![]() |
SANA DAİR Yaşam kadar gerçek, Yaşamak gibi sahte, Öyle çok şey var ki Yaralayan insanı.. Bir yürek çarpıntısı Onu her gördüğünde Öyle çok şey var ki bak Sana dair.. Yanlış aşklar yaşadık, Yanlış köprülerde Yanlış gemiler yakıp, Aldırmadan İki damla su çaldık Zamanın pençesinden, Aldırmadan, aldırmadan.. Mucize gerek bize, Gidecek bir başka düş, Bir düş ki korkmamış Zamanın karşısında Ve bir çağ gerek bize Ve bir çağ bundan özgür. Öyle çok şey var ki bak Sana dair.. Sonra kuşlar gitti, Anladım dünya yorgun, Sen yorgun, tortusu kalmış Eski bir korkunun Görmedik, duymadık, Demedik bunlar kötü. Biz var mıydık? Aşk var mıydı? Bu ne senden ilk kaçışım, Ne de ilk düşüşün yüreğime. Ne bu senden son geçişim, Ne de son küsüşüm kaderime... Tuna Kiremitçi |
Akşam Nereye gitsem, hangi boylama sığınsam Bir kentin kenar mahalleleri gözlerin Ne kadar bulvarlara yerleştirsem de anılarımı Sensin, kendinden öte bir şeysin Bence biraz daha uzatmalısın saçlarını Bir yaprak fırtınasında usulca rakı içeyim Anladım, Adı niye akşamsefası bu çiçeğin... Ahmet Erhan |
ANLAMIYORUM ey gafil ceylan neyine çöl ortasında aramak gölün mavisini gözlerinin yeşilini vurmayı düşlemek suya aç gözlerini şaşkın aşkın adı imkansızlık ne kadar yükseğe uçarsa düşlerin o kadar çabuk çakılırsın yere şeytan kışkırtır tüm rüzgarları bu yüzdendir ani çıkan fırtınalar gökyüzüne bir güvecin sevdası bir cana tutkusu kör bıçağın bir yare tutkunluğudur aşığı mahveden kızgın bir çölün ortasında ulumaz ceylanlar kavurur güneş tenini vedanın perdeleri inerken gözlerine bileğini dikene kesen keskin bir çığlık kopar boğazından beş vakit haykırışlar yaşama şansı bırakmaz ardında gözlerinde iki damla yaş vardır daima ölmeden önce bakir aşkının bozulmuşluğuna verir son nefesini anlamıyorum dünyadaki herkes bu tanrının cezası aşkı dilerken bunun için yollara düşerken ve ben aşk için bu kadar cesurken nasıl göze aldın gitmeyi anlamıyorum... oysa ben ömrümde geçireceğim tek bir gün için üçyüz altmış dört günü feda edecek kadar aşığım sana... .............................................. Figen Yarar |
Hassas Terazi Ben nerde a dediysem orda a önümde ibresi sağa sola kımıldayan terazi. Az uzağınıza gittiysem böyle daha iyi göresiz bir hafif yankı denizler ötede ses eder siz. Hep kendim için mi bazı şeyleri gizlediysem bilmeseniz başka dünyalarda a vardı görülür hesabı ben/de a dediysem. Behçet Necatigil |
Cesâret kalbim, cesâret! Sustun bütün kış, ürktün kırılmaktan; Çok gerilerde kaldı derken kar, Sonra bahar Ve Temmuz geçti. Yasımız duruldu, coşkumuz geçti... Ne ümit var artık ne korku; Ağustos gecesinde ağulu Sesleri yalnız böceklerin... Cisim sarayı yıkılmadan, Yeni bir sevinçle yıka haydi Geçmiş günlerin kıştan kalan, Balçığını sanmam ki arınsın. Bir devletin inkırazı sanırsın, Ağustos güze terk eder mülkünü Ve Zaman’ın Mehter Bölüğü, İcra-yı âhenk edip sürekli, Örtüyor gidenlerin çığlığını... Cesâret ey kalbim, cesâret! II. Seni eleme emanet etmeliyim Çünkü elem, Sevinçten çok sağlam Ve kalıcı. Çocuk! Bu acımasız, Bu can alıcı Zaman, üstün gelir hepimize... Ben seni elemin ellerine, Emanet edip gidiyorum. Kıyılar, dağlar Ve ormanlar, Senin de ardında kalır Çocuk! Gün gelir, fakat onlar da Zaman’a yenilip giderler... Sonunda yenilenmez yenilgiler; Zaman, bir başına kalır... Ve bizim çoktan geçtiğimiz, Öte âleme geçince Zaman, Orada hepimiz istisnâsız, O’ndan daha kıdemli oluruz... Hiç üzülme seni elemin, Emin ellerine terk ederek, Gidiyorum. Hüsrev Hatemi |
Çocuklar Ayakta Tutuyor Kalemi... Eski günahlarına yanan cehennem gibisin Gülümseme Hissettirme ölümü Özledim deme... Şimdi firavun secdede Büyülerini yutkunuyor âsâm Diyetini ödüyor hayallerim İmkansıza yakın ruhum Kendimle bile konuşmuyorum Bu aralar ceset torbası dikiyor dilim Varmıyor attığım taşlar denize Baksam da göremiyorum bir kez daha Yarılmıyor ikiye Bölünmüyor ömür... Çocuklar ayakta tutuyor kalemi... Dimdik yazsın diye... Saygıdan Ve yıkılmasın diye... Kırılmasın diye... Güneşin gölgesini özlemiyorlar... Her şeyi onlar hissediyor Ama söylemiyorlar... Sebepsiz ayrılıkların ardındaki gerçek gibisin... Bekliyorsun Geçen rüyanın cezası bitmedi henüz Sevda bahçesi imtihanı da Yalnızlık yetmedi Gönlüme... Yalnız ölüm yetmedi... Taşların üzerini okusam unutur muyum İsimleri... Yaşanmayan hayaller mezarlığında... Mezarlar ayakta tutuyor kalemi... Dimdik yazsın diye... Saygıdan Ve yıkılmasın diye... Kırılmasın diye... Güneşin gölgesini özlemiyorlar... Her şeyi onlar hissediyor Ama söylemiyorlar... Bülent Özdemir |
sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı, canın teni yakmasıydı, bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasaydı... "bir insanı sevmekle başlıyordu her şey" ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu! Yılmaz Erdoğan |
Karanlık, Kuytu ve Sessiz Bir Köşede Oturuyorum Yapayalnız, Yine Tek Başıma Dertlerimle. Seni Düşünüyorum ve Bugünde Uykusuz Olacak Sabahım. Biliyorum Yine Karanlık, Güneşsiz, Sensiz Yarınım. Özlüyorum, Ağlıyorum, Aşkından Yanıyorum. Tüm Bunları Gülücüklerimin Ardına Saklıyorum. Savuruyorum Başımdan Tüm Kötü Belaları Ve Bekliyorum Tekrar Aşk Zamanını. Olamaz Kimse Senin Gibi, Güldüremez Ki Beni. Alamaz Kimse Yerini, Sevemem Ki Kimseyi Senin Gibi. Sensizken Hiç Birşey Umrumda Değil Pek gülmüyor Zaten Yüzüm. Her Kavuşmamızın ardından Yine Yalnız, Yine sensiz, Yine Çaresiz Kalıyor Gönlüm... Resmin orjinali : http://img155.imageshack.us/img155/6...tsuzlukpb5.jpg Şiirin Yazarı;***_CaDI_*** Fatoş (yani ben) resmi yapan : dostum VUR@L |
Ayrılık hasreti vurdu bağrıma Neden ayrı düştük, bilemiyorum! Sen yoksun sevdiğim, gönlüm virane Üzüntüm çoğalır, gülemiyorum! . Gönlüm ateş sanki, kor gibi yanan Hasret mızrak mızrak, vermiyor aman Derdimle baş başa kaldığım zaman Akar gözüm yaşı, silemiyorum.. Gittiğin gün dünya zındana döndü Ümidin, hayalin ziyası söndü İdrâk paramparça, duygu bölündü Bir türlü kendime gelemiyorum! . Hıçkırır yüreğim firkât yasında Gönlüm kürek çeker, gam deryasında Muhabbet düşünde, aşk rüyasında Arıyorum seni, bulamıyorum.. Hünkar Dağlı |
Gece Onu Beklerken ben onu beklerken gece, gömüldü içime şiir buğusuyla puslandı kalbim aydınlığı getirde melekler pencereme ben onu beklerken gece, kuş sesleriyle süslenince sokaklar bir nehir gibi aktı kalbime olup bitenleri farketmediler ben onu beklerken gece, tinerci bir çocuk sığında koynuna kalbinin melekler şefkatle ayışığını örttüler üstlerine ben onu beklerken gece, bir sinsi yağmur zehir gibi karanlık ve cinler kayarak geçti ötelere ben onu beklerken gece, o uykunun derinliğinde küçük bir çocuk gülümsedi masal düşleriyle İlhami Atmaca |
| Saat: 22:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık