![]() |
PİŞMANLIK Bu dünyayı zindan ettin sen bana Sahte gülücüklerle girdin dünyama Her şeyimi alıp gittin başka kollara Yalancı koydum bende senin adını Her şey unutulur gidilir bir anda Pişmanlık duyup dönmek istersin bana Gelip de bulamazsın eskisi gibi bir ben daha Yanlışlarınla kal şimdi baş başa Kocaman yüreğim vardı sevgiye susayan Aşkı yaşayıp sana da yaşatan Bırak git dedin ardına bile bakmadan Meğerse nefretin olmuşum anlamadan Çok gördün değil mi mutluluğu bana Yalvarıyormuşsun her gün Allah'a Geri dönsün canımı vereyim diye ona Son pişmanlık fayda etmez bunu unutma.. ................................... Fırat Coşkun |
Gel…. Gel de Gönlüme serinlik ver Bad_ı saba mı? Dersin Poyrazdan mı esersin Yeter ki gel.. Bir kez duyulsun sesin.. Gecelerin içinden… Geleceksen gel artık… Ya Maçin Ya da Çin’den.. Ama ruhum be gülüm Bak sana sesleniyor. Dilimin raksı değil….. Dinleyeceksin belki. Beynimde kopan değil.. Bu fırtına bu tayfun… Gönlümün, yüreğimin, kalbimin Taa içinden.... tuncer akbaba |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci | |
Kalbimin ateşi sen Evimin neşesi sen Dünya benim olurdu Bir gülsen ah bir gülsen Bülbülleri çağırır Seslen bulut dağılır Doğar güneş yeniden Bir gülsen ah bir gülsen Ufukta yar gözlerin Silinmezki izlerin Erir tutmaz dizlerim Bir gülsen ah bir gülsen Dağlar aşar gelirim Arar seni bulurum Gülsen meshud olurum Bir gülsen ah bir gülsen fatma akgöl |
ANLAMSIZ Sen kendini tanımamışken, Beni tanımaya çalışma sakın. Sahte gülüşlerine yandığım masal kuşum. Biliyor musun! Meğer masalların sonları hüzünmüş Bakışlarının ardındaki yalanlar gibi.... Bundan sonra sen bir düş güzeli Bense Sana inanmış şaşkın bir deli. ...................................... Gizem İnan |
YASTIĞIMIN SEN KOKAN YÜZÜ Küllerini savurduğum bir yangının meyvesiydi; Ayrılık... Ateşler içinde yandığım cehennem yeriydi; Yastığımın sen kokan yüzü... İlk buluştuğumuz anı hatırlıyorum dün gibi. Soğuğun içime işlediği anlardaki; Asi, ateşli bir bakış; utangaç bir yüz Sahipsiz bir kalp... Ve çabucak biten bir hikâye... Şimdi için rahat olsun... Bir ikindi vaktinde; Köşelerden birine rastlayan bir masa vardı, O zaman diliminde verilen sözlerin ve ağlayan gözlerin Bir tek ruhu kaldı... ADEM ERAY KOZAN |
GİTME, KAL DESEM?.. Hani; Bir ayağın içerde Tam çıkacakken Kalbimin kapısından Gitme Kal, desem?.. Hani; Başka gözlere Dalmamışsa gözlerin, Yankılanmıyorsa Başka bir ses Kalbinin dağlarında, Kurşun sıkmamışsa Sevdama kalbin, Çıkma Kal, desem?.. Sen de seviyorsan Beni halâ, Ve düşünüyorsan Seni düşündüğüm kadar, Yok ediyorsa mesafeleri Sevgin, Gitme! Bir kez daha düşün!.. Sebahat Mayda Yavuz |
kaç gecenin çölüdür bu ayrılık |
Anlamalı !! Kafesteki kuşun gözlerinden anlamalı, Yalnızlığı, unutulmuşluğu, ıztırabı. Babanın o buğulu sesinden anlamalı, Sevmeyi, sadakatı, vefayı ve de cefayı. Yağan yağmurun taneciklerinden anlamalı, Dalgaların kayaları döğüşünden anlamalı, Görmeli zaman zaman da ana ile babayı. Solutmalı onlara da yudum yudum yaşamı. Bir gün gelir de beni düşünerek ararsanız, Resmime bakarken hatırlayıp ağlarsanız, Yılda bir defacık olsun beni anarsanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Bir gün benim mezarıma rastlarsanız, Bir de taşına bakıp adımı okursanız, Üstüne küçücük bir kuru gül de koysanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Necdet Çobanlı |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci |
| Saat: 11:12 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık