![]() |
HERHANGİ BAŞKA BİR ŞİİR''' Bir kelebek sürüsü gibiydi, Kara bir siluet, Asitte kavrulmuş bir tahta parçası gibi. Yıkılmış şehirler gördüm, Taş,duvarı, Kana silinmiş deşik binalar. Yanık limon kokusu esiyordu, Soluk soluk rüzgarda. Güçsüz mum ışığının, Son titremeleri gibi. Sarı duvarlarından, Sarı ve paslı duvarlarından dökülen, Çamur topakları gördüm, Alacalı gecelerin yüreğinden kopan, Ay parçaları gördüm, Sökülüp duvarlardan, Savrulurken rüzgarlarla. Ve düşerken en son, Gri çimentosunun üzerine merdivenlerin, Bu şehvetin gözlerinden kopmuş parıltının, Ağlayışını ürkek bir sabah gibi, Gördüm tedirgin gözyaşlarında. Rüzgarın gizlediği, İnce bir keman solosu edasıyla, Yanmakta olan ormanların, Parçaladığı gece kırıntıları saçılmıştı sokaklara. Son baharındaydı toprak, Göğsü yarılmış bir kurt kadar hırçındı, Kadınlığını teslim ettiği ilk günler kadar acı dolu, Kuru ve çatlak bir vapur gibi bata-çıka, Bir balıkçı umudunda, Göz aklarına biriken öfkeyle... Gökyüzü vazgeçmiş, Uçsuz bucaksız bir hiçliğin gölgesine, Uzanmıştı unutmuşluk. Kirlenmiş dipdiri yürekler, Pası bulaşmış çarkların hayallere, Kızılına bulaşmış gökyüzü yalnızlığın, Ve yalnızlığın serpintisinde, Çölün ortasında bir kadın, Kanlar içinde, Sessizce, Avuçlarını dayamış göğe. Gizemi tutuşmuş pagan mezarlıklarından kaçışan, Kırmızı akreplerdi çatlakların arasında uğuldayan. Kraterlerinden yansıyan, Psikopat bir gülüştü dolunayın, Gözlerinden damlayan. Yıkıntı bir düştü, Geçmişin ağlamaklı melodilerini, Çalan rüzgardan. Beynimde parmak izleri, Düşlerimi eriten kara lekelerdi. Şeytanın kamburunda usulca, Ve tanrının kanatlarında titreyerek, Kımıldıyor toprak, Kımıldıyor çatlakların arasından mor alevler saçarak. Şahlanan korkunun, Şahlanan yalnızlığın, Şahlanan kaosun pençelerinde, Bürünerek algıların labirentine. Kapıyı zorluyor, Göğü yaran kanlı el, Ve izler bırak uzaklaşıyor çölün bakir kumlarında. Ardında, Kesik bir düş ve, Parmak izleri bırakarak. Patlıyor duvarlar. Bombalanmış okyanuslar gibi. Yıkılıyor birer birer, Beni bana hapseden beş duvar. Kireçleri dökülüyor, Tuğlaları savrulurken hiçliğe, Kanıyor gözlerim ansızın, Yırtılıp dilim, Derim sıyrılıyor ruhumdan, Düş oluyor algılarım. Toprak kımıldıyor! Çalarak karanlığını gecenin, Düş kırıntılarımı toplayarak kaldırım diplerinde, Siyah eteğini sürüyerek, Rengarenk bir kelebeğin kanatlarına bürünmüş, Ruhumu ve içgüdülerimi, Teslim alan bir kadın gibi, Tüm sadeliğiyle ve sinsice, Yaklaşıyor ölüm , Hissediyorum... Korkum; Büyünün karanlığında, Saçlarımın arasından süzülerek alnıma, Ve dağılarak yüzümde, Birikiyor göz yuvalarımda. Esrarını soluyorum havanın, Unutamıyorum! Yarılıyor toprak! Her biri süzülüyor çatlaklardan içeri yıldızların, Kızılına boyuyor alnını hayat geçmişin, Bir pençe ipsiz, Sahipsiz, Avcının avuçlarında tir tir titreyen, Kanlı ve sıcak bir kalp gibi. İçinde kaybolduğum piramitler görüyorum, Gökyüzünden aside silinmiş, Kan pıhtıları damlıyor, Köleleşmişliğini sildiğim saatler üzerine. Büyük gemiler görüyorum, Okyanusların dinginliğinde. Köle topraklaronda bir kın, Bir diş, Küreksiz bir tırnak, Bir saç kökü, Düş, Karabasan, Bir çocuk, Ölü bir çocuk, Bir damla göz akı, Yürek miğferi, Bir yıldız, Bir gökyüzü, Bir parça dolunay, Hiçlik, Var olmamışlık, Yokluk, Ölüm, Çentik atıyor çatlaklardan içeri. Ve bir yılan, Ve bir öfke, Ve bir çift kör göz, Ve bir helezon, Ve bir piramit, Düş izi, Diş izi, İz!!! Ve bakire bir iz, Hançer, Küfür, İhanet, Bir çift gece, Pençe atıyor topraktan içeri. Ve bir katil, Ve bir kurban, Ve bir cinayet, Ve bir intihar doğuyor. Gecenin ve ölü çocukların cinneti, Dolunayın tinerli bezi, Zehir, Acı, Yalan fışkırıyor çatlaklardan dışarı, Kan ve ter içinde... Kızıl.... Kızıl.... //kim olduğunu öğrenemediğim bir yazara ait; sadece nick olarak AcidLord '98 geçiyor. |
EBEMKUŞAĞI GÖKLER Geceyken yıldızlar Dökülmüşken ışıkları İki gecenin ve iki gündüzün insanlarına Uykulu gözleri olmayanlar vardı. Yakın göğün kapılarından, Gecesi olmayan gökleri gören, ve kat kat gökkuşakları gibi parlayan ufuklara ulaşamayacağını bilen. Hep derler ya, sen ne kadar gitsen de ufukta kalır gökkuşağı, şansın varsa açılır üstünde ebemkuşağı. İşte elinde bilgelik asası kalbinde temiz sevgi, sağ elin havada selam dersin ve ayakların halen dünyada. Süleyman SÖNMEZ |
Özlemle baktım Fotoğraflarda kalan Mutlu, gülen yüzlerimize Gülen gözlerini gördüm Gülen gözlerinde kendimi ve anladım ki beni var eden sendin Bu can sana aitti Şimdi yoksun ya Beni sensiz, yapayalnız bıraktın ya Bu can da terketti beni... zülkif acar |
Bir rüzgarlık, ömrü olan, Ben dağlarda, bir dumanım, Bir varmış bir yokmuş gibi, Farz etki ben bir yalanım, Unut beni, bir dün gibi, Savur beni, bir kül gibi, Güz mevsimi, bir gül gibi, Farz etki ben bir yalanım. Ne çok sevdik ne de yandık, Bir rüyayı gerçek sandık, Hiç bir şeyi paylaşmadık, Farz etki ben bir yalanım… Can Dündar |
sana dair hüzünlerim kesik kesik nefes alıyor ve ben her beklediğimde ölümü yeter deyip hayata ölemiyorum kaçıncı bekleyişim bu /sonları kaçıncı soluduğum /toprak kokusu kaçıncı yakınlığı ruhumun /beyaz mermerlere kaçıncı kaybedişim /kendimi yokluklarda deniyorum bir bir çekiyorum tombalamdaki taşları banko yapmak bir yana tek pul bile koyamıyorum kader kartımın üstüne herkese veda edip daha kaç kere yatacağım yatağıma kalkmak istemediğim uykulara azap mı yoksa beni alıkoyan ölmekten her bir azam zaten azapta biliyorum bir masalmış yaşadıklarım kimin yazdığı meçhul hani şu anonim olanlardan vermişler bir rol oynuyorum az kaldı perdenin kapanmasına ve rolümün bitmesine replik belli biri pimi çekiyor ve ben ölüyorum sözüm vardı iki tane Yaradana birini zaten tutmadım öbürü için çabalıyorum hayatla ölüm arası çok uzak belki bir o kadar da yakınmış her şey anlamsız şimdi /hayaller gibi affet Allahım ben gene sözümü t u t a n m ı y o r u m… ayten karakaş |
Dört Yapraklı Çiçek Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Oynamamız bundandır. Kara toprakla binlerce yıl. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Bundandır sevmemiz kiraz ağaçlarını. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Kardeşliğimiz bundandır Mavi sularla binlerce yıl. Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse Bundandır inanmamamız Kocaman bombalara. Fazıl Hüsnü Dağlarca | |
o gün farklı bir şeyler vardı sanki içimdeki o korkunç sıkıntı boğarken beni bir daha bakamamıştım arkamı dönüpte sana sanki sen susarken sahil boyu yerine konuştu denizdeki martılar gözlerinden hüzün aktı gözlerime biliyordum sana gelirken böyle apansız gideceğini ama kalbime anlatamamıştım bildiğim kelimelerle bir kez kıpırdar gibi oldu dudaklarım ama öylece dondu konuşamadım kimsesizliğe aklında başka düşler kalbinde başka bir sevda ve sen öylece sustuk saatlerce gözlerime ağlama demiştim ya hani sevdam ağladı ardından bakarken sessiz sessiz ayten karakaş |
Çok Sevdim Seni Sen benim dünyam En güzel rüyam Bir tanem hülyam Çok sevdim seni. Sen benim ecem Dilimde hecem Gündüzüm, gecem Çok sevdim seni. Kim verdi adını Bu aşkın tadını Rüyamın kadını Çok sevdim seni. Sana açtım kâlbimi El ne bilir hâlimi Sen sevmesen de beni Çok sevdim seni. Sensiz nasıl güleyim Sen istersen, öleyim Son sözün ne? Bileyim Çok sevdim seni! Hasbi Tanrıverdi |
Bir haykırış gibiydi tüm yaşananlar Bir sitem gibiydi tüm bakışlar Sonsuzlukta yaşanıyor gibiydi tüm hayatlar Farkedilmezin içinde farkedilen olmak gibiydi Olmaların içinde en iyisi olabilmek Devrik bir cümle gibiydi... Ya da bitmemiş aşklar Bir gecenin içinde yok olup gitmek gibi Sabredebilmek gibiydi Bütün olanlara rağmen didinebilmek Tek başına yürüyebilmek Ya da ağlayabilmek gözlerin kapanıncaya... Herkese kafa tutabilmekti herkese boyun eğebilmek Sevebilmekti soluksuzca aşka dönüştürebilmekti sevgiyi Hem kendini bulabilmekti hem de herşeyinden vazgeçebilmek... yusuf güneş |
Yüreğimde Kök Sal rotamda senin gözlerin denizler gibi mavi.. derin.. öylesine özledim ki seni hazırım fırtınalara denizler bitse bile martı olur gelirim sana yeterki ufkumda kal gitme! .. uzaklaşma! .. yüreğimde kök sal... Seval KEMERTAŞ |
vazgeçilmeyen bir tutkuyla, bağlıyım sana. yüreğimle sesleniyorum duy artık beni. bu aşk ölümsüz, hep sürecek. arada hasret de olsa. patlayan yanardağını, söndürebilir misin. içimde ki yangına, erişebilir misin. yüreğimde ki bu aşka yetişebilir misin. aşkınla kavrulan bedenim, sensiz yapabilir mi seni bukadar severken unutabilir mi. kimse ayıramıyacak bizi.. vazgeçemem sen den. bu aşk, herzaman bizimle bir ömür boyu, yüreğimiz de menekşe gülay |
Bekleyenler İçin Bir ayak sesi duymayayım Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir siyah saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam Gözlerinin binlercesini görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karsısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir. Bir çocuk doğmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi Sen gelinceye kadar .Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, Nerdesin? Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Er geç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Bütün bu bekleyişimi ve olduğumu unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlıyacağım. . Ümit Yaşar Oğuzcan |
Bana sevgi nedir anlatsana Sevgi aglamak mi yoksa üzülmek mi? Sevgi nedir bana anlatsana Sevdigin zaman mutlu olursun dediler Peki öyleyse ben neden mutsuzum Sevgi sandigim sey sevgi degilmiydi? Sevdigi zaman nasil olur insan diye sordum Yüreginin çagliyanlar gibi çostugunu söylediler Dünya yi toz pembe gördügünü söylediler... Sevgi dünyami kara gösterdi bana Bu bendeki sevgi degildi o zaman Bana sevgi nedir anlatsana? gülistan eryörük |
SUS-MA Gizlerin..... O derin gömüt, o mitolojik bilmece İç yollarının kayıp harita parçası Kaybolduğum labirent Derinleştikçe düşmeyi sevdiren uçurumun Gizlerinde Kelimelerin gizlenmesindendir suskunluğun.... Gizlerin... Kalbinin sedef kakmalı köşesinde sakladığın Bir serçe kanadına benzerdi Gözlerindeki hüznü örtmeye çalışan kirpiklerin Duyardın seni çağırırdı hayat Duyardın; Sana seslenirdim, sesim yiterdi ağlamaya hazır bir dudak gibi bakışlarım kekelerdi... Sen; fırtınasını içinde saklayan bir limandın çapasını bulmak için açılan gemi tuzlu suyla vaftiz edilmiş siyam balığı ve ağır bir sistin kendinde kaybolacak kadar gizlerinde saklanıyordu öldürmeye korkan bir intihar... Mahcup yaşanan bir hayattı seninkisi. Borç alınmış kadar tedirgin yaşıyordun zamanı. Sana değdiğim zaman tanışıyordum acıyla çünkü senin derin görünen acın bir vadiyi kuşatan pus gibi yarı saydam ve durağandı. Oysa ben sana dokunduğumda tek şeyden emindim; senin acılarını elimde hissedebiliyordum. Gözbebeklerine yuvalanmış hüzün; bir tür beklentisizlikten öte bir vazgeçmişlikti. Dudaklarındaki soğuk damga, gözlerindeki mühür ve parmak uçlarının tedirgin izleri bir derin yaraydı hayatının gittikçe incelen teninde. Sana gelip susmak istiyordum lakin biliyordum; benim sessizliğim bile bozabilirdi senin sükunetini. Konuşmuyordun Ama ben duyuyordum............. Bir haykırışı gizlerdi ses tellerin Ve bir martıyı saçının dalgaları bir çingene ağlardı Bir imam ezan okurdu Yüreğin çatlardı, bir siren çalardı Susardın.... Öpmek isterdim, dudakların kanardı..... Örselendiği zaman hayallerin Bilirdin ki sen bir hayal tacirisin İflas eden Güncesi hesap defteri, bir hayal taciri Kazandıkça kaybetmeyi seven! İlişkilerinde ve dostluklarında paylaştığın hiçbir şeyi eşit bölüşmüyordun. Yetinme duygunu besleyen, giderek bölüşümlerini ve seni azaltan bir naiflik içindeydin. Gizliden gizliye biliyordun belki; senin kendinden verdiğin her şey, seni azaltırken, karşındakini daha güçlü kılıyordu sana karşı. Senin onlara verdiğin değerleri, anlamları kendileriymiş gibi kabulleniyorlardı. Onlar; senin, onlar için ürettiğin sıfat tamlamalarıyla övünürken, sen hiçbir sıfatla tamamlanamıyordun. Sen onlar için yalancı bir ayna olurken, onlar senin kırık parçalarını hunharca batırıyorlardı kuş tüyü tenine. Yaralarını gizliyordun. Sustukça, gizlerinden kan damlıyordu. Kendine sorduğun soruların vardı ama sen sorularını yanıtlarından yeni sorular üretebilmek için soruyordun. Küçüklü büyüklü soru işaretlerini birer heykelcik gibi biriktiriyordun yaşamının vitrininde. Lakin hem sorularından hem yanıtlarından korkuyordun. Kendine dokunuyor ama hissetmiyordun........ Sen; kendi yörüngesinde kaybolan bir yıldız Yaşamın; rüyasını kaybetmiş bir uyku Dişlenen dudakların ufak yarası; göz bebeklerin Sus! Konuştukça derinleşiyor gizlerin Korkma benden. Kendinden korkan hiçbir şeyden korkma. Soyun, bir tek gizlerin kalsın üstünde Parmak uçlarının sıcaklığı bir de Uzan yanıma uyu istersen Yakalarım uykundan firar eden düşlerini Ürkme benden Çünkü ben sana yeni hayaller getirmedim Kaçıyordum Gizlerinde saklanmak isteyen Yaralı aşkların firarisiydim Korkma benden; Ben hep yanlış teşhis edildim İçinin esrarını çözmeye değil Onu ellerinden içmeye geldim.... Zeki KUMOVA |
Ölüm yakın, Uzayan sarmaşık misali Hergün daha da yakınlaşıyor Ruhu saran beden misali Ayrılık yakın, haykırmak uzak Yarınlar uzak, yakan ateş değil Yakan su, toprak sanki Hayat ölüm, yaşamak ecel teri. yusuf güneş |
HER AŞK İNTİHAR EĞİLİMLİDİR bil ki sevgili, her aşk; er geç ayrılığın onayından geçecektir ve elbet her yaşamı ölüm tasdikleyecektir...” I sığındığımız deniz fenerinde suları çekilmiş bir okyanus zaman zırhlı bedenlerin, saydam ruhlarıyız infialden inzivaya dönen bir mevsimde artık kendi med cezirimize hazırlanmalıyız.... görüş mesafesi acılar kadardır bebeğini düşürmüş gözlerin ve zamanla sıvanmış duvarlar gibi aşk en derin çatlağıdır tarihimizin... kundaklanmış ömrümüzden arda kalan küller ve isli ayna kırıkları etimize hükmünü çoktan yitirmiş fermanlar yazacak son ampül de kırılmışsa deniz fenerimizdeki ölüm; aşkın buğusuna yazılan bir vasiyettir ancak! II namludan çıkıp tetiği vuran kurşuni bir dumanın isinde en derininden bir nefes çekmeliyiz mühürlenmeden ferman çünkü sevgilim kusursuz aşkların seri katilidir zaman bizden geriye sevgili dillendirilmemiş isyanımız kalacak yadigar ve bir kaç kısa cümle a rh pozitif mürekkeple yazdığımız bir çerçeve düşecek duvardan vesikalığa dönüşecek fotoğrafımız...* yine de; tehditkar bir korkunun tereddütündeysen eğer meydan okurcasına en büyük ihanetlere dört karatlık bir dolunayda dişlerinin arasında gümüşi bir jiletle şahdamarımdan öpmelisin beni ne de olsa bir bağımlılıktır yalnızlık yine de bilmelisin; tekilleşemez ayrılık... gövdemi titretirken yüksek nabız incelirken tuz tenimde yatağını terk etmişken tükürük ve gözyaşı irkilmeliyim lif lif bazen sevişirken ölmek oldukça cazip bir teklif... III sabahına söz vermiş bir gecede önsözü çoktan yazılmış bir aşkın son sözleri söyleniyor tılsımını üfleyen rüzgar savuruyor örümcek ağındaki kımıltısız hayalleri sokak lambalarının sefilliğine boyun eğiyor, kutsadığımız deniz feneri... ayyuka kavuşmak isterken kaybolan iki kuşun intiharını soluyor gece iniltili bir iç çekiş gibi ve nemli bir sisin gölgesinde hiçliğe uzuyor iki çıplak beden tabir-i caiz aşklar katli vacip yaşamlara dönüşürken..... Zeki KUMOVA |
Bir kutu göndermek isterdim, İçine güller, laleler, Ve sevgilerimi doldurduğum… http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_653609_511.JPG Bir kutu göndermek isterdim, İçine papatyalar, kır çiçekleri Ve öpücüklerimi doldurduğum… http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_653609_40.JPG Bir kutu ki, Dünyanın en güzel çiçekleriyle, En güzel duygularla dolu… http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_653609_743.GIF Tüm güzelliklere, En güzel çiçeklere, Sevgilere layık, Çiçeklerin en güzeli olan, kadir tozlu |
VEKALETNAMELİ YAŞAMLAR Suretini çıkardığınızda yaşamınızın şaşırmayın! En sıkı bağlandığınız zamanların, bir alıntı gibi yer kaplamasına biyografinizde Elinden bir şey gelmez ‘yardımcı oyuncu’ eski dostların; çoktan değişmiştir replikleri, artık siz misafir sanatçısınızdır çoktandır oynadığınız filmin, yeni versiyonudur bu ansızın, yabancılaşmışsınızdır... ‘An’lar gizliden gizliye çiftleşmiş ve bir ömür dolusu olmuştur zaman vaktinizin kumbarası dolmaktadır Yarım kalan, başlanmamış, hep istenmiş ama hiç yapılmamış ne çok şeyiniz vardır oysa şimdi hepsi, bir sayfası kıvrık veya hiç okunmamış kitaplar gibi mahzundur yaşamınızın kütüphanesinde Okumak için vakit geçmektedir ışıklar sönmekte... Pişmanlığınız bir idam kararı kadar haksızdır Geç kalmışsınızdır karanlıktan korktuğunuzu anlamak için Zaman kalemini kırmıştır! Artık otopsiye gerek yoktur geride bıraktığınız ölü düşleriniz için faili belli bir cinayettir işbirliğiniz yaşamınızın geometrisinde bir hesap hatası yapmışsınızdır Lakin; dönemezsiniz, Bağdat çok uzaktadır!.. Kefareti olmayan bir kabulleniştir tek yaşadığınız blues makamında isyan eden zenci gibi tarlada esmerleşen, milletimin efendisi! köylü gibi Meryem’in rahmine düşen sperm gibi dönüşsüz ve naçarsınız eğilen boynu kesmek kolaydır Anlarsınız!.. Manifestonuz kolunuzun altında çıkmışsınızdır yolculuğa Bilmezsiniz! anonimdir manifestonuz Bir talimatname gibi asılıdır nefesinize ve istinasız! değişik eşkallerde ama aynı suçlardan aranan kimselerde dindirmek istemişsinizdir fırtınalarınızı en içten eylemlerinizi ertelemişsinizdir tek kişilik bir randevuya hep geç kalınacak belki de hiç gidilmeyecek bir yerde beklenirsiniz lakin; çok şey vardır terk edemeyeceğiniz... Suretini çıkarın yaşamınızın; bir vasiyet gibi uymuşsunuzdur kurallara katılmamışsınızdır hiçbir isyana kendinizden hiçbir şey katmamışsınızdır çocukluğunuzdan beri başkaları için yaşamışsınızdır gövdeniz bir diyaliz makinesi benliğinizden arınmışsınızdır an gelmiştir şimdi bakiredir makilerle kaplı maziniz, ölüm vadisi gibi serilmiştir hayatınızın manzarasına zaman, siyah bir kukelata giymiştir; gözetlemektedir sizi ellerinizden ‘keşke’ler dökülmektedir lakin; çıkardığınız her suret yine sizde ölmektedir.... Zeki KuMoVa... |
Efkar Gökten kar değil taş yağsa; Gözlerim damla damla yaş olsa Yüreğim hasretinle alev alev yansa Unutma ki seni hergün seveceğim. Heryerde adını anıyorum Seni düşündükçe hep ağlıyorum Hep seninle olmak istiyorum ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVİYORUM Doğan Yıldırım |
Dostuma Men daglarin emoglusu sandim cignini Dedim o derin goz deniz elcisidir Ve gumanlar dumanidi Aza-aza sevdim Caya-caya opdum Oxudum azdiglarimi Oynadim caydiglarimi Men daglarin emoglusu sandim cignini Ve caydiglarimla Azdiglarimla xosam. (Guney Azerbaycan-Tebriz) Nadirezheri |
Kırlangıç Gittiğin göçlerden geri Kırlangıç edasıyla gel Narin çırpınışlarla çal gönlümü Rüzgarlara aldanma Kimseye vermedim sırrını Üç kere tıklat pencereyi Birinde yabancı derim İkincide rüzgar zannederim Üçüncüde kalbim hızla atar Belki sen rüzgara aldanırsın ama Ben bu kırlangıcı beklerim Nadir………10/05/2006 |
Aç Kuşlar 1. kana boyandi kirmenimde yün kuşmarlara, tuzaklara düştüm menevişlendi durgun sularim sedef bir biçak aldim dostlar güneşi yiyorlar aç kuşlar. aç kuşlar, yorgun işçi yeni çikan vardiyadan elliyorlar yildizlarin kinasini. aç kuşlar, topraktan güneşi bakir bir kap gibi kalayliyorlar. 2. bense, toy bir çirak kirik keman paslanmiş tabanca küflü bir an kurutulmuş papatyalarla kitabin ortasinda 3. hayat, aşip geçiyor bütün kitaplari yeni acilar gerek yeni aşklar yaşamaklar ve anlatimlar beklemiyor bizi hiçbir şey hiçbir yerde solgun hercaimenekşe ve buna, bugulanip çarpiyor benimle birlikte buzlu bir camin arkasinda çarpiyor bugulanip. sesim dişlilerin şarkisina karişiyor. Behçet Aysan | |
SENİ İÇİMDEN TERKEDİYORUM.. Binmediğim hiç bir otobüs Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam Hep ona geç kalıyorum Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum Susmaktan yoruldum Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp Seni içimden terkediyorum Ne unutacak kadar nefret ettin Ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum Beni hep bulmamak için aradın Yanılgımdın Yandığımdın Yangındın Sensizliğe yenilmek Sana yenilmekten zor olsada Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak Seni içimden terk ediyorum Şimdi İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık Tamamlayamadık bizi Elinden tutamadık yanlızlığımın Saçlarımıda uzaklarına gömdün İçimin mavisi senin okyanusundandı Al! geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terkediyorum "Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi? Ne tuaf değil mi? İçimi acıtanda sendin Acımı dindirecek olanda "Ya öldür beni"dedim Ya da git benden İçi bulanık bir sevdanın ucunda Seni kaybettim Aldırmadın aldırmalarıma Bir gecede yakıp yârini Şafaklara sattın ihanetini Küllerime basanlar bile utandı yaptığından İşte soluk bir ömrün son nefesi Benden İçimden Terkediyorum KAHRAMAN TAZEOGLU |
ÇalınaN BahaR... Hangi rüyaya girsem maviler suskun Grilikler kılıç çekmiş göğe... Beyazken düşler karardı anın Yüreğine yerleştirmişti hüznü Siyah saçlı adamın...! Ara ara akları gibiydi mutluluğu En tatlı yerinde kesmişti yaşamı Elma gibi ikiye... Çekirdeğinde kalmıştı sevmişlik Korkardı yüreği dilinde yarınsızlık Ne meltem, ne poyrazdı Adı yoktu rüzgarının! Upuzun yolları vardı sevdanın Daha gidilecek patikaları Bir de hayaldeki bir kulübesi belki Yalnızlığa açılan kolları Boşlukta salınan umutları Derken uçuk bir pırıltı düştü Yaşamın olmadık yerinde Kırgın bir gölde buluştu Nilüferi gördü görmesine Belki sevdi de sevmesine Şiir gözlü adamın... Yüreği ezeli buruktu Nilüferde solgundu Bir gün.... Bir bahar çalıp kaçtılar Sonra kışa düştüler Lal olup sustular Yalnızlıkla ölümü konuştular Belki de hayat buydu Nilüfer alışıktı köksüzlüğüne Yakasına takılmasa da sevdanın Siyah saçlı adam nilüfere şiirler okurdu Gecenin en tenha saatlerinde... Gece karası saçlarına döndü yüreği Nilüfer beyaz yapraklarında İnatla şarkılar söylerken uyandı sabaha.... Neslihan Yazıcılar |
Başedemezsin İş işten geçmeden gel de söz dinle, Sen benim aşkımla başedemezsin. Ben sarhoş gezerken senin derdinle, Sen kendi gönlünü hoş edemezsin. Gül sefa sürse de bülbül çilerken, Bin pişman olmaz mı rengi solarken, Ben sana dört mevsim bahar dilerken, Sen benim yazımı kış edemezsin. Fırtına biçersin ey rüzgar eken, Borcunu faizle öder geciken, Sen benim gezdiğim yolları diken, Yattığım yatağı taş edemezsin. Gülersin aşığı yedekte sayıp, Yetmez mi arından verdiğin kayıp, Kınalı kekliğim elde var deyip, Sen beni kafeste kuş edemezsin. Kapılma hayalin renk akışına, Ağlarsın gerçeğin can yakışına, Ben kurban olurken bir bakışına, O canım gözleri yaş edemezsin. Aklını başına topla da vazgeç, Gel beni dinle de vuslata gün seç, Sen benim elime mecbursun er geç, Bahtımı mecnuna eş edemezsin... Cemal Safi |
ANSIZIN Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım,seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor,seni kuşatıyorum. Unutturmayacağım,seni yaşatacağım, Kendimi çoğaltıkça seni kuşatacağım, Her zamanda,her yerde sen bende yaşadıkça Sen evreninde sana seni aratacağım. Özdemir Asaf |
bu gece sensizlik vurdu beni bu gece. yollara takıldı bakışlarım, hızlı geçiyor, her acıya, nasıl çare oluyor, zaman. aylarca dönmeni bekledim. uykulara hasret kaldım, göz pınarlarım kurudu istesem de ağlayamadım. eş dost bildiklerim acıma olmadı çare, hayat , kanunların ,ne kuralsız ne katı. aklıma düştü, çok sevdiğim, gözlerin. neden ? bu kadar, değer verdim. deydiğini düşlediğim sana, çok yanıldığımı anladım senin için harcadığım günlerime acıdım bu gece. en son söylediklerin çok yaktı canımı. kıyamazdım, ne vakit özlem yaksa içimi muhakkak git demene aldırmadan arardım seni bu defa, canımdan öte dediğim. grurum, engel oldu aramama, içime sakladım, sancımı, seni, bıraktım. büyüsün benimle, bilinmezlerde dursun öylece, yaşamadım, tanımadım. senli günleri, hayat sayfamda, yok saydım bu gece. sensizlik vurabildiği kadar vursun. içimi kırbaçlasın her dakkika .. .. ölsemde,senin için kendimden geçmem asla. Serpil_79 |
Birgün Seni Sevdiğimi Anlarsın Uykuların kaçar geceleri Bir türlü sabah olmayı bilmez Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya Deli eden bir bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar,ne yastık Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın Onun unutamadığı hayali Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine Sevmek neymiş birgün anlarsın Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu Şerefin faziletin,iyiliğin,güzelliğin Gün gelirde sesini,birkerecik duymak için Vurursun başını soğuk taş duvarlara Büyür gitgide incinmişliğin,kırılmışlığın Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın Sevmek neymiş birgün anlarsın Birgün anlarsın ellerinin Niçin yaratıldığını Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın Dolar gözlerin için burkulur Sevmek neymiş birgün anlarsın Birgün anlarsın sevilen dudakların Sevilen gözlerin erişilmezliğini O hiç beklenmeyen saat geldi mi Düşer saçların önüne ama bembeyaz Uzanır gökyüzüne ellerin Ama çaresiz,ama yorgun,ama bitkin Birzaman geçmiş günlerin günlerin uykusuna dalarsın Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı Sevmek neymiş birgün anlarsın Birgün anlarsın hayal kurmayı Beklemeyi Ümit etmeyi Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi Lanet edersin yaşadığına Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın Ozaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden Birgün seni sevdiğimi anlarsın Ümit Yaşar Oğuzcan |
O Akşam O siyah gözlerini gördüğüm akşam, Kayboldum gözlerinin karasında. Öyle bir tutku ki, delicesine, İşledi ta iliklerime. Sandım ki, o an, zamanın durduğu andı. Ruhum eridi, bir gölge gibi, O siyah gözlere kandı. Bilmem ki, o akşam mı? Yoksa o gözler mi daha siyahtı? O gözler. Ah o gözler! Sanki amansız bir silahtı. Çevir bakışlarını benden, Bakma. Bakıp da yakma, Desem de aldırma. Sen bak yine, sen yak yine, Razıyım yanmaya gözlerinin ateşinden. Duysan da bir feryat, göğsümün sol köşesinden Bu, yanan kalbimin inlemesidir. Gitme! Sensizlik dayanılmaz, İşte bu, ölümün ta kendisidir. Saim Osman Köken |
Bakıp kalacaksın, ben giderken narımdan, Sen şimdiden şimdiye alış, bensizliğe. Ve ben çoktan alıştım, biliyor musun? Yanı başımda olsan bile, sensizliğe. Yakıp donacaksın, son mumu mezarımdan, Ölümün tatlı uykusu, acı gelecek. Hangi fren sesi, hangi zehirli kurşun, Belki hesabıma darağacı gelecek. Akıp gideceksin, bir gün, şu kaldırımdan, Almayacak, ne camiler ne kiliseler. Ceset, gözlerini kapayacak da,ruhun Gördüğünü bilseler de bakmaz kimseler. ismail tekin |
Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni Az eyleme inâyetini ehli derdden Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni Oldukça ben götürme belâdan iradetim Ben isterim belâyı çü ister belâ beni Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola getürmek saba beni Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni Fuzuli | |
İlkbahar gibi gözlerin Yemyeşil pırıl pırıl, Bakmaya korkuyorum inan. Solmasın diye, Acı çekip yaş dolmasın diye.. Gözlerini anlattım sana gözlerini, Aynada gördüğün, Görünce gurur duyduğun, Gözlerini anlattım... Bakmaya kıyamadığım, Korkudan bakamadığım, Bahar yeşili Gözlerini anlattım sana.. Doyasıya bakmak isterdim, Bahar yeşili gözlerine, Doyasıya bakmak isterdim inan, Gözlerinden, kalbine girmek isterdim inan.. Yılmaz BACACI |
uykusuz belleğimdeki fotoğraf salaş bir gülümsemeden bulutun suya düşüşü uz zamanların... akasya avuçlarında cayır güneşin gözlerini üfleyen rüzgâr söz diplerine izini bıraktığım geçmişim tarihsiz papatya yangını evler ve evlerin saçak altına sığınılmış çocukluğu içinde aynasu odalar yılan yumağına dönüşmeden önceki hali cümle iyiliğin pencerelerden taşan güzelliği ve sonralar... kim uzak kime birbirine yakın ne kim kime nerede neredeyiz kiminle nelerimiz gitmiş kalmışız nelere kimlere demir külçesi omuzlarımda, dizlerim ağrılı uyusam ! geçer mi bugün yarın gökyüzü yine öyle sıcacık masmavi tutar mı ellerimi üşümem sızım geçer mi söyle anne ? kül kül öksürüyor babam ağlamak toplamış sözleri avaz beste yapmış hederden keder tutmuş denizi ayın uyanası yok yatıyor nefessiz alabildiğine gece yeryüzü alabildiğine koyu evler, perdeli uçurumağzında semender bekleşiyor aç yırtıcılar uçuşuyor, uçuşuyorum düşsem yüreğimden bir an didikleyecekler anne uyuyamam geçmişimi deşecekler çocuk gözlerimi S.Sevinç YILDIZ |
Sevda Denizi Deryalara daldığım an, Seni gördüğüm zamandı. Beni en çok mutlu kılan, Bu deryada boğulmamdı. Zıpkın yemiş yunus gibi Gücüm takatim kalmadı. En güzeli yüreğimden, Senin için vurulmamdı. Her gece gezdiğin suda Öldüm haberin olmadı. O kıyıya vuran sular, Dalga değil ağlamamdı. İşte son çırpınışlarım, Hala sesim duyulmadı, Ben sana haykırdım ama Kulakların rüzgar sandı. Ölürken en son gördüğüm Gece kıyıda yatmandı. O,gökyüzünde gördüğün Ay değil,benim sevdamdı. Ömer Faruk Öztonga |
MELTEM KOKUSU... Bilseydin.. kasırgaların öfkesini alnından düşürdüğü hüznü savurduğunu... bilseydin... Onulmaz yerlerinde, kumsalda gıcırdayan teknelerin sesle ağladığını duysaydın dağılırdı mazgallara iç süzüşlerin görürdün kendinden kaçışını Bulutların gözyaşı düşürdüğü gün sana toprak kokusu taşıyacak göğsümün üstünde nice sancılar mavisine bulanan turkuaz düşlerle gök gürültüsü alkışını yapacak en bitti dediğin yerde... Şimdi git... düşer belki yanına meltem kokusu acını temizleyerek arkandan, sürülmüş tarlalarda kalmış son gidişine ellerimi sürerim avuçlarım bereketlenir. Yeniden gelecek yolların sinmişken kokun hazana zaman kırpıntıları kaldı yanımda hatıra kıyılarıma çekilecek menevişli halin epridikçe sevgindeki gerçekle düşeceksin hep tanıdık yanlarıma... Yalnızlığın bakışı değerse en bildik yerlerimle avun şimdi bende kalanlarınla sarıl kendine tangonun verdiği en asil haliyle bırakma belimdeki elini.. Şimdi Rodrigo zamanı ekim özlem biriktiriyor bir yaprağın sarısında sabırsızlanan zamana bir tutam gölge saklıyorum senden unutmayayım diye yarınlara... Nesli YAZICILAR |
Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif... Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın,gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;ne kadar yaşarsan yaşa Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin sakın bitti sanma herşeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın. Birgün yalan söyleyeceksen eğer; Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin güçlü Kendini güzel hissetiğin kadar güzelsin İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir. Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,bunuda öğren, SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN Can Yücel |
esleğen kokusuydun... Bir sızıyla giriyordun genizlerime Güzlü sandığım yürek Yenik düşüyordu eski bir şarkıya Fesleğen kokuyordun apansız.... Yaşamın uykulu bir yerinde Avuçlarımda yiten tenin Hayindi özleten nefesin Yılları acıtan hüzün ve sen Kış denizi olur üşürdüm kendimde... Sen şimdi, matem eskisi Solmuş yılların fi tarihi, Ne gece, ne deniz Zaman bahçesinin en tenha yerinde Korkulu düşlerden uyanılan Durgun gözlerimde, Bir rüyayı eskitiyor yalnızlık Bir fesleğen kokusu Ve... Sen kalıyorsun ellerimde... Saksısında bir fesleğen gözlerimi sürdüğüm, özlem kokusu...! Nesli YAZICILAR... |
Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni Az eyleme inâyetini ehli derdden Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni Oldukça ben götürme belâdan iradetim Ben isterim belâyı çü ister belâ beni Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola getürmek saba beni Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni Fuzuli |
ÖLÜMLÜ AKARSU Aktığı her yere, Kırgınlığını götüren bir akarsuyum… Ellerine saçıldım… Yüzüne çarpılmak için… Ayaklarının arasından geçerek, Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum… Nice denizlerde kendimi gizledim, Kızaran yüzümü saklamak için… Önündeki bentlerden aşamayan, Asırlık taşları eriten, Doğumundan çok denize öldüğü yer önemli olan, kıvrımlı bir coğrafyayım… Bir ders kitabında ölmeden önce, son isteğim tenine dolanmak, her bir hücrendeki acıyı yıkamak…
|
Ben Seni Sevdim Mi? Ben seni sevdim mi?Sevdim kime ne Tuttum,ta içimde oturttum seni Aldım,okşadım saçlarını,öptüm İçtim yudum yudum güzelliğini Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Bendeydi özlemlerin en korkuncu Çıldırdım sen ne kadar uzaksan, Aşk değil,hiç doymayan birşeydi bu Ben seni sevdim mi?Sevdim doğrusu Sevdikçe tamamlandım,bütünlendim Biri vardı ağlayan gecelerde Biri vardı sana tutkun;o bendim Ben seni sevdim mi?Sevdim en büyük En solmayan güller açtı içimde Ömrümü değerli kılan bir şeydin Sen benim boz bulanık gençliğimde Ben seni sevdim mi?Sevdim,öyle ya Bir çizgiye vardım seninle beraber Ve birgün orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi?Sevdim..... Ümit Yaşar Oğuzcan |
Eğer O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar Bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir,büyük ayrılıklar bile, En güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak şey değildir ağlamak, Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer, Yüz kıartıcı bir suç değildir hırsızlık, Çalınan birinin kalbiyse eğer, Korkulanacak bir yanı yoktur aşkların, İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, Öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk untulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, Kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, Meydan savaşlarında korkular , Aşkı yaralamasaydı eğer Su gibi akıp geçerdi Hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, Tanımsız korkuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük,o görkemli son ölüm bile anlamını yitirdi, Yaşanılası herşey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, Her kaybedişin ardından Hayat yeniden başlamasaydı eğer Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi,kısacık kestirmelerin ardından, Dokunalısı ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, Kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında, Bir ayrılık gizlendiğinde belki de Kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" Denmeseydi eğer Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa telim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle Avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım, Yalnız kalmaktan korkmuyorum da Ya canım ellerini tutmak isterse... Evet sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,kim Uzanmak isterdi ince parmaklarına, Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa Tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YÜCEL |
OĞUL; İnsanlar Vardır, Şafak Vaktinde Doğar, Akşam Ezanında Ölürler Daima Sabırlı, Sebatlı Ve İradene Sahip Olasın. Dünya Senin Gözlerinin Gördüğü Gibi Büyük Değildir. Ana nı, Atanı Say, Bereket Büyüklerle Beraberdir. Bu Dünyada İnancını Kaybedersen Yeşilken Çorak Olur, Çöllere Dönersin. Açık Sözlü Ol. Her Sözü Üstüne Alma. Gördün Söyleme, Bildin Bilme. Sevdiğin Yere Sık Sık Gidip Gelme, Kalkar Muhabbetin İtibar Olmaz. Üç Kişiye Acı; Cahiller Arasındaki Alime, Zenginken Fakir Düşene, Hatırlı İken İtibarını Kaybedene, Unutma Ki! Yüksekte Yer Tutanlar Aşağıdakiler Kadar Emniyette Değildir. Haklı Olduğunda Mücadeleden Korkma. Bilesin Ki Atın İyisine Doru Yiğidin İyisine Deli Derler... ŞEYH EDİBALİ |
AYRILIK HEDİYESİ Şimdi saat sensizliğin ertesi Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın Avutulmuş çocuklar çoktan sustu Bir ben kaldım tenhasında gecenin Avutulmamış bir ben... Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim Ki bu yaşlar Utangaç boynunun kolyesi olsun Bu da benden sana Ayrılığın hediyesi olsun Soytarılık etmeden güldürebilmek seni Ekmek çalmadan doyurabilmek Ve haksızlık etmeden doğan güneşe Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun... Şimdi iyi niyetlerimi Bir bir yargılayıp asıyorum Bu son olsun be... bu son olsun! Bu da benim sana Ayrılırken mazeretim olsun! Şimdi saat yokluğunun belası Sensiz gelen sabaha günaydın! İşi-gücü olanlar çoktan gitti Bir ben kaldım voltasında sensizliğin Hiç uyumamış bir ben... Şimdi dişlerimi sıkıp Dudaklarıma kanamayı öğrettim yusuf hayaloğlu |
Cadde bir caddenin adı ölüm olsun uyandırır mı bu sizi yolculuğunuzu beklerken şantajcıları birikmiş kahve köşelerinde kıpırdatmaz güvensizliğini bir tanesi kurşun eziktir, örümcek işini bitirmiştir dolgusu toplam bir düzinedir belki fazla gizini çözmek için yalnızlığını verir biri haykırışı sıradan, çaresiz bir caddenin adı korku olsun satılmış pompacıları, kuytularında uyumayan karanlığı hortlak, aydınlığı cesaret torbası her an bitebilir de, uçurumun kenarındadır belki bu bir kampanyadır, tükenişin varlığı tertemiz, sonuncusu gedik desenli parçalanmış bir tasarımıdır yerde duran alacalı siren sesidir aslında caddeyi korkutan Volkan Altay | |
İKİNCİ EL SEVDALAR ikinci el ve yok pahasına sevdalar pazarlanır köşe başında köşe başında ay doğar köşe başında geceler özleme dair türküler, gidenlere şiirler talan edilir çeyizler ve çeyizlerdeki naftalin kokulu mektuplar ve yontulur dört bir yandan nakış nakış işlenen sevdalar papatya kokan duvaktır elden ele dolaşan yağmurdur beklenen ama hiç yağmayan suyu çekilen dallar kurur kaldırımlarda sararan yapraklar sevda ki gelişindi sevda ki en güzel şarkılardı şimdi sevda bir öksüzün dilindeki ağıttır ikinci el ve yok pahasına sevdalar pazarlanır köşe başında köşe başında ay doğar köşe başında dönmeyenlere şiirler özlemin fırtınasına yakalanıp da kuruyan ve kırılan dallardır ahşap ve unutulan bir ev gibi dağılan ve ilk rüzgarla uçuşan köşe başında umutlardır akşam ki gelişindi akşam ki en güzel şarkılardı şimdi akşam bir öksüzün dilindeki ağıttır Atila IŞIK |
Sen misin süt beyazı ovasında yüzen, Baharın erken müjdecisi. Örtülü karların izlerinde tüneyen, Aradığım çıkış sen misin? Nemli ağaçların diplerinde yüzer. Sen sevgi tohumu, sen elleri buz tutmuş, Bembeyaz çiçekleriyle hasretim, Sen misin beklediğim? İçinde dorukları barındıran. Teslim alırken lodosu, poyrazı, günbatımını. Ta içimizden tutuşturan, Boynu bükük taçyapraklarını. Sen misin kardelen, sen misin, Özlediğim? Ben ressam, ben şair, ben kardelen düşlerinde Yaşayan. Üzerine beyaz gelinlik örttüğüm, Kırık gözlü bir yetimin ağıtı. Sırça köşklerimde sakladığım, Sen misin kayıp toprakların düşüşü, Sen misin yolunu gözlediğim? Hep aynı baharında şaşkınlığın. Açık yeşil çizgileriyle. Derinlerden süzülen bir konçerto gibi. Karlar erimeden uzatırsın eğik boynunu. Hep aynı yerde, hep aynı sisli sabahına sarınıp güneşin. Umduğunu bulamadan dönen. Umutlandığım kardelen düşü sen misin? suna doğanay |
çığlık kendime düşüyorum bastığım her çukurda güneş perdesini örtüyor bir ıslık üşüyor kaldırımda yüreğinden yüreğime yağıyor kar ben...sokağın kuytusunda saklı durak bir nefes mola / sonrası giden yolcular -sür sesime yosunlu köpüğü düşümü gelişinle sar- ayrılığa kesiyor biletimi her istasyon yalnızlık...buğuda terli nefes kendine dönüyor bahçede volta her şarkıda yara alıyor bahar şafağın aynasında yaslı yüz ve gece... gölgesi yasak esmer duvar -tutun kirpiğimden gözüme ölüme daha bir yaşamak var- Ferhat Gülsün |
Bir kelime buldum o tozlu raflarımda Ertelenmiş unutulmuş gibi duruyordu Temizledim harflerini tek tek özenle Yaşlı gözlerle neredesin diye soruyordu Zordu bu kelimeyi taşımak elimde Bir anlam yükledim adına sevgi diye Sonra kalbimin kapısına kulp eyledim Biri gelirse önce sevgiyi görsün diye ramazan karakaya |
Büyüdüm... Yüzünü düşlerime astım Kastım geceye İhtiyar topal sakat bir heceye Şiir dedim Yıllarca dinledim aynı öyküyü Her duyuşumda o yanık türküyü İnledim… Yola düştüm zamansız Kansız insancıl ölümler gördüm Ve çocuk kokan mayın tarlaları Anne korkuları sinmiş odalar Yarama kuytu ayazlar değdi Yaşamak böyle bir şeydi Sustum Bekledim… Sokak lambalarının altında Geç kalan ayak sesi oldum Yanağından sızan gözyaşı İçimi sızlatan bu aldanışı Sevdim… Şehirler bombalandı Kayboldum kalabalık korkularda İçimde insan sesleri Üstüm başım sensizlik Kırık sancılar ortasında Hiç kimseydim… Bakire düşler ördüm En mahrem uykularımdan El değmemiş göğüs uçlarına Susamış dudaklarım Acemi çocuk telaşında Mutluluğu emerken Geç kalan yarına inat Büyüdüm… Yusuf OBALI |
Kırmızı bir gül düşle, Tıpkı dudakların gibi. Ve o an rüzgarın Estiğini düşün ılık ılık. Gül olmuş dudaklarından Rüzgarla yayılan koku gibidir aşk. Anlatamam, sadece yaşarım yokluğunda ramazan karakaya |
| Saat: 23:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık