![]() |
Kalbimin Son Gözağrısı sarı gözbebeklerindeki görkem güneşle yarışır güneş batarken esmer teninde boylam başlar kalbinde biter enlem geç vakitlerdir çağırır seni saçların ilk çağ hatırası buzul gözlü sevgilim, gölgem kalbimin yıldız alacası gece biter gündüz başlar gündüzle gitmeler başlar bilirim kalmak istersin ama gitmektir alnının yazısı güneş göğünün ortasında ışısın kuşlar geçsin parmak diplerinden kalmadan gitmeler kalbime köprü yolcular geçsin diye üzerinden |
Beni Sevmeni Istiyorum Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da, Senden sadece beni sevmeni istiyorum. Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da Senden sadece beni sevmeni istiyorum. Çağırsam bile gelme,yorulma ne olursun, Sen üzülme,incinme,kırılma ne olursun, Beni yanlış anlam,darılma ne olursun, Senden sadece beni sevmeni istiyorum. Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı, Aşkımı değerini sır gibi taşımanı, Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı Senden sadece beni sevmeni istiyorum. Senden tek dileğim var,özel imtiyaz değil, Kulun başka bir kula ibadeti farz değil, Haşa!Yaratan gibi beş vakit namaz değil, Senden sadece beni sevmeni istiyorum. |
YANILGI SAATLERİSardunyalar en eşsiz yerde açar Özlenir , yanılgı saatlerinde. Bulutlara meydan okur turnalar, Süzülür yanılgı saatlerinde. Yüreklere aksetmeyen sevgiler, Sabahları haram eden geceler, Fedakarlıktan yoksun kelimeler, Aĝlatır , yanılgı saatlerinde. Her taşınan yük derttir omuzlara, Her kazılan yol hüzündür daĝlara, Gözlerim yaĝmur yüklü bulutlara, Yenilir , yanılgı saatlerinde. Söĝütlü ovalar toza bulanır, Gönül yurdumda sevgin arınır, Ruh gemim sahillerinde barınır, Sanmıştım , yanılgı saatlerinde. Anlatmaktan bıktım kaldırımlara, Yaprakları savuran rüzgarlara, Bir kalem çekilir hatıralara, Silinir , yanılgı saatlerinde. Taze bir akasya serinliĝinde Gençliĝim aynada silindiĝinde İliklerim bedel derinliĝinde Sızlıyor , yanılgı saatlerinde |
GİZLEDİKÇE AŞK Kışın soğuk balıktan günlerini sayıyorum ağımda. O yaza hiç dönülmeyecek! O başlatılmamış, o varsayılan ortasında yaşanmış sevda yakılmamış bir mum gibi aklımda. Kesik ağzıyla suları eğrilten boğaza karşı durup da oraların kuşu yalıçapkınını hecelemiştik beyaz bir yelkenli gecesiyle sulara. Kışın vurgusu açık, bağımsız bir ses, esiyor bize değmeden, bizden almadan hiç uğramadığımız bir yerlerden doğruca. Uçuyor cinsiyetin kindar ağzıyla. İbret olsun diye savuruyor uzaklara bir meddücezir haritasını. Ne uzanma, ne geri çekiliş; biz varsayılanın ortasında iki içine işleyen zaman, iki uyurgezer nokta. Şimdi sen bile bu şiir için çeperleri kapanmış, kendi başına bir ses, kışın soğuk balıklardan takviminde sadece kendine dökülen bir yapraksın. Yalıçapkını yeni bir sözcüğe uçuyordur şimdi bilmediğimiz bir lugatta. |
papatyayaBahar Sevdalarında Üşürsün sönen bir ufkun aydınlığında beyaz sevda esintileri gelirken yüreğine, son vapurun kalkacağı rıhtımda,görmeden sevda güneşini, gidecekmisin sen. seni görmek için gelirim istersen,son kez sana sevda pınarlarından, bana ancak benden çok sen yetersin,anlarsan eger yüregimin avuçlarında. sevdanın her hecesi aşktır bana,ismine sevgiler yazıldı, ölümü olmayan, kirpiklerim örtsede gözlerimi,vuram vuram yıllar gelir,usanmaz beklerim seni. bahar sevdalarında sevdamla üşürsün bedenin titrer,bensizliğe sarılırken, ağıtlarımı koynumda gizledim,ağladığımı görme sakın,hüzün akşamlarında..... |
SANA BÜYÜK BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden Korkuyorum yanınsıra gidenden Pencerelere doğru akşam üzeri El kol oynatışından Söylenmeyen sözlerden Korkuyorum hızlı-yavaş zamandan Korkuyorum senden Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları Ölmek daha kolaydır, sevmekten Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam sevgilim... |
BİR ZAMANLAR Halbuki bizNe güzel gülerdik önceleri Rahat ve dertsiz. Aşk gelmezdi aklımıza Nasıl olduysa Sancılandı erik dalları Ve arkasından Ağaçlar dolusu tasa ... Pençe pençe ayağa kalktı kartallar Dağlar dizildi karşımıza Buğulandı pırıl pırıl bakışların Bir şey girdi aramıza Halbuki biz Ne güzel gülerdik önceleri Rahat ve dertsiz Bahar Çiçek çiçek döküldü erik dallarından Kaç sonbahar düştü kaldırımlara Yaprak yaprak Yıllar geçti Yalnız gecelerini yaşayarak Mumları avuçlarımla söndürdüm birer birer Halbuki biz Ne güzel gülerdik önceleri Rahat ve dertsiz ... |
Yüreğimi Acıtma Yüzümdeki ırmak yataklarında Kurur çağlayanların Filizlerin solar koyaklarımda Sanal yalnızlığa sığınır düşlerin Ellerim uzaklardayken Kıskançlıklarım düşer omuzlarına Bir anlık hevesle kayar bakışların Sarı zamanlara, saçlarımda çoğalan yıldızların Sağnağına tutulur gözlerin Sözcüklerin donar dişlerinin arasında Ölü balıkları sarar kolların Buz dağına çarparken bedenin Gerçeğin sularında boğulur yüreğin |
hayallere daldım bugün yine hep sen vardın hayallerimde yıllar sonra buldum derken yanılmışım birazcık ilgi gösterseydin bana karşı ektiğim sevgi tohumları yeşerecekti gönlümde oysa aşklar yalan, sevgiler sahteymiş... mutluluk hayallere mahsustur... hayallerde mtluluk sevinçtir gerçekte mutluluk bir yalandır seni bulmak için bekledim yıllarca seni buldum sanmıştım, keşke aşık olmasaydım, keşke sevmeseydim diyorum ama... neden bu çile neden bu acı NEDEN!!! aşkın sevginin karşılığı böyle mi olmalıydı? ne hayaller kurmuştum... sevmek için çıktım bu yola bu yolda sevdiğim yarıda bıraktı yolun yarısında bırakmak var mıydı? sevenleri yarıda bırakılması için mi çıkıyolar bu yola! seni bir labirentte kaybettim! arıyorum, elinden tutmaya çalışıyorum ama sen elini saklıyorsun ben sana bir adım yaklaştıkça kaçıyorsun! eğer bu labirentten kurtulmak istiyorsan tut elimden kaçma! dünyada sahte sevgiler geçerliymiş, oysa gönül kitabında sahte sevgilere yer yoktur sevmek sana kolay gelir ama gerçek sevmek zor gelir sana gitmek kolay gelir, bana bırakmak ölümden de acı gelir... |
İSTANBUL DESTANI İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir Anadolu'da toprak damlı bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarından Direklerinde güller tomurcuklanır Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum Gülcemalle gider İstanbul'a Gülcemalle gelir İstanbul deyince aklıma Bir sepet kınalı yapıncak gelir Şehzadebaşı'nda akşam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kız yanaşır insafsızca dişi Boyuna posuna kurban olduğum Kalın dudaklarında yapıncağın balı Tepeden tırnağa arzu dolu Sam yeli söğüt dalı harmandalı Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı Şehzadebaşı'nda akşam üstü Yine zevrak-i derunum Kırılıp kenara düştü İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir Dokuzuncu Senfoniyle kolkola Cezayir marşı gelir Dört başı mamur bir gelin odası Haraç mezat satılmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmalı tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta Sonra ellerinde şamdanlar nargileler Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları Eller yukarı Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi Sütten duru buluttan beyaz Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin Yakışmaz Ama harbederken onlara Bambaşka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek ağı gibi Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir Orkinos dediğin balıkların şahı, Orkinos mavzerle gözünden vurulur Denizin içinde ağaçlar devrilir Kan çanağına döner dalyanın yüzü Camgöbeği yeşili bulanır Bir çırpıda kırk Orkinos Reisin sevinçten dili dolanır Bir martı gelir konar direğe Atılan Kolyosu havada yutar Bir başkasını beklemez gider Balıkçı gülümser tatlı tatlı Adı Marikadır bu martının der Her zaman böyle gelir böyle gider İstanbul deyince aklıma Adalar gelir Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır Çalımından geçilmez altmışlık madamların Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların İstanbul deyince aklıma kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır Ama şu Kızkulesinin aklı olsa Galata kulesine varır Bir sürü çocukları olur İstanbul deyince aklıma Tophane'de küçücük bir sokak gelir Her Allahın günü kahvelerine Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir Kimi dilenecek dilenmesine utanır Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm Çöpçü olmuştur bugüne bugün Kiminin sırtında perişan bir küfe Kiminin sırtında nakışlı semer Şehrin cümbüşüne katılır gider Kalın yağlı bir kolana koşulur Piyano taşırlar omuz omuza Kendinden ağır yükün altında adamlar Balmumu gibi erir dururlar Sonra kanter içinde soluk alırlar Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin Nazdan nazik çiniden bilezik eller Derken Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin Hacıyağına bulanmış sesiyle esner: Gamı sadiyi felek Böyle gelir böyle gider İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi Hepsinin dudağında İstiklal Marşı Bulutlar atılır top top pare pare Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere Ver Lefter'e yaz deftere Stadyum gelir İstanbul deyince aklıma Binlerce insanın aynı anda Aynı şeyi duymasından doğan sevincin Heybetini düşünürüm Birbirine eklenir kafamda Binler yüzbinler milyonlar Sonra bir mısra havalanır ürkek Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar İstanbul deyince aklıma Yahya Kemal gelirdi bir eyyam Şimdi Orhan Veli gelir Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli Demindenberi senin tadın senin tuzun Senin şiirin senin yüzün Yaralı bir güvercin misali Başımın üstünde dolanır durur Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine Neresine mi arayan bulur Erbabı bilir Deli eder insanı bu şehir deli Kadehlerin çınlasın Orhan Veli İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Burgaz adasında kıyıda Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli Ziba mahallesinde gece yarısı Sabaha Galata'dan geçer yolları Maytaba alacakları tutar kahvede Zararsız bir deliyi Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin Sonra oturup sessizce ağlarlar İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Taşında toprağında suyunda Fakirin fukaranın yanıbaşında Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir Kıldan ince kılıçtan keskin Hep iyiden güzelden yana Hep kimsesizlerin İstanbul deyince aklıma Sait'in son yılları gelir Hey Allahım en güzel çağında Sait'e Dört beş yıl ömrün kaldı denir Sait Sait olur da nasıl dayanır Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine İhtiyar balıkçı pis pis düşünür Bir zehir yeşilidir açılır Bir yeşil ki ciğerine işler adamın Bir yeşil ki kasıp kavurur Küçük mavi çocuk İhtiyar balıkçı Ve dilimize bulaşan zehir yeşili İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait'in şiiri İstanbul deyince aklıma Sabiyem gelir Sabiyem boynundan büyük bir demetle Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir Bahar nereden gelirse velhasıl Sabiyem oradan gelir Ne delidir ne divane Aslını ararsan çingenedir Tepeden tırnağa güneştir Topraktır Anadır Analar içinde bir tanedir Biri sırtında biri memesinde biri karnında Karnı her daim burnundadır Canını mendil gibi takar dişine Yürekten birşeyler katar işine Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar Alçakgönüllüdür Sabiyem Hem masa satar, hem göbek atar Ver bir çeyrek güzelim der Neyse halin o çıksın falin Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz Sonra anlatır dün gece başına gelenleri Görürüm üryamda bir sarı yılan Cenabet ugraşır durur benimlen Uyanır bakarım benim bebeler Yatağın ucuna kaymış Ayağımın parmaklarını emer İstanbul deyince aklıma Bir basma fabrikası gelir Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta Kanter içinde mahzun Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun Fabrikada pencereler tavana yakın Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin Dışarda ağaçlar dizi dizi Duvarlar duvarlar uzun duvarlar Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor Dışarda dışarda dışarda Mevsim gürül gürül akıp gidiyor Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin Kötü kötü düşünüyor İpeğin akışına doyum olmaz Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz Bir top Amerikandan neler çıkmaz Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi Gülsüm'ün gözleri kamaşır Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm Bir top Amerikana hasret sizlere ömür Gülsüm'lerin sürüsüne bereket Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet Gider Gülsüm gelir Gülsüm Azrail ettiğin bulsun İstanbul deyince aklıma Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan Yaz demez kış demez mutlaka gelir Kirli yelkeninde yeni bir yama Demirinin pası gelir dilime Nabzımda duyarım motorunun hızını Canımın içine sokasım gelir İri kalçaları pullu denizkızını İstanbul deyince aklıma Takalar gelir Alçakgönüllü kalender Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer İstanbul deyince aklıma Koca Sinan gelir On parmağı on ulu çınar gibi Her yandan yükselir Sonra gecekondular gelir ardısıra İsli paslı yetim Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim BEDRİ RAHMİ EYUPOĞLU |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık