![]() |
Aşka ve Sevgiye Dair Aşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan,sevgi gerçektir. Aşk sudur,sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir, Özlemektir,beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir. Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak; Aşk açmaktır,sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini,gözlerini Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe,yeşile,çimene Aşık olamazsın ama seversin. Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin. Sevgi için ölünür,aşk öldürür. Aşk kıskançtır,nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir,sevgi Habil. Aşkla sevgi aslında kardeştir Babaları insandır,Adem’dir Aşk için şiirler yazarsın, Şarkılar yaparsın; Sevgiyi anlatamazsın. Çünkü yüreğine sığdıramazsın. Kalbini aşka kapatabilirsin Ama sevgiye kapatamazsın Sevgi gizli,aşk aşikardır. Yüz vermeyince unutursun Sen aşığım diye daha kendini kandır. Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır. Dahası da var: Aşkın gözü kördür, Fazla naz aşık usandırır; Aşk oyun,aşık oyuncaktır. Sevgi ise yaşamdır,hakikattir. Aşk aceledir, Sevgi usul usul sabırlıdır. Acele işe hem şeytan karışır. Aşk ateşlidir Çünkü hastalıklıdır. Sevgi ılıktır Çünkü sağlıklıdır. Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir Aşka ve sevgiye dair… 26 Ocak 2002 Aydın Yüksel Kasım |
yani... Deniz'in yüreğinden geçer semâ'ya giden yol unutun beni Yusuf'un gözlerinde dönerim aşkla darağacında ölmek için önce insan ol Ferhat Gülsün |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
MERDİVEN Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak... Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... AHMET HAŞİM |
Ateş Böceği Karanlığa yak bir kıvılcım ateş böceği Ağlarken bahtı karama bir kendim Donmaya yüz tutmuş yürekle titredim Ruhuma yak bir kıvılcım ateş böceği Yanıyor içim dumanlı yollarda fikrim Kayboldu ormanda kırıntı ekmeklerim Dost olacağım diye ziyan oldu emeklerim Saflığıma yak bir kıvılcım ateş böceği Meğer gözlerin maviymiş bir ben gördüm Hasretin saçlarını minik ellerimle ördüm Başkası elmiş yazık demek ben kördüm Aydınlığıma yak bir kıvılcım ateş böceği Kim demiş ışık yoksa sen de yoksun Yalan fenerlerde aradım gece yoksun Bırakıp gitmezsin değil mi senden yoksun Yalnızlığa yak bir kıvılcım ateş böceği Dört yanı iki metre hanemde niyazım Ah benim bal dudaklı şirin haylazım Karaydı sen gelmeden önce alın yazım Pişmanlığa yak bir kıvılcım ateş böceği Sahipsiz bahçemin eflatun ışığı yansır Kızıl çobanın içerisindeki en tatlı sır Seninle kapansın gözlerim ağırdan ağır Dünyalığa yak bir kıvılcım ateş böceği Nadir Atalay |
Ümid etmektir yaşamak Ümid etmektir yaşamak Ümit etmektir yaşamak örnek ol ibret ol yaşama ders ol geceden sık sık bak gökyüzüne yıldızlara bak güneşli ilk baharın umududur yıldızlar bir elvadalık hükmü var yaşamın ölüm geldimi vakti sorulmaz Serçe kuşu gibidir ümid etmek dal yorulur serçe yorulmaz...... Ertuğrul Sönmez |
Sen İzmirsin beşbin yaşındaki sevgili hayallere sığmayan görkeminle daha dün girdin ergenlik çağına.. sen efsanelerde, Amazon Kraliçesi Mir'in kurduğu, İonyalı Tantolosun çizip karısı SİMİRNA'ya sunduğu, büyük şair Homerosun doğduğu, Victor Hugo'nun prensesi olan, kent değil misin? ihanetlerde öldürülen, yüreğim gibi talan edilip yağmalanan kaç kez... şarap selinde Agora, saklamadı mı gülümseyişini, acılarının ardına.. yitik düşlerin yurdu, buz renkli sabahlardaki, güneşli maviliklerde, hep cepheden baktım sana, güne ağaran tutkularımla.. ürkek bir akşam üstü, denize dalar gibi, düşmek isterken aşka, eşkiya yalnızlık çöktü omuzlarıma.. sonbahar sarısı bu kenti sırtlayp derinine düştüm gecenin... körfezin gizemlerinde, bir şeyler yok olurken, duman karası bulutlar çöktü, şehrin üstüne.. günler boyu yasak aşklar taşındı kente, Hamesis'in Mabedinde damıtılan günahlar, Meles Çayının kirine karıştı, kaç sevdanın külünü savurdu Forbes Köşkü.. palmiyeli gecelerin gölgeleri yollardayken.. sağır caddelerinden geçtim tarihin... Şair Eşref kulak vermedi Abdülhamit'e, yazdı yazacaklarını... Belkahveden gelecek nal sesleri bekleniyor, Hasan Tahsin saate bakıyor, ilk kurşunu attı atacak.. yürekleri ağızlarında güvercinlerin... Cumhuriyet Meydanı'nda ki atlını ilk hedefi belli.. yangın yerini yeşile boyadın Behcet Uz, bu kenti kimler boğazladı? kim işledi bu cinayetleri? biliyor musun Behcet Bey kim? ! ! Kordon Boyunun kolyesini çalanlar, tarih hala cılız Meles Çayında akıyor... biliyorsun, günlerden ayrılıktı, saçlarının rüzgara karışan isyanıyla, tek başına, ÇEKİP GİDEN SENDİN.. yuttu geceler Ege'nin mavisini bir acı çöreklendi şehrin akşamlarına.. şimdi, hangi şehrin sabahında, hangi camdan bakıyorsun tan ağartılarına, saçlarında onca yağmurun ıslandığı serinlikte.. uzak şehrimdesin sen, seninle olmak, omuz omuza yürümek vardı, bu yorgun İzmir gecelerinde.. yeni sevgiler yaratamadım, ihanetleri bıçaklayıp, kendime giden bir tunel kazdım.. özlemleri demirledi Alsancak Limanı, yalnızlığın ışıkları yandı gözlerimde, çoğalırken karanlık köşeleri kentin, çaresizlik çöktü kaldırım taşlarına.. kök saldı tabanlarım sokaklara.. gecelerin tuzağına düştü..... sen kentlerce uzağımdasın, bu şehrin bir köşesinde, son sokak feneri oluşum, yaralıyor beni, düşüyorum ayrılıkların müzmin anaforuna.. şimdi İnciraltı'n da yıkanan gölgende, anılarımı öldürüyorum, ay buluta dalarken, denizin gözlerinden öpüp, üşümesin diye şehrin üstüne örtüyorum.. en son sen yıkmıştın giderken, yıkıldığım o yerdeyim hala, bindörtyüzsekseniki Muzaffer İzgü, bindörtyüzelliüç Gazi Kadınlar Sokağı'nda, yokluğunun günlüğünü tutuyorum... acaba sen bir yalan mıydın? gurbet düğümledi yolları, yanlış adreslerde duran sensin, kapıyı çarpıp gidecek olansa gençliğin, hüzzam bir fasılda, hicrana takılan benim, ellerimde kalansa bir ömür toplamı.. birazdan, körfez vapurunun küpeştesinde, martılar uçuşacak, inip kalkacaklar su birikintilerine.. kırık dökük masalarda mumlar yanacak, ve şamdanlarda eriyecek umutlarım, seni esecek rüzgar, iç çekecek Alsancak'ın mağrur evleri, solungaçlı yüzlerle, çocukluk anılarının jübilesini yapacak ******ler.. az sonra varoşlarındaki çatısız evlerin penceresinde ışıklar solacak, gözyaşlarıyla yıkanıp karanlığa gömülecek.. dönüp arkama baktığım da, Konak iskelesin son vapura binerken, fakülte yıllarımdan kalma, haki renkli parkamla, militan günlerim gelecek aklıma.. yine anılarda, Hüseyin Yurttaş'n *saat İzmir sularında*, akşamcı mekanımız, İkinci Beyler Sokağında ki Bodrum Meyhanesi'nde, bakışlarımızı içerken, dudaklarımızda uçuşan, mutluluk şarkıları olacak... şimdi anımsıyorum, yağmurlarla sevişen ikindilerde, Mustafa İzmirli'nin, Pasaporttaki nargileli kahvesinde, oynadığımız tavlayı, büyülü doğan güneşli günlerde, dudaklarımıza avare ıslıkları yerleştirip, Cumhuriyet alanına sığmayan düşlerimizle.. Kordonboyundaki öpüşmelerimizi, Tayyare Sinaması kaçamaklarımızı, ilk buluştuğumuz Yosun Pastanesi'ni, yine ilk şehiriçi seyahatimizde, denize köpük köpük tüküren, Karşıyaka Vapurunun güvertesinde, yakamozlara ışığını, değdirirken yıldızlar.. şubat yağmurlarında ıslanışımızı.. peki sen anısıyormusun, Kadifekale'den ilk ışıklarını yaktığımız Karşıyaka'yı, Balıkçı Sığınağı'nda ki Efes Gemisinde, içimizde Papaz Yalısının hüznüyle, bir kaç saati kalmışları bırakıp, düşlere dalıp gitmelerimizi... elbette, yaşlanıyoruz çoğaldıkça anılar.. evet, tenha sokaklarında bu şehrin, sen yoksun ya, gölgen bile yok ya, bir fotoğraf gibi yırtıp atasım geliyor kenti.. bu kente saçların dolaşmış olabilir mi? boyuna yollara bakışım neden? sisler kuşatıyor her yanı, anlımdaki bozuk el yazısına siyah çelenk bırakıp, topuklarımda yılların birikmiş ağrıları, arkamdan koşturan hayallerim, ve beynimdeki darp izleriyle, BENDE TERKEDECEĞİM BU KENTİ.. bu kent yalnızlığım kadar büyük değil.. biliyorum, bu koca şehirde her şey var, bir biz yokuz, ne kalır ki geriye, fotoğraflar ve anılarla sokaklarda asılı gülüşlerimiz dışında.. bir gün değişecek, gözlerimizde topladığımız yağmur bulutlarıyla, buluşacağız bu şehrin ortasında, biliyorsun, hiç bir acı sürmez sonsuza dek... şimdi, yaralı şehrimin, kül grisi sokaklarında, yorgun bir adamla birlikte, yalnızlığın adımları dolaşıyor, buza yazılan düşler üşürken, Sahil Evleri'ndeki salaş meyhane, bir kanunun mızrabında ağlayacak, hiç bir dalgakıran direnemiyecek isyanıma, yıkacak bütün bentlerini, yüreklerimiz aynı saate kurulduğunda, gurbetten firar edip, İKİMİZDE DÖNECEĞİZ BU KENTE.. geç kalmışlığın acısını paylaşacağız.. düşlere sığmayan, düş bozumlarında... ZATEN BİZ YOKTUK KİMSESİZDİ İZMİR EVET İZMİR'İ YAZDIM YANINDA SENİ SENİ YAZDIM BÜYÜK HARFLERLE İZMİR'İ YAZDIM ALTI ÇİZİLİ SENİNLE İZMİRİZ NE ZAMAN İZMİR'İ DÜŞÜNSEM İÇİNDEN SEN ÇIKIYORSUN İZMİR İÇİN NE YAZSAM SENİ YAZIYORUM SEN İZMİRSİN Nail Yavuz |
Habisin Olayım ( Gülören ' e; Ankara ‘da ciğer kanseri olan vede ölmek üzere olan eski bir dostuma ? ) İnsan fanidir, bir gün dünyadan gider Sen hiç gitmeyeceksin payidar olacaksın Dünya hercümerç olsa anılar devam eder Sen içim de hep ölsen de yaşayacaksın Neden seni hem de beni seçti bu kader Beni yine yalnızlıklara düşürdün Şiirler yazardım sana azrailim gelene kadar Dualar dikiyorum, leylasızım çöle düşürdün Şiirlerim göklere çıksın yerde kalsın figanım Beni mahşer de bekle sultanım Ciğer ne ki feda olsun bende ki bu canım Ben seni ancak unuturum ta ki durursa dolaşan kanım Serdar San |
GÜLLERiN AĞLADIĞI SAAT Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Büyür o saatte yalnızlığı bahçelerin Düşer korkusu kalbe yaklaşan gecelerin Bir dev uzatır gökten o çirkin ellerini Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk Gitgide uzaklaşır batan güneşle sesin Bir bakarım ki benden en uzak çizgidesin Başlar geceye doğru upuzun bir yolculuk Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk Yüzünü hatırlatır gökyüzüde ne varsa Gözlerin bu saatte kopkoyu elemlidir Dudakların kimbilir şimdi nasıl nemlidir Ellerin öyle yanar ufuk nasıl yanarsa Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan Umulmadık bir anda bitiverir şarkılar Kapanır yüzümüze o mermer kapılar Özlemler ateş şimdi anılar duman duman Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan Ak köpükler kararır deniz görünmez olur Çagırır yaşamaya bizi tek-tük ışıklar Böylece üstümüze çöker de karanlıklar Camlar, bir bir kapanır, odalar, evler uyur Ak köpükler kararır deniz görünmez olur Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Cıvıl cıvıl bahçelerden el-ayak çekilir Yapraklar düşünceli, dallar hüzün kesilir Her akşam uzaklara alır götürür seni Güllerin ağladığı bir saat vardır hani ümit yaşar oğuzcan |
şerefe En tepesini gördüm bugün hayatın O yüzden bu kez senin hayaline içeceğim Ayaklarımı yerden keserken Boğazıma taktığın ilmek Seni gömdüğüm yerden Geri döneceğim Esra Gök |
| Saat: 18:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık