![]() |
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME Sevgili Anne ve Baba, |
Oldu da bitti maşallah... Erkek çocukların kabusu sünnet, onlar için her ne kadar zor gözükse de sağlık açısından çok faydalı. Penis kanseri, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve rahim kanserinin oluşumunu engelleyen sünneti Memorial Hastanesi Üroloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kemal Sarıca anlattı. Sünnet nedir? Sünnet penisin uç kısmındaki sünnet derisinin kesilerek çıkartılması şeklinde tanımlanabilir. Bu uygulama farklı toplumlarda farklı nedenlerle eski çağlardan günümüze kadar süre gelen bir gelenek olması yanında, günümüzde Amerika Birleşik Devletlerinde en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlem olarak da tıp dünyasının gündemindedir. Sünnetin her erkeğe mutlaka yapılıp yapılmaması konusundaki tartışmalar uzun süre gündemde olmuştur. Tartışmalar bir yana, sünnet birçok toplum ve kültürde, faydasını ya da tıbbi gerekliliği düşünülmeden dini inancın gereği ve gelenekler nedeniyle uygulanmaktadır. Bugün, dünya erkek nüfusunun yaklaşık %15’i sünnetlidir. Sünnet adetinin ne zaman ortaya çıktığı bilinmemektedir. Günümüzden 14.000 yıl öncesine kadar dayandığı düşünülmektedir. Yontma taş devri mağara resimlerinde bile sünnetli erkek tasvirleri vardır. Eski mısırda bulunan tarih öncesi mezarlardaki bütün erkekler sünnetlidir. Sağlık gerekçesiyle de sünnet gerçekleştirilir mi? Sünnet dini ya da sosyokültürel nedenler dışında bazı tıbbi zorunluluk hallerinde de uygulanmaktadır. Bunlar sünnet derisinin darlığı, bu darlık nedeniyle sünnet derisinin geri çekildikten sonra eski yerine getirilememesi ve peniste şişlik morluk olan durumlar, sünnet derisi iltihapları ve sık geçirilen idrar yolu enfeksiyonlarıdır. Sünnetin faydaları nelerdir? Sünnetin bilimsel araştırmalar ile gösterilen pek çok faydaları bilinmektedir. Bunlar arasında, sünnetli erkeklerde penis kanserine rastlanmaması, cinsel yol ile bulaşan hastalıklara daha az rastlanması sayılabilir. Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanserinin daha az izlendiği belirlenmiştir. Ancak sünnetin yapılmaması gereken bazı tıbbi durumlar da bilinmelidir. Bunlar arasında idrar kanalı ağzının normal yeri dışında, penisin alt ya da üst bölgesine açıldığı doğuştan penis-idrar kanalı anomalisi olan çocuklar, kanama-pıhtılaşma bozukluğu olan çocuklar sayılabilir. O nedenle sünnet öncesinde çocuğun mutlaka bir uzman doktor tarafından muayenesi yapılmalıdır. Yeni doğanların neredeyse yarısında, sünnet derisi penis başı izlenecek kadar geri sıyrılamaz. Altıncı aya kadar bebeklerin ancak % 20’si tümüyle sıyrılabilen sünnet derisine sahipken, 3 yaşında bu oran % 90’a ulaşır. Puberteye kadar ise hemen tüm çocukların sünnet derileri tamamen geri çekilebilecek hale gelir. O nedenle sünnet derisinin yeterince geri sıyrılmadığı gören anne babalar zorlayarak sünnet derisini geriye çekmeye çalışmamalıdırlar. Sünnet kaç yaşında yapılmalıdır? İdeal sünnet yaşı konusunda halen bir fikir birliği olmamakla beraber, tıbbi gereklilik hallerinde her yaşta yapılabilir. Genel uygulama çocuğun yapılan işlemi anlamayacağı 2 yaş öncesi ya da işlem anlatıldığı zaman anlayıp ikna olabileceği yaşlar olan 6 yaş sonrası sünnet yapılmasıdır. Ancak günümüzde yaygınlaşan genel anestezi altında uygulanan sünnet yaş sınırlamasını ortadan kaldırmış gibi görünmektedir. 3-6 yaş arasındaki çocuklar fallik dönem içinde bulunduklarından, lokal anestezi altındaki sünnet ile kastrasyon korkusuyla ruhsal sorunlarla karşılaşabilirler. Psikolojik nedenlerle bu yaş grubunda da lokal anestezi ile sünnet yapılması uygun değildir. Lokal anestezi amacıyla penis köküne ince bir iğne yoluyla uygulanan lokal anstezik ilaçlar ve ve yine bölgesel etkili uyuşturucu kremler kullanılmaktadır. Ancak çocuk hiç ya da çok az bir ağrı duymasına rağmen işlem kendisine yeterince anlatılmamış ve gönüllü değil ise sünnet işlemi için şart olan hastanın hareketsiz kalması sağlanamaz, dolayısıyla ideal bir sünnet işlemi ve kanama kontrolünü sağlamak çok zorlaşır. Genel anestezi altında yapılan sünnetlerde işlem hem çocuk hem de doktor tarafından daha konforlu şartlarda gerçekleşebilmektedir. Sünnet bir cerrahi girişimdir ve mutlaka asepsi dediğimiz mutlak cerrahi temizlik şartlarının, kullanılan aletlerin sterilizasyonunun sağlanması gerekmektedir. İşlem sonrası kanama kontrolünün ve ağrısız bir sünnet sonrası dönem için gerekli ilaç uygulamaları günümüzde sünneti gerekleridir. Sünnet, çocuğa nasıl anlatılmalıdır? Sünnetten önce çocuk, gerçek bilgilerle bilgilendirilmelidir. Çocuklara "sünnet olmayacağı, iğne veya kesme gibi işlemler yapılmayacağı, sadece muayene olacağı" şeklinde kandırmalar sıklıkla yapılmaktadır. Daha sonra çocuk gerçekle karşılaştığında korku ve tepkisi daha fazla olmakta, ayrıca ebeveynine ve hekime güveni sarsılmaktadır. Toplu sünnet uygulaması da önemli bir eleştiri konusudur. Toplu sünnetlerde her çocuğa gerekli duygusal ve teknik özenin gösterilmesi, her çocuk için ayrı steril alet temini zordur. Kargaşa ortamında hatalı sünnet, infeksiyon ve diğer komplikasyonların oluşma ihtimali daha fazladır. Bu sebeplerle toplu sünnet uygulamasından kaçınmak gereklidir. Sünnet herhangi bir rahatsızlığa neden olabilir mi? Cerrahi bir müdahale olan sünnetin bir takım istenmeyen komplikasyonları da vardır. Bunlar arasında en sık rastlananlar kanama ve enfeksiyondur. Daha az izlenen ancak ciddi olabilecek komplikasyonlar arasında ise glans denen penis uç kısmının kesilmesi, peniste kanlanma bozukluğu ve morarma, uygulanan lokal anestezik ilaca karşı oluşabilecek alerjik reaksiyon ya da methemoglobinemi durumu, idrar kanalının tıkanması ve idrar yapamama gibi durumlar sayılabilir. Sünneti yapan kişinin eğitim ve deneyim düzeyi aşağı indikçe, veya toplu sünnetlerde olduğu gibi, ardarda yapılan sünnet sayısı arttıkça komplikasyon oranı da yükselmektedir. Sünnet kesinlikle hafife alınmaması gereken ciddi bir cerrahi girişimdir ve mutlaka uzman hekimlerce uygun koşullar altında uygulanmalıdır. |
ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU: BEŞİK ÖLÜMÜ SENDROMU TANIM: Ani bebek ölümü sendromu (ABÖS), 1 yaşından küçük bebeklerin bilinmeyen nedenlerle aniden ölmelerini tanımlayan bir terimdir. Ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü olarak da bilinir) gelişmiş ülkelerde 1-12 aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedenidir. Birkaç tıbbi araştırmada, bu sendromla ilişkili biyolojik ve çevresel risk etmenlerinin belirlenmiş olmasına karşın gerçek nedenle ilgili kesin bilgi yoktur. Dünya çapında yapılan birçok çalışmada yüzükoyun (karnının üstüne) yatırılan çocukların yüksek risk altında oldukları gösterildi. Bebeklerin yatırılma pozisyonu ülkeler arasında farklılık gösteriyor; ABD'deki bebekler on yıl önce çoğunlukla yüzükoyun yatırılıyordu. Daha sonra bazı ülkelerde olduğu gibi ABD'de de annebabalar sağlıklı bebeklerin sırtüstü yatırılması için teşvik edilmeye başlandı. JAMA'da yayımlanan üç yeni araştırma, bu konuda hâlâ başka çalışmalara gereksinim olduğunu ortaya koydu. Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsan Gelişimi Enstitüsü'nün (National Institute of Child Health and Human Development: NICHD) bir çalışmasında ABD'de yüzükoyun yatırılan bebeklerin oranının 1992 yılında %70 olduğu, ancak 1996 yılında %24'e düştüğü saptandı. Aynı süre içinde ani bebek ölümü sendromu yaklaşık %38 azaldı. NICHD'nin yürüttüğü ikinci çalışmada, düşük gelir düzeyine sahip, Afrika kökenli Amerikalı annelerin bebeklerini yüzükoyun yatırma olasılığının daha fazla olduğu belirlendi. Araştırmacılara göre, doğumdan sonra bebeğinin hastanede yüzükoyun yatırıldığını gören annelerin %93'ü evde de aynı pozisyonda yatırıyor. Massachusetts ve Ohio'daki yaklaşık 8000 annenin yer aldığı başka bir çalışmada bebeklerini bir aylıkken yüzükoyun yatıran annelerin oranı sadece %18 iken, bebekleri üç aylık olduğunda bu pozisyonda yatırmaya başlayan annelerin oranının %29'a yükseldiği belirlendi. Araştırmacılar bu artışın, annelerin ailelerinden, arkadaşlarından, başka çocuklardan ve bebeklerinin davranışlarından etkilenmeleri sonucu ortaya çıktığını bildiriyorlar. Araştırmacılar, bebeklerin yüzükoyun yatırılmasını önlemek amacıyla Afrika kökenli Amerikalılar ya da İspanyol kökenliler, düşük gelir düzeyine sahip, 29 yaşından genç, daha önce çocuk sahibi olmuş ya da 8 haftalıktan küçük bebeği olan, yüksek risk grubundaki annelere yönelik eğitim programlanna gereksinim olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca, hastanelerde de yeni doğan bebeklerin sırtüstü yatırılarak doğru uyku pozisyonunun yerleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMUNA İLİŞKİN RİSK ETMENLERİ: Araştırmacılar, ani bebek ölümü sendromunun nedenini bilmemelerine karşın, olasılığı artıran etmenleri tanımladılar: Yüzükoyun uyuyan bebekler Sigara dumanına maruz kalan bebekler Anneleri gebelik döneminde sigara içenler Anneleri ilk hamileliği sırasında 20 yaşından küçük olanlar Anneleri doğum öncesi sağlık bakımı için hiç başvurmayanlar ya da geç başvuranlar Erken doğan ya da düşük doğum ağırlıklı bebekler Kış aylarında doğanlar Erkek bebekler RİSK AZALTMANIN YOLLARI: Ani bebek ölümü sendromunu önlemenin güvenli bir yolu olmamasına karşın, riski azaltabilecek önlemler şunlardır: Bebekleri sırtüstü yatırmak Doğumdan önce iyi bir sağlık bakımı Sigara içilmeyen bir çevre Sert bir yatak Bebeğin altına yastık ya da battaniye gibi yumuşak malzemeler yerleştirmemek Bebeği çok sıcak ortamda bulundurmamak (giydirerek, örterek ya da aşırı sıcak bir odada yatırarak) Rutin kontrolleri ve aşıları yaptırmak Hafif bir hastalıktan sonra bile bebeği birkaç gün yakından gözlemlemek KAYNAKLAR: National Institute of Child Health and Human Development "Back to Sleep" Campaign 31 Center Drive, Room 2A32 MSC 2425 Bethesda, MD 20892-2425 800/SOS-CRIB or www.nih.gov/nichd/ Sudden Infant Death Syndrome Alliance 800/221-SIDS or www.sidsalliance.org American Academy of Pediatrics SASE (business sizel to: SIDS Fact Sheet AAP P.O. Box 927 Elk Grove Village, IL 60009 National lnstitute of Child Health and Human Development, SlDS Alliance, American Academy of Pediatrics, AMA's Encyclopedia of Medicine |
Yürüteç Yararlı Mı, Zararlı Mı? http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/sss/CokSorulanSorular_img/sss02.gif Anne babalar, bazen bebeğin yürümesini kolaylaştıracağına inanarak, bazen de onun hoşça vakit geçirip eğlenmesi için yürüteç alıyorlar. Evet, gerçekten de bebekler yürüteçte hoş zaman geçirebilirler, fakat doktorunuza danıştığında bunu onaylamadığını göreceksiniz. Yürütecin, sanılanın aksine, yürümeyi kolaylaştırıcı değil engelleyici etkisi vardır. Çünkü, kolayca hareket kabiliyeti kazanan bebek, kendisi çaba harcamaya gerek duymayacak, yürüme denemelerinden vazgeçebilecektir. Üstelik yürüteçte; yürüme için özellikle önemli olan kalça ve üst bacak kasları değil, alt bacak kasları çalışmaktadır. Ayrıca, bebeğin takılıp düşme, önceden ulaşamadığı tehlikelere ulaşma riski vardır. Bebeğin emeklemesi, yerde yuvarlanması onun gelişimi açısından daha yararlıdır, hazır olduğunda nasılsa yürüyecektir |
Bebekte Otistik Bozukluklar Otistik bozukluğun genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın, bazı durumlarda anne babalar tarafından geç farkedilebilmektedir. Otistik bozukluk, ilk 36 ayda bazı belirtiler vererek yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin gelişim dönemleri içerisinde bebeklerin anne veya diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim şekli önemlidir. Bebek ilk doğduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim; göz ile nesneleri ve insanları takip ederek, agulama ile sinyal vererek, karşısındakine gülümsemede bulunarak, göz kontağı kurarak olabilir. Otistik bozukluğun başlangıcının, ilk 36 aydaki belli bir normal gelişim döneminden sonra görülebileceği gibi, doğumdan itibaren bazı belirtiler ile birlikte de görülebilir. Otistik bozukluğu olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma, jest ve mimikler vb, araçlar ve etraf ile iletişimin olmaması veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır. Aileler çoğunlukla çocuklarını ''konuşmuyor'' diye kulak-burun-boğaz hekimine veya çocuk hastalıkları hekimine götürürler. Daha sonra da, yapılan tetkiklerin normal çıkması ile çocuk psikiyatristlerine giderler. İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile etkileşim alanıdır. Yani çocuk başkaları ile duygularını, başarılarını, sevinçlerini paylaşmaz ve etrafındaki insanlar ile karşılıklı etkileşime girmek istemez. Zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak '' kendi halinde, kendi kabuğunda” davranır. İnsanların duygusal değişiklikleri ve sinyalleri onları etkilemez veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının yanına gitmez, onlar ile ilgilenmezler. Üçüncü temel bozulma alanı ise ısrarla tekrarlayan davranışlar ( dönme, sallanma, zıplama vb.) ve çok sınırlı olan ilgi alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının dönen merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir veya bir arabanın tekerleğini saatlerce çevirebilir veya bir eşyanın parçası ile saatlerce oturup uğraşabilir. Ek olarak ayak ucunda yürüme, yandan bakış, ağrıya dayanıklılık, yemek konusunda gıda seçimi vb belirtiler ile otistik çocuk diğer çocuklardan kolaylıkla ayırt edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte erken tanı ve hastalığa başka sorunların eşlik edip etmediği önemlidir. Önemli olan anne babaların bu konuda uyanık olarak erken tanı ve tedavi açısından bilgili olmalarıdır. Uzm.Dr. Esra Özaydın |
Bebeklerde Uyku Düzeni Yeni doğan bebeğiniz ilk haftalarda günde 17-18 saat uyur. 3. ayda ise uykusu günde 15 saate düşer. Ancak bu uyku hiçbir zaman gece olsun gündüz olsun aralıksız olarak 2-3 saati geçmez. Böylece bu dönemde siz de hiçbir zaman 2-3 saatten fazla aralıksız uyuyamazsınız. Bu yazıda sizlere bebeklerin uykusu bu konusunda birkaç öğüt verilecektir. 0-3 ay: Yeni doğan bebeğiniz ilk haftalarda günde 17-18 saat uyur. 3. ayda ise uykusu günde 15 saate düşer. Ancak bu uyku hiçbir zaman gece olsun gündüz olsun aralıksız olarak 2-3 saati geçmez. Böylece bu dönemde siz de hiçbir zaman 2-3 saatten fazla aralıksız uyuyamazsınız. Ya beslemek için, ya altını almak için veya sadece oynamak için uykunuz mutlaka bölünecektir. Bu durum çoğu bebekte 5-6.aya kadar sürer.Bu süre içinde size düşen görev bebeğinizin uyku alışkanlıklarını yerleştirebilmek için alıştırmalara başlamaktır. Bebeğiniz uykusu geldiğinde gözlerini ovuşturmak, kulaklarını çekiştirmek gibi birtakım hareketler yapar. Bu hareketleri öğrenin. Bebeğinize gece ve gündüzün farkını öğretmeye başlayın.Buna 2 haftalıkken başlayın.Gündüz onunla oynayın, konuşun, ilgilenin. Gece uyku vakti geldiğinde ışıkları karartın, oynadığınız oyunları mümkün olduğunca yavaşlatın. Onun ilgisini çekecek tüm aktiviteleri sınırlayın. Çamaşır, bulaşık makinesi vs. aletleri çalıştırmayın. 6-8 haftalık olduğunda bebeğinize kendi kendine uyuma şansı tanıyın. Onu yatağına yatırın, uyutmak için çaba sarfetmeyin, kucağınıza almayın veya sallamayın. Böylece kendiliğinden uyumayı öğrenme şansı tanıyın. 3-6 ay: 3-4 aylık olan çoğu bebek günde 15 saat uyur. Bunun yaklaşık 10 saati gece, 5 saati ise gündüzdür. Eskisi gibi her 2-3 saatte bir uyanmamaktadır. Geceleri ancak bir kaç kez beslemek için uyanabilirsiniz. Gündüz uykuları ise 2-3 parti halinde yaklaşık 5 saat olacaktır.Bu dönemde: Bebeğinizin uyku saatlerini planlamaya başlayabilirsiniz. Geceleri 20- 20.30 sıralarında uyuması uygun olacaktır. Bu saatlerde bebeğiniz çok enerjik görünse de yatmasını sağlayın. gündüz uykularını da belli saatlere planlamaya çalışın. Yatma zamanı için bir takım alıştırmalar geliştirmeye çalışın. Onu yatırmadan önce oynadığınız oyunları yavaşlatın. Pijamalarını giydirin. Hikaye anlatın, ninni söyleyin. Işıkları azaltın. Bunu her gün yaparak bebeğinizin yatma saati geldiğini öğrenmesini sağlayın. Bebeğiniz gece uykusunu 10 saat uyuduktan sonra onu uyandırın. böylece gündüz uykularını da düzenli uyumasını sağlarsınız. 6-9 ay: Günlük uykusu yaklaşık 14 saattir. 7 saate yakın bir süre hiç uyanmadan uyuyabilir. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki kez kısa süreli gündüz uykuları uyuması uyku düzeninin sağlanmasında faydalı olacaktır. Bu dönemde yatma zamanı için daha önceden geliştirdiğiniz alıştırmaların faydasını göreceksiniz. Artık önceden alıştırdığınız gibi pijamaları giydirdiğinizde, hikaye okuyup ninni söylediğinizde uyku zamanının geldiğini kabul edecektir. Her gün aynı saatte gündüz uykularına yatmasını sağlayın. Kendi kendine uyuyakalmasını sağlamaya çalışın. 9-12 ay: Bu aylarda muhtemelen bebeğiniz geceleri 10-12 saat ve gündüzleri iki kez yarım- 2 saat uyuyor olacaktır. Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır. 12-18 ay:Bu aylarda bebeğiniz günde 13-14 saat uyuyacaktır. 18 aylık olduğunda günde iki kez olan kısa gündüz uykularını öğleden sonraları yarım- iki saatlik tek uykuya indirebilir.Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır. 18- 24 ay:Geceleri 10-12 saat, gündüzleri 2 saatlik bir öğlen uykusu yeterli olacaktır. Bu aylarda çocuğunuz oluşturduğunuz alışkanlıkları yıkabilmek için çeşitli hilelere başvurabilir. Uzm.Dr. Esra Özaydın |
Bebeklerde Ateşle Gelen Havale Son zamanlarda salgın halini alan grip, herkeste yüksek ateş nedeni oluyor. Özellikle bebekleri olan aileler, ateşle gelen havaleden endişe ediyorlar. Gerek telefon ve gerekse mektupla bana ulaşan okurlarım arasında, bebeklerdeki yüksek ateş karşısında ne yapmaları gerektiğini soran okurlarım çok fazla. Bebeklerin hastalıklarını anlamak çok kolay değil. Derdini anlatamadıkları için, sadece ağlarlar. Genelde huzursuz ve çok ağlayan bir bebekte de ağlama da ipucu olarak değerlendirilmeyebilir. Eğer bebeğin yeme, içme ve uyuma alışkanlıklarında dikkat çekici bir değişme varsa, o çocuğun hasta olduğu düşünülür. Her hastalık ateş yükselmesine neden olmazsa da, bebeklerde ve küçük çocuklarda infeksiyon hastalıkları daha sık rastlandığı için, hastalıklarının büyük bir kısmında ateş yükselmesi olacaktır. Bu nedenle bebeğin ateşini ölçmek sağlığı hakkında bilgi verecektir. Cildin terli ve bebeğin hareketli olması nedeniyle, koltuk altı yerine makattan ateş ölçmek daha doğrudur. Eğer bir bebeğin makattan ölçülen ateşi 38 dereceden fazla ise, o bebekte yüksek ateş olduğunu kanıtlar. Ancak çoğu zaman ateşin yüksekliğinden çok bebeğin genel durumu daha da önemlidir. Ateşi normale yakın ama halsiz, devamlı uyuyan, mama yemek ya da süt içmek istemeyen bir bebek, 39 derece ateşi olmasına rağmen, canlı hareketli, beslenmesini sürdüren bir bebeğe oranla daha hastadır. Eğer iki aylıktan küçük bir bebeğin ateşi 38 dereceyi aşarsa doktora götürmek gerekir. İki aylıktan büyük bebek için doktora götürme sınırı 39 derece ateştir. Ancak daha düşük rakamlarda da olsa ateş, üç günden daha fazla sürüyorsa, doktora götürmek gerekecektir. Ateş yükselmesi vücudun savunma mekanizmalarından biridir. Vücutta virüs ya da bakteri cinsi bir hastalık etkeni olduğunu ve vücudun buna karşı tepki gösterdiğini kanıtlar. Ateş yükselmesi halinde hastalık etkenleri faaliyetlerini sürdüremez ya da ölürler. Bu nedenle ateş yükselmesi hastanın yararına bir durumdur. Ancak, yüksek ateşin devam etmesi, vücudun hastalığı yenemediğini gösterir. Hastalığın devam etmesi organlarda kalıcı bir bozukluk yaratabileceği için, müdahale edilmelidir. Doktor, yapacağı muayeneden sonra hastalığı teşhis edecek ve gerekli önlemleri alacaktır. Gerekli tedaviye başlamadan ateşi düşürmek yararlı bir davranış değildir.Ateşin, savunma sistemi için yararlı olduğunu belirttim ancak bunun tek istisnası, yüksek ateşle gelen havale nöbetidir. Beyin hücrelerinin normal dışı bir aktivite göstermesi sonucu ortaya çıkan, vücuttaki istemsiz kasılmalara, tıp dilinde konvülsiyon, halk arasında da havale adı verilmektedir.Tipik bir havale nöbetinde bebek şuurunu kaybeder, kol ve bacakları kasılır. Birkaç saniye sonra, kol ve bacaklarla yüzde ritmik kasılmalar olmaya başlar. Bir süre sonra da bütün belirtiler kaybolur. Havale nöbetleri genellikle 6 aylık ile 5 yaş arasındaki çocuklarda olur. Çoğu zaman yüksek ateş ile beraberdir. Ancak ateşin yüksekliği ile havale geçirme arasında her zaman bir ilinti yoktur. Yani bazılarında çok yüksek ateşte havale olmazken, bazı bebeklerde daha düşük ateşlerde bile havaleye rastlanabilir. Çocukların %4-5 inde hayatlarında en az bir kez havaleye rastlanırken, bunların yarısında bir kereden sonra havale görülmez. Eskiden, havale geçiren çocuklarda mutlaka beyin hasarı kalacağı düşünülürken, bunun doğru olmadığı artık anlaşıldı. Önemli olan havalenin kendisi değil, havaleye neden olan hastalıktır. Bu iyi tedavi edilmediği taktirde hasar kalabilir. Eğer bebeğin ateşi yüksekse, düşürmek için, giysilerini çıkartmak, başına ve göğsüne ıslak bez koymak, tüm vücudu serin su ile ıslatılmış bezlerle silmek yararlıdır. Havale geçiren bebekte, kolonya gibi alkollü maddeler kesinlikle kullanılmaz. Ayrıca ateş düşürmek için su dolu küvete sokmak da tehlikeli olabilir.Kusmaya başlarsa, yüzükoyun ya da yan yatırarak kusmuğun nefes borusunu tıkamasını önleyin.Nefes alması güçleşirse, alt çenesini hareket ettirmeye çalışarak nefes almasına yardımcı olun. Çoğu insan, havale geçiren kişinin dilini ısıracağını ya da yutacağını ve nefes yolunun kapanacağını düşünür. Dil ısırma olursa da çok önemli değildir. Bunu önlemek için ağzına elinizi ya da başka cisimleri sokmak tehlikeli olabilir.Eğer nefesi durursa, yapay solunuma başlamayın, kısa bir süre sonra kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır. Havale nöbeti geçtikten sonra, bebeğin devamlı doktoru varsa, ona haber verin. Bebeği muayene etmek isteyecektir. Eğer bu doktora ulaşamıyorsanız, bir hastanenin acil kısmına götürün. Yukarıda da belirttiğim gibi, havaleye neden olan hastalık, çoğu zaman havaleden daha ciddi sorun yaratır. Uzm.Dr. Esra Özaydın |
Ani Bebek Ölümü Ani Bebek Ölümü Tıpta SIDS olarak adlandırılan su sorun, hiçbir bir neden olmaksızın ani bir şekilde bebeğin yaşamının sona ermesi olarak bilinir. Bebek ölümlerinde çokca rastlanan SIDS, bebek 12. ayını doldurana kadar ortaya çıkabilir. En çok ikinci ve dördüncü aylar arasında görülür. Dördüncü ayla onikinci ay arasında SIDS’e daha az rastlanır. Bir çok bebekte bu şekilde nedeni bilinmeyen ölümlerle karşılaşmak mümkündür. Özellikle erkek bebeklerde olduğu bilinmektedir ve kış aylarında daha çok rastlandığı da gözlenmiştir. Bu durumla karşılaşan bebeklerin büyük kısmınında uyuduğu sırada yaşamını yitirdiği bilinmektedir. Erken yaşlarda gebe kalan kadınların bebeklerinde SIDS'le karşılaşma olasılığı daha fazladır. Ayrıca alkol, ilaç ve sigara bağımlısı olan annelerin bebekleri de risk altındadır. Gebelik döneminde iyi beslenmeyen annelerde ve de ekonomik nedenler yüzünden geçim zorluğu çeken ailelerin bebeklerinde SIDS daha fazladır. Olması gerekenden çok daha kiloya sahip olan bebekler ile premature bebeklerde SIDS görülmesi de beklenebilir. Bebeklerde SIDS ile karşılaşmamak için uzmanlar tarafından bir takım öneriler verilmektedir. Bu tavsiyelere uyulduğu taktirde bebeklerde ki ölüm riskinin azaldığı gözlenmiştir. Oldukça önemli olan bu olay üzerinde fazlasıyla durulmalı ve duyarlı olunmalıdır. Ebeveynlerin bu uyarıları dikkate almaları yararlı olacaktır. •Gebelik dönemlerinde alınan gıdalara dikkat edilerek, sürekli olarak hekim kontrolünde olmak gerekir. •Önemli bir sorun olmadığı taktirde mutlaka bebeği emzirmelidir •Bebek doğduktan sonra sürekli hekim gözetiminde olmalı ve anlaşılamayan bir durum görüldüğünde de derhal hekimle irtibat kurulmalıdır. •Isı bebek için önemlidir. Bu nedenle bebek odasını sürekli orta derecede bir ısıda olmasına dikkat edilmelidir. •Bebek odasında sürekli temiz hava olmasını sağlamak gerekir. •Bebeğin odasında ya da bebeğin yer aldığı hiçbir yerde sigara içilmesine müsade etmeyin. Sigara içilen bölümlerde bebeğinizi bulundurmayın. •Bebeğin yatağının çok yumuşak olmasını izin vermeyin, bunun yerine sert bir yatak seçin. •Bebek çarşafını yatağın alt kenarına sıkıştırın ve büzüşmesini engelleyin. •Bebeğin yatağının sürekli temiz olmasını sağlayın. •Uyuma esnasında bebeğin yüzünü kapatmayın. •Bebeğin mutlaka sırt üstü yatması gereklidir, bu şekilde yatan bebeklerde SIDS olma oranı oldukça azalmıştır. •Bebeğin yatağında fazlalık hiç bir şey bulundurmayın. •Bebeği yatağın alt bölümüne değilde, üst bölümüne yatırın. •Bebek yatağının altına hiç bir şey sermeyin. |
VENTRİKÜLER SEPTAL DEFEKT VDS-ÇOCUKTA KALP DELİĞİ KÜÇÜK VENTRİKÜLER SEPTAL DEFEKT (VSD) Kalbin iki karıncığı arasındaki duvarda açıklık olmasıdır (Şekil 2). Bu açıklık vasıtasıyla sol taraftaki temiz kanın bir kısmı sağ tarafa geçer. Bu olay akciğer atardamarında hafif bir basınç yükselmesine sebep olabilir. Hastanın şikayetlerinin ciddiyeti ve tedavi şekli (ilaç veya ameliyat) büyük ölçüde açıklığın büyüklüğüne, yani buradan geçen kanın miktarına bağlıdır. Küçük VSD’li hastalarda genellikkle hiçbir çikayet görülmez. Tanı nasıl konulabilir ? Tanı genellikle herhangi bir nedenle doktora gidildiğinde muayene sırasında üfürümün duyulması ile tesadüfen konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Tedavide ne yapılabilir ? Küçük defektlerde genellikle tedavi gerekmez. Ancak sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. İleriye dönük yapılması gerekenler : Defektin kendiliğinden kapanma ihtimali olduğu unutulmamalıdır. Hasta doktorun önereceği belli kontrol aralıkları ile takibe gelmelidir. GENİŞ VENTRİKÜLER SEPTAL DEFEKT (VSD) Kalbin iki karıncığı arasındaki duvarda büyük bir açıklık olmasıdır Bu açıklık vasıtasıyla sol kalpteki temiz kan sağ kalbe, buradan da akciğerlere gider. Bu olay bir taraftan akciğer atardamarlarında basınç yükselmesine sebep olur, diğer taraftan artan kan akımı kalbin daha fazla çalışmasına ve daha fazla yorulmasına sebep olur. Tanı nasıl konulur ? Bu bebeklerde hızlı nefes alıp verme, özellikle emerken aşırı terleme, yeterli kilo alamama ve emme sırasında yorulma dikkati çeker. Tanı, muayene sırasında üfürüm duyulması ile ve kalp yetersizliği bulgularını belirleme ile konur. Bu hastalarda sık sık zatürre, bronşit gibi akciğer hastalıkları da sık görülür. Genellikle çocuk doktora hasta olduğunda götürüldüğünden, böyle ağır hasta ve huzursuz bir bebekte diğer bulgular zor farkedilir. Bu hastaların bir kısmı akciğer enfeksiyonu tadavileri ile kısmen düzelmekle birlikte, kesin tanı konulması bu nedenle çok gecikebilmektedir. Erken tanı için ülkemizde sağlıklı çocukların da doktor kontrolüne götürülmesi alışkanlığının kazanılması şarttır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Tedavide ne yapılabilir ? Kalbin çalışma gücü ilaç tedavisi ile arttırılmaya çalışılır. Çocuk büyüdükçe açıklığın küçülüp küçülmediğine bakılır. Düzelme saptanmayan hastalarda bu açıklığın cerrahi olarak kapatılması gerekebilir. Bazı hastalarda cerrahi öncesinde kalp kateterizasyonu yapılması gerekebilir. Cerrahi için uygun zaman genellikle 6 ay civarıdır. Açıklık bir yama ile kapatılıp, kan geçmesi engellenir. Ameliyatın az da olsa risk taşıdığı bilinmelidir. İleriye dönük yapılması gerekenler : Sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite ( kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Bu ameliyat olmuş hastalar için de 4-5 yıl süre geçerlidir. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalı gerekir. |
RESPİRATUAR SİNSİSYAL VİRÜS HASTALIĞI --RSV Respiratuvar sinsitiyal virüs (RSV) iki yaşına kadar hemen hemen tüm çocukları enfekte eden çok yaygın ve bulaşıcı bir virüstür. RSV bebeklerde bronşiyolit ve zatürre gibi yaşamı tehdit eden şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ciddi salgınlar yapar. Yüksek riskli bebeklerde (prematüre bebekler, kalp, akciğer sorunlu ve bağışıklığı baskılanmış olan çocuklar) önemli oranda morbidite ve mortaliteye yol açar. Ayrıca bebeklikte geçirilen RSV ileri yıllarda reaktif hava yolu hastalığı (RAD- reaktive airway disease) gelişimine yol açabilir. Halen şiddetli RSV enfeksiyonunun etkili ilaç tedavisi olmayıp, enfeksiyon kontrolü ve önleme en etkili seçenekler olarak görülmektedir. İlk olarak 1956 yılında üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren bir şempanzeden izole edilmiştir. RSV çok bulaşıcı olup insandan insana temas ya da kirlenmiş eşyalarla bulaşır. Damlacık yoluyla bulaşma oldukça kısıtlıdır. Çünkü virüs aerosol içinde inaktive olmaktadır. Kuluçka süresi birkaç gün ile bir haftadır. Viral çoğalma bebeklerde ve bağışıklığı yetersiz kişilerde oldukça fazla ve uzun olup hastaneye yatırılmış bebeklerin virüsü 21 gün boyunca yaydığı gösterilmiştir. Sekretuvar ve serum antikorları koruyucu olup, internal viral proteine karşı hücresel immün yanıt enfeksiyonun sonlanmasını sağlar. İmmün yanıt humoral ve hücresel olmakla beraber doğal bağışıklık yetersiz olup reenfeksiyon sıktır. Ilık iklimlerde kış mevsiminde tropikal iklimde yağmurlu dönemlerde enfeksiyon sık görülür. Bebeklerin yarısı kış aylarında RSV ile enfekte olur. İki yaşına kadar hemen her çocuk enfeksiyona yakalanarak 24 aya dek %95 kanında antikor (+) olur. RSV’li bebeklerin %2’sinin hastaneye yatırmak gerekir. Bunların beşte biri solunum desteğine gereksinim duyar. Yüzde 1.5’i ölür. Dereli ve arkadaşları iki ay ve iki yaş arası 65 akut bronşiyolitli hastaneye yatan çocukta ve altı ay - sekiz yaş arası üst solunum yolu enfeksiyonlu 35 çocukta RSV seropozitifliğini araştırmışlar ve birinci grupta %29.2, ikinci grupta %11.4 olarak bulmuşlardır. Altı ayın altındaki çocuklarda şiddetli enfeksiyon için risk etmenleri vardır: Bunlar; prematüre doğum, immün yetmezlik ve kalp-akciğer hastalıklardır. Düşük sosyoekonomik durum daha yüksek atak oranına neden olur . Tanı Başlıca laboratuvar yöntemi respiratuvar sekresyonda virüsün saptanmasına dayanır. Bu testler bebeklerde erişkinlere göre daha duyarlıdır. Çünkü bebeklerde virüs saçılması daha uzun ve yoğundur. Klinik Belirtiler RSV enfeksiyonu çocukluk çağında en sık burun akıntısı, öksürük ve ateş ile karakterize üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülür. Virüs aynı zamanda krup, orta kulakiltihabı, bronşiyolit ve zatürreye yol açar. Bronşiyolit ve zatürre olgularında hastaneye yatış en sıktır . Radyografide havalanma fazlalığı, diffüz interstisiyel tutulum, peribronşial kalınlaşma ve kendiliğinden düzelen segmental atelektazi görülür . Tedavi Tam bir tedavisi olmayıp destekleyici tedavi uygulanır. |
ANOMALİLİ KUSURLU BEBEKLER ltrasonografi incelemesinde uygun bir gebelik haftasında, çözünürlüğü iyi bir ultrasonografi cihazıyla, dikkatlice ve sistematik bir şekilde tarama yapıldığında bariz yapısal kusurlar nispeten kolay bir şekilde görülebilir. Ancak başta Down sendromu olmak üzere kromozomları ilgilendiren kusurların bazıları direkt olarak yapısal bir kusura yol açmayabilirler. Bunun yerine bu bebeklerde, kendi başlarına bir "kusur" olmayan, ancak bebeklerin yalnızca az bir kısmında görülebilen bazı işaretler saptanabilir. Bu işaretlerin genel özellikleri şunlardır: Bu işaretlerin önemli bir kısmı bunlar konusunda bilgisi ve deneyimi olan doktorlar tarafından çok dikkatli bir şekilde özellikle "bulmak amacıyla" ve çözünürlüğü yüksek ultrasonografi cihazlarıyla bakıldığında görülebilir. İşaretlerin önemli bir kısmı tümüyle normal olan bebeklerde de görülebilir ve bu nedenle başka bulgular ve risk faktörleri olmadığında genellikle kendi başlarına bir anlam taşımazlar. Bu işaretlerin bir kısmı gebeliğin ilk yarısında kendilerini gösterip, sonradan "yok olabilirler". Bu nedenle bu işaretler özellikle 11.-24. gebelik haftalarında araştırılırlar. Birinci trimesterde görülebilen işaretler şu şekilde özetlenebilir: Kistik higroma Bebekte şişme (hidrops) hali Ense pilisi kalınlığının artması Erken gelişme geriliği Kalp atım sayısı ve ritim özellikleri İkinci trimesterde görülebilen işaretler şu şekilde özetlenebilir: Uyluk kemiği ve / veya üst kol kemiği kısalıkları Piyelektazi Kalp boşluğunda ekojen odak Ventrikül genişlemesi Koryoid pleksus kisti Pelvik açı genişlemesi Kordonda tek atardamar bulunması İşaretler hakkında ayrıntılar Kistik higroma "Kistik higroma", gebeliğin erken dönemlerinde bebeğin boyun bölgesinde saptanabilen birden fazla odacıklı kistik yapılara verilen isimdir. Bu normal dışı yapının ortaya çıkma nedeninin bölgede lenf kanallarının tıkanmasıyla lenf sıvısının birikmesi olduğu düşünülmektedir. Bazı durumlarda boyun bölgesinde yer alan başka kitleler de kistik higroma sanılabileceğinden tanının tecrübeli bir uzman tarafından doğrulanması önemlidir. Kistik higromanın önemi başta Turner sendromu olmak üzere bebekte bir kromozom kusuruna işaret edebilmesidir. Kistik higroma genellikle erken gebelik haftalarında gözlenir ve gebeliğin ikinci yarısından itibaren kaybolur. Kistik higroma gözlendiğinde muhtemel bir kromozom bozukluğunu araştırmak için koryon villus biyopsisi veya amniyosentez ile karyotipleme (kromozom tayini) yapılması önemlidir. Bebekte şişme (hidrops) hali Bebekte erken gebelik haftalarında şişme hali çok ender görülen bir bulgu olmakla beraber ciddi bir soruna işaret etmesi açısından önemlidir. Hidrops durumundaki bir bebeğin karın boşluğu ve diğer vücut boşluklarında normal dışı bir sıvı birikimi vardır. Erken gebelik haftalarında bir kromozom kusuruna işaret edebilen hidrops, gebeliğin ileri haftalarında saptandığında bebekte ciddi bir kalp kusuru sonucunda veya anne ve baba adayı arasında var olan ve önceki gebeliklerde gerekli önlemler alınmamış bir kan uyuşmazlığının (Rh uygunsuzluğu) bebeğin kan hücrelerini parçalamasıyla oluşmuş bir kalp yetmezliğinin belirtisi olabilir. Ense pilisi kalınlığının artması Ense pilisi kalınlığı başta kromozom kusurları olmak üzere kalp hastalıklarında veya çeşitli doğumsal kusurlarda artmış bulunabilir. Ense pilisi kalınlığı 11-14 tarama testinin bir parçası olarak bu gebelik haftaları arasında ölçülmektedir. Bunun yanında ayrıntılı ultrasonografide de ense pilisi kalınlığı ölçümü yapılmaktadır. Ense pilisi kalınlığı artışı genellikle geçici bir bulgudur ve ilerleyen gebelik haftalarında kaybolma eğilimi gösterir. Erken dönem gelişme geriliği İlk trimesterde ultrasonografide hesaplanan gebelik haftasının son adet tarihine göre hesaplanan gebelik haftasına göre daha ufak bulunması durumunda en muhtemel nedenler yumurtlamanın geç olması ve son adet tarihinin yanlış hatırlanmasıdır. Ancak başta Trizomi 18 olmak üzere çeşitli kromozom kusurlarında bebekte gelişme geriliğinin çok erken gebelik haftalarında başlayabilmesi nedeniyle özellikle aradaki fark çok yüksek olduğunda bebek daha yakın takibe alınır. Kalp atım sayısı ve ritim özellikleri Bebeğin kalp atışları ultrasonografide genellikle 7. Haftadan itibaren izlenebilir hale gelir. Kromozom kusurlarının bazılarında kalp atım sayısı çok düşük veya çok yüksek olabileceğinden kalp atım sayısı da mutlaka dikkate alınır. Kalp atım sayısının özellikleri yanında kalp ritminin düzensizliği de bebekte özellikle bazı kalp kusurlarına işaret edebilmesi açısından önemlidir. Dikkat: Özellikle ikinci trimesterde yapılan ultrasonografide bebeğin kalbinin incelenmesi esnasında ultrasonografi probunun bebeğin kalbi üzerine basınç uygulanması bebeğin kalp atışlarında geçici bir azalmaya ve hatta ""üzensizleşmeye" neden olabilmektedir. "Prob bradikardisi" adı verilen bu durum bir kalp hastalığına işaret etmemekle beraber kalbin ileri incelemesi için ikinci düzey detaylı ultrasonografi gerektirebilir. Ekojenik barsak Ultrasonografide barsakların içinin ekojenik, yani "parlak (beyaz)" görünmesi veya karın içinde kireçlenmeyi andıran parlaklıklar bulunmasıdır. Ekojenik barsak tüm gebeliklerde yaklaşık %1 oranında gözlenebilen bir bulgudur ve mutlaka bebekte bir kusur olduğunu göstermez. Bazı durumlarda ultrasonografi ayarlarının değiştirilmesiyle parlaklığın aslında gerçek olmadığı gözlenebilmektedir. Ekojenik barsak gebeliğin ikinci trimesterinde gözlendiğinde bebekte bir kromozom kusuruna işaret edebilmesi açısından önemli olmakla beraber tek başına bir anlam taşımayabilir Gebeliğin ileri haftalarında görülen ekojenik barsak ise bebekte çeşitli metabolizma hastalıklarına, rahim içi enfeksiyonlara, barsakların bebeğin ilk dışkısı olan mekonyum tarafından tıkanmasına ve bebeğin ciddi bir şekilde sıkıntıda olmasına işaret edebilen bir bulgu olması nedeniyle önemlidir. Uyluk kemiği ve / veya üst kol kemiği kısalıkları 16.-24. gebelik haftaları arasında yapılan ultrasonografide bebeğin uyluk kemiğinin ve / veya üst kol kemiğinin gelişiminin geri kalması Down sendromunun bir bulgusu olabilmektedir. Bu işaretin hatalı yorumlanmasını engellemek için gebelik haftasının doğru bilinmesi çok önemlidir. Piyelektazi (böbrek kanallarında genişleme) Tüm gebeliklerin yaklaşık %2'sinde ultrasonografide bebeğin bir ya da iki böbreğinde idrar kanallarında genişleme saptanabilir. Erken gebelik haftalarında saptandığında ve özellikle de diğer bazı işaretlerle beraber olduğunda bu bulgu Down sendromu ve diğer kromozom bozukluklarına işaret edebilmesi açısından önemlidir. Piyelektazi doğumsal kusura işaret edebilen bir bulgu olması yanında kendi başına da bir böbrek ve idrar kanalı hastalığına işaret edebilmesi açısından takibe alınması gereken bir bulgudur. Özellikle büyük piyelektazilerde bebeğin yenidoğan döneminde ayrıntılı incelenmesi ve bu inceleme sonuçlarına göre hareket edilmesi uygundur. Kalp boşluğunda ekojen odak Tüm gebeliklerin yaklaşık %3-4'ünde saptanabilen bir bulgudur. Kalp boşluklarından birinde ya da ikisinde parlak bir yapı gözlenir. Bu bulgu bebekte Down sendromu varolma olasılığını artırması açısından önemlidir. Ekojen odak genellikle 3. trimesterde kaybolur. Ventrikül genişlemesi Bebeğin kafa içindeki sıvıyı, yani beyin-omurilik sıvısını barındıran ve ileten yapılarda ("ventriküller") genişleme erken gebelik haftalarında Down sendromu bulgusu olarak ortaya çıkabilmektedir. Gebeliğin ilerleyen haftalarında ise ventrikül genişlemesi bebekte hidrosefali gelişimine işaret edebilmesi açısından ayrı bir önem kazanır. Koryoid pleksus kisti Koryoid pleksuslar beyin omurilik sıvısını barındıran ventriküller içinde sağlı sollu yer alan, erken gebelik haftalarında kelebek tarzı yapılarıyla kafa içinin büyük kısmını kaplayan, daha sonra beyin dokusunun gelişmesiyle boyutları nispeten ufalan yapılardır. Beyin omurilik sıvısının üretiminden sorumlu bu yapıların içinde kistik oluşumların gözlenmesine koryoid pleksus kisti adı verilir. Koryoid pleksus kistleri tüm gebeliklerde yaklaşık %1'inde gözlenebilir ve tek veya çift taraflı olabilirler. Bu oluşumlar erken gebelik haftalarında gözlendiğinde başta Trizomi 18 olmak üzere Down sendromu ve diğer kromozom kusurlarının varlığına işaret edebilmeleri nedeniyle önemlidirler. Koryoid pleksus kisti saptandığında genel yaklaşım, ayrıntılı incelemede bebekte başka bir işaret ve kusur saptanmadığında kistin izlenmesi yönündedir. Beraberinde başka bulgular da saptandığında ve /veya kistin nispeten büyük olduğu saptandığında amniyosentez ile bebeğin kromozomlarının incelenmesi gerekebilir. Bu oluşumlar gebelik haftası ilerledikçe kaybolma eğilimindedirler. Koryoid pleksus kistlerinin, bir kromozom kusuruna bağlı olmadıkları sürece bebeğin beyin gelişimini olumsuz etkilemeleri beklenmez. Pelvik açı genişlemesi Nispeten yeni keşfedilmiş bir bulgudur. Bebeğin leğen kemiklerinin birbirine yaptığı açının "geniş" bulunması ek bir Down sendromu işareti olarak kabul edilmekle birlikte bu bulgunun tanımının henüz net olarak yapılmış olmaması, Down sendromu taramasındaki önemini diğer işaretlere göre geri planda bırakır. Kordonda tek atardamar bulunması Bebeğin göbek kordonunda normalde bir toplardamar ve etrafına heliks şeklinde sarılmış iki adet atardamar bulunur. Tüm gebeliklerin yaklaşık %1'inde bebeğin göbek kordonunda tek atardamar bulunur. Bu durum tek başına bir doğumsal kusur olmamasına ve bebekte ileri bir inceleme gerektirmemesine karşın, yapısal başka kusurların varlığına işaret edebilmesi açısından önemlidir |
ÇOCUKLARDA YEMEK SORUNU Okul öncesi yaştaki çocuklar, az yemek yemeleri ile ünlüdür. Hayatın ilk yılında bebekler müthiş bir büyüme sergileyerek doğum kilosunu yaklaşık üçe katlarlar. Bu büyüme hızının devam edebilmesi için de çok yemeleri gerekir. Öte yandan okul öncesi dönemdeki çocuklar daha yavaş büyüdüklerinden çok yemeye gereksinim duymazlar. Nitekim, genellikle 1 yaşından sonra çocukların iştahında belirgin bir düşme gözlenir. Memorial Hastanesi Pedagoji Bölümü’nden Uzm. Pedagog Melda Alantar, okul öncesi dönemde yemek yeme sorunu yaşayan çocukların iştahlarını düzene sokmak için ailelere pratik önerilerde bulundu. Çocukların günlük kalori ihtiyacı nedir? Çocukların çoğunun büyümelerine yetecek kadar yedikleri ve yeterli kaloriyi aldıkları sürece sağlıklı olacaklarını unutmayın. Küçük çocuklar günde yaklaşık 1000 kaloriye ihtiyaç duyar. Anne ve babalar, çocuklarının bir gün umulduğundan daha fazla yediğine, ertesi gün ise neredeyse hiçbir şey yemediğine tanık olabilir. Unutulmamalıdır ki, çocukların aldığı kalorilerin sayılması gerekmez. Küçük çocuklar genellikle kendi enerji gereksinimlerini anlar, sağlıklı ve aktif kalmalarına yetecek ölçüde yerler. Anne ve babaların görevi onlara sadece besleyici yiyecek çeşitleri sunmaktadır. Yemek yeme sorunu olan çocuklar için pratik öneriler: 1- Çocuklara yemekleri uygun porsiyonlar halinde sunun Yemekleri okul öncesi yaştaki çocuğa uygun porsiyonlar halinde sunun. Okul öncesi çocuklara uygun porsiyon miktarı genellikle yetişkin porsiyonunun yaklaşık dörtte biri kadardır. Büyük porsiyonlar çocuğu sıkabilir ve böylece daha az yemesine neden olabilir. En iyisi küçük miktarlarda sunmak ve bitirdiğinde, daha fazla isteyip istemediğini sormaktır. 2- Yiyeceği yemeğe ve miktarına çocuğunuzun karar vermesini sağlayın Tabağındaki yemeklerden hangisini yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine çocuğunuzun kendisinin karar vermesini sağlayın. Hiçbir şey yemezse, sorun etmeyin. Bir sonraki öğün ya da atıştırmada nasıl olsa acıkmış olacak. 3- Susadığında su içirin Çocuğunuzun midesini sıvılarla doldurmasına izin vermeyin. Bu yaştaki bir çocuğun yeterli kalsiyum ve diğer gıdaları alması için 450-650 ml. süt içmesi yeter. Çok fazla meyve suyu ishal veya diş çürümesine yol açabilir, hayatın ileri yıllarında obeziteye neden olabilir. Çocuğunuz susadığında meyve suyu yerine su verin. 4- Çocuğunuzla pazarlıktan kaçının Pazarlıktan (örneğin “sebzeni yersen çikolata vereceğim” gibi) veya ısrardan (“sadece bir kaşık daha” gibi) kaçının. Araştırmalar, bu tekniklerin geri teptiğini ve çocuğun daha da az yemesine neden olduğunu ortaya koyuyor. Çocuğunuz yemeğinin bittiğini söylediğinde masadan kalkmasına izin verin, ancak yemeğinin bıraktığı kısmını telafi etmek amacıyla sevdiği diğer şeylerden vermeyin. Yeni yiyecekleri kabul ettirmek özellikle zor olabilir. Bunun için birkaç öneri: Yeni yiyecekten çok küçük bir porsiyonu çocuğunuzun sevdiğini bildiğiniz bir yemeğin arkasından verin. Çocuğunuzu bu yeni yiyeceği yemeye zorlamayın ve bu nedenle bir tartışmaya girişmeyin. İyi bir örnek teşkil edin ve bu yeni yiyecekten iştahla yediğinizi görmesini sağlayın. Vazgeçmeyin. Çocuğunuzun yeni yiyeceği kabul etmesinden önce aynı yiyeceği 10 veya daha fazla kez sabırla sunmanız gerekebilir. Market alışverişine beraber gitmek ve yemekleri birlikte hazırlamak da genellikle işe yarar. Markette çocuğunuza farklı yiyecek türlerini ve özellikle de sebze ve meyveleri gösterin. Bunların renk ve şekillerini belirtin. Masada kullanmak istediği tabak ve bardağı seçmesine izin verin. Çocuğunuza yemek seçenekleri sunun Akşam yemeği için ne pişireceğinize çocuğunuzun karar vermesine izin verin. Birkaç yemek önerisinde bulunun ve bunlardan birini seçmesini isteyin. Örneğin, akşam sebze yemek isteyip istemediğini sormayın. Bunun yerine örneğin bezelye mi, yoksa yeşil fasulye mi istediğini sorun. Böylece hem yemeği o seçmiş olur, hem de ne yiyeceği konusunda belli bir kontrole sahip olmuş olur, ancak yemekte sebze olacağı mesajını da almış olur. Mönüyü belirleme yetkisinin size ait olduğunu unutmayın Her şeyden önemlisi, mönüyü belirleme yetkisinin size ait olduğunu unutmayın. Sırf çocuğunuz sunduğunuz seçeneklere burun kıvırdı diye mönüyü değiştirmeyin. Hızla verilen siparişleri hazırlayan bir aşçı gibi davranmayın. Ne kadar zor olsa da, ileride yaşanacak yemek savaşlarının (ve her akşam iki-üç ayrı kişi için farklı yemek hazırlama zorluğunun) önüne geçmek için okul öncesi dönemde çocuğunuza sağlıklı yemek alışkanlıklarını kazandırmanız çok önemli. |
Bebeğiniz olduktan sonra onun genel görünüm ve davranışlarını çok iyi takip etmeniz gerekecek. Ancak bu sayede normal dışı davranıp davranmadığını, hasta olup olmadığını anlarsınız. Çok iyi bir gözlemci olmalı , şüphelendiğiniz bir durumda hemen doktorunuza başvurmalısınız. GECİKMEYE GELMEZ DURUMLAR
ACİL DURUMLAR
|
Televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri Günümüzde gerekli gereksiz her yerde ve her biçimde tartışılan televizyonu iki körün tuttuğu fil örneğine benzetmek mümkündür. Her kesimden insanın kendi düzeyi ve beklentileri çerçevesinde konuya yaklaşımları farklı olabilmektedir. Ben daha çok çeşitli programlar aracılığıyla televizyonda yer alan ve çocukları çeşitli biçimlerde etkilediğine inandığım birtakım açık ve örtük mesajlar üzerinde durmak istiyorum. Televizyonun olumsuz etkileri konusunda daha çok şiddet ögesi üzerinde durulmaktadır. Elbette bu, çok önemli bir ilişkilendirmedir ve üzerinde hassasiyetle durulması ve sorgulanması gereken bir konudur. Ancak algılama biçimi, algıladıklarını benimseme hızı ve hayata geçirme istekleri ve yanısıra geleceğin yetişkinleri olmaları açısından bakıldığında televizyonun çocuk üzerindeki etkilerini salt şiddetle sınırlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir başka deyişle bu ilişkilendirme doğrudur, ancak eksiktir. Ben burada çok ayrıntılı bir biçimde olamasa da çeşitli alt başlıklar çerçevesinde bu ilişkilendirme tiplerine ve televizyonun çocukları etkilediğine inandığımız diğer bazı konulara değinmek istiyorum. Şunu da belirtmeliyim ki bu ilişkilendirme tiplerine ve etkilenmelere değinirken sıralamam belli bir önem derecesine göre olmadı. Çünkü, bunun önem sırası, ya da başka bir ifadeyle etkilenme oranı sıralaması çocuğun yaşadığı ortama göre değişkenlik gösterebilmektedir. Ancak kendi kişisel görüşüm olarak belirtmeliyim ki, tüm etkilenmelerin ötesinde, salt kısa vadede değil, uzun vadede olaya bakıldığında en tehlikeli görüneni, televizyonun her bir çocuğu tehlikeli bir biçimde birer tüketim toplumu bireyi haline getirmesidir. Biraz sonra aşağıda da görüleceği gibi bu faktör aynı zamanda gerek kişisel, gerekse ilişkiler bazında, pek çok etkileme veya etkilenmenin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü tüketim toplumu bireyi, salt tüketmekle kalmaz, değer yargıları, ilişki biçimleri özetle kişiliğe dönük pek çok şey değişiklik gösterir. Bu bakımdan da, yani etki yelpazesi düşünüldüğünde de çoğu kez şiddetten daha tehlikeli olabileceği anlaşılmaktadır. Günümüzde pek çok ülkede televizyonun olumlu veya olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Ülkelerin toplumsal yapıları ve buna bağlı olarak televizyon yayınlarının biçim ve içeriğine göre bu etkilenmeler farklılıklar gösterebilmektedir. Bilindiği gibi ülkemiz matbaaya Avrupa'dan yaklaşık 500 yıl sonra kavuşmuştur. Bu da toplumun yazılı kültürü yaşamadan görsel kültüre geçmesi anlamını taşımaktadır. Gazete ve kitap okuma oranı düşüklüğünün temelinde de bu zihniyet sorunu yer almaktadır. Yine aynı nedenle okuma ve düşünme geleneğinin yerleşmediği bizim gibi toplumlarda televizyondan etkilenme çok daha yoğundur. Ayrıca Veysel Batmaz'ın da belirttiği gibi, "Televizyonu sadece siyasal güç ya da eğlence aracı değil, tüm kültürü yaratan devasa bir sosyolizasyon aracı olarak görmenin zamanı gelmiştir" (Batmaz, 1998;3). Yaratılan bu devasa kültürün iki temel dayanağı vardır. Eğlenmek ve tüketmek. Kitle iletişim araçlarının tarihine ve işlevlerine baktığımızda aslında dört büyük temel işlevlerinin bulunduğu (ya da bulunması gerektiği) görülmektedir. Bilgilendirmek, haber vermek, mal ve hizmet tanıtımı yapmak ve eğlendirmek. Ancak biraz önce de belirttiğimiz gibi artık eğlenme ve tüketme (belki daha ironik bir ifadeyle eğlendirerek tüketmeye azmettirmek) temel iki işlevi kalmıştır. Ayrıca gerek ülkemizde, gerekse dünyada yapılan tüm araştırmalar göstermiştir ki, istisnai durumların dışında çocukların televizyon izleme sıklığı ve alışkanlığı, televizyonun bu özellikleri de göz önüne alındığında, kişiliğinin oluşması ve başarısı için tehlikeli boyutlardadır. Öte yandan ailenin tek ya da temel toplumsal kurum olduğu toplumlarda, çocuğun davranışlarının açıklanması ve anlaşılmasında referans kaynağını aile oluşturabilirken günümüz toplumlarında aile, söz konusu sorumluluğunu ya da referans olma özelliğini diğer toplumsal kurumlarla paylaşma durumundadır. Çünkü günümüzde bir aile ortamına gözlerini açan çocuk, ebeveyniyle iletişime girmekle kalmayıp, ilk günden itibaren televizyonla da iletişime girmektedir. Televizyon, tek yanlı iletişimiyle izleyiciyi savunmasız yakalamaktadır. Bilinçli bir yetişkin ile henüz bilinci oluşmamış bir çocuğun bundan etkilenme durumlarının aynı olması elbette mümkün değildir. Fransa'da çocukların % 30'u her gün 3 saat 28 dakika ekran karşısında kalıyorlar. Uluslararası Çocuk Merkezi tarafından gerçekleştirilen incelemeye göre, iki yaşındaki çocuklar televizyon açmayı biliyorlar, üç yaşında da hergün televizyona bakıyorlar (Revue,1998;38). Fransa'da yapılan başka bir araştırmaya göre: 4-10 yaşındaki çocuklar 1 saat 45 dakika; 11-14 yaşındakiler 2 saat 1 dakika; büyükler 2 saat 50 dakika televizyona bakmaktadırlar (Revue,1995). Ege Üniversitesi'nde 1997 yılında yapılan bir çalışmada, Ege Üniversitesi Ana Okuluna giden çocukların ebeveynlerinini ifadesine göre: Çocukların % 56'sı günde 2, % 44'ü de üç saat televizyon seyretmektedirler (Saatçiler,1997). Üst toplumsal kesimden çocukların gittiği Alsancak Gazi ilkokulu'nda erkek çocukların % 40'ı 3 saatten daha fazla kız çocukların ise % 40'ı 2-3 saat arasında televizyona baktıklarını söylediler.Büyük Çiğli İlköğretim Okulu'nda erkek çocukların % 53'ü, kız çocukların % 66'sı ortalama 1 saat televizyona baktıkların belirttiler. Bu verilere göre üst toplumsal kesim çocuklarının günde ortalama 2,5 saat, alt toplumsal kesim çocuklarının ise 1,5 saat televizyona baktıkları söylenebilir. Erkek çocuklarının daha fazla televizyona baktıklarına dikkat edilirse, ataerkil değerlerin egemen olduğu ailelerde erkek çocuklarına daha fazla televizyona bakma olanağının verildiği söylenebilir. Konunun temelini oluşturan bu bilgilerin aktarılmasından sonra ilişkilendirme tiplerinin ve çocukların etkilendikleri konuları özetle vermek gerekirse, bunları on başlık altında toplamanın mümkün olduğu görülmektedir. 1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri 2.Cinsel kimliğin oluşması ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi 3.Anne ile ilişkisi üzerine etkisi 4.Baba ile ilişkisi üzerine etkisi 5.Şiddet eğilimlerine etkisi 6.Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi 7.Kültürel yabancılaşmaya etkisi 8.Dildeki yozlaşmaya etkisi 9.Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi 10.Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yokoluşuna etkisi 1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri Biraz önce televizyonun kalan iki temel işlevinin eğlendirmek ve tükettirmek olduğuna değinmiştik. Tükettirme azminde olan mal ve hizmetlerin tanıtımı, artık salt reklamlarda değil, pek çok programın içinde de yer almaktadır. Bu, belki ayrı bir çalışma konusu olacak denli önemlidir. Ancak ben burada daha ziyade direkt mal ve hizmetlerin tanıtım programları olan ve dolaysız bir biçimde izleyicileri tüketime yönelten reklamlara değineceğim. Reklamlar, sadece yetişkin bireyleri değil, toplumda önemli bir çoğunluk olan çocukları da hedef alarak daha fazla tüketmeleri için hergün yüzlerce mesaj göndermektedir. Ayrıca hepimizin de bildiğimiz ve tanık olduğumuz gibi, reklamlar, kısa süreli ve hareketli oldukları için çocukları pek çok programdan daha çok cezbetmekte ve dakikalarca gözlerini ayırmadan reklamların sonuna dek izlemektedirler. Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu ve marka istekleri ile doldurulmasına neden olmaktadır. Çocuklar neredeyse, doğumlarından itibaren TV izlemeye başlamış, TV'den fikirler kapmak herhangi bir beceri gerektirmediğinden çok erken yaşlarda reklam izleyicisi topluluğunun önemli bir parçası olmuşlardır. Televizyonların da tüketimin sınırlarını genişletmede oynadığı rolün ışığında çocuklar, özellikle reklam endüstrisi için önemli bir hedef haline gelmiştir. Birincisi, çocuğun elinde eskisinden daha fazla para vardır, ikincisi ve daha önemlisi çocuklar, ailelerin marka seçimlerinde başlıca etki faktörleri olarak görülmektedir. Üçüncüsü ise onları küçükken yakalamanın ve marka sadakati aşılamanın kolay ve kalıcı olabilmesidir (Unnikrishnan,1996;146-156). Reklamlarda yer alan sloganların, mesajların altında mutlu hayatlar vaadedilmekte ve bu hayata ulaşmanın tek yolunun o ürüne sahip olmaktan geçtiği ifade edilmektedir. Çoğu kez yetişkin bireyleri bile etkileyen bu mesajlar, henüz toplumsallaşma ve yetişkin birey olma yolundaki çocuğu daha fazla etkilemektedir. Dolayısıyla çocuk, çalışmak, başarılı olmak, erdemli olmak gibi insani boyuttaki pek çok değer yargısının yerine salt tüketerek mutlu olunacağı yolundaki düşünceye inandırılmaktadır. Çocuğun nesnelerle olan ilişkisi öyle bir biçimde örgütlenmektedir ki, bu ilişki cocuğun hem kendi kimliği ve değer yargıları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, hem de buna paralel olarak çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini de bu nesne-insan ilişkileri örüntüsü çerçevesinde görmekte ve değerlendirmektedir. Çünkü o nesnenin satılması uğruna reklamlarda pek çok değer kullanılmaktadır. Kullanılan bu değerler çerçevesinde iletilen mesajlar kanalıyla da pek çok kimlik, ilişki ve değer yargıları ters yüz olmaktadır. Reklamın temel amaçlarından biri tüketim için mal satmak olduğundan bu kültürün merkezindeki inançları sürdürür ve gelişmesine yardımcı olur. Dolayısıyla reklamlar da basmakalıp örnekleri kullanıyorlarsa, aynı zamanda bu basma kalıp örneklerdeki değer iletilerini de yansıtma eğilimindedirler (Burton,1995;150). Bu değer iletileri zaman zaman yerleşik toplumsal değer yargılarının pekiştirilmesi yolunda bir rol üstlenirken, zaman zaman da çağdaş ve mutlu olma yolundaki vaatlerin ancak o nesnelerin kullanılmasıyla mümkün kılınabileceği yolunda olabilmektedir. |
ÇOCUKLARDA MÜZİK TERAPİ İnsanı artık bilim yalnızca biyolojik olarak ele almayıp onun ruhunun derinliklerine inmeye çalışıyor. İnsan vücudunun ve beyninin en ince noktalarına ulaşabiliyoruz. Bunun için bir çok araç geliştirilmiştir. Ancak henüz ruh dünyamıza inebilen, ruhumuzun derinliklerinden haber verebilen araçlar keşfedilememiştir. Bu manada sanatı kullanarak ruhu anlamak, ruhtan haber almak mümkün hale gelebilmiştir. Sanat henüz keşfedemediğimiz bir şekilde ruhumuzun derinliklerine inmeyi başarmış ve oralardan bir şeyleri alıp ortaya çıkarabilmiştir. Bu yazımda müziğin tedavi edici etkisinden bahsetmeye çalışacağım. Özellikle çocuklarda görülen bir kaç psikiyatrik bozuklukta müziğin kullanımı ile ilgili bilgiler vereceğim. Bilindiği gibi mental retardasyon (zeka geriliği), davranış bozuklukları (hiperaktivite vb) ve öğrenme bozukluklarında müzikterapi bir çok açıdan kullanılabilmektedir. Müzik bu çocuklarda ruhsal, duygusal, toplumsal gelişime katkıda bulunur. Ayrıca hareket ve duyu sistemleri ile ilgili yetersizliklerin giderilmesine, dikkat-konsantrasyon gibi zihinsel melekelerin kuvvetlendirilmesine ve iletişim yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur. Müzikterapi esnasında çocuk, bozulmuş olan fiziksel yeteneklerini yeniden şekillendirebilir. Bir takım davranış kusurları varsa bunları değiştirebilir. Müzikterapi bu değişim ve gelişimleri sağlarken çocuğa iki türlü haz duygusu yaşatır. Bunlardan birincisi sıkıntı verici ortamın dışına çıkabilme hazzıdır. Bu evrensel bir hazdır. Dünyanın neresinde olursanız olun, duyduğunuz müzik sizi önce rahatlatır sonra da içinizde bir güven duygusu uyandırır. Çocuk için bu haz hayata ve öğrenmeye yönlendiren bir ödül etkisi yaratmaktadır. İkincisi ise müziğin farklı dünyalara, farklı duygulara açtığı kapıdan girme hazzıdır. Bu haz sayesinde ise çocuk kendi iç dünyasındaki keşfedilmemiş yerlere ulaşabilme ve bunları çevreye sunabilme imkanını yakalar. Zeka Geriliği Olan Çocuklarda Müzik Terapi (Müzikle Tedavi) Zekanın tanımı tam olarak yapılamamış olsa da biliyoruz ki zeka kişinin plan ve program yapma, muhakeme etme, problem çözme, iletişime girme gibi yüksek entellektüel yeteneklerinin seviyesini belirleyen en önemli unsurdur. Günümüzde zeka gerilikleri bir takım testlerle ve klinik gözlemlerle tespit edilebilmektedir. Zekanın kantitatif (sayılabilen) değerini beyindeki yapısal durum etkilemektedir. Ancak kalitatif değerini yani zekanın niteliğini daha çok psikososyal durum belirlemektedir. Yani bu çocuklarda öğrenme güçlüğünün veya öğrenememenin sebebi organik bozukluklara bağlı olduğu kadar psikososyal sebeplere de bağlıdır. Organik durumun tamamen düzeltilmesi henüz mümkün değildir. Ancak organik durumun elverdiği en üst performansı yakalamak mümkündür. İşte bu noktada müzikterapi çok büyük önem arz etmektedir. Zeka gerilikleri ileri derecede geri, şiddetli, orta ve hafif derecede olmak üzere dört gruba ayrılır. Her kademede değişik derecelerde öğrenme güçlükleri yaşanır. Müzikterapi direk olarak öğrenmeyi artırıcı etki göstermektedir. Bunun yanında diğer eğitim yöntemlerinin uygulanmasında da katkılar sağlamaktadır. Öğrenme zorluğu yaşayan bu çocuklar, klasik öğrenme yöntemleriyle bir şeyleri öğrenme isterken yoğun bunaltı yaşayabilmektedirler. Öğrenme ortamı bir zaman sonra kendileri için sıkıntı verici ve zorlayıcı bir ortam haline gelebilmektedir. Bu durum çocuğun öğrenmeye olan ilgisini ve isteğini olumsuz yönde etkileyebilmekte ve çoğu zaman onu öğrenme ortamından tamamen uzaklaştırabilmektedir. Bu yüzden öğrenmeyi zevkli hale getirmek bir zorunluluk haline gelmiştir. İşte müzikterapi en büyük etkisini burada göstermektedir. Çocuklar için öğrenme ortamını eğlenceli bir hale getirmektedir. Öğrenmeye olan ilgi ve isteklerini artırmaktadır. Müzikterapi çocuğun duygusal ve zihinsel gelişimini hesaba katarak çok karmaşık yöntemlerden uzak durur. Çocuk müzikle uğraşırken çoğu zaman başka bir öğrenme performansına ihtiyaç duymaz. Bu da çocuğun öğrenme esnasındaki bunalma duygusunu en aza indirir. Mesela bir şarkı öğrenirken veya bir müziğe el çırparak katılırken eşzamanlı olarak göz kontağında artma, dikkat süresinde uzama, söylenenleri takip etmede kolaylaşma, sözel taklit yeteneğinde gelişme, bellekte kuvvetlenme, ince el becerilerinde ve duyulan sesleri ayırd etme yeteneğinde ilerleme görülür. Görüldüğü gibi en basit bir müzikal aktivite sırasında bile bir çok alanla ilgili gelişim elde edilebilmektedir. Halbuki bu gelişimlerin klasik yoldan elde edilmeye çalışılması yıllar alacak bir süreci gerektirir. Müzik bu süreyi de azaltmaktadır. Müzik ortamında zeka gerilikli çocuklar, sosyal ve davranışsal ilerlemeler de kaydederler. Bireysel müzikterapi seanslarıyla çocuk kendisini hissetmeye başlar. Kendi kapasitesinin, neler yapabileceğinin farkına varır. Grup müzikterapileri ile ise otomatik olarak bir sosyal etkileşimin içine girmiş olur. Müzikal deneyim ve müzikal uyarı, ileri derece zeka geriliği olan çocuklarda bile çevreyle iletişimi ve çevreye cevap verme yeteneğini artırır. Çevreye cevap verme yeteneğini geliştirmek için çok basit yöntemlerle terapiye başlanır. Bu çocuklarda sosyal yönelim çoğu zaman az gelişmiş olduğundan en küçük bir yönelim bile bir seviye olarak kabul edilir ve bu başlangıç seviyesi ilerletilmeye çalışılır. Mesela bir zil veya çan sesine, bir ritm aletine çocuğun yönelimi çevreye cevabının bir kriteri olarak alınır. İlk etapta çocuk buna bir baş çevirme şeklinde cevap verebilir veya sadece bir irkilme cevabı verebilir. Verilen bu uyarı devam ettirildikçe çocuğun dikkatinin gitgide müziğe yöneldiği gözlenir. Bu ilk dikkat çekme aşamasında çocuk çevresindeki nesnelerin farkına varma deneyimini edinmiş olur. Daha sonra çocuk enstrümanı uzun bir zaman gözlemler. Bazen enstrümanın sesinden korkmalar bile yaşanabilir. Ancak terapistin güven telkin etmesi ve uyarı devam ettiği halde bir korkulacak durumun yaşanmamış olması çocuğun müzikal ortama güvenip bu ortamı benimsemesine yardımcı olur. Böylece çocuğun güven duygusu kuvvetlendirilmiş olur. Bu kuvvetlenme gerçek çevreyle bir zaman sonra yakınlaşmasına katkıda bulunur. Daha ileri müzikterapi seansları enstrümanı çalmayı, ondan doğaçlama yoluyla bir şeyler üretebilmeyi hedefler. Bu seviyede çocuk bir şeyler yapabilme ve üretebilme duygusunu kazanır. Bu kendine güven duygusunu da olumlu etkiler. Grup etkinlikleri içinde bu çalışmanın yapılmasıyla toplum içinde bir şeyler yapabilme, kendi dışındaki insanlarla birlikte bir şeyler paylaşabilme duygusunu kazanır. Bu duygunun gelişmesiyle çocuk psikososyal yaşantı bağlamında iyi bir aşama kaydetmiş olur. Çocukların bu seviyeden sonra sosyal işlevselliklerinin çok arttığı, duygularını ifade etme yeteneklerinin geliştiği, duygulanımlarının canlandığı görülür. Müzik çok basit bir uygulamayla çocuğu yormadan, sıkmadan, korkutmadan bir çok şeyleri kazanmasını sağlamaktadır. Bu yöntemin klasik eğitim ve öğrenim metotlerıyla kombine edilmesi kanaatimce bu alanda çok daha ileri seviyelere gelmeyi sağlayacaktır. Şunu unutmamak gerekir ki iyi bir eğitim iyi bir rehabilitasyonla mümkün olabilmektedir. |
Parmak emme Parmak emmeyi normal çocuklarda herhangi bir psikopatolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgu olarak kabul ederiz. 1 yaşın sonuna kadar emme,bir çocuğun yeme ve içmesi için tek ve esas yoldur. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır. Bebeklerin zaman içinde parmak emmeyi; oyuncaklarına, battaniyelerin uçlarına ya da çeşitli eşyalara genelleştirdikleri görülür. Ebeveynlerin çoğunluğu parmak emmenin sebebinin açlık olduğunu düşünürler. Oysa bu emme %50’den %90’a varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür. 1 yaşındaki çocukların %50’ye yakın bir kısmı parmaklarını emerler. 2,5 -3 yaşlarında parmak emme hala devam ediyorsa ve vazgeçirmek için aile tarafından belli çabalar devreye giriyorsa,bunlar çocuk tarafından dirençle karşılanır. 18-21 aylık çocuklar döneminde en yüksek seviyeye çıktığını gördüğümüz parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde, parmak emmenin zararının olmadığını, ancak süregelmesi halinde, dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın takınacağı en sağlıklı tutum, olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenip, uyarmaktan kaçınmaktır. Çocuklara bu hareketlerinden dolayı şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl fikirlerle korkutulmamalıdır. Özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınmalı, alışkanlık 5-6 yaşından sonra devam ediyorsa bir uzmana danışılmalıdır. |
Otizm Nedir? Otizm, bireyin iletişim, başka insanlarla iletişim ve çevreye uygun tepkisini engelleyen bir beyin bozukluğudur. Bazı otizmli bireyler nispeten yüksek işlevlidir, konuşma ve zekaları sağlamdır. Diğerleri mental retarde, sessiz ve ciddi dil gelişim gecikmeleri gösterirler. Bir kısmının tekrarlayıcı ve basmakalıp düşünce tarzları vardır. Otizmli bireylerin hepsi tamamen aynı belirti ve eksiklikler göstermemesine karşın, yordanabilecek tarzda davranışı etkileyen sosyal, iletişim, motor ve duyusal problemler sergilerler. Kendi dünyalarında yalıtılmış (izole) otizmli bireyler, farklı ve uzak gözükürler ve başkaları ile duygusal bağlar oluşturmazlar. Bu şaşırtıcı beyin bozukluğu olan bireyler çeşitli belirtiler ve engeller göstermesine karşın, çoğu diğer insanların düşüncelerini, duygularını ve gereksinimlerini anlama yetisine sahip değildir. Sıklıkla, dil ve zeka tamamen gelişmemiştir, iletişim ve sosyal ilişkilerde güçlük yaşamalarına neden olur. Otizmli çoğu birey sallanma veya başını vurma gibi tekrarlayıcı aktivitelerle uğraşır veya her gün ki alışmış oldukları rutinleri alışık tarzda tekrar ederler. Bazıları ses, dokunma, görüntü ve kokuya acı verecek derecede duyarlıdır. Otizmli bireyler çocuk gelişiminin tipik aşamalarını takip etmezler. Bazılarında gelecekteki soruna ait ip uçları doğumdan itibaren gözlenebilir. Çoğu olguda, problemler yaşıtı çocuklarla karşılaştırıldığında daha fark edilir hale gelir. Diğer çocuklar gelişimlerini devam ettirirken, bu çocuklar 18-36 ncı aylar arasında aniden insanları reddetmeye başlarlar, yabancı gibi davranmaya başlarlar, kazanmış oldukları dil ve sosyal becerileri kaybederler. Anne-baba gibi öğretmen ve bakım verici de otizmli çocuk veya yetişkinle iletişim ve bağlantı kurma çabalarında hayal kırıklığı yaşayabilir. Sürekli tekrarlayıcı davranışları ile uğraşırken, size aldırmıyormuş gibi hissedebilirsiniz. İç gereksinimlerini tuhaf yollarla ifade etmesi sizde hayal kırıklığı yaratabilir. Çocuğunuz hakkında hayalleriniz ve ümitlerinizin gerçekleşmemesi sizi üzebilir. Günümüzde bu çocukların sosyal, dil ve akademik becerilerini iyileştirmek için yardım eden metotlar vardır. Erişkin otizmli bireylerin %60 dan fazlası yaşamları boyunca bakıma gereksinin duymalarına karşın, günümüzde bu kişiler için uygun destek yanında, bu bireylerde belli alanlarda meslek edindirme ve topluma katma yönünde girişimler vardır. Otizme dünyanın her yerinde her bölgesinde gözlenir. Bütün ırk, din ve ekonomik düzeylerde gözlenir. Çocuklukta başlar, her 1000 kişiden 1-2 sini etkiler, erkeklerde kızlara oranla 3-4 kez daha sık gözlenir. Bozukluk gözlenen kızlar daha ağır belirtiler göstermeye ve daha düşük zeka düzeyine sahip olmaya eğilimlidir. Otizm aileyi ve toplumu değişik alanlarda bir yönüyle etkilemektedir. Aşılar; Otizme Yol Açıyor mu? Aşıların otizme yol açtığı iddiası, somut bir neden arayışı içinde olan otizm dünyasında kulağa hoş gelen, ama şu anda kanıtsız kalmış bir tezdir. Tedavi ve koruma kararlarını verirken, bu teze dayanmak yanlış olur. Basında yer alan kafa karıştırıcı haberler. Vatan gazetesinde, (17.8.05te yayımladıkları haberin konusu olan), aşılarla otizm arasındaki ilişkinin "keşfi" hakkında yapılan spekülatif haber hakkında bir bilgi notu hazırlamıştım. Aynı haber, yaklaşık 10 gün sonra, bu sefer bir başka formda Sabah’ta yer aldı. İlk yayındaki görüşlerden pek farklı olmayan, kanıtsız teoriye dayalı tedavileri bilimsel denemeden geçirmeksizin uygulama yanlısı doktor görüşleri ile desteklenmeye çalışılan ikinci yayın, birinci gazetedekinden farklı olmadığından cevap notumu yenilemeye gerek kalmadı. Her iki haberde söz edilen aşıların yapılmaması ile doğacak zararların sorumluluğunu kim üstleniyor, o da başka bir husus. Radikal’de bu konuda sorumlu bir haber yapıldı, ama onu da kaç kişi okuyabildi, bilemem. Aşılardan şüphe nereden doğdu? İletişimi ve etkileşimi çok küçük yaşlardan başlayarak bozan, gelişimsel, nöropsikiyatrik bir bozukluk olan otizmin sebepleri arasında genler ilk sırayı alıyorlar. Ancak, uzunca bir zamandır, otizm giderek artan sayılarda teşhis ediliyor. Sadece genetik etkenlere bağlı olsaydı, bu sayının büyük oynamalar göstermemesi beklenirdi. Böyle olunca akla şu soru geliyor: Çevresel etkenlerin bu sayıyı arttırıcı etkileri olabilir mi? Hangi çevresel etkenler? Büyüklerin çocuklara yaklaşım biçimleri, çocukların gündelik hayat tarzları, beslenme biçimleri, besinlerdeki katkı maddeleri, kullandıkları ilaçlar ve aşılar.... Bu etkenlerin gerçekten bir etkisi var mı otizmin gelişmesine? Civa/aşı tezi çok kısaca şöyle: Aşılar ve aşılardaki civa, bağışıklık sistemini bozacak tipte hastalıklara yol açar. Bağışıklık sisteminin bozulması ile birlikte otizm tetiklenir. Aşıların bir rolü olmadığı gösterildi. 2001 yılında ortaya atılan aşıların ve aşılarda koruyucu madde olarak bulundurulan tiyomersal'in otizme yol açtığı tezini değerlendiren sayısız çalışmayı inceleyen (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne bağlı) Tıp Enstitüsü (Institute of Medicine), 2004 yılında yayımladığı kapsamlı raporda bu tezin geçersiz olduğu sonucuna vardı: Aşılama, otizm için ek bir risk doğurmuyor. Geçtiğimiz hafta JAMA'da yayımlanan, yaklaşık 800,000 kişilik bir Danimarka çalışması, (aşı/civa tezinde öne sürülenin aksine) aşıların bağışıklık sistemini bozucu başka hastalıklara yol açmadıklarını kesin biçimde ortaya koydu. Yine de, tartışmaların bitmesi beklenmiyor. İnanç başka, bilimsel kanıt başka. Bu tartışma sürebilir. Diğer yandan, civa tezi savunucuları, bilimsel çalışmaları yapanların ilaç firmaları ile ya da hükümet yetkilileri ile yakın çıkar ilişkisi içinde oldukları için gerçekleri gizledikleri, kendi tezlerinin de bu sebeple bilimsel dergilerde yayımlanmadığı ve kabul görmediği düşüncesini sürdürmekteler. Üstelik, bu tez savunucularının bilimsel medyada, henüz kanıtlanmadıkları için, yer bulmayan görüşleri, gündelik medyada ve internette, milyonlarca anne-babanın doğru karar vermesini engelleyecek şekilde yayımlanıyor. Bu yayınlardan etkilenerek otizm riskini savuşturmak maksadıyla çocuğunu aşılatmayan anne-babalar otizmden kurtulalım derken, bilmeden, çok daha büyük riskler ile öldürücü ya da sakat bırakıcı, en az otizm kadar ciddi hastalıklara davetiye çıkartıyorlar. Oysa, kanıtlanmış bazı gerçekler var: civa içeren bir çok besin maddesi (örneğin, maalesef midyelerimiz, veya, Kuzey denizinde avlanmış ithal ton balığı) aşıdakinden daha yüksek miktarda civa içerebilir. Bunlara ne kadar dikkat ediyoruz? Toksik etkenler çeşitli. Çevre deyince, toksik olan sadece bir takım ağır metaller filan değil en başta ilgisizlik geliyor. Çocukları uzun sürelerle TV ya da karşısındaki ile insani ilişkiye girmeyen her türlü ekran karşısında, ilişkisiz bırakmak, toksik bir etki yapıyor. Ama, aşılardan nefret etmek, TV'daki beyin yıkayıcı programlardan vazgeçmekten daha kolay galiba... (Ekleme: Bu satırda yazdıklarım, otizmin anne-baba tutumları sebebiyle oluştuğu yanlış anlamasına, en azından birkaç anne-babada, yol açmış. O sebeple bu toksikliğin, otizme yol açma anlamına değil, çocuğun gelişimine genel anlamda yararsızlık olarak okunmasını vurgulamak istedim) Bilimsel tartışmalarda tezlerin çürümesi ya da kanıtlanması, aileleri bir noktaya kadar ilgilendiriyor. Çünkü, tezleri çürütmek, ne yazık ki, otizmi açıklamaya yetmiyor. Milyonlarca ailenin beklentisi ise, bir an evvel bir çözüm bulunması... Yoksa, bilimin bıraktığı boşluğu doldurabilecek bir çok yaklaşım kapıda bekliyor... Doktorlar adına birkaç ders. Otizm gibi ciddi bir sorunun, çözümsüz ve açıklamasız kalması hepimizi, aileleri, eğitimcileri, doktorlar çaresizlik hissinin kucağına atıyor. Bu çaresizlikten çıkış gayretleri içerisinde, can havliyle, ilk bakışta mantıklı gelebilecek açıklamalara sarılıyoruz. Bu açıklamaların kabul görmesi ve sahici yararlar doğurabilmesi için bilimin mantık süzgecinden geçmesini beklemek, en azından biz doktorların yapması gereken... Yoksa, ortaya attığımız fikir ve tezler, hastalarımızın çıkarlarından daha önemli ve değerli olduğunda, zarar verici bir pozisyona düşebiliyoruz. Bugün, civa tezinin doğal sonucu olarak, civadan arındırıcı tedaviler uyguladığımızda, ya da neye dayandığı belirsiz beslenme düzenleri önerdiğimizde, bundan pek de bir sonuç elde edilmeyeceğini bilerek yaptığımızda, hastamıza pek de temeli olmayan, bir ümit vermiş oluyoruz. Kendiliğinden zaten olabilecek olumlu değişiklikleri de tedaviye atfettiğimizde ise, dürüst bir hekimlik uygulaması yapmamış oluyoruz. Üstelik, araştırma projeleri çerçevesinde ve bilimsel bir denetim altında yapılabilecek deneysel nitelikteki bir uygulamayı (örneğin, civa temizleme tedavisi) özel sağlık hizmeti olarak vermekle, kanımca, mesleki bir kusur da işlemiş oluyoruz. Bu sebeple, bilimsel görünen tezleri pratik uygulamaya dökerken, kendimizin doğruluğuna inanmasının yeterli bir bilimsel kanıt olmadığını hatırlamamız gerekiyor. Bilimsel gelişmelerin yetersizliğinden doğan boşluktan yararlanacak doktorların, umut taciri damgasını yemesi işten bile olmayabilir |
COCUKLARDA OLUSAN DAVRANIS BOZUKLUKLARI VE GIDERME YOLLARI KÜFÜR (KÖTÜ KONUSMA) Küfür 3 temel gruba ayrilir: 1-Tanrinin adi gibi kutsal sayilan seylere saygisizligi iceren küfür. 2-Beddua etmek gibi birine zarar verilmesi dilegini yansitan konusma bicimi. 3-Mihlarim,zimbalarim gibi alay etmeyi iceren ya da sexüel(cinsellik ) konularinda müstehcen konusmalar yapmak ve kisilige yönelik küfürler( aptal,salak,manyak gibi ): NEDENLERI: 1-DIKKAT CEKME :Bazi cocuklar bunu dikkat cekmek icin kullanir. 2-SARSILMA:Bir cocuk icin yetiskini sok etme,onda rahatsizlik duygusu olusturmak cok eglencelidir. 3-AGIZDAN KACIVERME: Insanlarda engellenme ya da kizginlik hissedildiginde, yani fiziksel bir gerginlik oldugunda impulsif bir sekilde saygisizlik olarak küfürün agizdan kaciverme egilimi vardir. 4-SAVUNMA: Bazilari icin kötü söz söylemek ,bir savunma davranisidir.Böyle insanlar,küfür etmenin tam anlamiyla yasak oldugu cevrelerden gelirler.Cünkü onlara isyan ederek bagimsizliklarini göstermek isterler. 5-OLGUNLASMA:Bazi cevrrelerde yetiskinligin sembolü olarak kötü söz söylerler. 6-AKRANLARI TARAFINDAN ONAYLANMA ISTEGI: Bazi gencler,kendi arkadaslari tarafindan onaylanmak icin kötü sözler söylerler.Küfretmek ,onlarin arasina girebilmek icin sanki en gecerli yoldur. 7-COCUKCA BIR ZEVK:Kücük cocuklarda banyo ve buna iliskin faaliyetlerle ilgili konularda bir tür cocuksu cinsel zevk alma durumu ortaya cikartmaktadir. 8-YASADIGI CEVRE( AILE) : Aile icinde anne ve baba sürekli cocuga küfürlü kelimeler kullaniyorsa, cocuk ilk kötü kelimeleri onlardan ögrenmektedir. NASIL ÖNLENIR? 1-ÖRNEK OLUSTURMAK : Eger anne ve babalar , kaba ve küfürlü bir konusma egilimini önce kendilerinde engellemeye calisirlarsa,cocuk da bu kontrolü,anne ve babayi taklit ederek ögrenebilir. 2-DÜRTÜLERI IFADE EDEBILME:Aile icinde size olan kizginligini rahatlikla dile getirebiliyorsa,bu özgürlüge sahip ise,olumsuz duygularini dile getirmek icin daha az küfürlü sözcükler kullanacaktir.(Belki de hic kullanmayacaktir.) 3-TARTISMA:Bu kelimeler,bir kagida yazilarak( veya yazdirilarak) tanimlanabilir ve daha sonra tartisilabilir.Cocuk bir daha kullanmayacaktir. NELER YAPILMALIDIR? 1-ÖNEMSEMEMEK:Cocuklar,kötü bir dil kullandiginda,anne ve baba buna pek fazla üzülüp sasirmiyorsa,cocuklarin bu sözleri söylemeleri icin bir nedenleri kalmayabilir. 2-DILSIZLIK OYUNU:Anne ve babalar,böyle durumlarda soke olmaktan cok,sessizlik oyunu aynayarak cocugu yönlendirebilirler.Mesela: -Senin kullandigin bu kelime nedir? –Anlayamadim.-Anlayamiyorum. -Bunun anlami nedir? vs. Gibi sorular yöneltilerek yanitlanmasi istenir. 3-ÜRETICI OLMAYA ÖZENDIRMEK: Yazi yazdirarak,sanatsal islerle ugrastirarak (resim,müzik,el isleri gibi) ,bos zamanlarinda üretici olmaya tesvik etmek gerekir. 4-KÖTÜ SÖZCÜKLERIN YIPRATILMASI: Cocugunuzun kullandigi kötü kelimeyi duydugunuzda, bes dakika boyunca( saat tutarak) ayni kelimeyi söylemesini saglayin; büyük olasilikla bir daha kullanmayacaktir.Söylemek istemedigi zaman, ancak kötü sözcügü kullanmaktan ötürü verilen cezayi uyguladiktan sonra istedigini yapabilecegini söyleyin. NELER YAPILMAMALI? 1-ASIRI HAYRET VE KIZGINLIK: Asiri hayret ve kizginlik göstermeyin. Cocuklar,güc sahibi olmaya bayilir.Bu nedenle ,onun kullandigi kelimelere asiri tepki gösterirseniz,bu onu güclü kilmis olur. 2-CIDDI CEZALANDIRMA: Ciddi cezalandirma yoluna basvurmayin.Eger cocugunuzu bu sekilde ya da döverek, asiri bagirarak,tehdit ederek cezalandirirsaniz,cocugunuz bu kelimeleri kullanirken yakalanip cezalandirilmamak icin GIZLI (sadece okulda,arkadas cevresinde) kullanmayi ögrenir ve evde melek,disarida seytan rolünü üstlenir. 3-ARKADASLARINI DENETLEME: Kötü sözler kullanan arkadaslarina sinirlama getirmek gerekir.Daha az birlikte olmalari saglanabilir. 4-ÖDÜLLENDIRME:Uygun olmayan kötü sözcükler yerine,uygun olan,kabul edilebilir sözcükler kullanmasi icin bilgilendirme yapilmalidir.Ayrica olumlu, kabul edilebilir sözcükler kullandiginda ise cocugun övülmesi,ayni duruma devam etmesi icin tesvik edilmesi , hatta özel durumlarda ödüllendirilmesi gerekir. YALAN Yalan, herkes tarafindan ayiplanan bir davranistir.Ancak yalani en cok kinayanlar bile, ona basvurmadan edemezler. Insanlar genellikle kendi yalanlarini GEREKLI, baskalarininkini BÜYÜK YALAN olarak görmeye yatkindirlar. Baskalarini bilerek aldatmak amaciyla söylenen yalanlar, GERCEK YALANLAR`dir. Yalani bol bir dünyada yasamaktayiz.Bu ortamda cocuklari yalandan uzak tutmak cok zordur. YALAN CESITLERI: 1-HAYALI YALANLAR: Kücük cocuklar,yalani,gercegi iyi degerlendiremedigi, görüp duydugunu carpittigi icin uydurur. Yalan, gerceklik duygusunun gec kazanilmasi zihinsel ve ruhsal olgunlasamama nedeni ile olusur. Yetiskinler de cocugun olmamis seyleri olmus gibi anlatmasini yalan sayar.Bunlara gülüp gecme yerine suclama yolunu secer. 2-TAKLIT YALANLAR: Cocuklar, ana babalarini örnek alirlar.Anne ve babanin yalanlarina tanik olan cocuklar yalan söylemeyi olagan görürler ve onlari taklit etmis olurlar. 3-SOSYAL YALANLAR:Bu yalanlar,en yaygin olan yalanlardir.Bir yere davet edildigimizde `gelmek istemiyoruz`yerine `hastayim` ya da `isim var`demek gibi 4-SAVUNMA YALANLARI: Cocugun kendini korumak icin söyledigi yalan türleridir.Cocuk sik sik sorguya cekilirse,mükemmellige zorlanirsa,bu tip yalanlara basvurabilir. Cocuk,dogru söylediginde `yalan söylüyorsun` diye yapilan suclamalar,cocukta savunma yalanlarini aliskanlik haline getirecektir. 5-YÜCELTILMIS YALANLAR: Baskalarinin hayranligini kazanmak icin söylenen yalanlardir. Normal yollardan takdir edilmeyen cocuk,yalana basvuracaktir. Kimi cocuk da acikca yalan söylerken, bir özlemini dile getirir.Mesela:Babasiz bir cocugun,kendinin babasi oldugunu söylemesi gibi.Veya`annem öldü` diyen bir cocuk da ,aslinda yeni dogum yapan annesinin ilgisini kücük kardese yöneltmesinden yakinmaktadir. Cünkü annesinin kendisinden uzaklastigini ,sevgi ve desteginden yoksun kaldigini anlatmak istemektedir.Sevgiyi,cevresinden acindirma yoluyla kazanmak ister. NASIL ÖNLENIR? 1-ÖRNEK OLMA: Yetiskinler,cocugun karsisinda yalan söylemekten kacinmalidirlar; hatta kendi yalanlarina onlara söyletmemelidirler. 2-CEZA YERINE ÖDÜLLENDIRME: Cocuklar,istemedigimiz bir davranis gösterdiklerinde, mümkün oldugu kadar yumusak ve hosgörülü davranmali ve cezadan kacinmaliyiz. 3-KAPASITE: Cocuklardan basaramayacaklari seyleri istememeliyiz. 4-BASKI:Fazla baskilardan sakinmaliyiz.Konulan kurallarla cocugun yasamini fazla sinirlamamaliyiz. 5-COCUGU ARAC OLARAK KULLANMA:Yalan söylemede yetiskinlerin cocuklari ARAC olarak kullanmamalari gerekir.Mesela:Annenin cocugu babaya karsi yalan söyletmesi gibi) 6-BASKALARIYLA KIYASLAMA:Cocuklarin baska cocuklarla karsilastirilmasi(kiyaslanmalari) dogru degildir.Cocugu oldugu gibi kabul etmek gerekir. 7-ONLARI DINLEMEK:Cocuklarla onlarin istek, SIKINTI, kaygi ve endiselerini rahatca konusmaya hazir olmali,onlari dinlemeye ve cözüm yollari bulmada yardimci olmaya hazir oldugumuzu hissettirmeliyiz. Ancak bu tip önlemlerle cocugu yalandan uzaklastirabiliriz. CALMA (HIRSIZLIK) Calmak,cocugun kendisine acikca ait olmayan bir esyaya sahip olmasi olarak tanimlanabilir. Ancak bu olayin `CALMA` olarak tanimlanabilmesi icin izinsiz olarak almanin yanlis oldugunu bilmesi gerekir. Cocukluktaki bütün davranis bozukluklari arasinda calma, anne ve babayi en cok endiselendiren davranis bozuklugudur.Cünkü bu davranisi tipik suclu davranisi olarak görürler ve korku duyarlar. Eger calma,10 yasindan sonra düzenli olarak devam ederse,bu cocukta ciddi bir duygusal bozuklugun göstergesidir ve derhal profesyonel bir yardim gerekmektedir. CALMA`nin NEDENLERI 1-Cocugun hayatinda önemli bir yokyunluk olabilir; böylece calma sembolik olarak anne-baba saygisi,ilgisi,sevgi vb.eksikliginin yerini tutar.Bu durumda aile bireylerinden birinin kaybindan sonra ortaya cikmasi dogaldir. Aile yapisi dikkate alindiginda bu cocuklarin, genclerin alkolik veya suclu anne ve babalar tarafindan yetistirildigi ve genellikle ihmal edildikleri(tamamen) belirlenmistir. 2-Bazen anne ve babalarin,cocugun yaptigi yanlistan bilincalti bir zevk aldigi ve bu sekilde kendilerinin gizli isyankar duygularini tatmin etmeleridir.Cocuk bunu hisseder ve calmaya devam eder. (ANNENIN DILI`adli hikaye): 3-Cocuk,özdeslesmek icin kendisine kötü bir örnek secmis olabilir.Bir grubun onayini almak icin de calma davranisi olagandir. 4-Bazi cocuklar,özgüvenleini artirmak icin calarlar; kendi güclerini, erkekliklerini kanitlamak icin bu davranisi sergilerler. 5-Sosyo-ekonomik düzeyi düsük cevrelerden gelen cocuklar, istedikleri seyleri alacak paralari olmadigindan calarlar(Harcliginin olmamasi gibi): 6-Calma,cocugun bilincaltinda anne ve baba ile hesaplasmasinin bir yolu olabilir.Bazen de kiyaslandigi basarili cocuklarin esyasini calarak onlardan intikam alir. 7-Calma,yeni dogan kardese duyulan kiskanclik veya öfkenin cocukta olusturdugu depresyonun bir göstergesi olabilir. NASIL ÖNLENIR? 1-DEGERLERI ÖGRETMEK(MODEL OLMA): Dürüstlüge ve baskalarinin mülkiyetine önem veren,kisisel kazanc yerine,toplumsal kazanclarla daha ilgili olan ve bu degerler hakkinda emin olup, bunlari günlük yasantisina yansitan anne ve babalarin cocuklarinda CALMA görülmesi daha azdir. 2-YAKIN ILETISIMIN GELISIMI: Eger evde cocuk,yakinliktan yoksunsa,cocukla aile bireyleri arasinda iliskiler yeniden gözden gecirilmelidir. 3-HARCLIK: Belirli bir harcligin saglanmasi gereklidir.Cocugun gereksinimi olan seyleri alabilmesi icin belirli bir harcligi olmalidir. Ve yine cocuk,ihtiyac duydugunda sizden alabilecegini bilmelidir. 4-SIKI DENETIM:Cocugun günlük aktiviteleriyle ilgilenen anne ve babalar calma iyice ilerlemeden fark edebilir.Ve bu durumda bos zamanlarinda yapici ve heyecanli aktiviteler saglanmalidir. 5-ÖRNEK OLUSTURMA: Bulunmus esyalar geri götürülmeli; baskalari kandirilmamali; baskalarinin hakki yenmemeli veya isyerinden,otellerden,tatil köylerinden hatira deyip kücük esyalar alinmamalidir. 6-MÜLKIYET HAKLARI:Cocuga baskalarindan nasil ödünc istenebilecegi ve baskalarina ait esyalarin nasil geri verilecegi anlatilmalidir.Ayrica, ayartici esyalar kaldirilmali,etrafta bozuk para,cüzdan , kumbara birakilmamalidir. COCUGUM CALIYOR! NE YAPMALIYIM? 1-Derhal harekete gecin:Cocuklarin antisosyal egilimini görmemezlikten gelmek yerine, önemsemeli ve cocukla yüzlesmek icin zaman ayirmali; evde oldugu kadar disarida da kabul edilmeyen bu davranis degistirilmelidir. 2-Düzeltme : Baskasina ait bir esyanin en akilli cezasi, esyayi özür dileyerek geri verilmesi veya esyanin tekrar alinmasi icin ödeme yapilmasidir.Kücük cocuklar bu olaydan cok utandiklari icin özür dilemeleri sart kosulmayabilir. Calinan esya zarar gördügünde veya kayboldugunda ödenmesi saglanmalidir.Bu konuda cocugun cok zor durumda kalmadan ,harcligindan veya benzeri bir yerden bunun karsilanmasi gerekmektedir. 3-Yüzlesmek: Zararin ödenmesinin yanisira anne ve baba ,davranisin ciddiligi hakkinda konusmalidir.Bu durumda vaaz vermek yerine insanlarin mülkiyet haklarini aciklayan ve bu durumu net bir sekilde ortaya koyan bir yüzlesme önemlidir.Bunu yaparken de, cocuga karsi sevgi ve anlayis gösterilerek olumlu bir beklenti göstermek gereklidir. Eger calinan esyanin, cocuk tarafindan calindigindan süphelendigimiz,ancak emin olmadigimiz durumlarda ; `..... ,benim cüzdanimdan para alip almadigimdan emin degilim,fakat sana cok gerektigini düsündügün icin aldiysan ve eger geri verebilirsen seninle gurur duyacagim.Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi,senin kendinle gurur duymandir.Kendinle yasamali ve kendinle mutlu olmalisin.Eger baskalarina karsi dürüst ve iyi olmazsan bunu yapmak zorlasir....` seklinde bir konusma, cocugun aldigi esyayi geri vermesini saglayabilir. 4-Anlayis: Genellikle cocuklara`neden` bir esyayi caldigini sormak verimsizdir.Cünkü bunu cevaplayacak düzeyde degildirler.Tüm veriler gözönüne alinarak bunu cikarmak,en dogru olanidir. OKULDAKI CALMA OLAYLARININ NEDENLERINDEN BAZILARI: 1-EKONOMIK YOKSUNLUK:Bazi cocuklarin ihtiyaclarini karsilayacak yeterli paralari yoktur. CÖZÜM:Daha cok yardimin saglanmasi,esya verilmesi,veya gelir kaynaginin saglanmasi. 2-DUYGUSAL YOKSUNLUK:Kendilerini anne ve baba sevgi, ilgi ve bakimindan yoksun hisseden cocuklar,bu boslugu doldurmak icin calarlar. CÖZÜM:Anne ve babanin cocuklarina daha fazla zaman ayirmasini ve daha cok sevgi ve begenilerini saglamak. 3-OLGUNLASMAMAK: Henüz olgunluga erismedikleri icin BEN merkezci olurlar; dürtülerinin hemen karsilanmasini isterler.Ileriyi planlayamazlar.Bu nedenle para biriktiremedikleri icin de calarlar. CÖZÜM:Sonuclarin yeniden gözden gecirilerek ahlaki kurallarin ögretilmesi gerekir. 4-HEYECAN-MACOLUK- PRESTIJ: Bazi cocuklar zevk icin,bir arkadas grubunun begeni ve onayini kazanmak veya ne kadar `kurnaz ve sert `oldugunu kanitlamak icin calarlar. CÖZÜM:Cocuga alternatif heyecan kaynaklari,arkadas ve prestij kazanma yollari ögretmek gerekir. 5-ANNE-BABA PEKISTIRME MODELI: Bazi anne ve babalar,cocugun calmasinda kendilerini onun yerine koyarlar ve bilicalti bir zevk duyarlar.Mesela:Karanlikta bir yagma olmasinin normal olduguna inanirlar,cünkü dükkan sahipleri de onlari yolmaktadir. Veya kendileri de vergi kacirarak bir nevi devletten calmaktadirlar.Bu davranislarini da cocuktan saklamamaktadirlar. CÖZÜM:Anne ve babada inanc ve davranis degisikligi meydana gelmelidir. Ayrica okuldaki calma olaylarinda, ögretmenlerin de ,calma olaylarinin sebeplerini inceleyip sorunun altindaki nedeni cözecek sekilde hareketi önemlidir. agac, yasken egilir..unutmayalim lütfen.. cocugun aynasi, anne ve babasidir..cocuk , aynada hep iyi seyler görmelidir ki, bu tür davranis bozukluklari gelistirmesin... |
ÇOCUKLARDA ATEŞİN YÜKSELMESİ
|
ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU Sudden Infant Death Syndrome (SIDS) Hiçbir sağlık sorunu olmayan bir bebeğin beklenmedik bir şekilde ve nedeni otopsi ile de açıklanamayan ölümüdür.İki hafta ila 12 ay arası çocuklarda; sıklıkla 2.-4. aylarda görülür. 6. aydan sonra görülme sıklığı azalır.İlk yaştaki ölümlerin üçte birinden sorumludur.Tüm dünyada görülür ve ölüm nedenleri arasında kazalardan sonra ikinci sırayı alır. (Türkiye'de maalesef bu konuda yeterli çalışma yapılmadığı için görülme sıklığı bilinmemektedir.) Amerika'da her yıl yaklaşık 6000 bebek SIDS nedeniyle ölmektedir. Ölüm genellikle uykuda olmaktadır.Genellikle kış aylarında görülür.Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür. Bebeğinizi sırtüstü yatırın:Bu sayfaları hazırlamak için yaptığımız internet taramasında SIDS ile ilgili yüzlerce sayfa bulmak bizi oldukça şaşırttı. Amerika'da 1994 yılında ani bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ulusal bir kampanya başlatıldığını gördük. Yüzlerce sponsor firmanın ve birçok bilimsel kuruluşun katıldığı bu kampanyada bebeklerin sırtüstü yatırılması önerilmekte.Bu kampanyayla 3 yılda ölüm oranının % 38 azaldığı görülmüş.Risk Faktörler: *Düşük sosyoekonomik düzeyli ailelerin çocuklarında*Prematüre bebeklerde*Düşük doğum kilolu bebeklerde*Alkol ve ilaç bağımlısı annelerin bebeklerinde*Sigara kullanan annelerin bebeklerinde*Doğum öncesi bakımı yetersiz olan annelerin bebeklerinde*20 yaş altı hamileliklerde risk yükselmektedir. Alınacak Önlemler: |
ÇOCUKLARDA GÜNEŞ YANIĞI Güneş yanıkları nasıl olur? Uzun süre güneşe maruz kalındığında ultraviyole ışınları; ciltte önce kızarıklık, daha uzun süreli hasarlarda da içi su dolu baloncuklara sebep olur. Kızarıklık, ağrı, şişme güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte maksimuma ulaşır. Bu birinci derece yanıktır. İçi su dolu kabarcıklar olduğunda yanık artık ikinci derece olmuş demektir. Üçüncü derece yanıklarda kabuklanmalar olur, güneş üçüncü derece yanığa sebep olmaz. - Güneş yanığı olduğunda ne yapmak gerekir? Çocuklarda ağrı ve sıcaklık hissi, 48 saat sürer. Nemlendirici kremler günde üç kere uygulanırsa çocuğu rahatlatır. Bu kremlere iki gün devam edilmelidir. Çok kalın, yağlı merhemler kullanılmamalıdır. Bu durum çocuğu daha sıcak tutarak terlemesini engeller.
|
Ateşi çıkan çocuğa soğuk duş yaptırmayın ; Uzmanlar mevsim değişikliğine bağlı olarak çocuklarda baş gösteren yüksek ateş konusunda aileleri uyarıyor. 37.4'e santigrat dereceye kadar olan vücut ısısını normal kabul eden uzmanlar 39 santigrat dereceden sonra çocuğun mutlaka doktora götürülmesini öneriyor. Uzmanlar ayrıca, ateşi çıkan çocuğa sirke ve alkol sürülmesine karşı çıkıyor. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Klinik Şefi Doç. Dr. Gonca Yılmaz, çocukların yüzde 80'inin yüksek ateş nedeniyle hastanelere götürüldüğünü belirterek, üst solunum yolu enfeksiyonu, viral enfeksiyonlar, ishali hastalıklar, romatizmal hastalıklar ve hatta löseminin bile ateş ile kendini gösterebildiğini kaydetti. Çocuklardaki ateş ölçümünün makat bölgesi veya koltuk altından yapılmasını öneren Doç. Dr. Yılmaz, 37.4'e santigrat dereceye kadar olan vücut ısısının 'normal' kabul edildiğini, ancak 39 santigrat dereceden sonra çocuğun mutlaka doktora götürülmesi gerektiğinin altını çizdi. 2 yaşına kadar makattan ölçümü önerdiklerini anlatan Yılmaz, ancak vücut ısısındaki her yükselmenin ateş olmadığına dikkati çekti. Yılmaz, çocuklarda ateşin 6 ay ile 6 yaş dönemi arasında sık görüldüğünü, 6 yaşından sonra beyin hücrelerinin gelişimini tamamlamasıyla ateşin fazla görülmediğini söyledi. Ateşi çıkan çocuğa kesinlikle soğuk uygulama yapılmaması, bununla birlikte sirke ve alkol kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunan Yılmaz, "Soğuk uygulama yerine ılık duş yaptırılabilir. Ayrıca bebeğin veya çocuğun üzerindeki kıyafetleri de çıkarılabilir. Bunun dışında bebek veya çocuğa bol sıvı verilmelidir. Sirke ve alkol kesinlikle kullanılmamalıdır" diye konuştu. |
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun, okul öncesi dönemden, erişkin döneme kadar hayatı olumsuz etkileyen önemli bir rahatsızlık olduğu belirtildi. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semerci yaptığı açıklamada, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu hastalığının, son yıllarda bulunmuş gibi gündeme geldiğini, ancak 1902 yılında tanımlandığını ve yeni bir hastalık olmadığını belirtti. ''Hiperaktif çocuk'' diye bir tanımın doğru olmadığını ifade eden Semerci, ''Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, dikkatini toplayamamak, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik, içimizden gelen ama ifade edilemeyen bir duygudur. Bireyde bu bulguların hepsi olabileceği gibi bazen sadece biri de görülebilir'' dedi. Semerci, hiperaktifliğin sadece düz duvara tırmanan, yerinde duramayan değil, saatlerce televizyon önünden kalkamayan çocukta da olabileceğine dikkati çekerek, şunları söyledi: ''Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, önemli bir rahatsızlıktır. Çünkü okul öncesi dönemden, erişkin döneme kadar hayatı olumsuz etkiler. Yani dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu bir çocuk hastalığı değil, erişkin dönemde de görülebilmektedir. Doğru şekilde ele alındığı zaman, kolay tedavi edilebilmektedir. Bütün yaşam boyunca hem çocukluk hem de daha sonraki dönemde erkek çocuklarda, kız çocuklardan daha fazla görülüyor. Dünyada ortalama yüzde 5 oranında görülüyor. Bu rakam yaklaşık her sınıfta 1 çocuk demektir. Bizim gibi nüfusu genç olan bir ülke için önemli sorunlardan biridir.'' Genetiğin, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğunun nedenleri arasında yer aldığını vurgulayan Semerci, ''Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, olumsuz olsa da bir çeşit babalardan erkek çocuklara miras kalan bir sorun. Hastalığın yakın akrabalarda olması da bir etkendir. Beyinden salgılanan, dikkat süremizi, davranışlarımızı, tutumlarımızı etkileyen maddelerin salınımındaki bazı dengesizlikler bu hastalığın nedenlerindendir'' diye konuştu. AİLELER KENDİLERİNİ SUÇLUYOR Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu bulunan çocukların ailelerinin ''Biz bir şey yaptık ki bu çocuk böyle oldu'' diye kendilerini suçladıklarını anlatan Semerci, şöyle devam etti: ''Hiçbir anne baba, çocuğunu, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu yapacak kadar becerikli değil. Ancak hastalığın daha ileriye ya da daha kötü duruma gitmesinde tutumları, davranışları ve beklentileri çok önemlidir. Ailelerin yapacağı davranışlar hastalık oluşturmaz, ancak hastalığın kötüleşmesine neden olabilir. Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğunun, başka ruhsal sorunlarla çok sık beraberliği görülüyor.'' ''AKLI BAŞINA GELİR DİYE BEKLENMEMELİ'' Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğunun ergenlik döneminde geçmediğini, tedavi edilmediği takdirde, davranış bozukluğuna dönüşerek daha büyük sorunların ortaya çıkabileceğini dile getiren Semerci, ''Bu çocukları sahiplenmemiz ve yardımcı olmamız lazım. Eğer bu çocukları biz sahiplenmezsek, başkası mutlaka sahiplenir. Bu başkaları da çoğu zaman olumlu ve iyi yerlerde sahiplenmezler. O zaman aklımız başımıza gelir, ancak artık faydası olmaz. Ergenlik dönemi çok daha olumsuzluğun peş peşe yaşanabildiği dönemdir. 'Aklı başına gelir' diye beklenmemeli, çünkü gelmeyecektir'' diye konuştu. Semerci, hastalığın tedavisinin çok kolay olmadığını ve tedavide özellikle ailelere ve öğretmenlere büyük görevler düştüğünü vurgulayarak, şunları kaydetti: ''Önemli olan sorunu kabullenip çözüm yolu aramaktır. Kabullenilmediği zaman baş edemiyoruz. Çocuğun durumunun zekayla ilgisi yok. Bu çocukların aşırı korunmaya, desteklenmeye gereksinimi de yok. Aksine bazı şeyleri başarmak için bazı şeyleri yapmaya ihtiyaçları var. Okul öncesi dönemde bulguları fark edip uzmana götürüldüğünde, 0-6 yaş grubunda sınırları iyi koyabilmek ve iyi düzen kurabilmek sorunu ortadan kaldıracaktır.'' |
bılgıler için saol |
Suçiçeği Hastalığı Nedir? Suçiçeği ya da varisella, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır. Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir. Başlıca Nedenleri Bu hastalık özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir bulaşıcılığa sahiptir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle yaşam boyu bağışıklık kazanılırsa da, virüs uyku halinde bekleyip daha sonra yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir. Suçiçeğinin Çocukluk Çağındaki Belirtileri Nelerdir? Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 günlük bir kuluçka devresi vardır. Daha sonra çocuk ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen aynı zamanda, sırt ve göğüste, bazen de alın çevresinde. Daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp, bir iki gün içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökülür ve iyileşme tamamlanır. Hastanın Çevresindekilerden Tecrit Edilmesi Gerekli midir? Hasta çocuk, döküntünün görülmesinden itibaren bir hafta süreyle ya da kesecikler kuruyuncaya değin, bu hastalığı geçirmemiş çocuklardan tecrit edilmelidir. Ancak, kabukların dökülmesini beklemeye gerek yoktur. Hangi Yaşlarda Görülebilir? Belirgin Olarak Görüldüğü Dönemler Var mıdır? Çoğunlukla; çocukluk çağında görülür. Kış ve ilkbaharın ilk ayları suçiçeğinin yaygın olarak görüldüğü aylardır. Yetişkinler Daha Büyük Risk Altında mıdır? Yetişkinler ve ergenlik çağındakiler çocuklara kıyasla daha ağır hastalık riski altındadırlar. Ağrı, ateşin süresi, kırıklık, kaşıntı gibi belirtiler daha şiddetli olur, döküntü daha geniş alana yayılır ve daha uzun sürede iyileşir ve hastalığın seyri daha uzun olur. Ayrıca, suçiçeği olan yetişkinler ve gençler için şiddetli komplikasyon riski daha yüksektir. |
PİKA uygun olmayan we yenilmesi adet olmayan maddlerin yenmesi alışkanlığına denir. bu durum hayatın ikinci altıncı ayı içersinde normal gelişimin bir dönemi olarak görülür. çocuk eline ne geçirirse ağzına götürür we yer ancak bunu uzun sürmesi hele buluğ çağına kadar dewam etmesi tamamen anormaldir pikanın en çok görülen güneydoğu we doğuanadolu da rastalan TOPRAK YEMEK dir bu çocuklarda demir eksikliği anemisini ,karaciğer we dalak büyümesini engellertanasul organın gelişimi engellemekle beraber boy kısalına da sebebiyet werir. geçlerde zeka geriliği tedawisi kolay değildir çocuk hastaneye yatırılır minarel we witamin eksikliği için tedawi edilir piskolojik tedawi uygulanır menfi yöndeki ailewi sorunlar ortadan kaldırılır hamile dönemin de halk arasında aşeme diye tabir edilen hadise de bir pika dır we genellikle psikolojiktir |
ÇOCUKLAR VE TELEVİZYON Hep tartışma konusu olmuştur. Televizyon çocuk gelişiminde faydalı mı değil mi? Günümüzde çocukların en iyi arkadaşı diyebileceğimiz televizyon doğru kullanılırsa çocuğun zihinsel gelişimine katkıda bulunabilir. Ama bunun için televizyon izlerken onun yanında olmalı izleyeceği programları seçmelisiniz. Yetişkinlerin televizyon izleme süresini sınırlaması ve izlediklerindeki mesajı anlaması televizyonu çocuk için olumlu hale getirebilir. Özellikle tatillerde çocuklar daha fazla televizyon izlerler.Tatil günlerinde yayınlanan , çocuklar için eğitici , öğretici ve eğlendirici nitelikli programları seyretmelerini sağlıyarak ya da teşvik ederek televizyon kullanımını olumlu hale getirebilirsiniz. Çocuklar televizyonla kendilerini daha iyi değerlendirebilir, televizyonlardan aldıkları bilgileri kendi mantıklarıyla biçimlendirebilirler. Bu durumda televizyon ideal bir iletişim aracı haline gelir. 20. Yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Bunlar içerisinde şüphesiz en önemli yeri de Televizyon almaktadır. TV insanlık tarihi adına büyük gelişmelere vesile olmuş ve halada etkileri açısından insanlık adına tartışılmaz bir noktada yerini korumaktadır. TV evlerde yerini almadan önce ve aldıktan sonra diye aile hayatını ikiye ayırmak belkide pek fazla yanlış olmaz. Bizim konu başlığımızdan da anlaşılacağı üzere bu yazımızda TV nin erişkin birey , aile veya toplumsal yönlerini incelemek yönünde bir amacımız yok. Bu değerlendirmeleri şimdilik daha ileri tarihlere erteleme gerekliliğini düşünüyoruz. Gerek klinik görüşmelerimiz sırasında karşılaştığımız anne babalardan, gerek değişik yollar ile bize gelen sorularda sıkça karşılaştığımız sorulardan biri de ''TV nin çocuğumuza etkisi nedir ? '' şeklinde olan sorudur. Bu konuda anne babalara söylediğimiz genel şey her yaş için şüphesiz bu sihirli kutunun çocuğa etkileri farklı farklı olmaktadır. Bunu iyi veya istenen etkiler ve kötü veya istenmeyen etkiler şeklinde ikiye ayırabiliriz. Ama TV nin en büyük etkisi şüphesiz 0-3 yaşları arasında olmaktadır. Çünki bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psikososyal ve psikomotor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir sorun bütün hayatı etkilemektedir. Bu nedenle yaşlara göre TV nin etkileri konusunda anne babaları bilgilendirmek gerektiğini düşünerek bu türlü bir yazı yazma ihtiyacı hissettik. 0-3 yaş gurubuna etkiler 0-3 yaş için TV bazı durumlarda ciddi sıkıntıların kaynağı olabilmektedir. Ailelerin sosyoekonomik zorlukları , çalışan annelerin durumu , çocuğun-ilgilenilmesi gereken - ek kardeş durumu , anne babaların kendilerine ait sorunları ,yapılması gereken ev işleri , anne babaların sosyoekonomik zorluklardan dolayı ek işlerde çalışmaları , anne babalardan birinin veya ev içerisindeki bireylerden birinin kronik hastalığı , ailelerin kendi psikososyal ihtiyaçları için zaman ayıramaması , anne babaların kendilerinin psikiyatrik sorunları , istenmyen hamilelik sonucu bebeğin doğmuş olması , çocuğun bedensel bir hastalığının olması ve buna benzer sayacağımız onlarca etken nedeni ile anne ve babalar çocuklarına yeterince zaman ayırmamakta veya ayıramamaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı anne babalar isteyerek veya istemeyerek çocuğu ile fazla ilgilinememekte çocuğu ile ilgilenme fiziksel bakım ( karnını doyurma , altını temizleme vb. ) ötesine çok fazla geçememektedir. Bu dönemde çocukların duygusal doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapısının oluşmasına zemin hazırlar. Bu dönem için bebeği okşamak , kucaklamak , onun ile konuşmak , sevildiğini hissettirmek , onun ile oynamak, onun ile birlikte vakit geçirmek , onu gezdirmek, psikomotor ve psikososyal yönünün gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Bebek ile birlikte vakit geçirmek , onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen bakıcısı vasıtası ile önce karşısındaki bireyi , aile ortamını ve yavaş yavaş sosyal çevresini tanımasına yol açar . Bu bağlanma yolu ile önce anneye karşı bir ilişki gelişir . Bu durum anne karnında başlar ve bebeklik döneminde devam eder. Çocuk bu bakım veren aracılığı ile iletişim geliştirmeye , kendini ifade etmeye , ihtayaçlarını anlatmaya çalışmaya , kısacası sosyal ortamın gereklerini yaparak yanında ve çevresinde bulunan insanlar ile iletişim ve etkileşim içerisine girmeye başlar. Çocuk sosyal ortamda iletişimin temel esası konuşma olduğu için konuşmayı öğrenmek zorundadır. İnsanlar tarafından sevilmek için onları anlamak onların duygusal uyarılarına cevap vermek zorundadır. Çocuk sosyalleşmek ve iletişimini kurmak için etrafındakilerden özelliklede bakım veren kişiden teşvik almak zorundadır. Bu çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak ( yiyecek , giyecek , temizlik , koruma vb) , onun dertleri ile ilgilenmek , onun ile birlikte vakit geçirmek , onu öpmek , okşamak, konuşmak , oynamak vb gibi yapılan girişimler ile çocuk sevildiğini hissettirerek , onun için , psikososyal gelişim için bir teşvik oluşturmalıdır. Konuşma , etraf ile ilgilenme , sosyal ortamların gereklerini yerine getirme , insanlar ve yaşıtları ile ilgilenme , ihtiyaçlarını insanlara anlatma , insanlara duygusal yakınlık kurma ,cansız varlıklardan çok canlı varlıklar ile ilgilenme gibi bir çok psikososyal faktör çocuklarda bu iletişim ve etkileşim ortamında kendileğinden meydana gelmeye başlar . Bütün bunlardan bahsetmemizin nedeni , bizim meselemiz ile yakından ilgili olmasından dolayıdır. Çocuk cansız bir varlığın karşısında , duygusal ve sosyal uyarıdan mahrum , sevgiden ve bağlandığı kişiden uzak ,çocuğun konuşmasına , bakışına , gülümsemesine karşılık vermeyen , gönderdiği iletişim ve etkileşim mesajlarına cevap vermeyen, sert , soğuk bir cismin karşısında kaldığında ( ne kadar ses ve görüntü olursa olsun çocuk onları yorumlayacak ve kabul edecek durumda ve psikososyal seviyede değildir ) biraz önce saydığımız sosyalleşme ve bireyselleşme ve kendiliğinden gelişecek olan psikososyal yönlerin hepsi eksik veya yetersiz kalacaktır. Neden küçük çocuklar için bu biraz daha sıkıntılı bir durum ? çünkü çocuğun busosyal ve duygusal eksikliği telafi edeceği arkadaş ve sosyal ortamı , konuşmak veya vakit geçirmek için gideceği ikinci bir ortam ve bunu telafi edebilecek psikomotor ,psikososyal yeterlilik henüz gelişmemiştir ayrıca alternatif bir gelişim ortamı yoktur . TV karşısında 0-3 yaş arasında aşırı miktarda kalan (günlük 1-2 saatin üzerinde ) çocuk , ailede ve özellikle de bakım veren kişide eşlik eden yukarıda saydığımız diğer etkenler de varsa , sosyal gelişim (duygusal etkileşim ve karşılık verme, sosyal ortamlara uyum , insanlar ile ilgilenme , onlara yakınlık gösterme , yaşıtlarına ilgi vb) , ve iletişim ( konuşma , anlamlı jest ve mimikler , heceleme , agulama , ses çıkarma , cümle kurma vb.) için gerekli olan fonksiyonların gelişiminde gecikmeler veya yetersizlikler görülür. Bu duruma yani iletişim ve etkileşim bozukluğuna yol açabilecek diğer nedenlerin olup olmadığı incelenmelidir. Bütün bu nedenlerden dolayı bebekler için sevgi ,duygusal ilgi ve birlikte geçirilecek vakit yerine çocuğun TV karşısında kalması son derece sakıncalıdır. Bu dönemde uzun süre çok aşırı miktarda TV karşısında kalan çocuklarda başka hazırlayıcı nedenler yok ise , başka nedenler de eklenerek bazı psikiyatrik tablolar gelişebilir. Bu tür çocuklarda etrafa karşı ilgisizlik , seslenince bakmama , göz kontağı kurmama , insanlara ve yaşıtlarına ilgisizlik , onlarla duygusal ve sosyal iletişime geçmeme , kendi halinde olmaya çalışma , kendi etrafında dönme , sallanma , aşırı derecede cansız nesneler ile ilgilenme , konuşmama , cümle kurmama , iletişim ve etkileşimde problemler , duygusal olarak karşılık verememe vb. bir çok belirti görülebilir. Bu nedenle ane babaların özellikle bu yaş için TV izleme konusunda sınırlamalar ile birlikte durumu yönlendirmeleri , normal psikomotor ve psikososyal gelişim için uygun olur. Aynı zamanda bu yaş içindeki bir bebek veya küçük çocuk ile hem anne hem babanın , mümkün olduğunca fazla vakit geçirme ,onunla oyun oynama , konuşma , sevdiğini belli etme , duygusal yakınlık gösterme , onun ile gezme , onun fiziksel bakımını ihmal etmeme , onun normal gelişim basamakları konusunda dikkatli olma , onun diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimine zemin hazırlama , sadece onun için belli zamanlar ayırma , ona masal anlatma vb. bir çok faaliyeti günlük hayat içerisinde yapmaları uygun olur. 4 -7 yaş çocuklar ve TV Bu yaş grubunda çocuğun gelişimi ile ilgili önemli adımlar atılır. 0-3 yaş grubunda olduğu gibi çocuğun gelişimi bu dönemde de çok hızlı bir şekilde devam eder. Bu dönemde anne baba , arkadaş ve sosyal çevre ile etkileşim ve iletişim belirgin olarak artmış ve artık erişkinlerle birlikte belirgin olarak uyum sağlanmıştır. Bu dönemde gerek dil gelişimi , gerek motor gelişim de önemli aşamalar kaydedilir. Bu dönemde çocukta ki etkilenmeler hayat boyu çocuk için çok önemli olmaktadır. TV nin bu dönemde çok aşırı izlenmesi çocuğun dil ve sosyal gelişiminde bazı sıkıntıların ve eksikliklerin oluşmasına neden olabilir. Bu dönemde çocuklar TV de gördükleri görüntüleri tamamen somut olarak yorumlarlar yani çocuklarda tam olarak soyut düşünce gelişmediği için gerek çizgi filmler gerek filmler de görülen görüntüler olduğu gibi algılanır. Çocuk bütün bunları olduğu gibi uygulamaya çalışabilir. Yani çizgi filmde gördüğü bir hareket veya sahneyi olduğu gibi yapmaya çalışabilir. Çocuk için bu dönemde şiddet içeren ve aşırı abartılı konulardan oluşan çizgi filmler oldukça sakıncalı olabilir. Bilinçaltı şiddet duygularının yerleşmesine neden olabilir . Aynı zamanda çocuğun bu dönemde izleyeceği gerilim, korku veya aşırı şiddet içeren görüntülerden çocuklar oldukça aşırı etkilenebilir , bu durum onları akla gelen görüntüler ve düşünceler ile günlerce rahatsız edebilir. Ek olarak çocukta uyku bozukluğu , yalnız kalmak istmememe , korku ve endişe duyguları yerleşebilir ( klinik ortamda bunun örneklerini görmekteyiz ) . O nedenle anne babaların bu dönede izlenen programlara özellikle dikkat etmesi gerekir. Çocuğun sosyalleşmesi , yakınları ile diyalog kurması , sosyal adaptasyonu , dil gelişimi ve buna benzer konular TV izleme ( aşırı miktarlarda ) ile eksik kalabilir. Bu yaşlardaki çocukların eğitici programlar harici özellikle şiddet içeren ve çocuklar için travmatik olacak görüntülerden uzak kalmaları uygun olur. Bu hazırlıksız karşılaşılan görüntüler onlarda bilinçaltı kaygı , gerilim , korku , şiddete eğilim gibi sıkıntılara yol açabilir. Amerika ve Avrupada uzmanlar küçük yaşlarda gösterilen şiddet davranışlarının önüne geçmek için çok büyük gayretler sarfetmekte ,özellikle son zamanlarda okullarda gösterilen şiddet olaylarından sonra meselenin öneminin daha da arttığı anlaşılmaktadır . Mühim olan ve yapılması daha basit olan şey çocukların ruh sağlığı bozulmadan koruyucu önlemlerin alınması gerekliliğidir. Unutulmamalıdır ki çocukluk çağında görülen her görüntünün , duyulan her sesin , karşılaşılan her iyi ve kötü muamelenin muhakkak ileriki yıllarda bir yansıması olacaktır. Bu nedenle TV gibi iletişim araçları eğitim amaçlı olarak kullanılmalı , eğlence amaçlı ise belli sınırlarda kullanılmalıdır. Özellikle anne babalar, aile olarak birlikte izledikleri programlar konusunda oldukça seçici davranmalıdırlar . Bütün bunlara ek olarak , aşırı ve uygunsuz TV izleme durumunda , daha çok geç saatlerde izlenmesine müsade edilen programlar ile çocukların uyku ritmi bozulmakta , vakit ve motivasyon eksikliğinden dolayı çocukların oyunlar ve değişik aktiviteler ile kazanacakları motor beceriler yetersiz kalmakta , çocukların arkadaş ortamlarında kazanacakları sosyal adaptasyon yeteneği istenen seviyede olmamakta , ince motor becerilerin gelişimine ve anne babanın eğitimi için gerekli vakit azalmakta , bu yaş için gerekli olan fiziksel hareketlilik ile enerji atımı eksik kalmakta , TV nin çocuklar için bir miktar katkısı olsa bile genel olarak dil , sosyal ve motor gelişimde sıkıntılar gözlenmektedir. Bu durum eğer anne babanın çocuğu için yeterli vakit bulmasında sorun varsa , çocukta ek olarak psikiyatrik sıkıntılar varsa , çocuğun gelişimini destekleyecek diğer faktörler eksik ise daha da büyük sıkıntı olmaktadır. 7-12 yaş arası çocukların durumu Bu dönemdeki çocuklar genelde ağır eğitim şartları içinde olan grubu oluşturmaktadır. Aynı zamanda TV nin eğitim amaçlı kullanımından daha fazla yararlanacak bir yaş grubunu oluşturmaktadır. Yukarıda saydıklarımıza ek olarak bu yaş grubunda soyut düşünce yerleşmeye başlamış olmasının etkileri görülür. Çocuklar TV deki görüntülerden etrişkin düzeyinde etkilenmeye başlarlar. Yukarıda değindiğimiz gibi bu yaş grubunda da şiddet içeren , korku ve gerilime neden olan sahnelerin çocuğun gelişiminde problem oluşturacağını söylemek gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz iletişim ve sosyal adaptasyon üzerine etkileri 0-3 yaş ve 4-7 yaş grubundaki kadar negatif şekilde olmaz . Çocukların bu yaşlardan itibaren TV üzerinden kazanımları eğer iyi yönlendirilir ve seçici davranılırsa devam eder. Bu yaştaki çocukların ders ve okul saatleri de göz önüne alınarak TV izleme saatleri uygun bir şekilde sağlanmalıdır. TV izlemenin aşırılığı durumunda çocuğun sosyal aktivitelerinde , arkadaş ilişkilerinde , ders başarısında , sportif faaliyetlerinde , yaşa uygun becerilerin geliştirilmesinde sorunlar yaşanabilir. KARIN AĞRISI Çocuklarda sık görülen rahatsızlıklardan biride karın ağrısıdır. Üç yaşın altında ender görülsede karın ağrısının sebebi apandisit olabilir. Karın ağrısı saatlerce sürüyorsa ciddiye alınmalıdır. Bebeklerde ve emekleme çağındaki çocuklarda 15-20 dakikada bir gelip geçen şiddetli karın ağrısının sebebi bağırsak tıkanması olabilir.
Ateşini ölçün . Yüksekse , karın ağrısı şiddetliyse ve ağrı göbeğinin çevresindeyse apandisit olabilir. Apandisit olduğunu düşünüyorsanız yiyecek ya da içecek vermeyin. Doktora başvurun. Düşünmüyorsanız termofara ılık su koyup, havluyla sarıp karnının üstüne koyun. KABIZLIK Çocuğunuz kabız olduğunda kakasını daha sert ve seyrek yapar. Kısa bir süre için çocuğunuz kabız olursa kaygılanmayın. Bunun bir zararı yoktur. Müshil vermeyin. biberonuna şeker katmayın. Özellikle sıcak havalarda çocuğa bol bol su verin. Çocuğun lifli besinler tüketmesini sağlayın.
İshalli Çocuğun Beslenmesi Çocuğunuz Altı Aydan Küçük ve Henüz Ek Gıda Almıyorsa Emzirmeyi sıklaştırın. Her kaka yapışta çaydanlığın altındaki kaynamış ve soğumuş sudan olabildiği kadar çok içirin. Çocuğunuz Ek Gıda Alıyorsa Çocuğunuzu yemeye teşvik edin ve ona, günde en az 6 kez yiyecek sunun. Kısa aralıklarla enerji ve proteinden zengin, yumuşak, taze hazırlanmış, püre şeklindeki yiyeceklerden (beyaz peynir, haşlanmış yumurta, patates, yoğurt, yoğurt ile yapılmış az yağlı pirinç çorbası, tarhana çorbası, pirinç lapası, haşlanmış et, ızgara köfte, az yağlı pirinç pilavı, makarna gibi) verin. Potasyumdan zengin besin olarak muz püresi veya taze sıkılmış meyve suları içirin. Şekerli ve yağlı yiyecekler ishali artırır. Çocuklara böyle gıdalar (çikolata, bisküvi, gofret, kuruyemiş, pastalar, meşrubatlar, yağ, bol, reçel, pekmez) vermeyin. Hazır meyve suları ve kolalı içeceklerin ishalli çocuğunuza hiçbir yararı yoktur. Çocuğunuzu İshalden Korumak İçin Ona ilk altı ay sadece anne sütü verin. Dokuz aylık olunca kızamık aşısını yaptırın. Çocuğunuza yiyecek hazırlamadan ve beslemeden önce, çocuğunuzun altını değiştirdikten sonra, kendiniz tuvaletten çıktıktan sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. Ellerinizi yıkarken sabunu elinizde dört defa çevirmeniz yeterli olacaktır. İshal olma riskini azaltmak için çocuğunuzu beslerken biberon kullanmayın. Bebeğinizin yiyeceklerini kolay temizlenen cam veya porselen kaplarda hazırlayın ve kaşık ile yedirin. Temizliğinden emin olmadığınız yiyecek ve içecekleri asla kullanmayın. Çiğ sebze ve meyveleri temiz su ile yıkamadan yedirmeyin. Yiyecekleri ağzı kapalı olarak buzdolabında saklayın. Pişirilmiş yiyeceklerinizi oda sıcaklığında iki saatten fazla bırakmayın ve bunları çocuğunuza yedirmeyin. Temizliğinden emin olmadığınız suları kaynatıp soğutarak çocuğunuza içirin. İçme ve kullanma sularınızı temiz kaynaktan temin edip, temiz kaplarda ağzı kapalı olarak saklayın. İshalli Çocuğun Anne ve Babasına Öneriler İshal su kaybı nedeniyle öldürücü olabilen bir hastalıktır. İshali olan çocuğunuzda su kaybını önlemek için su ve sulu gıdaları (kaynatılmış çorbalar) her zamankinden daha fazla verin. Her kakadan sonra, iki yaşından küçük çocuklara bir çay bardağı, iki yaşından büyüklere ise bir su bardağı, yukarıda sayılan içeceklerden mutlaka içirin. İshali olan çocuğu aç bırakmayın, beslenmesine devam edin. İshalli çocuğu sık sık ve az az besleyin. Emiyorsa anne sütünü kesmeyin. Daha sık emzirin. Çocuğunuza, ishali geçtikten sonra, iki hafta süre ile ek bir öğün verin. Çocuğunuzu, ağız ve dilin kuruması, bıngıldak ve gözlerin çökmesi, göz yaşının olmaması, karın derisinin çekilip bırakıldığında yavaş geri dönmesi gibi su kaybı belirtileri yönünden yakından izleyin. İshalli çocuğunuza, doktor önerisi dışında antibiyotik vermeyin. İshal kesici ilaçların çocukluk çağı ishal tedavisinde asla yeri yoktur. Aşağıdaki durumlarda çocuğunuzu hemen bir sağlık kuruluşuna götürün; Belirgin susaması veya su kaybı belirtileri varsa çocuğunuzun ishali üç gün içinde düzelmiyorsa çok sık veya fazla miktarda kaka yapıyorsa, tekrarlayan kusmaları oluyorsa, yeme içmesi bozulduysa, kakasında kan varsa, ateşi yüksek ise. BEBEĞİNİZ ve KENDİNİZ HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZİ ÇOCUK DOKTORLARI VE KADIN DOĞUM UZMANLARIMIZA SORMAK İSTER MİSİNİZ? Bebeğiniz olduktan sonra onun genel görünüm ve davranışlarını çok iyi takip etmeniz gerekecek. Ancak bu sayede normal dışı davranıp davranmadığını, hasta olup olmadığını anlarsınız. Çok iyi bir gözlemci olmalı , şüphelendiğiniz bir durumda hemen doktorunuza başvurmalısınız. GECİKMEYE GELMEZ DURUMLAR
ACİL DURUMLAR
|
Yeni Doğan Bebeğe ve Ailesine "Doğan her yeni bebek tanrının insanlardan umudunu kesmediğinin bir işaretidir." Tagore Hoş geldin bebek Sağlıkla büyü. Neşe ve sevinçle yaşa, Yüzünden gülüşler, Aklından ışıklar Kalbinden iyilikler eksik olmasın. İlk Gün Telaş, heyecan, mutluluk ve endişelerin en fazla olduğu bir gündür. Böyle bir günde, ister normal doğum olsun, ister sezaryen, annede ağrılar ve yorgunluk kaçınılmazdır. Herhangi bir ağrı çok şiddetliyse en çok "doğum sancısı gibi" tarif edilmez mi. Bu nedenle doğum günü, annenin de bebeği kadar yardıma ve bakıma ihtiyacının olduğu bir zamandır. http://img253.imageshack.us/img253/1959/yenidoganuk3.jpg Bu durumdaki bir insandan, ancak bir kişi, kendisini kucaklaması, beslemesi ve bakması için yardım umabilir. O da dünyaya yeni gelen minik bir bebektir. Dünya tatlısı bebeğini gören anne, işte o anda, bütün yorgunluk ve ağrılarını bir anda unutur. Hayata dair mucize görmek isteyenler böyle bir duruma şahit olmalıdırlar. Minik bebeğiniz de, hele normal doğumla gelmişse bir kaç saat yol yorgunluğu çekecektir. Hemen bütün bebekler doğumu takip eden ilk bir saat uyanıkken ardından yaklaşık iki ila dört saat süren bir yol yorgunluğu uykusu yaparlar. Bebeğin bu ilk bir saat içinde, hatta ideal olanı hemen doğar doğmaz annenin kucağına verilip emzirilmesinin sağlanması çok önemlidir. Çünkü bu uygulama anne sütünün yapımını uyaran ve bu yüzden kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Uykuya daldıktan sonra o ilk yarım bir saatteki kadar memeyi iyi tutmayabilir. Bu da anneyi ve yakınlarını emdirememe endişesine sevk edebilir. Yeni Doğan - İlk Gün Telaş, heyecan, mutluluk ve endişelerin en fazla olduğu bir gündür. Böyle bir günde, ister normal doğum olsun, ister sezaryen, annede ağrılar ve yorgunluk kaçınılmazdır. Herhangi bir ağrı çok şiddetliyse en çok "doğum sancısı gibi" tarif edilmez mi. Bu nedenle doğum günü, annenin de bebeği kadar yardıma ve bakıma ihtiyacının olduğu bir zamandır. Bu durumdaki bir insandan, ancak bir kişi, kendisini kucaklaması, beslemesi ve bakması için yardım umabilir. O da dünyaya yeni gelen minik bir bebektir. Dünya tatlısı bebeğini gören anne, işte o anda, bütün yorgunluk ve ağrılarını bir anda unutur. Hayata dair mucize görmek isteyenler böyle bir duruma şahit olmalıdırlar. http://img214.imageshack.us/img214/4721/art004bu5.jpg Minik bebeğiniz de, hele normal doğumla gelmişse bir kaç saat yol yorgunluğu çekecektir. Hemen bütün bebekler doğumu takip eden ilk bir saat uyanıkken ardından yaklaşık iki ila dört saat süren bir yol yorgunluğu uykusu yaparlar. Bebeğin bu ilk bir saat içinde, hatta ideal olanı hemen doğar doğmaz annenin kucağına verilip emzirilmesinin sağlanması çok önemlidir. Çünkü bu uygulama anne sütünün yapımını uyaran ve bu yüzden kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Uykuya daldıktan sonra o ilk yarım bir saatteki kadar memeyi iyi tutmayabilir. Bu da anneyi ve yakınlarını emdirememe endişesine sevk edebilir. Yani demek istiyoruz ki sevgili anne, ne kadar yorgun ve ağrılı olursanız olun bu ilk saati ve ilk günleri gerektiği gibi değerlendirin. Bebeğiniz sizden tek bir şey isteyecektir; o da sevgiyle kucaklanmak ve anne sütü emmek. Yakınlarınız ve eşinizden, bebeğinizi emzirebilmeniz konusunda yardım isteyiniz. Çünkü siz ne istediğiniz gibi kalkabilir, ne de oturabilirsiniz. Ne yapın edin ve bu en zor gününüzde bebeğinizi sık sık emzirin. Bebekler doğar doğmaz yaşadıkları her an, bulundukları ortama uyum sağlamaya ve adapte olmaya yönelik olarak, anne karnında başladıkları büyüme ve gelişmelerine devam ederler. Sizlerin gözleri önünde gerçekleşecek olan bu süreçte, o adeta her gün yeni bir gelişme göstererek sizi şaşırtacak ve mutlu edecek. İlk bakışı, ilk gülümsemesi, ilk hecesi dünyaların sizin olmasını sağlamaya yetecek. Yüzündeki bir an memnuniyetsiz bir ifade bütün neşenizi kaçırırken küçücük bir ağlaması kendinizi mutsuz ve çaresiz hissettirebilecektir. Hayatınızı büyük ölçüde etkileyip değiştirecek. İmkanlarınız ölçüsünde ona bakıp büyütürken cevaplanmasını istediğiniz bir çok sorunuz olacak. Ona olan sevginizden dolayı her öneriyi can kulağıyla dinleyip hemen yerine getirmeye çalışacaksınız. Bebekler her zaman doğum doktorunuzun verdiği randevuya uymayabilirler ve beklenen günden daha önce yada sonra doğabilirler. doğum sonrası da her şey çok hızlı gelişir ve ne zaman, neyi, nasıl yapmanız gerektiği konusunda her gün daha fazla bilgiye ihtiyacınız olur. Bu arada çevrenizden de birçok tavsiye alırsınız. Tamamen iyi niyetle yapılan bu tavsiyelerin içinde bazen yapılması doğru olmayan uygulamalar da bulunduğunu ve sonuçta bebeğin sıkıntıya girdiğini görebilirsiniz. İşte yapılmaması gereken hatalı önerilerden birkaç tanesi: Yeni doğan bebeğe ; üç ezan süt vermemek emzirmemek, şekerli su vermek, serum suyu vermek, reçelli ballı lokumlu emzik vermek, bebeği göbeği düşmeden yıkamak, tuzlamak, kundaklamak ... Ne Yapmalıyız ? Bebekler ve çocuklar yetişkin insanların küçük modelleri küçültülmüş halleri değildir. Her yaşın hatta ilk iki yıl içinde her ayın kendine özgü bedensel ve ruhsal işleyiş farklılığı vardır. Nasıl hamileliğin son aylarındaki fetus ilk aylardakinden farklılık gösterirse her yeni doğan bebek doğumdan itibaren de büyümeye ve gelişmeye devam eder. Yani yeni doğan bir bebeğe altı aylık hatta üç dört aylık bebeğe davranıldığı gibi davranılamaz aynı şekilde beslenemez. İlk gün sağlık doğum hemşireniz bebeğinize Bir K vitamini enjeksiyonu ve bir de hepatit B aşısı enjeksiyonu yapacak, ayrıca gözlerine de iltihaplanmadan koruyucu bir ilaç damlatacaktır. Hastaneden taburcu olurken size bir reçete verilecektir. Bu reçetede bebeğinizin göbek bakımı ile ilgili antiseptik solüsyon ve steril gazlı bez, bir de D3 vitamini olacaktır. Bunları nasıl uygulayacağınızı doktorunuz veya hemşirenize sorunuz. Yeni Doğan - Beslenme : Anne Sütü: http://img214.imageshack.us/img214/9160/art005es4.jpg"Bebek mümkün olduğu kadar anne sütü ile beslenmelidir. Çünkü anne sütü bebek daha doğmadan önce, anne karnında iken, onu besleyen kana en çok benzeyen besindir. Anne sütü hem bebek tarafından daha kolay sindirilir hem de bebeğe daha yararlı olur. Bu nedenle de bebeğin beslenmesi ve büyümesi için en uygun besindir." İbni Sina İlk bir iki gün daha koyu kıvamlı ve sarı renkli gelen ilk sütü ( kolostrum) özellikle hiç bir damlası ziyan edilmeden bebeğin alması sağlanmalıdır.Kolostrum; daha sonra gelen anne sütüne göre bebeğinizi daha yoğun oranda hastalıklardan koruyucu maddeler ve hücreler içerir. Annelerin en büyük korkusu ve telaşı, ilk günlerde sütünün gelmeyeceği ve bebeğinin aç kalacağıdır. Bu endişeyi aşmanın tek yolu olumlu düşünerek huzurlu bir şekilde gülümseyip gevşeyerek sık sık bebeğinizi emzirmektir. Anne sütü her zaman bebeğinizi koruyan maddeler yanı sıra koruyucu canlı hücreler de içerir. Bu hücreler bebeğinizi özellikle ishallerden korur. Anne sütü parayla satın alınmaz, ekonomiktir. Sürekli steril tutulması gereken biberon ve emzik ve benzeri malzemeler gerektirmez. Bebeğin istediği anda ısıtmak soğutmak gerekmeden içilmeye hazırdır. Emzirme sırasında kurulan anne bebek iletişimi, bebeğin ruh sağlığı zihinsel gelişimini olumlu etkiler. Emzirmek kadınlarda meme ve yumurtalık kanseri riskini azaltır. Anne sütü tek başına her hangi bir ek gıda vermeksizin 4 ila 6 ay boyunca bebeğinizin sağlıklı gelişmesi için her bakımdan, gerekli ve yeterlidir. O halde bebeğinize anne sütü verebilmek için gerekli isteği ve gayreti göstermelisiniz. Bebeğinizi her zaman rahat olacağınız bir ortamda gevşeyerek ve bebeğinize gülümseyerek emzirin. Doğumdan sonra bebeği ne kadar çabuk memeye tutar ve emzirirseniz sütünüzün o kadar çabuk ve bol gelmesini sağlarsınız.Doğumu takiben en kısa sürede bebek emzirmeye başlanmalıdır. Çünkü bebek dünyaya geldiği ilk yarım saatte uyanıktır ve emme refleksi de oldukça güçlüdür. ilk emzirmenin yapılması için bu süre çok kıymetli bir zamandır. İlk yarım saati takiben bebek doğum yorgunluğuna bağlı olarak yaklaşık iki üç saatlik bir uykuya dalar. İlk günlerde her iki meme ortalama 5 er dakika emzirilerek birinci haftanın sonunda 10 ar dakikaya çıkarılmalıdır. İkinci haftadan itibaren her öğünde tek bir meme 20 -25 dakika verilmelidir. Gerekiyorsa her seferinde her iki memede emzirilebilir. Anne sütünün ilk gelen bölümünün şekerinin, sonrasında proteinin en son kısmında ise, bebeğin kilo almasını sağlayıcı yağlarının daha fazla olduğunu düşünürsek, memeden süt gelmez olasıya kadar emzirmeye devam etmek gerekir. Memede süt bırakırsanız süt üretimi düşer... İlk günlerde emzirme daha sık (adeta bebek ve anne birbirlerine alışasıya kadar antrenman yaptığınızı düşünerek 1-2 saatte bir, bebek uyandıkça) olmalıdır. Normalde bebek ilk günlerde anneyi emdikten sonra iki saatlik uykular yapar. Beslenme sıklığını bebeğin emme isteği belirlemelidir. Acıktığı an ise hemen uykudan uyandığı andır. Bebeği emzirmek için ağlaması beklenmez... Altı temizse daha rahat ve istekli emer, altı kirliyken rahatsız olup beklediğiniz gibi emmeyebilir. O halde uykudan uyandığında beslemeye başlamadan önce altını kontrol etmek daha iyi olacaktır. Yalnız uyarmamız da gerekir ki beslenme sonrası da yapacağı ilk şey yine size alt temizleme işi çıkarmak olacaktır. Temiz beze kaka yapmaya bayılırlar! Ancak eğer beslenirken altını kirletmişse altını temizlemek için bebeği hemen alt üst etmeyiniz, emdiği süt daha midesine yerleşmeden kusmasına neden olabilirsiniz. Sağlıklı ve dengeli beslenen her annenin sütü ilk 4-6 ay bebeğinin beslenmesinde tek başına yeterlidir. Ancak doktorunuzun önerisi ile birlikte 4-6. aydan itibaren anne sütüne de devam ederek ek beslenmeye başlayabilirsiniz. Anne sütüne ne kadar devam edileceği konusunda, Dünya Sağlık Örgütü, bütün annelere, bebekleri iki yaşına gelesiye kadar emzirmeye devam etmelerini öneriyor. Yapay Beslenme: Evet aslolan bebeği kendi annesinin sütü ile beslemektir. Ancak herhangi bir nedenle bebeğe annesinin sütünü veremiyorsak onu aç da bırakamayız. Dünyada açlığa en az tahammül edebilen canlılar yine bebeklerdir. Yeterli beslenmeme kan şekeri düşüklüğü sonucu nöbet geçirmelerine, vücutlarının susuz kalmasına, ilk günler sarılık olmalarına neden olabilir. Uzun dönemde yetersiz beslenme ise yetersiz kilo almaları sonucu büyüme ve gelişme geriliklerine ve kolay hastalanmalarına neden olur. Anne sütü yetersiz veya hiç yok ise bebeğin tolere edebileceği en uygun gıda ile beslenmesi sağlanmalıdır. Bu gıda ilk dört ay için anne sütüne tam adapte edilmiş hazır, bebek biberon mamaları olmalıdır. İlk dört ay içinde bebek sindirim sistemi ancak bunları kolay sindirebilecek kabiliyettedir. Bunların dışında verilecek gıdaları yutuyor olması onları da rahat sindirebileceği anlamına gelmez. Bebeğin sindirim sistemi gelişmeden verilen gıdalar onun mide ve barsak hücrelerinde zararlanmaya yol açabilir. Bebeğin karnının doyurulması, beslenmesi ve gelişmesini olumsuz etkilememelidir. Bu nedenle doğru zamanda uygun besinler verilmelidir. Dört ila altı ayını dolduran bebeğinize yine doktorunuzun önerisi ile yarı adapte bebek biberon mamalarını verebilirsiniz. Yanı sıra ek beslenmeye de başlayabilirsiniz. Yeni Doğan - Cilt Bakımı : Doğum öncesi bebek anne karnında, amnion kesesi içinde, sürekli su içinde yaşar. Doğum sonrası artık ise cildi hava ve giysileri ile temas eder. Bebek cildi, bilhassa yeni doğduğunda yetişkin cildine göre daha ince ve hassastır. Bu nedenle çabuk tahriş olur. İlk günlerde kuruyup soyulabilir. Veya bazen kızarıklıklar olabilir. Yapılması gereken bebeğin cildini temiz ve nemli tutmaktır. Sıcak mevsimde her gün, soğuk mevsimde en az haftada iki kez yıkanmalıdır. Ancak ilk banyosu göbek kordonu kuruyup düştükten bir gün sonra yapılmalıdır. Bu zaman zarfında bebeğinizi her gün bebek yağları veya losyonlarıyla göbeğini koruyarak silebilirsiniz. Göbeği düşesiye kadar, henüz düşmemiş göbek kordonunu bezin içine koymadan, dışarıda bırakacak şekilde bezini bağlayınız. Bu şekilde mikropların bulaşmasına çok açık olan göbek kordonunun idrarla ıslanmasına ve mikrop kapmasına engel olursunuz. Bebeğin en sık kirlenen yeri bez bölgesidir. Bu nedenle en sık cilt tahrişleri de bu bölgede olur. Sık bez değiştirmek, genital bölge cildini temiz ve kuru tutmak tahrişleri ve pişikleri önlemek için çok önemlidir. Koruyucu bakım ve pişik kremleri kullanılmasının sakıncası yoktur. Kullanılacak kremi doktorunuza danışabilirsiniz. Eğer bütün dikkatinize rağmen pişik dediğimiz cilt tahrişi olmuşsa 3 günden fazla sürüyorsa mutlaka doktora danışın. İlk haftalarda bebeğin cildi gerçekten de son derece hassastır. Alt bakımında ılık suyla ıslatılmış pamuklar kullanılırsa, cildi tahriş olmaktan ve soyulmaktan korumak kolaylaşır. Çünkü özellikle kız bebeklerde, alt bakımında genital bölge cildiyle birlikte mukozası da temizlenmelidir. Ve mukoza cilde göre daha kolay tahriş olur. DİKKAT! Bebeğinize bakım yapacağınız zaman hatta ellerinizin temiz olduğundan emin olunuz. İlk haftalarda karşılaşabileceğiniz döküntü veya sarılık gibi renk değişikliği şeklindeki cilt sorunlarınız olabilir. Cilt değişikliklerinin ne olduğunun tanımlanmasının en iyi görülerek yapılacağını unutmayınız ve doktorunuzla kontak kurunuz. Göbek Bakımı Göbek kordonu anne karnındayken bebeğin anne arasında kan yoluyla oksijen ile karbondioksitin ve besin maddeleri ile bebeğin atık maddelerinin değişimini sağlayan çok önemli bir yapıdır. Doğum sonrası artık bir işlevi kalmaz. Temiz ve kuru tutulursa yaklaşık ilk on gün içinde kendiliğinden kurur, düşer ve yeri iyileşir. Düşesiye kadar günde bir kez doktorunuzun reçete edeceği antiseptik bir sıvıyla, önerildiği şekilde pansumanının yapılıp steril gazlı bezlerinin değiştirilmesi yeterli olur. Pansumanı yaparken mutlaka ellerinizi sabunla yıkamış olmalısınız. Bu sürede göbekte kızarıklık, kötü bir koku, iltihaplı akıntı ve/veya kanama fark ederseniz bir sağlık kurumuna veya doktorunuza başvurmanız gerekir. Göz Bakımı Doğumu takip eden günlerde gözlerde çapaklanma, akıntı ve kızarıklık ile kendini gösteren konjonktivit (göz iltihaplanması) ile de sıkça karşılaşılır. Bunun nedeni yeni doğan bebeklerde üretilen göz yaşını burun içine akıtan kanalın drenajının bazen yeterli olmamasıdır. Bu durumu sezaryen doğumlarında daha çok görüyoruz. Normal doğumlarda bebek, onun başı ve gövdesine göre nispeten dar olan doğum kanalından sıkışarak geçirmesi gözyaşı kanallarına adeta masaj yapılmış olur. Sezaryen doğumlarında ise bebek anne karnından sıkışmadan bir iki dakika içinde alınır. Doğum sonrası göz bakımını yaparken günlük kaynamış ılınmış su ile ıslatılmış lokmalar halinde pamuk parçalarını kullanabilirsiniz. Önce ellerinizi sabunlu suyla yıkayıp temiz havlu ile kurulamayı unutmayınız. Islattığınız pamuk lokması ile bebeğin gözünü pınarından başlayıp kuyruğuna kadar yumuşakça bir kerede siliniz. Diğer göz için yeni bir pamuk lokması kullanınız. Bu bakıma rağmen bebeğinizin gözü çapaklanıyor, sulanıyorsa doktorunuza başvurunuz. Kulaklar ve Burun Bakımı Temizlik ve bakım için pamuklu çubuk ve benzeri şeyler kullanmayınız. Bunlar bebeğin kulaklarını ve burnunu tahriş edebilir. Bir parça kaynatılmış ılık su ile ıslatılmış pamuk veya yumuşak bir peçete ile kulakların ve burunun giriş delikleri silinebilir. Banyosu Banyonun anlamı su, şampuan ve sabunla temizlik; suyun ılık, sıcak olması ve dokunma, masaj etkisi ile rahatlama ferahlama. Önemli olan banyo suyunun sıcaklığını iyi ayarlayarak özellikle ilk banyolarında onun korkmasına neden olmamak. Cildimiz, vücudumuzu, dış çevreye ve dış dünyanın etkilerine karşı korumak üzere adeta bir zırh gibi sarar. Yaşanan bir gün boyunca havada dolaşan tozlar, temas edilen yerden aldığı gözle görülen veya görülmeyen partiküllerle kirlenir. Bu toz ve partiküller arasında hastalık yapabilen mikroplar da bulunabilir. Ne kadar sık banyo yapılırsa bu şekilde partikül toz ve mikropların vücuttan uzaklaştırılmaları o kadar kolaylaşmış olur. Bazen anneler bebeklerini banyo ettirmekten çekinirler. Banyo sırasında bebeklerinin üşüyeceğini, hasta olacağını düşünürler. Bazı küçük noktalara dikkat edilirse banyo yapmaktan hiç bir zarar gelmeyecektir.
Bebeğinize kundak yapmayınız. Kundak doğumda normal olan bebeğin kalçasında çıkıklığa yol açabilir. Bunun yerine bebeğinize onlar için yapılmış zıbın, tulum, pijama şeklinde giysileri giydiriniz. Bazen bebeklerin kaburga kemiklerinin (bazen eyeleri derler) batmaması için göğüs çevresine sıkı sıkıya bir sargı yaparlar. Bunu da yapmayınız, bu sargılar bebeğinizin nefes alıp vermesini güçleştirir. Bebeğiniz için çarşıdan aldığınız giysileri paketini ilk siz açsanız bile yıkamadan giydirmeyiniz. Pamuklu, yumuşak dikişli, rahat ve kolay yıkanıp ütülenebilen, tüylü olmayan kumaşlardan yapılan bebek giysilerini ve battaniyelerini tercih ediniz. Bebeğinizin giysi ve battaniyelerini, havlu ve nevresimlerini sabun veya sabun tozu ile yıkayınız ve ütüleyiniz. Üşümemesi için ne kadar giydireceğinize gelince; yetişkinlere göre bir kat fazla giysi giydirilmesi, uykusu sırasında üzerinin örtülmesi yeterlidir. Giyimli olduğu halde elleri soğuksa üşüyor olabilir, kolayca terliyorsa fazla giydirilmiş olabilir. Koltuk altından derece ile ölçülen vücut ısısı 36-36.5°C ise üşümüyor demektir. Çevresi Onun dokuz aydır tek başına, sessizce, ziyaretçileri olmadan, öpülmeden, uykusu bölünmeden yaşamaya alışmış bir kişi olduğunu unutmayınız. Dünyada ziyaret edilmeye tahammülü en az olan kimdir diye sorarsanız, hiç tereddüt etmeden bildiğim biri var diyebilirim. O da yeni doğan bebektir. Lütfen ilk bir iki ay onu mümkün olduğunca ziyaretçilerin taarruzundan, uyku saati geldiğinde elden ele dolaştırılmasından, beslenme saatinin atlanmasından koruyunuz. Ayrıca yetişkinler veya daha büyük çocuklarda nezle yapan mikroplar bebeğinizde çok daha ciddi hastalıklar yapabilir. Mümkün olduğunca üzerine nefes verilmesinden, yıkanmamış ellerle tutulmasından onu hatta annesini de korumaya çalışınız. Güneş alabilen, havalandırılabilen, mümkünse ayrı bir oda sağlayınız. Odasının ısısı 20-24°C olmalı, bunu temin ve takip etmek için bir oda termometresi bulundurunuz. Kış aylarında odasını ısıtmak için ısıtıcı kullanıyorsanız, onun burnunun tıkanmaması, hava yollarının kurumaması için ısıtıcının üzerine bir miktar temiz su koyarak odasını nemlendirebilirsiniz. Uykuları Dünyaya yeni gelen bir bebek annesini emmesi ve alt bakımının yapıldığı zaman dışında kalan bütün zamanını uyuyarak geçirir. Uyanır, altı temizlenir, beslenir ve hemen tekrar uykuya dalar. Herhangi bir şey onu rahatsız etmezse bu böyle sürer gider. İkinci aydan itibaren yavaş yavaş çevresini fark etmeye ve ilgilenmeye başlar ve her geçen gün uyanık kaldığı süre artar. Özellikle beslenme sonrası onu midesini sıkıştırmadan, başını yukarıda, dikkatlice tutunuz, çünkü ilk dört ay yemek borularının kas tonusu tam gelişmediği için çok kolay kusarlar. Buna bir de gazlarını çıkarırken olan kusmaları eklersek ilk zamanlar onlar kusmak için zaten hazırmışlar gibi görünür. Ancak bunlar minik kusmalardır. Bebeğin başını omuzunuza koyarak sırtını sıvazlayıp parmaklarınızla minik minik vuruyormuş gibi yaparak gazını çıkarmasını sağlayınız. En az bir defa gark deyesiye kadar bu işlemi sürdürünüz, ondan sonra bebeğinizi yatırabilirsiniz. Beslenme sonrası onu başı yaklaşık 20-30° yukarıda olacak şekilde ve sağ yanına doğru yatırırsanız midesinin barsağına boşalması daha kolay olur ve daha az kusar. Hemen beslenme sonrası sırtüstü yatırıldığında, kusarsa eğer kusmuğunu soluk borusuna kaçırabilir, zaten yüzükoyun yatırıp bırakılmayacağını biliyorsunuz. Yeni Doğan Sarılık Yeni Doğan - Sarılık İlk hafta karşılaşılan sorunlardan biridir. Vaktinde doğan bebeklerin % 60 kadarında görülebilir. Erken doğan bebeklerde ise daha yüksek oranda gözlenir. Sarılık bir belirtidir. Sadece yeni doğan bebeklerde değil her yaşta görülmesi mümkündür. Sarılığı yapan madde "bilirubin"dir. Kana kırmızı rengini veren "hemoglobin" denilen protenin tekrar kullanılmak üzere karaciğerde yıkımı sırasında oluşur ve bir kısmı safra ile bir kısmı da böbreklerden idrarla atılır. Eğer karaciğer bu işi gerektiği hızda yapamazsa kanda sarı renkli bilirubin maddesi yükselir serumu ve dolayısıyla cildinin sarı görünmesine neden olur. Kandaki miktarı ne kadar fazla ise cildin sarılığı da o oranda koyulaşır. Normalde her yaşta, kanda bilirubin vardır, ancak 1 mg/ld'nin altındadır ve sarılığa neden olmaz. Sarılığın belirmeye başlaması kandaki miktarının 5 mg/dl'yi aşmasından sonra olur. Bebeğin doğum kilosuna, sebebine ve kanda yükselme hızına bağlı olarak tedavi edilmesi gerekebilir. Örneğin zamanında ve 2800 gr'ın üzerinde doğan bir bebekte kan bilirubin düzeyi 15 mg/dl'yi geçerse fototerapi denilen ışık tedavisi 20 mg/dl2yi geçerse kan değişimi ve ışık tedavisi yapılması gerekir. Yeni doğan dönemi dışında görülen sarılığın nedeni genellikle, bir kısmından aşı ile korunabilen hepatitlerdir ve ışık tedavisi ya da fototerapi yapılması gerekmez. Yeni doğan bebekte bu tedavilerin yapılmasının nedeni, yeni doğan bebekte kanda bulunan bilirubin maddesinin belirli sınırı geçtikten sonra (zamanında doğan bebekte 15 mg/dl) henüz gelişimini sürdüren beyin hücrelerini etkileyebilmesindendir. Yeni doğanlarda görülen sarılık iki grupta incelenir.
|
SICAK HAVALARDA ÇOCUK SAĞLIĞI Olağandışı sıcakların yaşandığı bu günlerde bebek ve çocuklarımızın sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri bu yazımızda bulacaksınız. Bu önlemlerle, çocuklarımız yaz günlerinin aşırı sıcaklarını sağlıkla atlatabilecekler. Bu havalarda, özellikle bebek ve küçük çocuklar çok terleyerek susuz kalabilirler. Bu nedenle sıvı alımlarına dikkat etmek, ince giydirmek (duruma göre hiç giydirmemek bile olabilir) ve serin tutmak gerekir. Bir bebeğin / çocuğun susuz kaldığı nasıl anlaşılır? Yemiyor ve içmiyorsa ( aşırı sıcaklarda hafif iştah kaybı olabilir, ancak sıvı alımı mutlaka artarak devam etmelidir ) Uyukluyorsa Huzursuz ve ağlıyorsa Cildi kuru ve sıcaksa Ağzı kuruysa Vücut ısısı artmışsa Daha az bez ıslatıyorsa Kusma ve ishali varsa Bebeğiniz/ çocuğunuz susuz kalmış olabilir. Doktorunuza danışmanız uygun olur. Bebeğin / çocuğun susuz kalması nasıl önlenir? Küçük çocuklara düzenli olarak sıvı (en iyisi su) teklif edin. Anneyi emen bebekse daha sık emzirin, kendiniz de daha çok su için. Mama alan bir bebekse, her biberon sonrası su teklif edin. Nezle gibi basit bir hastalık bile sıcak havada vücudun susuz kalma riskini arttırır. Ateşi çıkan çocuk, sıvı kaybı için daha fazla risk altındadır. Bu nedenle basit bir hastalık bile olsa, hasta çocuk için bu önlemler daha da önem taşımaktadır. Dışarı çıkarken nelere dikkat edelim? Mecbur değilseniz çocukla dışarı çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa, daha serin saatleri tercih edin. Güneşten koruyucu kullanın. Bebeği bir badi, bez ve şapka dışında fazla giydirmeyin. Çocukları şapkasız dışarı çıkarmayın. Gölgede kalmaya çalışın. Yanınıza bol bol sıvı alın. Uykuda nelere dikkat edelim? Bebek ve çocukları evin en serin yerinde uyutun. Bebek yatağının etrafındaki koruyucuları, yastıkları kaldırıp hava akımı olmasını sağlayın. Pervane veya klima kullanabilirsiniz, ancak esintinin doğrudan bebeğe yönelmemesine dikkat edin. Bebeğin içine gömüleceği kadar yumuşak bir şilte kullanmayın. Bu şekilde vücut ısısı fazla artabilir. Arabada nelere dikkat edelim? Mümkün olduğunca,serin saatlerde yolculuk edin. Pencere açın veya klimayı çalıştırın. Hava nasıl olursa olsun, çok kısa süreliğine bile olsa bebek veya küçük çocukları asla arabada bırakmayın. Duran bir arabanın içindeki sıcaklık, dışarıdaki sıcaklığının üstüne kısa sürede çıkabilmekte, bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir. Çocuklarımızı Güneşten Koruma Çocuklarımızı Güneşten Koruma Ne yazık ki, artık sağlıklı bronzlaşma diye birşey olmadığını biliyoruz.Günümüzde incelen ozon tabakasıyla birlikte, güneşin zararlı etkileri ağır basıyor. Bu durum özellikle çocuklarımız için geçerli. Onların hassas, ince cildinin ve gözlerinin güneşten korunması gerekiyor. Çünkü; çocukken korunmadan güneşe maruz kalan ve güneş yanığı geçirenlerde ileriki yaşlarda cilt kanseri daha sık görülüyor, cilt daha erken yaşlanıyor. Gözlerde de katarakt, gözün retina tabakasında hasarlar ortaya çıkıyor. Güneşin ultraviyole ( UV ) ışınlarına korunmasız maruz kalmak, cilt ve göz hasarı yanında bağışıklık sisteminde de baskılanmaya neden olabiliyor. Bu nedenle artık, güneşin dost değil düşman olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Yaz yaklaşırken güvenli bir tatil için bazı öneriler: Güneş ışınlarının en dik geldiği saat 10-15 arası güneşten kaçın. Bulutlu havalarda bile zararlı güneş ışınlarının bize ulaşabileceğini unutmayın. Çocuğu terletmeyecek fakat güneşe karşı koruma sağlayacak şekilde giydirin. Beyaz, kollu bir tişört uygun olabilir. Bunu, gerekirse yüzerken bile çıkarmayın. Kafasına geniş kenarlı bir şapka giydirin.Güneş gözlüğünü de unutmayın. Çocuğunuz ne kadar açık tenliyse, güneşe karşı o kadar savunmasız olduğunu göz önünde tutun. Güneşten koruyucu losyon kullanın. Çocuk için kullanacağınız losyon, en az 15 tercihen 30 koruma faktörlü olmalı, UV A ve UV B ışınlarına karşı koruma sağlamalıdır. Losyonu güneşe çıkmadan yarım saat önce sürün. Suya girip çıkınca, 2-3 saatte bir yenileyin. Yüzmeye giderken suya dayanıklı bir ürün tercih edin. Hem çocuğunuzu daha kolay ikna etmek, hem kendinizi de korumak için siz de losyon kullanın. Bunu bir oyun haline getirin. Önceleri, 6 ay altı bebeklere güneş koruyucu kremler, losyonlar önerilmiyordu. Ancak , günümüzde küçük bebeklerin bile, eğer güneşe çıkacaklarsa, bu ürünleri kıyafetlerinin örtmediği cilt bölümlerine kullanmasını öneriyoruz. Dudaklara özel koruyuculardan sürün. Güneş yanığı uçuklara neden olabilir. Şimdi; bazı anne babalar, ' Çocukların güneşten vitamin alması gerekmiyor mu ?' diye sorabilirler. Aslına bakarsanız, bizim ülkemiz gibi güneşli bir ülkede bunun için plajda saatlerce güneşlenmeye gerek yok. Kapalı kış günleri dışında her mevsimde, parkta günlük 5-10 dakika elleri ve yüzünün güneş görmesi cildin D vitamini sentezi için yeterli olacaktır. Ayrıca; D vitamini doktorunuzun önerdiği vitamin damla veya şuruplarında , bebek mamalarında da mevcuttur. Yani, çocuklarımızı bronzlaştırmak için hiç bir sağlıklı nedenimiz yok! Onların hassas cildine hakkettiği özeni göstermeliyiz. |
Bunlara Dikkat!!! 1 - Bebekler 2 yaşına kadar ağızdan nefes almayı bilmezler,bu yüzden burunları tıkanan bebeklerin mutlaka brunları açılması gerekmektedir.Sabah sebepsiz olarak ölü bulunan bebeklerin ölüm nedenlerinden biri de budur. 2 - Bebeklere 3 yaşına kadar hiçbir şekilde bal verilmez,çünkü balın sedatif(gevşedtici,uyutucu) özdelliği vardır.Ve ayrıca bal bebeği sedatize ederken bununla beraber solunum kaslarının da salınmasını sağlar ve bebeğin solonum kasları görevini yapamaz.Bu yüzden bal da sebebsiz olarak ölü bulunan bebeklerin ölüm nedenlerinden biridir. |
Boğaz Ağrisi Okulların açılması, havaların soğumasıyla çocuklarda en sık görülen yakınmalardan biri boğaz ağrısıdır. Nedeni beta denilen bakterinin(beta hemolitik streptokok) yol açtığı bir anjin olabileceği için boğaz ağrısını ciddiye almak gerekir. Ancak, her boğaz ağrısı beta değildir ve antibiyotik tedavisi gerektirmez. Çocuklarda, anjine sıklıkla virüsler yol açar ve antibiyotik tedavisi gerekmez. Beta anjininde ise, uygun antibiyotik tedavisi olmazsa komplikasyon riski vardır. Bu yüzden, bu ikisinin ayırt edilmesi gerekecektir. Doktorunuz, bulguları değerlendirecek, kesin tanı için belki de boğazdan kültür aldırmak isteyecektir. Siz de kültür sonucunu beklerken bazı kriterleri değerlendirip tahminde bulunabilirsiniz.Eğer, 3 günden uzun süren yüksek ateş varsaçocuğunuz 3 yaşın üstünde ve özellikle anaokulu veya okula gidiyorsa okulda beta saptanan arkadaşları varsa boynundaki bezeler şişmişse beraberinde aksırık, öksürük, burun akması gibi belirtiler yoksa kültürde bakteri saptanıp antibiyotik alması ihtimali yüksektir. Çocuk Mamalarinin Hazirlanmasi Yulaf Çorbası : 25 gram yulaf, 500 gram suda 30 dakika ıs*latılır. Sonra 30 dakika kaynatılır. Üç defa süzgeçten geçirilir. Ve 500 gram su ilâvesiyle tamamlanır. Buna 50 gram şeker ilâve edilir. Bir defa daha kaynatılır. Pirinç Çorbası : Yukarıdaki gibi yapılır, yalnız pirinci yıka*malı, sonra iki saat kaynatmalı. Un Çorbası : 20-30 gram buğday unu veya mondamin bi*raz su ile hamur haline getirilir. Kaynayan 500 gram suya ka*rıştırılır. Ve 15 dakika kaynatılır. Sonra su ilâvesiyle 500 grama iblâğ edilir. Yukarıda yazıldığı, gibi süt ve şeker ilâve edilir. Bisküvi, elma ve muz mahallebisi : 30 gram bisküvi, 200 gram kaynar suya atılır. Süzgeçten geçirilir. Buna 70 gram elma pü*resi, on gram şeker, veyahut 70 gram muz ilâve edilir, iki çay kaşığı limon veya portakal suyu katılır. Sebze Çorbası : Sebze temizlenmeli, iyice doğranmalı, su ile kaynatılmalı, süzgeçten geçirmeli, altı aylıktanbüyük çocuklar için bir parça tereyağ konulabilir. Sebze çorbasına bir parça tuz katılmalı, daha yaşlı çocuklar için bir veya iki patates ilâve edi*lebilir. Münasip sebzeler : Ispanak, marul, lahana, mercimek, do*mates, kuşkonmaz. Süt Çorbası : 12 gram buğday unu veya mondamin, 200 gram çiğ süt karıştırılır. 10 gram şeker ilâve edilir. 4 dakika kay*natılır. Tam süt kullanılabildiği gibi üçte bir veya yarı yarıya sulandırılmış süt de kullanılabilir. Bisküvi mahallebisi : îki büsküi veya 30 gram galeta ezilir, buna bir çay kaşığı şeker, 150 gram süt ilâve edilir, mahallebi oluncaya kadar kaynatılır. Parmak Emme Bir çok çocuklarda görülen fena bir alışkanlık. Çocuğun eli*ne bir müddet bir bez veya bant sarmak suretiyle bu alışkanlığı unutturmak lâzımdır. Halk arasında böyle çocukların parmakla*rına acı biber sürmek mutaddır. Anne Babayla Yatan Çocuklar Anne ve babasıyla birlikte yatan çocukların ileriki yaşamlarında sanıldığı gibi psikolojik sorun yaşamadığı bildirildi. ABDde yapılan bir araştırma, birlikte uyumanın sağlıklı olduğunu ve çocuğun gelişimi üzerinde uzun süreli etkisi bulunmadığını ortaya koydu. California Üniversitesinden Dr. Paul Okami, öncelikle ailelerden çocuklarının uyku planını sunmalarını istediklerini, buna göre, ailelerin yüzde 35inin bebekleri 5 aylıkken aralıklı olarak kendileriyle uyumasına izin verirken, yüzde 9unun sürekli birlikte uyuduklarını söyledi. Okami, çocuklar 5 yaşına gelinceye kadar bu oranın yüzde 6ya düştüğünü, 6 yaşında ise sadece yüzde 3 olduğunu belirtti. YALNIZ UYUYANLARDAN HİÇ FARKLARI YOK Araştırmacılar, 5 aylık oluncaya kadar ailesiyle birlikte uyuyan çocukların 2 ya da 3 yaşına geldiğinde yalnız uyuyan çocuklardan hiç farkı olmadığını, birlikte uyumanın uyku bozukluğuna yol açmadığını saptadı. Aynı şekilde bu çocukların 6 yaşına geldiğinde duygusal farklılık ya da davranış farklılığı ortaya koymadığı belirlendi. Araştırmacılar, ayrıca bu çocukların, birlikte uyumaya karşı olanların ortaya attığı akıllarında seksten başka birşey olmuyor görüşünün yanlış olduğunu da kaydetti. VAROLAN ENDİŞELER YERSİZ Araştırmaya konu olan çocukların, 18 yaşına geldiklerinde yeniden incelendiğini ifade eden araştırmacılar, çocukların bu yaşta da yalnız uyuyan çocuklardan çok önemli bir farklılık göstermediğini belirtti. Her iki grubun da aileleriyle ve yetişkinlerle aynı şekilde ilişki kurabildiği kaydedildi. Doktorlar, araştırmada birlikte uyumayla tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımı arasında bir bağ da bulamadı. Dr. Okami, Developmental and Behavioral Pediatricsde çıkan makalede araştırmaların birlikte uyumayla ilgli endişelerin yersiz olduğunu gösterdiğini söyledi. |
ÇOCUKLARDA KATARAKT Doğuştan katarakt… Genellikler 60’lı yaşlarda görülen katarakt bebeklik çağlarında da görülebilir. Bebeklik çağında görülen katarakt doğuştan olabildiği gibi hayatın ilk yıllarında da ortaya çıkabilir. Nedenleri… Annenin gebelik döneminde geçirmiş olduğu enfeksiyon, gebelikte kullandığı ilaçlar başlıca nedenlerdir. Altını çizerek belirtmek gerekir ki bazen de hiçbir neden olmadığı halde bazı çocuklarda yine de “doğuştan katarakt”a rastlanabilir. Belirtileri… • Bir göz bebeğinin diğerinden farklı olması; Katarakt olan gözün beyaz ve donuk renkte olduğu görünebilir • Göz kayması ( şaşılık ); Özellikler bebeklik çağlarında ortaya çıkan göz kaymalarında esas nedenin “Konjektival Katarakt” olabileceği unutulmamalıdır. Kataraktın tedavisi… Kataraktın tek tedavi yöntemi cerrahidir. Ameliyatın ne zaman olması gerektiği ancak; kataraktın yoğunluğuna, tek veya çift taraflı olmasına göre detaylı bir göz muayenesinden sonra göz uzmanı tarafından karar verilir; Bütün kataraktlar aynı şekilde olmaz. Genelde bütün lensin bulanıklaşması şeklindedir. Diğerlerinde ise sadece bir bölümde oluşup sonra lensin diğer bölümlerine yayılmaya başlar. Kataraktın gelişmesi yıllar alırken, bazı durumlarda ise bir kaç ay sürebilir. Katarakt iki gözde de aynı anda ama farklı oranda gelişebilir. !Doğuştan Kataraktlı çocukların yaklaşık %25 – 50’ sinde Katarakt ile birlikte göz tansiyonlarının olabileceği de unutulmamalıdır..! Katarakt ameliyatı… Yaşlılardaki katarakt ameliyatının hemen hemen aynısıdır. Yaşlılarda görülen katarakttan farklı olarak saydamlığını kaybeden göz merceğinin arka zarı da bu ameliyatla alınabilir. Bebek 2 yaşından küçük ise mercek yerleştirilmez, 2 yaşından büyük ise mercek yerleştirilir. Ameliyat teknikleri… • Fakoemülsifikasyon ( FAKO ) • Planlanmış ekstrakapsüler katarakt ekstraksiyonu ( PEKKE ) Katarakt İlaç, göz damlası, egzersiz ya da gözlükle yok edilemez. Tek yolu gözdeki kataraktlı lensin saydam göz içi lensi ile değiştirilmesidir. Katarakt operasyonunun başarı oranı çok yüksek bir ameliyattır. Dünya Göz Hastanesi |
ÇOCUKLARDA ŞAŞILIK Çocuklarımız, geleceğimiz, en kıymetli varlıklarımız. Onların üzerine titrer, uykusuz geceler geçiririz. Sağlıklı yetişmeleri için kendi sağlığımızı bile ihmal edebiliriz. Ama bazen bilgi eksikliğinden kaynaklanan ihmaller sonucu çocuklarımız ileri yaşlarda tedavisi çok zorlaşan sorunlarla karşılaşabilirler. Bu sorunların en önemlilerinden ikisi özellikle küçük yaşlarda ortaya çıkan ve erken teşhis durumunda başarıyla tedavi edilebilen ŞAŞILIK ve GÖZ TEMBELLİĞİ’DİR. Göz muayenesinin belli bir yaşı yoktur. Şikâyeti olan çocuk hangi yaşta olursa olsun muayene edilebilir. Çocuğun muayeneye müsade etmediği durumlarda uyutucu, sakinleştirici ilaçlar kullanılır, onlarla da verimli sonuç alınamadığı takdirde genel anestezi verilerek muayenesi tamamlanır.Çocukların hiçbir şikayeti olmasa bile 3-4 yaşlarına kadar en az bir defa göz muayenesinden geçmiş olmaları gerekir.. Erken teşhis ve tedavi uygulanmayan çocukların gözleri estetik problemin yanı sıra ömür boyu az görmeye mahkûm olurlar... Gözlerimiz tam karşıya bakarken birbirine paraleldir. Paralelliğin bozulmasına şaşılık ( STRABİSMUS) denir. Organlarımız içinde bağımsız hareket yönünden en mükemmel özeliklerle donatılmış olanı gözlerimizdir. Gözün hareketini sağlayan dış kaslardır. Her bir gözde bulunan 6 kas ( adale ) gözü çeşitli yönlere doğru hareket ettirir. Bu kasların birinin ve bir kaçının görev yapamaması durumunda şaşılık meydana gelir. Şaşılığın nedenleri… Şaşılık genellikle çocukluk çağında ortaya çıkar. Özellikle bebeklerde daha fazla olmak üzere şaşılıkların bir kısmı yalancı kaymadır. Yalancı kayma, göz kapaklarının ve göz kürelerinin yapısı veya optik eksenlerden birinin düzensizliği nedeniyle ortaya çıkan yanıltıcı bir görünümdür. Bu durumun tam olarak aydınlatılabilmesi için mutlaka bir göz muayenesi yapılmalıdır. Şaşılığın oluşmasında tek bir neden söz konusu değildir. Hamileliğin nasıl geçtiği, doğumun problemli olup olmadığı, çocuğun gelişimi, geçirdiği hastalıklar, havale veya göze ait hastalıklar şaşılık için risk faktörü oluşturabilirler. Şaşılığın tedavisi… Şaşılığın ortaya çıkmasından hemen sonra tedaviye başlanması ile tam düzelme mümkündür. Şaşılığın tedavisi için üç yöntemden bahsetmek mümkündür; Gözlük: Bazı tip şaşılıklar kırma kusuruna bağlı olarak oluşur. Hasta gözlük kullanmaya başlayınca şaşılık düzelir. Bu tip şaşılıklarda gözlük yeterli olmaktadır. Kapama ve ortoptik: Bu tedavi yöntemleri hastanın gözünde tembellik de var ise yapılabilir. Cerrahi (ameliyat): Doğuştan olan kaymalar genellikle gözlük gerektirmeyen, erken dönemde (6 ay - 1 yaş ) ameliyat edilmesi gerekli kaymalardır. Kaymaların büyük çoğunluğu ise 2–3 yaş civarında ortaya çıkar ve genellikle gözlükle tam olarak düzelebilir. Gözlük takıldığı halde düzelmeyen kaymalara ise cerrahi tedavi gerekir. Felçlere bağlı olarak ani oluşan kaymalarda genellikle çift görme de vardır ve hasta için oldukça zor bir durumdur. Bu tarz şaşılıklarda genel eğilim 6–8 ay beklemektir, ancak bekleme döneminde çift görmenin azalması amacıyla botox uygulaması yapılabilir. Şaşılık ameliyatı… Şaşılık ameliyatları çoğunlukla genel anestezi altında gerçekleştirilir. Ameliyatların temel prensibi göz küresine yapışık kasların kuvvetinin azaltılması ya da arttırılması veya yerlerinin değiştirilmesi esasına dayanır. Şaşılıkta erken tanı ve tedavi ile göz tembelliği önlenebilir, 3 boyutlu görme sağlanabilir. Bu nedenle şaşılık şüphesi olan her çocuğun belirli bir yaşa gelmesi beklenmeden şaşılık uzmanı göz hekimine götürülmesi gerekir. Dünya Göz Hastanesi * Alıntıdır |
BEBEKLERE KORNEA BOZUKLUKLARI BEBEKLERDE KORNEA HASTALIKLARI… Korneanın yapısının hassas oluşundan kaynaklanan ve herhangi bir darbeyle oluşabilecek çizikler veya yabancı cisim, mikrobik hastalıkları, bebeklerde de görülebilir. Gözde aşırı sulanma, Kırpıştırma, Işığa tahammülsüzlük, Çapaklanma, Gözde kızarıklık gibi belirtiler bebeğin kornea dokusunda olan bir enfeksiyonu, zedelenmeyi veya yabancı cismin belirtisi olabilir. Ayrıca bebeklerde üveit yani göz içi inflammasyonu nadirdir ve genellikle tümör gibi altta yatan başka bir nedenden kaynaklanır. Bebekte bu tarz şikâyetler var ise zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurulması gereklidir. |
İlk günler bebeğe sarı giysiler giydirmeyin! Yeni doğan bebeklerde sarılığa neden olan kandaki "bilirubin" maddesinin normalin üstüne çıkması, beyinde kalıcı hasara neden olabiliyor. Türkiye’de yeni doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 60’ında, her 10 bebeğin ise 6’sında yeni doğan sarılığı görülüyor. Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Fahrettin Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni doğan sarılığının, sadece yeni doğan bebeklerde görülen, kandaki "bilirubin" maddesinin artışına bağlı oluşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın, her zaman tehlikeli sınırlara yükselmediğini belirten Erdoğan, bilirubin maddesinin, "önce göz akında sonra da ciltte birikmesiyle" göz ve cildin sarımsı bir renk aldığını kaydetti. "ZİHİNSEL ÖZÜR BIRAKABİLİR" Erdoğan, zamanında doğan bebeklerde bir haftayı, erken doğan bebeklerde 2 haftayı aşmayan, belli düzeyleri geçmeyen ve bebek için tehlikeli olmayan "fizyolojik sarılık" ile tehlikeli olabilen yeni doğan sarılığının karıştırılmaması gerektiğini kaydetti. Bu iki sarılığın, ancak kandaki bilirubin düzeylerine bakılarak kesin olarak ayırt edilebileceğini belirten Erdoğan, "Bunun için bilirubin ölçümü yapılabilen bir merkeze başvurulması gerekir" dedi. Yeni doğanlarda, kanda bulunan bilirubin maddesinin fazla yapılması ve vücuttan atılımının ise yavaş olmasının, kanda yüksek oranda birikmeye neden olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti: "Kan grubu uyuşmazlığı, anne sütünün yeterli verilmemesi, kandaki mikroorganizmalara bağlı enfeksiyon gelişmesi gibi çeşitli faktörlerin de araya girmesiyle ’bilirubin’ maddesi kanda çok aşırı düzeylere çıkabilir ve bebek için tehlikeli olabilir. Bu tür durumlarda ’bilirubin’ maddesi beyine oturabilir ve beyinde kalıcı hasar yapabilir, zihinsel özür bırakabilir." Erdoğan, yeni doğan sarılığının, erişkinlerde ve çocuklarda görülen, mikrobik ve karaciğeri tutan virüslerle oluşan iltihabi "mikrobik sarılıkla" da karıştırılmaması gerektiğine işaret ederek, "Yeni doğan sarılığı pek çok nedeni olan ve mikropla ilişkisi olmayan, sadece yeni doğana özgü bir durum. Mikrobik sarılık ise tüm yaş gruplarında görülebilen karaciğer iltihaplanmasına bağlı bir durum" dedi. "YENİ DOĞANLARIN YÜZDE 60’INDA GÖRÜLÜYOR" Yeni doğan sarılığının görülme sıklığının çok sık olduğuna dikkati çeken Erdoğan, Türkiye’de yeni doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 60’ında, her 10 bebeğin ise 6’sında yeni doğan sarılığı görüldüğünü kaydetti. Erdoğan, yeni doğan sarılığı görülen bebeklerin bir kısmının hastanede tedavi altına alınması gerektiğini belirterek, yeni doğan servisinde yatan bebeklerin çoğunluğunun riskli yeni doğan sarılığı nedeniyle tedavi gördüklerini söyledi. Yeni doğan sarılığının geçici olduğunu ancak yüksek bilirubin düzeylerinde kalıcı zihinsel hasara neden olabileceği için ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, annelerin bebeklerini iyi gözlemlemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, yeni doğan sarılığı hastalığında, ilk olarak göz akındaki sarımsı rengin yüzden başlayarak gövdeye, ayaklara ve ellere doğru yayıldığını belirterek, "Sarı renk ne kadar belirginleşirse, hastalık o derece ilerlemiş demektir. Bu, en kolay bebeğin yüzüne ve gözüne bakarak anlaşılır" dedi. Bu belirtiler görüldüğünde, bebeğin en kısa zamanda uzman doktora götürülmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Kan testlerinden sonra sarılığın düzeyi tespit edilir. Eğer, belirtiler ilk 24 saat içinde çıkmışsa, bu mutlaka patolojik hastalık belirtisidir ve mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir" uyarısında bulundu. Erdoğan, sarılığın, zamanında doğan bebeklerde ilk 3-4 gün içinde, erken doğanlarda ise 5-6 gün içinde en yüksek seviyesine ulaştığını belirterek, erken taburcu olan bebeklerin 3 günlük olduğunda mutlaka hastaneye getirilerek kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti. "İLAÇ TEDAVİSİ HENÜZ YOK" Yeni doğan sarılığında henüz deneme aşamasında olanlar hariç belli bir ilaç tedavisi olmadığını belirten Erdoğan, şunları söyledi: "2 tip tedavi var. Eğer sarılık belli sınırlar içindeyse öncelikle ’Fototerapi’ denilen ışık tedavisi uygulanır. Bebek, gözleri korunarak belli dalga boyundaki ışık altına konulur. Böylece kanda biriken ve cilde gelen bilirubin maddesinin yıkımı sağlanır. Bu tedavinin süresi, hastalığın durumuna göre değişir ve bebek ortalama 3-4 gün kadar hastanede yatar. bilirubin düzeyinin, ışık tedavisi sınırlarını aşması durumunda kan değişim tedavisi yapılır. Göbeğe yerleştirilen bir kateter yardımıyla, bebeğin kanı değiştirilerek kan bilirubin düzeyi düşürülür." Erdoğan, bebeğin en kısa süre içinde anne sütü alması ve sık sık emzirilmesi gerektiğinin de altını çizdi. "SICAK HAVA BİLİRUBİN MİKTARINI ARTIRIYOR" Sıcak havanın, bilirubin maddesini artırıcı etki yaptığına da işaret eden Erdoğan, bebeğin terlemeyle birlikte sıvı kaybettiğini ve bunun da kandaki bilirubin ve tuz miktarının artmasına neden olduğunu söyledi. "İLK GÜNLER SARI GİYDİRMEYİN" Bebeklerin doğduğunda üstüne sarı tülbent örtülmesi ve ilk günler sarı renkte kıyafetler giydirilmesi ile sarılığın tedavi olacağı yönündeki inanışların yanlış olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bunlar tamamen hurafe. Bebeğinizi böyle giydirirseniz, sadece bebeğinizin sarardığının fark edilmesini de engellemiş olursunuz. Bu nedenle kesinlikle sarı giysiler giydirilmesini önermiyoruz" dedi. |
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME Sevgili Anne ve Baba, |
Bebeğin Hastalıkları http://img.blogcu.com/uploads/BebekSagligi_bebeksagligi8.jpg Pamukçuk İlk aylarda ağız içi ve dil üzerinde görülen, bir cins mantarın yol açtığı hastalıktır. Önce beyaz lekeler halinde başlar. Sonra tüm dili ve ağız içini kaplar. Pamukçuk ağrı yaparak bebeğin beslenmesini engeller. Bebek emziriliyorsa anneni meme temizliği her türlü beslenme araçlarının temizliği bu rahatsızlıkla savaşırken çok önemlidir. Pamukçuk görüldüğünde hemen bir doktora başvurulmalıdır. Alerji Bebeklerde erken dönemde görülen allerjiler genelde besin allerjileridir. Ciltte kaşıntı, kırmızı döküntüler görülebilir. Anne ve babaların da alerji olan bebeklerde, alerji görülme olasılığı çok daha yüksektir. Kabızlık Anne sütü ile beslenen bebekler genelikle yumuşak kıvamda ve sık dışkı yaparlar. Kaka, sarı-yeşil kıvamda ve biraz sulu olabilir. Kıvamlı parçalar içeriyorsa ve miktarı fazla değilse normaldir. Bebeklerin dışkılama sırasında zorlanmaları, yüzlerinin kızarması da normaldir. Ancak, keçi kakası gibi sert ve taneli dışkılama kabızlık işaretidir. |
KARIN AĞRISI Çocuklarda sık görülen rahatsızlıklardan biride karın ağrısıdır. Üç yaşın altında ender görülsede karın ağrısının sebebi apandisit olabilir. Karın ağrısı saatlerce sürüyorsa ciddiye alınmalıdır. Bebeklerde ve emekleme çağındaki çocuklarda 15-20 dakikada bir gelip geçen şiddetli karın ağrısının sebebi bağırsak tıkanması olabilir.
Ateşini ölçün . Yüksekse , karın ağrısı şiddetliyse ve ağrı göbeğinin çevresindeyse apandisit olabilir. Apandisit olduğunu düşünüyorsanız yiyecek ya da içecek vermeyin. Doktora başvurun. Düşünmüyorsanız termofara ılık su koyup, havluyla sarıp karnının üstüne koyun. KABIZLIK Çocuğunuz kabız olduğunda kakasını daha sert ve seyrek yapar. Kısa bir süre için çocuğunuz kabız olursa kaygılanmayın. Bunun bir zararı yoktur. Müshil vermeyin. biberonuna şeker katmayın. Özellikle sıcak havalarda çocuğa bol bol su verin. Çocuğun lifli besinler tüketmesini sağlayın.
Çocuğunuz Ek Gıda AlıyorsaÇocuğunuzu yemeye teşvik edin ve ona, günde en az 6 kez yiyecek sunun.Kısa aralıklarla enerji ve proteinden zengin, yumuşak, taze hazırlanmış, püre şeklindeki yiyeceklerden (beyaz peynir, haşlanmış yumurta, patates, yoğurt, yoğurt ile yapılmış az yağlı pirinç çorbası, tarhana çorbası, pirinç lapası, haşlanmış et, ızgara köfte, az yağlı pirinç pilavı, makarna gibi) verin.Potasyumdan zengin besin olarak muz püresi veya taze sıkılmış meyve suları içirin.Şekerli ve yağlı yiyecekler ishali artırır. Çocuklara böyle gıdalar (çikolata, bisküvi, gofret, kuruyemiş, pastalar, meşrubatlar, yağ, bol, reçel, pekmez) vermeyin.Hazır meyve suları ve kolalı içeceklerin ishalli çocuğunuza hiçbir yararı yoktur. Çocuğunuzu İshalden Korumak İçinOna ilk altı ay sadece anne sütü verin.Dokuz aylık olunca kızamık aşısını yaptırın.Çocuğunuza yiyecek hazırlamadan ve beslemeden önce, çocuğunuzun altını değiştirdikten sonra, kendiniz tuvaletten çıktıktan sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. Ellerinizi yıkarken sabunu elinizde dört defa çevirmeniz yeterli olacaktır.İshal olma riskini azaltmak için çocuğunuzu beslerken biberon kullanmayın. Bebeğinizin yiyeceklerini kolay temizlenen cam veya porselen kaplarda hazırlayın ve kaşık ile yedirin.Temizliğinden emin olmadığınız yiyecek ve içecekleri asla kullanmayın.Çiğ sebze ve meyveleri temiz su ile yıkamadan yedirmeyin.Yiyecekleri ağzı kapalı olarak buzdolabında saklayın.Pişirilmiş yiyeceklerinizi oda sıcaklığında iki saatten fazla bırakmayın ve bunları çocuğunuza yedirmeyin.Temizliğinden emin olmadığınız suları kaynatıp soğutarak çocuğunuza içirin.İçme ve kullanma sularınızı temiz kaynaktan temin edip, temiz kaplarda ağzı kapalı olarak saklayın. İshalli Çocuğun Anne ve Babasına Önerilerİshal su kaybı nedeniyle öldürücü olabilen bir hastalıktır. İshali olan çocuğunuzda su kaybını önlemek için su ve sulu gıdaları (kaynatılmış çorbalar) her zamankinden daha fazla verin.Her kakadan sonra, iki yaşından küçük çocuklara bir çay bardağı, iki yaşından büyüklere ise bir su bardağı, yukarıda sayılan içeceklerden mutlaka içirin.İshali olan çocuğu aç bırakmayın, beslenmesine devam edin. İshalli çocuğu sık sık ve az az besleyin. Emiyorsa anne sütünü kesmeyin. Daha sık emzirin. Çocuğunuza, ishali geçtikten sonra, iki hafta süre ile ek bir öğün verin.Çocuğunuzu, ağız ve dilin kuruması, bıngıldak ve gözlerin çökmesi, göz yaşının olmaması, karın derisinin çekilip bırakıldığında yavaş geri dönmesi gibi su kaybı belirtileri yönünden yakından izleyin.İshalli çocuğunuza, doktor önerisi dışında antibiyotik vermeyin. İshal kesici ilaçların çocukluk çağı ishal tedavisinde asla yeri yoktur. Aşağıdaki durumlarda çocuğunuzu hemen bir sağlık kuruluşuna götürün; Belirgin susaması veya su kaybı belirtileri varsa çocuğunuzun ishali üç gün içinde düzelmiyorsa çok sık veya fazla miktarda kaka yapıyorsa, tekrarlayan kusmaları oluyorsa, yeme içmesi bozulduysa, kakasında kan varsa, ateşi yüksek ise. |
Şeker hastalığı bebekte sakatlığa neden olabilir http://saglik.milliyet.com.tr/fotobuyuk/122007/11822babayb.jpg Şeker hastalığı kontrol altına alınmazsa bebekte ciddi sakatlıklar ortaya çıkabilir. 11 Aralık 2007 Salı Sağlıklı bir bebek için hamileliği doğum öncesinden başlayarak ciddi bir şekilde takip etmemiz gerekiyor. Öncelikle hamilelik öncesi bir doktora görünmek ve gebeliği hekimle birlikte planlamak önemli. Özellikle 35 yaş üstündeki anne adayları ve akraba evliliği yapmış olan çiftler çok dikkatli olmalı. Bu insanların çocuklarında kromozom bozuklukları riski yüksek. Akraba olanların mutlaka hamile kalmadan önce bir genetik uzmanına danışmaları gerekiyor. Uzman bütün riskleri ortaya koymalı. Çiftlerden her ikisi sağlıklı olsa da, en ufak bir kromozom bozukluğu iki akraba bir araya geldiğinde bebekte büyük bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca anne, tansiyon, tiroid ve şeker gibi sağlık sorunlarını mutlaka hamilelik öncesi tedavi ettirmeli. Örneğin şeker hastası bir kadının çocuğunda ciddi sakatlıklar ortaya çıkabiliyor. Yaşam tarzı ve beslenme çok önemli. Aşırı kilo kontrol altına alınmalı. Sigara ve alkol gibi alışkanlıklar ise kesinlikle bırakılmalı. Sigara hamile kalmayı zorlaştırmakla kalmayıp, erkekte de sperm sayısını ve hareketliliğini azaltıyor. Çevresel zehirlerden, atıklardan, hormonlu gıdalardan ve radyasyonlu ortamlardan uzak durmak da önemli. Folik asit tabletlerine ise mümkünse hamile kalmadan iki-üç ay önce başlamak lazım. Bu, çocuğun sakat doğmasını önleyen en önemli vitaminlerden biri. Gebelik sırasında yapılan testlerde bebekte Down sendromu (zeka geriliği) gibi ciddi bir sorun tespit edildiğinde ise annenin yasal olarak gebeliğe son verme hakkı var. Gebeliğin dördüncü ayından sonra hamileliği sonlandırmıyoruz. Çünkü bu etik değil. Ancak yasada bu konuda bir boşluk var. En önemli sakatlık nedeni olmasına rağmen Türkiye'de hamilelerin yüzde 20'si sigara içiyorÜlkemizde yaklaşık 20 milyon kişi sigara içiyor. Her yıl Türkiye'de 100 bin kişi ise sigaraya bağlı hastalıklardan dolayı yaşamını yitiriyor. Hamile kadınların bile yüzde 20'sinin sigara içtiğini biliyor muydunuz? Tek bir sigarada 4 bine yakın zehir var. Uzmanlar "Bir bebeğe günde üç-beş sigaranın zararı olmaz" diye düşünen anne adaylarının aşağıdaki bilgileri okumalarını öneriyor. Hamilelik sırasında sigara içildiğinde bebeğin büyümesi için ihtiyacı olan kan, oksijen ve besin maddelerinde azalma olur. Sigara içenlerin bebeklerinin düşük ağırlıkla doğma riski yaklaşık iki kat fazladır. Doğum sonrası bu bebeklerde serabral palsi (beyin felci), zeka geriliği, hatta ani ölüm görülebilir.Sigara sadece düşük riskini değil, erken doğum riskini de yüzde 30 artırır. Hamileliğin ilk üç ayı boyunca sigara içen kadınların bebeklerinde daha fazla yarık damak görülür. İngiltere'deki Dundee Üniversitesi bilim adamlarınca yapılan bir araştırmaya göre, sigara içen kadınların bebeklerinde ağız ve yüz anomalilerine rastlanma oranı, içmeyenlere göre üç kat daha fazla. Sigara bebeğin anne karnında ani ölümüne de yol açabilir. Doğum sonrası bu bebeklerde astım gibi kronik sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Bu çocuklarda zeka geriliği ve öğrenme bozuklukları görülebilir. Anneleri sigara içen çocuklarda davranış bozuklukları ve antisosyal davranışlar da daha sık görülüyor. Hamilelikte sigara içen kadınların çocukları da ileride sigara bağımlısı olabilir. Kanun ne diyor? Anne ve bebek sağlığı açısından bir risk varsa, gebelik sonlandırılabilir2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un 5'inci Maddesi:Gebeliğin Sona Erdirilmesi: Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir. Derhal müdahale edilmediği takdirde hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil hallerde durumu tespit eden yetkili hekim tarafından gerekli müdahale yapılarak rahim tahliye edilir. Ancak, hekim bu müdahaleyi yapmadan önce veya mümkün olmadığı hallerde müdahaleden itibaren en geç yirmidört saat içinde müdahale yapılan kadının kimliği, yapılan müdahale ile müdahaleyi icabettiren gerekçeleri illerde Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüklerine, ilçelerde Hükümet tabipliklerine bildirmeye zorunludur. Acil müdahale hallerinin nelerden ibaret olduğu ve yapılacak ihbarın şekil ve mahiyeti ile sterilizasyon ve rahim tahliyesini kabul edenlerden istenilecek izin belgesinin şekli ve doldurulma esasları, bunların yapılacağı yerler, bu yerlerde bulunması gereken sağlık ve diğer koşullar ve bu yerlerin denetimi ve gözetimi ile ilgili hususlar çıkarılacak tüzükte belirtilir. Anne adayları hangi testleri yaptırmalı? Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu (Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı-Tüp Bebek Merkezi Direktörü)Sağlıklı bebeklerin doğması için yapılması gereken testleri iki basamakta ele alıyoruz. Birinci basamakta daha gebe kalınmadan yapılması gereken testler, ikinci basamakta gebelik sırasında yapılacak olan testler yer alıyor. 1- Gebelik öncesinde Sigara, alkol ve diğer zararlı maddelerin kullanımı kısıtlanır. Ailede genetik geçişli bir hastalık olup olmadığı sorgulanır. Varsa buna yönelik testler istenir. Anne adayı daha önce engelli bir çocuk doğurmuşsa buna yönelik incelemeler başlatılır. Kan grubu, tam kan sayımı ve tam idrar analizi istenir. Enfeksiyon hastalıkları açısından tarama yapılır (Hepatit B, Hepatit C, HIV I/II, toksoplazma, kızamıkçık, sitomegalovirus). Bir enfeksiyon varsa önce bu tedavi edilir. Açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek enzimlerine bakılır. Tiroid fonksiyon testleri istenir. Çünkü tiroid bezi çalışma problemi varsa hem gebe kalmada hem de sağlıklı bir bebek doğurmada sıkıntılar yaşanır. Tedavi edilmezse bebeklerde zeka geriliği olabilir. Rahim ağzı kanseri tespiti için Smear testi yapılır. Vajinal enfeksiyon varsa tedavi edilir. Anne adayının bir B vitamini olan folik asit tabletlerine başlaması istenir. Bu vitamin hem bebekteki sakatlıkları (özellikle omurga ve beyin sakatlıklarını) önler hem de erken dönemde düşük olmasını engelleyebilir. Erkekten ise kan grubu ve serolojik testler (Frengi olup olmadığını tespit etmek için yapılan testler) istenir. 2- Gebelik sırasında Rutin gebelik muayeneleri genellikle aylık yapılır. Son aylarda 15 günde bir veya haftalık muayeneler de öneriliyor.Gebeliğin 11-14'üncü haftaları arasında, yani bebek üç aylıkken "Ense şeffaflığı testi" de denilen "NT tarama testi" mutlaka uygulanmalı. Bu, bebekteki ilk detaylı tarama testidir. Ayrıca aynı anda anneden alınan kandan bakılan bazı hormonlar ile testin güvenilirliği artırılır. 16-18'inci haftalar arasında, yani gebeliğin dördüncü ayında üçlü tarama testi yapılmalı. Bu testle hem bebeğe ultrason taraması yapılıyor hem de anneden kan alınıp üç adet hormona bakılıyor. 20-23'üncü haftada (bebek beş aylıkken) ikinci düzey ultrasonografisi veya detaylı doppler ultrason taraması uygulanmalı. Bu taramayı işinin ehli perinatoloji uzmanlarının yapması daha uygun olur. İlerleyen haftalarda mutlaka şeker yükleme testi yapılmalı. Riskli durumlarda, ileri yaştaki, ailesinde kalıtsal hastalık olan veya daha önce sakat çocuk doğurmuş gebelerde Koryon Villus Biyopsisi, Amniyosentez veya Kordosentez denilen daha detaylı girişimler öneriliyor. Koryon Villus Biyopsisi gebeliğin iki-üçüncü ayında yapılır. İğne ile anne karnından girilerek bebeğin eşinden (Plasentadan) hücre alınır ve genetik inceleme yapılır. Amniyosentez 16-17'nci haftada yapılıyor. Bu testte bebeğin içinde yüzdüğü sıvıdan bir örnek alınıyor. Bu sıvıya dökülmüş olan bebek hücrelerinden bebeğin kromozom yapısı tam olarak ortaya konarak Down sendromu gibi sorunlar belirleniyor. Kordosentez çok önemli: Beş aylıktan büyük gebeliklerde sonucun hızlı çıkması açısından bebeğin kanını almak gerekir. Bu işlemde bebeğin göbek kordonuna girilir ve kan alınır. |
Dikkat Çocuklarda da Yüksek Tansiyon olabilir... http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/828-22132437.jpgYüksek tansiyon toplumumuzun tüm kesimleri tarafından çok iyi bilinen, dikkatle izlenen, üzerinde en çok konuşulan sağlık sorunlarından biri olmasına rağmen nedense çocuklar söz konusu olduğunda hiçbir şekilde dikkati çekmeyen, akla gelmeyen bir konudur. Bütün yetişkinler muayene olurken mutlaka tansiyonları ölçülür ama çocukların tansiyonun ölçülmesi neredeyse hiç rastlanmayan bir durumdur. Oysa gelişen tıp bilgilerimizle artık çocuklarda yeni doğduğu andan başlayarak her yaşta yüksek tansiyon olabileceğini biliyoruz. Özellikle çocuklarda yüksek tansiyon teşhisinin gecikmeden ve doğru olarak konması ve tedaviye hemen başlanması çocuk için yaşamsal önem taşımaktadır. Yüksek tansiyonun gecikmeden belirlenebilmesi ve hemen gerekli önlemlerin alınabilmesi, tedavilerin başlatılabilmesi yönünden, çocukların rutin muayenelerinde de tansiyon ölçümü yapılması artık bir gerekliliktir. Bu çocukların rutin muayenesinin bir parçası olmaldır. Bebek ve çocuklarda tansiyon ölçümü ve değerlendirmesi, çocuklarda kan basıncının yaşa, kilosuna ve boyuna göre değişkenlik göstereceği için doktor açısından zor olabilir ve özel yöntemler gerektirebilir. Çocuklukdöneimde görülen hipertansiyon vakalarında %75-80’ inde neden saptanabilmektedir. Bunların %80’i böbrekle ilişkin patolojilere bağlıdır. Böbreklerle ilişkili nedenler dışında kalp ve damar sistemi, hormonal sistem ve merkezi sinir sistemi hastalıkları hipertansiyona yol açar. Nedeni belirlenemeyen hipertansiyon vakalarının %80-90’ı esansiyel (değişken) hipertansiyondur. Çocuklarda hipertansiyonun belirti ve bulguları çok değişkendir. Bazen kan basıncının yüksek olmasına rağmen belirti olmayabilir ya da çok hafif olabilir. Yüksek tansiyon rutin bir muayenede rastlantı sonucu saptanabilir. http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/828-22528835.jpgBazı çocuklar ise şuur kaybı, görme bulanıklığı, havaleler ve felç durumlarında hastaneye getirilirler. Bunun dışında baş ağrısı, baş dönmesi, karın ağrısı, burun kanaması, fazla idrar yapma, çok fazla su içme, nörolojik bozukluklar, yüz felci, körlük, koma, akciğer ödemi, büyüme ve gelişme geriliği gibi nedenlerle hastanelere getirilen çocuklarda vardır. Klinik bulgular hastanın yaşına ve yüksek tansiyonu yaratan hastalığa bağlı olarak değişiklikler gösterir. Süt çocuklarında kalp yetersizliği, solunum sıkıntısı, büyüme gelişme geriliği, kusma, huzursuzluk ve havaleler önde gelen belirtilerdendir. Büyük çocuklarda ise baş ağrısı, bulantı, kusma, fazla idrar yapma, fazla su içme, görme bozuklukları, yorgunluk, huzursuzluk, kalp yetersizliği, burun kanaması ve yüz felci gibi belirtiler ön plandadır. Çocuklardaki yüksek tansiyonun tedavisi bu durumu yaratan nedene yönelik olmaktadır. Nedene bağlı olarak ciddi ve uzun tedavi süreçleri söz konu olabilmektedir. Son söz olarak çocuklarımızı yüksek tansiyon tehlikesinden bir nebze olsun uzak tutabilmek için, bütün çocuklarda tuz alımı en düşük düzeyde tutulmalı, çocukların aşırı kilo almaları engellenmelidir. Dr. Ruhi Çakır Rota Virüs Enfeksiyonları http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/759-22134052.jpg Rotavirüs enfeksiyonları iki yaş altındaki çocuklarda akut ishalin en önde gelen nedenidir. Rotavirüs enfeksyonları tüm dünyada yaygındır. Yaşamın ilk yıllarında ve düşük sosyoekonomik bölgelerde daha sıktır. Enfeksiyon genellikle ılıman iklimlerde ve kış aylarında görülür. Rotavirüsler ishalin ortaya çıkmasından önceki günlerde de dışkıda bol miktarda bulunur ve belirtilerin ortaya çıkmasından 10-12 gün sonrasına dek saptanabilir. Çocukta enfeksiyonun gelişmesi için az sayıda organizma yeterlidir. Özellikle çocuk hastanelerinde, kreş ve bakımevlerinde salgınlar görülebilir. Çocukların hemen tümü ilk 4-5 yaşlarda rotavirüs ile tanışırlar. Tekrarlama sık görülür ve genellikle ilk enfeksiyondan daha hafif seyreder. Anne sütü ile beslenme hastalığı önlemez, ancak daha hafif geçirilmesini sağlar. 3 ay – 24 ay arası çocuklarda hastalık ağır seyretmektedir. Yenidoğan bebekler ve 3 ayın altındaki çocuklar anneden geçen antikorlar aracılığıyla korunurlar. Enfekte çocuklarla yakın temas eden yenidoğan ve yetişkinlerde hastalık çoğu kez belirtisiz seyreder. Belirtileri : Rotavirüs enfeksiyonları gebelikle 48 saatten az süren kuluçka dönemini izleyerek hafif-orta derecede ateş ve kusma ile başlar. Sık, sulu ishal bunu izler. Kusma ve ateş hastalığın ikinci günü azalır, ancak ishal 5-7 gün devam eder. Süt çocuklarında vücudun su kaybetmesine ve sıvısız kalmasına yol açabilir ve hızla ilerler. Bağışıklık yetersizliği ve bağırsak hastalığı olan çocuklarda ağır ve uzayan hastalık görülebilir. Hastalarda en sık rastlanan labratuvar bulgusu sıvı kaybı ve kan bulgularında asit değerlerin yükselmesidir. Dışkıda lökosit ve kan yoktur. Tedavi : Tedavinin başlıca amacı sıvı kaybını önlemek ve kaybedilen sıvıyı yeniden çocuğa kazandırmaktır. Diğer bir amaç ise çocuğun beslenme dengesinin sağlanmasıdır. Genel olarak tedavide ilacın yeri yoktur. Bulantı, kusma ve ishal önleyici ilaçlar yararlı değildir, aksine çok ciddi yan etkilere yol açabilirler. Korunma : Genel hijyen bulaşmayı azaltır. Ancak en gelişmiş toplumlarda bile çocuklar kolayca enfekte olabilmektedir. El yıkama en önemli korunma yoludur. Hastalık sırasında standart korunma önlemlerinin yanı sıra temas önlemleri de alınmalı ve iyileşme döneminde de dışkıda virüs olabileceği unutulmamalıdır. Günümüzde rotavirüs için kullanılan bir aşı yoktur. Dr. Ruhi Çakır |
YENİDOĞAN BEBEKLERDE GÖRME, İŞİTME Normal yenidoğanlar, doğumdan hemen sonra görebilir, duyabilir ve ağrı hissedebilirler. Bir yenidoğan 30 cm uzaklıkta sallandırılan kırmızı renkli bir nesneyi fark eder, suratını asar ve çok kısa süreli de olsa nesneyi odaklamaya çalışır. Eğer nesne yavaş yavaş bir taraftan diğerine hareket ettirilirse, nesneye gözlerini dikip, kısa ve ani göz hareketleriyle nesneyi izleyebilir. Bebek ayrıca ışığın şiddetine de duyarlıdır. Parlak bir ışık karşısında gözlerini kırpıştırır, sıkıca yumar veya kapalı tutar. Doğumdan itibaren biçimleri, desenleri ve çizgilerin düzenlenişini ayırdedebilir. Desenli yüzeyleri mat ya da parlak tek renklilere tercih eder. Şeritli ve köşeli nesnelere çember biçimlerden daha uzun süre bakar. Emzirme sırasında annenin gözleriyle bebeğin gözleri arasındaki uzaklık, bebeğin bir nesneyi en iyi odaklayabildiği uzaklıktır. Bu göz göze ilişki çocukla anne arasındaki ilk iletişim yoludur. Yenidoğan bebekler işitebilirler. Sese göz kırparak, kollarını ve bacaklarını hareket ettirerek, nefes alarak ya da emmeyi bırakarak tepki verirler. Anneler genellikle bebekleriyle ince bir sesle konuşurlar ve bebekler annenin sesine, babanın sesinden daha tutarlı olarak tepki verirler. Anne ile bebeğin iletişiminin sesli filmlerle analizi, annenin sözlerine göre karşılıklı bir dans yarttığını göstermiştir. Örneğin, anne nefes almak için durduğunda ya da bir heceyi vurguladığında, bebek bir kaşını kaldırabilir, ayağını indirebilir, elini açabilir vb. Bu dansı farkeden anne için bu durum, konuşmasını sürdürmesi için önemli bir motive edicidir. Doğumdan birkaç hafta sonra bebek, dil çıkarma, dudaklarını büzme ya da ağız açma gibi hareketleri taklit edebilir. Ayrıca 3 günlük bebekler bazı kokuları algılayabilirler ve kendi anneleriyle diğer annelerin göğüs petlerini ayırdedebilirler. Sevgili anneler bebeğiniz doğduğu günden beri sizi görüyor, duyuyor, kokunuzu ayırt ediyor, hissediyor ve ruhsal durumunuzu algılıyor. Beslemenin olduğu kadar iletişiminde en güzeli olan emzirme sırasında; bebeğinizin gözlerinin içine güleryüzle bakarak yumuşak bir sesle ve sevgiyle konuşmanız, onun daha sakin olmasını ve daha iyi gelişmesini sağlayacaktır. |
Çocukta ateş Çoğu zaman ailelerde panik duygusuna neden olsa da, iyi tarafı vücudun enfeksiyonla savaşma yollarından biri olmasıdır. Tüm ateş yüksekliklerinin tedavi edilmesi gerekmeyebilir. ÇOCUKTA ATEŞ Ateş; vücut ısısının normal sınırların üzerine çıkması olarak tanımlanmaktadır. Çoğu zaman ailelerde panik duygusuna neden olsa da, iyi tarafı vücudun enfeksiyonla savaşma yollarından biri olmasıdır. Tüm ateş yüksekliklerinin tedavi edilmesi gerekmeyebilir. Ateş nasıl oluşur? Vücut ısısı beyinde hipotalamus adı verilen bölgede kontrol edilir. Burada vücut ısısını 37 oC civarında tutmak üzere bir termostat sistemi bulunur. Enfeksiyonlarda veya bazı hastalıklarda bu sistem bir savunma mekanizması olarak vücudun ısısını arttırır. Normal vücut ısısı; kişiden kişiye, yaşa, günün saatine, ölçümün yapıldığı vücut bölgesine, çevre ısısı gibi dış etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bebeklerde vücut ısısı daha yüksektir, bir yaş civarında erişkin yaş düzeylerine doğru bir düşüş gösterir. Bu hafif düşüş ergenlik dönemi boyunca da devam eder. Kızlarda 13-14, erkeklerde 17-18 yaşlarında sabit hale gelir. Sabahtan akşama doğru vücut ısısında 0.5-1 oC artış gözlenir. Gün içinde en düşük değerler sabah 05.00-07.00, en yüksek değerler akşamüstü 16.00-19.00 saatleri arasında saptanır. Ateş nedeni ile acil servislere başvuruların 16.00-24.00 saatleri arasında olduğu saptanmıştır. Ateş hangi durumlarda yükselir?
Hangi tip termometre kullanırsanız kullanın, doğru kullandığınızdan emin olmak için kullanım kılavuzundaki uyarıları dikkate alın. Dijital termometreler: Genellikle en hızlı ve kesin ölçüm sonuçlarını verirler. Çeşitli şekillerde ve boyutlarda olanları vardır. Ağızdan, makattan, koltukaltından ölçüm yapabilen türleri vardır. Genellikle ısı sensorunun bulunduğu esnek ve plastik bir uca sahiptir ve kolay okunabilir dijital bir göstergesi vardır. Elektronik kulak termometreleri: Timpanik (kulak zarına ait) ısıyı gösterir. Kullanımı hızlı ve kolaydır. Dijital termometrelere göre daha pahalıdırlar. 3 ay altındaki bebeklerde dış kulak yolu dar olduğu için kullanımı önerilmemektedir. Alın termometreleri: Küçük bebeklerde kulak termometrelerine alternatif olabilir. Ancak makat ölçümü kadar kesin sonuç vermez. Emzik şeklinde termometreler: Çok güvenilir değildir. 3 ay altında bebeklerde kullanılmamalıdır. Ağızda birkaç dakika hareketsiz tutulması gerektiğinden kullanımı neredeyse imkansızdır. Cıvalı cam termometreler: Daha önceleri en sık kullanılan termometreler olmasına karşın cıva içermesi ve kırıldığında cıvaya maruz kalma olasılığı nedeniyle tercih edilmemektedir. Ateş nereden ölçülmeli? Ateş makattan, koltukaltından, dil atından ve kulaktan ölçülebilir. Dilaltı ölçümü çocuklarda pek tercih edilmemektedir. Makattan ölçüm: İç vücut ısısına en yakın ve en güvenilir ölçümdür. Ancak rahatsızlık hissi, ve özellikle yenidoğanlarda rektum hasarı gibi yan etkileri nedeniyle sık kullanılan bir yöntem değildir. Makattan ölçümde 38 oC nin üzeri ateş sayılır Koltukaltından ölçüm: Basit ölçüm tekniği nedeniyle sık kullanılır. 37.3 oC nin üzeri ateş kabul edilir. Kulaktan ölçüm: Hızlı ve kolay uygulanabilir olması nedeniyle sık kullanılır. Kontrollerde aynı kulaktan ölçüm yapılmalıdır. Kulaktan ölçümde 37.8 oC üzeri ateş kabul edilebilir. Ateş hangi durumlarda tedavi edilmeli? Ateş çoğu zaman endişe verici olmasına karşın vücudun bir savunma mekanizması olduğu unutulmamalıdır. Çoğu zaman sadece çocukta rahatsızlık hissi ve hasta görünüme yol açıyorsa tedavi gerektireceği unutulmamalıdır. 38.9 Oc nin altındaki ateşte çocuk iyi görünüyor, rahatsızlık hissi yoksa ateş düşürücü vermek gerekmeyebilir. Ancak 3 ay altındaki bebeklerde oluşan ateş yükseklikleri mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir. Ateşli bir çocukla karşılaştığınızda ilk önce yapmanız gereken üzerindeki giysileri çıkarmak olmalıdır. Ateşli çocuk titremektedir ve üşüme hissi vardır. Bu nedenle yanlışlıkla çocuk soyulması gerekirken, kalın giysiler giydirilmekte ve üzeri örtülmektedir. Bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır. Ortam ısısının 22-24 oC nin üzerinde olmaması sağlanmalı ve bol sıvı verilmelidir. Ilık duş aldırmak da yararlı olacaktır. Tedavide en çok parasetamol, ibuprufen gibi ateş düşürücüler kullanılmaktadır. Asetil salisilik asit içeren ateş düşürücüler, 12 yaş altında çocuklarda bazı viral hastalıklar sırasında kullanıldığında Reye Sendromu denilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden kullanılmamalıdır. Ateş hangi durumlarda ciddi bir hastalık belirtisi değildir?
|
Bebeğiniz İçin Lezzetli Tarifler Bu aylarda çoğunuzun fark edeceği gibi birçok bebek minik elleriyle yemek yemeye başlamak ister. Sizin kaşıkla verdiklerinizi ret edebilir. Ancak sizin bu noktada yaratıcı fikirlerle yapmış olduğunuz besleyici püreleri yedirebilmeniz büyümesinin devam etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Sizlerin bu noktada daha sabırlı davranarak bebeğinizin fizik ve matematik kurallarını da keşfetmesine izin vermeniz çok önemlidir. Bırakın kaşığını kullanarak kendi kendine yemeğini yemeyi öğrenmeye başlasın. Ne kadar çok dökerse o kadar hızlı öğrenecektir. Aslında size önerim 2 tabak yemek hazırlamanız; bir tanesini siz kullanın, diğerini bebeğinizin önüne koyun. Bebeğiniz önündeki tabaktan kendisi yemeye çalışsın, keşfe başlasın. Yere de büyük bir örtü serin ki bebeğinizin döktükleri etrafı kirletmesin, size daha az iş çıkarsın ? Her ne kadar bebeğiniz büyümeye başlamış ve ek gıdalara geçmiş olsa da en önemli konulardan biri hep söylediğim gibi bebeğinize anne sütü vermeye 1 yaşına kadar az da olsa devam etmenizdir. Ayrıca çoğu annenin seçtiği kurtarıcı besin inek sütü çok dengeli verilmelidir. Bebeğiniz ağladıkça biberonla verilen süt minik midelerini dolduracak ve hazırladığınız katı gıdaların alınmasını zorlaştıracaktır. Bu sebeple bebeğinizin midesini süt ile doldurmayın. İRMİKLİ ARMUT MUHALLEBİSİ ( ARA ÖĞÜN) Malzemeler: 1 çorba kaşığı irmik, 120 ml süt, armut 1 orta boy rende, 1 tutam tarçın. Yapılışı: İrmik ile sütü kaynayana kadar pişirin. İçine rendelenmiş armudu ve tarçını ekleyin. Bir- iki dakika daha pişirin ve çatalla ezin. Bebeğinizin biraz pütürlü gıdalara alışması için bu şekilde yedirin. CİĞER GÜVEÇ (ÖĞLEN YEMEĞİ) Malzemeler: 100 gr dilimlenmiş ayıktanmış dana ciğer, 2 çorba kaşığı bitkisel yağ, 1 küçükbaş soğan, 2 tane doğranmış havuç, 200 ml su, 200 gr soyulmuş domates, 1 tatlı kaşığı ince doğranmış maydanoz. Yapılışı: Ciğeri rengi değişene kadar yağda çevirin. Üzerine soğanları ve doğranmış havuçları ekleyin ve sote yapın. Üzerine suyu ekleyerek pişirin. Suyunu çektikten sonra domatesleri ekleyin ve biraz daha pişirin. Piştikten sonra üzerine maydanozları ekleyin. Hafif ezerek veya robottan geçirerek bebeğinize yedirin. **Yaklaşık 5 çorba kaşığı bebeğinize yetecektir. PEYNİRLİ YEŞİL MERCİMEKLİ YILDIZ ŞEHRİYE(AKŞAM YEMEĞİ) Malzemeler: 1 orta boy havuç, 100 gr karnabahar, 3 çorba kaşığı yıldız şehriye, 25 gr tereyağı, 2 çorba kaşığı yeşil mercimek, 50 gr kaşar peyniri rendesi. Yapılışı: Havuçları ve karnıbaharları haşlayın. Ayrı bir kapta mercimekleri haşlayın. Ayrı bir kapta yıldız şehriyeleri haşlayın. Bütün haşladığınız malzemeleri ayrı bir kapta karıştırıp sıcakken üzerine peyniri ve tereyağını dökün. Çatalla ezerek veya blenderdan geçirerek bebeğinize afiyetle yedirebilirsiniz. Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Ayşegül Bahar |
Artık 'yakını' görebilirsiniz! Son 20 yılın en önemli buluşu sayılan, yaşa bağlı yakını görme kusurunun tedavisinde yüzde yüz başarı mümkün! 15 Mart 2008 Cumartesi(kaynak:milliyet.sağlık) Uluslararası Oftalmoloji dünyasının senelerdir üzerinde çalıştığı ve son 20 yılın en önemli buluşu saydığı, 40 yaş sonrasında ortaya çıkan yaşa bağlı yakını görme kusuru (presbiyopi) tedavisinde başarı oranı yüksek 'Intra-Stromal Presbiyopi ' tedavisi, bir Türk doktorunda yer aldığı ekip tarafından Colombia'da geliştirildi. Uzun yıllardır üzerinde çalışılan bu yöntem, dünyada ilk kez İstanbul Cerrahi Hastanesi Göz Bölüm Başkanı Op. Dr. Sinan Göker ile Lasik Yöntemini miyop, astigmat ve hipermetrop amaçlı geliştiren doktorlardan Bogata'lı ünlü göz doktoru Dr. Luis Ruiz tarafından geliştirildi. Dr. Sinan Göker, 1997 yılında da Dr. Ruiz'den göz ameliyatlarında ikinci bir yöntem olarak kullanılan Lasik tekniğini öğrenmiş ve Türkiye'de ilk kez kendisi tarafından uygulanmıştı. Yaklaşık olarak 6 aydır Dr.Luis Ruiz ve Op. Dr. Sinan Göker tarafından ABD'de 300 hasta üzerinde uygulanan 'Intra-Stromal Presbiyopi Tedavisi' sonrası yapılan takiplerde hiçbir gerileme görülmedi, enfeksiyona rastlanmadı. Bu yöntemin diğer yöntemlerden farkı nedir?Intra-Stromal Presbiyopi tedavisi nasıl uygulanıyor? Bu yöntem dünyada sadece Dr. Sinan Göker tarafından geliştirilmiş olan Femtec- Femtosecond cihazı ile yapılır. Kornea içine femtosecond lazer uygulanarak yapılan bu tedavi yaklaşık 15 sn sürüyor. Hasta tedavi sürecinden yarım saat sonra da taburcu olabiliyor.Diğer uygulanan yöntemlerin aksine, korneada kesi, flap kaldırma ya da tıraşlama gibi müdahaleler yapılmadığı için hasta ağrı ya da enfeksiyon gibi yan etkilerle karşılaşmıyor. Intra-Stromal Presbiyopi tedavisi kimlere uygulanıyor? Bu yöntem tüm presbiyopi hastalarının yanı sıra miyop, astigmat ve hipermetrop tedavisi için de uygulanmaktadır. Bu yöntem daha önce katarak tedavisi olmuş ya da lazer ameliyatı geçirmiş hastalara da uygulanabilmektedir. Presbiyopi nedir, Bulgu ve Belirtileri nelerdir? Presbiyopi, 40 yaş sonrasında ortaya çıkan, daha önce hiç göz problemi yaşamayanlar da dahil olmak üzere yaşa bağlı gelişen yakını görme sorunudur. Presbiyopi gelişmeye başladıktan sonra kişi okuduğu kitabı, dergiyi veya bir menüyü okuma mesafesi olan 35-40 cm. daha uzakta tutma ihtiyacı duyar. Bulanık görmenin yanında okurken baş ağrısı, göz ağrısı, yorgunluk ve uyku hali olur. Presbiyopi'nin sebepleri nelerdir? Bildiğimiz Miyop, Astigmat ve Hipermetrop'tan farklıdır. Gözümüzün içindeki merceğin (lensin) şekil değiştirerek yakındaki cisimleri net görme yeteneği vardır. Gözümüzü bir fotoğraf makinesi gibi düşünün, tek bir objeyi uzak veya yakında netleştirmek için makinenin objektif ile ileri-geri ayar yaparak objeyi net görmeyi sağladığımız gibi, lensimizin yeri sabit olduğundan şekli değişerek net görmemizi sağlayacaktır. Lensin etrafında 'silien cisim' denilen bölgedeki kaslar kasılıp gevşeyerek lensin şeklini değiştirir. Bu olaya akomodasyon denir. Yaş ilerledikçe akomodasyon yeteneğimiz azalır. Lensin esnekliği ve elastikiyeti, 'silien cisim' kaslarının kasılabilme yeteneği azalır. 60 yaş civarında yok olur. Örneğin 20 yaşında bir insanın 12 diyoptri civarında uyum yaparak 8 cm kadar yakın bir objeyi net görebilirken, 45 yaşında ki bir insanın akamodasyon 4 diyoptri ye inen ve ancak 25 cm ve ötesindeki cisimleri net görür. 50 Yaşında akamodasyon 2 diyoptriye 50 cm ve ötesi olarak ortaya çıkar. Özet olarak pirespiyopi' ye, yaşa bağlı fizyolojik bir değişim diyebiliriz. . Dünya'da başarı oranı yüksek olan presbiyopi tedavisi 'Intra-Stromal Presbiyopi Tedavisi' ne kadar bulunamamıştı. Monogörüş, CK ya da Q Mode Lasik gibi çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiş fakat hiçbiri presbiyopi tedavisinde başarıya ulaşamamıştır. Bu tedaviden bazılarında uzağı net gören sağlam gözün görüş açısı bozularak miyoplu hale getiriliyor ve hastanın yakını görmesi sağlanıyordu bazılarında ise korneanın elektrik akımıyla yakılması gibi bazı yöntemler uygulanıyor ve sonrasında yan etkiler ile karşılaşılıyordu. |
Bebek Beslenmesinde Anne Sütü Neden Önemlidir ? Yaşamın ilk 6 ayında anne sütü bebekler için en uygun besindir. Bu dönemde tek başına anne sütü ile beslenen bebekler normal büyür ve gelişirler. Bebeğe hiç bir ek besin verilmesine gerek yoktur. Anne sütü bebekleri enfeksiyonlardan korur. İshal ve zatürre gibi enfeksiyonlar anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür.Bebeğe ilk sütün ( ağız sütü ) verilmesi çok önemlidir. Ağız sütü enfeksiyonlara karşı koruyucu maddelerden çok zengin bir besindir. Anne sütünün temiz bir besin olması ve verilirken biberon gibi bir araç gerektirmemesi nedeni ile de yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon görülme riski azdır. Bebekler doğumdan hemen sonra, ilk yarım saat içinde emzirilmeye başlanmalıdır. İlk birkaç beslenmede bebeklerin ağız sütünü almaları çok önemlidir. Bebek doğduğunda ağız sütü memelerde hazırdır. Olgunlaşmış süt salgılanana kadar, ağız sütü bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılar. Bebeğe ilk besin olarak ve emzirdikleri sürece su veya şekerli su verilmemeli, anne sütünün bol ve devamlı olması için hiç bir kısıtlama yapılmaksızın bebekler her istediğinde emzirilmelidir. Sağlıklı Bir Emzirme Uygulaması Nasıl Olmalıdır ? Günde bir defa emzirme öncesinde meme başının su ile silinmesi yeterlidir. Sabunla veya karbonatlı su ile temizleme meme başının kolayca tahriş olmasına ve çatlamasına neden olur. Annenin sırtını dayayacağı arkalığı olan alçak bir koltuk veya sandelyeye oturarak emzirmesi rahat bir pozisyondur. Yatarak emziriyorsa çocuğun başını yastıkla desteklemek yararlı olur. Emzirirken bebeğin yüzü ve gövdesi anne memesine dönük olmalı, bebek, omuzları annenin kolu üzerinde desteklenecek şekilde tutulmalı, çene anne memesine temas etmeli, alt dudağı dışa dönmüş, burun açık olmalıdır. Meme ucu, etrafındaki kahverengi halka ile birlikte çocuğun ağzında olmalı ve damağına dokunmalıdır. Bu hem emmenin başarılı olmasını sağlar hemde meme başında zedelenmeyi önler. Emzirdikten sonra bebek annenin omuzuna yatırılıp sırtına hafif hafif vurularak gazı çıkarılmalıdır. Anne Sütü İle beslenmede Hangi Güçlüklerle Karşılaşılabilir ? Düz ve İçe Çökük Meme Ucu Bebek meme ucunu emmez, meme ucu ve çevresindeki halkayı ağzına alıp bir " meme başı " oluşturur. Meme ucu bebeğin ağzındaki " meme başı"nın yalnız üçte birisini meydana getirir. Gebelik döneminde ve doğumdan sonraki ilk hafta memenin uzayabilme kabiliyeti artar. Yani gebeliğin ilk zamanlarında memeler düz görünse de bu bebeğin emmesinde zorluk çıkarmayabilir. Bebek emdikçe memeyi ve ucunu dışarıya çekecektir. Bazen memenin elle şekillendirilmesi bebeğin işini kolaylaştırır. Elle şekillendirme için avuç memeyi aşağıdan desteklerken başparmak da yukardan yavaşça bastırılır. Eli meme ucundan uzak tutmaya özen gösterilmelidir. Meme Başı Çatlakları Emzirirken meme ucunun etrafındaki kahverengi halkanında bebeğin ağzına girmesi sağlanmalı, kısa süreli ve sık aralıklarla emzirilmeli, bebek çok acıkmadan emzirilmeli, kullanılan sütyenin pamuklu bir kumaştan olmasına özen gösterilmelidir. Dolu ve Tıkanmış Memeler Tek tedavi daha sık emzirmeyle sütün boşaltılmasıdır. Emzirme sonrası ağırlık, sertlik ve kitle oluşması azalır, memeler yumuşayıp rahatlar. Tıkanmak, memelerin kısmen süt, kısmen de fazla kan ve doku sıvısıyla olduğundan fazla dolup süt akışının engellenmesi demektir. Memelere acı verir ve süt iyi akmaz. Deri gergin olduğundan meme ucu düzleşmiştir. Meme ucunun gergin ve düz olduğu durumlarda emzirme ve sütün boşaltılması zorlaşır. Bazı tıkanmış memelerin derisi kırmızı görünür ve annenin ateşi çıkar. Bu meme iltihabı gibi görünse de ateş 24 saat sonra düşer. Meme İltihabı Anne çok acı çeker, ateşi vardır ve kendini hasta hisseder. Memenin bir kısmı kabarıp sertleşmiş, üstündeki deri kızarmıştır. Meme iltihabı bazen tıkanmayla karıştırılır. Tıkanma tüm memeyi, bazen iki memeyi de etkilerken, iltihap genelde sadece bir memenin bir kısmını etkiler. Bununla birlikte tıkanma engellenmezse iltihaba yol açabilir. Genellikle süt akımı sağlandıktan bir gün sonra tıkanıklık yada iltihap düzelmeye başlar. Mantar Meme ucu ve çevresinde kırmızı, parlak bir alan vardır. Deride yara ve kaşıntıya neden olan bu hastalık mantar yada pamukçuk tur. Genellikle iltihap ya da başka rahatsızlık tedavisinde antibiyotik kullandıktan sonra görülür. Emzirmeden sonra da devam eden yanma ve iğne batması hissi vardır. Bazen ağrı memenin derinliklerine kadar iner. Memenin derinliklerine şiş sokuluyormuş gibi hissedilir. Deri kızarır, parlar ve pul pul olur. Meme ucu ve çevresinin rengi açılabilir, bazen meme normal görülebilir. Meme ucunda yaralar devam ediyorsa bebekte pamukçuk kontrolü yapılır. Yanaklarının içinde ya da dilinde beyaz lekeler ya da poposunda döküntü olabilir. Annenin hastalığında Bebek Anne Sütü İle Beslenmelimidir ? Anne sütü vermeyi engelleyen hastalıklar nadirdir. Nezle, grip gibi hastalıklarda anne kendi ağız ve burnunu tülbentle kapatarak bebeğe hastalık bulaşmasını önleyebilir ve bebeği emzirebilir. Anneden süt ile bebeğe geçecek maddeler bu hastalıklara direnci de arttıracaktır. Ancak ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi hastalıklar ve ağır depresyon durumları anne sütü vermeyi engelleyen hastalıklardır. Emziren annelerin ilaç kullanımı mutlaka hekim kararı ile olmalıdır. İlk 6 Ayda Anne Sütünün Yetmediği Nasıl Anlaşılır ? Karışık beslenme için başlıca gerekçe, anne sütü ile beslenen bebeğin kilo artışında hehangi bir sağlık sorununa bağlı olmayan duraklama ve bu durumun alınan tüm önlemlere karşın düzelmemesidir. En önemli nokta karışık beslenmenin biberonla değil kaşıkla yapılmasıdır. Bu hem temizlik hemde anne sütünün devamı için çok önemlidir. Anne Sütünün Yetmediği Durumda Bebek Nasıl Beslenmelidir ? Anne sütüne ek olarak bebeklere hazır mama veya hazır mama ile beslenme olanağı yok ise uygun hazırlanmış inek sütü veya yoğurt verilir. İnek sütü veya yoğurt ilk dört haftada 1 ölçek süt, 1 ölçek su şeklinde, 1-4 ay arası 2 ölçek süt, 1 ölçek su şeklinde sulandırarak verilir. 100 gr süte 5 gr( 1 tatlı kaşığı ) şeker ve 1 çay kaşığı bitkisel sıvı yağ eklenerek kalorisi arttırılır. Şeker yerine pekmez kullanmak daha yararlıdır. Karışık beslenmeye geçilen bebeklerde 4 haftalıktan sonra meyva sularına başlanır. Ek Besinlere Geçişte Temel İlkeler Neler Olmalıdır ? Yaşamın ilk 6 ayında bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayan anne sütü bu aydan sonra tek başına besin gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalır. Uygun besinlerle ve miktarlarla ek besinlere de geçmek gerekir. Anne sütü aldığı sürece ek besinler kaşıkla verilmelidir. Kullanılan bardak, kaşık, tabak vb. çok temiz olmalıdır. Taze sebzeler ve meyveler iyice yıkandıktan sonra verilmeli pişirildikten sonra günlük olarak verilmelidir. Ek besinlere az miktarda ve teker teker başlanmalı, miktar hergün biraz daha arttırılmalıdır. Bebek bir ek besine alıştıktan diğerine geçilmelidir. Anne sütünden ek besinlere geçiş çok önemli bir adımdır. Eğer doğru ve yeterli şekilde uygulanırsa çocukların gelişimi hızlı bir şekilde devam eder. Bu dönem çocukların özellikle ishal gibi enfeksiyonlara yakalanma riskinin de fazla olduğu bir dönemdir. O nedenle verilen besinlere dikkat edilmeli, hijyen kurallarına özenle uyulmalıdır. 6 Aydan Sonra Ek Besin Olarak Neler Verilmelidir ? 6-12 aylık çocukların beslenmesinde; elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu ilk başlanacak ek besinlerdir. Bunları izleyerek diyete yumurta, mercimek, etler eklenir. Sebze yemekleri taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ eklenerek tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Çocuğa verilecek yemeklere bir yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat konulmaz. Süt muhallebisi, içine ekmek ya da pekmez katılmış yoğurt, koyu mercimek çorbası, baharatsız tarhana çorbası, 4-6 aylıktan sonra bebeklere ek besin olarak önerilmektedir. Ek besinler yüksek enerji içeren, sindirimi kolay, az posa bırakan, püre kıvamında, kolay hazırlanabilen ve baharatsız yiyecekler olmalıdır. 1 yaşına doğru çocuk aile bireyleri ile sofraya oturmaya başlar, çocuklar mümkün olduğu kadar erken dönemde kendi kendine çatal kaşık kullanarak yemek yeme becerisi ve alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hastalık ve hastalıktan iyileşme dönemlerinde çocukların besin gereksinimleri artar. Bu nedenle hastalıklar sırasında çocuklar azar azar ve sık sık beslenmelidir. |
YENİDOĞAN SARILIĞI Yenidoğanda cilt ve gözaklarının sklera sarı bir renk almasıdır. Kan bilirubin düzeylerinin yükselmesi ile oluşur. Yaşlanmış ve bozulmuş kırmızı kan hücreleri tarafından üretilen sarı pigmente bilirubin denir. Biluribin normalde karaciğer tarafından barsak sistemine verilerek atılır. Ancak karaciğer bilirubini yeterli oranda barsağa veremezse kanda birikir ve sarılık oluşur. YENİDOĞAN SARILIĞININ SEBEPLERİ 1- Fizyolojik normal sarılık: Fizyolojik sarılık vaktinde doğan bebeklerin yaklaşık 50 sinde, erken doğan bebeklerde ise daha yüksek oranlarda görülür. İlk 24 saatten sonra, genellikle doğumdan sonraki2.veya 3. günde ortaya çıkar. Karaciğerin henüz olgunlaşmaması ve yeterince bilirubin atamamasına bağlı olarak sarılık oluşur. Genellikle ilk bir-iki hafta içinde kendiliğinden kaybolur ve bilirubin düzeyleri zararsızdır. 2- Yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık: Yetersiz anne sütü alımına bağlı olarak yenidoğanların yaklaşık 5-10 unda gelişir. Belirtileri fizyolojik sarılığınkine benzer ancak biraz daha şiddetlidir. 3- Anne sütüne bağlı sarılık: Anne sütü alan bebeklerin yaklaşık 1-2 sinde görülür. Bazı annelerin sütlerinde ürettikleri özel bir inhibitör madde sebep olmaktadır. Bu madde enzim bebeğin barsaklarından normalden çok daha fazla bilirubini geri emmesine sebep olur. Bu tip sarılık doğumdan sonraki 4-7. günde başlar 3.-10.haftaya kadar sürebilir. Genellikle zararsızdır. 4- Kan grubu uyuşmazlığı: Rh veya ABO uyuşmazlığı Rh negatif - bir kadının bebeği Rh pozitifse + gebelik esnasında bebeğe ait eritrositlerin plasentayı aşarak anne kanında bağışıklık cevabına yol açması ile oluşur. Bu bağışıklık cevabı ancak Rh pozitif bir bebeğin doğumundan veya yapılan düşükten sonra ortaya çıkar. Bağışıklık cevabının şiddeti bundan sonra yapılacak her doğumla birlikte giderek artar. ABO uyuşmazlığında ise hemen her zaman anenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A veya B dir. Anti A duyarlılığı daha sık, Anti B duyarlılığı daha ağır seyirlidir. Kan grubu uyuşmazlığında annenin kanında oluşan antikorlar bebeğin kanını yabancı madde olarak algılar ve eritrositlerini parçalar. Eritrositlerin parçalanması ile bol miktarda bilirubin oluşur ve bu da sarılığa sebep olur. Sarılık fizyolojik sarılıktan farklı olarak ilk 24 saatte başlar. Çok ağır tablolara sebep olabilir. Ancak ilk yapılan doğum veya düşükten sonraki 72 saat içinde RhoGam enjeksiyonunun yapılması daha sonra doğurulacak bebeklerin yaşamını tehlikeye atacak antikorların oluşmasını engelleyebilmektedir. TEDAVİ 1.Fizyolojik sarılıkta tedavi: Eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız her 2-3 saatte bir beslemeyi deneyin. 2.Yetersiz anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi: Asıl tedavi anne sütü miktarını arttırmak olmalıdır. Bebek daha sık emzirilmelidir. Her saat gibi Böylece mide barsak sisteminin hareketliliği arttırılır ve bilirubinin gaita yolu ile vücuttan daha çabuk atılması sağlanır. Uyuyan bebeğin de 4 saatlik aralarla uyandırılıp beslenmesi faydalı olacaktır. Sık sık kilo alımı kontrol edilmelidir. Anne sütünün yetmediği durumlarda bir miktar formül mama verilebilir ancak şekerli suyun faydası yoktur. 3.Anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi: 2-3 gün için anne sütünü keserek formül mama ile beslemek yararlı olabilir. Ancak bu süre içerisinde anne sütünün azalmasını engellemek için annenin göğsü sağılmalıdır. Hiçbirzaman için sarılığı engellemek için anne sütü tam olarak kesilmez. 2-3 gün sonra tekrar anne sütüne başlanır. Şekerli suyun formül mamadan daha fazla bilirubin uzaklaştırıcı etkisi olduğu kanıtlanmamıştır. 4.Ağır sarılıklarda tedavi: Kan uyuşmazlıklarında tedavi Kandaki bilirubin seviyesinin 20 mg/dl nin üzerine çıkması sağırlık beyin felci cerebral palsy veya beyin harabiyetine neden olabilir. Bu kadar yüksek seviyeler genellikle kan grubu uyuşmazlıklarında görülür. Bu komplikasyonlar fototerapi uygulanarak önlenebilir. Mavi ışık deride biriken bilirubini parçalar ve bilirubin düzeylerini düşürür. Bazı nadir durumlarda ise kan değişimine gitmek gerekebilir. Bebeğin kanı taze kan ile değiştirilir. Ancak fizyolojik sarılıklar bu kadar ağır duruma dönüşmezler. |
ÇOCUK AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI (Pedodonti) Çocukların dişleri niye çürüyor? Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir. Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler. Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir. Çürük oluşumu engellenebilir mi? Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir. Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır. Süt dişlerinin önemi nedir? Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır. Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar. Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır. Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi? Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir. http://www.hekimim.com/cocuk/cocukdis.gif Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.Çocuklarda diş yaralanmaları Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir. Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir. Bebeklerde ağız bakımı Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir. Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 ' 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 ' 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir. Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır. Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır? Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur. Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında ) başlanması uygundur. Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur. http://www.hekimim.com/cocuk/body_mary+baby.jpg Çocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli? Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir. Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım? Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır. Çocuklarda bazı ağız ve diş problemleri : 1) Diş Gıcırdatma:
2) Parmak Emme:
3) Emzik Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur. Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir. Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir. Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir. Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir. Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır. Ayrıntı için bakınız, çocuklarda parmak emme ve emzik 4) Biberon çürüğü Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir? Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir. http://www.hekimim.com/cocuk/bebek_besleme_2.jpg Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir? Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir. Bunlar nelerdir?
Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir. Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü sebebi ne olabilir? Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir. http://www.hekimim.com/cocuk/cocukkariaktur.gif Çocuklarda hangi diş macunu ne kadar kullanılmalıdır? Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır.Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır. Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır. Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir. Çocuk dişlerinde acil durumlar
http://www.hekimim.com/cocuk/resimlercocuk/sutdisleri.gif
|
ÇOCUĞUNUZDAKİ İŞİTME KAYBININ BELİRTİLERİ 1-Gebelik Döneminde Anne Kızıl Soğuk Algınlığı veya viral enfeksiyon geçirmişse, Anne alkollü içecekler kullanmışsa, Ailede genetik olarak kalıcı işitme kaybı hikayesi varsa. 2-Yenidoğanda (10-28 günlük) 1500 gr. Altında bebek kilosu, Yüzde anormal görünüm, Doğuştan sarılık olması, 1 haftadan fazla yoğun bakım ünitesinde kalması, Damardan ilaç alması, Menenjit geçirmiş olması, 3-Bebek (28 günlükten-2 yaşına kadar ) Kulaktan kan gelsin ya da gelmesin kafa kırığı geçirmiş olması, Tekrar edici kulak iltihaplanması geçirmiş olması, Nörolojik bozuklukları olması. Yukarıdaki belirtileri gözlemliyorsanız; 1- Yenidoğan (0-6 ay) Beklenmedik yüksek sese ağlayarak tepki vermez, Gürültüde uyanmaz, Sesleri taklit edemez, Kafasını sizin sesinizin geldiği yöne çevirmeyip alakadar olmaz. 2- (6-12 aylık bebek) Sorulduğu zaman tanıdık bir kimseyi veya nesneyi gösteremez, Sesleri çıkarmada güçlük çeker, 12 aylıkken el salla gibi basit ifadeleri anlamaz. 3- (3 aylık-2 yas bebek) Yumuşak bir sesin geldiği ilk çağırışta bakmaz Çevredeki seslere tepkisiz kalır Size cevap vermez Sesin yönünü belirleyemez Basit kelimeleri(anne- baba) kullanamaz TV yi normal sesle dinleyemez Anlamada ve konuşmada gelişme gösteremez Eğer bu belirtilerden birini veya daha fazlasını gözlemlediyseniz çocuğunuzda mutlaka işitme kaybı olabilir.Bu durumda çocuğunuza mutlaka bir kulak muayenesi ve işitme testi yaptırmalısınız.Doğumdan hemen sonra dahil her yaşta işitme testi yaptırabilirsiniz. Her çocuğa mutlaka okula başlamadan önce işitme testi yaptırmalısınız. |
HİDROSEFALİ Hidrosefali, beynin içinde ve çevresinde aşırı sıvı toplanmasıdır. Modern cerrahi teknikleriyle etkili biçimde tedavi edilebilmektedir. Beyin - omurilik sıvısı, beyinzarı ile omurilik çevresinde ve beynin "karıncık" adı verilen boşlukları içinde bulunan, suya benzeyen saydam bir sıvıdır. Bu sıvı beyni dış sarsıntılardan korumaya yarar. Beynin karıncıklarında bulunan zengin damar ağındaki özel hücreler tarafından sürekli olarak sıvı yapılır. Beyin karıncıkları numara ile anılırlar. Numara sırası üstten alta doğrudur. Birinci ve ikinci karıncıklar (yan karıncıklar olarak da bilinirler) en büyükleridir. Beyin - omurilik sıvısı yan karıncıklardan dar bir delikle üçüncü karıncığa, oradan da dar bir kanalla daha büyükçe olan dördüncü karıncığa gider. Oradan, karıncığın tepesindeki delikler yoluyla, beynin tabanında beyin sapını çevreleyen sıvıyla dolu boşluklara yayılır. Sonra beyin yarık ürelerinden akarak beyni çevreleyen üç zardan birisi olan örümceksi zarın (araknoit) üstündeki araknoit villuslar adı verilen özel oluşumlar tarafından geri emilir. Ender bir durum olan hidrosefali, beyin - omurilik sıvısının doşamındaki bozukluktan kaynaklanır. Bunun baş boyutuna etkisi, çocuklarda kafatası kemiklerinin birbirleriyle birleşmesi zamanına göre değişir. Kafatası kemikleri henüz birleşmemiş olan küçük çocuklarda, artan sıvının oluşturduğu basınç kemikleri iterek kafayı büyütür. Daha büyük yaştaki çocuklarda ve erişkinlerde ise, kafa büyüyemeyeceğinden sıvı basınç yaparak beyne zarar verir. Nedenleri Beyin - omurilik sıvısının dolaşımını çeşitli nedenler etkileyebilir. Kalıtsal olmayışına karşın, bazen doğuştan olabilir. Öteki nedenler ise sonradan ortaya çıkar. Hidrosefali ikiye ayrılır. Tıkanmaya bağlı hidrosefali, beyin - omurilik sıvısının dolaştığı bölümün bir nedenle tıkanmasına, ikinci türdeki hidrosefali ise sıvının örümceksi zar tarafından geri emilimindeki bir bozukluğa bağlıdır. Tıkanmaya bağlı hidrosefali en sık görülen hidrosefali türüdür. Çeşitli nedenlerle hem çocuklarda hem de erişkinlerde olabilir. Beyin - omurilik sıvısı dolaşımının herhangi bir yerindeki tıkanıklık, sıvının o bölgede birikerek yavaş yavaş artmasına ve beyne basınç yapıp, bu nazik dokunun sıkışıp zarar görmesine yol açar. "Spina bifida" denen doğuştan bir omurga bozukluğu ile doğan bebeklerde, boyun ve sırtta omurilik anormalliği (meningomiyelosel), beyin sapı ve beyincik (beynin denge ve koordinasyonla ilgili bölümü) anormalliği görülebilir. Bu durum Arnold - Chiari bozuk oluşumu (malformasyonu) diye bilinir ve dördüncü karıncıktaki çıkış deliğinin tıkalı olması nedeniyle hidrosefali yapabilir. Az görülen bir başka anormallik de Dandy-Walker'dır. Dördüncü karıncıktaki çıkış delikleri oluşmaz ve bu yüzden tıkanma hidrosefalisi olur. Dördüncü karıncık büyük bir kist yapar ve beyincik tam olarak oluşamaz. Öteki doğuştan hidrosefalilerde neden, tıkanma ya da beyindeki sıvı kanalının oluşmamasıdır; bu da üçüncü ve yan karıncıkların genişlemesine neden olur. Eğer dar olan beyin sıvı kanalının yanında bir de anormal büyüklükte bir damar demeti ya da balonlaşma varsa, bunlar kanalı, basınç yaparak tıkayabilirler. Bazen tıkanma hidrosefalisi sonradan edinilmiş bir durumun sonucu da olabilir. Sözgelimi bir beyin tümörü büyüyüp beyin kanalına ya da üçüncü karıncığa basınç yaparak beyin - omurilik sıvısının akışını engelleyebilir. Çok küçük tümörler ve iyi huylu kistler belirli yerlerde oluşarak sıvı kanallarını ya da çıkış deliklerini tıkarlarsa hidrosefali yapabilirler. Emilim bozukluğuna bağlı hidrosefalilerde başlıca neden örümceksi zarın doğuştan az gelişmiş olması ve kendisine ulaşan sıvıyı geri ememeyişidir. Öteki nedenler, menenjit (beyinzarlarının iltihabı) ve sub - araknoit kanamadır (beyin ile örümceksi zar arasında kanama). İki durumda da, bölgede oluşan bağ dokusu sıvının geri emilimini önler. Bu tür hidrosefali, önemsiz kanamaların olduğu kafa yaralanmalarının bir komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Belirtiler Çocuklarda en göze çarpan değişiklik başın boyutlarındaki artıştır. Kafatası kemikleri normal olarak 6 - 10 yaş arasında birleştiğinden, hidrosefali nedeniyle başın büyümesi ancak küçük yaşlarda görülür. Ancak çocuk başlarının büyüklüğü çok farklı olabilir; bir çocuğun başının büyük oluşu her zaman hidrosefalisi olduğu anlamına gelmez. Başın büyüklüğünün nedeni hidrosefali ise, başın büyümesi çok hızlıdır ve kafatasının biçimi farklıdır: Alın çıkık ve düz, başın öteki bölümlerine göre küçüktür. Gözler aşağı itilmiştir, göz akı renkli tabakanın üstünden de belirgin biçimde görülür (bu belirli tıpta 'batan güneş' adını alır). Bu durum tedavi edilmezse çift görme ya da körlük yapabilir. Hidrosefali çok hızlı oluşursa zekâ geriliği, felç ya da kas sertliği olabilir Eğer çocukta kafa kemikleri birleştikten sonra hidrosefali oluşursa, doğal olarak belirgin bir baş büyümesi gözlenmez. Ancak bu kez baş ağrıları, denge ve eşgüdüm bozuklukları ile huzursuzluk ve kusma gibi belirtiler olur. Yetişkinlerde baş kemikleri birleştikten sonra hidrosefali kafayı büyütemez. Karıncıklar genişledikçe beyne basınç yapar. Başlıca belirti zihinsel yetilerde günden güne artan bozukluk ve bunamadır. Zihin işlevleri ve bellek etkilenebilir. Beyindeki basınç arttıkça beyin dokusunun gördüğü zarar açıkçe belli olur; hasta yürüme güçlüğü çeker. Gözün ardındaki ağtabaka şişebilir ve bu da doktorun oftalmoskopla muayenesiyle anlaşılır. Hidrosefalinin yaşlı kişilerde oluşan ve "normal basınçlı hidrosefali" adı verilen özel bir türü de vardır. Bu rahatsızlıkta, karıncıklar genişledikçe beyin küçüldüğünden basınç sürekli artamaz. Bu da oldukça hızlı bir bunamaya ve durumun şiddetine bağlı olarak yürüme güçlüğü ile idrar kaçırmaya yol açabilir. Hidrosefali belirtilerinin çoğu tedaviyle durdurulabilir ya da geçirilebilir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, beyindeki kalıcı hasar o kadar az olur. Artan basıncın uzun süre beyni ve sinirleri ezmesine göz yumulursa, kalıcı hasarlar oluşur. Tedavi Tanı, bilgisayarlı tomografi ile konur. Bu yöntemle sıvı dolu beyin boşlukları bilgisayarla izlenir. Tomografinin tehlikesi yoktur ve ağrılı değildir. Tümörler ve kistler gibi hidrosefaliye yol açabilen nedenler bu yöntemle açıkça görülür. Düzeltilmesi gereken Arnold Chiari bozuk oluşumu (malformasyonu) varsa, boynun da özel röntgen yöntemleriyle incelenmesi gerekir. Bazen de beyin - omurilik sıvısının akış yönünü belirlemek için, bilgisayarlı tomografi ve özel enjeksiyonlarla röntgen görüntüsü elde etme gibi özel yöntemler uygulanır. Bu incelemeler, hidrosefalinin örümceksi zarın sıvı emilimindeki bozukluğa bağlı olarak oluştuğu vakaları gösterir. Birçok hidrosefali türü cerrahi tedavi gerektirir. Dördüncü karıncıkta tıkanma ya da sıvı kanallarında daralma varsa, karıncıklar ve beyin tabanındaki boşluklar arasına bir tüp yerleştirilerek sıvının akması sağlanır. Öteki hidrosefali türlerinde (normal basınçlı hidrosefali ve doğuştan olma hidrosefalilerin çoğunda) karıncıklardaki beyin - omurilik sıvısı kan dolaşımına ya da karındaki periton boşluğuna bağlanarak akıtılır. Bu tür şant ameliyatlarında akışın ters yönde olmaması için bir tür kapakçık gerekir. Kafatasına küçük bir delik açılır ve karıncıklardan boyun toplardamarına (juguler toplardamar) ya da karna giden bir tüp bağlanır. Şant denen bu tüpler hastada ömür boyu kalır. Hidrosefalinin tedaviye verdiği yanıt hastadan hastaya büyük değişiklik gösterir. Sonuç hidrosefalinin başlıca etkeninin hidrosefali tanısından önce beynin hasar görüp görmediğine bağlıdır. Doğru yerleştirilmiş bir "şant"la yaşayan bir çocuğun zihinsel yetenekleri, eğer beyni zedelenmemişse, normal olarak gelişme şansına sahiptir. Tedavi edilen hidrosefali hastaları arasında üniversite öğrenimi görenler ve yüksek düzeyde işlerde çalışanlar vardır. Hidrosefalide erken tanı önemlidir. Beyinde kalıcı bir hasarın olmaması tıbbi müdahelenin olabildiğince erken yapılmasına bağlıdır. |
HAVALE Ateşin hızla yükselmesi bilinç kaybına sebep olabilir. bu durumlarda çocuğunuzu yere yatırın ve yanında kalın. hemen doktor çağırın. ailenizde ateşli havaleye yönelik bir eğilim varsa çocuğunuz hastalandığında ateşlenmemesi için elinizden geleni yapın. Bebeklerin hastalıklarını anlamak çok kolay değil. Derdini anlatamadıkları için sadece ağlarlar. Genelde huzursuz ve çok ağlayan bir bebekte de ağlama da ipucu olarak değerlendirilmeyebilir. Eğer bebeğin yeme, içme ve uyuma alışkanlıklarında dikkat çekici bir değişme varsa, o çocuğun hasta olduğu düşünülür. Her hastalık ateş yükselmesine neden olmazsa da, bebeklerde ve küçük çocuklarda infeksiyon hastalıkları daha sık rastlandığı için, hastalıkların büyük bir kısmında ateş yükselmesi olacaktır. Bu nedenle bebeğin ateşini ölçmek sağlığı hakkında bilgi verecektir. Cildin terli ve bebeğin hareketli olması nedeniyle, koltuk altı yerine makattan ateş ölçmek daha doğrudur.Eğer bebeğin makattan ölçülen ateşi 38 dereceden fazla ise, o bebekte yüksek ateş olduğunu kanıtlar. Ancak çoğu zaman ateşin yüksekliğinden çok bebeğin genel durumu daha da önemlidir. Ateşi normale yakın ama halsiz, devamlı uyuyan, mama yemek ya eda emmek istemeyen bir bebek, 39 derece ateşi olmasına rağmen, canlı hareketli, beslenmesini sürdüren bir bebeğe oranla daha hastadır. Eğer iki aylıktan küçük bir bebeğin ateşi 38 dereceyi aşarsa doktora götürmek gerekir. İki aylıktan büyük bebek için doktora götürme sınırı 39 derece ateştir. Ancak daha düşük rakamlarda da olsa ateş üç günden daha fazla sürüyorsa, doktora götürmek gerekecektir.Ateş yükselmesi vücudun savunma mekanizmalarından biridir. Vücutta virüs ya da bakteri cinsi bir hasatlık etkeni olduğunu ve vücudun buna karşı tepki gösterdiğini kanıtlar. Ateş yükselmesi halinde hastalık etkenleri faaliyetlerini sürdüremez ya da ölürler. Bu nedenle ateş yükselmesi hastanın yararına bir durumdur. Ancak, yüksek ateşin devam etmesi, vücudun hastalığı yenemediğini gösterir. Hastalığın devam etmesi organlarda kalıcı bir bozukluk yaratabileceği için, müdahale edilmelidir. Doktor yapacağı muayeneden sonra hastalığı teşhis edecek ve gerekli önlemleri alacaktır. Gerekli tedaviye başlamadan ateşi düşürmek yararlı bir davranış değildir. Ateşin savunma sistemi için yararlı olduğunu belirttim ancak bunun tek istisnası, yüksek ateşle gelen havale nöbetidir.Beyin hücrelerinin normal dışı bir aktivite göstermesi sonucu ortaya çıkan, vücuttaki istemsiz kasılmalara, tıp dilinde konvülsiyon, halk arasında da havale adı verilmektedir. Tipik bir havale nöbetinde, bebek şuurunu kaybeder, kol ve bacakları kasılır. Birkaç saniye sonra da bütün belirtiler kaybolur. Havale nöbetleri genellikle 6 aylık ile 5 yaş arasındaki çocuklarda olur. çoğu zaman yüksek ateş ile beraberdir. Ancak ateşin yüksekliği ile havale geçirme arasında her zaman bir ilinti yoktur. Yani bazılarında çok yüksek ateşte havale olmazken, bazı bebeklerde daha düşük ateşlerde bile havaleye rastlanabilir. Çocukların %4-5´inde hayatlarında en az bir kez havaleye rastlanırken, bunların yarısında bir kereden sonra havale görülmez. Eskiden, havale geçiren çocukların mutlaka beyin hasarı kalacağı düşünülürken, bunun doğru olmadığı artık anlaşıldı. Önemli olan havalenin kendisi değil, havaleye neden olan hastalıktır. Bu iyi tedavi edilmediği takdirde hasar kalabilir. Havale nöbeti anne ve babalar için korkutucu olabilir. Ancak bilmeniz gereken en önemli şey, havalenin birkaç dakika sonra kendiliğinden geçeceğidir. Eğer bebeğin ateşi yüksekse, düşürmek için, giysilerini çıkartmak, başına ve göğsüne ıslak bez koymak, tüm vücudu serin su ile ıslatılmış bezlerle silmek yararlıdır. Havale geçiren bebekte, kolonya gibi alkollü maddeler kesinlikle kullanılmaz. Ayrıca ateş düşürmek için su dolu küvete sokmak da tehlikeli olabilir. Kusmaya başlarsa, yüzükoyun ya da yan yatırarak kusmuğun nefes borusunu tıkamasını önleyin. Nefes alması güçleşirse, alt çenesini hareket ettirmeye çalışarak nefes almasına yardımcı olun. Çoğu insan, havale geçiren kişinin dilini ısıracağını ya da yutacağını ve nefes yolunun kapanacağını düşünür. Dil ısırma olursa da çok önemli değildir. Bunu önlemek için ağzına elinizi ya da başka cisimleri sokmak tehlikeli olabilir. Eğer nefesi durursa, yapay solunuma başlamayın, kısa bir süre sonra kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır. Havale nöbeti geçtikten sonra bebeğin devamlı doktoru varsa, ona haber verin. Bebeği muayene etmek isteyecektir. Eğer bu doktora ulaşamıyorsanız, bir hastanenin acil kısmına götürün. |
| Saat: 15:09 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık