Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta mağdurların şikayet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re’sen soruşturma yaparak evrakı kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararına uymayan eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açar. Bu davanın duruşması yer ve zaman kaydına bakılmaksızın 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu hükümlerine göre yapılır. Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.




C. ÖNERİLER

1.Aile içi şiddete maruz kalan eşlerin şikayetlerini değerlendirecek kuruluşların yaygınlaştırılarak, işlevlerinin uzman personel tarafından yürütülmesinin sağlanması gerekmektedir (Aile Danışma Merkezleri).


2.Ailede şiddet uğrayan ve şiddet uygulayan eşlere uygulanmak üzere özel yardım programları düzenlenmeli, psikolojik danışma veya psikoterapi yardımı veren merkezler oluşturulmalıdır. Şiddet uygulayan kişilere uygulanacak psikolojik tedavi ile, bu kişilerin benliklerini anlamalarına, duygularını tanımlamalarına, içtepilerini ve davranışlarını kontrol etmelerine yardımcı olunması amaçlanmalıdır (Sığınma Evleri ve Rehabilitasyon Merkezleri).


3.Evlilik öncesi çiftlerin yardım almaları ile ilgili olarak Evlilik ve Evlilik Danışmanlığı Hizmetlerinin uygun bir biçimde kurumsallaşması ve ülke ölçeğinde yaygınlaştırılması gerekmektedir. Aile birliğinin korunması, aile bireyleri arasında karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerin sürmesine ve aile ile ilgili şiddet dahil birçok sorunun çözümüne yardımcı olması bakımından bu tür kuruluşlar önemlidir.


4.Ailelere çocuk eğitimi ve çocuk yetiştirme ile ilgili yöntemlerin verildiği Ana-Baba Okulu Programlarının yaygınlaştırılması ve şiddetin şiddeti beslediği düşüncesinden hareketle bu programlarda çocuk yetiştirmede ceza ve şiddet uygulamalarını ortadan kaldıracak yeni eğitim yöntemleri ile ailelerin bilinçlendirilmeleri gerekmektedir.


5.Kitle iletişim araçlarında aile içi şiddetin doğal ve görmezlikten gelinir bir durum olmadığının anlatılması, fiziksel, cinsel ve duygusal şiddetin yasalar çerçevesinde suç olduğunun net olarak ortaya konması gerekmektedir. Bunu yaparken şiddetin bütün ailelerde görülmeyebileceği, barışçı ve hoşgörülü ailelerin olduğu olumlu modeller gösterilerek anlatılmalı ve böylece şiddetin meşrulaşması önlenmelidir.



Misafir 2 Nisan 2006 19:49

Çocuklarımıza, Nimete Saygıyı Nasıl Öğretebiliriz?



MÜSLÜMAN anne babalar olarak yemeğe başlarken “Bismillah”, bitirince “Elhamdülillah” deriz; çocuklarımıza da öğretiriz. Eğer bu kelimelerin ne anlama geldiğini ve niçin söylediğimizi anlayacakları bir dille açıklamazsak, çocuklar bu kelimeleri duygusal zekalarıyla kavramaz, teğet bir dille söylemiş olurlar.

Çocuklarımızın bu kelimeleri duygusal zekalarıyla kavramaları için şöyle bir açıklama yapılabilir:
“Çarşıdan bir yiyecek aldığımız zaman karşılığında satıcısına para ödüyoruz. Halbuki o yiyeceklerin gerçek sahibi satıcılar değildir, Allah’tır. Acaba o yiyeceklerin hakiki sahibi olan Allah verdiği bu nimetlere karşılık bizden ne istiyor? Nimetlerin gerçek sahibi olan Allah, bizden üç şey istiyor: Zikir, şükür ve fikir. Yemeye başlarken “Bismillah” (Allah’ım Senin adınla başlıyorum) dememiz zikirdir. Yedikten sonra “Elhamdülillah” (Allah’ım verdiğin bu nimetler için sana teşekkür ederim) dememiz şükürdür. Yerken bu nimetleri Allah’ın yarattığını, rahmetiyle binlerce canlı türünü yiyeceksiz bırakmadığını düşünmek fikirdir.”
Çoğu evlerimizde çocuklara Bismillah ve Elhamdülillah (zikir ve şükür) demeyi öğretiyoruz, fakat aynı hassasiyeti fikir konusunda göstermiyoruz. Böylece Allah’ın bizden istediği üç şeyden ikisini yani zikri ve şükrü yerine getirmiş oluyoruz. Ancak yerken bu nimetin bize nasıl ulaştığını pek düşünmüyoruz ve çocuklarımızla bunu konuşmuyoruz. O zaman Allah’ın bizden istediği üçüncü şeyi yani fikri yerine getirmemiş oluyoruz. Fikir eksik olduğu için nimetin kıymetini takdir etmiyor, gereken saygıyı göstermiyoruz. Eğer nimete saygımız olsaydı, her gün tonlarca yemek artığı ve ekmek çöpe atılır mıydı?
Seneler önce akrabam olan genç bir bayanı çöpe ekmek atarken görünce şöyle demiştim: “Ekmek nimettir. Neden çöpe atıyorsun? Nimete saygın yok mu?” Genç bayan, “Ne yapayım, eşim ve çocuklar bayat ekmek yemiyor,” diyerek kendisini savunmuş; nimete saygısı olduğunu göstermek için de ekmeği öpüp alnına götürdükten sonra çöp kutusuna atmıştı. Genç bayanın ekmeğe gösterdiği saygı teğet bir saygıydı, gerçek saygı değildi. Bismillah ve Elhamdülillah diyerek nimete şükretmek kadar, nimete saygı göstermek ve israf etmemek de ailede yaşanarak kazanılan bir alışkanlıktır. Annesinin yemek artıklarını ve bayatlamış ekmeği çöpe attığını gören bir kız çocuğu ileride anne olduğu zaman aynı şeyi yapacak; bunun nimete karşı bir saygısızlık ve israf olduğunu düşünmeyecektir.

Yeyiniz İçiniz Fakat İsraf Etmeyiniz
Amerika’da master yaptığım yıllarda, çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklindeydi. Öğrenciler ve hocalar dilediği yemekten, salatadan, meyveden veya tatlıdan dilediği kadar alabiliyordu. Yemekhanenin giriş kapısında “Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz” anlamına gelen şu yazı vardı: “Take what you need. Eat what you take.” (Yiyeceğin kadar al, aldığını da ye.)
Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı, tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki: “Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun? Bırak tabakta kalsın.” Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü: “Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusuyla çarp bakalım kaç ton pirinç yapar? Biz kalabalık bir ülkeyiz, israf etme lüksümüz yoktur.” Yine denemek için dedim ki: “Şu anda Çin’de değil, Amerika’dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin’i değil, Amerika’yı zarara uğratacaktır.” Güldü. “Amerika’yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz,” dedi.
Çinli arkadaşı bu onurlu davranışından dolayı tebrik ettim. Bir Müslüman olarak düşüncesini paylaştığımı söyledim. Rabbimizin bu konudaki, “Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah müsrifleri sevmez” buyruğunu açıkladım. Çok hoşuna gitti. Tam o sırada, Ürdünlü bir arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli arkadaş Ürdünlüyü göstererek: “O Müslüman değil mi?” dedi.
O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim. “Dur, bunu kendisine soralım,” dedim. Ürdünlü arkadaşa seslendim. Çinli ile aramızda “nimete saygı ve israf” konusunda geçen konuşmaları aktardıktan sonra dedim ki: “Arkadaş seni yemek artıklarını çöpe dökerken görünce, ‘O Müslüman değil mi? Neden israf ediyor?’ diye sordu. Ben de bunu kendisine soralım dedim.”
Ürdünlü arkadaş Çinliye döndü. Kendinden emin bir şekilde: “Ben kendi ülkemde israf etmem. Amerika’yı sevmiyorum. Burada, ne kadar çok israf edersem Amerika’yı o kadar zarara uğratmış olurum,” dedi. Çinli: “Bu düşüncen onurlu bir düşünce değil,” dedi. Doğru söze ne denir?

Bu Yiyecek Bize Nereden ve Nasıl Geliyor?
Okul öncesi çocuklarımıza oyunla nimetin kıymetini anlatabilir, duygusal ve zihinsel yönden israf etmeyecek bir hassasiyet kazandırabiliriz. Oyunun adı: “Bu bize nereden ve nasıl geliyor?” olsun. Oyuna temel gıdamız olduğu halde en çok israf edilen ekmekten başlayabiliriz. Oyun için birkaç buğday tanesi ve bir kaşık un gerekecektir. Aynı oyunu başka günlerde sebze ve meyve türü yiyecekler için oynayabiliriz.
Bütün aile üyeleri sofra başında toplandığı için yemek saatleri sohbet için iyi bir fırsattır. Özellikle akşam yemekleri sohbet için oldukça uygundur. Bismillah diyerek yemeğe başladıktan sonra anne veya baba (tercihen anne) çocuğa: “Yemeğini yerken benimle bir oyun oynamak ister misin?” diyerek dikkatini çeker. Oyun çocukların en sevdiği işlerden biri olduğu için kabul edecektir. Anne eline aldığı bir dilim ekmeği çocuğa göstererek: “Söyle bakalım bu ekmek bize nereden ve nasıl geliyor?” diye oyunu başlatır. Çocuğun aklına gelen ilk cevap bakkal veya fırın olacaktır. Anne: “Oraya nereden geliyor?” diyerek oyunu devam ettirir. Birkaç buğday tanesini gösterir. “Ekmeğin temel maddesi bu gördüğün buğday taneleridir,” der ve sorar: “Buğday nereden geliyor?” Çocuğa ip uçları vererek oyunu yönlendirir ve şu sonuca varılmasını sağlar: “Buğday taneleri çiftçi tarafından toprağa ekilir. Toprak olmadan buğday taneleri filiz verip büyüyemez, başak veremez. Buğday tanesini de toprağı da yaratan Allah’tır. Çiftçinin görevi sadece buğdayı toprağa ekmektir. Ondan sonra elinden bir şey gelmez. Toprağa ekilen buğday tanesinin büyümesi için su (yağmur) gerekir, ısı ve ışık (güneş) gerekir, hava gerekir. Yağmuru, güneşi ve havayı yaratan Allah’tır. Buğday taneleri toprakla beslenerek büyür, başak verir. Bir başakta 20-30 adet buğday vardır.

Çiftçi buğday başaklarını toplar, harmana getirir. Buğday tanelerini başaktan ayırır, çuvallara doldurur. Çuvalları değirmene götürür. Değirmende buğdaylar öğütülür, un haline getirilir. Un çuvallara doldurulur. Çuvallardaki unlar fırınlara götürülür. Fırıncı bir kazana un doldurulur. Üzerine su döker. İyice yoğurarak hamur yapar. Hamuru küçük parçalara ayırarak içinde ateş yanan fırına koyar. Fırında pişen hamurlar ekmek olur. Fırıncı pişen ekmeklerin bir kısmını raflara dizer, bir kısmını bakkala satar. Biz de gider, en yakın bakkaldan veya fırından ihtiyacımız kadar ekmek alırız.
Oyundan çıkarılacak ders: Ekmeği çöpe attığımız zaman başta buğdayı yaratan Allah’a, sonra ekmek oluncaya kadar emeği geçen çiftçiye, değirmenciye, fırıncıya ve ekmeği satın almamız için gereken parayı kazanan babamıza saygısızlık yapmış oluruz.


GusinapsE 2 Nisan 2006 23:54

Çocuğunuzun Gelişimi Yaşıyla Orantılı Mı?

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Pedagoji polikliniğinde 0-16 yaş arası çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri takip ediliyor. 0-6 yaş arası çocukların dil, sosyal ve motor gelişimleri testlerle değerlendiriliyor, gerekli görüldüğünde gecikme olan alanlara yönelik programlar hazırlanıyor.

Çocuğun okuldaki başarısızlığı, dikkat kaybı, uyum zorluğu, davranış sorunları, öğrenmeyle ilgili sorunlar, aile içindeki iletişim sorunları ne yazık ki genellikle yeterince önemsenmiyor. Çocukların fiziksel gelişimleri, doğdukları günden başlayarak dikkatli bir biçimde takip edilebiliyor. Ancak duygusal, sosyal ve zihinsel gelişmelerinin takibinde aynı özen ne yazık ki gösterilemiyor.

Acıbadem Hastanesi Pedagoji uzmanı Ayşegül Salgın, çocukların duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimlerinin ancak başa çıkılamayan bir problem ortaya çıktığında önemsendiğine ve değerlendirildiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Oysa, bir çocuk ancak tüm alanlarda uygun gelişim gösteriyorsa sağlıklı kabul edilebilir.”



Ergenlikte sorunlar artıyor

Çocuklar ve gençler ailelerin farkına varmadığı önemli sorunlar yaşayabiliyor. Özellikle yaşamın en zor geçiti olarak tarif edilen ergenlik çağında, sorunlar daha da artıyor. Bu sorunların bir kısmının çocuk veya ergen tarafından çözülebilirken, bazı sorunların çözümü için bir yetişkinin yardımı, desteği, rehberliği gerektiğini belirten pedagog Ayşegül Salgın şöyle konuşuyor:
“Bu kişi genellikle anne veya babadır. Ancak bazı sorunlar ve durumlar profesyonel yardım ve müdahale gerektirebilir. Böyle durumlarda uygun tanı ve tedavi için zamanında harekete geçmek sorunun çözümünü kolaylaştırabilir. Hastanemiz Pedagoji polikliniğinde 0-16 yaş arası çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri takip edilmektedir. 0-6 yaş arası çocukların dil, sosyal ve motor gelişimleri testlerle değerlendirilmekte, gerekli görüldüğünde gecikme olan alanlara yönelik programlar hazırlanmakta ve uygulanmaktadır.
Okul dönemindeki çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri değerlendirilmekte, başarısızlık ve uyum problemlerinin nedenleri ortaya çıkarılarak çözüm için aile ve çocukla çalışılmaktadır.”


Uzman desteği ne zaman alınmalı?

Peki bir pedagoji uzmanına ne zaman başvurulması gerekiyor? Ailelerin bu konuda dikkate alması gereken birçok kriter var. Eğer çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri buna uygunluk göstermiyorsa bir pedagoji uzmanına başvurulması öneriliyor.

Pedagog Ayşegül Salgın, bu sorunları şöyle sıralıyor:

“-Çocuğunuzun gelişiminin yaşına uygun olup olmadığı konusunda
değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorsanız,

-Çocuğunuzun duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimiyle ilgili değerlendirme ve desteğe ihtiyaç duyuyorsanız,

-Çocuğunuzun davranış sorunları varsa,

-Çocuğunuz zihinsel yetersizlik nedeniyle desteğe (özel eğitim) ihtiyaç duyuyorsa,

-Çocuğunuzun okulda kapasitesini yeterince kullanamadığını düşünüyorsanız,

-Çocuğunuz okulda başarısızlık, uyum zorlukları yaşıyorsa,

-Çocuğunuz dikkat eksikliği veya dağınıklığı yaşıyorsa,

-Çocuğunuz çevresiyle iletişimde güçlük yaşıyorsa,

-Çocuğunuzla iletişim kurmakta, disiplin sağlamakta güçlükler yaşıyorsanız bir uzmana başvurmanız gerekiyor.”





ahmetseydi 3 Nisan 2006 11:36

"Çocuğunuz yemek mi seçiyor?"
 
Büyüdükçe çocuğun sorunları da artıyor. Bunlardan biri de yemek seçmeye başlamak. Ama olaya zamanında el koyarak bunun üstesinden gelmeye çalışabilirsiniz.

Çocuklar emeklemeye başladıkları zamanlarda, çok sevimli olmakla beraber, çevrelerindekilere karşı olan ilgileri ve artık hareket yetilerinin artmış olması yavaş yavaş ufak birer canavara da dönüşmeye başlarlar. Üstelik tek bu olsa gene iyi. Yemek seçmeye de başlarlar. Yaşına göre "Yemiiiiiceeem" gibi medeni tepkilerin yanı sıra, bol tükürüklü daha ilkel tepkilerle de karşılaşabilirsiniz. Ama çaresiz değilsiniz. İşte bizim önerilerimiz:
  • Günde en az bir kez onunla birlikte yemek yiyin. Bu çağlarda çocuklar, yemek kadar sosyalleşmekten de hoşlanırlar.
  • Hem emekleme çağında, hem de daha ileriki yaşlarda çocuklar mutfak işinden çok ketif alırlar. Buna kendi yaptıklarını yemek de dahildir. Bu nedenle mutfakta sizle birlikte bir şeyler hazırlamasına izin verin.
  • Evde ne kadar az abur cubur olursa, çocuklar da bunları o denli az tüketmiş olurlar.
  • Bazı şeyleri kendi tabağındayken yememekte direnirken, sizin tabağınızdakilerden yemek isteyebilir. Bu, onu yeni lezzetlerle tanıştırmanın iyi bir yoludur.
  • Çocuğunuzun sorunu sebzelerleyse, sebzeleri saklamanın türlü yolu var: Bolonez sosun içine karıştıracağınız rendelenmiş havuç, pizza üzerine koyacağınız ince ince kıyılmış ıspanak, peynirli makarnanın içine koyacağınız rendelenmiş kabak gibi. Örnekleri çoğaltmak elinizde.
  • Küçük porsiyonlar halinde verin. Bir bakmışsınız iki dakika sonra biraz daha istemek için geri gelmiş.
  • Emekleme çağındaki çocukların genel tercihi kendilerine verilen yumuşak, lapayı andıran, ezilmiş sebze ve etlerden çok, çubuk halinde olanlardır. Bu nedenle havuç, salatalık gibi besinleri ince ince kesip verebilirsiniz.
  • Bebekler parmaklarını ve yedikleri şeyleri yemeklere batırmaya bayılırlar. Mesela meyvaları yoğurda batırıp yemelerine izin verebilirsiniz.
  • Alışverişe beraber çıkın. Meyva ve sebzeleri onun seçmesine izin veren. Bunu yapan çocuğun, kendi seçtiğini yemesi de büyük olasılıktır.
  • Ödün verin. Önemli olan çocuğunuzun ne yediği değil, ihtiyacı olan besleyenleri almış olmasıdır. Eğer potakaldan hoşlanmıyorsa kiviyi yeneyebilirsiniz. Ya da etten hoşlanmıyorsa, peynir, yumurta, balık gibi diğer protein kaynaklarına başvurabilirsiniz.


Misafir 3 Nisan 2006 12:43

Çocuklarda kekemelik

Ali Çankırılı

KEKEMELİK 7 YAŞINDAN ÖNCE, çoğunlukla 3-5 yaşları arasında ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur. Kekemeliğe altını ıslatma, tırnak yeme, kardeş kıskançlığı, uyku ve yeme bozukluğu, parmak emme gibi davranış bozukluklarından biri veya birkaçı da eşlik ediyorsa gırtlak, ses telleri, ağız ve dil gibi konuşma organlarındaki fiziksel bir bozukluktan kaynaklanmadığı anlaşılır. Bu organlarda konuşmaya engel bir bozukluk olması durumunda çocuk zaten baştan itibaren konuşma güçlüğü çekecektir. Üç yaşından önce görülen kekelemeler konuşma bozukluğu olarak değerlendirilmez. İki-üç yaşları arasında düşünce, konuşmadan daha hızlıdır. Çocuk düşünme hızında konuşmak isterken kelime bulmakta zorlanır ve kekeler. Anne babalar bu durumu normal karşılamalı, çocuğu düzgün konuşmaya zorlamamalıdır.
Gerçek kekemelik, çocuk belli bir yaşa kadar düzgün konuşurken yavaş yavaş ya da birden bire ortaya çıkan kekemeliktir. Önceleri belli hecelerde daha sonra kelimelerde takılmaya başlar. İlk heceleri çıkarmakta zorlanır, sıkılır, kızarır, el-kol, kaş-göz veya baş hareketleri yapar. Kekemelik çocuktan çocuğa farklılıklar gösterir. Bazı çocuklar belli kelimelerde, bazıları da ilk kelimede takılır. Kekemelik genellikle:
• Sessiz harfle başlayan uzun kelimelerde,
• Kelimenin ya da hecenin başındaki “h” harfinde,
• Sessiz harften, sesli harfe geçişlerde görülmektedir.
Kekemeliğin artış gösterdiği bazı özel durumlar da vardır:
• Çocuk aşırı baskı, heyecan ve sıkıntı altında iken,
• Telefonda konuşurken,
• Yabancı veya önemli bir kişi ile konuşurken,
• Kalabalığın karşısında konuşurken,
• Uykusuz veya yorgun iken sık kekeler.
Bazı çocuklar odasında tek başına şarkı söylerken, telefonda arkadaşıyla konuşurken veya kitap okurken kekelemezler.

Kekemelikte Anne Baba
Tutumunun Etkisi

Kekemelik vakaları incelendiğinde, bu çocukların genellikle baskıcı, katı kuralcı, aşırı titiz ve mükemmeliyetçi bir aileden geldikleri görülmektedir. Bu anne babaların, çocuklardan beklentileri çok yüksektir. Çocukları devamlı denetim ve takip altında tutarlar. En küçük bir yanlışında ikaz eder, düzeltmesini isterler. Kibar ve düzgün konuşmasına aşırı önem verirler. “Efendim”siz “lütfen”siz konuşturmazlar. Çocuk kaba bir kelime söylediğinde özür dilemek zorunda kalır. Yanlışlarından dolayı sık eleştiri ve uyarı alır. Başka çocuklarla kıyaslanır.
Kendisinden yaşının üstünde bir tertip düzen ve düzgün konuşma beklenen çocuk nerede, ne zaman, neyi, nasıl söyleyeceğini iyice düşünmek ve tartmak zorunda kalır. Yanlış bir şey söylemekten korkar. Bu korku duraksamasına ve iç çatışması yaşamasına yol açar. Kekemelik, bu iç çatışmanın dile yansımasından başka bir şey değildir. Çocuk kekelemeye başladığı zaman işi daha da zorlaşır. Alay konusu olur. Her an kekeleyeceği korkusu ile konuşmaktan çekinir. Kendine olan güvenini kaybeder, sosyal gelişimi aksar. Aile tutumunu değiştirmediği sürece çocuğun bu kısır döngüden kurtulması çok zordur.
Üzerine gidilmediği ve aşırı önemsenmediği zaman 3-4 yaşlarında ortaya çıkan kekemeliklerin çoğu kendiliğinden geçer. Aşırı titiz anne babalar, erken davranıp psikolojik yardım aldığı ve tutumunu değiştirdiği zaman kekemelik kısa zamanda düzelir. Hangi kekemeliğin ne kadar sürede geçeceğini önceden kestirmek zordur. Çocuğun, ailenin ve kekemeliğin hikâyesinin (ne zaman ortaya çıktığının) incelenmesi gerekir.

Kekemeliği
Tetikleyen Olaylar

Kekemeliğin hikayesi incelendiğinde bazen karşımıza çocuğun hayatına âniden giren yangın, sel, deprem, tüp patlaması, trafik kazası, kanlı bir kavgaya şahit olması, köpek ısırması, ameliyat geçirmesi, aile üyelerinden birinin ölmesi, boşanma nedeniyle anne ve babadan ayrılması gibi travmaya yol açan bir korku çıkabilmektedir. Anne babanın çocuğun gözü önünde kavga etmesi, birbirlerini boşamakla veya öldürmekle tehdit etmesi de korkuya yol açabilir. Bu durumda profesyonel terapi ile çocuğu korkusu ile yüzleştirmek, korkuyu yenmesi için cesaretlendirmek gerekir. Bu arada korkuyu besleyen depresyonu azaltmak için yatıştırıcı ilaç verilebilir.
Çocuğun kişisel terapiye alınması kekemeliği yenmesine yetmez. Ailenin de terapiye alınması, çocuğa karşı nasıl davranmaları gerektiğinin anlatılması gerekir. Terapiden iyi sonuç alınması için çocukla yakın ilişkide olan kimselerin de bilgilendirilmesi ve yardımcı olmaları istenmelidir.
Aile terapisinde, anne babalardan aşağıdaki durumlara dikkat etmeleri istenir:
• Aşırı baskıcı, kuralcı ve mükemmeliyetçi tutumlardan vazgeçilmelidir.
• Çocuk kardeşleriyle ve başkalarıyla kıyaslanmamalıdır.
• Özgüvenini güçlendirmek için olumlu davranışları övülmeli, küçük sorumluluklar vererek başarısı onaylanmalıdır.
• Başkalarının yanında azarlanmamalı, küçük düşürülmemelidir.
• Heyecanlandığı durumlarda dikkatini başka tarafa çekerek sakinleşmesi sağlanmalıdır.
• Başkalarının yanında kekemeliğinden söz edilmemelidir.
• Çocuğu dinlerken göz temasından kaçınmalı, sabırsız ve sinirli davranmamalıdır.
• Çocuk konuşurken konuşması düzeltilmemelidir.
• Kekelediği zaman alay edilmemeli, küçük düşürücü sözlerden kaçınmalıdır.
• Konuşması taklit edilmemeli, başkalarının da taklit etmesine izin vermemelidir.
Bazı anne babalar, psikoloğun bu tavsiyelerini yerine getirmeye çalışırken farkında olmadan bir başka aşırılığa düşerler. Çocuğu hiç üzmemeye, her isteğini yerine getirmeye, her yaramazlığına katlanmaya çalışırlar. Üzerinden her türlü disiplinin kalktığını gören çocuk kısa zamanda bu durumdan faydalanmayı öğrenir. Kaprisleri, istekleri ve yaramazlıklarıyla anne babayı bunaltır. Terapiden amaç, adaletli ve mantıklı bir disiplinden vazgeçmeden çocuk üzerinde kekemeliğe yol açan aşırı baskıları ve korkuları gidermek, sevildiğini hissettirmek ve kendine güvenmesini sağlamaktır.


Pollyanna 3 Nisan 2006 12:56

Çocuklarda Öğrenme Sorunları
https://www.msxlabs.org/images/news/mansetresimleri/studyingchild.jpg Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, Öğrenme sorunlarının üç gruba ayrıldığını vurgulayarak, bunları şöyle sıraladı; - Zeka azlığı ve bazı fiziksel sorunlar nedeni ile ilgili öğrenme sorunları.
2- Bazı ruhsal sorunlara bağlı olan öğrenme sorunları.
3- Diğer öğrenme sorunları.
Zeka azlığı ve bazı fiziksel sorunlar nedeni ile ilgili öğrenme sorunları
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, "Bir çocuğun okulda öğretilen bilgileri öğrenebilmesi için zeka düzeyinin normal sınırlar içinde olması gerekir. Zeka testlerinde elde edilen sonuçlara göre zekası 90-110 arasında olanlar normal zeka düzeyinde kabul edilmektedirler.Başka bir öğrenme sorunları yoksa normal düzeyde öğrenebilmektedirler. Zeka düzeyi 70-90 arasında olanlar sınırda zeka düzeyine sahip çocuklar olarak kabul edilmektedir. Bu grupta yer alan çocuklar güç ve yavaş öğrenirler. Uygun koşullarda ciddi sorunlar yaşamayabilirler. Ancak karışık iş ve durumlarda desteğe ihtiyaçları vardır. Okul eğitiminde başarıları alt düzeydedir.Yaşam koşulları ile ne derece başa çıkabildikleri, bireysel olarak ne derece bağımsız yaşayıp yaşam koşullarına uyum sağlayabildikleri, eğitim, motivasyon, kişilik özellikleri, mesleki fırsatlar, ruhsal bozukluklar ve bazı fiziksel sorunlar gibi etkenlere bağlıdır" dedi.
Zeka düzeyleri düşük öğrenciler özel sınıflarda okumalı
Zeka düzeyleri 50-55 ile 70 arasında olan çocuklar hafif düzeyde zeka azlığı olan çocuklar olarak kabul edildiğini belirterek, zeka azlığı olanların % 85’inin bu grupta olduğunu kaydetti. Çöpür, "Okul eğitimi başlayıncaya kadar diğer çocuklardan ayırt edilmeyebilirler. En fazla altıncı sınıf düzeyinde okul becerileri kazanabilirler. Normal sınıflarda öğrenmeleri geç ve güç olur. Ancak kaynaştırma eğitimi şeklinde normal sınıflarda öğretmenlerin özel ilgi ve toleransına ihtiyaç duyarlar. Erişkin yaşamında, ancak kendi başına yaşayabilmeye yeten toplumsal ve mesleki yetenekler kazanabilirler. Zorlu durumlarda denetim ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Zeka düzeyi 35- 55 arasında olanlar orta düzeyde zeka geriliği olan çocuklardır. En fazla ilkokul ikinci sınıf düzeyinden okul becerileri edinebilirler. Özel sınıflarda eğitim görmeleri gerekir. Görme ve duyma sorunu olan çocuklar, konuşma gecikmesi olan çocuklar, epilepsi hastalığı olan çocuklarda öğrenme sorunu yaşamaktadırlar. Çeşitli ruhsal sorunları olan çocuklar, aile ortamı sorunlu olan çocuklar ve öğrenme koşulları yeterli olmayan çocuklarda da öğrenme güçlükleri görülebilir" diye konuştu.
Öğrenme bozuklukları
Öğrenme Bozuklukları hakkında bilgi veren Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, bu konudaki sorularımızı yanıtladı...

Öğrenme bozukluğu nedir?
Bazı çocuklar uygulanan zeka testlerinde normal puanlar almalarına ve uygun bir eğitim almalarına rağmen okuma, yazılı anlatım ve matematik alanında beklenenin önemli ölçüde altında başarı göstermektedirler.Bu çocuklar özel öğrenme bozukluğu olan çocuklar olarak adlandırılmaktadır. Öğrenme bozuklukları % 2- 10 arasındadır.
Özel öğrenme bozukluklarından okuma bozukluğunu açıklar mısınız?
Yaşı, zeka düzeyi, aldığı eğitime göre doğru okuma, okuma hızı ve okuduğunu anlama düzeyi düşüktür. Bu durum okul başarısını ve okuma becerileri gerektiren günlük yaşam etkinliklerini bozar. Okuma bozukluğu olan çocuklarda çoğunlukla yazılı anlatım bozukluğu ve matematik bozukluğuda vardır. Bu bozukluk % 60- 80 oranında erkeklerde görülmektedir. Bu çocukların okul başarıları diğer çocuklarda düşük olur.Genellikle okula başlamadan önce fark edilmemektedir. Zekası yüksek olan çocuklarda bu bozukluk dördüncü sınıfa kadar ayırt edilmeyebilir. Erken teşhis ve uygun eğitimle çocukların önemli bir kısmında iyi sonuç alınmaktadır.
Matematik bozukluğu nedir?
Takvim yaşı , ölçülebilir zeka düzeyi ve aldığı eğitim ve öğrenme koşulları göz önünde bulundurulduğunda matematik becerileri normalin önemli ölçüde altındadır.Matematikteki sıkıntı, okul başarısını yada matematik becerileri gerektiren günlük yaşam etkinliklerini önemli ölçüde bozar. Matematik terimlerini, işlemlerini, ve kavramlarını anlama ve adlandırma, yazılı problemleri matematik sembollerine çevirme, matematik işaretlerini okuma, tanıma , şekilleri doğru kopyalama, sayıları hatırlama bozulmaktadır. Okul çağı çocuklarının % 1’ nde görülmektedir.
Yazılı anlatım bozukluğu nedir?
Çocuğun takvim yaşı, ölçülen zeka düzeyi, ve yaşına uygun olarak aldığı eğitim göz önünde tutulduğunda yazma becerileri beklenenin önemli ölçüde altındadır. Yazılı anlatımdaki bozukluk okul başarısını ve yazılı anlatım gerektiren günlük yaşam etkinliklerini önemli ölçüde bozar. Bu bozukluğu olan çocuk yazılı metinleri bütünleştirmede zorluk yaşar. Cümlelerde dilbilgisi ve noktalama hataları, çeşitli heceleme yanlışlıkları ve aşırı derecede kötü el yazısı vardır. Bu bozukluk büyük çoğunlukla yukarıda belirtilen diğer öğrenme bozuklukları ile birliktedir.Ve ikinci sınıfa kadar anlaşılmayabilir.

Aileler hangi kriterleri esas almalı?
- Çocuğunuz yaşıtları gibi öğrenemiyorsa,
- Zekası normal göründüğü halde ve diğer alanlarda normal göründüğü halde okuması geri kalıyorsa,
- Zekası normal göründüğü halde matematik veya yazılı anlatımda sorunlar yaşıyorsa,
- Okulu sevmiyor ve okula gitmek istemiyorsa,
- Okulda uyumsuzluk gösteriyorsa,
- Ders çalışmaya karşı isteksiz davranıyorsa,
- Ders çalışırken çabuk sıkılıyorsa,
- Uygun öğrenme koşulları olduğu halde öğrenmesi geri kalıyorsa,
Çocuğunuzun öğrenmesini bozan bir sorunu olabilir. Bu durumda bir uzmana başvurmanız gerekir.


Misafir 3 Nisan 2006 21:39

Hiperaktivite / Çocukta Dikkat Eksikliği

Ali Çankırılı


Hiperaktivite / Çocukta Dikkat Eksikliği


HİPERAKTİVİTE, yani aşırı hareketlilik anaokuluna ve ilköğretime devam eden çocuklarda sık görülen ve fakat ciddiye alınmadığı için çocuğun ağır psikolojik çöküntüler yaşamasına sebep olan bir rahatsızlıktır. Çoğu anne baba, çocuklarında daha küçük yaşlarda gördükleri hiperaktiviteyi ciddiye almaz, üstelik bunu aşırı zeka belirtisi olarak değerlendirirler. Ancak çocuk okula başladıktan sonra öğretmenin şikayeti üzerine durumun ciddiyeti ortaya çıkar. Buna rağmen çoğu anne baba hiperaktiviteden kaynaklanan dikkat eksikliğinin getirdiği problemleri kabullenmek istememekte, öğretmenin çocuğu idare edemediğini ileri sürmektedir.
Peki, nedir hiperaktif dikkat eksikliği? Bu rahatsızlık, nöropsikiyatrik, yani beyne bağlı bir bozukluktur. Araştırmalar her yirmi çocuktan birinin hiperaktif dikkat eksikliği sendromuna maruz olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle, anaokulu ve ilkokuldaki her sınıfta en az bir hiperaktif dikkat eksikliği sendromu yaşayan çocuğa rastlamamız mümkündür.
Bu sendroma yol açan sebepler tam bilinmemektedir. Yaygın kanaate göre, buna beyindeki nörokimyasal madde eksiklikleri sebep olmaktadır. Motor—yani, hareketle ilgili—davranışlar ve zihinsel faaliyetler beyindeki çeşitli bölgelerin nöron ağları üzerinden bilgi alışverişi yapması sonucu ortaya çıkmaktadır. Nöronlar arası iletişimi sağlayan kimyasal maddelerdeki bozukluklar ve eksiklikler bölgeler arasında bilgi akışını aksattığı için çocuk hareketlerini kontrol edememekte, gerekli zihinsel faaliyetleri sürdürememektedir. Uzmanlar, hiperaktif dikkat eksikliği sendromunun tedavisini iki koldan yürütmektedir. Birincisi ilaç tedavisi, ikincisi öğretmen ve ailenin içinde yer aldığı davranış terapisidir. Bir yandan ilaç tedavisi ile eksik nörokimyasalları tamamlamaya ve beyindeki hücrelerin daha aktif çalışmasını sağlamaya çalışırken, diğer yandan çocuğun psikolojik bozukluklar yaşamaması için anne babanın ve öğretmenin nasıl davranması gerektiği üzerinde durulmaktadır.
Okul öncesi dönemde her çocuk hareketlidir. Hareket büyük ve küçük kas gelişimi için gereklidir. Ayrıca, çocuk deneme-yanılma yoluyla hızlı bir öğrenme süreci içindedir. Bu doğal hareketliliği hiperaktivite ile karıştırmamak gerekir. Hiperaktivitenin belirtileri çok daha başkadır ve çoğu kez dikkat eksikliği sendromu ile birlikte görülür.
HİPERAKTİVİTENASILANLAŞILIR?
Aşağıda sıralayacağımız belirtilerden en az altı tanesi çocuğunuzda varsa ‘hiperaktivite’den söz edilebilir:
• Sınıfta sırasından sık sık kalkar, kımıldamadan yerinde oturamaz.
• Ellerini ve ayaklarını durmadan sallar, sağa sola dönüşler yapar.
• Yemek masasından birkaç defa kalkmadan yemeğini bitiremez.
• Sürekli koşar, tırmanacak hedefler arar.
• Toplu oyunlarda, oyunu kurallarına göre sürdüremez, kişisel davranır.
• Motor takılmış gibi yerinde duramaz.
• Sürekli konuşur.
• Soru sorduğunuzda, daha sorunuz bitmeden o cevap vermeye başlar.
• Sırasını beklemekte zorlanır.
• Karşısındaki kişinin sözünü keser.
DİKKATEKSİKLİĞİ
NASILANLAŞILIR?
Aşağıda sıralayacağımız belirtilerden en az altı tanesi çocuğunuzda varsa ‘dikkat eksikliği bozukluğu’ndan söz edilebilir:
• Dikkatsizce hatalar yapar, detaylara giremez.
• Derse veya bir işe yoğunlaşmakta zorlanır.
• Yapılması gerekenler söylendiği halde sırayı takip etmekte zorlanır.
• Yapılması gereken işleri planlamakta ve tamamlamakta zorlanır.
• Baştan sona zihinsel çaba gerektiren işlerden ve ödevlerden nefret eder.
• Sürekli olarak ders araçlarını (kalem, silgi, cetvel vb.) kaybeder.
• Dikkati kolayca dağılır. Okuduğu bir parçanın sonuna geldiğinde başını unutur, tekrar okumak zorunda kalır.
• Kendisiyle konuşan kişinin sözünü tamamlamasını bekleyemez, dikkati başka şeylere kayar.
• Başladığı bir işin sonunu getiremez, çabuk sıkılır.
• Yazı yazarken ilk birkaç dakika düzgün yazar, sonra yazısı bozulmaya başlar.
TEŞHİSKOYABİLMEKİÇİN
Bir çocuk için hiperaktivite ve dikkat eksikliği sendromu teşhisi koyabilmemiz için aşağıdaki beş belirtiden emin olmamız gerekir:
• Yukarıda sıralanan belirtiler altı yaşından önce ortaya çıkmış olmalıdır.
• En az altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır.
• Hem evde, hem okulda aynı zorlukları yaşıyor olmalıdır.
• Bu zorluklar sebebiyle öğretmeninden ve arkadaşlarından sık sık uyarı ve şikayet alıyor olmalıdır.
• Yaşadığı hiperaktivite ve dikkat eksikliği sebebiyle ödevlerinde eksiklik ve sınavlarda fazla başarı gösterememe olmalıdır.
HİPERAKTİFÇOCUKYAŞITLARINDANFARKLIDIR
Zor geçen bir ameliyattan ve ateşli bir hastalıktan sonra görülen aşırı hareketlilik ve dikkat bozukluğunun hiperaktif dikkat bozukluğu sendromuyla karıştırılmaması gerekir. Bu sendrom, aslında çocuk yürümeye başladığı andan itibaren görülmeye başlanan bir rahatsızlıktır. Motor takılmış gibi oradan oraya koşturur, yorulmak bilmez. Anne, "Sadece onu izlemek bile beni yoruyor" der. Çocuk yaşıtlarına göre daha hareketlidir. "Dur, yapma, yavaş ol!" emirlerini yerine getiremez. Azarladığınız veya ceza ile tehdit ettiğiniz zaman hareket etmemeye çalışır, ama beceremez; içindeki dürtüye yenik düşer. Yemek sofrasında bile hareketsiz duramaz. Yaşıtları kadar sabırlı değildir; dikkatini uzun süre bir oyuna veremez, oyunun kurallarına uymaz, içinden geldiği gibi davranır. Bu yüzden adı ‘oyunbozan’a çıkar. Kendinden daha küçük çocuklarla oynamayı tercih eder. Okula başladığı zaman yaşından beklenen olgunluğu ve uyumu gösteremez, hep çocuksu davranır. Sabır, irade ve dikkat isteyen işlerden sıkılır, devam etmek istemez.
Hiperaktif çocuk, davranışlarının sonuçlarını düşünmeden hareket ettiği için sık kaza yapar, yarası beresi eksik olmaz. Kafasına koyduğu şeyi yapmadan duramaz. Arabada giderken pencereyi açmak veya balkondan sarkıp aşağıya bakmak istediği zaman, ancak kolundan tutarak onu durdurabilirsiniz.
HİPERAKTİF DİKKATEKSİKLİĞİNİNTEDAVİSİ
Bu sendromun belirtilerini tamamen ortadan kaldıran bir tedavi şekli henüz bulunamamıştır. Mevcut imkânlarla belirtilerin en aza indirilmesi hedeflenmektedir. Yukarıda kısmen temas ettiğimiz gibi, ilaç tedavisi ile beyin kimyası desteklenip belirtiler aza indirilmeye çalışılırken, aynı zamanda sıkı bir davranış terapisi de uygulanmaktadır.
Davranış terapisi üç temel değerden oluşmaktadır: sevgi, kurallar ve kas egzersizleri. Sevgi karşılıksız ve pazarlıksız verilmelidir. "Uslu durursan seni severim" veya "Eğer sevgimi kazanmak istiyorsan oturup dersini bitirirsin" gibi ön şartlar ileri sürülmemelidir. Devamlı ikaz alan, azarlanan ve suçlanan hiperaktif çocukta, kendisinin sevilmediği kanaati vardır. Kendilerine güvenleri çok zayıftır. ‘Söz dinlemez kötü çocuk’ olduklarını düşünürler. Sevilmeyen ve kendisini kötü hisseden bir çocuk içinden iyi şeyler yapma isteği duymaz. Anne baba, kendilerini üzecek ne yapmış olursa olsun, çocuğa sevgilerini sözleriyle ve davranışlarıyla belli etmelidir.
Anne ve baba, hiperaktif çocuğa hangi davranışların doğru hangilerinin yanlış olduğunu açıklamalı; doğru davranışlarını destekleyerek güven aşılamalıdır. Yanlış bir davranışta bulunmak üzere olduğu zaman uyarılmalı, isterse bu davranıştan vazgeçebilecek güçte olduğu söylenmelidir. Çocukla birlikte oyun oynamalı, oyunun kurallarına göre davranması sağlanmalıdır. Ders çalışırken veya ödev yaparken çalışma süreleri birlikte kararlaştırılmalı, süre dolunca mola verilmelidir. Meselâ, dikkatini 10 dakika yoğun tutabilen hiperaktif bir çocuğun bunu 12 dakikaya çıkarması hedeflenmeli, arkasından mola verilmelidir. Sadece aile terapisi davranışları düzenlemeye yetmez. Okulda yaşadığı problemleri en aza indirmek için öğretmenin de çocuğa yardımcı olması gerekir.
Hiperaktif çocuklar genellikle uykuya gitmede de zorlanır, erken yatmak istemezler. Aslında sürekli hareket hâlinde oldukları ve fazla enerji harcadıkları için yaşıtlarına göre daha çok uykuya ihtiyaçları vardır. Her gece aynı saatte ve erken yatmaya alıştırdığınız zaman, hem yeterli uyku almasını, hem de düzene girmesini sağlamış olursunuz. Anne baba, hiperaktif çocuğu kahvaltı yaptırmadan okula göndermemelidir. Düzenli ve sağlıklı beslenen çocuklar tedaviye daha iyi cevap vereceklerdir.
Anne babalar, hayal kırıklığına uğramamak için, ilaç almaya başlayan çocuğun hemen düzeleceğini beklememeli, tedavinin uzun süre devam edeceğini ve iyileşmenin yavaş seyredeceğini önceden kabullenmelidir. Burada sabır ve fedakârlık doktordan çok anne babaya ve öğretmene düşmektedir.


Misafir 4 Nisan 2006 07:31

Cinsel Eğitim: Ne zaman ve nasıl?




Anne babaların çocuk eğitiminde en çok zorlandığı konuların başında cinsiyet eğitimi geliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi, konuya yetişkin gözüyle yaklaşma. İkincisi, cinsiyet eğitimini üreme bilgisinden ibaret zannetme. Bu iki hatalı yaklaşım, anne babaların işini zorlaştırıyor.

Aslında, cinsiyet eğitimi zannedildiği kadar zor bir mesele değildir. Birinci hatalı yaklaşımı bir hadis-i şerifle çözeceğiz. Peygamberimiz(a.s.m.) "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" buyuruyor. Burada ‘çocuklaşmak’tan kastedilen olaylara çocuk gözüyle yaklaşmak, yani psikolojideki ifadesiyle empati yapmaktır. Esasında insanları anlamanın yolu da empatiden geçer. Bir insan bizimle konuşurken veya tartışırken onu anlamanın en kolay yolu kendimizi o insanın yerine koymaktır.

Çocuğun yedi yaşına kadar yaratılışa, üremeye, cinsiyet farklılıklarına ve doğuma ait soruları cinsel tecessüsten uzak, tamamen öğrenmeye yönelik, masum sorulardır. Çocuk nazarında "Ben dünyaya nasıl geldim?" sorusu ile "Bu uçak havada nasıl duruyor, neden yere düşmüyor?" sorusu arasında fark yoktur.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, cinsiyet eğitimi üreme bilgisinden ibaret değildir. Üreme bilgisi, cinsiyet eğitiminin sadece bir alt başlığıdır. Oysa toplumumuzda cinsiyet eğitimi cinsel ilişki ve üreme bilgisinden ibaret zannedildiği için, gençlere ancak evlilik hayatına adım attığı güne gelindiğinde cinsiyet bilgisinin verilmesi gerektiği düşünülür. Ki, o vakit geldiğinde bu bilginin veriliş biçiminin çirkinliği, kabalığı, uygunsuzluğu da cabası! Oysa, vaktiyle sorduğu sorulara ölçülü ve makûl bir cevap verilmemiş çocuklar ve gençler, meraklarını başka kanallardan cevap arayarak gidermeye çalışırlar. Sonuç, sorusuna ilgili yaşta aklının alabileceği, ruh sağlığını da bozmayacak şekilde cevap verilse rahatlayacak olan çocuğun, arkadaş çevresinin veyahut uygunsuz yayınların eline düşüp yalan-yanlış bir sürü şey duyması ve bunun çocukları gerek bedenen, gerek mânen deformasyona uğratmasıdır.

Öğrencilerin ekseriyetini dindar aile çocuklarının oluşturduğu bir kolejde görev yaptığım yıllarda tuvalet duvarlarında ve kapılarında öyle çirkin yazılara ve küfürlere rastlıyordum ki, şaşırmamak elde değildi. Bunun bir tek açıklaması vardı: Bu çocuklara aileleri tarafından yeterli ve sağlıklı bir cinsiyet eğitimi verilmiyordu! Bir meseleyi görmezden gelerek veya yok sayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Eğer bu mesele ruh sağlığıyla yakından ilgiliyse ve bazı çevrelerce istismar edilip gençler kolayca tuzağa düşürülüyorsa—ki öyledir—anne baba ve eğitimci olarak sorumluluğumuz daha da ağırlaşıyor demektir.

Cinsiyet Eğitimi Doğumdan İtibaren Başlar

Konferanslarımda, katıldığım radyo ve televizyon programlarında ana-babaların sıklıkla sorduğu soru şu: Çocuklarımıza ne zaman cinsiyet eğitimi vermeye başlamalıyız? Cevabım: Doğumdan itibaren. Bu cevap soru sahiplerini şaşırtıyor elbette. Evet, tekrar ediyorum, cinsiyet eğitimi doğumdan itibaren başlar.

Bir annenin yeni doğan bebeğin altını temizlerken hoşnutsuzluk göstermesi, yüzünü ekşitmesi daha ilk günden itibaren çocuğa cinsel bölgenin tiksindirici birşey olduğunu telkin etmektedir. Bebek, vücudunu tanımak için ayaklarına, başına, kulaklarına dokunduğu gibi; cinsel organına da dokunur. Bunun tuhaf hiçbir yanı yoktur. Eğer bebek cinsel organına dokunduğu sırada anne bebeğin eline vurur veya elini tutup zorla cinsel bölgeden uzaklaştırırsa, yine olumsuz kanaatler edinmesine sebep olacaktır. Çok kere çocukların cinsel organlarıyla oynadığını gören anne ve babaların sert tepki gösterdiğini, "Çek elini oradan, ne kadar ayıp!" dediğini görmüşsünüzdür. Bu, çocuğun hak etmediği bir ayıplamadır. Anne baba, bu davranışı yasaklama yerine, sebepleri üzerinde durmalıdır. Çocuk neden elini cinsel organına götürür? Temizlik ihmalinden dolayı çocuğun cinsel organı mantar kapmış olabilir. Bu da kaşıntıya sebep olacağından, çocuk farkında olmadan elini cinsel organına götürür. Yine çocuklar oyuna daldığı zaman tuvalet ihtiyaçlarını unuturlar. Çünkü oyun çocuğun en ciddi işidir. O ciddi işi bırakıp tuvalete gitmezler, ellerini cinsel organlarına bastırarak tuvalet ihtiyaçlarını ertelemeye çalışırlar.

Anneler, cinsiyet eğitiminde en büyük yanlışlığı çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışırken yaparlar. Çocuğun altını temizlemekten ve bez değiştirmekten kurtulmak için baskı uygularlar. Bu baskıya uymayan çocuğu ayıplayarak, tehdit ederek, korkutarak veya ceza vererek amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. Başvurdukları bu araçlar fıtrata ve çocuk onuruna aykırı olduğu için işleri daha da zorlaşır. Normal olarak bir çocuk, fiziksel ve sinirsel gelişimine paralel olarak, tuvalet kontrolünü gündüzleri 2-3 yaşlarında, geceleri 4-5 yaşlarında kazanabilir. Bundan önce yapılacak zorlamalar çocuğu güç durumda bırakır. "Yine mi altına kaçırdın, pis çocuk! Bir daha çişini haber vermez, altına kaçırırsan pipini yakarım!" gibi suçlayıcı, küçük düşürücü sözler çocuğun cinsel ve boşaltım organlarından nefret etmesine, aşağılık duygusuna kapılmasına, vücudundan utanmasına sebep olacaktır. Bu da, ilerleyen yaşlarda değişik cinsel sapmalara zemin hazırlayabilir.

Cinsiyet Eğitimi Sırasında Yapılan Yanlışlar

Sevginin açamayacağı kapı yoktur. Sevgi, eğitimin sihirli anahtarıdır. Allah, en vahşi hayvanlarda bile, bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren hormonlar eliyle anneye sevgi ve şefkat depolar. Bebeğini sevmeyen bir anne düşünemiyorum. Ancak bazı anneler eğitim eksikliği, ailevî problemler ve geçim sıkıntısı yüzünden bebeklerine sevgilerini ifade edemezler. Bir çocuk sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin değil ise, emin oluncaya kadar koyduğunuz kuralları çiğnemeye ve sizinle çatışmaya devam edecektir.

Çocuğun cinsiyet eğitiminde anne babaların birbirlerine karşı davranışları da çok önemlidir. Evlenme yaşına geldiği halde bir türlü evlenmeye razı edilemeyen genç bir kızımızla yaptığımız görüşmede, kocası tarafından devamlı horlanan, küfür ve dayağa muhatap olan bir anne modelinin genç kızda evliliğe karşı olumsuz duygular kazandırdığını ortaya çıkarmıştık.

Çocuğunuzu Yatağınıza Almayın

Anne-babaların çocuğu yataklarına almaları ve bunu alışkanlık haline getirmeleri kesinlikle yanlış bir davranıştır. Anne baba ile aynı yatağı paylaşmaya alışan bebeklerde bağımlılık duygusu devam etmekte ve kişilik gelişimleri gecikmektedir. Olayın bir de cinsel mahremiyet boyutu var. Çocuk her zaman uykuda olmayabilir. Gözü kapalıdır, ama uyumuyordur. Uyumayan çocuk anne-babanın mahrem konuşmalarına ve ilişkilerine kulak misafiri olabilir. Yahut âniden uyanabilir. Her iki halde de cinsel mahremiyet zedelenmekte, çocuğun cinsel ilişki hakkında yanlış kanaatler edinmesine ve çocuğun ruh sağlığının bozulmasına sebep olunmaktadır.

Anne babalara bebeği yataklarına almamalarını ve dört yaşından sonra da odasını ayırmalarını tavsiye ediyoruz. Aynı odayı paylaşan çocuklarınız varsa, ön ergenliğe ulaşan (13-14 yaşına gelen) çocuğun odasını da ayırmalısınız. Kişilik gelişiminde mahremiyetin önemi büyüktür. Sizin odanız nasıl mahrem ise, gencin odası da mahremdir. Kapıyı vurmadan odasına girmemeli; çantasını, çekmecelerini, ceplerini, cüzdanını, hatıra defterini karıştırmamalısınız.

Çocuğun Sorularına Cevap Vermek Zor Değildir

Cinsiyet eğitiminin güçlüklerinden biri de anne-babaların çocukların sorularına nasıl cevap vereceklerini bilememeleri. Bunun da sebebi, olaya yetişkin gözüyle bakmaları. Çocuk uzun açıklamalardan ve detaylardan hoşlanmaz. Siz, bir soruyu bilimsel olarak detaylarıyla anlatmaya başladığınız an, çocuk sıkılıp başka şeyle meşgul olmaya başlayacak, belki sorusunu bile unutacaktır. Cevaplarınız çocuğun seviyesine göre, kısa ve anlaşılır olmalıdır.

Çocuğunuz cinselliğe ait bir soru sorduğunda telaşa kapılmanın, kızarıp bozarmanın veya konuyu değiştirip onu atlatmaya çalışmanın bir yararı yoktur. Böyle yaptığınız takdirde çocuk cinselliğe ait konularda size soru sormayacak, bu ihtiyacını başka kanallardan gidermeye çalışacaktır.

Çocuklar bazen oyun oynarken odanın kapısını kapatır, yaptıklarının görülmesini ve konuştuklarının duyulmasını istemezler. Kapıyı kapattıkları zaman, ihtimal, anne-baba oyunu oynamakta, veya gördükleri-duydukları şeyleri anlatmaktadırlar. Böyle bir durumla karşılaşırsanız, telaşa kapılıp odalarına girmeyin. Bu davranışınızla onlara güvenmediğinizi göstermiş olursunuz. Eğer çocuğunuza sağlıklı ve doğru bir eğitim veriyorsanız korkmanıza gerek yoktur.

Çocuğun cinselliğe ait sorularına cevap vermenin zor olmadığını söylemiştik. Burada esas olan, çocuğun sorularına cevap verirken takınacağınız tavırdır. Eğer cevap verirken yumuşak bir ses tonu kullanır, rahat hareket ederseniz, çocuk da kendisini rahat hissedecektir. Bunu bir örnekle açıklığa kavuşturalım. Diyelim ki, çocuğum bana "Baba ben nereden geldim?" şeklinde bir soru sordu. Cevabım aşağı yukarı şöyle olurdu: "Bir çocuğun olabilmesi için anneye ve babaya ihtiyaç var. Annesiz babasız çocuk olmaz. Anne ve baba çocuk sahibi olmak istedikleri zaman birlikte dua ederler. ‘Allah’ım bize bir bebek ver!’ derler. Allah da onların duasını kabul ederse, annenin karnına minicik bir bebek koyar. Bebek burada büyümeye başlar ve annesinin sütünü emecek kadar büyüdüğü zaman kımıldayarak anneye haber verir. Baba anneyi hastaneye götürür. Orada doktorun ve ****** yardımıyla anne bebeğini doğurur." Eğer hastanenin, doktorun ve ****** görevini merak ederse kısaca açıklarım. Yine, "Bebek nereden çıkar?" şeklinde bir soru sorarsa, Allah’ın anneleri buna göre yarattığını, doğum sırasında Allah’ın annelerin karnına bir genişlik verdiğini, bebeğin bu şekilde doğduğunu söylemekte bir mahzur yoktur. Anlattığımız şeyler basit ve doğru bilgiler olmalıdır.

Çocuklar erkeğe ve kadına ait cinsiyet farklılıklarını da merak ederler. Bir kız çocuğu, erkek kardeşinde olan şeyin kendisinde niye olmadığını sorabilir. Bunun bir eksiklik olduğunu veya Allah tarafından cezalandırıldığını düşünebilir. Böyle bir soru ile karşılaşırsak, anne ve baba rollerine gönderme yaparak açıklamayı kolaylaştırabiliriz. Eğer daha önce yukarıdaki soruyu cevaplamış isek işimiz daha da basitleşir. "Kardeşinde olan şey sende yok; çünkü Allah kız çocuklarını büyüyünce anne olabilmesi için erkek çocuklardan farklı şekilde yaratır" cevabı yeterlidir. Bebeğine süt emziren bir kadını, meselâ kendi annesini gördüğünde soracağı muhtemel sorulara da, yine annelik rolünü açıklayarak cevap verebiliriz: "Annelerin göğüsleri babalarınkinden farklıdır. Allah bebeklerin beslenmesi için anneleri öyle yaratmıştır. Çünkü bebekler daha küçük oldukları için yemek yiyemezler, annelerinin sütünü emerek büyürler" şeklindeki bir cevap çocuk için pekâlâ ikna edici olacaktır.

(Çocukların sorabilecekleri bütün soruları burada sıralamamızın ve cevaplamamızın imkânsız olduğunu takdir edersiniz. Sorularınızı e-mail adresime yazdığınız takdirde cevaplaya çalışacağım.)

Sağlıklı Bir Gençliğin Temeli Çocuklukta Atılır

Çevrenin, medyanın, arkadaş gruplarının cinsel kimlik üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Çocukluğunda anne-baba ile sağlıklı bir iletişim kuramayan gençler, kolayca çevrenin ve arkadaş grubunun etkisinde kalırlar. Gençlik ve moda dergileri, televizyon, sinema ve internet, elbirliğiyle çocuğunuzu sizden koparırlar. Bizi arayarak, "Çocuğum kötü arkadaşların kurbanı oldu, geceleri eve geç geliyor, bizi dinlemiyor, herşeye kızıyor, bizi geri kafalı ve baskıcı buluyor" diye yakınan anne-babaların sayısı az değildir. İyi bir eğitim almış, sevilen ve kendisine değer verilen aile çocukları kolay kolay kötü arkadaş seçmezler. Çünkü aileden aldıkları eğitim onlara güçlü bir güven duygusu kazandırmıştır. Arkadaşı tarafından ailesinden aldığı terbiyeye uymayan bir teklifle karşılaştığı zaman ‘hayır’ demesini bilecek, ısrarı halinde onunla ilişkilerini kesecektir.

Hata yapmayan insan yoktur. Öyleyse, hata yapmayan çocuk da olmayacaktır. Çocuklarınız hata yapacak, ona öğrettiklerinizi deneme-yanılma yoluyla pekiştirecek veya yeni birşey öğrenecektir. Meselâ, anne babanın odasına kapıyı vurmadan ve "Gir!" sesi duymadan girilmeyeceğini öğreteceksiniz; ancak ola ki çocuğunuz dalgınlık eseri odanıza kapıyı vurmadan girebilir. Diyelim ki siz de o sırada çamaşır değiştiriyorsunuz. Çocuğa bağırıp çağırmadan mahrem yerlerinizi örtün ve sakin bir sesle Rabbimizin kapalı odalara kapıyı çalarak vurmamızı istediğini, buna uygun davrandığımızda Allah’ın bizi daha da çok seveceğini hatırlatın.

Bilhassa ergenlik çağındaki çocuklarınızla çatışmak istemiyorsanız, onlara güvendiğinizi, değer verdiğinizi ve bütün huylarına rağmen onları sevdiğinizi söz ve davranışlarınızla göstermelisiniz. "Biz senin yaşında iken..." diye başlayan nasihatler kadar genci sıkan birşey yoktur. Gençlerle konuştuğum ve anne babaları hakkında en çok neden şikayetçi olduklarını sorduğum zaman, aldığım cevapların başında, "Annem babam bana güvenmiyor" gelmektedir. Diğer şikayetlerini de şöyle sıralıyorlar: "Bana hep çocuk gözüyle bakıyorlar, büyüdüğümü kabul etmiyorlar, arkadaşlarımı beğenmiyorlar, görüşlerime değer vermiyorlar, herşeyime karışıyorlar, kendilerinin de yanılacaklarını ve yanlış yapacaklarını kabul etmiyorlar, beni sevmiyorlar."
Çocuklarınızı duygusal olarak kendinizden uzaklaştırmak istemiyorsanız onlara karşı hoşgörülü, yumuşak, sabırlı ve sevecen olmalısınız. Onlara zaman ayırmalı, onları dinlemeli, her sıkıntılarında arkalarında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Sevabıyla günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla onlar sizin çocuklarınız.


GusinapsE 4 Nisan 2006 19:18

ÇOCUK VE YAZ AYLARI

Çocuk ve Güneş
Altı aydan küçük çocuklar güneşin şiddetli olduğu saatlerde (Güneşin en şiddetli ve ışınların en tehlikeli olduğu saatler saat 10.00 ile 15.00 arasındadır. ) güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır. Daha büyük çocuklara ise güneşe çıkmadan en az 15 dakika önce güneşten koruyucu kremler sürülmelidir. Bu koruyucu, bebeğin ağız ve gözlerine kaçırılmamalıdır.
Güneş altında tüm çocuklara göz ve yüzü korumak için siperliği olan şapkalar takılmalıdır. Vücudunun üst kısmı giyinik olmalı ve bu giysi suda dahi çıkarılmamalıdır.
Güneş ışınlarının %80’i bulut tabakasını aşar. Bu nedenle hava bulutlu bile olsa koruma gerekir.
Su ve kum yansıma ile ışığın şiddetini arttırır. Bu nedenle hasara uğrama riski ve korunma ihtiyacı artar.
Şu nokta kesinlikle unutulmamalıdır ki; çocukluk yıllarında geçirilen oldukça hafif görünüşlü yanmalar bile ileride oluşabilecek deri kanserleri ve cildin yaşlanması ile ilişkilidir.
Güvenli bronzlaşma diye bir şey söz konusu değildir


ÇOCUKLAR YAZ AYLARINDA NASIL BESLENMELİ

?2-6 yaş arası, çocukların besinlerle tanıştıkları ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının gelişmesi için ilk adımları attıkları kritik bir dönemdir. Bu dönemde anne-babaya ve okul öncesi kurumlara çok önemli roller düşmektedir. Bu yaşlarda çocuklar, çevrelerindeki dünya ile iletişime girmeye başlarlar, gördükleri her şeyi keşfetmeyi ve denemeyi amaçlarlar. Bu, aynı zamanda, değişik tatları denemesi ve kendi seçimlerini geliştirmesi için onlara şans vermemiz gereken bir dönemdir.
Çocukların tat alma tomurcukları erişkinlerden çok daha duyarlıdır, Erişkinler için cazip olan bazı besinler çocuklarda keskin, buruk, tuhaf bir tat olarak algılanabilir. Greyfurt, çilek, portakal, elma, şalgam, brokoli, yeşil fasulye gibi besinlerin içerdiği bazı kimyasal maddeler bu tada neden olabilir . Çocuklar bunlara karşı duyarlı olabilirler ve bu besinleri yemek istemeyebilirler.
Bu dönemde en sık karşılaşılan sorun çocukların belli besinleri yemek istemeleri, aşırı seçici olmaları ve beslenmelerinin birkaç gıda ürünü ile kısıtlı kalmasıdır. Ancak bu durum geçicidir ve sağlıklı çocuklarda beslenme eksikliği yaratmaz. İştahları da bu dönemde çok iyi olmayan 2-6 yaş grubu çocuklar genellikle bir öğünde iyi yer, ihtiyaçları olan besin maddelerini ara öğünlerde alabilirler. 3 ana öğün, 2-3 ara öğün de değişik tat, renk ve çeşidin sunulması çocukların dikkatini çeker. Ancak şekerli besinlerin ağırlıklı olması diğer besinlere isteksizliğe, gereksiz yere boş kalori alımına ve şişmanlığa, tokluk hissine ve diş çürüklerine neden olur.
Bu dönemde sağlıklı beslenme alışkanlığının sağlanması için:
Öğün saatlerinin düzenli olması
Besleyici değeri yüksek çeşitli gıdaların sunulması.
Küçük tabaklarda küçük porsiyonların sunulması.
Çocukların tekrar istemelerine izin verilmesi.
Tatlıların besleyici değeri yüksek besinler tüketilinceye kadar sofraya getirilmemesi, ancak ödül olarak da sunulmaması.
Çocuğun masada rahat oturduğundan emin olunması.
Çocuklarla birlikte masaya oturulması.
Çocukların masada yeni tatları denemesini ve uygun davranış göstermelerinin övülmesi.
Yemek zamanının pozitif eylemler, iyi davranışlar, ve yapılan olumlu şeylerin konuşulduğu bir ortam olmasına özen gösterilmesi
Bu dönemde çocukların büyüme ve gelişmelerini olumsuz etkileyebilecek vitamin ve mineral eksikliğine yol açmaması, demir eksikliğine bağlı kansızlığın ve özellikle lifli gıdaların yetersiz tüketilmesine bağlı kabızlığın gelişmemesi için çocuklara sunulan öğünlerin çok dikkat ve özenli hazırlanması gerekir.
Kalsiyum (800 mg/gün), demir (10 mg/gün), çinko (10 mg/gün), A vitamini (500 mg/gün), C vitamini (45 mg/gün) alımına dikkat etmek gerekir. İyi bir kalsiyum kaynağı olan inek sütünün aşırı tüketilmesi kansızlığa ve diğer besinlerin yetersiz tüketilmesine neden olur, 400 ml den fazla tüketilmesi önerilmemektedir. İki yaşından sonra yarım yağlı sütler kullanılabilir.
Demirden zengin besinler arasında yağsız kırmızı et, yumurta sarısı, demirle zenginleştirilmiş tahıllar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kurutulmuş meyveler, C vitamininden zengin besinler olarak turunçgiller (portakal, mandalina gibi), çilek, kivi, nektar, şeftali, ahududu, brokoli, domates sayılabilir.
Özellikle bu besinlerle zenginleştirilmiş sağlıklı ara öğünler için liften zengin ekmeklerle hazırlanmış küçük sandviçler, küçük peynir dilimleri, yoğurt, taze meyvelerden hazırlanan meyve salataları, meyve suları ve hazırlanma-pastörizasyon ve saklanma koşullarına dikkat edilmek şartı ile özellikle yaz aylarında çocukların çok sevdikleri dondurma düşünülebilir.

ÇOCUKLAR YAZIN NASIL GİYİNMELİ ?
Yaz günlerinin aşırı sıcaklarından etkilenmemek için hafif, açık renkli giysiler seçmeli, güneşte çalışırken mutlaka başı korumak için şapka giyilmelidir. Güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde çocukların dışarıda dolaşması engellenmelidir. Sıvı alımını arttırmalı ve bu amaçla çocuklara sevdikleri içecekleri vermelidir. Güneşteyken mutlaka güneşten koruyucu faktör içeren losyon ya da kremler kullanılmalıdır




GusinapsE 5 Nisan 2006 22:54

Ergenlik
 
Ergenlik
Ergenlik çağı, genel olarak beyinden gelen bazı emirlerle başlıyor. Yani, yumurtalıklardan salgılanan dişi (östrojen ve progesteron) ve erkek (androjen, testesteron) cinsellik hormonlarının salgılanmasıyla meydana geliyor. Hayatın ilk geçiş dönemlerinden biri sayılan bu süreçte, her iki cinsiyette de fiziksel ve psikolojik farklılaşmalar, gelişmeler yaşanıyor. Bu değişimler özellikle psikolojik sorunları da beraberinde getiriyor. Her çocukta yaşanan fizyolojik değişiklikler birbirinden farklı oluyor. Aynı zamanda, ergenlik döneminin başlama yaşı da gençten gence farklılık gösterebiliyor.

Ergenlik (13-18 yaş ) Döneminin Genel Özellikleri:
Her iki cinsiyetle de olgun ilişkiler kurabilme.
Eril ya da dişil toplumsal rolü gerçekleştirme.
Bedensel özelliklerini kabul etme ve bedenini etkili bir şekilde kullanma.
Ana-babadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığı gerçekleştirme.
Aile yaşamına ve evliliğe hazırlanma.
Bir mesleğe hazırlanma.
Davranışlarını yönetebilmek için gerekli değerler ve ahlaki sistem geliştirme.
Sosyal sorumluluklar isteme ve başarma.

Aile İlişkileri:
Ergenlerin bu dönemde ailelerine olan bağımlılıkları azalır.
Hiçbir şeyi beğenmez, sürekli şikâyet edecek bir şeyler bulurlar.
Eve istediği zaman girip çıkmak ister.
Ailesinin en ufak bir eleştirisine büyük tepkiler verir. Kendine yöneltilen eleştirileri kabul etmez, sürekli eleştirmeyi sever.
Boşvermişlik içindedir.
Anne-babasının beğenileriyle alay eder.
Anne-babasının düşüncelerini eskimiş bulur. Onlardan öğrenecek hiçbir şeyi kalmamış sanır.
Aileyle fikir bazında çatışma , isyankâr tutum bu dönemde artar.
Bu dönemde aileye büyük bir görev düşer. Aile bu davranışların bir süre sonra geçeceğini bilmeli ve sabırlı davranmalıdır.


Arkadaş İlişkileri:
Ergen için arkadaşları çok önemlidir.
Arkadaşlarının kendisi için ne düşündüğü çok önemlidir.
Bu dönemde ergenler kendi aralarında arkadaş grupları oluştururlar.
Bu grupların kendi aralarında yazısız kuralları vardır. Kurallarına uyan kişileri gruplarına alırlar.
Her ergen bir arkadaş grubunda olmak ister.
Erkeklerin kurdukları gruplar daha kalabalıktır, ilişkiler yüzeyseldir.
Kızlardan oluşan gruplar daha küçüktür, ilişkiler ise daha sıkıdır.
Ailesi içinde geçimsizlik ve dengesizlik olan ergenlerde, bir baskı hakim ise masum arkadaş grupları yerine çeteye yönelir.

Kız-Erkek İlişkileri:
Ergenliğin ortalarına doğru, karşı cinse olan ilgi artar.
Ergen, karşı cinsin ilgisini çekebilmek için giyim kuşamına dikkât eder.

Ergenlik Dönemiyle İlgili Duygular:
Kızlar, erkeklerden daha erken duygusal olgunluğa ulaşır ve duygularını kontrol edebilirler.
Ergenin duygularında bir yoğunlaşma görülür, bunu dışarı vurma ihtiyacı güder. Ergen yaşadığı olumsuz duyguları bağırarak, ağlayarak, el - kol hareketleri yaparak belli eder.
Ergenin yaşadıkları olumlu duygularsa, şiir, öykü yazar ya da hatıra tutar.
Ergen duygularını daha çok arkadaşlarıyla paylaşmaktan hoşlanır.
Aşık olmak bu dönemde baskın bir duygudur. Bazen bunu karşı cinse belli edebilir, bazen de duygularını saklamayı tercih edebilir.
Bu dönemde aşırı şekilde hayal kurma görülür.
Ergende yalnız kalma isteği vardır.
Ergen, sosyal ilişkilerden korkar.
Sevgi, ergenin ihtiyacı olan bir duygudur.


Soyut İşlemler Döneminin Özellikleri:
Genelleme, tümden gelim - tüme varım gibi zihinsel işlemleri rahatlıkla yapabilir.
Bir sorunun çözümünde birçok faktörü görebilir ve ele alabilir.
Mecazi söyleyişi anlayabilir.
Mizah ve espri anlayışı da gelişmiştir.
Mantık oyunlarını sever ve onlarla uğraşır.
Tartışmalara katılmayı sever.
İnsanlık, hürriyet, adalet ve din gibi soyut kavramları anlamaya başlar ve düşünebilir.
Kişiye, yere ve zamana göre değişen görece kavramlar da bu dönemde edinilir. Kuralların değişebileceğini kavramaya başlar.
Ergen, kendi kendini çok eleştirir, kendini çok eleştirdiği için de herkes tarafından eleştirildiğini sanır.
Sanki herkesin dikkâti onun üzerindedir, herkes onun dış görünüşüne çok önem vermektedir.
Ergenin ben merkezci düşünce biçiminin diğer bir özelliği de kendi düşüncesinin, kendi inançlarının en doğru en orijinal olduğunu sanmasıdır.
Ergen, bir çelişkiler dünyasında yaşamaktadır. Bir yandan çevresindekilerin kendisine ilişkin düşüncelerine çok önem verirken, bir yandan da kendisini herkesten daha akıllı sanmaktadır.
Ergenler kendilerini olduğu gibi yargılamadan kabul eden, sevgi, saygı gösteren, güven ve destek veren özdeşim modelleri ile karşılaşma şansına sahip olurlarsa, sağlıklı bir kimlik geliştirebilirler.
Ergenlik dönemi, kısaca bireyin çevresiyle ve kendisiyle çatışma halinde olduğu bir dönemdir.


Kimliğe Karşı Rol Karışıklığı
(Ergenlik dönemi, 12-18 yaş = Erik Erikson ): Bu dönem boyunca, cinsel olgunlaşma ve beden büyümesi oldukça hızlıdır.
Kadın ya da erkek kimliği gelişir.
Arkadaşları ile toplumun söyledikleri birbirine uymadığı zaman çatışma olur.

Büyüme:
Ergenlik dönemi, büyümenin yeniden hızlandığı, biyolojik değişim ve olgunlaşmanın tamamlanarak çocuğun artık erişkin görünümüne girdiği dönemdir.
NOT: Kızlar ergenliğe erkeklerden daha önce girdikleri için erkeklerden daha uzundurlar.
Erkekler, 14 yaş civarında kızlara ulaşırlar ve onları geçerler. Aynı zamanda, 12-14 yaşları arasında kızlar erkeklerden daha ağırdır.
Kas kütlelerinde ¼ oranında artış görülür. Bu da ergenin sportif etkinliklere ve yoğun antrenmana hazırlıklı olmasını sağlar.
Kız çocukları 8-13 yaşlarında ergenliğe girebilir.
Erkek çocukları 9,5-15 yaşlarında ergenliğe girebilir.
Ergenlik süresi 2-6 yıl arasında sürebilir.
Ergenlik başlangıcında erişkin boyun % 80’ i olan boy uzunluğu 2-4 yıl içinde erişkin boyun % 99’na ulaşır.
10-12 yaşlar arasında kızlar erkeklerden daha iri olurlar.
Büyüme hızı doruğu kızlarda ® 9 cm/yıl erkeklerde 10,5 cm/yıl
Boy uzaması kızlarda 16-18 yaşlarında erkeklerde 18-20 yaşlarında durur.
Genelde kızların 14 yaşından sonra uzamalarının durduğu ve gövde - bacak uzunlukları açısından yetişkin proporsiyonlarına da bu yaşta ulaştıkları gözlenmiştir.
Ergenlik dönemi süresince beden ağırlığı kızlarda 16 kg erkeklerde 20 kg artar.
Gerek kız gerekse erkek çocukların birçoğunda, ergenlik öncesinde ( 8-10 yaşlarında ) bedende yağ depolanması sonucu ağırlıkta belirgin bir artma görülür. Ergenlik dönemi boyunca ise erkeklerde ve kızlarda ağırlık artışı nedenleri farklıdır.
Erkekler kas gelişmesi iskelet kitlesinin artması
Kızlar yağ depolanması sonucu kilo alırlar.
Ağırlık artmasının en hızlı olduğu dönem, “ büyüme hızı doruğu ” ’dan altı ay sonra yaşanır.


Misafir 6 Nisan 2006 15:50

GENÇLERİN SEKS YANILGISI
 
Gençlerin seks yanılgısı

Genç yaşta cinselliğe özenme, yanlış anlamanın sonucu! Şarkılardan filmlere bol bol cinsel mesajla karşılaşan gençler, kendisi dışında herkesin 'seksi denediğini' sanıyor...
Cinsellik yüklü müzik parçaları, dergiler, TV programları ve filmler, gençleri erken yaşta cinsel ilişkiye girmeye özendiriyor. ABD North Carolina Üniversitesi'nin dün duyurduğu araştırmaya göre medyada bol bol cinsel içerikli yayınlara maruz kalan genç, kendisi dışında herkesin cinsellik yaşadığı izlenimine kapılıyor.
Daha önce bu konuda yapılan araştırmalar televizyonla sınırlıyken bu kez tüm medyaya bakıldı. Araştırmanın başladığı 2001 yılında, az sayıda ergen internet erişimine sahip olduğu için internetin etkisi kapsam dışında tutuldu. Araştırmacılar, 12-14 yaşları arasındaki 1017 ergenin, cinsellik içeren 264 farklı materyale iki yıl boyunca hangi oranda maruz kaldığını belirledi. Bu materyallerle en çok karşılaşan grubun, 14 ile 16 yaşları arasında cinsel ilişkiye girme oranının, en az maruz kalan gruba göre 2.2 kat fazla olduğu görüldü.
Uzmanlar, çocuklarıyla cinsellik hakkında konuşmayan ebeveynlerin bıraktıkları boşluğu medyanın doldurduğunu söyledi. Çalışmada, ABD'de 18 yaşından önce hamile kalan gençlerin oranının diğer gelişmiş ülkelere nazaran 3 ila 10 kat daha fazla olduğu ve buna bağlı olarak cinsellikle bulaşan hastalıkların ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğu da belirtildi.


GusinapsE 6 Nisan 2006 19:40

Üstün Yetenekli Çocuklar

Beyin fonksiyonlarının yüksek düzeyde ve hızlı olarak gelişmesinden ortaya çıkan, toplumun % 5’inde rastlanan üstün yetenek ve hüner özelliğidir.

Kabiliyet alanları: Üstün kabiliyetin ortaya çıktığı ve değişik yöntemlerle ölçülebildiği altı alan vardır.
1. Yüksek zeka
2. Mekanik hüner
3. Yaratıcılık
4. Sanatsal yetenek
5. Fiziksel yetenek
6. Liderlik kabiliyeti

Üstün kabiliyetli çocukların karakteristik özellikleri dört ana grupta incelenmektedir:
a) Düşünme boyutu
b) Duygusal boyutu
c) Fiziksel ve fizikötesi boyutu
d) Sosyal boyutu

Üstün yeteneklilerin farklı düşünme özellikleri;
1- Son derece çok sayıda bilgi sahibi olma ve bunları unutmama.
2- İleri düzeyde anlayış kabiliyeti,
3- Alışılmadık seviyede farklı konularda ilgi ve merak, çok soru sorma
4- Lisan kullanımında, kelime hazinesi ve dil yeteneğinde üstünlük
5- Hızlı düşünme, çabuk sonuca ulaşma, hızlı ilerleme
6- Esnek ve farklı düşünme
7- Geniş çaplı bir sentez kabiliyeti
8- Garip, alışılmadık ve farklı ilişkileri görebilme kabiliyeti
9- Orjinal fikirler ve gözlemler üretebilme
10- Genelleme yapma, sonuçları hissetme, soyut düşünme ve alternatifler üretme konusunda erken ve hızlı gelişme.
11- İnatçı, kararlı, hedefe dönük ve hatta bazen maceracı davranışlar
12- Disiplinli, bağımsız ve çoğu zaman isyankar davranışlar
13- Çabuk sıkılma, yapacak bir şeyler arama, boş duramama
14- Kompleks, karmaşık şeyleri tercih etme; tartışmalardan zevk alma
15- İlgi bekleme, onure edilmekten hoşlanma; çok konuşma
16- Yerinde duramama, aşırı hareket


Üstün zekalı öğrencilerin duygusal yönden farklılıkları;
1- Başkalarına karşı son derece duyarlılık, sizin ne düşündüğünüzü çabuk hissetmesi.
2- Tuhaf bir mizah anlayışı.(bu bazen başkalarını kırabilir veya rahatsız edebilir)
3- Farklı olduğunu kendi hissettiği gibi başkalarına da hissettirmeye çalışma.
4- Küçük yaşta beliren bir idealizm
5- Hissi derinlik, duygusallik.
6- Mükemmelcilik, (dolayısıyla kendini ve başkalarını beğenmeme)
7- Belli derslerde olaganüstü bir başarı gösterme.
8- Bilinmeyen konulara ilgi duyma.
9- Yüksek bir konsantrasyon kabiliyeti, ciddiyet.
10- Başkalarının ne diyeceğine pek aldırış etmeme.
11- Tutku ile bağlandığı bir konuyu her yerde gündeme getirme.


Üstün zekalı öğrencilerin fiziksel ve fizik ötesi duyuları açısından farklılıkları
1- Duyularda aşırı hassasiyet (renkler, sesler, kokular vs. üzerinde)
2- Fiziksel ve entellektüel gelişmede farklı bir ilerleme hızı
3- Başarılı olamadıkları fiziksel aktivitelerde yer almayı istememe, yarışmacı fiziksel aktivitelerden kaçınma.
4- Güzel sanatlardan birinde gösterilen yüksek kabiliyet (belli bir eğitim almasa bile)
5- Fizik ötesi olayları düşünme konusunda yaşıtlarına göre daha önceden ilgilenme, felsefi tavırlar, garip düşünceler.
6- Şaşırtan ifadeler, güzel ve edebi sözler
7- Girişimcilik ve mücadele gerektiren konularda üretkenlik.
8- İş dünyasında derinlik ve bunun getireceği yalnızlık
9- Teorik ve estetik değerlere önem verme.
10- Aşk, şevk, istek ve içten gelen gayretin yüksek düzeyde oluşu.
11- Sık sık düşüncelere dalma, hayal gücünün kuvvetli oluşu.


Üstün zekalıların sosyal açıdan farklı özellikleri
1- Kendi istekler
2- Sosyal problemlere güzel ve doğru çözümler önerme ve kişilik konusunda erken gelişme.
3- Liderlik, grup kurma, ekip oluşturma ve yönlendirme
4- Sosyal problemleri doğru teşhis edebilme ve anlayabilme
5- Toplumun adalet, güzellik, doğruluk gibi yüksek ihtiyaçları ile ilgilenme.
6- Yüksek ahlaki özelliklere sahip olma
7- Yüksek düzeyde bir adalet duygusu
8- Kendine güven, kararlılık
9- Kendinden büyüklerle arkadaşlığı tercih etme.


Yukarıda belli gruplar halinde incelenen özelliklerin tamamı her üstün zekalı çocukta görülmeyebilir. Kabul edilen görüşe göre üstün zekalı çocuklar bu 4 alandan birinde yada birkaçında çok üstün bir performans sergileyebilmektedirler. Sahip oldukları üstün özellikleri, iyi bir çevrede güçlü bir eğitimde değerlendirebilenler, yillar sonra toplumun karşısına birer dahi olarak çikabilmektedir


GusinapsE 7 Nisan 2006 04:16

Göz Sağlığı
 
Çocuklarda Göz Sağlığı

Bazen bilgi eksikliğinden kaynaklanan ihmaller sonucu çocuklarımız, ileri yaşlarda tedavisi çok zorlaşan sorunlarla karşılaşılabiliyor.
Dünya Göz Hastanesi uzmanları, her çocuğun mutlaka sorun olsun ya da olmasın 06-12 aylıkken mutlaka bir göz hekimine muayene ettirilmesi geriktiğini belirtiyor. Erken yaşta yapılan muayenenin, çocuğun ileri yaşlarda, tedavisi imkansızlaşan göz hastalıklarına karşı erken teşhis sağladığını da belirten göz sağlığı uzmanları, “İlk muayeneden sonra da rutin olarak yılda bir defa göz doktoruna muayene edilerek çocuğun sağlıklı gözlere sahip olması sağlanabilir” dediler.


Yeni Doğan Bebeklerde Göz Sağlığı

Yeni doğan bebeklerde doğum esnasında oluşabilecek göz enfeksiyonlarının asla hafife alınmaması gereketiğini de belirten Dünya Göz Hastanesi doktorları konu hakkında şunları söylüyor:
“Belirtileri gözde kızarıklıklar ve şişlikler olan göz enfeksiyonlarının tedavisi, erken teşhis ve uygulanan tedavi ile kesin sonuca ulaşılır. Doğuştan göz yaşı kanalındaki tıkanıklar da çocuklarda ciddi göz rahatsızlığıdır. Basit bir operasyonla tedavi edilebilen bu hastalık bebeklerde sık yaşarma, aşırı derecede çapaklanma ve gözlerde kızarıklıklarla belirti veriyor. Doğuştan göz tansiyonu çocuklarda yine oldukça sık rastanıyor. Aşırı göz yaşı, ışığa karşı hassasiyet hastalığın ilk belirtileri ve diğer hastalıklarda olduğu gibi erken teşhisle tedavi edilebiliyor. Doğuştan katarakt da bebeklerde hafife alınmamalıdır.”



Okul Çağı Çocuklarda Göz Sağlığı

Dünya Göz Hastanesi’nin okul başarısına destek vermek amacıyla geçtiğimiz yıl Eylül ayında başlattığı “Okul Çağı Çocuklarda Göz Sağlığı Kampanyası” çocuklarda ciddi göz sağlığı problemleri olduğu gerçeğini gözler önüne serdi. Hastaneyi başvuran 06-12 yaş grubu 1206 çocuğun %50’sinde göz bozukluğu ve kayma saptandı. Bu çocukların %25’inde gözlük kullanımı, %15’inde gözlük kullanımına devam gerekliliği, %10’unda şaşılık tespit edildi. Şaşılık tespit edilen çocukların %20’sine ise operasyon önerildi.

Dünya Göz Hastanesi yetkilileri, çocukların göz sağlığı bozukluğu konusunda bazı hareketlerle kendilerini ele verdiklerini de belirterek, evde anne ve babaların, okulda ise eğitmenlerin dikkat etmesi gereken hususların konusunda şunları söylüyor; ”Belli bir yere bakarken başını eğerek bakma, elindeki oyuncağı çok yakından tutma, yürürken sık sık düşme, güneşte sıklıkla göz kırpma önemlidir. Ayrıca çocuklar televizyonu 5 metre uzaktan izlemeli, okurken ise 40 santimetrelik bir mesafe yeterli sayılmalıdır.”


Mystic@L 7 Nisan 2006 23:23

Tek Doz Kızamık Aşısı Polemiği


Bir süredir basın organlarında sıklıkla duyduğumuz ama bir türlü kızamık aşısına bağlı olup olmadığını anlayamadığımız ve dramatik başlıklar dışında açıklayıcı bilgi edinemediğimiz güncel bir konu SSPE. Korkuyoruz, nasıl korunacağımızı bilemiyoruz.



SSPE (subakut sklerozan Pan Ensefalit), kızamık hastalığı geçirildikten yaklaşık 7-10 yıl sonra ortaya çıkan ve çoğunlukla ilerleyici, tedavisi olmayan ve genellikle hastanın ölümüne neden olan bir tablodur. Kızamığı 2 yaşından önce geçirenlerde ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir. Kızamık geçiren çocuklarda, kızamık virüsü beyine ulaşıp orada daha yavaş bir şekilde ilerleyerek harabiyete ve sonuçta ölüme neden oluyor. Hastada ilerleyici kişilik değişiklikleri, nöbetler, hareket zorluğu, koma ve ölüme ilerleyebiliyor. SSPE’nin ortalama başlangıç yaşı 9 yaş. SSPE’nin görülme oranı geçirilen her 100.000 kızamık vakasında 1’dir.Görülme oranı her 1 milyon kızamık vakasında bir. Yani SSPE gelişmesi için bir kişinin kızamık hastalığını geçirmesi gerekiyor.



Peki sürekli duyduğumuz “Tek doz kızamık aşısı faciası! Tek doz kızamık aşısı olan çocuklar ölümü bekliyor!” bu başlıklar ne anlama geliyor. Kızamık aşısının da SSPE’ye neden olduğu anlamına mı?


Kesinlikle Hayır! Kızamık aşısı ne tek doz, ne de birden fazla doz uygulandığında hiçbir şekilde SSPE’ye neden olmaz.



Haberlerdeki “Tek doz” meselesi nedir?.



Ülkemizde kızamık hastalığı Sağlık Bakanlığı’nın son birkaç yıldır uyguladığı yoğun kızamık aşılama kampanyaları sayesinde artık daha az salgın yapabilir hale geldi. Ama öncesinde ülkemizde kızamık hala salgınlara ve bebeklerde ölümlere neden oluyordu. Bu nedenle de bebeklere 9 aylık olduklarında ilk kızamık aşıları uygulanıyordu. Dünya sağlık Örgütü’nün önerilerine uygun olarak 1998 yılına kadar Kızamık aşısının ikinci dozu yapılmıyordu. 1998 yılından itibaren ise ilkokul 1. sınıfta tekrar doz kızamık aşısı yapılmaya başlandı. 1998 yılından önce aşılanan bazı çocuklar tek doz aşı ile kızamık hastalığına karşı korunamayıp hastalığı geçirmişler ve hastalığı geçiren bazı çocuklar da hastalığın çok nadir komplikasyonlarından birisi olan SSPE’ye yakalanmaktadırlar.



Tek doz kızamık aşısı uygulaması neden çocukları Kızamık hastalığına karşı korumayabilir ?



Bebekler doğduklarında annelerinin geçirmiş veya aşılanmış olduğu pek çok hastalığa karşı korunuyor olarak doğarlar çünkü annesinin bağışıklık sisteminin daha önce hazırlamış olduğu koruyucu antikorlar hamileliğin son döneminde ve doğumda anneden bebeğe geçer. Bu koruyucu antikorlar kalıcı değildir ve zamanla kaybolur. Bu antikorlar bebeği yaklaşık 12. aya kadar korur, bu arada da bebeğin aşıları tamamlanmaya çalışılarak kendi bağışıklık sisteminin koruyucu antikorlarını ve hafızasını oluşturması sağlanmaya çalışılır.



Kızamık aşısı canlı, zayıflatılmış bir aşıdır ve bebeğin vücudundaki koruyucu antikorlardan etkilenir. 9 aylık bebeklerin büyük kısmında anneden aldıkları koruyucu antikorlar kaybolmuş olabileceği için bu bebekleri hastalıktan korumak için ilk kızamık aşısı 12. aydan önce uygulanır. Ancak bazı bebeklerde de annelerinden almış oldukları koruyucu antikorlar kaybolmamıştır ve vücuda aşı yoluyla verilen zayıflatılmış kızamık mikrobunu etkisiz hale getirir, yapılan kızamık aşısı etkisiz kalır ve bebeğin aşılı olduğu ve kızamıktan korunuyor olduğu düşünülürken, aslında bebek korunmuyordur ve kızamık geçirebilir. Kızamık geçiren bir bebekte de çok nadir olmakla birlikte SSPE gelişme riski vardır.



Bütün bu tartışmalar ve soruların cevabı; 9. ayda uygulanan kızamık aşısının tekrar dozunun mutlaka yapılması gerekliliğidir. Son yıllarda Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan yoğun kızamık aşılama kampanyaları sayesinde bu eksik kapanmıştır ve kızamık aşısı bundan sonra Sağlık Bakanlığı tarafından 12. ayda kızamık, kızamıkçık, kabakulak (KKK) üçlü aşısı şeklinde uygulanacak ve 2.doz yine KKK üçlü aşı olarak ilkokul birinci sınıfta yapılmaya devam edilecektir.

Bebek ve Çocuk Fuarı 2006 gerçekleşti...
http://www.cocukfuari.com/images/b20k.jpgYapı - Endüstri Merkezi' nce bu yıl üçüncüsü düzenlenen Bebek ve Çocuk Fuarı, 09 - 12 Şubat 2006 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Fuar Merkezi' nde ziyaretçileriyle buluştu.
Bebek ve Çocuk Fuarı 2006' da sağlıktan eğitime, tekstilden gıdaya, sigortacılıktan bankacılığa, oyuncaktan kozmetiğe, mobilyadan dekorasyona 0-14 yaş arası çocuklar için ürün ve hizmet üreten her sektörden yurtiçi ve yurtdışı kuruluşları kendini tanıtma olanağı bulmuştur. Yaklaşık 10.000 m2 alanda gerçekleşecek olan fuarda, 120 katılımcı ve 31.500 ziyaretçi biraraya gelerek hem sektörün en seçkin markalarıyla buluşmuş, hem de ebeveynler ve çocuklar için düzenlenen etkinliklerle eğlenceli ve eğitici bir süreç yaşamışlardır. Ayrıca fuarı çocukları ile birlikte ziyaret eden ebeveynlere rahat bir ortam sunmak için çocuk oyun parkı, bebek bakım odası, mama odası ve anne dinlenme köşesi fuarda ebeveynlerin ve çocukların hizmetinde olmuştur.


GusinapsE 8 Nisan 2006 19:30

Şaşılık
 
Çocuklarda Şaşılık

Göz kaymalarının pek çok nedeni ve şekli vardır. Gözlerin içe dönmesine esotropi, dışa dönmesine ekzotropi denir. Bi ışık kaynağının kornea’dan yansıması ile (Hirschberg testi uygulanarak) şaşılık olup olmadığı kontrol edilebilir. Pek çok bebekte geniş ve basık burunları yüzünden yalancı içe dönme görülür. Ayrıca altı aya kadar küçük dışa dönme ve iki aya kadar küçük içe dönme de normal olabilir. Bunlar dışında şaşılık kendiliğinden geçmez. Doğuştan içe dönmelerde ameliyat altı ay civarında yapılmalıdır (hatta daha erken müdahale tartışılmaktadır).
Tümör, makula ve göz sinri lezyonları da şaşılık olarak ortaya çıkabilir. Gözlükle düzelen şaşılıklarda da gözlüğün ilk bir iki ay içinde verilmesi lazımdır. Bu yüzden şaşı olduğu düşünülen çocukların kısa sürede muayene edilmeleri gerekir. Çocuklarda tedaviden amaç, ambliopiye mani olmak ve beynin her iki gözü birlikte kullanmasını sağlamaktır. Ayrıca şaşılığa neden olan bir hastalık varsa onu da ortaya çıkarmaktır, ileri yaşlarda da çocukluk tipi şaşılık tedavi edilebilir.
Bu müdahale hem kozmetik hem de fonksiyonal düzelme sağlayabilir.Erişkin tipi şaşılık ise felç, kaza, tiroid oftalmopatisi gibi nedenlerle oluşur. Erişkinlerde çift görme önemli bir problem teşkil eder. Şaşılık tedavisinde gözlük, göz kası cerrahisi, prizme ve botulinum enjeksiyonu gibi teknikler kullanılır. Şaşılık ameliyatları gözün dışında yer alan kaslara uygulanır. Bu kasların geriletilmesi, kısaltılması, yerinin değiştirilmesi gibi çeşitli teknikler mevcuttur. Komplikasyon olma ihtimali çok küçüktür. Ancak belli oranlarda (% 10-20) şaşılığın tam olarak düzelmesi mümkündür. Bu durumda kinci bir müdahale yapılabilir. Zira cerrahi gözleri ne kadar düzeltse de onları yerinde tutan beyindir.



Çocuklarda Ambliopi

Halk arasında göz tembelliği olarak bilinir. Aslında şaşılık, katarakt gibi nedenlerle görüntünün net bir şekilde oluşmaması sonucu, beynin o gözden gelenbağlantıları azaltmasıdır. Sıklığı % 3 civarındadır. Ambliopiyi oluşturan nedenin ortadan kaldırılması, mesela şayılık ya da katarakt ameliyatı ambliopiyi düzeltmez. Tedavi için beynin tercih ettiği gözün örtülmesi (patching) ensık kullanılan yöntemdir. Atropine göz damlası da bazen denenebilir. Göz egzersizlerinin faydası ispat edilememiştir.
Tedaviye ne kadar küçük yaşta başlanırsa o kadar çabuk cevap alınır. Ambliopi tercihen üç dört yaşına kadar teşhis edilmelidir çünkü altı yaşından sonra tedavisi güçleşir. On yaşından sonra ambliopinin tedavisi mümkün değildir. Patching’e genellikle tam gün başlanmalı ve alınan cevaba göre bu süre azaltılmalıdır. Takiplerin sıklığı yaşa bağlıdır. Tedavi bşarılı olduktan sonra günde 3-4 saat koruyucu (maintanence) patching yapılması lazımdır



Çocuklarda Katarakt

Göz lensinin saydamlığını kaybetmesidir. Ailevi olarak sık rastlanıldığı gibi bazı sendromların parçası olarak, metabolik hastalıklar yüzenden ya da radyoterapi, steroid kullanımı, kaza gibi dış etkenlerle de oluşabilir. Vakaların % 30’unda belirli bir sebep bulunamaz. Direkt oftalmoskopla kırmızı röflenin takibi kataraktın erken safhada yakalanmasını sağlar. Görmeyi önemli ölçüde azaltan kataraktlar ameliyat edilmelidir. Yeni doğan bebeklerde total katarakt teşhis edildiğinde hiç beklemeden ameliyat edilmelidir. Bebeklerde katarakt ameliyatından sonra kontakt lens ya da gözlük kullanılması gerekir. Göz içi lensler yeni teknikle iki yaşından büyük çocuklarda başarıyla uygulanmaktadır. Uygun vakalarda göz içi lens sonradan da takılabilir. Ambliopinin tedavisi de cerrahi teknik kadar önemlidirl Yara iyileşmesinin fazla olamsı, arka kapsülün sıklıkla kesifleşmesi, ameliyattan yıllar sonra glokom gelişmesi ihtimali çocukların ameliyat sonrası sıklı bir şekilde takibini gerektirir. Yeterli çaba ve teknoloji sayesinde iyi düzeyde görme sağlanır


Mystic@L 8 Nisan 2006 19:44

DAYAK NEDEN EĞİTİME YARAMAZ?


Dayak eğitime yaramaz, çünkü:
—Dayak yiyen çocuk yaptığının karşılığını en kısa yoldan ödemiştir. Yaptığı olumsuz davranış üzerinde düşünmek, hatasını anlamak, onu tamir yollarinı aramak, veya sonuçlarını düzeltmek fırsatı verilmemiştir ona. Olay, olumsuz davranış dayakla noktalanır.
—Dayak yiyen çocukta anne/babaya kızgınlık, düşmanlık, nefret hisleri uyanır. Dolayısıyla, çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünüp kendini suçlayacağına, karşı tarafı suçlar. Konu yer değiştirmiştir. Çocuğun düşündüğü odak konu kendi olumsuz davranışı, hatası, suçu değil, yediği dayak ve bundan dolayı yaşadığı duygulardır.
—Dayak yiyen çocukta saldırganlık duyguları gelişir. O da anne/babasını örnek alıp.sorunlarını en'kısa yoldan saldırganlık!a,zorbalıkia halletmeye yönelir, kardeşini-, komşu çocuğu/kediyi döver. Aynca, aile bireyine karşı koyamadığı için, saldırganlığını dolaylı olarak gösterir, aile bireyini kızdıracak, sinirlendirecek başka davranışlarda bulunur.
—Aslında dayak yiyen çocuk kendini güçsüz, aciz hisseder, karşılık veremediği için kendinden utanır. Kendine güveni sarsılır. (Çok sık dayak yiyen çocuklarda, bir büyük fazla yaklaştığı zaman eliyle yüzünü koruma refleksi gelişmiştir.)
Dolayısıyla, dayak çocuğa davranışı, etkileri ve sonuçlan üzerinde düşünmek, yani vicdan ve ahlak geliştirmek yerine saldırgan olmayı, işini kaba kuvvetle halletmeyi, öç almayı öğretir.
Dayak atmanın veya fiziksel ceza vermenin anne/baba üzerindeki etkileri ise:
—Dayak atan anne/baba o anki hırslarını, öfkelerini.çocuktan alır, en kısa yoldan kızgınlık duygularını güçsüz biri üzerine boşaltarak rahatlarlar. Ancak, bu şekilde hırsını gideren anne/baba çoğunlukla yaptığından pişman olur, utanır, suçluluk duygularına kapılır. Bu suçluluğunu gidermek için de bu kez aşırı sevgi gösterilerine veya aşırı hoşgörü tutumlarına girer. Çocuksa durumun dengesizliğini, tutarsızlığını yasar. Bu tür sürekli iki uç davranışlar çocuğu ruhsal yönden çok olumsuz etkiler.
—Buna karşılık, sürekli dayak ve fiziksel ceza (bodruma kapama, cezaya koyma, karanlık oda) ile eğitim veren anne/baba zamanla acımasız ve işkenceci bir ruh geliştirir. Bunun da gerek anne/baba, gerekse çocuk üzerindeki ruhsal etkileri çok ürkütücüdür.
Demek ki, çocuk eğitimi ve disiplininde dayağın yeri yoktur.




GusinapsE 8 Nisan 2006 19:53

Diş Çürümesinin Nedenleri
 
Çocuklarda Diş Çürümesinin Nedenleri

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler. Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.

Çürüme engellebilir mi?

Çürümeyi engelleyebilecek bir aşı yada ilaç yok. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir. Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması

Çocuklarda Diş Yaralanmaları
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.
Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.



Bebeklerde Ağız Bakımı
Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir. Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.
Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir. Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır


Mystic@L 8 Nisan 2006 19:59

BEBEĞiN EMZİRİLMESİ

Bebeğinizi anne sütü ile beslemenin sayısız yararları vardır; ona doğanın sağlayabileceği en iyi besini veriyorsunuz demektir. Bu nedenle, ilk günlerde bazı zorluklar çekseniz bile emzirme konusunda gayretinizi eksiltmeyin. Bu yeni beceriyi bebeğinizle birlikte siz de öğreneceksiniz. Önceleri nasıl emeceğini bilmiyor ya da uzun süre ememiyorsa üzülmeyin, biraz sabırlı olun yeter. Doğumdan hemen sonra bebeğinizin çok fazla besin almasına gerek yoktur. Bu arada meme uçlarınızın sertleşerek emilmeye alışması için yeterli zamanınız olacaktır. Bu konuda "hazır reçeteleri" olan deneyimli yakınlarınızın yada arkadaşlarınızın çok sayıdaki önerileri arasından işinize yarayabilecekleri seçecek ve kısa zamanda güven kazanacaksınız. Yeter ki emzirme konusunda kararlı olun, hemen pes etmeyin. İlk haftaları atlattıktan sonra, bebeğinizi aylar boyunca başarıyla besleyecek bir yöntemin kendiliğinden geliştiğini göreceksiniz.

YAKLAŞIK BİR SAAT boyunca böyle kalabileceğiniz için ikiniz de rahat edeceği bir konum alın. Derin bir soluk alarak gevşeyin. Siz ne denli rahat olursanız, bebeğiniz de o denli rahat emer. Cildinize yeterince dokunabilmesi için bebeğinize olanak tanıyın. Olabiliyorsa, üstünüzü bütünüyle çıkarın, böyle daha rahat ettiğinizi göreceksiniz.

Önce rahatça, dik oturun. Sırtınızı yaslayın. Kolsuz, alçak bir sandalye bu iş için en uygunudur. Yataktaysanız sırtınızı yastıklarla destekleyin. Bebeği memeye yaklaştırmak için altına yastık koyabilir ya da bir dizinizi yükselterek ona destek olabilirsiniz. Emzirmek için öne doğru eğildiğinizde sırtınızı bükmeyin.Bir yastık
bebeğin ağırlığını alacaktır.
Bebeğinizde, meme başını aramasını ve besin bulmasını sağlayan, doğuştan gelme bir refleks vardır. On günlük oluncaya dek, bu refleksten yararlanarak memeyi bulmasını sağlayabilirsiniz. Meme başını yanağına sürtün. Başını çevirerek ağzıyla memeyi arayacaktır.
Bebeğiniz başını içgüdüsel olarak döndürmüyorsa areolanın hemen gerisini hafifçe sıkarak biraz süt gelmesini sağlayın. Bu birkaç damlı sütü bebeğinizin dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayabilirsiniz.
Emzirmeye alışınca
Emzirme olayına ikiniz de alıştıktan sonra, rahat ettiğiniz her konumda emzirebileceğinizi göreceksiniz. Bağdaş kurarak oturma, özellikle sırtınızı yaslaya-bilirseniz, çok uygun bir konumdur


GusinapsE 10 Nisan 2006 21:31

Diş Ağrısı
 
Çocuklardaki Acil Diş Rahatsızlıklarında Müdahale

Çocukların ağız ve diş sağlığında acil müdahale gerektiren durumlar ve ilk yardım yöntemleri

Diş Ağrısı
Ağrıyan diş üzerinde ve dişlerin arasında bulunan gıda birikintileri, diş fırçası ve diş ipi kullanılarak temizlenmeli ve yarım su bardağına yarım çay kaşığı tuz ilave edilerek elde edilen tuzlu su ile ağız iyice çalkalanmalıdır. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün. Eğer iltihap nedeni ile yüzde şişlik oluşmuşsa o bölgeye soğuk kompres yapılmalıdır. Diş üzerinde çürük nedeni ile oyuk oluşmuşsa buraya çok az karanfil yağı (eugenol) emdirilmiş pamuk koyulabilir. Eugenol ağrının azalmasını sağlayacaktır. Ancak, bu işlemi yaparken eugenol fazla kullanılarak diş etine sızmasına neden olunmamalıdır. Çünkü karanfil yağı da yumuşak dokuları tahrip edici özelliğe sahiptir.

Isırılmış Dudak, Dil, Dudak Yada Yanak
Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.

Diş Tümüyle Çıkmışsa
Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.

Süt Veya Sürekli Dişlere Travma
Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir. Diş hekimine ulaşıncaya kadar hemen yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa Kırık diş parçalarını saklayın.
- Süt dişleri toplam 20 tanedir.
- Süt dişlerinin aralarının açık olması normaldir. Bunun nedeni yerlerine gelecek daimi dişlere yer sağlamaktır.
- Süt dişlerinde de çürük oluşabilir. Bu çürüklerinde mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
- Süt dişleri iltihaplanmış ise önce kanal tedavisi denenmeli, mümkün olmazsa diş çekilmelidir.
- Süt dişleri zamanından önce çekilirse, alttan gelen daimi dişe yer kalmaz ve yer darlığı oluşur.


Çocuklarda Diş Yaralanmaları
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.
Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.


Çocuklarda Diş Fırçalama Dönemi
Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur. Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında ) başlanması uygundur.

Diş fırçalama alışkanlığı kazandırma
Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.

Diş fırçası seçimi
Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.

Günde kaç kez fırçalamalı?
Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.


Mystic@L 10 Nisan 2006 21:44

ÇOCUĞUNUZU DİNLEMENİN YARARLARI


Çocuğu dinlemenin yararları çoktur: Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:
1) Çocuğun konuşma yeteneği artar, kendini daha iyi ifade etmesini öğrenir, kelime bilgisi zenginleşir.
2) Çocuğun bir derdi varsa, bunu davranışla göstermek yerine (saldırganlık, hırçınlık, ağlamak, içine kapanmak gibi) sözle ifade ederek rahatlar, bu da hırçınlaşmasına, içine kapanıp üzülmesine, daha ileride derslerini veya sosyal hayatını etkilemesine engel olabilir.
3) Anlaşıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve rahat hisseder, bu da çocuğun kişisel ve sosyal gelişmesine yardımcı olur. Çocuğun kendine güveni artar.
4) Çocuk ile anne veya baba arasında bir yakınlık doğar, çocuk onlara danışır ve diyalog kurar.
5) Söyledikleri dinlenen çocuk da anne/babasının sözünü dinlemeye başlar.



Pollyanna 10 Nisan 2006 22:07

Ebeveynler Ve Tutumları
Ebeveynler arasında çocuklara nasıl davranılması gerektiği tartışılıp durur. Kimi ebeveynler katı olmanın faydalı olacağını düşürken kimileri de serbest ve fazla sıkboğaz edilmeden yetiştirilen çocukların daha mutlu olacaklarına inanırlar. Ne gibi tutumlar uygulanabilir? Bu tarzlar her çocuk için geçerli midir? Nasıl tutumlar vardır? Bu zor görevde ne gibi etkiler tepki doğurur? Ebeveynler arasındaki tutarsız tepkiler çocukların gelişiminde ne ölçüde yer kaplar?

Otoriter Anne-Baba Tutumu (Yoğun Baskı, Yetersiz İlgi)


Bu tutumu benimseyen ailelerde çocuklarının hakimi oldukları düşüncesi, yoğun baskı, itaat ve ceza içerir. Koyulan katı kurallara uymayan çocuklar genelde fizisel şiddetle cezlandırılırlar.Bu durum karşısında çocuk ve otoriter anne-baba karşısında korkuya dayalı bir ilişki kurulur.Genelde Otoriteyi baba simgeler. (Bu durumda çocuklarda dayak yesemde kurala uymayacağım tepkiside doğabilir) Aydın ( 1991 ), yaptığı araştırmada ailede yüksek baskı ve disiplin ortamının, çocuklarda kendini kabulü zayıflatıcı bir etkisi olduğunu saptamıştır(Hatipoğlu,1996 ). Yapılan araştırmalarda Otoriter aileye sahip çocuklarda düşük özgüven, sosyalleşmede güçlük çekme gibi özellikler belirlenmiştir(Goodman & Gurian, 1999). Otoriter tutum sergileyen anne-baba'nın da kendi ailesinde yakın ilgi göremediği araştırmalarda ortaya konmuştur.(Berk 2000, Darling 1999, Dinwiddie 1995, Goodman Gurian 1999, Huxley 2001).

Demokratik Aile Tutumu (Yoğun ilgi Yoğun kontrol)


Bu tutumu benimseyen aileler,otoriteyi elinde tutup kontrollu bir şekilde çocuklarını kendi kararlarını vermelerine teşvik ederler. Bazı kararların alınmasında çocuğa da fikir danışılır. Fakat tüm bunları gerçekleştirirken aile, çocuk merkezli bir aile haline getirilmez. Çocuğa bazı sorumlulukları olduğu hatırlatılır. Aile çocuğa karşı sergilediği tutumlarda onun yaşını ve gelişim basamaklarını göz önünde bulundurur.Çocuğa yeteri kadar özgürlüğü vererek bireyselleşebilmesine olanak tanırlar.Çocuklarına güveni yansıtır ve katı bir kısıtlayıcılık sergilemezler. Yapılan araştırmalarda böyle tutumlarla yetişen çocukların kolay sosyalleşebilme ve yüksek özgüven sergiledikleri sonucu çıkmıştır.).(Berk 2000, Darling 1999, Dinwiddie 1995, Goodman Gurian 1999, Huxley 2001).

Serbest bırakan Anne-Baba Tutumu(Yoğun ilgi, Yetersiz Kontrol)


Bu tutumu benimseyen anne-baba çocuğuna kendini düşünme, sınır ve yasaklardan yoksun bir yapıyı içerir. Anne-baba çocuğa disiplin verme ve sınırlar koymak yerine sadece duygusal gelişimi ve yaratıcılığıyla ilgilenirler. Ayrıca çocuklarından yaşları elvermediği ve yetersiz oldukları durumlarda kendi kararlarını vermelerine izin verirler. Sorumluluk alamama, kurallara uymama,dürtülerini kontrol edememe gibi sorunlarla karşılaştıkları görülmüştür. (Berk 2000, Darling 1999, Dinwiddie 1995, Goodman & Gurian 1999, Huxley 2001).

İhmalkar Anne-Baba Tutumu(Yetersiz ilgi, Yeteresiz Kontrol)


Bu tutumu benimseyen anne-baba adeta çocuğu yok sayar, herhangi bir kural sınır ya da ilgi ve sevgi barındırmayan bir tutumdur.Bu tutum bir çocuk için, buraya kadar anlatılan tün anne-baba tutumları içinde yaşamsı en zor olanıdır.Böyle çocuklar anne-babasını model alır ve artık çocukta aileyi yok sayar. Böyle çocuklar alkol ve uyuşturucuya meyillidirler.İlerde zihinsel ve duygusal olarak yetersiz kişiler olurlar.

Himayeci Anne-Baba Tutumu


Bu tarz tutumu benimseyen ebeveyn sürekli çocuğuna müdahale eder. Çocuk, anne-baba tarafından sen yapamazsın, daha küçüksün, bu konuda fikir yürütemezsin şeklinde birtakım engellemelerle karşılaşır. Çocuğun yaşı büyük dahi olsa ona ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini hatırlatır. Çocuğun veya ergenin yapabileceği faaliyetleri engelleyerek, onun kendini tanımasına fırsat vermezler. Çocuklarını bağımlı bir şekilde yetiştirirler ve kendilerine bağlılıklarını kendi yaptıkları fedakarlıkların karşılığı olarak görürler. Aşırı koruyucu tutum içinde olan anneler çocukların bu bireyselleşme çabalarını engelleme yolunu seçmektedir. Bu engellemeler çoğu kez çocuğun aile dışındaki dış dünyada karşılaşabileceği tehlikeli durumları abartılı olarak ona bildirmekle başlar. Böylelikle çocuğa sahip çıkarak onu eve bağlamaya çalışırlar. Aileden ayrılmasının anne - babayı üzeceği telkini de gencin eve bağlanmasını kolaylaştıran, ayrılıp gitmesini engelleyen ve bu tür girişimlerde suçluluk yaratan bir telkindir. Ebeveynden gelen bu tür çabalar, gencin bağımsızlığını ve birey olabilmesini engeller. ( Kulaksızoğlu, 1998 : 105 ) Bütün bu anne-baba tutumlarını incelerken çocuk yetiştirmenin tek taraflı bir süreç olmadığını unutmamak gerekir. Dinamik ve interaktif olmalıdır.Birçok aile tümüyle yukarıda anlatılan tutumların sadece birine dahil olmayabilir. Bütün bu tutumlardan belli ölçüler barındıran birkaç yapının combine edildiği tutumlar sergilenebilir.


GusinapsE 10 Nisan 2006 22:43

Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuklar
 
Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuklar

Soru: Pasif içicilik nedir?
Cevap: Yanan bir sigara dumanı ve sigari içen kişinin soluğuyla yaydığı dumanın bileşimidir. Ayrıca çevresel sigara içiciliği, duman olarak da adlandırılır. (ETS=Enviromental Tobacco Smoke, ÇSD=Çevresel Sigara Dumanı). Kokusuyla kolayca ayırt edilir.ÇSD havaya dağılır ve elbiselere, perdelere, mobilyalara siner. Çoğu kişi için ÇSD kötü koklu, yakıcı, göz ve burnu rahatsız edicidir. ÇSD içinde 4000’den fazla kimyasal madde belirlenmiştir. Bunlaran en az 43 tanesi kanser yapıcıdır.

Soru: Çevresel sigara dumanına maruz kalmak sık rastlanılan bir durum mudur?
Cevap: ABD’de erişkinlerin yaklaşık % 26’sı sigara içiyor. Beş yapın altındaki çocukların % 50-67’si de en az bir erişkinin sigara içitiği evlerde yaşıyor.
Soru: Kimler risk grubundadır?
Cevap: ÇSD herkes için zararlı olmasına rağmen anne karnındaki bebekler, küçük bebekler ve çocuklar daha çok risk altıntadır. Çünkü gelişmekte olan akciğer, beyin gibi organlar zarar görürler.


Anne karnındaki bebeğe ve yeni doğanlara etkileri
Cevap: Anne ve bebek arasında hamilelik boyunca bir kan dolaşımı ve bu yolla bir alışveriş vardır. Sigara içen hamile kadınmlarda bu dolaşım değişir. Uzun dönemde ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığı henüzbilinmiyor. Ama bazı çalışmalar hamilelikte sigara içmenin yarık damak-dudak gibi bazı doğum anomalitelerine yol açtığını göstermiştir.
Sigara içen annelerin daha az sütü vardır, bebekleri düşük doğum ağırlıklıdır. Sigara için anne çocuklarınad “Ani Bebes Ölümo Sendromları”na daha sık rastlanır. Bu da 1-12 aylık bebeklerin en sık ölüm nedenidir.


Çocuk akciğeri ve solunum sistemi
Her yaştaki çocukta ÇSD’ye maruz kalmak akciğer işlevlerini bozar. Çocukluk dönemi astımlarının sıklığını ve şiddetini artırır. Pasif içicilik sinüzit, rinit, kistik fibrozis, kronik solunum problemleri (öksürük, geniz akıntısı gibi) rahatsızlıklarını arttırır.
İki yaşın altındaki çocuklarda ÇSD bronşit ve zatürre olasılığını arttırır. 1992 tarihli bir çalışmada ÇSD’nin 18 aydan küçük çocuklarda her yıl 150.000-300.000 alt solunum yolları enfeksiyonlarına yol açtığı gözlenmiş,tir. Bu hastalardan 15.000’i hastaneye yatmak zorunda kalmıştır. Günde yarım paket veya daha fazla sigara için anne babaların çocuklarının herhangi bir solunum yolu hastalığından hastaneye yatıma riski 2 kat daha fazladır.
ÇDS (Çevresel Sigara Dumanı) ve kulaklar
ÇSD hem kulak enfeksiyonlarını sayısını ırtırır hem de kulak hastalığının süresini uzatır. Solunan duman burun arkasıyla orta kulağı birbirine bağlayan östaki borusunu irite eder. Bu da orta kulakta sıvı birikimi ve enfeksiyonla kendini gösterir. Çocuklarda dyum akaybında en çok sorumlu olan sebep kulak enfeksiyonudur. Eğer ilaçla etkili cevap alınamazsa cerrahi girişim gerekir.
ÇSD ve beyin
Hamilelikte ve sonrasında sigara içen annelerin çocukları diğerlerine göre daah çok davranış bozukluğu gösterir. Hiperaktivite, okul performansı ve entellektüel kazanımlarda bozulur.

Soru: Pasif sigara içiciliği kanser nedeni midir?
Cevap: Şimdiye kadar sadece pasif içiciliğin çocuğunuzun gelişimine zarar verdiğini öğrendiniz. Peki ÇSD’nin diğer kanser nedeni hava kirletici maddelerden 100 kat daha fazla kansere yol açma riski olduğunu biliyor muydunuz?
ÇSD’nin her yıl 3000’den fazla sigara içmeyen kişinin akciğer kanserinden ölümüne yol açtığını biliyor muydunuz?
Hazır bunları öğrenmişken çocuğunuzun pasif içiciliğini hemen şu andan itaberen önleyebilrsiniz.


Ne yapabilirsiniz?

1) Sigarayı bırakın, eğer içiyorsanız tabii!
2) Eğer yardıma ihtiyacınız varsa doktorunuza danışın. Bırakmanıza yardımcı olabilecek birçok ürün var artık.
3) Eğer evinizde sigara içenler varsa onların bırakmasına yardımcı olun. Eğer onların bırakması mümkün değilse onlardan ve ziyaretçilerden evin dışında sigara içmlerini rica edin.
4) Arabanızda sigara içirtmeyin!
5) Çocuğunuzun okulunda, çevresinde sigara içilip içilmediğini kontrol edin.



Doç. Dr. Dilaver ÖZTURAN


Misafir 11 Nisan 2006 20:02

Çocukların tiklerinin kalıcı olmasını istiyorsanız, onlara baskı yapın!
 
http://www.zaman.com.tr/2006/04/11/kadin.jpg Çocuklarda tiklerin oluşmasında anne-baba ve öğretmenler büyük rol oynuyor. Çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalışan yetişkinler, çocukta kaygıyı artırıyor ve istem dışı hareketlerin oluşmasına sebep oluyor.
Çocuklarda görülen istem dışı hareket ve ses şeklindeki tikler tedavi edilebiliyor. Aileler tiklerden vazgeçmesi için çocuğa baskı yaparsa tikler kalıcı hale gelebiliyor. Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan, tiklerin çocukların yüzde 12-14’ünde 3-10 yaşları arasında görüldüğünü söyledi. Eğer bir çocukta bu davranışlar bir yıldan fazla sürerse buna ‘uzun süren tik bozukluğu’ adı veriliyor. Çocuklarda ortaya çıkan tiklerin çoğu erişkin yaşa gelmeden kaybolurken, bazı kişilerde erişkin dönemde de kalıcılığını koruyabiliyor.
Tikler, genellikle karşıdaki insanın dikkatini çeken ve sahibini rahatsız eden bir davranış olarak görülüyor. Çocuklarda görülen; yineleyici, istem dışı, amaca yönelik olmayan; ancak baskılanabilen göz kırpma, burun çekme, boğazını temizleme gibi garip hareket ve ses çıkarmalar, tik olarak adlandırılıyor. Ses çıkarma şeklindeki tikler; boğaz temizleme, ses çıkarmadan konu dışı belirli sözcükleri ya da deyişleri yineleme, açık saçık sözcükler kullanma, küfür etme ve kendi söylediklerini, duyduğu son sesi ve cümleyi yinelemesi şeklinde ortaya çıkıyor. Dr. Erdoğan, bir harekete tik denilebilmesi için hareketin, “yineleyici, istem dışı, amaçsız ve baskılanabilir” özelliklere sahip olması gerektiğini belirtiyor.
Dr. Erdoğan’ın verdiği bilgiye göre, çocuklukta tiklerin ortaya çıkmasının nedeni tam olarak bilinmiyor. Tiklerin oluşumunda genetik ve çevresel etkenlerin rol aldığı tahmin ediliyor. Tik belirtileri genellikle gerginlik veren bir olay sonrasında artıyor. Aile ve çevre tarafından yapılan uyarılar ile cezalandırmalar tiklerde artışa neden olabiliyor. Tikler, sıklıkla çocuk ve ergen yaş dönemlerinde başlarken en sık başlangıcın görüldüğü dönem 7-12 yaş grubu olarak biliniyor.
Hareket, ses ya da ses ve hareketlerden oluşan tikler geçici ya da kalıcı olabiliyor. Geçici olarak nitelenen tikler, çeşitli beden bölgelerinde ortaya çıkıyor ve bir yıldan kısa bir sürede kayboluyor.
Psikiyatri uzmanlarına göre, tiklerin yerleşmesinde anne, baba ya da öğretmen gibi, çocukların iletişimde olduğu kişiler önemli rol oynuyor. Çünkü yetişkinler, çocukta ortaya çıkan tikler nedeniyle kaygılanarak, çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalışıyor. Yetişkinlerin, çocukları sürekli uyararak kendilerini kontrol etmelerini istemeleri, iki şekilde etkili olarak çocuklarda tiklerin yerleşmesine yol açıyor. Psikiyatri uzmanları, aile ile öğretmenin ortak davranış içinde olması gerektiğini ifade ederek şu bilgileri veriyor: “Anne-baba kaygısı nedeniyle çocuk, davranışlarını kontrol etmeye çalışır, sonuçta da yaşadığı gerginlik tiklerin daha çok ortaya çıkmasına sebep olur. Bu nedenle tikleri söndürme ve yok etmede, aile-öğretmen işbirliği önemlidir. Öğretmenin bilgilendirilmesiyle sınıfta çocuk için daha olumlu ve destekleyici bir çevre sağlanabilir. Öğretmen tarafından çocuğun tikleri nedeniyle sürekli azarlanması okuldan uzaklaşmasına neden olabilir. Öğretmenin bilgilendirilmesi de tik davranışlarına olumlu yaklaşmasının sağlanması açısından çok önemlidir.”

Çocuktaki tiklerin sebepleri araştırılmalı Tiklerde destekleyici tedavi ve ilaç tedavisi yararlı olabiliyor. Eğer çocuk, tikleri ev dışı ortamlarda sergilemiyor, belirli durumlarda gösteriyorsa; bunun nedenlerinin değerlendirilmesi gerekiyor. Gerginliğin arttığı ya da yoğun ilginin gösterildiği durumlar tespit edildiğinde gerginliğin azaltılması, destek ve ilginin çocuğun pozitif yönlerine kaydırılması, tiklerin ortadan kalkmasına yardımcı oluyor. Tikler sık sık yeniden ortaya çıkıyor. Çocuğu rahatsız ederek arkadaş ilişkilerinde, sosyal hayatında sorun çıkararak kendine güveni azaltıyorsa mutlaka çocuk ve ruh sağlığı uzmanlarından destek alınması öneriliyor.


muslu64 11 Nisan 2006 20:14

Ergenlik Dönemi
Ergenlik halk arasında delikanlılık olarak bilinen yaşamın zor ve karmaşık bir dönemidir. Bu dönemde oluşan ruhsal ya da bedensel yaraların izlerinin yaşam boyu süreceği unutulmamalıdır.
Ne Zaman?
Ergenlik belirtileri kızlarda 8-13 yaş arasında (ortalama 11-11,5 yaş), erkeklerde 9-14 yaş arasında (ortalama 11,5-12 yaş) başlar. Genel olarak ergenlik hormonlarının etkisiyle kızlarda memelerin, erkeklerde testislerin (yumurtalıkların) büyümesi ile başlar.

Bu hormonlar kızlarda overleri, erkeklerde testisleri uyararak cinsiyet hormonlarının (kadınlarda östrojen, erkeklerde androjen) salgılanmasına neden olurlar.

Kızlarda Ergenlik
Genel olarak kızlarda meme gelişimi 11 yaşında başlar, bundan sonra genital bölgede ve koltuk altlarında kıllanma görülür ve sonraki iki yıl içinde adet kanaması başlar. Adet kanaması 10-16 yaş arasında (ortalama 12.8 yaş) başlayabilir ve genellikle ilk yıllarda düzensiz kanamalar olur. Ergenlik belirtileri başladıktan sonraki bir yıl içinde hızlı boy uzaması olur ve buna “büyüme patlaması” denir. Kızlar bu dönemde yaklaşık 25 cm uzarlar. Genel olarak adet kanaması başladıktan sonra kızların boyu 5-6 cm kadar uzar.

Erkeklerde Ergenlik
Erkek çocuklarda ergenlik testislerin büyümesi ile 11 yaşında başlar ve sonra genital kıllanma, penis boyutlarında büyüme, erkek tipi kas gelişimi ve daha geç dönemde sakal ve bıyık bölgesinde kıllanma ile sürer. Erkeklerde “büyüme patlaması” kızlara göre daha geç dönemde olur ve ergenlik döneminde boyları 28 cm kadar uzar.
Ergenlik dönemi sonunda kızlar ve erkekler üreme yeteneği kazanırlar.
Erken ve Geç Ergenlik
Ergenliğin erken başlaması, ergenlik belirtilerinden birinin ya da birkaçının, kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce başlamasıdır. Bu durum kızlarda daha sık görülür. Genellikle hormonal kaynaklı değildir. Bu tür sorunu olan çocuklar bir hekime gönderilmelidir. Ergenliğin kızlarda 13, erkeklerde 14 yaş tamamlandığı halde başlamaması durumunda ise gecikmiş ergenlikten bahsedilir. Bu durum da erkek çocuklarında daha sık görülür, çoğu zaman kalıcı değildir. Kızlarda 16 yaşına kadar adet kanaması olmamışsa mutlaka kalıcı bir bozukluk vardır. Bu durumlarda hekime başvurmak gerekir.

Arkadaşlar burada yazılanları ''Terbiyesizlik'' olarak adlandırmayalım.Çünkü biz hayatta oldukça bu dönemleri geçireceğiz ve yaşayacağız. Bunun için de bilinçli olmalı, sağlıpımıza dikkat etmeliyiz!!!




Pollyanna 11 Nisan 2006 20:23

Mutlu anne, mutlu çocuk...

ABD'de yapılan bir araştırmaya göre mutlu annelerin çocukları da mutlu oluyor. Amerikan Tıp Birliği Dergisi'nin (JAMA) 22 Mart tarihli sayısında yer alan habere göre, depresyonun genetik olarak nesilden nesile geçtiği ancak bunda çevre şartlarının da etkili olduğu belirtildi. JAMA yazarlarının bildirdiğine göre, depresyon tedavisi göremeyen annelerin çocuklarında bunalım ve diğer psikolojik rahatsızlıklar baş gösterebilir.
Kolombiya Üniversitesi ve New York Psikiyatri Enstitüsü tarafından Myrna Weissman başkanlığında yapılan araştırma sonuçlarına göre, mutlu annelerin çocuklarının da mutlu olabildiği belirlendi. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Myrna Weissman, "Üzüntülü, kederli ebeveynler muhakkak tedavi edilmeli. Bu durumdan sadece onlar etkilenmiyorlar çocukları da etkiliyorlar" dedi.
Depresyonu önleyici haplar ve buna benzer yöntemlerle annenin tedavi edilmesiyle çocuğun tedavi ihtiyacının ortadan kalktığı ifade edildi. Araştırmada, 4 ay boyunca depresyon tedavisi gören annelerin çocuklarında görülen benzer sorun ve davranış bozukluklarının da bu süre içinde azalma eğiliminde olduğu belirlendi.
Texas Güneybatı Tıp Merkezi Psikiyatri Profesörü John Rush, söz konusu araştırmayı değerlendirirken "Bu çok dramatik ve bir o kadar da önemli bir buluştur" ifadelerini kullandı. Araştırma, Aralık 2001 ve Nisan 2004 tarihleri arasında 151 anne ve yaşları 7 ila 17 arasında değişen çocuklar üzerinde yapıldı. Raporda, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinin hem ebeveyn hem de çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğu vurgulandı.


GusinapsE 15 Nisan 2006 01:38

Yarım Sünnet
 
Yarım Sünnetin Çaresi

Peygamber sünneti olarak tarif edilen hipospadyas hastalığında çocukların ilk 6 ay ile 1.5 yaş arasında muhakkak ameliyat edilmesi öneriliyor.
Erkek çocuklarda cinsel organlarının ucunda olması gereken dış idrar deliğinin organın alt taraflarında bir yere açılması şeklindeki anormalliğe tıp dilinde hipospadyas adı veriliyor. Halk arasında yarım sünnet, peygamber sünneti olarak tarif edilen hipospadyas her 250 erkek çocuktan birinde görülen doğumsal bir sağlık problemi.
Acıbadem Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Söylet, böyle çocukların adeta yarım sünnet olmuş gibi doğduklarını idrarlarını bacaklarına doğru pipilerinin altından yaptıklarının fark edildiğini söylüyor. Peygamber sünneti deyimine de açıklık getiren Prof. Dr. Yunus Söylet şöyle konuşuyor:
“Peygamber sözcüğü olumlu bir ifade taşıdığı için bu durumun bir lütuf olduğu düşünülmemelidir. Böyle çocuklarda sünnet derisi çoğunlukla sadece pipinin sırt tarafında ve adeta bir horoz ibiği gibi oluşmuştur. Pipinin alt yüzünde sünnet derisi olmaz. Alt yüzde olan ise normalde en uçta olması gereken idrar deliğidir. Bazen bu delik olması gerekenden çok daha dar olur. O zaman bu çocuklar hem makara ipliği gibi ince işerler, hem de çişlerininin bitmesi uzun zaman alır.”


Erken Teşhis Önemli
Hipospadyasın erken teşhisi büyük önem taşıyor. Anne babalar dikkatli davranırlarsa sünnet derisinin yarım olmasından, ya da idrarın uçtan fışkırmamasından durumu farkedebiliyorlar. Prof. Dr. Yunus Söylet “Hatalı delik pipinin baş kısmına ne kadar uzaksa anormallik de o kadar ağır demektir. Bazı anne ve babalar ise eğriliği en önce fark ederler” diye konuşuyor. Hipospadyası olan çocukların zamanında tedavi edilmesi ileride çocuk sahibi olmaları açısından büyük önem taşıyor. Öncelikle eğriliğin tam düzeltilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Yunus Söylet, “Eğriliğin tam düzetilmesi hem çocuk sahibi olma yönünden hem de cinsel ilişkide sorun olmaması için gereklidir. Geç ve uzman ellerde yapılmayan tedaviler çocukların tüm yaşamını etkileyen olumsuzluklara yol açıyor” diye konuşuyor.
İdeal ameliyat yaşı nedir? Hipospadyasın ideal ameliyat yaşı 6 ay ile 1.5 yaş arasında değişiyor. Bu dönemde yapılan ameliyatlardan sonra hızlı bir iyileşme gözleniyor. Bir diğer avantaj da çocuk çok küçük olduğu için ameliyatı hatırlamıyor. Bu yaşı kaçıran çocukların da hemen ameliyata alınması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yunus Söylet, “Üst yaş sınırı yoktur hemen ameliyat gerekir” diyor.

Ameliyatın hedeflerini ise şöyle sıralıyor:

"Cerrahi tedavideki ana hedefler dört tanedir.
1. Eğriliği tamamen düzeltilmiş özellikle sertleşme olduğunda tam bir düz penis.
2. Pipinin tam ucundan karşıya doğru fışkırtarak işeyebilme.
3. Dış görünüm olarak sünnetli bir çocuk görünümünü elde etme.
4. Böyle bir anormalliğin olduğunun farkına varmadan küçük yaşta tedavi.”


Asla Sünnet Yapılmamalı
Ailelerin özen göstermesi gereken konulardan biri de hipospadyası olan çocukların asla sünnet yaptırılmaması. Bu çocukların ameliyat edilmesi gerektiğinde yarım sünnet derisi çok işe yarıyor. Prof. Dr. Yunus Söylet “Bu çocuklar sünnet ettirilmemeli. Çünkü ameliyat bittiğinde zaten çocuklar sünnet edilmiş oluyor” diye uyarıda bulunuyor. Ameliyatın son derece hassas bir ameliyat olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Söylet şu bilgiyi veriyor:
“Ameliyat Büyüteçli gözlüklerle, özel iplikler kullanılarak bu işte uzmanlaşmış çocuk cerrahisi veya çocuk ürolojisi uzmanlarınca yapılmalıdır. En önemli ölçü bu ameliyatı yapacak cerrahın sadece çocukları ameliyat eden bu işte deneyimli bir hekim olmasıdır. Tecrübeli ellerde genellikle tek ameliyatla netice almak ve düzgün görünümlü penisler elde etmek mümkündür. Çok nadir olarak ikinci ameliyat gerekir. Ameliyat esnasında eğrilik varsa düzeltildikten sonra çoğunlukla sünnet derisi kullanılarak idrar borusu uca kadar uzatılır.
Çocuk böylece sünnet de olmuş olur. Ameliyatın kendisi gibi ameliyat sonrası bakım da inceliklerle doludur. Hastalar genellikle bir gece hastanede tutulduktan sonra evlerine yollanılır. Yaklaşık 10 gün içinde ameliyatın başarısı anlaşılır.”


arwen 15 Nisan 2006 01:43

BABA ADAYLARI İÇİN HAMİLELİĞİN İLK ÜÇ AYI:

Kadınlar hamilelikleri süresince pekçok fizyolojik ve psikolojik değişiklikler yaşarken, benzer değişiklikler bu süreci anne adayıyla paylaşan baba adaylarında da görülmektedir. Heyecanlı olduğu kadar zor geçecek bu sürecin ilk üç ayında baba adaylarını neler bekliyor dersiniz? Çoğu erkek baba olacağını öğrendiğinde sevinç, umut, endişe gibi pek çok duyguyu aynı anda yaşayabilir. İlk üç ay boyunca yaşayacağınız en yaygın endişeler eşinizin sağlığı hakkındaki korkularınız, mali durumunuza ve iyi bir baba olup olamayacağınıza dair endişelerdir.
İlk aylarda, eşinizde hamileliğe bağlı olarak sabah bulantıları, uykusuzluk, ruh halinde ani değişiklikler, yorgunluk ve yeme içme alışkanlıklarında değişiklikler başgösterir. Bu değişiklikler gayet normaldir, ancak siz eşinizi bu şekilde görmeye alışık olmadığınız için onun sağlığı konusunda yersiz korkulara kapılabilirsiniz..
Pek çok baba adayı yeni bir bebeğin ailenin mali durumunu nasıl etkileyeceği konusunda endişe duyar. Eğer hem eşiniz hem siz çalışıyorsanız eşinizin doğum sebebiyle bir müddet çalışamayacak olmasının; bebeğin doğumuyla birlikte başlayacak olan çeşitli sağlık, bakım ve benzeri harcamaların mali sıkıntılara yol açabileceği korkusu bu süreçte sıklıkla yaşanmaktadır.
En önemlisi de, birçok baba adayı nasıl bir baba olacağı konusunda merak ve endişeye kapılabilir. Tüm bu endişeler dokuz ay sonra baba olacağınızı öğrenmenin verdiği duygu karmaşası sonucu ortaya çıkmaktadır ve son derece normaldir. Toplumumuzda hamilelik ve doğum genellikle kadınlarla özdeşleştirilmiş kavramlardır, bu yüzden bu süreçlerde baba adaylarının yaşadığı deneyimlerden, üzerlerine düşen görev ve sorumluluklardan pek sık bahsedilmez. Oysa baba adayları bu sürece ne kadar erken dahil olurlarsa kendilerini yeni ailenin bir parçası hissetmeleri o kadar kolaylaşır. Eşlerinin periyodik doktor ziyaretlerine onlarla birlikte gitmek, diğer baba adaylarıyla iletişim kurmak, ebeveynlikle ilgili kitaplar okumak babalığa geçiş sürecini kolaylaştıracaktır.
Hamileliğin ilk üç ayı için bazı faydalı tavsiyeler:
• Eşinizle çocuk sahibi olma düşüncesinin sizde yaratmış olduğu umut, sevinç, endişe gibi ortak duygularınızı konuşun, hayallerinizi ve korkularınızı paylaşın.İlerleyen aylarda yaşam temponuzun yavaşlayıp sakinleşeceğini düşünerek hamileliğin tadını birlikte çıkarmaya çalışın.
• Eşinizle birlikte yürüyüşlere çıkın.
• Hamilelik, doğum ve babalıkla ilgili kitaplar alın, bu konularda bilgi ve deneyimlerini payşalabileceğiniz arkadaşlar edinin.
• Kendinizle başbaşa zaman geçirerek baba olma konusundaki duygularınızı iyice anlamaya çalışın.

BABA ADAYLARI İÇİN HAMİLELİĞİN İKİNCİ ÜÇ AYI:
Bu dönemde bebeğinizin kalp atışlarını duyabilme ve ultrason sayesinde onu görebilme şansınız olacaktır. Bu deneyimler bebek sahibi olacağınız fikrine bir somutluk kazandıracak, sizin bu yeni duruma uyum sağlamanızı kolaylaştıracaktır.
Pek çok baba adayı ikinci üç ay üsresince eşleriyle cinsel yaşamlarında değişiklikler yaşar. Kadınlar hamileliğin sebep olduğu hormonal değişimlere farklı tepkiler verebilir. Hamilelik kimi kadınlarda cinsel isteği artırırken, kimilerinde bu isteğin azalmasına yol açabilir. Bu dönemde eşinizin geliştirdiği farklı tepkilerin büyük ölçüde vücudunda oluşan değişikliklerden ve hormonlarından kaynaklandığının bilincinde olmanız gerekir. Ayrıca bu dönemde eşinizle ilişkilerinizde yaşayacağınız değişimler ve iniş çıkışlar sizi endişelendirebilir. İlişkiniz boyunca alışmış olduğunuz pek çok konuda değişiklikler olmaya başlar ve bu gayet normaldir. Örneğin ikinizin de zevk aldığı haftasonu gezintileri eşinizin yorgunluk ve halsizlik hissetmesi yüzünden sona erebilir. Tanıdığınızı ve anladığınızı düşündüğünüz, güven duyduğunuz eşinizin birden farklı bir insan haline geldiğini düşünebilir; hayalkırıklığına uğrayabilirsiniz. Her çift bu değişimleri farklı şekilde yaşar ve göğüsler. Eşinizle ilişkinizin geçirdiği bu değişim sürecini ve endişelerinizi konuşmayı deneyin, karşılıklı duygularınızı ve beklentilerinizi tartışın. Bu dönemde eşinizle açık ve net bir iletişim yolu geliştirmeniz hamilelik süresince birbirinize destek olmanıza ve uyumlu bir ilişki sürdürebilmenize katkıda bulunacaktır.
Bu dönemde baba adayları için faydalı olabilecek tavsiyeler:
• Eşinize onun ne kadar harika bir anne olacağını söyleyin ve hissettirin.
• Evinizdeki günlük işlerle ilgili daha fazla sorumluluğu üzerinize almaya başlayın
• Yeni baba olmuş kişilerle ve mümkünse kendi babanızla konuşun, ebeveynlikle ilgili duygularını anlamaya çalışın

BABA ADAYLARI İÇİN HAMİLELİĞİN SON ÜÇ AYI:
Hamileliğin son üç ayında bir baba adayı olarak yeni bir dizi duygu yoğunluğu yaşamanız normaldir. Büyük ihtimalle nasıl bir baba olabileceğinizi düşünmeye çoktan başladınız. Kendi babanızın bu rolü nasıl üstlendiğini hatırlıyorsunuz ve belki de bu sizin çocuğunuz için oluşturmayı düşündüğünüz baba profiline uymuyor. Babalık kavramı nesilden nesile oldukça değişim göstermiştir. Toplumun babalardan sosyal beklentileri yakın zaman öncesine kadar bile, günümüzden oldukça farklıydı. Babalık ve ebeveynlik değişmeyen, sabit roller değildir. Babalık rolü toplumda zaman içerisinde ve ailelerin değişen ihtiyaçları doğrultusunda yeni boyutlar kazanabilir.
Son üç aylık bu dönem işinizin hayatınızdaki önem derecesini, doğum sonrasında iş ve aileniz arasındaki dengeyi nasıl sağlayabileceğinizi, ne tür değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapamanız gerektiğini gözden geçirmeniz için de uygun bir dönemdir.
Babalara yönelik doğuma hazırlık kurslarına devam etmek sizin için çok yararlı olabilir. Türkiye'de çeşitli hastanelerde bu tür kurslar faaliyet göstermektedir. Eşinizle birlikte bu tarz eğitim programlarına katılmanız ortaklaşa yaşayacağınız ebeveynlik deneyiminde size çok katkıda bulunacaktır.
Bu son evrede eşinizin yaşayacağı fiziksel ve duygusal değişimler iyice yoğunlaşacaktır. Özellikle bu dönemlerde anne adayları vücutlarının kontrolünü tamamıyla yitirdiklerini düşünüp paniğe kapılabilirler. Buna bağlı olarak artış gösteren eşinizin yardım ihtiyaçları karşısında siz de kendinizi yetersiz ve stres altında hissedebilirsiniz. Birbirinize karşı sabırlı olun ve iletişim kanallarınızı açık tutmaya, birbirinizi anlamak için çaba sarfetmeye özen gösterin. Unutmayın ki bu dönemde bribirinize göstereceğiniz anlayış ve karşılıklı desteğin önemi herzamankinden fazla olacaktır.
Sonüç aylık bu dönemde size verebileceğimiz tavsiyeler şunlardır:
• Yeni mobilyaların alınması, evdeki yeni düzenlemeler gibi bebeğinizle ilgili tüm hazırlıkları eşinizle beraber yapmaya özen gösterin
• Eşinizle birlikte doğum filmleri izleyin. Bu, özellikle doğum esnasında eşinin yanında olmayı düşünen babalar için önerilmektedir.
• Doğumun yapılacağı yeri mümkünse önceden görün.
Kaynak: www.fathersworld.com - Bruce Linton, "Pregnant Fathers"

BÜYÜK AN İÇİN HAZIRLIK:

Hamilelik ve doğumla ilgili çeşitli kitaplardan ya da devam edeceğiniz babalara yönelik doğuma hazırlık kurslarından doğum konusunda detaylı ve sağlıklı bilgi edinebilirsiniz. Biz de bebegim ve ben ailesi olarak sizlere konuyla ilgili yardımcı olabilecek genel bazı bilgiler ve tavsiyeler sunmaktan mutluluk duyuyoruz.
Öncelikle detaylı bir doğum planı çıkarın. Doğum esnasında ve sonrasındaki ilk günlerde sizin ve eşinizin ihtiyaç duyabileceği herşeyi listeleyin, gözönünde bulundurulması gereken tüm noktaları kağıda dökün; doğum başladığı andan itibaren sizin üzerinize düşen neler olacak, eşinizin başarılı ve sağlıklı bir doğum yapabilmesinde ne gibi katkınız olabilir, hastaneye giderken yanınıza almanız gerekenler nelerdir... Tüm bunları detaylı düşünüp planlarsanız büyük an geldiğinde duruma mümkün olduğunca hakim olur, yaşanabilecek paniği ve şaşkınlığı minimum seviyeye indirmiş olursunuz.
Peki büyük anın başladığını nasıl anlayabilirsiniz:
• Yavaş, düzenli kasılmalar sıklaşıp kuvvetlenir, doğum başlamışsa sancılar 5 dakikadan daha sık gelir, 1 dakikadan daha uzun sürer.
• "Nişan" denilen hafif kanlı sümüksü bir akıntı gelir; bu serviksteki bebeği koruyucu tıkacın atılmasından kaynaklanır.
• Su kesesi patlar
Eğer su gelmeye başladıysa bile hemen hastaneye gitmeniz gerekmeyebilir, doğum anına daha uzun bir zaman olabilir. Bu durumda yapmanız gereken en uygun şey hastanede ilgili birimle ya da doktorunuzla kontak kurup onun tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmenizdir.
Doğum öncesinde son kez gözden geçirmeniz gerekn hazırlıklarınızı bir kez daha hatırlatalım:
• Hastaneye ulaşımı mümkünse önceden birkaç kez deneyin; gidiş yolunu, gidiş süresini tam olarak öğrenmeniz faydalı olacaktır.
• Başka çocuklarınız varsa doğum esnasında ve belki sonrasındaki birkaç gün için onların bakımı ile ilgili gerekli düzenlemeleri yapın.
• Size ulaşılabilecek telefonları eşinize ve doğum esnasında eşinizle birlikte olma ihtimali olan kişilere bildirin, cep telefonunuzu bu dönemde mümkün olduğunca açık tutmaya çalışın.
• Doğum öncesinde mümkün olduğunca dinlenmeye ve enerji toplamaya çalışın, doğumdan sonra oldukça yorulacaksınız!
• Hastaneye giderken mümkn olduğunca rahat, terletmeyecek giysiler giyin
• Hazırladığınız doğum çantasının içine anne, bebek ve kendiniz için gerekli olabilecek herşeyi dahil ettiğinizden bir kez daha emin olun:

Anne için:
• İki gecelik –önden düğmeli
• Çorap
• Terlik
• Emzirmeye yardımcı sütyen
• Diş macunu ve fırçası,deodorant, şampuan, ve kendinizi iyi hissettirecek şeyler.
• Okuyacak magazin
• Bozuk para
• Dikkatinizi dağıtacak küçük oyuncaklar
• Yastık
Kendiniz için:
• Saat
• Telefon defteri
• Bozuk para
• Fotoğraf makinesı veya video kamera

Bebek için:
• En az üç bez
• Zıbın
• Başlık
• Battaniye
• Pijama
Not: arabanızda bebek koltuğu bulunmasında büyük fayda vardır
Eğer doğum esnasında da eşinizin yanında olmayı ve bebeğinizin dünyaya geliş anına tanıklık etmeyi planlıyorsanız :
• Doğum beklenenden daha zor ve acı verici geçebilir. Eşinizi sancı ve kasılmalar esnasında acı çekerken görebileceğiniz düşüncesine kendinizi alıştırın, bu paniğe kapılmanızı engelleyecektir. Doğumla ilgili kitaplar okumanız ve mümkünse eşinizle birlikte ağrı giderme yöntemlerini inceleyip öğrenmeniz faydalı olacaktır.
• Doğum esnasında bol miktarda kan görebileceğinizin bilincinde olun. Gerçek doğum kasetleri izlemek ya da doğum resimlerini incelemek sizi bu görüntülere alıştırabilir. Ancak yine de kan görmekten aşırı derecede etkileniyorsanız kendinizi bu konuda fazla zorlamamanızı tavsiye ederiz.
• Doğumlar çeşitlilik gösterebilir, kimi doğumlar normalden daha uzun sürer. Eğer eşinizin doğumu normalden uzun sürüyorsa kendinizi sürekli olarak yanında bulunmak için zorlamayın; arasıra doğumhane dışına çıkarak kendinizi rahatlatmanız ve dinlenmeniz sizin için iyi olabilir.
• Yeni doğan bebeğinizi ilk karşılayacak insanlardan biri de siz olacaksınız. Ancak unutmayınki yeni doğan bebekler ilk bakışta pek güzel ya da sağlıklı görünmeyebilirler. Temizlendikten, bakımı ve ilk kontrolleri yapıldıktan sonra bebeğiniz dünyanın en güzel bebeği olacaktır! Tüm yeni doğan bebekler bir dizi sağlık kontrolünden geçer. Bebeğinizin sağlığı ile ilgili gereksiz endişelere kapılmayın, bunlar olağan kontrollerdir.


GusinapsE 15 Nisan 2006 02:43

ÇOCUK BAKICISI
 
ÇOCUK BAKICISI ARARKEN BUNLARA DIKKAT

Çocugunuza kimin bakacagina dogumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.

Çocugunuza bakmasina karar verdiginiz kisi bir akraba ise:

-Bu kisinin çocugunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun oldugundan emin olun,
-Bu kisiden çocugunuza mümkünse kendi evinizde bakilmasini isteyin,
-Çocugunuzun geceleri ve hafta sonlari sizinle kalmasini saglayin,
-Bu kisiye çocugunuzun bakimi ve egitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açik bir sekilde ve anne-baba bir aradayken bildirin.

Çocugunuza bakmasina karar verdiginiz kisi bir çocuk bakicisi ise,

-Bu kisinin çocuk bakiciligi için gerçekten yeterli ve uygun oldugundan emin olun,
-Bu kisiden çocugunuza kendi evinizde bakilmasini isteyin,
-Evinizde yatili kalarak çocugunuza bakmasini talep etmeyin,
-Bakicinin çalisma düzenini ve is tanimini önceden belirleyin, çocugunuzun bakimi ve egitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açik bir sekilde ve anne-baba biraradayken bu kisiye bildirin,
-Yeterli bir süre çocugunuza bu kisiyle birlikte bakin ve çalismaya baslamadan önce asamali olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklasarak çocugunuzu bu uzun süreli ayriliga yavas yavas alistirin.

Çocugunuza bakici ararken sunlara dikkat edin;

-Bakicida aradiginiz özellikleri önceden siralayin ve önceliklerinizi belirleyin (tipatip beklentilerinize uygun biri karsiniza çikmayabilir),
-Bakiciyi mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklariyla iliskisini gözlemleyin,
-Referanslariyla ve komsulariyla görüsün, gerekli belgeleri temin edin.

Çocugunuza bakici ararken su özelliklere sahip olmasina dikkat edin;

-Temiz, düzenli ve dürüst olmasina,
-Aile yasantisinin düzenli olmasina,
-Dakik ve elinin çabuk olmasina,
-Sevecen ve güler yüzlü olmasina,
-Esnek ve hosgörülü olmasina, kati-kuralci olmamasina,
-Yenilige ve degisime açik olmasina, sabit fikirli olmamasina,
-Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasina,
-Iletisim becerisinin olmasina,
-Yas ve kisilik olarak bakilacak çocugun annesine benzemesine,
-Sabirli olmasina,
-Egitimli, kendini yetistirmis ve bilinçli olmasina,
-Çocugu ya da ise devamini etkileyecek bir rahatsizliginin olmamasina,
-Sigara içmemesine.


Mystic@L 15 Nisan 2006 22:13

Gribal enfeksiyon bebeklerde kalbe zarar verebilir...

Gribal enfeksiyon geçiren bebeklerde kalp atış hızının artmasının, kalp kası iltihaplanmasına bağlı ani ölümlere yol açabileceği belirtiliyor.

http://www.milliyet.com.tr/extra/venus/cocuk/coc004/resim/acocuk.jpg Soğuk havalar etkisini sürdürürken uzmanlar gribal enfeksiyon kapma olasılığının yüksek olduğu bu dönemde, anne babaları basit görünen hastalığa karşı uyarıyor.
Konuyla ilgili bilgi veren Adana Numune Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hasan Güven, bebeklerde soğuk algınlığına çok sık rastlandığını, aileler arasında pek önemsenmeyen bu hastalığın, kalbi olumsuz etkilediğini söyledi.
Burun tıkanıklığı, hapşırma, ateş, halsizlik, iştah kaybı gibi belirtileri olan gribal enfeksiyonların bebeklerin solunum yollarını zorlayarak kalp hızının artmasına neden olduğunu bildiren Güven, ''Artan kalp atış hızı kalp kası iltihabına yol açabilir. Söz konusu iltihap tedavi edilmemesi durumunda bebeklerde yüksek oranda ölümlere neden oluyor'' dedi.
Özellikle bebeklerdeki soğuk algınlığına dikkat edilmesi ve belirtilerinin gözlenmesi halinde uzmana başvurularak kalp kası iltihaplanması riskinin öğrenilmesi gerektiğini ifade eden Güven, şunları kaydetti:
''Bebeklerde oluşan iltihaplanma erken teşhis edilerek, önlem alınabilir ve ölümler engellenebilir. Ayrıca bu hastalık bebeklik döneminde ani ölümlere neden olmasa bile kalp kasının iltihaplanması sonucu oluşan ritim bozukları, ileride kalıtsal hastalıklara da neden olabilir. Anne babalar, bebeklerini doğumdan sonra bir yıl boyunca aylık kontrolden geçirmeli. Bazı anne babalar, bebeklerinin kalp atışlarını dinleyerek ritim bozukluğu olup olmadığını anlayabileceklerini düşünüyor. Bu son derece yanlış. Ritmi sadece doktorlar anlayabilir.''

BEBEKLER SIRTÜSTÜ YATIRILMALI
Dr. Hasan Güven, ayrıca kalp ritminin bozulmaması için bebeklerin sırtüstü yatırılması gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
''Yüzüstü yatar pozisyonda kalp hızı, sırtüstü yatar pozisyona göre daha yüksektir. Sadece dil yapısı büyük ve çene yapısı küçük bebekler sırtüstü yatırılmamalı. Bu bebekler için yan yatma pozisyonunu öneriyoruz. Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise yatak seçimi. Yumuşak, su yatakları ve kanepeler yatış için uygun değildir. Bu nedenle ortopedik yataklar tercih edilmeli.''




GusinapsE 16 Nisan 2006 03:20

Ateş ve Havale
 
Çocuklarda Ateş

Alışkın olmayan genç anne – babanın fark etmekte geç kalabileceği ve bebek için son derece önemli olan bir semptomdur. Yeni doğan döneminde ateşin yükselmesi kadar düşmesi de enfeksiyon açısından büyük önem taşır. Ateş koltuk altı kasık, rektumdan veya kulaktan ölçülebilir. Rehtal yoldan termometre ile algının 38 derecenin üzerinde, deriden ölçülen ısı da 37.5 dereceden yüksek olması ateş anlamınadır. Ateşi yüksek olan bir bebek veya çocuk titremelerle üşüyor gibi davransa bile, üzeri mutlaka soyulmalı ve eklem yerlerinin iç yüzüne boyuna, kasıklarına ılık su ile kompres yapılmalıdır. Ateşi düşüren ilaçlara başlanıp, ateşi düşmüyor ise doktora danışılmalıdır


Ateşli Havale
Çocukların bir kısmı ateşlendiğinde vücudu sertleşir, kolları ve bacakları istek dışı hareket eder, kasılır ve gözleri geriye döner, bu durum havale olarak adlandırılır. Bu konunun uzmanları burda fazla telaşlanacak bir sorun olmadığını savunurken aileler bunun tam tersi davranışlar sergileyebilir. Araştırmalara göre havale çocuklarda çok az da olsa sarılık riskini çoğaltabilmekte fakat çocukların beyninde bir hasara yol açmamakta. Havale oluşmasındaki nedenin bir bölümünün çocuğun beyninin tam olarak gelişememesinden kaynaklandığı ve beyin gelişmesini tamamladığında bu sorununda ortadan kalkacağı ayrıca diğer bir nedenin de kalıtsal olabileceği hekimler tarafından belirtilmektedir.
Çocuklar bir kez havale geçirdiklerinde bir daha geçirme riskleri hiç geçirmeyenlere oranla daha fazladır bununla birlikte bir kez havale geçiren çocukların bir kez daha havale geçirmesi çok sık görülmez. Ateş nöbetine giren çocukların bir çoğunda ateşlenmeyi getiren başka bir problem olduğu görülmektedir. Bu tip ateşlenmelerde nöbetler uzun sürer.
Ateşli havale genelde bir hastalığın başlangıcında ortaya çıkar ve ateşi önlemek için alınan önlemler havalenin ortaya çıkmasına etki göstermez.
Havale sırasında dikkat edilmesi gereken durumlar;
•Çocuğunuzun fiziksel davranışlarını rahat uygulayabileceği bir yerde olmasını sağlayın.
•Çocuğunuzu yatırdığınız zaman başının vücudundan biraz daha yüksekte olmasını sağlayın.
•Nöbetlerinin süresine dikkat edin.
•Kısa süreli nöbetlerde çocuğunuz şuurunu kaybedebilir ama bu çok kısa bir süre sonra düzelir.
•Üzerinde onun rahat olmasını sağlayacak giysiler olmasını sağlayın.
•Nöbet sırasında ona herhangi bir yiyecek vermeyin, daha önceden ağzında bir gıda varsa da bunu nazikçe çıkarmasını sağlayın.
•Çocuğunuzun ateş nöbeti sona erdikten sonra uyumak isterse buna izın verin ama onu yan çevirerek yatırın ve yastık kullanmasını sağlayın.
•Islak bir bez ile çocuğunuzun vücudunu silin ama nöbet halindeyken asla su dolu bir kaba sokmayın. Çocuğunuz suyun içinde iken su yutabilir ve başka bir sorun ile karşılaşabilirsiniz.
•Çocuğunuza bir ateş düşürücü fitil vermeniz uygun olabilir. Hap vermeniz halinde bunu yutamayabilir.
•Çocuğunuzun geçirdiği nöbet kısa süreli ise nöbetin ardından hekiminizle temas kurun ve görüşlerine uyun.
•Nöbetlerin süresi uzamaya başladığı zaman çocuğunuzun soluk alıp almadığına da dikkat edin ve derhal ilk yardım çağırın.



Mystic@L 16 Nisan 2006 12:27

AŞIRI KİLOLU ÇOCUKLAR

Aşırı kilolu çocuklar, normal kilolu çocuklara oranla daha fazla kemik kırılması ve eklem sorunlarıyla karşılaşıyor

ABD'de yapılan ve sonuçları Kanada'daki Obezite Konferansı'nda açıklanan bir araştırmada, aşırı kilolu çocuk ve gençlerin, ideal kilolu akranlarından daha fazla kemik kırılmasının yanı sıra kalıcı sakatlıklara yol açan kemik ve eklem anormalliklerine maruz kaldıkları ortaya çıktı.

Obezite uzmanı Dr. Jack Yanovski ve ekibinin, ortalama yaşları 12 olan 227 aşırı kilolu ve 128 normal kilolu çocuk üzerinde yaptığı araştırmada, aşırı kilolu olanların yüzde 13'ünün en az bir kez vücutlarında bir kemiğin kırıldığı belirlendi. Bu oranın normal kilolu çocuklarda yüzde 4 olduğu tespit edildi.

Yanovski, benzer sonuçların kas, kemik veya eklem ağrısı ile özellikle diz ağrısı ve hareket zorluğu gibi sorunlarla karşılaşılmasında da elde edildiğini belirtti. Dr. Yanovski, ''Kas-iskelet sisteminde ağrı ve zayıf hareket, düşük fiziksel aktiviteye yol açabilir, böylece kısır döngü oluşur'' diye konuştu.

Cincinnati Hastanesi Çocuk Ortopedi Cerrahi bölümünden Dr. Junichi Tamai de, çocukların sık sık dizlerinin ağrıdığını söylediklerini, ancak asıl sorunun eklemde yanlış formasyonun oluşmaya başlaması olduğunu, hareketsizliğin bu durumu daha da kötü hale soktuğunu kaydetti.

Aktif çocukların kemiklerinin daha kuvvetli olduğunu, kilo verici egzersizin kemik yoğunluğunu artırdığını belirten Tamai, ''Kilosu fazla çocuklar düştüklerinde kemiklere daha fazla yük biner ve kırılma riski artar'' dedi.

Tamai, ayrıca aşırı kilolu erkek çocuklarında, kas ve kemik gelişimiyle paralel olan testosteron hormonu seviyesinin de düşük olabileceğine işaret etti.



arwen 17 Nisan 2006 00:07

ÇOCUKLARDA DİŞ TRAVMALARI
Çocuklarda diş travmaları sıklıkla görülen, hem aile hem de çocuk için son derece üzücü ve zor durumlardır. Bu travmaların çoğu basit kazalar sonucu oluşmaktadır. Çocukların yaklaşık olarak %30’u diş travmalarına maruz kalmaktadırlar. Özellikle 1–3 yaş arası çocuklar, yürümeyi yeni öğrendikleri dönemde henüz kas kontrolleri tamamlanmadığından dengelerini sağlayamazlar ve sıklıkla düşerler. Bu düşmelerden en çok etkilenen dişler üst çenedeki keser dişlerdir. Bu konuda yapılan araştırmalara göre erkek çocukların kız çocuklara oranla travmaya daha yatkın olduğu görülmüştür.

Düşmenin şiddetine göre dişte yaratmış olduğu hasar da değişir. Hafif, künt bir çarpma daha çok yumuşak dokularda (dudak, dişetleri gibi) zedelenmelere yol açarken yüksek hızdaki çarpmalar dişlerde sallantılara, diş kurononda (dişin ağızda görülen kısmında) ya da kökünde kırıklara, hatta bazen dişin tamamen yerinden çıkmasına neden olabilmektedir.

Çocuk süt ya da sürekli dişlenme döneminde olsun, travmaya uğradığında ailenin sakin olup gerekeni yapması büyük önem taşımaktadır. Özellikle şiddetli yaralanmalar sonucunda sakin olmak ve soğukkanlı davranmak elbette zor olur, ancak çocuğun hem genel sağlığı hem de diş sağlığı açısından ailenin ya da o an yanında olan kişilerin önemli rol oynadığı unutulmamalıdır.

TRAVMA SONRASI YAPILMASI VE YAPILMAMASI GEREKENLER


Öncelikle bilinmesi gereken en önemli nokta, travma sonucu görüntü ne olursa olsun mutlaka diş hekimine gidip muayene olmanın önemidir. Genellikle aileler eğer düşme ya da yaralanma sonrasında çok kanamalı bir durum yoksa ve dişin dıştan görünüşünde de problem yoksa bu durumu pek önemsemeyebilir; ancak unutulmamalıdır ki travma sonucu diş kayıpları en çok müdahale edilmesinde geç kalınmış olan dişlerdir.

Travma sonrası mutlaka diş hekimine gidip muayene olunmalı ve diş hekimi gerekli görürse radyografi (diş röntgeni) çektirilmelidir. Dişte özellikle kök kırığı gibi gözle görülemeyecek zararların tespiti için radyografi büyük önem taşımaktadır.

Hekime kazanın tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştiği hakkında bilgi vermek gerekir. Ayrıca çocuğun genel sağlığında bir problem (alerjik astım, epilepsi, hemofili, kalp hastalığı gibi) varsa hekim bu konuda mutlaka uyarılmalıdır. Çoğu zaman travma sonrasında antibiyotik kullanımı gerekebileceğinden çocuğun alerji hikayesi de önem taşımaktadır. Ayrıca tetanoz aşısının olup olmadığı konusunda da hekim uyarılmalıdır.

Çocuğun süt ya da sürekli dişlenme döneminde olmasına göre yapılacak olan işlem değişir. Örneğin travma sonucu dişin soketinden tamamen çıktığı durumlarda eğer süt dişiyse diş tekrar yerine yerleştirilmezken, sürekli dişse diş reimplante (dişin soketine yeniden yerleştirilmesi) edilebilmektedir; ancak bunun için dişin uygun koşullarda ve en kısa zamanda hekime ulaştırılması gerekir.

Dişin soketinden tamamen çıktığı durumlarda (eğer sürekli dişi ise) diş kuron kısmından tutularak düştüğü yerden alınmalı ve temiz, akan su altında yıkanmalıdır. Mümkün olduğunca dişin kök kısmına burada bulunan liflere zarar vermemek için dokunulmamalıdır. Dişi, hekime götürmek için en ideal ortam ağız içidir. Ancak çocuk heyecanla dişi yutabileceğinden ya da tekrar düşürebileceğinden biz bunu pek önermiyoruz. Basic fuksin ya da serum fizyolojik dişi taşımak için en ideal solusyonlardır. Fakat bunları her zaman el atında bulabilmek mümkün olmadığından sütün veya temiz bir suyun içerisinde getirmek de büyük yarar sağlar. İlk yarım saatte müdahele edebilmek dişin tekrar uzun yıllar ağızda kalma şansını önemli ölçüde arttırmaktadır.

Süt dişlerinde bu reimplantasyon (dişin yeniden yerine yerleştirilmesi) işlemini alttaki sürekli diş germine zarar vermemek için kesinlikle uygulamıyoruz.

Eğer travma sonucu diş yerinden çıkmadı ancak sallanıyorsa, sallanan diş yanındaki diğer dişlere bazı apareylerle veya kompozit dolgu materyali ile bağlanarak sabitlenir. Sallantının durumuna göre 1-3 hafta sonrasında bu apareyler sökülerek diş takibe alınır.

Hekimin söylediği aralıklarla düzenli olarak kontrole gitmek ve hekimin uyarılarına dikkat etmek gerekir. Örneğin travma gören dişi bir süre kullanmamak gerekebilir. Eğer ön keser bölgesinde bir diş ise hiç ısırma hareketi yapılmamalı, yiyecekler küçük lokmalar halinde direk arka dişlere götürülerek yenmelidir. Çünkü ısırma işlemi dişe kuvvet uygular ve yeni bir travma etkisi yaratır. Çocukların bu konuya dikkat etmeyebilecekleri göz önüne alınarak ebevynlerin takip etmesi gerekebilir.

Travma nedeniyle oluşan kuron kırıklarında da kırık parça bulunabilirse mutlaka yukarıda anlattığım şartlarda bu kırık parça da diş hekimine götürülmelidir. Çünkü çok iyi restorasyon malzemeleriyle kırık parça dişe tekrar yapıştırılabiliyor ve estetik olarak da dişin kendi parçasıyla çok iyi sonuçlar alınabiliyor.

Dişin kuronunun kırıldığı durulmada da en kısa zamanda diş hekimine gitmek çok önemlidir. Çünkü kırık nedeniyle dişin siniri açığa çıkmış olabilir. Eğer hemen müdahale edilebilirse çoğu zaman kanal tedavisi (sinir tedavisi) gerekmeden diş restore edilebilir. Dişin siniri açığa çıkmış olmasa bile dişin dentin dokusundan bakteri girişini önemek için kırık kısmın en kısa zamanda kapatılması, restorasyonunun yapılması büyük önem taşır.

Travma sonucu etkilenen dişlerde uzun zaman sonrasında da bazı problemler yaşanabileceği unutulmamalıdır. Dişte renkleşme ya da ağrı olabilir. Bu nedenle travma gören dişler mutlaka belli aralıklarla muayene edilmeli ve hatta kontrol radyografileri de alınarak takip edilmelidir.

Süt dişlerine gelen travma sonucu alttaki sürekli diş germi etkilenebilir. Sürekli ön keser dişlerin oluşumu doğumla başlar ve üç yaş civarında tamamlanmış olur. Eğer süt dişi gelişmekte olan sürekli dişe doğru itilirse sürekli dişte şekil bozukluklarına ya da lekelenmelere neden olabilmektedir. Bu şekilde süren bir sürekli diş olduğunda çocuğun geçirmiş olduğu travma hikayesi olup olmadığı düşünülmelidir.

Bazen travmanın etkisiyle dişler içeriye doğru gömülebilir. Bu durumda dişin hemen çekimi gerekmez. Aksi bir durum olmadığı takdirde dişin tekrar sürmesi beklenir. Çoğu zaman diş kendiliğinden tekrar sürerek dizideki yerini alabilmektedir.

Diş travmalarından korunmak için dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri özellikle spor yapan çocukların dişlerini korumak amacıyla koruyucu dişlik kullanmalarıdır. Bu koruyucu dişlikler çeşitli renklerde olabildiği gibi birebir ağıza uyumlu olarak da hazırlanabilmektedir.


GusinapsE 17 Nisan 2006 02:00

Aşılar
 
Aşıların Etkileri, Yapılması Gereken ve Gerekmeyen Durumlar

Aşının zararı var mı?
Aşı uygulandıktan sonra çok nadir olarak vücutta ve aşı yerinde bir takım yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkiler çok nadir olmakla birlikte genellikle çok yüksek ateş, aşı yerinde ağrı ve kızarıklık şeklindedir. Bu yan etkiler genelde kısa süreli olup doktor tedavisi gerektirmezler ve annelerin basit önlemler almasıyla kolaylıkla ortadan kaldırılabilir. Aşı uygulaması sonrasında çok nadir olmakla birlikte aşı bileşiminde bulunan maddelere karşı oluşan alerjik ve sistemik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ancak bu reaksiyonlar, hastalığın oluşması ile ortaya çıkabilecek ağır sonuçların yanında mukayese edilemeyecek derecede önemsiz kalmakta ve çok daha hafif olmaktadır.


Aşı ile korunabilir çocukluk çağı hastalıkları

Difteri, boğmaca, tetanoz
Çocuk felci
Hemofilus Influenza Tip B (HİB)
Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak
Hepatit B
Hepatit A
Su Çiçeği
Pnömoni (Zatürre)
Grip
Verem

Aşı yapılmaması gereken durumlar
Dünya sağlık teşkilatının yayınladığı bilgilere göre çocuğa aşı yapılması sırasında gözden geçirilmesi gereken durumlar şöyle...
- Lösemi, lenfoma gibi kötü huylu hastalığı olan ve diğer kanserli çocuklar,
- Aktif verem hastaları,
- Ağır derecede zatürree, böbrek yetmezliği, metabolizma hastalıkları gibi hastane tedavisi gerektirecek durumda olanlar,
- Kortizon tedavisi görenler,
- Işın (radyoterapi) tedavisi görenler.
Yukarıda belirtilen hastalığı olan kişilere aşı uygulanıp uygulanmaması ve hangi aşıların uygulanması gerektiği konusunda kararın hastayı izleyen hekim tarafından verilmesi gerekmektedir. Yukarıda belirtilen hastalıklar dışında hastalığı olan ya da sağlam olan tüm bebek ve çocukların aşı takvimine uygun olarak mevsim ayıt edilmeden gerekli tüm aşıları yapılmalıdır.




Mystic@L 19 Nisan 2006 18:35

Parmak, emzik, biberon sorunu

Bir çok aile çocuğunu parmak emme alışkanlığından kurtaramıyor. 5 yaşına gelse bile biberonla süt içen, emziksiz uyuyamayan çocuklar dert olmaktan çıkıyor. Bu sorunu çözmek mümkün, ama nasıl?

Pek çok çocuk emzik, parmak ya da biberon emme alışkanlığını bırakmak istemiyor. Aşağı yukarı 3 yaşına kadar devam eden bu alışkanlık daha da uzayınca, aileler telaşa kapılıyor. Kimi 1-2 yıl daha beklemekten yana, kimi hemen bir çözüm bulmaktan. İşte size bu sorunu çözmek için bilmeniz gereken birkaç önemli nokta:

* Profesyonel yardım alın. Gece gündüz uğraşıp bu alışkanlığını kırmayı başaramayabilirsiniz.
* İşin içine ne kadar çok insanı dahil ederseniz (diş hekimi, yakınlar) bırakma konusunda motivasyon o kadar büyük olur. Bazen hiç tanımadığınız bir kişinin uyarısı bile çocuk tarafından ciddiye alınıp caydırıcı olabilir.
* Çocuklar alışkanlıklarını bir anda terk etmezler; bunu kendilerinin istemeleri gerekir. Gereksiz yere zorlamayın ve uygun zamanı bekleyin. Aşırı zorlamalar ters tepebilir.
* Çocuğunuza büyüdüğünü vurgulayın. Büyük olma isteği çocukluktan kalma alışkanlıkları terk etmesini kolaylaştırır.
* Çocuğunuzun ağzını meşgul etmek için yedek malzemeler temin edin. Meyve ve sebzeleri ilginç şekillerde soyarak onun eline tutuşturun.
* Emzik kullanıyorsa, sınırlandırma getirin. Başarısında bolca övün.
* Biberon eğlencesini azaltın. Süt ve meyve suyu yerine biberonuna su doldurun




arwen 20 Nisan 2006 00:37

Saldırganlık, başkalarına fiziksel veya psikolojik zarar verme niyeti taşıyan tüm davranışları içerir. Niyet saldırganlığın temel ögesidir. Saldırganlık, başkalarına zarar vermeye yönelik bir davranış olduğu gibi aynı zamanda saldırganca davranma güdüsü olarak da kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalar saldırganlığın engellenme ile yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak engellenme duygusu her zaman saldırganlığa neden olmamaktadır. Bireyler engellenmeye karşı farklı tepkiler gösterirler. Bazıları yardım ve destek ararken bazıları da engellenmenin kaynağından uzaklaşmayı tercih ederler. Sadece, saldırganlığı engellenme, istenmeyen bir durumla başetme yolu olarak öğrenmiş kişilerde saldırganlığa yol açmaktadır. Yani saldırganlık çok farklı uyarıcılara gösterilen öğrenilmiş bir davranış olmaktadır. Saldırganlığı arttıran birçok fiziksel, çevresel etken de vardır. (ısı, çeşitli kokular, sigara dumanı vb.)

Şiddete tanık olma, sık sık engellenme ile karşılaşma , saldırganlığı ortaya çıkaran nedenler arasındadır. Örneğin, aile içi şiddete tanık olan çocuklar, saldırgan davranışları öğrenebilir, amaçlarına hizmet edeceğine inandıkları zamanlarda da bu saldırgan davranışları gösterebilirler. Eğer bir çocuk azarlanır, dövülür, cezlandırılırsa
kendini değersiz hisseder. Kendini değersiz hissetme de başkalarına karşı saldırgan davranışlarda bulunma eğilimini arttırmaktadır.
Öfkesini uygun şekilde yönlendiremeyen bireylerin de kendini önemsiz hissetmesi, saldırganlığı ortaya çıkarabilir.
Özellikle yaşamın erken döneminde çocuklara öfkelerini kontrol edebilmenin öğretilmesi, saldırganlığın önlenmesinde önemli bir adımdır. Bebeklik döneminde hoşlanma, kızma gibi duygular ağlama aracılığıyla gösterilir. Çocuk 2-3 yaşlarına geldiğinde öfke nöbetleri sıkça ortaya çıkabilir. Bu yaş dönemin de duygu ve düşüncelerini yeterince ifade edememe nedeniyle öfke artar. Öfke nöbetleri olduğunda ailenin çocuğu öncelikle sakinleştirmesi gerekir. Sonra da öfkeyi ortaya çıkaran nedeni anlamaya çalışması gerekir.

Bu yaş dönemin de çocuğu kucaklamak, okşamak sarılmak, gülümseyerek, sakin ve tutarlı bir biçimde yaklaşmak gereklidir.
Birebir ilişki kurma ve ilgi gösterme, anlaşıldığını, onaylandığını hissetmesi ve sakinleşmesi için önemlidir. Öfke nöbeti geçirdiği anlarda, ses, renk, ışık, doku gibi çeşitli uyarıcılardan yararlanılarak dikkatinin hemen başka bir alana yönlendirilmesi de, öfkesinin dağılması için yararlı olacaktır.

Tıpkı yetişkinler gibi, bazen çocuklar da kolayca öfkelenebilirler. Basit nedenler de bu çocukların öfke patlamalarını ortaya çıkarabilir. Zaman zaman da zorlu yaşam olaylarının
arkasından çocuklarda da öfke gözlenir. (Hastalık, istismar, çeşitli travmatik yaşantılar vb.) Öfkeyi kontrol edebilmesi için çocuğun öncelikle neden öfkeli olduğunu bilmesi, bunun farkında olması gerekir. Öfkesini nasıl yönlendireceğini de bilmesi gereklidir. Çocuğun neden öfkelendiği konusunda farkındalık sağlayabilmesi için ailesinin kendisini etkili dinlemesi gerekir. Öfke anında çocuklar, sakin, anlayışlı ve kendilerini anlayacak yetişkinlere gereksinim duyarlar. Öfkeli olduğu için veya saldırgan davranışından dolayı çocuğun azarlanması, çocuğa öfkesini nasıl ifade edeceği ve nasıl sakin olacağı konusunda bir fikir vermez. Çocuğa seçenekleri olduğunu göstermek asıl hedeftir. Bağırmak, ağlamak, vurmak, öfke nöbeti geçirmek bir seçimdir, ancak çocuğa ne hissettiğini söylemenin de bir seçim olduğu gösterilmelidir. Hangi seçimin en iyi sonucu doğuracağı çocukla birlikte konuşulmalıdır.

Öfkeyi kontrol etme becerisinin gelişimi, iletişim becerileri, duyguları ve duygu ifadelerini tanıma becerisi, sorun çözme becerisi, yaratıcılık, yaratıcı düşünebilme becerisi, duyguları denetleme becerisi, girişkenlik becerisi gibi becerilerle de yakından ilişkilidir.

Ebeveynler ve eğitimciler olarak,

Ψ Öfkeli olmadığı anlarda ya da zor bir durumla başedebildiği anlarda çocuğu bu davranışını tanımlayarak ödüllendirmeliyiz.
Ψ Çocuklarınızın duygularını resim yaparak ifade etmelerine izin verin. Resimlerini anlattırın, dinleyin ve onları bu konuda yüreklendirin. Resim yapmak çocuklar ve yetişkinler için rahatlama araçlarından birisidir.
Ψ Herşeyden önemlisi anne-babaları olarak çocuklarımıza sağlıklı model olmalıyız. Arkadaşına vurduğu için çocuğu azarlarsak, döversek, sorunları çözmek için bağırma, azarlama, küsme, dövme ve vurma gibi davranışları bizi gözleyerek öğrenmesini sağlamış oluruz.

Bu sorunlarla başedebilmek için sakin olmayı, gülümsemeyi ve olumlu düşünmenin sihirli etkilerinden yararlanmayı unutmamalıyız.......


Misafir 21 Nisan 2006 12:27

Okul öncesi çocuklara masal anlatmayın!
Toplumdaki genel kanının aksine küçük yaştaki çocuklara masal anlatılmaması gerektiğini belirten çocuk gelişimi uzmanları, masal anlatmak yerine resimli çocuk kitabı okunmasını tavsiye ediyor......1 saat fazla uyku farkediyor
İsrailli bilim adamları, bir saat fazla uykunun, çocukların beyin gelişimine olumlu etki ettiğini ortaya attı...Çocuğunuza kanmayın!
Anne babaları, yemek konusunda çocuklarının üzerine fazla düşmemeleri konusunda uyaran uzmanlar, aksi durumda çocuğun her yemekte oyun, ödül, masal gibi beklentiler içine gireceğini söylüyorlar.....Ateşini kulaktan ölçmeyin!
İngiliz bilim adamları, çocukların ateşini kulaktan ölçme yönteminin rahat olduğunu, ancak güvenli olmadığını açıkladılar..."İdrar kaçırma" problemine dikkat!
"İdrar kaçırma" sorununun kalabalık ya da parçalanmış aile çocuklarında daha çok görüldüğünü belirten uzmanlar anne babaları bu dönemde daha duyarlı olmaları konusunda uyarıyorAnne sütünden vazgeçmeyin!
Anne sütünü kısa süreli ya da yetersiz alan, unlu gıdayla beslenen bebekler, ömür boyu diyet gerektiren ''Çölyak'' hastalığına yakalanma riski taşıyorlar...Boşanmanın en zor yanı: Çocuklar
Anne ve babanın boşanması, duyarlı davranılmaması ve önlem alınmaması durumunda çocukların psikolojisinde, tüm yaşantısını olumsuz etkileyebilecek büyük etkiler yaratabiliyorBebeklere bal yasak!
Sağlıklı doğal ürün olarak kabul edilen balın, 6 aylıktan küçük bebeklere yedirilmesinin tehlikeli sonuçları olabilir...Çalışma yöntemini çocuğunuz belirlesin
Sınav öncesi stresi çocuklarından çok yaşayan ve çocuklarının kendi bildikleri yöntemlerle çalışmasını isteyen anne-babaları uzmanlar uyarıyor: Çocuklarınızın çalışma yöntemine karışmayın!Bebek cildinin sırrı ne?
Amerikan bilim adamları, bebeklerin cildinin yumuşak ve pürüzsüz olmasının nedeninin verniks adındaki madde olduğunu kaydettiler. Bu maddenin sentetik olarak geliştirilmesi planlanıyorÇocuklar gülümsemeden anlar!
Uzmanlar anne babaların çocuklarına karşı ciddi tavırlarla yaklaşmalarının iletişim problemleri doğuracağını belirterek, esnek, esprili yaklaşımların çocuklar üzerinde daha etkili olacağı konusun...Erkek çocuklarda Pertez'e dikkat!
Genellikle 3-12 yaşları arasındaki çocuklarda görülen pertez hastalığının farkedilememesi, sakatlığa kadar gidiyor...Bebeğinizin dişlerine özen gösterin!
Uzmanlar, fizyolojik temizleme sağlayan dil ve yanak hareketlerinin olmadığı gece uykusundan önce emzirilen bebeklerde, ''Biberon Çürüğü'' adı verilen diş çürüklerinin oluştuğu konusunda uyarıyor...Düşük kilolu bebekler daha başarısız
Çok düşük kilolu doğan bebeklerin, okulda diğer çocuklara oranla daha başarısız oldukları belirtiliyorTırnak yemek, IQ'ya da zarar!
Anne babaların çocuklarıyla ilgili olarak karşılaştıkları en büyük sorunlardan biri da tırnak yiyen çocuklar. Araştırmalar, bunun çok basit bir olay olmadığını, tırnak yiyen çocukların IQ'larının...Bebekler çok anlayışlı!
Bebeklerin, yabancı dildeki zor sesleri bile çok kolay ayırt edebildikleri araştırmalar sonucu ortaya çıktı. Siz bebeğinizi anlamasanız da o sizi çok iyi anlıyor...Çocuklar da ülser olur
Uzmanlar genellikle büyüklerde görülen ülserin başlangıcının çok küçük yaşlara dayandığına dikkat çekiyorlar...İnatlaşmadan anlatın
Ebeveynler ile çocuk arasında zaman zaman ortaya çıkan inatlaşmalar, iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir...Emmeyen çocuk, saldırgan oluyor...
Anne sütü ememeyen çocuk, ilerki yaşlarda kendine olan güvenini diğerlerine oranla daha zor kazanıyor. Bebek için anne sütünün en önemli faydası ruhsal gelişimine sağladığı katkı... Çünkü her ann...Anne sütü kalbe de iyi geliyor
Emzirilen bebeklerin, ileri yaşlarda kolesterol değerlerinin daha düşük ve kalplerinin daha sağlıklı olduğu belirtildi.Ağlayan bebeğe süt yok!
Gece her dakika ağlayarak uyanan bebeğinizi emzirerek susturuyorsanız yanlış yapıyorsunuz. İngiliz bilim adamları, geceleri çok sık uyanan ve ağlayan bebekleri olan ana babalara, bebeklerini çok ...Emzirmede en büyük görev babanın!
Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi açısından son derece önemli olan emzirme, sevgi dolu ortamlarda yapılması durumunda daha etkili oluyor. Ve bu noktada en büyük görev babalara düşüyorBilgisayar "kötü" değil!
Etkili bilgisayar kullanan çocuklar hatalarından ders çıkarıyor, risk alıyor, sabırlı olmayı öğreniyor ve kendi kendilerine yeni beceriler kazanıyorBiberona dikkat!
Biberonla beslenen bebeklerde solunum yolu enfeksiyonları ve orta kulak iltihabı ile gaz sancıları daha sık görülüyor, alerjik sorunlar daha erken ortaya çıkıyorÇocuğunuz korkmasın!
Anne ve babanın davranışları, çocukluk korkularının gelişiminde önemli rol oynuyor. Olumlu davranışlar, korkuları azaltıyorKış bebeklerine güneş
Kış aylarında dünyaya gelen çocukların, güneşten yeteri kadar yararlanamadıkları için kemik gelişiminde sorunlar ortaya çıkabiliyorÇocukta tuvalet eğitimini geciktirmeyin
Çocuğunuzun tuvalet eğitimine ne zaman başlayacaksınız? Acaba daha erken mi yoksa gecikiyor musunuz? Uzmanlar tuvalet eğitiminin 1 yaşına girdikten sonra birlikte başlaması gerektiğini vurguluyor...Bebeğinizin "agu-agu" demesi önemli!
Bebeğiniz anlamsız sesler mi çıkartıyor? İşte bu onun dil öğrenme güdüsünü gösteriyor. Bu gayretleri ileride düzenli sözcüklere dönüşecek"Hastalandı" diye üzülmeyin...
Çocuğunuz hastalandı mı..? Üzülmeyin, bunları yaşamak gerekiyor. Uzmanlar, çocukluk çağında geçirilen kızamık, su çiçeği, kabakulak, nezle gibi enfeksiyon hastalıkların, bağışıklık sistemini güçl...Çocuk sevgi ister...
Onu elbette çok seviyorsunuz. Peki bu yeterli mi..? Ona sevginizi gerektiği gibi gösterebiliyor musunuz? Onun, sizin sevginizi hissetmeye ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyor musunuz? Yavrularınıza...Mızmız çocuğu iyi takip edin!..
Çevresiyle iletişim kuramayan, çabuk ağlayıp kırılan, kendini ifade edemeyen çocuklar, ileride sosyal fobiye aday.Çocukları okula aç göndermeyin!
Doktorlar, kahvaltı yaptırılmadan okula giden çocukların dikkatlerini toplamakta güçlük çektiğini belirtiyor. Anne babalar kadar öğretmenlere de görev düşüyor...Çocuğunuz iştahsız mı..?
Çocuğunuz yemek zamanlarını sizin için cehenneme mi çeviriyor? Unutmayın, aile içindeki gerginlikler de çocuğun iştahını olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca yanlış beslenme de bir başka iştahsızlık n...Erkek çocuğunuza ev işi yaptırın
Uzmanlara göre, küçükken ev işi yaptırılmayan erkek çocukları evlendiklerinde aynı hizmeti bulamayınca evliliğine zarar veriyorDayak cehennemden çıkma!
Ebeveynlerin ve bazı "ğretmenlerin çocukları "terbiye etmek" için attığı dayak çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorBabanın ilgisi zeki yapıyor
Bırakın "klasik baba" rolünü bir kenara... Çocuğunuzla oynayın, onunla ilgilenin, yemeğini yedirin... Hem babalığın tadını çıkartın hem de çocuğunuz zeki olsun...Bebek beyninin yakıtı ana sütü
Bebeğinizin zeki olmasını istiyorsunuz... Hayatta başarılı olması, çeşitli yeteneklerinin gelişmesini arzu ediyorsunuz. Tüm bunlar için onun ihtiyacı olan şey anne sütü...Çocukta işitme sorununa dikkat...
Çocuğunuz sık sık üst solunum yolu rahatsızlığı mı geçiriyor... Televizyonu yakından izliyor ve söylenenleri tekrarlatıyor mu..? Hiç vakit geçirmeden bir Kulak Burun Boğaz doktoruna götürün...Bebeğe sihirli dokunuşlar!
Bebeğinize masaj yapın. Hem kas koordinasyonu gelişir hem de solunum, dolaşım ve sindirim sisteminin güçlenmesine katkıda bulunur. Üstelik rahatlayıp uyumasına da yardımcı olurÇocuğunuz kısa boylu mu?
Çocuğunuzun büyüme hızını izleyin. Eğer yılda 4,5 veya 5 santimden daha az uzuyorsa hemen bir doktora götürün. Sorun çözülmezse ergenliğe de geç gireceğini unutmayın


GusinapsE 22 Nisan 2006 03:15

Göz Hastalıkları
 
Göz Hastalıkları Ve Çocuklar

Çocuklarda Katarakt
Göz lensinin saydamlığını kaybetmesidir. Ailevi olarak sık rastlanıldığı gibi bazı sendromların parçası olarak, metabolik hastalıklar yüzenden ya da radyoterapi, steroid kullanımı, kaza gibi dış etkenlerle de oluşabilir. Vakaların % 30’unda belirli bir sebep bulunamaz. Direkt oftalmoskopla kırmızı röflenin takibi kataraktın erken safhada yakalanmasını sağlar. Görmeyi önemli ölçüde azaltan kataraktlar ameliyat edilmelidir. Yeni doğan bebeklerde total katarakt teşhis edildiğinde hiç beklemeden ameliyat edilmelidir. Bebeklerde katarakt ameliyatından sonra kontakt lens ya da gözlük kullanılması gerekir. Göz içi lensler yeni teknikle iki yaşından büyük çocuklarda başarıyla uygulanmaktadır. Uygun vakalarda göz içi lens sonradan da takılabilir. Ambliopinin tedavisi de cerrahi teknik kadar önemlidirl Yara iyileşmesinin fazla olamsı, arka kapsülün sıklıkla kesifleşmesi, ameliyattan yıllar sonra glokom gelişmesi ihtimali çocukların ameliyat sonrası sıklı bir şekilde takibini gerektirir. Yeterli çaba ve teknoloji sayesinde iyi düzeyde görme sağlanır.

Çocuklarda Glokom
Konjenital glokom göz içi sıvısının dışarı çıkarken geçtiği kanalların iyi gelişmemesi yüzünden göz içi basıncının artmasıdır. Bu basınç göz sinirini tahrip ederek görmeye azaltır. Çocuklarda gözü dış tabakasını oluşturan sklera esnek olduğu için göz büyür ve daha güzel gözükebilir. Daha sonra gözün ön tabakası olan kornea bu sıvı ile şişer. Fotofobi ve göz yaşarması gibi semptomlar ortaya çıkar. Kornea’nın saydamlığını kaybetmesi geç bir bulgudur. Konjenital glokomun tedavisi cerrahidir. Çocuklarda kullanılan teknikler erişkinlerden farklıdır. Öncelikle trabekülün yarılarak fonksiyon kazanmasına yönelik girişimlere başvurulur.

Çocuklarda Nazolakrimal Kanal Tıkanıklığı
Pek çok bebekte nazolakrimal kanalın alt ucu doğumda kapalıdır. Genellikle kendiliğinden açılır. Kanal açılmazsa o gözün yaşardığı dikkat çeker. Ayrıca tanıda konjnital glokom, entropiyon gibi göz yaşı salgısını artıran faktörleri düşünmek lazımdır. Tedavide öncelikle masaj denenmelidir.
Nazolakrimal keseye yukarıdan aşağı doğru günde 3-4 defa masaj, her defasında 3-4 kez uygulamalıdır. Antibiyotikli göz damlaları ancak enfeksiyon varsa kullanılır. Bu tedaviye cevap alınamazsa kanal sonda geçirilerek açılır (probing). Sekiz aydan küçük bebeklere muayenehanede probing yapılabilir. Vakaların % 90-95’i bir seferde açılır. Ancak bir yaşından sonra bu yöntemin başarı şansı azalır. Probing’e cevap vermeyen vakalarda silikon tüplerle genel anestezi altında intübasyon yapaılır


Misafir 22 Nisan 2006 21:14

Sen bir aşk çocuğusun
http://www.e-kolay.net/kadin/images/trans.gif
Çocuklar anne babalarının nasıl tanıştıklarını, nasıl evlendiklerini, nasıl dünyaya geldiklerini merak ederler. Bu merak, küçük yaşta anne-babası ayrılmış çocuklarda çok daha yoğundur. Bize düşen, o merakı güzel sözcüklerle gidermektir.

Uluslararası bir şirketin CEO’su ile sohbetimizde konu çocuklara geldiğinde eşinden ayrılmış olduğunu öğrendim. Yüzlerce kişinin yöneticisi konumundaki bu kadın, eski eşinden bahsederken saklayamadığı bir kızgınlık içindeydi. Ancak bu kızgınlığını, öfkesini kızına yansıtmadığının özellikle altını çiziyordu. Çünkü kızını çok seviyor, onun üzülmesini istemiyordu.
Aynı hassasiyeti bir başka yönetici kadında daha fark etmiştim. İki oğluyla yalnız bir yaşamı seçen kadın yönetici, iş yaşamının getirdiği profesyonelliği eski eşiyle olan ilişkilerine yansıtmanın gayreti içindeydi. Baba, oğullarıyla kurduğu iletişim başarısını kendine mal ediyordu. Oysa oğullarının üzülmesini istemeyen anne, eski eşine duyduğu öfkeyi bastırıp, yaşadığı kızgınlığı çocuklarına yansıtmıyordu.
Bu biraz da kadının geçmişine duyduğu saygıyla paralel giden bir durumdu. Ayrılmış olmamıza rağmen ben de Nehir’e babasıyla ilgili olumsuz duygu yansıtmamaya özen gösterdim. Yüreğine düşüreceğim nefretin, kendisi büyüdükçe büyüyeceğini, bir gün belki bana, belki başkalarına döneceğine inandım. Benim de çok öfkelendiğim, sinirden ağladığım zamanlar oldu. Ama kızım beş yıl boyunca benim ağzımdan babasıyla ilgili kötü bir sözcük duymadı.
Kötü hatıralar canlanıyor
Normal zamanlarda babasıyla ilgili bir durumdan bahsediyorsam ‘Baban aradı, bunu babanla paylaş, baban şunu söyledi’ diyorum. Ama kızdığım anlarda durumun biraz değiştiğini itiraf etmeliyim. Öfkeli anımın en belirgin sözcüğü ‘sevgili’dir. Kızgınlık anlarımda ‘sevgili baban aradı’ derim. Ama Nehir artık büyüdü. Annesini de iyi tanıyor. Sanıyorum ‘sevgili’ sözcüğünün kızgınlık anlamına geldiğinin artık farkında.
Geçenlerde ‘sevgili baban’ diye başladığım cümlenin sonunda ‘Anne sen babama mı kızdın?’ diye sordu. ‘Hayır, nereden çıkarıyorsun’ demem tabii ki işe yaramadı. Çünkü Nehir, yemedi! Demek ki bundan böyle Nehir’in yanında babasına öfke duyulmayacak.
Klasik Yeşilçam senaryolarında çocuğuna kötü muamele eden anne-baba figürü sık işlenir. Kadın ya istemediği biriyle zorla evlendirilir, ya da tecavüze uğrar. Doğan çocuk, o kötü günün anısı olarak kadını sürekli rahatsız eder. Kadın, kundaktaki çocuğu ya bir cami duvarına ya da yavrusuna iyi bakacağına inandığı bir ailenin kapısına bırakır. Doğduğu anda hemen evlatlık verenler de yok değildir.
Hep senin yanındayız
Günümüzde istemediği bir hamilelik nedeniyle ailesinden gizlice genç yaşta anne olanlar da çocuklarından bir şekilde kurtulmanın yolunu buluyor. Tabii bu arada olan çocuğa oluyor. Kötü senaryoların masum kahramanları Çocuk Esirgeme Kurumları’nda büyüyor. Sevgisizliği küçük yaşta tadan bu çocuklar, iki yetişkinin hatasını bir ömür boyu yaşamlarının sonuna kadar yaşıyorlar. İki insan arasında yaşanan aşk bitse de, bu birlikteliklerden olan çocuklar daha şanslılar. Bazen Nehir, babasıyla nasıl evlendiğimi, birbirimize nasıl aşık olduğumuzu sorar. Ona küçük küçük ayrıntılar anlatırım. Biraz daha büyüdüğünde ona şunları anlatacağım:
Yıllar önce babanla bir gemi seyahatinde tanıştım. Aylar sonra işe geldiğim bir gün, danışmadan bir zarf uzattılar. İçinden kağıttan bir gemi çıktı. Bu bir ‘seni seviyorum’ itirafıydı. O günden sonra her gün kağıttan gemiler bekledim. Her gemi benim aşkımı biraz daha güçlendirdi. Kağıttan gemilerimin sayısı arttığında babanla evlendik.
Evliliğimiz boyunca kağıttan gemiler yine geldi. Bir kutu dolusu gemim oldu. Ancak o gemilere bugün neler oldu bilmiyorum. Fotoğrafları ise gözüm gibi saklıyorum. Gemilerin çoğaldığı o günlerde sen dünyaya geldin. Hani doğduğun gün babanın hastanede olup olmadığını soruyorsun ya, tabii ki yanımızdaydı. Ancak bunu sana fotoğraflarla gösteremiyorum.
Çünkü ‘sevgili baban’ daha önce çektiği filmin üzerine fotoğraflarımızı çektiği için, ilk hastane hatıramız maalesef olmadı!
Sağlık olsun. Şimdi binlerce fotoğrafın var.Zeytin gözlerin hep sevgiyle parlıyor ya, işte bunun nedeni seni çok sevmemiz.
Sana söylemek istediğim önemli bir şey daha var; ‘Sen bir aşk çocuğusun yavrum...’
Çocuk sevgiyle büyür
Doğdukları günden itibaren her çocuk sevgiyle büyütülmek ister. Çocuklarımızı sevgi arsızı yapmanın yan etkisi yoktur. Aksine sevgiyle büyüyen çocuk, sevmeyi öğrenir.
UNUTMAYIN
Çocuk büyüme sütü
Uzmanlar, çocuklarda kansızlığa yol açan demir eksikliğinin giderilmesinde çocuk büyüme sütlerinin önemli bir kaynak olduğunu belirtiyorlar. Demir eksikliği 1-6 yaş arasında ve ergenlik çağında zihinsel gelişim bozuklukları ile büyüme geriliğine yol açıyor. Günde iki bardak çocuk büyüme sütü kullanıldığında içinde bulunan 6 mg demir sayesinde, 1-3 yas arası çocukların günlük demir ihtiyacının yüzde 85’i, 3-6 yaş arası çocukların yüzde 60’ı karşıladığı biliniyor.
Annelerin büyük çoğunluğu bebeklerinin çamaşırlarını ayrı yıkıyor. Anneler, bu dönemde hangi deterjanı kullanacakları konusunda tereddüt yaşıyor. OMO, lekeleri çıkartmakta etkin formülü ve hassas citlere uygunluğu ile bebeklere özel, ilk olma özelliğini taşıyan OMO Baby’i üretti. Hassas bebek cildine zarar vermeyen yeni deterjanı, anneler, bebeklerinin ilk gününden itibaren gönül rahatlığıyla kullanabilecekler.
EĞER BİR ÇOCUK...
Eğer bir çocuk eleştiri ortamında yaşarsa; Suçlamayı öğrenir.
Düşmanlık ortamında yaşarsa; Dövüşmeyi öğrenir.
Alaya alınırsa; Utangaç olmayı öğrenir.
Utandırılırsa; Suçluluk duygusunu öğrenir
Hoşgörü ortamında yaşarsa; Sabırlı olmayı öğrenir.
Teşvik edilirse; Kendine güvenmeyi öğrenir.
Övgü ortamında yaşarsa; Takdir edilmeyi öğrenir.
Adil bir ortamda yaşarsa; Adaleti öğrenir.
Emniyetli bir ortamda yaşarsa; İnsanlara güvenmeyi öğrenir.
Tasvip görürse; Kendisini sevmeyi öğrenir.
Dostluk ve benimsenme ortamında yaşarsa; Dünyada sevgi bulmayı öğrenir.



Mystic@L 22 Nisan 2006 21:42

Çocuğunuz yuvaya hazır mı?

Çocuğunuzun yuvaya hazır olup olmadığını, onun davranışlarından anlamak mümkün. Annelerinden ayrılırken sıkıntı yaşamayan çocuklar, okul ya da yuvaya daha kolay alışıyor

Türk Psikologlar Derneği'nden Doç.Dr. Melike Sayıl, bir çocuğun ilkokul ya da yuvaya hazır olduğunun en önemli işaretinin, anneden ayrılırken sıkıntı yaşamaması olduğunu belirtti. Anneden ayrılmaya istekli olan çocuklar yetişkinlerle kolayca kaynaşabiliyor. Ayrıca bu çocuklar parklara gittiklerinde de kolayca arkadaş edinebiliyorlar. Çocuğun, bu korkunun önüne geçebilmesi için ev dışındaki yaşam konusunda cesaretlendirilmesi gerekiyor. Bu cesaretlendirmenin de çocuğun hayal kırıklığı yaşamayacağı, strese girmeyeceği ortamlarda yapılması öneriliyor. Örneğin çocuğun yuvaya alıştırılması için öğretmeniyle önceden tanıştırılması, yuvanın bahçesini bir kaç kez ziyaret etmesi, 10 dakikalık sürelerde yuvanın oyun salonuna girip çıkması gerekiyor. Hatta çocuğun yuvaya uzun bırakıldığı ilk günün akşamında diğer çocuklardan çok daha erken bir saatte alınması öneriliyor.


Misafir 23 Nisan 2006 22:42

Çocuk Büyütmenin Püf Noktaları
http://www.ailem.com/images/news/mansetresimleri/childd(1).jpg Uzmanlara göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir? İşte burada öz saygıyı geliştirecek 20 yol bulunmaktadır.

1 - Şartsız Sevgi Göstermek
Çocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın. Ev ona göre için, risk ve tehlikelerle dolu dünyadan döndüğü zaman, sevgi için, emniyetli bir yakıt alma istasyonu gibidir. Mesajlarınız "Seni seviyorum - odanın kirli olmasına rağmen, kız kardeşin kadar atletik olmamana rağmen, notlarının çok iyi olmamasına rağmen, yaptıklarından hoşlanmama rağmen - hala seni seviyorum" olmalıdır. Onu hala sevdiğinizi göstermek ve çocuğunuzun yanlış davranışını düzeltmek için, onun doğru yaptığı bir şeyi görerek işe başlayabilirsiniz. Örneğin, odası karma karışıksa ve sadece yatağını toplamış ise ona "Gerçekten yatağını topladığına çok sevindim. Şimdi senden istediğim şey masanı temizlemen" diye ifade edin.

2 - Sinirli Olmanızdan Sorumlu Olduğunu Belirtmek
4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin beşiğine fırlattığı için sinirlisiniz. Onun böyle bir hareketinde sinirinizi ona nasıl aktarırsınız? Prof. Dr. Thomas Gordon'un önerdiği en basit mesaj "Ben" mesajıdır. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Sen aptalsın!" yerine, "Sen böyle yaptığında, ben ............../............ hissediyorum","Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.

3 - Açık İsteklerde Bulunmak
Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi bilmesini sağlayın. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans verecektir. Örneğin; "Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atmamalısın. Bunun yerine o uyandığında ona trenini gösterebilirsin" şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İstekleri ona açıkca belirtmek, ondan ne istediğinizi anlamasını kolaylaştıracaktır.

4 - Dinlemeyi Öğrenmek
Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Gordon'un bir başka tekniği olan "Aktif dinleme"de, çocuğunuzu yanınıza çağırıp onu duyduğunuzu ve onun ne söylemeye çalıştığını anladığınızı ifade edin. Mesela 7 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle diyebilir:

Kız: "Baba sana çok kızgınım ve bir daha odama girmeni istemiyorum".
Baba: "Sen gerçekten çok kızgınsın öylemi hımm".
Kız: "Evet çünkü sen beni kaymaya götüreceğini söylemiştim ama artık çok geç".
Baba: "Oh, anladım. Çünkü seni dışarıda kaymaya götüreceğim konusunda söz verdim ve bu sözü tutmadım. Gerçekten üzgünüm. Çok geç vakte kadar çalıştım ve seni aramayı da unuttum. Bunu yarına alabilir miyiz?"

Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır.

5 - Çocuğun Duygularını Ciddiye Almak
Çocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onları reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Oğlunun canavarlardan korktuğunu öğrenen bir babanın yaklaşımı aşağıda verilmiştir.

Oğlan: "Baba yatağa gidemiyorum. Çünkü odamda canavarlar gizleniyor".
Baba: "Gel bakalım belki canavarlarla arkadaş oluruz. Canavarlar ne yemekten hoşlanıyor biliyor musun?".
Oğlan: "Belki tatlı, bisküvi seviyordur".
Baba: "Bu hoşlarına gidebilir. Gel canavarlara yemek koyalım. Canavarlara ne istediğini sor? Neden sormuyorsun?".
Oğlan: "İnsanları korkutmak istiyor".
Baba: "Neden?"
Oğlan: "Güçlü hissetmek için"
Baba: "Eğer onunla arkadaş olursan sana ne yapabilir?".
Oğlan: "Beni koruyabilir."
Baba: "Bana iyi bir arkadaş olabilir gibi geliyor ya sana?".
Oğlan: "Evet."

Bu diyalog sayesinde aileler, çocuğun duygularını ya da neye gereksinimi olduğunu öğrenmekte, çocuk artık canavarın kendisine fazla tesiri olmayacağını görerek daha pozitif düşünmektedir. En önemlisi de çocuğun canavara yansıttığı gücü kendine çevirmesidir.

6 - Çocuğun Varlığını Kabul Etme
Annelerin zaman zaman söylenmelerinin hatta jestlerle bile "keşke çocuk doğurmasaydım, o bir yük ve artık dayanamayacağım" diye ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocuğun istenmediği ve kendisine değer verilmediği duygusuna kapılacakları uzmanlarca hatırlatılır. Bu durum özellikle evdeki yeni bebekle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır. Aileler yakınları tarafından desteklenmeli ve yaşantıdaki çocuğun varlığına değer verilmelidir.

7 - Değerlendirecek Günlük Bir Şeyler Bulmak
Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak istemektedirler. Yaptıkları, her gün yapılan sıradan bir şey bile olsa, değerini artıran yaptıklarının onaylanmasıdır. Çocukların sevgi ve yeteneklerini onlara hatırlatan bazı etkinlikler aşağıda sıralanmıştır. Disiplin içermeyen tüm ailecek yenen bir akşam yemeği. Herkes o gün birbiriyle başardıkları, öğrendikleri veya hissettikleri güzel şeyleri paylaşabilir. Örneğin; "Okula zamanında gittim" veya "Bir kurbağa buldum". Ebeveynler de bu etkinliğe katılarak çocuklarının başarılarını onayladıklarını gösterebilirler. Sorunları olan çocuklara bu arada "Bugün seni müthiş bir şey yaparken gördüm. Ayakkabını giydin ve bağcıklarını kendin bağladın." diyerek teşvik edilebilir. Yine yemekte, sırayla herkesle ilgilenilir ve diğerleri onun nesini sevdiğini, hoşlandığını ve takdir ettiğini söyleyebilir. Örneğin; "Senin öğrendiğin yeni şarkıyı çok seviyorum." veya "Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi". Çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kağıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulabilir. Çocuğunuzun yatağının baş ucuna onun yapmayı sevdiği bir etkinliği içeren (örneğin oyun oynadığı veya ata bindiği) ve ailenin topluca yer aldığı iki fotoğraf konulabilir. Böylece çocuk her gece becerikliliğini ve sevdiklerini hatırlayacaktır.

8 - Çocukla Yalnız Vakit Geçirmek
Bir çok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır. Bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu belirtmektedirler. Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı edilebilir veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüş yapılabilir. Zaman zaman onun seviyesine inip onun kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için çaba sarfetmelisiniz.



9 - Çocuğun Bazı Şeyleri Kendisinin Yapmasına İzin Vermek
Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, "Sen bunu yapamazsın. Sen yeterince iyi değilsin" mesajlarını verebilir, ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da verilmelidir. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek gerekir. "Hadi bakalım, şu elbiseni kendin düğmeleyebilecek misin görelim?" denilebilir. Ya da direkt olmayan tavsiyelerde bulunulabilir. Örneğin "Baş parmağını ilikten geçirirsen, daha kolay düğmeleyebilirsin".

10 - Çocuğun Özel Eşyalarına Saygı Göstermek
Anne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutarlar. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar verir. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyacı olabilir. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona sormalısınız. 11 - Çocuğun Düşüncelerine Saygı Göstermek

Çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Partiye giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi ona sorabilirsiniz. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona neden, onun görüşünden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayabilecektir.
12 - Çocuğun Yeteneklerini Kabul Etmek
Her yeni beceri ve başarı, onun yetenekli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine öğretmelerini isteyebilirler. Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir sihirbazlık numarasını öğretmesi istenebilir, buradaki mesaj açıktır: "Sen yeteneklisin." Bazı şeyleri yaparken onun yardımı istenebilir. Örneğin; akrabalara hediyeler hazırlarken fikri alınabilir ya da bir çalar saat yardımıyla sabah kendi kendine uyanabilmekte yeterli olduğu gösterilebilir. Çocuğunuzun notları çok kötü olmadıkça, onun başka başarılarının ve çabalarının olduğunu kabullenmesi sağlanabilir. Örneğin; matematikte zayıfsa, fakat ödevlerine özen gösteriyorsa ya da sizden özel yardım istiyorsa, onun çabaları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akademik başarısı iyi olmayan bir çocuğun, atletik ya da artistik başarısı iyi olabilir. Onu bu yeteneklerinden dolayı övmek ve cesaretlendirmek gerekmektedir.

13 - Çocuğun Tercihlerine Saygı Göstermek
Çocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun tercihlerini ve duygularını kabul etmektir. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır.

14 - Çocuklara Önemli Olanın Vücutları Olmadığını Öğretmek
Çocuklar büyürken, yüzlerindeki sivilcelerden veya çillerden rahatsız olmaktadırlar. Ebeveynler, onlara vücudun sadece bir paket olduğunu, gerçek hediyenin içeride olduğunu yani kişiliğin varlığını anlatmalıdırlar. Onların başlarına gelen bu tür problemlerin anlaşıldığı ve o yaşlarda başımıza geldiği, fakat bu tür şeylerin geçici ve kontrolümüz altında olduğu belirtilmelidir. Eğer çocukta kilo veya deri problemi varsa bile, onu nasıl görünürse görünsün sevdiğinizden emin olmasını sağlamalısınız. Eğer çocuk görünüşü ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa ona yaşantısını değiştirmesini destekleyecek bir şekilde yardım önerilebilir. "Kilondan şikayet ediyor gibi bir halin var. Eğer ilgilenirsen, bu konuda yapabileceğin yeni bir şeyler duydum". Ama "Hayır, teşekkür ederim" cevabına da hazır olunmalıdır. Eğer kabul ederse, onu bir diyet ya da eksersiz programı takip etmesini sağlayarak destekleyebilirsiniz.

15 - Çocuk İçine Kapanıksa Yardım Etmek
Çocukların bazı bozuk ya da sözel olarak rahatsız edici davranışları onların kendilerine saygıları hakkında ciddi mesajlar verebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olabilirler. Onları ciddi bir şekilde dinlemeli, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra ne söylemek istediğinizi anlatmalısınız. Örneğin; çocuğunuz, "Ben çok aptalım, hiçbir şeyi doğru yapamıyorum" dediğinde, "Aptal olduğunu düşündüğünü biliyorum, ama seninle aynı görüşte değilim. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için daha çok zamana ihtiyacın var, ama biliyorum ki, sen de yeteneklisin. Hatırlasana, oyuncak kamyonunu nasıl da tamir etmiştin? Bu, yaratıcılığı gerektirir." diyerek cevap verebilirsiniz.

Bazı ebeveynler, çocuğun güvenini tekrar kazanmasını sağlamak için kişilik özelliklerini kullanmada oldukça duyarlıyken bazıları da çok iyi bir dinleyicidirler. Tepki her ne olursa olsun, çocuk sevildiği ve yetenekli olduğu üzerinde durularak ikna edilmelidir.


16 - Sevgiyi Fiziksel Olarak İfade Etmek
Ebeveynleri tarafından kucaklanma ve okşanma çocuklarda, kendine saygının gelişmesine yardım etmektedir. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Çocuklara "seni seviyorum" demekten çok sevgi, davranışlarla onları okşayarak belli edilmelidir.

17 - Çocukla Göz Seviyesinde Konuşmak
Çocuklarla konuşurken, daima onlardan yüksekte olmamaya dikkat edilmelidir. Bu onun sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacaktır. Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.

18 - Çelişkili Mesajlar Vermekten Sakınmak
Çelişkili mesajlar, ebeveynlerin sözleriyle başka, davranışlarıyla başka bir şeyi ifade ettiğinde ortaya çıkar. Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan "seni seviyorum" demeniz ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip geldiğinde kızmanız onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü söylemelisiniz. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmelisiniz.

19 - Duygularınızı Çocukla Paylaşmak
Ebeveynler, çocuklarıyla incinebilecekleri duygularını bile paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve duygularını kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır. Çocuklar, anne ve babalarının anılarını, eğlendikleri ve korktukları anları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları olmasının nasıl bir şey olduğunu hikaye şekline getirdiklerinde anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikayelerini çocuklarla paylaşma, kendi kökleriyle gurur duymalarını sağlayacaktır.

20 - Her Çocuğun Tek Olduğu Üzerine Odaklanmak
Çocuklar hakkında özel şeyleri ebeveynler keşfetmeli ve onlara söylemelidir. Böyle yaparak duyarlı, şiirsel olan çocuğa yaratıcı olma ve kendini dile getirme fırsatı; oldukça uzun boylu bir kız çocuğuna yeni spor dallarının kapısını açma, kariyer ve moda fırsatı verilebilir. Çocuklarda kendine saygıyı geliştirme, üstesinden gelinemeyecek bir iş değildir. İki önemli parçası olduğu sevgiyi ve yeteneğini hissettirme akıldan çıkarılmamalıdır. Ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve konuşulmaya çalışılmalıdır. Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar vardır. Fakat en önemlisinin, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması olduğu unutulmamalıdır


Mystic@L 23 Nisan 2006 22:51

İyi beslenen çocuk başarılı...

Çocuğun beslenmesi, zekası ve başarısını doğrudan etkiliyor. İşte beslenmedeki püf noktalar...


Uzmanlar, çocuğun beslenmesinin zekasını ve dolayısıyla başarısını etkilediğini belirtiyorlar. Ülkemizde sıkça görülen bebeklerde demir eksikliğine bağlı zeka gerilikleri hep yanlış beslenmenin ürünü. Çocukların ilk 6 aylık hatta 1 yıllık dönemde anne sütünü aldıktan sonra, protein, karbonhidrat açısından dengeli beslenmeleri gerekiyor.

Özellikle her gün belirli bir miktarda kırmızı et, tavuk veya balık yemeleri hem kansızlığın ortadan kalkması hem de beyin fonksiyonlarının gelişmesi açısından oldukça önemli. Etin yerini haftanın belirli günlerinde yenen yumurta da tutuyor ama burada faydalı olan bölümün yumurtanın sarısı olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Halk arasındaki inanışların da çocuklarda beslenme bozukluklarına bağlı sorunlara yol açtığı da biliniyor. Örneğin "kan yapar" diye pekmez yedirilen çocuklar, etten mahrum bırakılınca ortaya sorunlar çıkıyor. Oysa vücutta tek kan yapan madde et, bunun unutulmaması gerekiyor.

"Kansızlığa neden olur" diye ilk 1 yılda içirilmeyen süt de çocuğun kemik yapısının gelişiminde olumsuz rol oynuyor. Oysa dengeli beslenen bir çocukta sütün kansızlığa yol açmadığı bilimsel açıdan da kanıtlanmış bir gerçek.

İlkokul çocuklarının başarısında önemli bir etken de sabah yapılan kahvaltı. Kahvaltı yapmadan okula giden çocukların, kahvaltı edenlere oranla derslere daha zor konsatre oldukları biliniyor.


Misafir 24 Nisan 2006 14:33

EBEVEYNLER NE YAPABİLİR

ANA SAYFA

EBEVEYNLER NE YAPABİLİR? Anne ve baba çocuğun yaşamında baş etki olarak görmek ebeveynlerin arkasına sahip olmak deneyimin ve engin literatürün toplanan delillerinin tartışmalı ağırlığını oluşturur. Herkesin bildiği gibi terbiyeli ve nazik olan dikkatli ve özenli görevine düşkün çocuklarını seven ebeveynler daima çocuklarını terbiyeli nazik sevecen ve görevine düşkün olarak çevirirler. Aksine eziyet verilen ve bizim söyleyebileceğimiz şekilde “işlevsel olmayan” ebeveynler kendi kendisine eziyet veren çocuk sahibi olma eğilimindedir. İnsanlık kuralları dışındaki bazı istisnalar daimidir fakat bazı istisnalarda kuralların kesinliği herhangi birisinin givenini sarsar. Bunun yanında kütüphanelerin tamamı her iki şekilde de populer olan kitaplarla stoklanmıştır bu kitaplar çocuğun ilk yıllarının önemliliği üzerinde dururlar ve tasdik etmeye çalışırlar. Araştırma dağlarının temeli ebeveynsel pratikler ve çocukların performansı arasındaki ilişki psikolojik, sosyal ve daha birçok yönden tartışmalıdır. Tüm bu bize verilenlerden Judith Rich Harris’in “Yetiştirme Üstlenme (Nurture Assumption’da): Niçin Çocuklar kendi yollarından çıkarak dönerler? “adlı makalesi basıldığı son Ağustos ayından beri” fırtınalı tartışmaların merkezi olmuştur. Bu kitapda yer alan “geleneksel aklın meydan okumaları” kökleri ve sapı yer alır. Bazıları tarafından bahsedilen ve basıldığında birçok belirsiz nedeni içeren bölümleri tam olarak kınanmış ve birçokları tarafından suçlanmıştır. Ben alternatif bir yargı ile tartışacağım. “Yetiştirmeyi üstlenme” sersemletmesi, can alıcı bir şekilde başarı yönünden limitli olması gibi birçok nedenle tanınmamıştır. Fakat kitabın şimdiye kadar kabul olan notlarını alarak başlamama izin verin. İlk soru Judith Rich Harris’in referansıdır. Yazar yalnız akademik olmayan bir kişi değildir. Fakat akademik açıdan Harward’ın yetiştirme programından 30 yıl önce orjinal araştırmalar yaptığı için okuldan atıldı. O kendi kendine akıl ve zihin yoksa öğrencilikte yok dedi ve ağır ağır kaybolan bir hastalığa tutuldu ve profesyonel dünyayla ilişkisi gelişim psikolojisi hakkında textbooklar yazarak devam ettirdi. Rewrite man olarak adlandırılan bir gazeteci U.S. & World Report’ta onun kitabını “tanınmayan ve belgelerle kanıtlanmayan” şeklinde yüksek kritik eleştiriler yaptı. Psikologlara yol gösterici ve sorumlu psikologlar tamamen gaddar ve acımasızdı. Newsweek’e göre kitap hikâyelerle kaplanmıştı. Harward’ın jerame Kogan’ı psikolojik yönden utandırıldı ve T. Berry Brazelton bu tezi aptalca buldu. Urie Bronfenbrenner “Benim ilk reaksiyonum” dedi. Cornell’in Proseför Ünvanı “İlgi çekici olan bu kitap ciddi olarak alınmalıdır.” Harris bazı psikologlar tarafından yalnızca bir referansı olmadığı için değil çizmenin türetilmişi olduğu için lanetlendi. New York’ta kitap tanıtımında Çoklu Zeka’nın teoristi Howard Gordner onun kitabını “durumun üstünde kötü bir rehberlik ve potansiyel ve potansiyel olarak zararlı” olarak adlandırır. Profesyonellerin tümünün Harris’in karşısına yığılmadıkları doğrudur. Steven Pinker’in değerlendirme içeren kitabının önsözünde güçlü bir sesle desteklendi ve davranışçı genetikçiler de onun etrafında bir araya geldiler. O hala onu geniş bir alanın üzerinde geri yürütmeye çalışan diğerlerini en sonunda hüküm süren dinsel inançların düzeltilmesini teklif etti. Harris’i destekleyen kendinde mevcut olan heveslerin ve tutkularının onun düşüncesinin nedeni olasıdır ki bu da ebeveynlerin bizim düşündüğümüzden biraz daha az önemli olabileceğidir. “Suçluluğa Hayır, Çalışan annelerden iyi haberler”’in yazarı Beny Holcolm’un ve Carol Trovis’in “Bakımevi, boşanma ve çalışan annelerin çocuklar için kötü olduğunu savunan seçilmiş bir politikacı olduğunu” gerekli bir hesaplama yaptığını New York Times’in kitap tanıtımı bölümünde adlandırması olumlu rol oynamıştır. “Yetiştirmeyi üstlenme”’nin bir bölümünde yer alarak boşanmayla; problem olan uyuşturucu ve içki kullanımının arasında bir bağlantı olabileceği sorunsalına “Yetiştirmeyi üstlenme ile hoşgeldin denilmiştir şeklinde not aldı.” “Yetiştirmeyi üstlenme”nin gürültüsü dışındaki, görevlerinin çeşitliliği gerçekten ne söylediyse çok güç bir şekilde yapılması Harris’in sahip olduğu niteliğinin ve durumunun çok üstündedir. Onun kitabını hemen, Robert Wright’ın Time dergisinde onu “Onun çok rüzgarlı formülü ve “anahtar yeterlilikler” şeklinde adlandırmasını farketmek için okuduğunuzda o tartışmasına girerek çeşitli engeller açıklanmıştır (hipotez, profesyonel kavgalar, atlanmış hatalar ve yazarın görevlendirmeleri, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak biçimlendiren yüzyılın bulgularının değerinin temellendirilerek yeniden incelenmesi, bu gayretin değerlendirilmesi, Harris’in türemiş veya orjinal bir referansı olması olmaması, meselesi arasındaki farklılık veya bir amatörün rütbece diğerlerinden üstün olması). Harris’in yazdığı “Yetiştirmeyi Üstlenme” iki amaçla hazırlamıştır. İlki çocuk kişiliği ile ilgili görüşlerden sizi vazgeçirmek amacıyla; karakterin ebeveynler tarafından nasıl şekillendirilip biçimlendirilerek adlandırıldığını ve ikinci olarak çocuğun kişiliğinin nasıl şekillendirileceği görüşüdür. İki bölümün özelliği bir bölümün zararlı ve yıkıcı olurken diğerinin yapıcı ve yeniden kurucu olmasıdır. Her iki görüşü tartışmama izin verin. Ebeveynlerin çocuklarının kişiliklerini şekillendirecek güce sahip oldukları fikri insanlara ve zamana karşı rehberlik edecek bir fikir olarak görünmemelidir. Harris bunu kültürel özellikler olarak yazar diğerlerine göre bizim sahip olduğumuz toplumlarda çocuğun yaşamı kaderin ellerinde uzanmış görülür yakın bir şekide toplumlarda farklı yaşam bölümleri başlıca Allah’a teslim edilir. Bu farklı görüşlerin doğru babası Sigmund Freud bunu özenle hazırladığı senaryolarda inşa etmişti. Yetişkinlerin psikolojik hastalıklarının; onlar tamamen küçükken ve ebeveynleri onların yaşantısında ağır bir şekilde etkiliyken sözü edilen kişilerin gerilerinde birşeyler izlenildiğini fakat Freud’un sezgisi Freudcu okulun Freud’un düşüncelerinin gerisinde kalmasına neden oldu. Davranşıçılar çocuğun erken yıllarında meydana gelenlere doğru koşullarla şekillendiğiyle ilgili olarak birçok hipotez kurdular. John B Wotson’un ünlü bir şekilde bildirdiği gibi “Milyonlarca sağlıklı bebeği özel olarak belirleyeceğim bazı özel tiplere çevirebilirim. Doktor, avukat, artist dedektif ve hatta dilenci veya hırsız. Freud’a benzer bir şekilde davranışçılar; “insanın hamurunu”şekillendiren ve düzenli bir şekilde yerleşen ilk güçlerin basitçe ayrılabileceğini basitçe üzerlerine alırlar. Harris’in gözlemlemelerine rağmen burada ağır bir tartışma başlar. Wotson’un deneyimleri birkaçımızın inanabileceği gibi Watson’un deneyimi kesinlikle başarılıdır. Bir neden güçlü bir delildir. Farklı genetik kodların onun yaşamındaki etkilerine sahiptir. Kalıtımın önemliliği ile ilişkili tartışmalar olmasına rağmen hiç kimse inkâr edemez ki onların bazıları o kimse için önemli bir rol oynar. İnsan davranışı genetik projesine göre davranışsal genetikçiler maneviyata karşılık biyolojik çocuklar ayrılan ikizlerde elde edilen bulgulara göre çok azı doğuştan bazı muhtemel şeyler içerir. Bazı belirtiler hiçbir insan eli değmeden önce insan doğasına ulaşmadan önce ayrılabilir. Bizim kişiliğimizin genetik olmayan bölümü çevre tarafından şekillendirilebilir mi? Çoğunluğumuz ev hayatının ve bunun da üstünde ebeveynlerimizin çok önemli olduğunu söyleyeceklerdir. Bu yetiştirmeyi üstlenmenin özeti olacaktır ve burdan daima Harris’in radikal kalbininin tartışmasını karşılaştırabiliriz. Bunun için onu memnun eden büyük araştırması emanet bir şekilde desteklenmiş ve göründüğü gibi olmaması yüzünden görünür bir şekilde ispat edilmeye çalışılmıştır. “Yetiştirmeyi üstlenme”ye Harris’in yalanlaması olarak düşünüldüğünde “kanıtlama” sözcüğünün akılda tutulması zorunludur. Harris yaşamlarında iyi bir işe sahip olan ve başarılı olan herkesle iyi geçinen ebeveynlerin daima hayatlarında başarılı olan ve herkesle iyi geçinen çocuklara sahip olma eğiliminde olduklarını tartışmaz. Ya da saygı sevgi oldu ve muameleyle yetiştirilen çocukların, sert ve kaba bir şekilde yetiştirilenlere göre kişisel ilişkilerinin başarılı olduğundan ve hayatlarında çok iyi olduklarını tartışmaz. Bu genelllemeden Harris bizim sosyal bilimsel çalışmalarının üstünde birçok kez verileştirilmiş sıradan deneyimlerimizi hazır bir şekilde kabul ederek düzenlemiştir. Harris’in denemeleri içindeki eleştirileri birçok yönden yanıtlanabilmesi imkânsız olmasına rağmen onun yeniden hazırladığı örnek çiftlerinin kuşatması ve belirli bir tadının olması alınabilir. Harris özel nedenlerin oranının genişliğini düşündürür. Biz ebeveyn çocuk ilişkisinin özel bir formu olan bedensel ceza ve dayakla başlayabiliriz. Dayak çocukları çok agresif yapabilir mi? Neredeyse tüm çocuk uzmanları evet diyecektir. Bu yüzden birçok ebeveyn bu yüzden güvenlidir. Aslında dayak şimdi geniş bir şekilde utanç verici değildir. Fakat bazı yerlerde suç unsuru olarak kabul edilebilir. Bu radikal değişim pratikte bugünlere kadar tamamen ortaktı ya da bugünlere ortak bir şekilde bu görüşe sahip olunarak gelindi. Çünkü dayağın çocuk kullanmadaki farklılığı inanılmazdır. Hemen hemen herkes çocuğu hırpalamak için dövmekle trafiğin içine koştuğu için tokatlamak arasındaki farkı söyleyecektir. Dayağın artması bu görüşü kabul edilemez yapar bu ebeveynin agresif davranışı çocuğuda normalden daha agresif olarak dönüştürür. Harris’in yazdığı geniş bir inancın arkasındaki mantık ve onun ilk yüzkızartıcı inandırması ve henüz muayene de olan çoğu araştırmasını suçluluk olarak dönüştürebiliriz. Elbetteki bu görüş noktasından da sosyal bilimlerin değersiz olduğunu söyleyebiliriz. O ilk olarak metodolojik problemlere işaret eder bu araştırmanın önemli bir bölümü dayak çocuk yetiştirme stillerinden ayrılamaz. Bazı ebeveynler özellikle düşük gelirli mahallelerdeki bazı etnik gruplar, orta sınıfta ve beyaz insanların yaşadığı gruptakilere göre çok fazla dayak atma eğilimindedirler. İlk grupta çocuklar çok fazla dayak yedikleri için ikinci gruba göre daha fazla dayak yedikleri için ikinci gruba göre daha fazla agresif olacaklar ve işkence göreceklerdir. Fakat burada biz ne söyleyebiliriz? Özellikle diğer grupla ilgili olan fazla bir bilgi olmadığında ki bu grup Asyalı Amerikalılar fiziksel cezayı kullanıyorlar fakat... agresif çocuklara sahip değillerdir (vurgu eklenir). Bu bilgilerden basitçe birçok değişken rol oynayabilir bunun için de birçok anlamlı sonuç çıkabilir. Tamamı bu değildir. Birçok çalışmada dayak bazı ebeveynlerin çocuklarını çıkışsız bir yola sokmasıdır. Harris’in bu yargılamada farketmediği şey ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin statik değil dinamik olmasıdır: “Bazı etnik gruplarda veya sosyal sınıflarda ki çocuklar diğerlerine göre daha sinirlidirler bazıları diğerlerinden fazlaca dövülmektedir. Eğer agresif çocuk daha fazla dayak yediğinde agresif çocuk olacaktır ki bu ebeveynin çok dayak atmasından kaynaklanacaktır. Çünkü ebeveynler çocuklarının davranış tarzından hoşlanmadıkları için daha fazla dayak atacaklardır.” Birçok sebeple cevap söylenemeyecek kadar imkânsızdır. Bu problem bir yolla minimize edilecektir. Harris bunu çocukların yıllarca takip edilmesi şeklinde destekler. Hemen güncel bir çalışma yapılmıştır ki bu da “Ebeveynler fiziksel cezayla antisosyal davranışları azaltırlar bu davranışın uzun süreli etkisidir... şeklindeki bu tartışma da onun tartışmasının karşıtı olma eğilimindedir. Bu sonuç manşet haber yapılabilir ki dayağın uzun süreli etkilerinin tabiki negatif sonuçlarının değişken olarak görünmesidir. Gerçekten de son bir çalışma her yaştaki bazı siyah çocuklar ve genç çocuklarının türlerine ve cinslerine bakılmadan dahil edilen bu çalışmada dayak gerçekten de sinirli davranışları azaltır şeklinde zıt bir eğilim gösterme eğilimindedir. Biz buna göre ne yapabiliriz? Harris iki anahtar farklı çalışmayı sıfırlar. Birinci yazar şiddeti evde ölçerken diğer bir yazar şiddeti ev dışında ölçtü. Her iki çalışmayı yan yana ortaya koyduğumuzda evde dayağın büyük sıkıntıları üreten ahlâkı bozan bir dönüşüm olabilir. “Dayak kullanmak çocuklar evde olmadıkları zaman çocukları çok sinirli yapmayabilir.” Amaç olarak titreyen dayağı kişisel bir eğilim olarak ikna eden bu öneri tek başına dayağı azaltacaktır. İki çalışmanın ileri sürdüğü gibi. Amerikan toplumunda şiddetin düzeyini azaltacaktır. Sade örnekler çeşitli konulara işaret etmesi Harris’in literatüre eleştirileri boyunca devam eder. Onun oluşmalarının çoğunun içinde çocukların esas kalitelerinde bir düşüş görüldüğü hesaplanmıştır. Çocukların anne ve babaları üzerindeki etkilerinden Ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkilerine çözülerek başarısızlığa uğradığı ve alışılmış bir şekilde evdeki davranışla, dış dünya arasındaki davranışlar arasındaki farklılıklar gözden kaçar. Harris’in uyduğu dünya “Çocukların yaşamlarının geri kalanını harcayacakları yerdir”. Bir diğer kaçınılmaz çekişmesi tartışmaarda ayrılmış ailede büyüyenlerin devamlı yara izlerinin çocuğun kişiliğine etkisi var mıdır? Eğer iki anne ve babada varsa çocukların genellikle mutlu olduklarını ve buna karşı çıkılamayacağını Harris yazar ve Eğer anne ve babanın onlara iyi bakıyorlarsa ailenin ekonomik durumu iyiyse ve iyi baktıklarına dair deliller varsa fakat çocukların mutluluğu tartışması Amerika’da babasızlık ve boşanmadan daha önemli bir mesele değildir. Bu tartışma herhangi bir şekilde merkezlenebilir. Babalı çocukların, babasız çocuklara göre daha en iyiye doğru meydana gelerek dönüşüyorlarmı ve onlar en iyiye doğru meydana gelmişlerse bu bir babaya sahip oldukları için midir? Yeterli ve bir konuda uzmanlaşmamış bir meslek sahibi olmayan birçok araştırmacının evet diye cevaplayacağı bu düşünce kesin ve net bir şekilde kanıtlanmıştır. Birçok araştırmacıya göre cevap “evet” olarak saptanmıştır. Harris buna aykırı öneriler getirir. O Judith Wolterstein’in 1980’deki (Surviving the Breakup) onun çok güncel olan ve Amerikan düşüncesinde bir kökten değişikliğe neden olan ve boşanmanın çocuk ve genç üzerindeki zararlı etkilerinden gösteren makalesinden bir altyazı olarak başlar. Münakasasız Wallerstein’in delillerine veya çevirilerine dikkat çeken Harris onun bilimsel çalışmasının tamamen ölümcül bir yarık olduğunu onun bulgularını ölçecek boşanmamış ailelerle karşılaştıracak anne ve babasıyla birlikte olan bir kontrol grubuna sahip değildir. Fakat Harris daima Willerstein’in karşısındaki sorumluluktan kaçan araştırmacılarda hata bulur. Bölümsel olarak sosyolojist olan Sera Mel Anahan ve Gary Sondefur (1994’de ki kitabı Tek bir ebeveynle büyümek) Barbora Dafoe Whitehead’ın patlayıcı makalesi “Atlantik” içinde yer alanları çıkıntılı bir şekilde desenlemiştir. Dan Onayle Was Right Mclalohon and Sondefur’un sonuçları son on yılın en etkili sosyal çalışmalarındandır. Evde bakım olarak yalnızca tek bir biyolojik ebeveynle büyüyen çocuklar; Evde bakım olarak iki biyolojik ebeveynle büyüyen çocuklara göre büyümelerinin ve gelişmelerinin ortalamaları alındığında bu çocukların durumları kötüdür. Ebeveynlerin eğitimsel önbilgileri ve geçmişleri, çocuğun doğduğu anda anne ve babanın evli olması, ebeveynlerin yeniden evlenerek birlikte oturmalarına bakılmaksızın evde bakım olarak tek bir biyolojik ebeveynle büyüyen çocukların durumları kötüdür. Yazarın anlamca “kötü” olarak belirlediği bu çocuklar muhtemelen okulda fazlaca dökülecekler okuldan fırlatılıp atılacaklar ve onlar muhtemelen çok az iş bulabilecekler kızlarda evlenmeden anne olacaklar ve çok fazla bir şekilde açığa çıkacaklardır. Mc Lanahan ve Sondefur ebeveynlerin ayrılığının çocukların problemlerinin nedeni olduğuna inanırlar şeklinde Harris yazmıştır. Fakat bu öyle midir? Bu problemler çocuğun evdeki deneyimleri ile ilişkisiz olarak açıklanabilir mi? Fakat dış faktörlerle birlikte tek ebeveynli ailelerle ilişkilendirilebilir mi? Bu faktörlerin başında gelir ve kazanç durumu gelir. Boşanma tipik olarak ailenin yaşam standartlarında şiddetli bir azalmaya yol açar. Ve bu da çocuğun bazı şeyleri çok güç gayret ve emekle yapması çocuğun kendi akranları arasındaki durumunu etkileyebilir. Kazanç ve gelir daima onların güçlükle onlardan ayrılarak koleje gitmesi çok güçtür. Çok az bir motivasyonla yüksek okuldan mezun olurlar ve hamilelikten kaçınırlar. En önemlisi gelirin etkilerinin zararları onların geliştikleri ve devam ettikleri okuldur. Orta sınıf mahalleler ve iyi orta sınıf okulların çeşitlerinde “çocukların tamamı mezun olur ve çok güç şekilde bazıları bebeğe sahip olur.” düşüncesine göre basitçe çoğu tek annelerde böyle bir şeye rastlanmaz. Harrisin desteklediği sonucun hesaplanmasına yardım edebilir. Bu da el sürülmemiş dokunulmamış bir aileyle birlikte veya ailesiz olarak “taşınmadır” ve çocuk üzerinde pürüzlü engebeli inişli ve yokuşludur. Çoğaltılmış bir şekilde taşınması muhtemelen çocuğun akranları tarafından reddedilmesine neden olmaktadır. Sürekli aynı yerde sabit olan çocuklara akademik problemlere neden olmaktadır. Gelirin zararları kombine edildiği zaman o sonuca ulaşır. İkametteki değişikliklerle; “Bir babaya sahip olan çocuklarla onlara sahip olmayan çocuklar arasında çok büyük farklılıklar hesaplanabilirler.” Boşanmış bir ailenin çocuğu olan bir kimsenin yetişkin olduğu zaman büyük olasılıkla boşanacağı hakkındaki iyi organize edilmiş bulgulara göre ne söylenebilir? Biz burada Nurture Assumption’a neden olan içinde ebeveynsel davranışların görüldüğü, psikolojik etkilerin yetişkinin yaşamında iyi olarak kullanıldığı bir (parça, kesik) teste sahibiz. Harris çalışmasını 1500 özdeş olan ve benzer olmayan yetişkin ikizlerde bu tezi teyit ederek gösterir. Onu raporunda bu ikizlerin Anne ve babalarda arkada kalan (iki ebeveynden birinin arkada kalması) boşanma oranı % 19’du. Ebeveynleri boşanmış olan ikizlerde % 29 olarak düşündürücü şekilde yüksekti. Harris bu sonuçları henüz analiz etmeden yazar ve gösterir. Değişikliklerin yarısı içinde boşanmanın riski genetik etkililiğe katkıda bulunmaktadır ve bu ikizlerle ebeveynlere paylaştırılabilir. Diğer yarıda ise çevresel nedenler etkili olmuştur. Fakat bu değişimlerin hiçbiri ikizlerin evde büyüyüp geliştiklerinin bir nedeni değildi. Kalıtımın merkezi içinde onun fikrinde çevre tarafından kumsallaştırılan ve şekillendirilen kompleks genler tarafından pürüzlü bir şekilde kişisel karakterlerin ayrımı olan kalıtıma Harris “boşanma geni” gibi birşey demek istemez. Bu (boşanma geni) iticiliğe benzer bir muamelenin örneğidir. Mantıksız seçimler veya insanlarla geçinme güçlüklerindeki değişiklikleri artırır. Düşüncesizliğe benzer bir eğitimin örneğidir veya sinirlilik veya meyillerinin başını ağrıtır. Genler insanların boşanmalarının nedeni değildir. Fakat biz bazı genlerin olasılıkların dışında kural koyamayız ve çocuk boşanma olarak devam eden istatistiklerini. Biz problemli ebeveynlere ve problemli çocuklara sahip ebeveynlere uzmanların çocuğu kötüye kullanmanın kalıtımı olarak adlanırılan bazı durumlara diğer nedenlerle kural koyabiliriz. Harris’in ebeveynlere boşanmanın etkileri hakkında endişelenmeye gerek olmadığını söylemesine rağmen ben zaten onu onaylamıştım. O birçok yönden bunun çocuklar için kötü olduğunu dikkatle kararlaştırmıştı. Fakat o boşanma gerçeğinnin kendisinin, çeşitli dışarıya düşünülen türlerinden ayırd edilmesi gerektiğinde ısrarlıydı. Örneğin gelirin zararları, sosyal parçalanma vs. Bunlar sıktı fakat kaçınılmaz bir şekilde refakat edilen şeyler değildi. Çok fazla ayırdedildiği zaman boşanmanın içindedir ve onun kendisidir. Onların evleri yoksa ve uzun süreli etkileri onun kişiliğini etkilemiyorsa o zaman uzun süreli etkileri çocuğun davranış yolunun üzerinde değildir (vurgulama eklenmelidir). Buraya kadar olanları özetlememize izin verin. Sosyalleşme araştırmnasında Harris’in yazdığı, bir şeyi açıkça göstermektir. Ebeveynlerin çocuklara karşı davranışların etkilerini ve ebeveynlerin çocuklara nasıl huzurlu davranması veya tüm içeriği ebeveynlerle ilişkilendirebiliriz. Fakat diğer taraftan, rol olarak şımartılan evdeki genç çocuk strereotypelere göre davranabilir ve en az ebeveyni yaşamı kadar uzundur ve onlarla birlikte olduğu zaman böyle davranır. Fakat onun yükleri götürdükleri ve bu dışardaki rolleri faydaları ile ilgilih içbir delil yoktur. Benzer bir şekilde bir çocuk hasta olarak bakılan bir çocuk evde daima elinde tuttuğu bu gerçekle ebeveyninin karşısındadır. Onların etrafındayken asık suratlı veya geri çekilmiş olarak davranır. Fakat bu zehirli akrabalık onun dış dünyadaki insanlarla olan ilişkilere çevirmeyi gerektirmez. İçerik çocukların evde değişiklikleri nasıl öğrendiğidir fakat içeriğin ne olduğu “Annesinin ona kazak giydirtmesi ve çocuğun dışarıya çıkınca kazağı atması annesinin kazağı giydirtmesi kadar basittir.” Nurture Assumption (Büyütmeyi üzerine alma) dediği kastettiği meydan okuma neydi kısaca ebeveyn çocuk akrabalığı esas önemliliktir diğer insanlıktan gelen akrabalıklara göre ingiliz psikolojist John Bowlhy’a göre “template” bir terimdir. Bu düşünce kayalık yatağı “bedrock principle birçok muhtemelen çoğunlukla klinik psikologları çok popüler insan psikoloji ve gelişimiyle ilgili popüler eğitimlerin kuruluşunda Penelope Leach’in çocuk bakımıyla ilgili klasik teksti Susan Forward’ın Toxic Parent’sına benzemektedir. *ayet o yanlışsa, şayet Nurture Assuption aslında bizim düşündüğümüz “kalıp” değilse ve çocukların yapacakları yoldan neden geri döndüklerini açıklayamamaktadır. *ayet hiçbirşey yapılamıyorsa nedir? Harris (burada kitabının yeniden kurmacı yönü) bu soruya grup-sosyalleşmesi teorisiyle cevaplamayı düşünür. Bu teoriye göre sosyalleşme ebeveynin çocuğa birşey yaptırması değildir. Çocukların kendi kendilerine birşey yapmalarıdır. Yaratılan insan kendi sosyal kategorisideki insanlara nasıl davranacağını öğrenir ve çalıştırır işletir. Onlar ebeveynlerini gözlemleyerek ve taklit ederek yapmazlar fakat onlar kendi akranlarını gözleyerek ve taklit ederek öğrenirler. Bunun dışında çocuklar gruplarındaki diğer insanlara benzer şekilde davranmakta kararlı oldukları gruplardaki çıkan tartışmalar onların ev yaşamları ile akran yaşamları arasındadır. Ve akran grubu evde yaklaşık olarak her zaman rol oynar. Harris’in teorisi ilk olarak linguistikle ilgili kışkırtıcı bulgulardan ilham almıştır. Kışkırtıcı bulgular akranlardır fakat ebeveynler değildir. Göçmen çocukların yeni bir dili öğrenmeleri kararlı ve kesin etkili olarak görünür ki çocuklar yeni bir dili akranlarından öğrenirler. Hemen Nurture Assumption bu gerçeği tahmin edemeyebilir bu yüzden gelişimin diğer bölümleri buna benzer şekilde grup teorisiyle açıklanabilir. Harris’in bu tez için delili sistematikten çok birparça öğün ve durumsaldır ve bu şartlarda onun sosyal araştırma hareketinde daha az dramatiktir. Yine de birçok ebeveynin tanımasının ve kabulünün nedenidir. Düşündürücü küçük fakat destekleyici bir örnek yemek seçimindeki bir problemdir. Öğleden sonra çocuklar ve ebeveynler ve çocuklar yemekte ıspanak, salata ve balık çocuk onların tamamını ısrarla istemektedir. Ebeveynleri tatlı sözlerle kandırmaktadır ve onun katı reddetmelerinde azalma görülmektedir. Günden güne birçok evde genç çocuklar öğün zamanında savaş zamanıdır bu sonuca göre dünyadaki ebeveynsel mdellerin tamamı ebeveynine birlikte aynı yemeği 4 yaşındaki çocuğu ikna edemez. Sonuçta o tüm bu şeyleri yer ve daha fazla yer. Bu değişikliklerin nedeni nedir onun arkadaşı okulda öğle yemeği için salata getirmişse veya onun okul arkadaşı kafeteryada balık yerken sıklıkla bu böyle midir? Kaç tane ebeveyn; Çocuklarının mutlu bir şekilde salatayı veya dana etini veya mantarı yıllardan sonra savaşcı ve kavgacı bir şekilde yemek için evde kışkırtıldığını hayretler içinde öğrenmek istemez ki? Davranışın düşündürücü bir formu çoğu insanın çocuklarıın sigaraya alışmamasını ister. Bu geniş şekilde genç çocuğun üzerinde ağırca bir etki olan anne ve babasının sigara içmesi çocuğun sigara içmemesi olarak geniş bir şekilde varsayılır. Niçin birçok ebeveyn sigara içerken kendini suçlu gibi hisseder sigara içtiği için veya birçok sigara bırakma bu nedenden dolayıdır. Fakat aslında yetişkin çok etkili bir model değildir. En iyi kahinlik genç çocuğun arkadaşlarının sigara içtikleri halde çocuğunda sigara içeceğini bilmek; yetişkinin çocuk üzerinde çok etkili bir model olmadığını Harris yazar. Sonra sigara için ebeveynle çocuk arasındaki korelasyon nasıl açıklanabilir? Burada tekrar biz kalıtımın rolünü işten çıkaramayız. Kalıtım potansiyel olarak nikotine düşkünlük çok az bir şekilde kısmen genetiktir. Diğer bir cümleyle genç çocuğun sigara içen akranlarının sigara içme davranışını mı belirler veya genç çocuğun sigarayla ilgili hiçbir deneyimi olmadığı halde sigara içip içmediğini akran gruplarının baskısı belirler. Harris tartışır. Onun genleri, kancaya takılıp takılmayacağını belirler, saptar. Son olarak suçluluk genelde Harris’in son çalışmasında yazdığı, davranışsal çalışmalar evin çevresini paylaşan ikizlerde veya kardeşlerde birinden diğer birine benzemede ev çevresinin çok az bir etkiye sahip olduğunu yazmıştır. Fakat cinayet işlemiş bir kardeşi olan bir çocuğa bu şekilde bir değişken verdiğimizde çocuğun cinayet işleme olasılığı yükselecektir. Birçok gözlemlerden çıkan bu sonuç Nurture Assumption için de-facto delilidir. “Cinayetin karşılaştırılması”. Kardeşler ve ikizler herhangi bir şeyi evin etkilerine göre yapmak zorundadırlar. Harris bazı farklı korelasyonları onaylar. İki kardeş aynı yaştaysa ve aynı cinsiyetteyse suç işleme cinayet bakımından karşılaştırıldığında bu kardeşlerin suç işleme oranlarının yüksek; Tek yumurta olmayan ikizlerin kardeşlere göre daha fazla; Birçok zamanını ev dışında birlikte geçiren ikizlerin; Ayrı yaşamlar şeklinde ayrılmış olan ikizlere göre suç işleme oranlarının yüksek olduğunu bilgiler incelendiğinde çok yakın bir şekilde bu bilgilerin meydana geldiğini söylemiştir. Fakat kardeşler suç işleme bakımından çok az olasılıkla karşılaştırılabilirler eğer biri çeşitli yıllar bakımından diğerinin üstündeyse (yaşça) buna rağmen ev çevresi aynı kalmaktadır ve Harris’in önerisinde kaybedilen çizgi aynı evi ve daima aynı mahalleyi ve bazı nedenlerde de akran grubu olarak görülebilir. Bunların ötesinde hiçkimse çocukların evin dışındaki bir dünyadan etkilenmediğini ciddi bir şekilde inkâr edemez. Bu şudur; Niçin ebeveynler internet’in üzerinde bir gerçek olan, evlatlarının en iyi arkadaşının okulda mini etek giymesinden daha fazla endişeleniyorlar. Buna rağmen Harris bu durumdan hoşnut olması basit değildir. Akranların rekabetleri çocuğun gelişiminde bir güçtür. Fakat bazen veya muhtemelen, birçok nedenle etkililiğe benzer “Ana” nedenlerdir. Tabii ki çoğu çocuk yapar. Bölümlerin içinde genetik nedenlerle ebeveynlerine birçok yönden benzeme eğilimindedirler. Tabiki evde çeşitli şeylerin tamamı öğrenilir. Dil, tarz, biçim, pişirme, doktor olabilmektir. Tır şöförü olmak nasıl bir duygudur. Ve bu yüzden bunun üzerinde baskı vardır. Dış dünyadan aldığı bilgilerin bir bölümünü dönüştürür. Bazı durumlarda çocuğun evde öğrendikleri davranışlar ve tavırlar çocuğun akran grubuyla çatışmaz. Harris bu etkilerin ömrü boyunca alabileceğini kabul eder. Fakat burada bir ovalama vardır. Bir gerçek nokta “çocuklarının yaşamlarının yönünü ebeveynler belirlemek zorundadırlar.” Harris’in görüşüne göre hangi mahallenin içinde yaşayacağına ve dolaylı olarakta hangi çeşit akranlarla ilişki kuracağını yakın yıllarda bu şekilde not eder. Ebeveynler neredeyse tamamen kontrola sahiptirler bu meselenin üzerinde çok durmuşlardır. Fakat çocuklar on yaşına ulaşıncaya kadar veya buraya kadar “tüm iddialar çalışmaz” onların çoğu önceki ilişkilerin kötü akran gruplarının iyi akran gruplarına çevrilmesini ümit edebilirler. Okul ve mahallelerdeki bazı çatışmalar evde öğrenilenlerle minimize edilerek sonlandırılabilir. Çocuk yetiştirme konusunda neredeyse tamamına göre bir zerre olan çağdaş literatürün karşısında durmak stres için olduğunu belirten Harris gayretli birşeyler yapmaya çalışan hiçbir anne çocuğuyla ilgili tavsiye bilgiler veren öğüt kitaplarını çocuğunun saygınlığını ve itibarını desteklemek için okuduğu kitaplardan gayretinin bu kitaba benzer bir şekilde çok azına sahip olduğunu eğer bazı uzun etkiler onun kişiliğinde ise işitmek isteyecektir. Faydalı ve yarar sağlayan saygınlığından emin olunan bazı statülerden veya arkadaşlarıyla birlikte bir tenis kulübüne üye olmaktan çok muhtemel olan bazı ateşli etkileri öğrenmek isteyecektir. Kültürümüzde uzun süre önce bize verilen “çocuğu biçimlendirme” olarak verilen bu görüşe göre ebeveynler evlatlarının üzerindeki etkileri pozitif yönde mantıksal olmaktan uzak ve limitlidir. Yine de bununla beraber Harris’in söylemek istediği mesaj bir yönden daha fazladır. Bir ideal olarak biz çocuklarımızı hayallerimizde tasarladığımız şekilde yetiştirmek isteyebiliriz. Bu çok az aldatıcı olan düşünce bizim ebeveynler olarak sahip olduğumuz problemler için başlıca dileğimizdir. Sizin için yanlış olan nedir? O cümle bölümünü okuyucu olarak sonlandırır. “Çocuklarınızı kabahatli ve kusurlu görmeyin” Judith Rich Harriss doğru olarak söylediklerinden başarılı bir şekilde bizi ikna edebilmişmidir? Bu cevap geniş bir bölümdür. Bilinen sosyal çalışmaları ve psikolojiyi nedensel olarak ele alarak standart bir şekilde ikna etmeye çalışır. Harris’in Nurture Assumption’a saldırısı bizim gördüğümüz onun tartışmasının yıkıcı tarafı, neden şeklinde ebeveynsel ve çocuk davranışı arasındaki ilişkiyi adım adım eleştirerek göstermesidir. Bazı nedenlerden dolayı onun gösterebileceği sonuçlar çeşitli metodolojiler bakımından limitlidir. Örneğin kontrol grubunun yokluğu veya diğer hesaplanan faktörler yönünden gözleme dayalı ebeveyn-çocuk etkisini gösterecek bir kontrol grubuna karşın katılımı gözönünde bulunduran bir kontrol grubunun yokluğu gibi faktörler yüzünden araştırmaları metololojik bakımından arızalıdır. Harris’in yazdıkları bu damarda, aydınlatılamaz fakat ikna edici bir yoldan geçebilir. Diğer bir duruma göre iyi çalışmaların birisi ebeveyn ve çocuk arasındaki korelasyonu güvenilir bir şekilde gösterir. Harris’in başvurduğu farklı teyetlediği korelasyonlar yaratılıştan şüphelidir ve bazı olaylarda nedenselliği ispatlanamaz. Bu güçlü polemiksel silahlar 18. yy’ın İskoçyalı filozof David Hume kendi ait olduğu yy’da metafiziğin karşısında yasanın himayesine sığındı. Hume’nin tanınmış ve basit gerçeği güneşin hergün yükselmesi ve doğmasıydı. Çoğu insanın, bu gerçekten yanlış yargıya vardığını, yani güneşin yarın doğacağını çünkü güneşin bir önceki gün de yükseldiğini o tartışır. Fakat Hume’ye göre bu model çöküntüye uğrayan bir kalıp değildi. Ve bu kalıp sadece olayların devamlılığını ve sürekliliğini başlatıp göstermiştir. Hume’nin görüşü filozoflara kendi eksersizlerine bakmaları gerektiğinden çok kıvılcımlanan son batı düşüncesinin devrimini hatırlattı. Hume yüzünden, İngiliz empristik gelenekleriyle karasal zıtlıkların tüm formlarında gelenekler olan yollarla modern felsefe gelişti. Çok ünlü bir şekilde Immanuel Kant onun cevabını Kant’ın Humean Skepticisiminde Crituque of Pure Reason adlı kitabında formüle etmeye devam etti. Hume’nin çok varoluşcu görüşünü borç alarak tanınmış bir fikri kitabına koydu Hume’nin o görüşü onu doğmatik uykusundan uyandırmıştı. Dürüstçe söylemek gerekirse Harris sahip olduğu tartışmaya ve buna benzer diğerleri psikoloji üzerinde gelecekte uzun süreli etkili bir yoldu. Freud’un sarılmasından ve davranışçıların limitlerinden her ikisinden de bizi özgür bırakmışlardı ve aynı zamanda bize yeni gerçekçiliğin açılması, insan gelişimiyle ilgili diğer gerçekler, özellikle katılımın rolü ve akran gruplarının önemliliği, onların desteklemeleriyle gereklidir. Bu hırslı ümidin başarısı kritik olarak bir nedensel sorunun cevabına bağlıdır. Psikolojinin nedeni; Harris’in kararla ve ısrarla epistemolojik standartlarının kanıtını talep etmiştir (Harris epistemolojik standartların kanıtını ısrarla talep etmiştir). Sosyal araştırmacılar tarafından tüm bu çalışmalar dağı gerçekten korelasyonlar, nedensel kanıtlara sahip olunamayan yararsız sonuçlar mı toplamışlardır. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bazı basit temelli korelasyonlar diğerlerinden daha anlamlıdır. Benim beynimde fikrimde anlamsal olarak istatistiksel olarak yeterli veya teknik kavramlara sahip değilim fakat buna rağmen bazı nedenleri bayanlar veya baylar anlamlı bulabilir. Onun işaret ettiği “eve” döndüğümüzde onun korelasyonlarının yararları limitlidir. Harris analoji yöntemiyle örnekler üretir. Bunu desteklemek için broccoli yemek veya zenginlik birlikte tutarlı gittikleri gösterilebilir. Biz bu gerçekten şu sonucu çıkarabiliriz. Broccoli yemenin nedeni zenginliktir. Biz broccoli yemeyi durdurduğumuzda fakir mi olacağız? Onun görüşüne göre Nurture Assumption da desteklenerek kullanılan korelasyonlar bundan daha güvenilir değildir. Fakat bu analoji en kötü olanıdır. Bizim hiçbir şekilde broccoli yemenin nedeni zenginliktir diye bir sonuç çıkaramayız ki bu bunların bağımsız değişken olduğunu biliyoruz. Önemli sosyal olayların çok büyük olduğunu biliyorken bazı korelasyonların çok büyük olduğunu biliyorken David Blankenhern’un kitabı “Babasız Amerika” iyi nedenlerle işaret eder. Ne yazık ki Harris onunla ilgili tartışmamıştır. Dikkatli yazar sosyal çalışmaların nedenlerinin ispatlanmasının güçlülüğünü kabul ederek yola çıkar. O yinede olayların beyazlığını tartışarak devam eder ve babasızlığın köklerinin sayıca fazla arzu edilmeyen davranışın üzerinde uzandığını destekler. Blankenhorn’un sözcüklerinin içinde babalarından ayrı yaşayan çocuklar; çok benzer bir şekilde duygusal veya davranışsal problemleri yönünden okuldan kovulan, akran gruplarıyla anlaşmakta güçlük çeken ve polise karşı suç işleyen çocuklardan çok uzaktırlar. Douglas J. Beshanov’un dikkatle şu gerçeği söyler. Yayılan risk çocukların seks yönünden kullanılmasının yayılan riski direkt olarak babalıkla evlenmenin düşmesine bağlıdır şeklinde dikkati çeker. Buradaki korelasyonlar kendi kendine konuşabilir. Eğer bana gelir için uygun kontrollerin sağlandığı bir nesil ve geri kalanında babasız bir grup ele alındığını gösterirseniz eğer evdeki yüksek suç davranışlarının yüksekliğini, çocuk kullanmayı okulda suç’un ve geri kalanının tamamının ortalamalarını size gösterebilirim. Bu şüphesiz doğrudur. Çocuğun davranışlarının bölümlerinde genetiksel etkilerin önemli olduğundan Harris iddialıydı. Biz çok güç bir şekilde nedenselliğe bakmadan şüphe eden metafiziğin ötesine yerleştirmeye çok güç bir şekilde ihtiyacımız vardır. Eğer babasızlık davranışlarının muhtemel çeşitlerinin tatminini güçlü işaretiyse biz bundan sonra eğer bu davranışları azaltmak istiyorsak babasızlık çeşitlerinin bazılarına baksak iyi olur. Metafiziğin amaçları için David Hume’nin gözlemleri gerçekten derin ve esaslıydı. Güneş yarın yükselebilir mi gibi düz bir bahisten onu durdurabilirler mi? Aslında biz uygun bir şekilde tüketilen sosyal çalışmaların bulguları hakkında buna benzer bahisler yapabiliriz. Biz broccoli yemenin nedeni zenginliktir yargısı bizim koyduğumuz kuralın dışındadır. Fakat bizim sahip olduğumuz kural bu düşüncenin dışındadır. Bu da babasızlığın sayıca fazla davranışın köklerinin nedenidir. Gerçekten de böylece nedensel bir yargıya varılabilir. İkinci problem Harris tutarlığa başvurur. Onun yüksek incelemesinde sosyalleşme araştırmacıları bağımlı olarak sıklıkla etkili olurken davranış genetikçileri etkili olmamıştır. Buna rağmen Harris sıklıkla bahsedene kadar ben ünlü ikizlerin çalışmasını veya tartışmalarını sıraya koyduğu diğer çalışmaları buna rağmen okumamıştım. Tartışmalarını sıraya koyduğu diğer çalışmaları çok bereketli bir şekilde açıktır ve o görüşlerini eğitmeye çalışmaz. Örn. Şiddete benzeyen görüşünü eğitmez, yetiştirmez. O örneğin şiddete benzeyen şeylerin sosyal araştırmalar içindeki karşılıklarını salık verir. Davranışsal genetikler kesin bir şekilde kişilik eğitimini tanımlamışlar mıdır? Onlar kişisel, özel bireysellikler için yetiştirme, eğitim olarak nasıl karar verebilirler. Biz gerçekten de bu çalışmanın bulgularını güvenle alabilecek miyiz? Eğer onları özgür bir şekilde yerleştirdiği varsayımları açıklamaları diğer başarısızlığa uğradıkları Harris’in başka yerlerde becerikli bir şekilde kişiselleştirdiği bu çalışmaların bulguları gerçekten de güvenli ve diğer başarısızlığa uğradıkları Harris’in başka yerlerde becerikli bir şekilde kişiselleştirdiği bu çalışmaların bulguları gerçekten de güvenli olarak alınabilir mi? Benzer bir şekilde Harris gelişim psikolojisinin tüm değerlendirmelerini yutar olarak ortaya çıkar. Bu düşünce tüm insan karakterlerinin ve yeteneklerinin genetiğin üretimi olan miras Darwin’in adaptasyonu tarafından fazlaca değil sadece eleştiren kritik yudumlar tarafından şekillendirilir. Buna rağmen o kesin bir şekilde değiştirebilmek için çok dikkatlidir ve bazı alanlarda odaklanmıştır. O çeşitli çeyreklere bağımlı olduğundan onun derin eleştirileri çok az can sıkıcı görülmez. O derin ve alaycı bir şekilde psikolojik araştırmaların kesilen ve geniş bir şekilde yargılanan ve tam olarak da verileştirilmeyen kısmıyla ilgili görüşlerinde ısrarlıdır. The Nurtere Assumption’un açılış cümlesi açılışı özellikle önemli bir saldırıyla açılır önemli görüş noktası ise onun kitabının açılış cümlesi kendi kendisini tarif eder “Çocuk kişiliğinin görüşü-“ karakteri adlandırmak için ne kullanılabilir” şekillendirmek veya değiştirmek çocukların ebeveynleri tarafından ne kullanılabilir. Hiçbir açıklama ne burada veya başka bir yerde önerilmemiştir. Harris’in karakter veya kişilik dönemlerinde ve karakter onun index’inde hiç görülmemiştir. Düz bir şekilde karakterin kendi kendine devam eden ahlakın duyarlılığına inanmasına rağmen; bölümden bölüme insan davranışının bazı tartışmalarına tahammül eder. Buna rağmen neye inandıysa onu bir pasajın can alıcı yerine koyması, sosyal davranışın ahlaka benzer diğer formlarıyla bütünlük içinde elde edilenleri bir şekilde bağlamıştır. Bu meseleyle ilgili olarak benim söyleyebileceğim bir dereceye kadar çocukların evdeki ahlak standartlarını kendi dış dünyadaki çevrelerine taşımaları gerektiğini ve iki grup arasındaki çatışma; evde ahlak değerlerinin mi yoksa akran gruplarının mı rol oynayacağı çatışmasını biz diğer bütünlük içinde görüyoruz. Harris açık bir şekilde bu çatışmanın olmayacağını düşünüyor. Ne yazık ki bu noktada tek delil merkezlenmiş kitabın içinde çeşitli zamanlarda 1928 çalışmasının H. Hartshorne ve M.A. May tarafından ve Studies in Deceit diye adlandırılan bu çalışmadaki iki araştırmacı Harris tarafından kendi zamanlarının gelişimcilerinin önünde oldukları şeklinde tanımlanır. Çocuklara dolandırmaları veya çalmaları ile ilgili aynı türden çeşitli ortamlar kurulduğunda; evde, sınıfta, atletik müsabakalarda, yalnızca veya akran grupları huzurunda Harris’in paragraflarının bir bütününde dürüst ve namuslu olduğunu bir bölüm paragrafta diğer paragraflarda ise dürüst ve namuslu olmasının gerekmediğini söyler. Mücadeleye ve kaba takılmalara sahip olmasına rağmen son on yılda Hartshorne May’ın çalışmasının üzerinde olan ve karakterin varolmadığına inanan ve iconografik statüden gelen ve diğerlerinin aynı görüşte olduğu The Nurture Assumption’un yazarının bize söyleyemeyeceği nedir? Harris’in gerçekten de sosyal bilimsel tartışmasında Harris zamana yalvarır ve diğer bir durumda şüphelerini Nurture Assumption’a atar fırlatır. Henüz dalavericiliğin içindeki çalışmanın nedeni içinde o dilini yutar. Niçin, Neden, bir kuşkudadır. Hartshorne May’ın üzerindeki görüşleri hesaplamada ayrılırlar. Neden Hartshorme’den ayrılır ve bu görüş Hartshorne’nin üzerindedir. Hartshorne May onun arasındaki içerikten ve daima akran ve akran gruplarının kazanacağında işareti olmasına zarar verir. Çocuklar onların ahlak standartlarını evde öğrenebilir mi ve kendi akran gruplarında çatışmayla karşılaştıklarında onlara düz bir şekilde başvurabilirler mi? Veya bunu yapmazlar mı? Bu soru dolaylı anlatarak basitçe çözümlenemez. Çocuklar aksanları ve elbise stillerini kendi ailelerinden çok kendi akran gruplarından öğrenir bu yüzden onlar davranışının diğer formlarını onlardan kazanırlar. (Onun sahip olduğu tartışma nedensel bir yanlış düşünce içerir) Özellikle moral standartların oluşturularak akran gruplarının inançlarının karşısında koşması büyüleyicidir fakat böyle olduğunda ne meydana gelmiştir ne olmuştur. Harris bu soruyu daldırır. Burada niçin dinden kuşkulanılmaz. Biz ahlak’tan konuştuğumuz zaman, bizim konuştuğumuz birşeylerin çok azı-yanlızca dört özet hafifçe araştırılmış kitap görünüyor. Harris’in bize inandırıcılığı din (onun analojisine göre) yemek pişirmeye benzer. “Ebeveynlerin hala çocuklarına verecekleri bazı güçler vardır” Çünkü bu evi sınırlandırmanın en önemli bölümüdür. Bu sözcük gurubu “Akran gruplarının yüklenme ile karşı koymaları” ile yerli lehçe çünkü kontna Harris, çocuklar ve ergenlik yaşına yakın gençlerin özellikle evlerine moral standartları taşımalarını bekler. Standartlar sıklıkla dinsel prensiplerle temellenir. Bu meselenin uzunluğu çok ağırdır ve onun ilişkisi çok geniştir. Tek bir çalışmanın kamışının geri kalanı 60 yıl öncesini aşarak yapılır ve hala doğruluğundan şüphe edilir ve Harris ‘in baştan savunması ufak bir hatadır. Hala Nurture Assumption gerçeği psikolojiyi ve onun bizim kuruluş temellerini sarsmıştır ve bu sarsılma hünerini ve becerikliliğini gözden kaçırmamıza neden olmaz ve dikkatimizi dağıtmaz. Onun cevaplamada ısrarlı olduğu çalışmasının çeşitli etkileri profesyonel ve popüler olan çalışmasının içine kendi borçlarının içine koyar. Bazı ayakta duramayan okullar onun tedavi edici kritiklerinin ihtiyacı içindedir fakat buna diğerlerinin ihtiyacı yoktur. The Nurture Assumption’da Harris’in kritiklerinin acı çekmesi itimat edilmemesinden dolayı inanılmamasının nedeni kalitesiz bir araştırma olmasıdır fakat bizim toplumsal problemlerimiz için acil bir iş yapılmamıştır. Aile yaşantısına entegre edilemez. Bunların ilki ve en önemlisi aile yaşantısının bütünleştirilmeden parçalanması ve dağıtılmasıdır. Bu kritikler bir noktaya sahiptir. Fakat Harris’in kitabının birçok nedenle Haris’in kitabının ilgi çekici bölümleri vardır ve araştırmacılar bize ne söyledilerse bu kitapta dikkatle değerlendirilir muhtemelen özellikle bizim görüşlerimizi destekler görünür iyi bir bölümün içindeki kötü bilimsellik servisinin tamamını yok edecektir. Nurture Assumption daima korkuludur ve ebeveynlerin toplumdaki hoşgörülerini anlayışlarını etkisiz hale getirmeye izin verir ve etkisiz hale getirir (Zaten yağma olan toplumdaki bu mesele tamamen yok edilmiştir). John Leo bunu şu şekilde koyar” delillerin içindeki acı ve ebeveyn kaybı ebeveyn altı ve ebeveynsiz çocukları kalçanın içindeki derin acılara benzetir. Buradaki görüş noktasında birçok kritik vardır. Kasabanın en yırtıcı komşuları Leo’nun anladığı anlamda ebeveyn altı ve ebeveynsiz çocukların çıplak denetlenen bir bantla nereye olursa olsun saçıldığını görmek isteyeceklerdir. Bu bakım programından sonra okulun içindeki, kasabanın karşısındaki alışveriş dükkanına ve fast food’lara takılan eski çocuklar zaman içinde geçip gidecekler çünkü onların böyle olmasına izin verilmiştir. Çünkü onları evde bekleyen hiç kimse yoktur. Daha sonra onun okuyucularının geri kalanları onun fikirlerini benimseyerek kesin bir şekilde emin olarak çok ciddi olarak düşünmeye başlayacaklar ve az veya çok onun düşündüğü gibi düşünmeye onun düşünceleri onları da etkileyecektir. Bunların hepsi iyilik içindir. Daha sonra iyi bir çevreye sahip olmayan çocuklar ne isterlerse yapabilirler. Buradaki herşey fakat burada ebeveynler karanlıklar içinde görünecekler. Dünyada buna benzer şekilde tekrar Leo’nun sözcüklerine dönelim kutlamak için zaman olmayan saçma kitap kendi kendini haklı çıkarmıştır ve içine çekmiştir ve ebeveynsizliği saygı duyulur ana akarsu aktivitesi yapmıştır. Henüz doğruda Harris’in kağıtlarının içinde çok az kendi kendini görev karşısında haklı çıkarır ve hatta her kim olursa olsun çok az rahatlatan ve ebeveynliği çok az kabul eder. Zıt olarak çeşitli sayıda mücadele meselesidir. Harris tartışmalarını dolaylı bir pozisyonda ebeveyn yokluğunu pozitif olarak ve yıkıcı olarak gösterir. Bakımevlerine dikkat çeker, yanlızca iki paragrafı özne olarak adar açıkça arzu ettiklerinin dışında ve onun halkalarından kaçınır fakat iki paragraf eğiticidir. Geçmişte “yalnız aileler problemleriyle birlikte günlük bakım merkezlerine eğitimsel bakım için düşünüldüğünde bu çocuklar için kötüdür şeklinde yazarken bugün günlük bakım merkezleri geniş bir ölçüde “normal” aileler tarafından bebekler veya okulöncesi çocuklar evde veya günlük rutinlerini evde veya bu bakım merkezlerinde geçirdikleri yer alarak belirlenmiştir. Harris’in anlamlandırdığı günlük bakım merkezlerinin kişiliğin uzun süreli etkileri ile ilgili henüz bir delil yoktur. Bebeklerin ve küçük çocukların ailelerinden ayrılarak dış dünyaya alınması ve ailenin dışında zamanlarını geçirmeleri ile ilgili bu durumu destekleyici şeyler yoktur. Aslında “Nurture Assumption”un delilleri tamamen sonucun karşısındadır. Yeniden anımsandığında Harris erken yıllarla ilgili olarak ne söyledikleri yalnızca ebeveynlerin egzersiz yapabileceğini “bir güç” olarak belirler. “Onlar çocukların akran gruplarının kimler olacağını belirlerler”. Bu ebeveynsel bir etkinliktir çocukların üzerinde sahip oldukları görüşlerle ve kesin bir şekilde etkilidirler. Bu görüşler Harris’in tartışmalarının doruk noktasıdır. Ebeveynler günlük bakımevlerinde kendi güçlerini akran seçmeleri için kullanıyorlar mı? Ebeveynler ve diğer çocuklar aynı grup içinde kendi normlarını ve istek ve arzularını paylaştıkları zaman hatta onların evlerinde ne olduğunu bilseler çocuklarının sosyalleşmesine yardım edebilirler mi? Bu yönden günlük bakımevlerinin dövülmeye ihtiyacı yoktur. Bu da çocukların yaşadığım yerde birçok ebeveyn dadı veya ev yardımcısı kiralar. Çocukların çoğunun akran grubu Ebeveynler tarafından değil bebek bakıcıları tarafından seçiliyor. Birçok ebeveyn baygınlık geçirici bir ideale sahip değildir. Çocukları tüm gün dışarda oynarlar ve buna rağmen onlar çok az şey bilirler oyun arkadaşının evinde ne olup bittiği ile ilgili bilgileri yokken Eğer Harris buna rağmen akran gruplarının önemliliği ile ilgili bölümle önemli alarak doğrulasaydı ev dışındaki ebeveynler okulöncesi yıllarda ne yapacaklarını iki kere düşünme ihtiyacında olacaklardı. Yetiştirme varsayımına duraklama verilmesinin nedeni herhangi bir kişinin aklını çelerek onu yanlış sonuçlarla kucakla-ması Harris’in iki dilli eğitime başarısızca bakmasındandır. “Kasvetli bir başarısızlıktır”. O grup sosyalleşme teorisini tahmin ederek yazar. Onun çocukların ortak amaçlarda birleştirildiği, çocukların eğitimle ilgili ödevlerinin ve çocukların farkına varıldığı farklı etnik veya kültür altı çoğaltılmış kültüre dayalı hiçbir araştırması yoktur. Yada bakım sistemiyle ilgili radikal reformları öneren bir politikası yoktur. Sonuçta Harris’in kitabı okumayı hak etmek için tartışmalarının entrikalı olması yüzünden üzerinde durduğundan pratik değildir. Ya da muhtemel olarak yetiştirme varsayımı yeniden hazırlanarak psikolojiye dönüştürülecektir. Steven Pinker’in tahmin ettiği gibi psikologlar onun için kavga edecekler. Geri kalanlarımız onunla ilgili düşüneceğiz. En iyisi yetiştirmeyi üstlenme ebeveynlerin ahlak yönünden kafa yormalarını hazırladı. Harris’in önerdiği can alacı nokta karı koca ilişkisine benzer olarak bu ilişkilere saygı duyulması gerekir. Eşinize nasıl davranacağınız bir mesele olabilir. Tabi ki bu şekilde davranırsınız. Veya bu bir mesele olabilir. Tamamen ayrılmış ailelerin uzmanları evliliğin ahlaki değerlere sahip olmayan amaçlar yüzünden bazı evlilikler dağılıyor. Ben bu yolu beklemiyordum. Ben kocama şimdiden yirmi veya on yıl nasıl olacağına göre davrandım. Buna rağmen onun benimle birlikte olacak şekilde mutlu olarak etkilemesini ve on veya yirmi yıl sonra da arkadaş olarak kalmayı isterdim. Bizim kontrol edebileceğimiz muhtemel şeylerden sonra ne gelebilir. Biz çocuğumuzun hayatını evde kesin bir şekilde değiştirecek mükemmel kesin bir güce sahip miyiz? Eğer böyleyse biz onları okuyacağız. Eğer okumamız için bir neden yoksa onu Harward’a gitmesine yardım edelim. Çünkü onların hoşlandığı sevgi çevresini sağlamalı.


Misafir 24 Nisan 2006 14:38

Eğer Harward’a gitmekten hoşlanmayacaksa ona sevgi çevresiyle onun sosyal veya bilişsel gelişimini sağlayacak şekilde uyarmalıyız. Böylece iyi bir şey yapmış oluruz. Biz onlarla birlikte olmayı denemeliyiz, onları gelişirken bizden ayrılarak hata yaparak düzenli yara izlerine sahip olmalarını önleyeceğiz. Bu onların mutluluğunun ve iyi olmalarının nedeni olacaktır. Bunların tamamı ve bu yüzden biz çocuklarımızdan zevk almalıyız. Çünkü onların varoluşu bizim için ödüldür. Bu korkutucu bir düşünce midir yoksa anne ve babaların oltadan kurtulmak mıdır (sorumluluktan kaçmak mı olur?) Birçok anne baba gibi “şimdiye kadar anne babalık üzerine birçok edebiyat parçaladım. Beyaz Sarayda yaptığım konferanslarda çocukların algılama kabiliyeti üzerine konferanslar vardır. Kısa bir süre önce yine de bu okuma işini pek de dikkate almadığımı farkettim. Tabii ki bu sıkıldığımdan dolayı değil (yine de doğruluk payı var). Fakat bu işte garip bir zevk alma ve tebrik etme isteğiyle karışık bir duygu. Fakat yapılan bu iş son derece itici hale gelmiştir. Anne babaların kendilerini çocuklarına adaması konusundaki uykusuz geceler birkez çocuksuz geçen bir hayat hakkındaki tüm bu çocukca konuşmaları herkes biliyordu. Biz ne yapıyoruz konusundaki üstelemeler tuvalet eğitiminden tutunda gece yatarken neler yapmaları gerektiği konusuna kadar en ince ayrıntıları bile mükemmele ulaştırma çabası bütün bunları alışılır hale getirecektir. Bana göre Judith rich Harris’in kitabındaki bu eserdeki en inanılmaz ve mükemmel olan şey dinle ilgili olan taraflarını serbestliğe kavuşturma girişimidir. Aynı zamanda çocuk ve anne baba arasındaki o saf bağın kopmaması için bizi teşvik etmesidir. Birçok insanın şimdiye kadar hiç yüz yüze gelmediği en ağır etiksel başkaldırı olduğu söylenir... Anne baba ve çocuk arasındaki o sıcak ilişkiye göre sevme işi birçok insanın şimdiye kadar hiç yüz yüze gelmediği en ağır etiksel başkaldırı olduğu söylenir. Shakespeare bu ünlü deyimi “benim sıcak ilişkilerime göre sevme” deyimini bir sevgilinin dudakları arasında değil fakat babasına hitap eden küçük bir çocuğun ağzında vermiştir. Karı koca arasındaki ilişkiden anne baba ve çocuk arasındaki bağdan daha fazla tıpkı Shakespear’in eserindeki Lear’ın çok geç farkettiği bir şey olan bu bağ bu sıcak bağın koşulsuz yeminini oluşturmaktadır.
yazı tek bi msja sıgmadıgı için böle oldu(:(:(:


ahmetseydi 24 Nisan 2006 14:44

Ateşli Çocuğa Kola ve Çay İçirmeyin...
 
Kafein içeren kola ve çay gibi içecekler, idrar söktürücü etkilerinden dolayı su kaybına sebep oluyor. Ateşli çocuklara bu içeceklerin içirilmemeli

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kliniği Şef Yardımcısı Dr. Ülkü Tıraş, ailelere, "Ateşli çocuğa kola ve çay içirmeyin" uyarısında bulundu.
Bebeklik ve çocukluk çağında anne ve babaları en çok endişelendiren durumların başında "ateş" geliyor. Aileler kendilerinde telaş uyandıran bu durumla sık sık karşı karşıya kalıyor. Enfeksiyon hastalıkları en sık olarak
bağışıklık sistemi olgunlaşmasını henüz tamamlamamış olan 3 yaşın altındaki bebek ve çocuklarda görülüyor. Bu açıdan anne ve babaların ateşin nasıl oluştuğu, nasıl ölçülüp değerlendirildiği, ateşe neden olan ciddi bakteri
enfeksiyonlarının belirti ve bulgularının neler olduğu, ne zaman ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konularında bilgi sahibi olması önem taşıyor. Dr. Ülkü Tıraş, ateşin, vücudun farklı virüs, bakteri ve diğer mikroorganizmalarla savaşın nedeni ile ortaya çıktığını belirtti.




ATEŞ ÖLÇÜMÜNDE EL YERİNE TERMOMETRE KULLANIN

"Ateşin en sık görülen sebebi enfeksiyonlar olup, çocuklar hayatlarının ilk beş-altı yılında çok sık viral enfeksiyona bağlı ateşli hastalık geçirebilir" diyen Tıraş, ateşten şüphelenildiğinde, çocuğun vücut ısısının mutlaka ölçülmesi gerektiğini işaret etti. Traş, çocuğun alnına dokunularak hissedilen vücut ısısının güvenilir olmadığını ifade ederek, bu konuda termometre kullanımını önerdi.
İnsanlar için ortalama normal vücut ısısının 37 derece olduğunu bildiren Tıraş, "Eğer çocuğunuzun vücut ısısı makattan 38 derece üzerinde, kulaktan 37.8 derece, koltukaltından 37.2 derece üzerinde ise, ateşli kabul edilebilir" diyerek aileleri uyarıyor.


Tedavi konusunda aileler tarafında çok fazla doğru bilenen yanlış uygulama yapıldığını bildiren Tıraş, anne ve babaları dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:

"-3 ay ve altındaki tüm bebeklerin mutlaka tıbbi değerlendirilmesi gereklidir,
-Susuzluğu engellemek için, vücut sıvısını eksik bırakmamak gerekir,


-Yüksek ateş, özellikle küçük çocuklarda hızlı su kaybına sebep olarak dehidratasyon yaratabilir. Su, çorba, meyve suları verilebilecek iyi seçeneklerdir. Kafein içeren kola ve çay gibi içecekler, idrar söktürücü etkisinden dolayı su kaybına sebep olacağından, içirilmesi engellenmelidir,

-Yemek istemeyen çocuklar beslenmek için zorlanmamalıdır. Çocuğunuz ne yemek istiyorsa kabul edilebilir miktarlarda izin verilmelidir,

-Okula giden çocuklar ateş 24 saat yükselmeyinceye dek evde istirahat etmelidir,

-Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanması, ateşi düşürmede oldukça etkili bir yöntemdir. Soğuk su ve alkol, ateşte daha fazla yükselmeye sebep olabilecek titreme
yaratacağından, kullanılmamalıdır. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir.


-Aşırı kıyafet giydirme, ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden, çocukları çok az giydirmeli, uyuturken giysiler daha da azaltılmalıdır,

-38,9 dereceden daha düşük vücut ısısına sahip ateşli çocukların çoğunda, eğer çocuğun genel durumu iyi ise, ilaç ihtiyacı olmayabilir. 38,9 derece üzerinde ateşli ise, asetaminofen veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler,
çocuğunuzun yaşı ve kilosuna göre verilebilir. Çocuğunuzun yaş ve kilosuna göre önerilen dozu bilmiyorsanız doktorunuza danışmalısınız.


- 12 yaş ve altındaki çocuklarda aspirinin, ateş düşürücü olarak önerilmiyor."


"ÇOCUĞUNUZUN AĞLARKEN GÖZYAŞI YOKSA DOKTORA BAŞVURUN"

Bazı durumlarda acilen doktora başvurulması gerektiğini kaydeden Tıraş şu uyarıda bulundu:

"3 ay veya daha küçük bebeğinizin ateşi makattan 38 derece ve üzerinde ise, 3-6 aylık bebekte 38,3 derece ve üzeri olan ateşte, 6 aydan büyük bebekte 40 derece ateş ölçülüyorsa, ateşle beraber çocuğunuzda susturulamayan sürekli ağlama, ateş düşmesine rağmen huzursuzluğun devam etmesi, sürekli uyuklama hali, bilinç bulanıklığı ve sayıklama, ateşle beraber vücutta kızarıklık bulguları varsa, bebekte susuzluk bulguları (ağlarken gözyaşı olmaması, bıngıldakta çöküklük, dudak ve ağız içi kuruluğu, idrar miktarında azalma gibi) mevcutsa, daha öncesinde veya ateşli iken havale geçirmiş ise, 72 saatten daha uzun süre
ateşi devam ediyor ise, ateşle beraber öksürük, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, ense sertliği, sık idrara çıkma, idrar renginde değişiklik, karın ağrısı, kusma, ishal, eklemlerde kızarıklık, eklem hareketlerinde kısıtlılık ve şişme mevcut ise, doktorunuzu mutlaka aramalısınız."


Mystic@L 24 Nisan 2006 20:04

Bebeklerin gaz sorunu için anneler ne yapmalı?

Bebeklere acı çektiren gaz sorununun önlenmesi için, annenin tükettiği gıdalara dikkat etmesi ve inek sütü içmemesi gerekiyor


Konya Dr. Faruk Sükan Çocuk ve Doğum Hastanesi'nde görevli Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Ataş, bebeklerin büyük bölümünün çektiği gaz sancısının, annenin tükettiği gıdalara göre değiştiğini söyledi.
Vücudunun tüm organları gibi, bebeğin sindirim sisteminin ve bağırsakların da çok hassas olduğunu belirten Ataş, ''Ağız yoluyla alınan besin, bağırsaklarda parçalanarak emilirken, bir miktar gaz ortaya çıkar. Bu gazın bir kısmı bebeğin bağırsakları içinde kalırsa, bebeğe büyük sancı verir'' dedi.

Gaz sorununa hiçbir ilaç yüzde 100 etkili değil

Bebeğin gaz nedeniyle yaşadığı sıkıntının, anne ve babanın da aylarca uykusuz geceler geçirmesine neden olabildiğini ifade eden Ataş, şunları kaydetti:
''Gaz sorunu, bebek 5-6 aylık olana kadar devam eder. Gaz giderici olarak hekimlerce önerilen hiçbir ilacın yüzde 100 yararı olmuyor. Bebeklerde gaza neden olan etken madde, sadece inek sütü içinde bulunan ve bağırsakta parçalanamayan beta laktoglogulin maddesidir. Anne tarafından içilen inek sütünün içindeki bu madde, emzirilen bebeğe geçiyor. Bebeklere en çok acı çektiren gaz sorununun önlenmesi için, annenin ilk 5 ay inek sütü içmemesi gerekiyor.''




Saat: 10:23
Sayfa 2 / 5

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık