MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

BARIŞ 6 Şubat 2007 09:05

HERHANGİ BAŞKA BİR ŞİİR'''

Bir kelebek sürüsü gibiydi,
Kara bir siluet,
Asitte kavrulmuş bir tahta parçası gibi.
Yıkılmış şehirler gördüm,
Taş,duvarı,
Kana silinmiş deşik binalar.
Yanık limon kokusu esiyordu,
Soluk soluk rüzgarda.
Güçsüz mum ışığının,
Son titremeleri gibi.
Sarı duvarlarından,
Sarı ve paslı duvarlarından dökülen,
Çamur topakları gördüm,
Alacalı gecelerin yüreğinden kopan,
Ay parçaları gördüm,
Sökülüp duvarlardan,
Savrulurken rüzgarlarla.
Ve düşerken en son,
Gri çimentosunun üzerine merdivenlerin,
Bu şehvetin gözlerinden kopmuş parıltının,
Ağlayışını ürkek bir sabah gibi,
Gördüm tedirgin gözyaşlarında.
Rüzgarın gizlediği,
İnce bir keman solosu edasıyla,
Yanmakta olan ormanların,
Parçaladığı gece kırıntıları saçılmıştı sokaklara.
Son baharındaydı toprak,
Göğsü yarılmış bir kurt kadar hırçındı,
Kadınlığını teslim ettiği ilk günler kadar acı dolu,
Kuru ve çatlak bir vapur gibi bata-çıka,
Bir balıkçı umudunda,
Göz aklarına biriken öfkeyle...
Gökyüzü vazgeçmiş,
Uçsuz bucaksız bir hiçliğin gölgesine,
Uzanmıştı unutmuşluk.
Kirlenmiş dipdiri yürekler,
Pası bulaşmış çarkların hayallere,
Kızılına bulaşmış gökyüzü yalnızlığın,
Ve yalnızlığın serpintisinde,
Çölün ortasında bir kadın,
Kanlar içinde,
Sessizce,
Avuçlarını dayamış göğe.
Gizemi tutuşmuş pagan mezarlıklarından kaçışan,
Kırmızı akreplerdi çatlakların arasında uğuldayan.
Kraterlerinden yansıyan,
Psikopat bir gülüştü dolunayın,
Gözlerinden damlayan.
Yıkıntı bir düştü,
Geçmişin ağlamaklı melodilerini,
Çalan rüzgardan.
Beynimde parmak izleri,
Düşlerimi eriten kara lekelerdi.
Şeytanın kamburunda usulca,
Ve tanrının kanatlarında titreyerek,
Kımıldıyor toprak,
Kımıldıyor çatlakların arasından mor alevler saçarak.
Şahlanan korkunun,
Şahlanan yalnızlığın,
Şahlanan kaosun pençelerinde,
Bürünerek algıların labirentine.
Kapıyı zorluyor,
Göğü yaran kanlı el,
Ve izler bırak uzaklaşıyor çölün bakir kumlarında.
Ardında,
Kesik bir düş ve,
Parmak izleri bırakarak.
Patlıyor duvarlar.
Bombalanmış okyanuslar gibi.
Yıkılıyor birer birer,
Beni bana hapseden beş duvar.
Kireçleri dökülüyor,
Tuğlaları savrulurken hiçliğe,
Kanıyor gözlerim ansızın,
Yırtılıp dilim,
Derim sıyrılıyor ruhumdan,
Düş oluyor algılarım.
Toprak kımıldıyor!
Çalarak karanlığını gecenin,
Düş kırıntılarımı toplayarak kaldırım diplerinde,
Siyah eteğini sürüyerek,
Rengarenk bir kelebeğin kanatlarına bürünmüş,
Ruhumu ve içgüdülerimi,
Teslim alan bir kadın gibi,
Tüm sadeliğiyle ve sinsice,
Yaklaşıyor ölüm ,
Hissediyorum...
Korkum;
Büyünün karanlığında,
Saçlarımın arasından süzülerek alnıma,
Ve dağılarak yüzümde,
Birikiyor göz yuvalarımda.
Esrarını soluyorum havanın,
Unutamıyorum!
Yarılıyor toprak!
Her biri süzülüyor çatlaklardan içeri yıldızların,
Kızılına boyuyor alnını hayat geçmişin,
Bir pençe ipsiz,
Sahipsiz,
Avcının avuçlarında tir tir titreyen,
Kanlı ve sıcak bir kalp gibi.
İçinde kaybolduğum piramitler görüyorum,
Gökyüzünden aside silinmiş,
Kan pıhtıları damlıyor,
Köleleşmişliğini sildiğim saatler üzerine.
Büyük gemiler görüyorum,
Okyanusların dinginliğinde.
Köle topraklaronda bir kın,
Bir diş,
Küreksiz bir tırnak,
Bir saç kökü,
Düş,
Karabasan,
Bir çocuk,
Ölü bir çocuk,
Bir damla göz akı,
Yürek miğferi,
Bir yıldız,
Bir gökyüzü,
Bir parça dolunay,
Hiçlik,
Var olmamışlık,
Yokluk,
Ölüm,
Çentik atıyor çatlaklardan içeri.
Ve bir yılan,
Ve bir öfke,
Ve bir çift kör göz,
Ve bir helezon,
Ve bir piramit,
Düş izi,
Diş izi,
İz!!!
Ve bakire bir iz,
Hançer,
Küfür,
İhanet,
Bir çift gece,
Pençe atıyor topraktan içeri.
Ve bir katil,
Ve bir kurban,
Ve bir cinayet,
Ve bir intihar doğuyor.
Gecenin ve ölü çocukların cinneti,
Dolunayın tinerli bezi,
Zehir,
Acı,
Yalan fışkırıyor çatlaklardan dışarı,
Kan ve ter içinde...
Kızıl....
Kızıl....


//kim olduğunu öğrenemediğim bir yazara ait;
sadece nick olarak AcidLord '98 geçiyor.


BARIŞ 6 Şubat 2007 19:32

EBEMKUŞAĞI GÖKLER

Geceyken yıldızlar
Dökülmüşken ışıkları
İki gecenin ve iki gündüzün insanlarına
Uykulu gözleri olmayanlar vardı.

Yakın göğün kapılarından,
Gecesi olmayan gökleri gören,
ve kat kat gökkuşakları gibi
parlayan ufuklara
ulaşamayacağını bilen.

Hep derler ya,
sen ne kadar gitsen de
ufukta kalır gökkuşağı,
şansın varsa açılır üstünde ebemkuşağı.

İşte elinde bilgelik asası
kalbinde temiz
sevgi,
sağ elin havada
selam dersin
ve ayakların halen dünyada.

Süleyman SÖNMEZ


arwen 6 Şubat 2007 22:33

Özlemle baktım
Fotoğraflarda kalan
Mutlu, gülen yüzlerimize
Gülen gözlerini gördüm
Gülen gözlerinde kendimi

ve anladım ki
beni var eden sendin
Bu can sana aitti

Şimdi yoksun ya
Beni sensiz, yapayalnız bıraktın ya
Bu can da terketti beni...


zülkif acar


kambis 6 Şubat 2007 23:20

Bir rüzgarlık, ömrü olan,
Ben dağlarda, bir dumanım,
Bir varmış bir yokmuş gibi,
Farz etki ben bir yalanım,
Unut beni, bir dün gibi,
Savur beni, bir kül gibi,
Güz mevsimi, bir gül gibi,
Farz etki ben bir yalanım.
Ne çok sevdik ne de yandık,
Bir rüyayı gerçek sandık,
Hiç bir şeyi paylaşmadık,
Farz etki ben bir yalanım…

Can Dündar


arwen 6 Şubat 2007 23:35

sana dair hüzünlerim
kesik kesik nefes alıyor
ve ben her beklediğimde ölümü
yeter deyip hayata
ölemiyorum

kaçıncı bekleyişim bu /sonları
kaçıncı soluduğum /toprak kokusu
kaçıncı yakınlığı ruhumun /beyaz mermerlere
kaçıncı kaybedişim /kendimi yokluklarda

deniyorum
bir bir çekiyorum tombalamdaki taşları
banko yapmak bir yana
tek pul bile koyamıyorum
kader kartımın üstüne

herkese veda edip
daha kaç kere yatacağım yatağıma
kalkmak istemediğim uykulara
azap mı yoksa beni alıkoyan ölmekten
her bir azam zaten azapta
biliyorum

bir masalmış yaşadıklarım
kimin yazdığı meçhul
hani şu anonim olanlardan
vermişler bir rol oynuyorum
az kaldı perdenin kapanmasına
ve rolümün bitmesine
replik belli
biri pimi çekiyor
ve ben ölüyorum

sözüm vardı iki tane Yaradana
birini zaten tutmadım
öbürü için çabalıyorum
hayatla ölüm arası çok uzak
belki bir o kadar da yakınmış
her şey anlamsız şimdi /hayaller gibi
affet Allahım
ben gene sözümü t
u
t
a
n

m
ı
y
o
r
u
m…


ayten karakaş


MaKaLeLe 6 Şubat 2007 23:58

Dört Yapraklı Çiçek

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Oynamamız bundandır.
Kara toprakla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır sevmemiz
kiraz ağaçlarını.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Kardeşliğimiz bundandır
Mavi sularla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse
Bundandır inanmamamız
Kocaman bombalara.

Fazıl Hüsnü Dağlarca |


arwen 7 Şubat 2007 00:04

o gün farklı bir şeyler vardı sanki
içimdeki o korkunç sıkıntı boğarken beni
bir daha bakamamıştım
arkamı dönüpte sana

sanki sen susarken sahil boyu
yerine konuştu denizdeki martılar
gözlerinden hüzün aktı gözlerime
biliyordum sana gelirken
böyle apansız gideceğini
ama kalbime anlatamamıştım
bildiğim kelimelerle

bir kez kıpırdar gibi oldu dudaklarım
ama öylece dondu
konuşamadım
kimsesizliğe
aklında başka düşler
kalbinde başka bir sevda
ve sen
öylece sustuk
saatlerce

gözlerime ağlama demiştim ya hani
sevdam ağladı
ardından bakarken
sessiz sessiz


ayten karakaş


blood_lovee 7 Şubat 2007 00:34

Çok Sevdim Seni

Sen benim dünyam
En güzel rüyam
Bir tanem hülyam
Çok sevdim seni.

Sen benim ecem
Dilimde hecem
Gündüzüm, gecem
Çok sevdim seni.

Kim verdi adını
Bu aşkın tadını
Rüyamın kadını
Çok sevdim seni.

Sana açtım kâlbimi
El ne bilir hâlimi
Sen sevmesen de beni
Çok sevdim seni.

Sensiz nasıl güleyim
Sen istersen, öleyim
Son sözün ne? Bileyim
Çok sevdim seni!

Hasbi Tanrıverdi


arwen 7 Şubat 2007 00:42

Bir haykırış gibiydi
tüm yaşananlar
Bir sitem gibiydi
tüm bakışlar
Sonsuzlukta yaşanıyor gibiydi
tüm hayatlar
Farkedilmezin içinde farkedilen
olmak gibiydi
Olmaların içinde en iyisi
olabilmek
Devrik bir cümle gibiydi...
Ya da bitmemiş aşklar
Bir gecenin içinde yok olup
gitmek gibi
Sabredebilmek gibiydi
Bütün olanlara rağmen
didinebilmek
Tek başına yürüyebilmek
Ya da ağlayabilmek
gözlerin kapanıncaya...
Herkese kafa tutabilmekti
herkese boyun eğebilmek
Sevebilmekti soluksuzca
aşka dönüştürebilmekti sevgiyi
Hem kendini bulabilmekti
hem de herşeyinden vazgeçebilmek...



yusuf güneş


kambis 7 Şubat 2007 01:02

Yüreğimde Kök Sal

rotamda senin gözlerin
denizler gibi mavi..
derin..
öylesine özledim ki seni
hazırım fırtınalara
denizler bitse bile
martı olur gelirim sana
yeterki ufkumda kal
gitme! ..
uzaklaşma! ..
yüreğimde kök sal...

Seval KEMERTAŞ


arwen 7 Şubat 2007 01:52

vazgeçilmeyen bir tutkuyla,
bağlıyım sana.
yüreğimle sesleniyorum
duy artık beni.
bu aşk ölümsüz,
hep sürecek.
arada hasret de olsa.
patlayan yanardağını,
söndürebilir misin.
içimde ki yangına,
erişebilir misin.
yüreğimde ki bu aşka
yetişebilir misin.
aşkınla kavrulan bedenim,
sensiz yapabilir mi
seni bukadar severken
unutabilir mi.
kimse ayıramıyacak bizi..
vazgeçemem sen den.
bu aşk,
herzaman bizimle
bir ömür boyu,
yüreğimiz de



menekşe gülay


birBUSEcik 7 Şubat 2007 02:12

Bekleyenler İçin




Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir siyah saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir

Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karsısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.
Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, Nerdesin?
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Er geç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişimi ve olduğumu unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlıyacağım.
.
Ümit Yaşar Oğuzcan
.


arwen 7 Şubat 2007 02:16

Bana sevgi nedir anlatsana
Sevgi aglamak mi yoksa üzülmek mi?
Sevgi nedir bana anlatsana

Sevdigin zaman mutlu olursun dediler
Peki öyleyse ben neden mutsuzum
Sevgi sandigim sey sevgi degilmiydi?

Sevdigi zaman nasil olur insan diye sordum
Yüreginin çagliyanlar gibi çostugunu söylediler
Dünya yi toz pembe gördügünü söylediler...

Sevgi dünyami kara gösterdi bana
Bu bendeki sevgi degildi o zaman
Bana sevgi nedir anlatsana?


gülistan eryörük


Misafir 7 Şubat 2007 02:36

SUS-MA


Gizlerin.....
O derin gömüt, o mitolojik bilmece
İç yollarının kayıp harita parçası
Kaybolduğum labirent
Derinleştikçe düşmeyi sevdiren uçurumun
Gizlerinde
Kelimelerin gizlenmesindendir suskunluğun....

Gizlerin...
Kalbinin sedef kakmalı köşesinde sakladığın
Bir serçe kanadına benzerdi
Gözlerindeki hüznü örtmeye çalışan kirpiklerin
Duyardın seni çağırırdı hayat
Duyardın;
Sana seslenirdim, sesim yiterdi
ağlamaya hazır bir dudak gibi
bakışlarım kekelerdi...

Sen;
fırtınasını içinde saklayan bir limandın
çapasını bulmak için açılan gemi
tuzlu suyla vaftiz edilmiş siyam balığı
ve ağır bir sistin
kendinde kaybolacak kadar
gizlerinde saklanıyordu
öldürmeye korkan bir intihar...

Mahcup yaşanan bir hayattı seninkisi. Borç alınmış kadar tedirgin yaşıyordun zamanı. Sana değdiğim zaman tanışıyordum acıyla çünkü senin derin görünen acın bir vadiyi kuşatan pus gibi yarı saydam ve durağandı. Oysa ben sana dokunduğumda tek şeyden emindim; senin acılarını elimde hissedebiliyordum. Gözbebeklerine yuvalanmış hüzün; bir tür beklentisizlikten öte bir vazgeçmişlikti. Dudaklarındaki soğuk damga, gözlerindeki mühür ve parmak uçlarının tedirgin izleri bir derin yaraydı hayatının gittikçe incelen teninde. Sana gelip susmak istiyordum lakin biliyordum; benim sessizliğim bile bozabilirdi senin sükunetini.
Konuşmuyordun
Ama ben duyuyordum.............

Bir haykırışı gizlerdi ses tellerin
Ve bir martıyı saçının dalgaları
bir çingene ağlardı
Bir imam ezan okurdu
Yüreğin çatlardı, bir siren çalardı
Susardın....
Öpmek isterdim, dudakların kanardı.....

Örselendiği zaman hayallerin
Bilirdin ki sen bir hayal tacirisin
İflas eden
Güncesi hesap defteri, bir hayal taciri
Kazandıkça kaybetmeyi seven!

İlişkilerinde ve dostluklarında paylaştığın hiçbir şeyi eşit bölüşmüyordun. Yetinme duygunu besleyen,
giderek bölüşümlerini ve seni azaltan bir naiflik içindeydin. Gizliden gizliye biliyordun belki; senin kendinden verdiğin her şey, seni azaltırken, karşındakini daha güçlü kılıyordu sana karşı. Senin onlara verdiğin değerleri, anlamları kendileriymiş gibi kabulleniyorlardı. Onlar; senin, onlar için ürettiğin sıfat tamlamalarıyla övünürken, sen hiçbir sıfatla tamamlanamıyordun. Sen onlar için yalancı bir ayna olurken, onlar senin kırık parçalarını hunharca batırıyorlardı kuş tüyü tenine. Yaralarını gizliyordun. Sustukça, gizlerinden kan damlıyordu.
Kendine sorduğun soruların vardı ama sen sorularını yanıtlarından yeni sorular üretebilmek için soruyordun. Küçüklü büyüklü soru işaretlerini birer heykelcik gibi biriktiriyordun yaşamının vitrininde. Lakin hem sorularından hem yanıtlarından korkuyordun.
Kendine dokunuyor ama hissetmiyordun........

Sen; kendi yörüngesinde kaybolan bir yıldız
Yaşamın; rüyasını kaybetmiş bir uyku
Dişlenen dudakların ufak yarası; göz bebeklerin
Sus!
Konuştukça derinleşiyor gizlerin

Korkma benden.
Kendinden korkan hiçbir şeyden korkma.
Soyun, bir tek gizlerin kalsın üstünde
Parmak uçlarının sıcaklığı bir de
Uzan yanıma uyu istersen
Yakalarım uykundan firar eden düşlerini
Ürkme benden
Çünkü ben sana yeni hayaller getirmedim
Kaçıyordum
Gizlerinde saklanmak isteyen
Yaralı aşkların firarisiydim
Korkma benden;
Ben hep yanlış teşhis edildim
İçinin esrarını çözmeye değil
Onu ellerinden içmeye geldim....


Zeki KUMOVA


arwen 7 Şubat 2007 02:41

Ölüm yakın,
Uzayan sarmaşık misali
Hergün daha da yakınlaşıyor
Ruhu saran beden misali
Ayrılık yakın, haykırmak uzak
Yarınlar uzak, yakan ateş değil
Yakan su, toprak sanki
Hayat ölüm, yaşamak ecel teri.



yusuf güneş


Misafir 7 Şubat 2007 02:54

HER AŞK İNTİHAR EĞİLİMLİDİR

bil ki sevgili,
her aşk; er geç ayrılığın onayından geçecektir
ve elbet her yaşamı
ölüm tasdikleyecektir...”


I
sığındığımız deniz fenerinde
suları çekilmiş bir okyanus zaman
zırhlı bedenlerin, saydam ruhlarıyız
infialden inzivaya dönen bir mevsimde
artık kendi med cezirimize hazırlanmalıyız....

görüş mesafesi acılar kadardır
bebeğini düşürmüş gözlerin
ve zamanla sıvanmış duvarlar gibi
aşk en derin çatlağıdır tarihimizin...


kundaklanmış ömrümüzden
arda kalan küller
ve isli ayna kırıkları
etimize hükmünü çoktan yitirmiş fermanlar yazacak
son ampül de kırılmışsa deniz fenerimizdeki
ölüm; aşkın buğusuna yazılan bir vasiyettir ancak!

II
namludan çıkıp tetiği vuran
kurşuni bir dumanın isinde
en derininden bir nefes çekmeliyiz
mühürlenmeden ferman
çünkü sevgilim
kusursuz aşkların seri katilidir zaman

bizden geriye sevgili

dillendirilmemiş isyanımız kalacak yadigar
ve bir kaç kısa cümle
a rh pozitif mürekkeple yazdığımız
bir çerçeve düşecek duvardan
vesikalığa dönüşecek fotoğrafımız...*

yine de;
tehditkar bir korkunun tereddütündeysen eğer
meydan okurcasına en büyük ihanetlere
dört karatlık bir dolunayda
dişlerinin arasında gümüşi bir jiletle
şahdamarımdan öpmelisin beni
ne de olsa
bir bağımlılıktır yalnızlık
yine de bilmelisin;
tekilleşemez ayrılık...


gövdemi titretirken yüksek nabız
incelirken tuz tenimde
yatağını terk etmişken tükürük ve gözyaşı
irkilmeliyim lif lif
bazen sevişirken ölmek
oldukça cazip bir teklif...

III
sabahına söz vermiş bir gecede
önsözü çoktan yazılmış bir aşkın
son sözleri söyleniyor
tılsımını üfleyen rüzgar
savuruyor örümcek ağındaki
kımıltısız hayalleri
sokak lambalarının sefilliğine
boyun eğiyor, kutsadığımız deniz feneri...


ayyuka kavuşmak isterken kaybolan
iki kuşun intiharını soluyor gece
iniltili bir iç çekiş gibi
ve nemli bir sisin gölgesinde
hiçliğe uzuyor iki çıplak beden
tabir-i caiz aşklar
katli vacip yaşamlara dönüşürken.....

Zeki KUMOVA


arwen 7 Şubat 2007 03:08

Bir kutu göndermek isterdim,
İçine güller, laleler,
Ve sevgilerimi doldurduğum…
http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_653609_511.JPG
Bir kutu göndermek isterdim,
İçine papatyalar, kır çiçekleri
Ve öpücüklerimi doldurduğum…
http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_653609_40.JPG
Bir kutu ki,
Dünyanın en güzel çiçekleriyle,
En güzel duygularla dolu…
http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_653609_743.GIF
Tüm güzelliklere,
En güzel çiçeklere,
Sevgilere layık,
Çiçeklerin en güzeli olan,


kadir tozlu


Misafir 7 Şubat 2007 04:36

VEKALETNAMELİ YAŞAMLAR



Suretini çıkardığınızda yaşamınızın
şaşırmayın! En sıkı bağlandığınız zamanların,
bir alıntı gibi yer kaplamasına biyografinizde
Elinden bir şey gelmez ‘yardımcı oyuncu’ eski dostların;
çoktan değişmiştir replikleri,
artık siz misafir sanatçısınızdır
çoktandır oynadığınız filmin, yeni versiyonudur bu
ansızın, yabancılaşmışsınızdır...

‘An’lar gizliden gizliye çiftleşmiş ve bir ömür dolusu
olmuştur zaman
vaktinizin kumbarası dolmaktadır
Yarım kalan, başlanmamış, hep istenmiş ama hiç yapılmamış
ne çok şeyiniz vardır oysa
şimdi hepsi, bir sayfası kıvrık veya hiç okunmamış
kitaplar gibi mahzundur yaşamınızın kütüphanesinde
Okumak için vakit geçmektedir
ışıklar sönmekte...

Pişmanlığınız
bir idam kararı kadar haksızdır
Geç kalmışsınızdır karanlıktan korktuğunuzu
anlamak için
Zaman kalemini kırmıştır!
Artık otopsiye gerek yoktur geride bıraktığınız
ölü düşleriniz için
faili belli bir cinayettir işbirliğiniz
yaşamınızın geometrisinde bir hesap hatası yapmışsınızdır
Lakin;
dönemezsiniz,
Bağdat çok uzaktadır!..

Kefareti olmayan bir kabulleniştir tek yaşadığınız
blues makamında isyan eden zenci gibi
tarlada esmerleşen, milletimin efendisi! köylü gibi
Meryem’in rahmine düşen sperm gibi
dönüşsüz ve naçarsınız
eğilen boynu kesmek kolaydır
Anlarsınız!..

Manifestonuz kolunuzun altında
çıkmışsınızdır yolculuğa
Bilmezsiniz!
anonimdir manifestonuz
Bir talimatname gibi asılıdır nefesinize
ve istinasız!
değişik eşkallerde ama aynı
suçlardan aranan
kimselerde dindirmek istemişsinizdir fırtınalarınızı
en içten eylemlerinizi ertelemişsinizdir
tek kişilik bir randevuya
hep geç kalınacak
belki de
hiç gidilmeyecek bir yerde beklenirsiniz
lakin;
çok şey vardır terk edemeyeceğiniz...

Suretini çıkarın yaşamınızın;
bir vasiyet gibi uymuşsunuzdur kurallara
katılmamışsınızdır hiçbir isyana
kendinizden hiçbir şey katmamışsınızdır
çocukluğunuzdan beri
başkaları için yaşamışsınızdır
gövdeniz bir diyaliz makinesi
benliğinizden arınmışsınızdır
an gelmiştir şimdi
bakiredir
makilerle kaplı maziniz, ölüm vadisi gibi serilmiştir
hayatınızın manzarasına
zaman, siyah bir kukelata giymiştir; gözetlemektedir sizi
ellerinizden ‘keşke’ler dökülmektedir
lakin;
çıkardığınız her suret
yine sizde ölmektedir....

Zeki KuMoVa...


Mystic@L 7 Şubat 2007 11:50

Efkar

Gökten kar değil taş yağsa;
Gözlerim damla damla yaş olsa
Yüreğim hasretinle alev alev yansa
Unutma ki seni hergün seveceğim.

Heryerde adını anıyorum
Seni düşündükçe hep ağlıyorum
Hep seninle olmak istiyorum
ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVİYORUM

Doğan Yıldırım


Misafir 7 Şubat 2007 12:36

Dostuma

Men daglarin emoglusu sandim cignini
Dedim o derin goz deniz elcisidir
Ve gumanlar dumanidi
Aza-aza sevdim
Caya-caya opdum
Oxudum azdiglarimi
Oynadim caydiglarimi
Men daglarin emoglusu sandim cignini
Ve caydiglarimla
Azdiglarimla xosam.

(Guney Azerbaycan-Tebriz)


Nadirezheri


Misafir 7 Şubat 2007 12:47

Kırlangıç




Gittiğin göçlerden geri
Kırlangıç edasıyla gel
Narin çırpınışlarla çal gönlümü
Rüzgarlara aldanma
Kimseye vermedim sırrını
Üç kere tıklat pencereyi

Birinde yabancı derim
İkincide rüzgar zannederim
Üçüncüde kalbim hızla atar
Belki sen rüzgara aldanırsın ama
Ben bu kırlangıcı beklerim

Nadir………10/05/2006


MaKaLeLe 7 Şubat 2007 12:52

Aç Kuşlar

1.

kana boyandi kirmenimde yün
kuşmarlara, tuzaklara düştüm
menevişlendi durgun sularim
sedef
bir biçak aldim dostlar

güneşi yiyorlar
aç kuşlar.

aç kuşlar, yorgun işçi
yeni çikan vardiyadan
elliyorlar yildizlarin
kinasini.

aç kuşlar, topraktan
güneşi bakir bir kap gibi
kalayliyorlar.

2.

bense, toy bir çirak
kirik keman
paslanmiş tabanca
küflü bir an
kurutulmuş papatyalarla
kitabin ortasinda

3.

hayat, aşip geçiyor
bütün kitaplari
yeni acilar gerek
yeni aşklar
yaşamaklar ve anlatimlar
beklemiyor bizi
hiçbir şey
hiçbir yerde
solgun hercaimenekşe
ve buna, bugulanip çarpiyor
benimle birlikte

buzlu bir camin arkasinda çarpiyor
bugulanip.
sesim
dişlilerin şarkisina karişiyor.
Behçet Aysan |


Misafir 7 Şubat 2007 14:26

SENİ İÇİMDEN TERKEDİYORUM..

Binmediğim hiç bir otobüs

Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum
Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum
Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın
Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum
Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün
İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum
"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?
Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terkediyorum

KAHRAMAN TAZEOGLU


Misafir 7 Şubat 2007 15:15


ÇalınaN BahaR...
Hangi rüyaya girsem maviler suskun
Grilikler kılıç çekmiş göğe...

Beyazken düşler karardı anın
Yüreğine yerleştirmişti hüznü
Siyah saçlı adamın...!
Ara ara akları gibiydi mutluluğu
En tatlı yerinde kesmişti yaşamı
Elma gibi ikiye...
Çekirdeğinde kalmıştı sevmişlik
Korkardı yüreği dilinde yarınsızlık
Ne meltem, ne poyrazdı
Adı yoktu rüzgarının!
Upuzun yolları vardı sevdanın
Daha gidilecek patikaları
Bir de hayaldeki bir kulübesi belki
Yalnızlığa açılan kolları
Boşlukta salınan umutları
Derken uçuk bir pırıltı düştü
Yaşamın olmadık yerinde
Kırgın bir gölde buluştu
Nilüferi gördü görmesine
Belki sevdi de sevmesine
Şiir gözlü adamın...
Yüreği ezeli buruktu
Nilüferde solgundu
Bir gün....
Bir bahar çalıp kaçtılar
Sonra kışa düştüler
Lal olup sustular
Yalnızlıkla ölümü konuştular
Belki de hayat buydu
Nilüfer alışıktı köksüzlüğüne
Yakasına takılmasa da sevdanın
Siyah saçlı adam nilüfere şiirler okurdu
Gecenin en tenha saatlerinde...
Gece karası saçlarına döndü yüreği
Nilüfer beyaz yapraklarında
İnatla şarkılar söylerken uyandı sabaha....

Neslihan Yazıcılar


DEsssT16 7 Şubat 2007 17:34

Başedemezsin

İş işten geçmeden gel de söz dinle,
Sen benim aşkımla başedemezsin.
Ben sarhoş gezerken senin derdinle,
Sen kendi gönlünü hoş edemezsin.

Gül sefa sürse de bülbül çilerken,
Bin pişman olmaz mı rengi solarken,
Ben sana dört mevsim bahar dilerken,
Sen benim yazımı kış edemezsin.

Fırtına biçersin ey rüzgar eken,
Borcunu faizle öder geciken,
Sen benim gezdiğim yolları diken,
Yattığım yatağı taş edemezsin.

Gülersin aşığı yedekte sayıp,
Yetmez mi arından verdiğin kayıp,
Kınalı kekliğim elde var deyip,
Sen beni kafeste kuş edemezsin.

Kapılma hayalin renk akışına,
Ağlarsın gerçeğin can yakışına,
Ben kurban olurken bir bakışına,
O canım gözleri yaş edemezsin.

Aklını başına topla da vazgeç,
Gel beni dinle de vuslata gün seç,
Sen benim elime mecbursun er geç,
Bahtımı mecnuna eş edemezsin...

Cemal Safi


tikkymelike 7 Şubat 2007 18:07

ANSIZIN
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım,seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor,seni kuşatıyorum.

Unutturmayacağım,seni yaşatacağım,
Kendimi çoğaltıkça seni kuşatacağım,
Her zamanda,her yerde sen bende yaşadıkça
Sen evreninde sana seni aratacağım.

Özdemir Asaf


Misafir 7 Şubat 2007 18:30

bu gece

sensizlik vurdu
beni bu gece.
yollara takıldı bakışlarım,
hızlı geçiyor,
her acıya, nasıl çare oluyor,
zaman.

aylarca dönmeni bekledim.
uykulara hasret kaldım,
göz pınarlarım kurudu
istesem de ağlayamadım.
eş dost bildiklerim
acıma olmadı çare,
hayat ,
kanunların ,ne kuralsız
ne katı.

aklıma düştü,
çok sevdiğim,
gözlerin.
neden ? bu kadar, değer verdim.
deydiğini düşlediğim sana,
çok yanıldığımı anladım
senin için harcadığım günlerime
acıdım
bu gece.

en son söylediklerin
çok yaktı canımı.
kıyamazdım, ne vakit
özlem yaksa içimi
muhakkak
git demene aldırmadan
arardım seni

bu defa, canımdan öte dediğim.
grurum, engel oldu aramama,
içime sakladım, sancımı, seni,
bıraktım.
büyüsün benimle,
bilinmezlerde dursun öylece,
yaşamadım, tanımadım.
senli günleri,
hayat sayfamda,
yok saydım
bu gece.

sensizlik vurabildiği kadar vursun.
içimi kırbaçlasın her dakkika .. ..
ölsemde,senin için
kendimden geçmem asla.

Serpil_79


tikkymelike 7 Şubat 2007 18:45

Birgün Seni Sevdiğimi Anlarsın
Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar,ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığı hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin faziletin,iyiliğin,güzelliğin
Gün gelirde sesini,birkerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin,kırılmışlığın
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz,ama yorgun,ama bitkin
Birzaman geçmiş günlerin günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
Ozaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
Birgün seni sevdiğimi anlarsın
Ümit Yaşar Oğuzcan


Mystic@L 7 Şubat 2007 21:18

O Akşam

O siyah gözlerini gördüğüm akşam,
Kayboldum gözlerinin karasında.
Öyle bir tutku ki, delicesine,
İşledi ta iliklerime.
Sandım ki, o an, zamanın durduğu andı.
Ruhum eridi, bir gölge gibi,
O siyah gözlere kandı.
Bilmem ki, o akşam mı?
Yoksa o gözler mi daha siyahtı?
O gözler.
Ah o gözler!
Sanki amansız bir silahtı.
Çevir bakışlarını benden,
Bakma.
Bakıp da yakma,
Desem de aldırma.
Sen bak yine, sen yak yine,
Razıyım yanmaya gözlerinin ateşinden.
Duysan da bir feryat, göğsümün sol köşesinden
Bu, yanan kalbimin inlemesidir.
Gitme!
Sensizlik dayanılmaz,
İşte bu, ölümün ta kendisidir.

Saim Osman Köken


arwen 7 Şubat 2007 22:32

Bakıp kalacaksın, ben giderken narımdan,
Sen şimdiden şimdiye alış, bensizliğe.
Ve ben çoktan alıştım, biliyor musun?
Yanı başımda olsan bile, sensizliğe.

Yakıp donacaksın, son mumu mezarımdan,
Ölümün tatlı uykusu, acı gelecek.
Hangi fren sesi, hangi zehirli kurşun,
Belki hesabıma darağacı gelecek.

Akıp gideceksin, bir gün, şu kaldırımdan,
Almayacak, ne camiler ne kiliseler.
Ceset, gözlerini kapayacak da,ruhun
Gördüğünü bilseler de bakmaz kimseler.


ismail tekin


MaKaLeLe 8 Şubat 2007 00:41

Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni

Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni

Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni

Fuzuli |


arwen 8 Şubat 2007 01:27

İlkbahar gibi gözlerin
Yemyeşil pırıl pırıl,
Bakmaya korkuyorum inan.
Solmasın diye,
Acı çekip yaş dolmasın diye..

Gözlerini anlattım sana gözlerini,
Aynada gördüğün,
Görünce gurur duyduğun,
Gözlerini anlattım...

Bakmaya kıyamadığım,
Korkudan bakamadığım,
Bahar yeşili
Gözlerini anlattım sana..

Doyasıya bakmak isterdim,
Bahar yeşili gözlerine,
Doyasıya bakmak isterdim inan,
Gözlerinden, kalbine girmek isterdim inan..

Yılmaz BACACI



Misafir 8 Şubat 2007 11:07


uykusuz belleğimdeki fotoğraf
salaş bir gülümsemeden
bulutun suya düşüşü
uz zamanların...

akasya avuçlarında
cayır güneşin gözlerini üfleyen rüzgâr
söz diplerine izini bıraktığım
geçmişim

tarihsiz papatya yangını evler ve
evlerin saçak altına sığınılmış çocukluğu
içinde aynasu odalar

yılan yumağına dönüşmeden önceki hali
cümle iyiliğin
pencerelerden taşan güzelliği

ve sonralar...

kim uzak kime
birbirine yakın ne

kim kime nerede
neredeyiz kiminle

nelerimiz gitmiş
kalmışız nelere

kimlere

demir külçesi omuzlarımda, dizlerim ağrılı
uyusam !
geçer mi bugün
yarın gökyüzü yine öyle sıcacık
masmavi tutar mı ellerimi
üşümem
sızım geçer mi söyle anne ?

kül kül öksürüyor babam
ağlamak toplamış sözleri
avaz beste yapmış hederden
keder tutmuş denizi

ayın uyanası yok yatıyor nefessiz
alabildiğine gece yeryüzü
alabildiğine koyu evler, perdeli

uçurumağzında semender
bekleşiyor aç yırtıcılar
uçuşuyor, uçuşuyorum

düşsem yüreğimden bir an
didikleyecekler anne
uyuyamam geçmişimi
deşecekler çocuk gözlerimi


S.Sevinç YILDIZ


tikkymelike 8 Şubat 2007 11:33

Sevda Denizi
Deryalara daldığım an,
Seni gördüğüm zamandı.
Beni en çok mutlu kılan,
Bu deryada boğulmamdı.
Zıpkın yemiş yunus gibi
Gücüm takatim kalmadı.
En güzeli yüreğimden,
Senin için vurulmamdı.
Her gece gezdiğin suda
Öldüm haberin olmadı.
O kıyıya vuran sular,
Dalga değil ağlamamdı.
İşte son çırpınışlarım,
Hala sesim duyulmadı,
Ben sana haykırdım ama
Kulakların rüzgar sandı.
Ölürken en son gördüğüm
Gece kıyıda yatmandı.
O,gökyüzünde gördüğün
Ay değil,benim sevdamdı.

Ömer Faruk Öztonga



Misafir 8 Şubat 2007 11:48

MELTEM KOKUSU...



Bilseydin..
kasırgaların öfkesini
alnından düşürdüğü hüznü
savurduğunu...
bilseydin...

Onulmaz yerlerinde,
kumsalda gıcırdayan teknelerin
sesle ağladığını duysaydın
dağılırdı mazgallara iç süzüşlerin
görürdün kendinden kaçışını

Bulutların gözyaşı düşürdüğü gün
sana toprak kokusu taşıyacak
göğsümün üstünde nice sancılar
mavisine bulanan turkuaz düşlerle
gök gürültüsü alkışını yapacak
en bitti dediğin yerde...

Şimdi git...
düşer belki yanına meltem kokusu
acını temizleyerek arkandan,
sürülmüş tarlalarda kalmış son gidişine
ellerimi sürerim avuçlarım bereketlenir.

Yeniden gelecek yolların
sinmişken kokun hazana
zaman kırpıntıları kaldı yanımda hatıra
kıyılarıma çekilecek menevişli halin
epridikçe sevgindeki gerçekle düşeceksin
hep tanıdık yanlarıma...

Yalnızlığın bakışı değerse
en bildik yerlerimle avun şimdi
bende kalanlarınla sarıl kendine
tangonun verdiği en asil haliyle
bırakma belimdeki elini..

Şimdi Rodrigo zamanı
ekim özlem biriktiriyor
bir yaprağın sarısında sabırsızlanan zamana
bir tutam gölge saklıyorum senden
unutmayayım diye yarınlara...

Nesli YAZICILAR


tikkymelike 8 Şubat 2007 12:09

Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif...
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın,gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma herşeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Birgün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin güçlü
Kendini güzel hissetiğin kadar güzelsin
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,bunuda öğren,
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN

Can Yücel



Misafir 8 Şubat 2007 12:19

esleğen kokusuydun...
Bir sızıyla giriyordun genizlerime
Güzlü sandığım yürek
Yenik düşüyordu eski bir şarkıya
Fesleğen kokuyordun apansız....

Yaşamın uykulu bir yerinde
Avuçlarımda yiten tenin
Hayindi özleten nefesin
Yılları acıtan hüzün ve sen
Kış denizi olur üşürdüm kendimde...

Sen şimdi, matem eskisi
Solmuş yılların fi tarihi,
Ne gece, ne deniz
Zaman bahçesinin en tenha yerinde
Korkulu düşlerden uyanılan
Durgun gözlerimde,
Bir rüyayı eskitiyor yalnızlık
Bir fesleğen kokusu
Ve...
Sen kalıyorsun ellerimde...
Saksısında bir fesleğen gözlerimi sürdüğüm,
özlem kokusu...!

Nesli YAZICILAR...


Mystic@L 8 Şubat 2007 12:26

Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni

Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni

Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni

Fuzuli


Misafir 8 Şubat 2007 12:49

ÖLÜMLÜ AKARSU

Aktığı her yere,
Kırgınlığını götüren bir akarsuyum…
Ellerine saçıldım…
Yüzüne çarpılmak için…

Ayaklarının arasından geçerek,
Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum…
Nice denizlerde kendimi gizledim,
Kızaran yüzümü saklamak için…

Önündeki bentlerden aşamayan,
Asırlık taşları eriten,
Doğumundan çok
denize öldüğü yer önemli olan,
kıvrımlı bir coğrafyayım…
Bir ders kitabında
ölmeden önce,
son isteğim tenine dolanmak,
her bir hücrendeki acıyı yıkamak…

Volkan İPEK


tikkymelike 8 Şubat 2007 12:56

Ben Seni Sevdim Mi?
Ben seni sevdim mi?Sevdim kime ne
Tuttum,ta içimde oturttum seni
Aldım,okşadım saçlarını,öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil,hiç doymayan birşeydi bu
Ben seni sevdim mi?Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım,bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerde
Biri vardı sana tutkun;o bendim
Ben seni sevdim mi?Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim boz bulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi?Sevdim,öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve birgün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi?Sevdim.....

Ümit Yaşar Oğuzcan


tikkymelike 8 Şubat 2007 14:04

Eğer
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
Bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,büyük ayrılıklar bile,
En güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak şey değildir ağlamak,
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer,
Yüz kıartıcı bir suç değildir hırsızlık,
Çalınan birinin kalbiyse eğer,
Korkulanacak bir yanı yoktur aşkların,
İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
Öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk untulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
Kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
Meydan savaşlarında korkular ,
Aşkı yaralamasaydı eğer
Su gibi akıp geçerdi
Hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
Tanımsız korkuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük,o görkemli son ölüm bile anlamını yitirdi,
Yaşanılası herşey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
Her kaybedişin ardından
Hayat yeniden başlamasaydı eğer
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi,kısacık kestirmelerin ardından,
Dokunalısı ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
Kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında,
Bir ayrılık gizlendiğinde belki de
Kartvizitinde
"onca ayrılığın birinci dereceden failidir"
Denmeseydi eğer
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa telim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
Avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım,
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da
Ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,kim
Uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa
Tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL



*TeoDora* 8 Şubat 2007 14:06

OĞUL;
İnsanlar Vardır, Şafak Vaktinde Doğar, Akşam Ezanında Ölürler


Daima Sabırlı, Sebatlı Ve İradene Sahip Olasın. Dünya Senin Gözlerinin
Gördüğü Gibi Büyük Değildir.
Ana nı, Atanı Say, Bereket Büyüklerle Beraberdir.

Bu Dünyada İnancını Kaybedersen Yeşilken Çorak Olur, Çöllere Dönersin.

Açık Sözlü Ol. Her Sözü Üstüne Alma. Gördün Söyleme, Bildin Bilme.

Sevdiğin Yere Sık Sık Gidip Gelme, Kalkar Muhabbetin İtibar Olmaz.

Üç Kişiye Acı;
Cahiller Arasındaki Alime,
Zenginken Fakir Düşene,
Hatırlı İken İtibarını Kaybedene,
Unutma Ki! Yüksekte Yer Tutanlar Aşağıdakiler Kadar Emniyette Değildir.

Haklı Olduğunda Mücadeleden Korkma.

Bilesin Ki Atın İyisine Doru Yiğidin İyisine Deli Derler...
ŞEYH EDİBALİ


Misafir 8 Şubat 2007 14:53

AYRILIK HEDİYESİ


Şimdi saat sensizliğin ertesi
Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Bir ben kaldım tenhasında gecenin
Avutulmamış bir ben...

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Bu da benden sana
Ayrılığın hediyesi olsun

Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...
Şimdi iyi niyetlerimi
Bir bir yargılayıp asıyorum
Bu son olsun be... bu son olsun!
Bu da benim sana
Ayrılırken mazeretim olsun!

Şimdi saat yokluğunun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın!
İşi-gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
Hiç uyumamış bir ben...

Şimdi dişlerimi sıkıp
Dudaklarıma kanamayı öğrettim
yusuf hayaloğlu


MaKaLeLe 8 Şubat 2007 19:57

Cadde

bir caddenin adı ölüm olsun
uyandırır mı bu sizi yolculuğunuzu beklerken
şantajcıları birikmiş kahve köşelerinde
kıpırdatmaz güvensizliğini bir tanesi
kurşun eziktir, örümcek işini bitirmiştir
dolgusu toplam bir düzinedir belki fazla
gizini çözmek için yalnızlığını verir biri
haykırışı sıradan, çaresiz

bir caddenin adı korku olsun
satılmış pompacıları, kuytularında uyumayan
karanlığı hortlak, aydınlığı cesaret torbası
her an bitebilir de, uçurumun kenarındadır
belki bu bir kampanyadır, tükenişin
varlığı tertemiz, sonuncusu gedik desenli
parçalanmış bir tasarımıdır yerde duran
alacalı siren sesidir aslında caddeyi korkutan

Volkan Altay |


kambis 8 Şubat 2007 21:09

İKİNCİ EL SEVDALAR



ikinci el ve yok pahasına

sevdalar pazarlanır köşe başında

köşe başında ay doğar

köşe başında geceler

özleme dair türküler, gidenlere şiirler

talan edilir çeyizler

ve çeyizlerdeki naftalin kokulu mektuplar

ve yontulur dört bir yandan

nakış nakış işlenen sevdalar

papatya kokan duvaktır elden ele dolaşan

yağmurdur beklenen ama hiç yağmayan

suyu çekilen dallar kurur

kaldırımlarda sararan yapraklar



sevda ki gelişindi

sevda ki en güzel şarkılardı

şimdi sevda bir öksüzün dilindeki ağıttır



ikinci el ve yok pahasına

sevdalar pazarlanır köşe başında

köşe başında ay doğar

köşe başında dönmeyenlere şiirler

özlemin fırtınasına yakalanıp da

kuruyan ve kırılan dallardır

ahşap ve unutulan bir ev gibi dağılan

ve ilk rüzgarla uçuşan

köşe başında umutlardır



akşam ki gelişindi

akşam ki en güzel şarkılardı

şimdi akşam bir öksüzün dilindeki ağıttır



Atila IŞIK


arwen 8 Şubat 2007 23:28

Sen misin süt beyazı ovasında yüzen,
Baharın erken müjdecisi.
Örtülü karların izlerinde tüneyen,
Aradığım çıkış sen misin?

Nemli ağaçların diplerinde yüzer.
Sen sevgi tohumu, sen elleri buz tutmuş,
Bembeyaz çiçekleriyle hasretim,
Sen misin beklediğim?

İçinde dorukları barındıran.
Teslim alırken lodosu, poyrazı, günbatımını.
Ta içimizden tutuşturan,
Boynu bükük taçyapraklarını.
Sen misin kardelen, sen misin,
Özlediğim?

Ben ressam, ben şair, ben kardelen düşlerinde
Yaşayan.
Üzerine beyaz gelinlik örttüğüm,
Kırık gözlü bir yetimin ağıtı.
Sırça köşklerimde sakladığım,
Sen misin kayıp toprakların düşüşü,
Sen misin yolunu gözlediğim?

Hep aynı baharında şaşkınlığın.
Açık yeşil çizgileriyle.
Derinlerden süzülen bir konçerto gibi.
Karlar erimeden uzatırsın eğik boynunu.
Hep aynı yerde, hep aynı sisli sabahına sarınıp güneşin.
Umduğunu bulamadan dönen.
Umutlandığım kardelen düşü sen misin?


suna doğanay


Misafir 8 Şubat 2007 23:59

çığlık


kendime düşüyorum bastığım her çukurda
güneş perdesini örtüyor
bir ıslık üşüyor kaldırımda
yüreğinden yüreğime yağıyor kar
ben...sokağın kuytusunda saklı durak
bir nefes mola / sonrası giden yolcular

-sür sesime yosunlu köpüğü
düşümü gelişinle sar-

ayrılığa kesiyor biletimi her istasyon
yalnızlık...buğuda terli nefes
kendine dönüyor bahçede volta
her şarkıda yara alıyor bahar
şafağın aynasında yaslı yüz
ve gece...
gölgesi yasak esmer duvar

-tutun kirpiğimden gözüme
ölüme daha bir yaşamak var-




Ferhat Gülsün


arwen 9 Şubat 2007 00:28

Bir kelime buldum o tozlu raflarımda
Ertelenmiş unutulmuş gibi duruyordu
Temizledim harflerini tek tek özenle
Yaşlı gözlerle neredesin diye soruyordu

Zordu bu kelimeyi taşımak elimde
Bir anlam yükledim adına sevgi diye
Sonra kalbimin kapısına kulp eyledim
Biri gelirse önce sevgiyi görsün diye


ramazan karakaya


Misafir 9 Şubat 2007 00:42

Büyüdüm...



Yüzünü düşlerime astım
Kastım geceye
İhtiyar topal sakat bir heceye
Şiir dedim
Yıllarca dinledim aynı öyküyü
Her duyuşumda o yanık türküyü

İnledim…

Yola düştüm zamansız
Kansız insancıl ölümler gördüm
Ve çocuk kokan mayın tarlaları
Anne korkuları sinmiş odalar
Yarama kuytu ayazlar değdi
Yaşamak böyle bir şeydi

Sustum

Bekledim…

Sokak lambalarının altında
Geç kalan ayak sesi oldum
Yanağından sızan gözyaşı
İçimi sızlatan bu aldanışı

Sevdim…

Şehirler bombalandı
Kayboldum kalabalık korkularda
İçimde insan sesleri
Üstüm başım sensizlik
Kırık sancılar ortasında

Hiç kimseydim…

Bakire düşler ördüm
En mahrem uykularımdan
El değmemiş göğüs uçlarına
Susamış dudaklarım
Acemi çocuk telaşında
Mutluluğu emerken

Geç kalan yarına inat

Büyüdüm…


Yusuf OBALI


arwen 9 Şubat 2007 00:49

Kırmızı bir gül düşle,
Tıpkı dudakların gibi.
Ve o an rüzgarın
Estiğini düşün ılık ılık.
Gül olmuş dudaklarından
Rüzgarla yayılan koku gibidir aşk.
Anlatamam, sadece yaşarım yokluğunda


ramazan karakaya



Saat: 23:27

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık