![]() |
Kapat perdeleri ! Kapatki , yalnızlığın başlasın ... İyidir insanın kendi kendine kalması . Alışmalısın ... Mevsime pek gitmiyor Şimdi o şarkıyı sustur ! Dinleme artık . Sanma ki aylardan ağustostur .... Duvarlarına yüzümün gölgesi düşerse , Şaşırma ! Bazı geceler ruhum , göç edecektir evine . |
DONMUS DALLARDA CICEK İyidir beraber olmamız Yaklaşmış, değişik. Duyulur çevrenin gürültüsünde Issız Bizde bir şey eksik. Belki de bir şey fazla, yıllarca bilmedik Çökmüş birdenbire ağır: Bir kırık gülüşte Yitik Ümitsiz hatırlanır. Bulmak gibi tıpkı Karlar altında kayıp uzanırken ova Yolu kendiliğinden, Donmuş dallar esen ılık rüzgâra Çiçek açar çekingen. Aldanarak, unutulmuş Senin yolun ayrı, benimki ayrı Az sonra ikimiz de yalnız Kısa bir zaman için, saat beş suları İyidir beraber olmamız. Behçet NECATiGiL |
Yaprağın Ömrü Dağlardan esersin bir yel gibi, Savrulursun bir sonbaharda yaprak gibi, Dalından düşer uzak diyarlara uçarsın, Hasretinden tükendiğin cananın ordaymış gibi. Bilmezler yaprağın canı kalmıştır dalında, Anlamazlar yaprağın ömrü tükenmektedir, Sanırlar ki savrulmuş bir yaprak vuslata gitmekte, Görmezler ki can özünde, özü dalındadır. Artık vuslat yeşilin sararıp bittiğidir, Nefessiz kalınmış bir boşlukta son nefestir, Artık hasret sensizliğin ebedi olduğudur, Tükenmiş bir bedenin çürüyüp gittiği topraktır. |
SEBEBİM DERLER YA . . . ölümüm senden olur bilinsin ne uçsuz bir kan akışı ne buğusu kadehte rakının, ela ve sonsuz bir teneşir uykusu gözlerinin ağlamaklı bebeğine... acemi zamanlar silinsin ölümüm senden olur bilinsin sen istesen aslında bütün kafiyeleri eskitirsin aklında kalmayacak aklım başka kollar başka sarılmalar ve her defasında alsancak platonik rutubet kokacak aklına bir fikir gelecek bir çift iri memenin kuşkusuna fidye vereceksin bütün iklimlerin feri silinsin ölümüm senden olur bilinsin gözlerin bir içimçaydı bizansta, gözlerin, ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere.. Eylül 1993 Yılmaz ERDOĞAN |
Kubbeler Dün başlar seferber, eller seferber, Kurşun eritildi, mermer çekildi. Bunlar, bu kubbeler, bu minareler Akçayla olacak şeyler değildi. Böyle bir gemide yendi suyu Nuh. Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh. Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci Abide haline koydu sevinci. Gergefle işleyip bir inci sultan Ki çiçek verirdi saksıya koysan. Bulabildinse ey yolcu yerini, Hepsinin altında altından bir ay. Seyret İstanbul’un camilerini Minare minare, kubbe kubbe say! Açılır masmavi burada gökyüzü Gümüşten sütunlar üstünde durur... Kiminin gölgesi dinlenir yerde, Kiminin beyazı sulara vurur. Allah’a giden yol buralardadır Kapılar açılır şerefelerden. Buradan uğurlanır mübarek aylar, Bayram burda başlar arefelerden. Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış, Sultanı, çerisi, piri, veziri. Nesilden nesile götürsün diye Kanatlar üstünde şanlı tekbiri. Nice başbuğların açtığı yolda Biri yardan geçmiş, öteki serden. Yolcular gidiyor yarına doğru, Kafile kafile bu köprülerden. Kuşun uçuş, gülün açış saati, Tanrı’nın fermanı yüce kubbede, Duyulur, uyanık Fatih’in “Uyan’ Dediği uzaktan Sultan Ahmed’e.. Diken dikmiş, yakan yakmiş mumunu, Şamdanlar, şamdanlar, ulu şamdanlar... Ki aydinligiyle asirlar boyu, Yolunu bulurdu yolda kalanlar. Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş, O kivrak şekil ki serhatte yaydi; Atlas bayraklarin dalgalarinda Rüzgarla öpüşen ince bir ay’dı. Kimi yıkanırken şadırvanlarda, Tekbir’e hu hû’lar katıyor kimi: Beyazıt önünde güvercinlerin incidir yemi, Söyleyin ey nazlı haber kuşları: Tuna boylarından müjde geldi mi? Uzaklarda kırık minarelerden Gökte bir kapıyı vurur leylekler; Bir gün açılacak o büyük kapı Ve kanatlar yere inmeyecekler. Taraf taraf, kol kol şu yamaşlardan Aktıkça fetihler tarihi Türk’ün Kubbeler erecek bir gün murada; Ve minareler dal verecek bir gün. Geçersen altından bu loş kemerin Menekşe menekşe gül güldür içi... Kapanmaz kapısı Allah evinin, Ki beş vakit gürül gürüldür içi. Çiniler, çiniler, taze çiniler; Boyası göz nuru, fırçası kirpik... Ey sanat, kuruyan dallarımıza Bir yeşil yaprak ver! demeye geldik. Biri hattın, biri mermerin, tuncun, Kurşunun sırrını aramış bulmuş Yesârî elinde Lafza-i Celal Sinan’da kubbeyle minare olmuş. Işte bu kubbe ki, söyler saati Yolcu ilk, dalgalar son cemaati, Mavidir çinisi, Yeni’dir adı Mermerini sisler karartmadı. Şehzâde, Laleli, Haseki Sultan Hepsinin üstünde Süleymaniye... Süleymaniye’den, Ayasofya’dan Yollar iner dal dal Yeni Cami’ye Yelken yelken, seren seren gemiler; Yamaçta, kıyıda, yolda camiler. Bu horasan, mermer, kurşun dağları Omuzunda taşıdığı çağları Taşıyacak daha çağlar boyunca Ve yer çekmeyecek yere koyunca. Yolları arkada bırakan hızla, Kanatlarımızla, atlarımızla Aşarken toprağı, taşı denizi Bu kurşun memeler emzirdi bizi. Böyle bir gemide yendi suyu Nuh. Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh. Arif Nihat Asya |
Üzgünüm Sevgi http://www.myehost.de/resim/images/jO952391.gif Geçenlerde bir sevgi buldum yolda... Aldım onu yerden yavaşça, Çatlamıştı her yeri... Tozlanmış... Yıpranmıştı. Ellerimle dokundum yavaşça... Ürkekçe içine çekildi birden Gülümsedim... Sıcak ve içten, Üstündeki tozları temizledim dikkatle "Acaba?" dedim kendi kendime... Acaba eski haline getirebilir miyim? Dikkatlice çantama yerleştirdim, Artık eve gitmeliydim... Onu görmek, dinlemek... Ona dokunmak istedim delicesine... Eve gidip odama kapandığımda, Oturdum önce çantamın başına. Açmasam daha mı iyi olur acaba? Ya... Ya daha da kırılırsa... Ona dokunmamı istemezse Ya da sevmezse beni! Hayır, yine de görmeliyim. Günlerce... Evet, günlerce dinledim Onu Bir gece güldüm, Bir gece ağladım yaşadıklarına. Ve... Ondan sonraki her gece sadece ağladım. Üzgünüm sevgi, Yaranı kapatamayacağım kadar kırmışlar seni. Üzgünüm sevgi, Belki ölüm senin için olacakların en güzeli... Üzgünüm sevgi, Parça parça yaşatılamayacak kadar bütünselsin. Ve, üzgünüm sevgi... Çünkü sen, Ya hep güzelsin doyana dek, Ya da bir bilinmeyensin sonsuza dek............ |
Islak Notalar ( ay'a ) gece mehtabı sürüklüyordu duygudan halatlarla bulutlar parça parça geziniyordu peşinde dağılıyordu yıldızlar birer birer dudaklarım ıslak bir şarkı söylüyordu hafiften bir yağmur çiselerken ardından daha bir ıslandı nemlenen karanlıkta notalar o an kainat durmuştu sanki duygular zamanı sürüklüyordu... parçalı bir yaz gecesi birkaç dakikada sırılsıklam sokaklar, evler, bacalar ve mehtap kediler sırılsıklam miyavlıyordu karanlığın koynunda yağmur ve siyahın ortak bilmecesi mehtaplı, yıldızlı ve yağmurlu bir gecede çözülüyordu çok uzaklarda ayın gölgesinde bir yerde krater misali umut çukurları açılıyordu her bir zerresine umutsuzluğun mezar oluyordu ve demirden düşünceler karadeliklere çakılmış direklere gerilen çamaşır tellerine mandallanıyordu ve kafesleniyordu umutsuz gece kendi bedeninden mamûl kemikten bir kafeste şarkılar söylüyordu gece varlık ve yokluk arasında var olmak mıydı yok olan yoksa yok olmak mıydı var olan oysa gece sonun başlangıcında bir sabahı müjdeliyordu güneş var gün var sabah var doğacak yaşanacak günler var bir yaz çiçeğinin polenlerinde uçan yaşanacak günler gece kadar lacivert sabah kadar umutlu ve aydınlık gece haykırdı kainat sendeliyordu kulakları yırtıyordu ufukları ötelerde parçalayan sirenler doğum sancısı çekiyordu bir sabaha gebe karanlık çiğ taneleri sancılı gecenin alnında bir gümüş damlasıydı parıldıyordu doğdu doğacak gibiydi güneş dokuz ay on gün geçti dokuz saat on dakika dokuzuncu sol anahtarında bestenin ve ıslak notalarında gecenin terleyen serin ve işkenceli yüzünün bağırtılı kıvrımlarında umudun adı okunuyordu. alacakaranlığın ardında altın kadar değerliydi gün altın gibi kızıl yirmidört ayar yirmidört farklı dilimin en değerli anındaydı an ıslak notalar serptim koynuna gecenin ıslak notalarla söyledim umut şarkılarını ışıkla makyajlanan mehtabın kraterlerle buruşmuş yüzüne karşı dolu dolu söyledim git ey mehtap git gece varsa sen varsın bir yarasa gibi koynundasın karanlığın incinir lekeli bakışların ışığa karşı sonsuz arzularında gündüzün kaybolursun git ey mehtap artık umut doğacak sen gönlün karamsar ufuklarında eğlen ışıklı gündüzler seni bir anda bitirir sen bir aysın o bir güneş o beni umutla yakan ateş birazdan doğacak ve sen ey mehtap ve sen ey ay umacılara nemli ve ıslıklı şarkılar okurken ışıkla kısılacak sesin ve görüntün ve bir sonraki karanlığa kadar var olmayacaksın... ışığında umudun kaybolacaksın... |
Bir deli yağmurdun sen. . Yağışını, tepeden tırnağa beni sırılsıklam yapışını severdim.Her damlan içime işlerdi,her damlan yüreğime akan bir nehre dönüşürdü. O ıslak halimle tir tir titrerken ,bir tek damlanı kaçırmamak için kapanmazdım hiçbiryere.Yağmurdan sonra üşümeyi kim sever ki?Ben severdim işte.Bir yağmur bağımlısına dönüştürmüştün beni. Sen yağdığın zaman ,elinde şemsiyeyle gezen ,kaçışan insanları gördükçe öfkelenirdim.Seni hissetmeyen insan,neden yaşardıki bu dünyada?Sonra dağılırdı öfkem ve gururlu bir gülüş kaplardı yüzümü.Hiçkimsenin fark etmediği o güzel ıslaklığın tek sahibi bendim.Bu beni hepsinden ayrıcalıklı kılıyordu.Onlar sıradandı,ben farklı. Uçurumun dibinde yalnız çiçektim ben.Tek besinim yağmurdu.Yağışını beklerdim.Kurak günlere ,ayaz gecelere inat hiç bitmeyen bir umutla beklerdim.Kapardım yapraklarımı, bükerdim boynumu direnmek için. Umudun yitip gittiği günler oldu elbette.Bekleyişin işkenceye dönüştüğü zamanlar oldu.Yağmama ihtimalin yoktu,ama ben sabırsızdım,yada sen yağacağın zamanı çok iyi bilirdin.Ben bunun rahatlığıyla hiç solmayacağımı düşünürdüm. Seni taşıyan bulutlarda hiç siyah olmadı.Yakışmazdı sana kara bulutlardan düşmek dünyaya.Yağışından sonra gökkuşağına dönüşmeni sevdim,her damla başka bir renkti.Gözlerimi alamazdım o renk cümbüşünden.Çabucak kaybolacağını bildiğim için bir saniye ayırmazdım gözlerimi senden.Sonra güneş yükselir sen çekilirdin.Ama her gidişin,yeniden döneceğinin müjdecisiydi,bilirdim. Bu aralar kurak gidiyor günler.Ne bir bulut var,nede yere düşen damla.Ben yine direniyorum,ama ,geciktin ey yağmur.Sitemdir sanma,vardır bir bildiğin,ama ,düşün ki sen olmasan solup gideceğim bu çorak dünyada. . Yağ ve sırılsıklam et beni.. Ben . . . öyle tutkulu,öyle yağmur delisi . . . |
Bir Damla Gözyaşının... Uzak; En az sen kadar uzak sabahı bekler Düşünü ve gülüşünü kaybetmiş yüreğim. Bir bilsen damla damla dökülen bu gözyaşları Neleri anlatır... Bir damla gözyaşımda şehirler temizlenir Bir damla gözyaşı umut taşır, düş taşır. Bir damla gözyaşı aşkı, Bir şehrin aldanışı, Ben haykırışı, yitirilişi, serzenişi, İşi gücü taşırım sabaha. Sıcak odalardan yağmur yağan şehre Elinde birasıyla edepsiz bakanlara inat Ne meze olurum sabaha, ne çökünce gece Gözyaşıma. Şehirlerde insan azalır, Arzum çoğalır, Darbıma ve adabıma Bir damla gözyaşı bir kadeh taşır. Ne çoğalır hüznüm Ne azalır. Az alır yar, az alır Yüreğim bu kentin aydınlığından az alır. Ezilir, şehirler temizlenir, Sabah şehir aydınlanır, içim kararır Öfkem çoğalır, gözyaşım çoğalır... Bu şehre inat gözyaşım bütün dağları taşır... |
http://www.sevdimseni.net/Siir/006_dosyalar/065r.jpg İKİ SATIR Her günün akşamı kalem elimde İnan iki satır yazamıyorum Bir bir dolanıyor sözler dilimde İnan iki satır yazamıyorum Bu hasret gerçekten bitirmiş beni Bana çok görüyor severken seni Kaldıramıyorum yorgun bedeni İnan iki satır yazamıyorum Bıraktığın izler gönlümde ne çok Dokundukça yakar sanki kızgın ok Kağıt kalem nemli çizgi desen yok İnan iki satır yazamıyorum Engin NAMLI |
| Saat: 00:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık